Fatiha Sûresi 1. Âyet Tefsiri — Ebû's-Su'ûd Tefsiri (İrşâdü'l-Aklü's-Selîm)
Ebû's-Su'ûd Efendi
EBU’S-SU’ÛD TEFSİRİ
İRŞÂDÜ’L- AKLİ’S-SELÎM
İLÂ MEZÂYÂ EL-KUR’ÂNİ’L-KERÎM
Ebu’s-Su’ûd, Muhammed b. Muhammed el-Imâdî
Hanefî (ö. 982/1574)
Mukaddime:
Resulü Hazreti Muhammed'i (aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)
hidâyet ve hak din (ed-dinü'l-hak) ile gönderen;
ilâhî emir ve nehiylerle ilgili hükümleri muhtevi mukaddes usullerin (şer'-i şerif) adet ve rükünlerinden (şeâir) büyük küçük her şeyi Resûl'üne bildiren;
mü’minleri el-A'zîz (her şeye gaalib ve üstün) ve el-Hamîd (her türlü övgüye lâyık) Allah'ın sırat-ı müstakimine ileten;
daha önceki semavî kitapları onaylayan (musaddık);
her işin doğrusunu söyleyen (nâtık);
hiçbir şeye ihtiyacı olmayın bilakis kâinattaki, her şeyin kendisine ihtiyaç duyduğu (es-Samed) hak ma'buda (ma'bud-i bi'l-halik) ibâdeti emreden;
bütünüyle ahenkli ve âyetleri birbiriyle müteşabih, tekrar tekrar bıkılmadan okunan (mesânî) ve okunduğunda haşyetiyle tüyleri ürperten (Zümer 39/23);
mehabetiyle (heybet, celâl ve azamet) sanki dağları sarsan, demir kütleleri ve sert kayaları eriten (Ra'd 13/31);
çözümü her güç meseleyi kolaylaştıran;
Arapların atası Kahtan'dan bu yana gelmiş geçmiş bütün söz ustalarını susturan;
şiir ve edebiyat sihirbazlarını şaşkınlık içinde bırakan;
bir araya gelip toplansalar ve aralarında yardımlaşsalar bile benzerini veya eşdeğerini meydana getirmek hususunda bütün insanları ve cinleri âciz bırakan (Bakara 2/23-2.4);
beyyi'nelerin en aşikârı ve hüccetlerin en parlağı Kur’ân-ı Kerîm'i, akıl sahipleri (ülü'l-elbab) üzerinde düşünüp ibret alsınlar (tedebbür ve tezekkür etsinler) diye eğrisi-büğrüsü olmayan (gayra zîı'vec/Zümer 39/28) bir Arapça ile Resulü'ne indiren Allah ne yücedir!
Yüce Rabbimiz uzunca bir fetret devrinden (Peygambersiz geçen bir zaman diliminden) sonra Hazret-i Muhammed'e Kur’ân'ı indirdi O da insanlar apaçık bir dalâlet (sapıklık) içindeyken onlara Kur’ân ile hak yolu gösterdi.
Böylece bâtılın karanlığı sıyrılıp açıldı ve Halik'ın nuru ufukta yükseldi Şimdi kim Kur’ân'ın çağrısına uyarsa o kurtuluşa erer; kim ona karşı direnir, heva ve heveslerini ilâh edinirse o felâket çukurunun kenarındadır ve sonuçta da oraya yuvarlanır. Şurası da bir gerçektir ki Allah'ın nurundan nasibi olmayan kimsenin akıbeti karanlıktır.
Yüce Allah Resulü Hazret-i Muhammed'e (sallallahü aleyhi ve sellem) onun Ehl-i Beyt'ine itaatkâr ve faziletli Ashab'ına, hayırda onların izinden gidenlere salât, selâm ve rahmet eylesin; onların şânlarını yüceltsin; yıldızlar birbirini izledikçe, gece ve gündüz birbiri peşinden gidip geldikçe salât ve rahmetini onların üzerine yağdırsın!
Bütün bunlardan sonra (emma ba'd) hidâyet eden, doğru yolu göstere. (Hâdî) Rabbinin rahmetine muhtaç;
O'nun fakir kulu (el-a'bdü'l-fakır)
Ebussuûd b. Muhammed el-I'mâdî der ki:
Bu kâinat kitabının tek harfi henüz yazılı değilken onun meydana getirilmesindeki asıl sebep, Âdem babamız henüz ortada yok iken, onun hamrunun yuğrulmasındaki derin hikmet;
Mecîd (gerçek şeref, lütuf ve kerem sahibi),
Muîd (her şeyi ilk yaratılıştaki hâline çeviren, öldürdükten, sonra dirilten, hayata iade eden) ve
Bârî (yaratan, şekil ve nizam veren, düzenleyen) Yüce Yaratıcı'nın hakkıyla bilinmek ve
kendisine kulluk (ibadet) edilmek istemesidir (Zâriyat 51/56).
Bu maksada erişmek için de Kur’ân hükümlerini iyice anlamaktan başka yol yoktur.
Gerçi Azîz (her şeye üstün ve gaalib) Allah (celle celâlühü), sonsuz kudretinin delillerini kâinat kitabının sayfalarına yazmış;
vahdaniyetinin bayraklarını maddenin cevher (öz) ve arazlarına (İlinti, vasıf) dikmiş;
cihanın her zerresini, bilginin her damlasını, kudret kaleminin geçtiği her noktayı, örneksiz icat levhasına yazılan her harfi cemalini gösteren bir ayna;
kemal sıfatlarını düşündüren bir vâsıta; şüphe götürmeyen kesin delil ve kendisine yönelenler için sapma imkânı vermeyen düz ve geniş bir yol kılmıştır.
Özetle tabiatın her zerresi Rabbin belgelerini okuyup açıklayan bir hatib gibidir. Bu seslere kulak verip dinleyenler onun insanlara akılları ölçüsünde sırlarını açıkladığını, sorulanları uygunca cevaplandırdığını, hikmetlerinin bazılarını gizlediğini bazılarının da ince işaretlerini verdiğini göreceklerdir.
Fakat söz konusu bütün bu belge ve delilerden yararlanmak;
işaret ve alâmetleri amaca uygun kullanmak;
o beşer üstü ifadelerin mânâlarını, satır aralarında gizlenmiş kaza ve kader sırlarının sembollerini kavramak güç ve kuvvet sahibi Allah'ın (celle celâlühü) tevfiki olmadan yalnız insan aklının üstesinden gelebileceği bir şey değildir.
İşte Rabbin kitabı Kur’ân'ın indirilmesinden murad budur.
Kur’ân öyle bir İlâhî kitaptır ki İslâm'ı ayrıntılarıyla ortaya koyar (tafsil eder); mûteşabihatın müşkillerini açar;
hazeratü'l-kudsün, enbiya ve evliya ruhlarının toplandığı makamların örtülerini aralayarak insanlığın pek gizli sırlarına ulaşmayı sağlar.
En üstün melekeler bu kitapla kazanılır dünya ve âhiret saadetine yine bu kitapla erişilir. Bununla beraber şânı yüce Kur’ân'ın âyetlerinden bazılarının ifâdeleri kapalı (muğlak) olduğundan anlaşılmaları oldukça güçtür.
Zaten onu her yönden mutlak manâsıyla anlamak, semânın sonunu bulmak veya onun burçlarına çıkıp oturmak kadar imkansızdır.
Böyle olması da tabiîdir. Çünkü birbirinden farklı konulara temas eder; nazarî ve amelî bilim ve fenlerin birçok inceliklerini, şer'i hükümlerle bunların delillerini içerir; mülk ve melekût âlemlerinden haberler verir; aynı zamanda birtakım emirler ve yasaklar öngörür, Kur’ân-ı Kerîm, eşsiz ve benzersiz bir üslûpla Levh-ı Mahfûz'dan istinsah edilmiş; çehresi i'caz (herkesi âciz bırakma, az söz ile çok mânâ anlatma) nuru ile peçelenmiş; zamanı gelince açıklanması gerekli gerçekler, o gün için akıllardan gizlenmiş; onun ışığının parlaklığı gözleri kamaştırmıştır.
İşte bunun içindir ki her zaman ve her ülkede kalem erbabının sultanları sayılan büyük bilginler, Kur’ân-ı Kerîm'i tefsire, âyetlerinin anlaşılmasını kolaylaştırmaya çalışmışlar ve bu alanda pek değerli eserler tasnif ve telif etmişlerdir,
Hazret-i Peygamber'den (sallallahü…