Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Elmalılı Hamdi Yazır — Hak Dini Kur'an Dili (Sadeleştirilmiş)

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır
Nitekim buyuruyor ki: Şiddetli savaşçı ve güçlü, kendisinden hoşlanılmayan kullarımızdan üzerinize saldık. Burada izafette (tamlama ile) marife olarak: "kulumuz" buyurulmayıp nekire olarak "bir kulumuz" buyurulması bunların, Allah'a nisbet edilerek anılacak, marifet ve ibadetleri makbul kulları olmadığına işarettir. Yani bu belirsiz yapmada "O'nun kulu" ifadesindeki belirlilik gibi özel tamlama ile bir şereflendirme mânâsı değil, şiddetli bir korkutma ve dehşet mânâsı vardır. Gerçekten yüce Allah, âlemlerin Rabbi olduğu için, aslında mümin de kâfir de onun kuludur. Ve düşünmeli ki, mümin iken azan bir kavme, kâfir bir kavmin musallat kılınması ne korkunç şeydir. Salih ellerle ıslah kabul etmeyen kavimleri bekleyen sonuç ta budur. Bazı tefsirciler, bu olayın Câlut olayı olduğunu söylemişlerse de çoğunluk, "Buhtu nassar" olayı demişlerdir. Bununla beraber esas önemli olan taraf, olayın zaman ve şahısları değil, özel mahiyeti ile hikmetidir. Kur'ân'da da ancak bu nokta anlatılmıştır. Onun için en doğrusu şahıslar ve zamanların belirlenmesi ile uğraşmayarak olayı, Kur'ân'ın açıklaması yönüyle kökü ve hikmeti ile ele almaktır. Allah'ın yüceliği, onlara o korkunç kulları saldırttı da evlerin aralarını yokladılar. Yani öyle istila ettiler, öyle can kırımı yaptılar ki, herkese açık genel yerlerden başka, evlerin aralarını arayıp öldürecek İsrailoğulları'nı aradılar ve bu, yerine getirilmiş ve vaad oldu. Yani birinci fesat döneminde vaad edilen hüküm ve alın yazısı bu şekilde gerçekleşti, tamam oldu. (Bakara Sûresi'ndeki "Veya altı üstüne gelmiş bir şehire uğrayan kimseyi görmedin mi?" (2/259) âyetinin tefsirine bkz.). İsra Sûresi · 6. âyet Sonra sizi tekrar o istilacılar üzerine galip kıldık ve size mallarla ve oğullarla yardım ettik. Ve toplum olarak sizin sayınızı artırdık. Sonra da size, onlar üzerine tekrar saldırma imkânını verdik. Devletinizi tekrar verdik ve sizi malllarla ve oğullarla destekledik ve sizi orduca çoğalttık. İsra Sûresi · 7. âyet Eğer iyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz yine kendinizedir. Artık diğer fesadınızın zamanı gelince, yüzlerinizi üzüntüye sokmaları, kötülük yapmaları ve ilk kez girdikleri gibi yine Beyt-i Makdis'e girmeleri, ele geçirdikleri yerleri mahvetmeleri için onları tekrar göndereceğiz. Şöyle diyerek ki: Eğer iyilik ederseniz; Allah'a itaat, emir ve yasaklara riayet etmekle güzel çalışır, iyilikler yaparsanız kendinize iyilik etmiş olursunuz. Çünkü o iyilik ve itaatin bereketleriyle yüce Allah, size her türlü iyilik ve bereket kapılarını açar ve eğer kötülük yaparsanız o da kendi aleyhinizedir. Allah'a isyan eder, yasak şeyler ve bozgunculuk peşinde olursanız, kendinize kötülük etmiş olursunuz. Çünkü isyan ve bozgunculuğun uğursuzluğu ile, üzerinize dünya ve ahiret cezalarının kapıları açılır. Demek ki