15 TEMMUZ ÖZELİNDE MUHARREM AYI, AŞURE GÜNÜ VE KERBELÂ
Muhterem Mü’minler! Yeni bir hicri yılın başındayız… Muharrem ayındayız… Bunlar mübarek zamanlar Önemli olaylar İbret almamız, günümüze getirmemiz, ders çıkarmamız ve hayata uygulamamız gereken nimetlerin bir arada bulunduğu önemli bir zaman bu günler
Günlerin, ayların, saatlerin hayırsızı, uğursuzu, bereketsizi olmaz… Ama günün bütün saatleri, haftanın bütün günleri, senenin bütün ayları da fazilet, feyiz ve bereket açısından bir birine eşit değil…
Allah denilmeyecek, Rabbimizi zikredemeyeceğimiz, Kur’an-ı Kerim’i açınca okumamızın yasak olduğu bir zaman da olmaz Ama günün her saati, haftanın her günü, senenin her ayı da bir birine eşit değil Mesela haftanın günlerinden cumanın apayrı bir yeri olduğunu hepimiz biliyoruz Aylardan Ramazan ayına on bir ayın sultanı diyoruz… Günün saatlerinin içerisinde seher vakti
وَالْمُسْتَغْفِرٖينَ بِالْاَسْحَارِ
diye istiğfar zamanı, zikir zamanı, Cenab-ı Allah ile olan irtibatın geliştirilme zamanı olarak geçiyor Kur’an’da…
Değerli Kardeşlerim!.. Muharrem ayı da mübarek bir ay Aşure günü de mübarek bir gün Bunların feyizleri kendilerinin dışında özel zikri geçmeyen diğer aylardan daha üstün…
اِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِنْدَ اللّٰهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فٖى كِتَابِ اللّٰهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ
Yerlerin ve göklerin yaratıldığından beri ayların sayısı hep on iki olmuş Şimdi malumunuz bir hicri takvim var, kameri aylar var… Bir de miladi takvim var; Ama ayların sayısı hepsinde de on iki…
Değerli Mü’minler! Bu on iki ayın içerisinden bir Recep ayına, bir de Muharrem ayına Allah’ın ayı denilmiş… Öyleyse bizim de bu zaman bölümlerini çok iyi değerlendirmemiz lazım…
Malumunuz; Peygamberimiz Mekke’den Medine’ye hicret etti… O zaman Müslümanların bir takvimi yoktu..
Hz.Ebubekir zamanında da takvim yoktu… Hz. Ömer’in zamanında takvim yapıldı ve Hz.Ali’nin teklifiyle Hicret bu takvimin başlangıcı oldu Çünkü Hicret, İslam’ın devlet haline dönüş harekâtıdır Hicret devlete geçiş adımı olduğu için, Hicret bu işin başlangıcı olsun denildi ve Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye hicreti sıfır kabul edilerek bir takvim yapıldı…
Değerli Mü’minler! Burada öncelikle Hicret’ten almamız gereken dersler var… Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde; “Allah’ın gönderdiği hiçbir Peygamber yoktur ki; hicret etmiş olmasın” buyuruyor… Demek ki; bütün Peygamberler hicret etmiş
Hicret; peygamberin görevlendirildiği şehirde rahat edememesi, tebliğini istediği gibi yapamaması, kâfirler tarafından sıkıştırılıp başka yere göçmek mecburiyetinde kalmasına denir
O zaman insanın aklına bir soru geliyor… Gücü her şeye yeten Allah-u Teâlâ’nın gönderdiği peygamberleri doğdukları şehirlerde başarılı kılmaya gücü yetmedi mi ki, bütün peygamberlerini böyle, başka yere hicret etmek mecburiyetinde bıraktı? Doğdukları şehirlerinde başarılı kılabilirdi Niye hicret etmek mecburiyetinde bıraktı da bütün peygamberler hicret etti?..
El-cevap… Cenab-ı Allah peygamberleri insanlara hem dünya, hem de ahiret konusunda örnek olsun diye gönderdi
Dikkat edin… Gerek dünyevi başarıda, gerek uhrevi başarıda, hizmette hicret çok önemli… Kim çantasını kapıp yorgan-simit, maddi ve ya manevi bir gerekçeyle doğduğu yerin dışına çıktıysa, genelde başarılı olmuştur Demek ki; hicret bize diyor ki; doğduğunuz yerde donup kalmayın, ufku aşın ki, başarılı olasınız…
Peygamberimiz Mekke’den Medine’ye geldi, Medineliler de onu bağırlarına bastılar Mekke’de sıkıntı vardı, Medine rahatlık… Ama Peygamberimiz öyleyse unutayım şu Mekke’yi demedi… Dualarında hep Mekke’nin fethini istedi… Burada da bize bir mesaj var… Doğduğunuz yerden başka yere gidin, amma doğduğunuz toprakları unutmayın Herkesin doğduğu topraklara hizmet borcu vardır diyor bize bu hadise…
Nitekim sekiz sene sonra, Cenab-ı Allah Mekke’nin fethini nasip etti Peygamberimiz doğduğu şehre, ana-baba ocağına geri döndü… Ama Medinelilere “Teşekkür ederim, yıllar evvel bana kucak açtınız, şimdi benim doğduğum şehir fethedildi, ben buraya döndüm, haydi size güle güle gidin” diye onlara sırtını dönmedi Tam aksine, dedi ki, “Siz zor günümde bana kucak açtınız, ben de sizinle beraber gideceğim ve hayatımın bundan sonra kalan bölümünü Medine de yaşayacağım” dedi… Nitekim Medine’de ahirete irtihal etti İşte burada da bize bir mesaj veriliyor… Zor günlerinizde size kucak açanlara vefasızlık yapmayın deniliyor…
Değerli Kardeşlerim!.. Konuşurken, sohbet ederken; aman ha, sakın bir birimize düşmeyelim, kafirler bizi birbirimize düşürmek için aramıza fitne sokar, kafirlerin fitnesine alet olmayalım diye konuşuruz Bunlar gerçekten doğru sözler…
Ama ne garip tecelli ki; Peygamberimizden hemen sonra başlamak suretiyle, Kerbela’da zirveye ulaşmak üzere, ümmet arasındaki ihtilaf devam etmiş, fitnelere maalesef alet olmuşuz, kanlar dökmüşüz, kanımız dökülmüş Bu gün de dünyada İslam aleminin durumu hiç de iç açıcı değil Öldüren de “Allah-u Ekber” diyor, ölen de “Allah-u Ekber” diyor Ondan sonra başlıyoruz; yok, bunu Amerika yaptırıyor, yok gâvurlar yaptırıyor… Gâvur gâvurluğunu yapacak tabi de; biz buna niye alet oluyoruz?.. Mesele bu…
Defalarca yanılmışız, yanılınca faturanın ağır olduğunu görmüşüz, insanlarımızı kaybetmişiz, kanlar akmış… Sonra aklımız başımıza gelmiş, bir araya gelelim, dikkat edelim demişiz Aradan beş-on sene geçmiş, elli-altmış sene geçmiş, yine kâfirlerin fitnesine alet olmuşuz, yine bir birimizi kırmaya başlamışız… Bu durumumuzu İslam âlemi olarak bir gözden geçirmek mecburiyetindeyiz El âleme gülünç oluyoruz Dinimizin bir barış dini olduğunu anlatmakta güçlük çekiyoruz Şunu herkes bilsin, savaşın kazananı olmaz, ihtilafın kazananı olmaz
Bunlar iyi hesap edilse bu olayların hep yeryüzünde büyük atlar oynatan insanların, devletlerin faydasına olduğunu görürüz Peki; Müslümanlar olarak buna biz niye zemin hazırlıyoruz, niye alet oluyoruz?.. Sen-ben, ben haklıyım-sen haksızsın, ben idare edersem her şey abad olur, çok güzel olur, senin eline geçerse berbat olur, perişan olur gibi peşin bir fikirle birbirimizi suçluyor, sonra da kâfirlerin fitnesine alet olarak birbirimizin kanını döküyoruz Mevcut manzara, bütün İslam coğrafyasında maalesef böyle ve hiç hoş değil… Ancak; bunlar İslam âleminin eli, ayağı, gözü, kulağı… İslam âleminin kalbi ve beyni Türkiye…
Birçok İslam ülkesinde kan dökmeyi başaranlar, Müslümanları birbirine düşürmeyi, kırdırmayı başaranlar; bunları başardıklarını ama diyorlar asıl hedeflerine ulaşamadıklarını da biliyorlar… Asıl hedef Türkiye’yi birbirine düşürmek, Türkiye de yaşayanları birbirine kırdırabilmek, işte o zaman gayemize ulaşmış olacaklar Çünkü biliyorlar ki; İslam âleminin kalbi burası İslam âlemi de, bütün Müslümanlar da diyorlar ki; bizim ümidimiz Türkiye’de, Türkiye ayakta kalırsa biz de ayakta kalacağız, Türkiye’ye bir şey olursa biz de mahv-u perişan olacağız Yani Müslüman biliyor ümidini buraya çevirmiş, kafir biliyor kinini buraya çevirmiş Öyleyse 80 milyonun vazgeçilmez bir görevi var; kar-deş-li-ği başarmak… Birbirimize girmemek…
Şimdiye kadar savcı-solcu diye kırdırmak istediler; muvaffak olamadılar Alevi-Sünni diye kırdırmak istediler; muvaffak olamadılar… Son elli yıldır Türk-Kürt, Laz-Çerkez diye etnik kökenleri ileri sürerek kırdırmak istediler; her birine ayrı ayrı üzüldüğümüz şehitlerimize rağmen, kâfirlerin istediği yine olmadı… En son yine bundan tam sekiz sene önce, bizden bildiklerimizle denediler, bu da olmadı…
Değerli Mü’minler!.. Binlerce yıldır yaşadığımız bu coğrafyada nice savaşlar, nice afetler, nice yıkımlar yaşadık Ve her defasında vatanımıza sahip çıktık Ve en son 15 Temmuz 2016 gecesi hiç beklemediğimiz bir yerden hain bir saldırıya maruz kaldık
O gece umutlarımıza, hayallerimize, özgürlüğümüze pranga vurulmak istendi O gece elleri silahlı karanlık insanlar yaşadığımız bu memleketi ele geçirmiş haramiler gibiydi sanki
Bütün dünya, bir milletin yurduna nasıl sahip çıktığına, o gece bir kere daha şahit oldu İşte bizler de her zaman bu ihaneti hatırlayarak yaşamak zorundayız Çünkü hatırlamak ayakta kalmaktır, mücadele etmektir.. Çünkü hatırlamak vatanı savunurken bütün varlığı ile orada olmaktır
İşte bu aziz şehitlerimiz, gazilerimiz o gece toprak nasıl vatan olur, toprak nasıl vatan kalır, bir kere daha gösterdiler bize… Ruhları şad olsun…
Milletimizin tarihinde yaşadığı bu en büyük ihanetin ve kalleşliğin neticesinde, unutulmaması ve unutturulmaması gereken 6 mesele var…
Bunlardan birincisi; o gece Cenab-ı Allah'ın inayeti, lütfu, keremi ve nusretinin bizimle olduğunu unutmayacağız, unutturmayacağız…
İkincisi; Türkiye'ye umut bağlamış mazlumların ve mağdurların bu millete olan duasını unutmayacağız ve unutturmayacağız… Çünkü o gece dünyadaki bütün mazlumların, Türk milletine nasıl dua ettiklerini biliyoruz…
Unutulmaması gereken üçüncü önemli husus; milletin dayanışma ve birlik ruhu… Aynı inanç ve iradeyle kendi vatanını, bağımsızlığını, istiklalini savunmak için topyekûn bir milletin şehadet arzusuna şahit oldu o gece bütün dünya…
Dördüncüsü; gençliğimizin o gece gösterdiği iradeyi de asla unutmayacağız ve unutturmayacağız Gençlerimizin o gece, bu milletin tarihten tevarüs ettiği o büyük hafızaya ve bilince nasıl sahip olduğunu müşahede etti ve gördü herkes, elhamdülillah
Beşincisi ise, 15 Temmuz gecesi milleti ayakta tutan, manevi dinamikleri hayata geçiren selalar oldu… Bu milletin o gece yaptığı o Salat-ı Münciye duasını bütün hocalar, alimler bile anlamakta zorluk çekiyor…
Unutulmaması gereken sonuncu ve en önemli husus ise; “15 Temmuz gecesi yaşanan ihanetin, işgal teşebbüsünün, suret-i haktan görünerek 40 yıl bu milletin imanını, inancını, değerlerini, sadakalarını istismar ederek, milletin çocuklarını çalarak, birkaç nesli heba ederek, kötülüğün din kisvesine bürünerek milletin karşısına çıkması” olduğunu asla unutmamalıyız ve unutturmamalıyız…
Bunları unutmayacağız ki; böyle sahtekârların, hainlerin tuzağına bir daha düşmeyelim…
Değerli Kardeşlerim!.. Bir de önümüzdeki Salı günü Muharrem ayının 10’u ve aşure günü… Aşure; onuncu demektir Muharrem ayının onuncu günü olduğu için bu güne aşure deniliyor
Bizi sevindiren, bize umut ışığı yakan, bize ders veren bir kısım olaylar gerçekleşmiş, bir de bizi çok üzen Kerbela’daki Hz.Hüseyin’in şehadeti de aşure günü olmuş
Bir; iyi olan gelişmeleri dikkate alarak, onlardan nasıl bir ders çıkarabiliriz, onları günümüze nasıl getirebiliriz, hayatımıza nasıl monte eder ve uygularız… İki; bizi üzen Kerbela olayını nasıl anlamamız gerekir, bu gün o konuda ne yapmamız gerekir… Şu günlerde bunları gözden geçirmemiz gerekir…
Aşure günü Hz.Adem’in tövbesinin kabul olduğu gün… Anladık, güzel de… Ben günahıma ne zaman tövbe edeceğim Benim tövbem ne zaman kabul olacak… Ya da kabule şayan tövbeyi, nasuh tövbeyi ben ne zaman yapacağım Eğer bu soruyu kendimize sormazsak, Hz.Adem’in tövbesinin kabul olduğu haberini günlük hayatıma getirmeye çalışmazsak bu haberin bize hiç bir faydası olmaz Hz.Adem -malumunuz- cennete kondu, her şey kendine verildi, bir ağaca yaklaşması yasaklandı, ona yaklaştığı için cennetten indirildi Ama senelerce gözyaşı döktü, yanlışından dönerek “Ya Rabbi beni affet” dedi, “Nasıl tövbe edeceğimi de bana sen öğret Ya Rabbi!” dedi…
Cenab-ı Allah ta ona bunu öğretti, o cümlelerle Cenab-ı Allah’a tövbe etti, Cenab-ı Allah da tövbesini kabul etti…
Değerli Kardeşlerim!.. Bizim asıl sorunumuz; biz günahlarımızın farkında bile değiliz Bu gün nice günahları caiz zannederek, hatta sevap zannederek yapan insanlar var… Günahı işleyip de “elhamdülillah” diyen insanlar var maalesef İnanın bu şekilde günah işleyerek sevap işlediğini zanneden insanların sayısı hiç az değil
Evet; aşure günü, Hz.Adem’in tövbesinin kabul olduğu gün… Bizim de fert olarak, aile olarak işlediğimiz günahlar var Onlara ne zaman tövbe edeceğiz ki; bu haberin bize faydası olsun
Aşure günü Hz.Nuh’un gemisinin Cûdi Dağına indiği gün…
وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِىِّ
Kur’an’ın ifadesi bu Millet şimdi peşine düştü ki; acaba Cudi Dağı nerde, acaba Hz.Nuh’un gemisinin bir parçasını bulabilir miyiz, izini bulabilir miyiz…
Değerli Kardeşlerim!.. Hz.Nuh’un gemisi İslam… İnanç… İbadet… Ahlak… Bunları uygularsan, sen geminin içindesin zaten Bunları uygulamazsan, geminin tahtasını bulsan ne olacak, izini bulsan ne olacak, onun tarihini bütün dünyaya duyursan ne olacak Hepiniz biliyorsunuz, Hz.Nuh Ulu’l Azm peygamberlerdendi Allah’ın emriyle gemi yapıldı, sonra Allah suyunu da gönderdi, içine de davet etti, davete icabet edenleri aldı Peki, oğlunu bindirebildi mi gemiye?.. Bindiremedi…
يَا بُنَیَّ ارْكَبْ مَعَنَا
““Ey evladım!.. Gel bizimle şu gemiye bin” diye özel davet etmesine rağmen, evladını bindiremedi gemiye”
Aşure günü Hz.Nuh’un gemisinin karaya indiği gün… Ama biz eğer, İslam’ın içine girmezsek, İslam’ı yaşamaya karar vermezsek, onun bize gösterdiği yol ile hayatımızı nurlandırmaya karar verip gayret etmezsek; Hz.Nuh’un gemisinin nereye inmiş olduğunun bize hiç bir faydası olmaz
Değerli Kardeşlerim!.. Aşure günü Hz.Yunus’un balığın karnından kurtulduğu gün… Peki; biz nefsin karnından ne zaman kurtulacağız Biz paranın karnından ne zaman kurtulacağız Biz israfın karnından ne zaman dışarı çıkacağız Bir tarafta yemeye lokma bulamayan insanlar varken, günde altı milyon ekmek her gün çöpe atılıyor bu gün Bunlara çare aramadıkça, israfın, nefsani duyguların, şehevi duyguların karnından kurtulmaya karar vermedikçe Hz.Yunus’un balığın karnından kurtulduğu haberinin de bize hiçbir faydası olmaz…
Hz.Yunus, gecenin karanlığındaydı, denizin karanlığındaydı, balığın karanlığındaydı İç içe üç karanlık… Ama ne dedi;
لَا اِلٰهَ اِلَّا اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنّٖى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمٖينَ
““Ya Rabbi!.. Senden başka ilah yok, ben nefsime zulmettim, beni kurtar” dedi Cenab-ı Allah’a teslim oldu… Günahını itiraf etti… Hatasını söyledi Kendi nefsine zulmettiğini söyledi ve Cenab-ı Allah da kurtardı…”
Değerli Mü’minler!.. Bakınız, bizim bazı hatalarımız ibadete yönelik, davranışa yönelik Bazıları da itikata yönelik İbadetteki hataların affı kolay, telafisi kolay Kazası var, tövbesi var Ama eğer itikadi hatalarla ahirete gidersek, bunun kabulü mümkün değil işte… Bunu şu misalle anlamaya çalışalım… Ana karnından dünyaya gelen çocuğun kilosu beklenenden daha az olabilir, çok cılız olabilir Olsun, burada tedavi edilir, iyi beslenir büyür
Ama doğan çocuğun bir parmağı yoksa ya da ayaklarından biri yoksa dünyada yüz sene yaşasa da o parmak, o ayak yerine gelmez… Eğer buradan ahirete itikaden kâmil olarak gidebilirsek, inanç hatasına düşmeden gidebilirsek günahlarımız hesap edilir, sevaplarımız tartılır, günahımız fazlaysa ya şefaate uğrarız, ya da cezasını çeker ondan sonra cennete gireriz… Ama eğer inanç hatasıyla gidersek, itikat hatasıyla gidersek, Kur’an’a ve sünnet-i seniyyeye karşı gelme hatasıyla gidersek, orada sonsuza dek bu hatalar düzelmez, telafisi, kurtuluşu olmaz
Onun için Değerli Kardeşlerim!.. Bu Muharrem ayları, bu aşure günleri kendimizi bir gözden geçirmemiz, bir muhasebe yapmamız, Müslümanlığın neresindeyim, itikadi bir hatam var mı, amelde-ibadetlerde bir kusurum var mı, neyi nasıl yapmam gerekir diye muhasebe yapmamız gereken günler
Değerli Mü’minler!.. Aşure günü hakkında Hz.Musa Peygamberin Fir’avunun şerrinden kurtulduğu gün haberi en sağlam haberlerden birisi
Peygamberimiz Medine’ye hicret edince, Muharrem ayının onunda Yahudileri oruç tutarken gördü… Niye oruç tuttuklarını sordu… “Bu gün Hz.Musa’nın Fir’avunun şerrinden kurtulduğu gün olduğu için tutuyoruz” dediler Peygamberimiz “Biz Hz.Musa’ya sizden daha yakınız” dedi… “Öyleyse biz de oruç tutalım” dedi
Ama Peygamberimizin ve İslam’ın ana prensiplerinden birisi kâfirlere benzememek, gayr-ı müslimlerin içinde erimemek, onların yaptığının aynısını yapıp taklit konumuna girmemek… İbadette bile biz başkasına benzemeyeceğiz Orucu tutacağız, ama onlar gibi yapmayacağız… Onlar sadece onuncu gün tutuyor; biz 9-10-11. gün tutacağız ve ya 9. ve 10. gün tutacağız ve ya 10. ve 11. gün tutacağız Onlar gibi sadece 10. gün tutmayacağız Çünkü onlara benzemeyeceğiz
Bakın, yapılan iş eğer iyi bir şeyse, işin kendisini terk etmiyor Peygamberimiz Onlar oruç tutuyor, biz tutmayalım demiyor Biz de tutalım, ama onlar gibi tutmayalım diyor Bir şeyin bi-zatihi kendisi iyiyse, güzelse, değerliyse onu kâfir yapıyor diye terk etmek İslam’a uygun değil yani
Kâfirin yaptığının dışında yapmak, onun taklitçisi olmaktan kurtulmak, kendi öz icraatını izhar ederek yapabilmenin yolunu bulmak, Müslümanın vazifesi bu
Dedik ki; bu haberleri günümüze getirmezsek bize faydası olmaz Hz.Musa Fir’avunun şerrinden aşure günü kurtulmuş
Değerli Kardeşlerim!.. Buradan şuna geleceğim; her nefiste birazcık fir’avunluk vardır Eğer nefsi kendi başına bırakırsan o fir’avunluk damarı kabarır ve seni alt-üst eder, yener Bu nefsin şerrinden kurtulmanın yolu teslim olmaktır Kur’an’a ve Peygamberin yoluna teslim olacaksın Peygamberin tavsiyelerine uyacaksın, görevlerini yerine getireceksin ve bunda titiz olacaksın İşte nefsin fir’avuniyetinden bu şekilde kurtulmaya bakarsak, aşure gününde Hz.Musa’nın Fir’avunun şerrinden kurtulma haberi bizim işimize yarar
Muharreminiz mübarek olsun…
Aşuranız mübarek olsun…
Hicri yılınız mübarek olsun
Cenab-ı Allah bu nimetleri yeni nimetlere ve hayırlara vesile eylesin
İslam âleminde yanmakta olan ateşlerin sönmesine, akmakta olan kanların durmasına vesile eylesin…
Bu ateşleri ve kanı bizim ülkemize düşürmek isteyenlere fırsat vermesin
Başta Hz. Hüseyin ve Ehl-i Beyt-i Mustafa olmak üzere, Bedir’den Malazgirt’e, Çanakkale’den Milli Mücadele’ye, 15 Temmuz’dan günümüze din, vatan ve mukaddesat uğruna şehadet şerbetini içen aziz şehitlerimizi, ahirete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyorum…
Hayatta olan bütün gazilerimize; Rabbim’den sağlık, sıhhat ve afiyet niyaz ediyorum
Rabbim’den devletimizi payidar, milletimizi bahtiyar eylemesini niyaz ediyorum…
Rabbim birlik ve beraberliğimize, huzur ve güvenimize kastedenlere fırsat vermesin