İsrailoğulları devletinin bu şekilde geri verilmesi Allah'ın bir yardımı olmakla beraber, aynı zamanda kendilerinin iyi çalışmalarıyla da ilgili idi. O acı terbiye ile tevbe etmişler, durumları düzelerek güzel çalışmışlar. "Allah onu yüz sene öldürdü." (Bakara,2/259) âyetinin mânâsı gereğince, yüz seneden sonra da olsa başarmışlardı. Fakat bu iyilik, devam etmeyip ikinci bozgunculukları başlayacak ve o vakit son cezalandırma zamanları gelecek, kötülükleri yüzlerine çarpılacak, devletleri başlarına yıkılacaktı. Nitekim şöyle buyurulmuştur: Bunun üzerine sonraki cezalandırma zamanı gelince; önce haber verilen iki defa fesat çıkarmaktan sonuncusunun cezalandırılma zamanı gelince ki bu da Yahya (aleyhisselâm) yı öldürme ve İsa (aleyhisselâm) yı öldürme ve çarmıha germeye kalkıştıkları zamandır yüzlerinizi kötü duruma sokmak için ve ilk kez girdikleri gibi Mescid'e (Kudüs'e) girmeleri için ve her istila ettiklerini mahvetmeleri içindir. Krallar taifesinden Babil kralı Cuder veya Cürdus diye rivayet edenler olmuşsa da bu üç facianın sonucu bir olayın safhaları veya birçok olayların zincirleme ardarda meydana gelmesi olarak düşünülebilir. Her birinde "lâm"ın açıkça ifadesi ikinci ihtimali daha fazla andırır. Bu yıkımı yapan şiddetli kuvvet sahipleri de tarihi bilgilere göre Totistan Kostantin'e kadar Romalılar olmuştu. (Bakara Sûresi'ndeki "Allah'ın mescidlerinde, Allah'ın adının anılmasına engel olan ve onların harab olmasına çalışandan daha zalim kim vardır?" (Bakara, 2/114) İsra Sûresi · 8. âyet Olur ki Rabbiniz size merhamet eder. Ama siz tekrar dönerseniz biz de döneriz. Cehennemi, kâfirler için kuşatıcı bir zindan yaptık. Bundan sonrasına gelince: Rabbinizin size r ahmet etmesi yakındır. Yani âlemlere rahmet olan ahir zaman peygamberinin gönderilmesi ve sizin o saldırılardan kurtulmanız ümidi artık yakındır. Şu şartla ki siz düzelme yolunu tutarsanız. Şayet siz yine dönerseniz; eskisi gibi bozgunculuğa geri dönerseniz biz de döneriz. Yine cezalandırırız. Ve biz cehennemi kâfirler için bir kuşatıcı, çıkılması imkansız bir hapishane kılmışızdır. Yüce Allah'ın hükmü ve yargısı olan bu hükümler, vaktiyle İsrailoğulları'na gönderilen kitapta Tevrat ve ekleri olan sahifelerde bildirilmiş idi. Onların takdirleri böyle idi. Şimdi o yakın olan rahmet nerededir, diyecek olurlarsa, işte: İsra Sûresi · 9. âyet Şüphesiz ki bu Kur'ân, insanları en doğru ve en sağlam yola iletir ve salih amel işleyen müminlere büyük bir ecir olduğunu müjdeler. Âyetin tefsiri için bkz:10 İsra Sûresi · 10. âyet Ahirete inanmayanlara da can yakıcı bir azab hazırlamışızdır. Gerçekten işte bu Kur'ân en doğru, en sağlam yola irşad eder ve salih amelleri, yani Kur'ân'da açıklanan iyi işleri yapan müminleri müjdeler ki: Kendileri için büyük bir mükafat muhakkak vardır. Ahirete inanmayanlara da çok acı bir azab hazırladığımız gerçektir. Şu halde buna karşı insanların yapacağı şey, iman ile iyi amelleri işleyip o büyük mükafatı istemek ve o acı azabdan korunmaktır. Fakat: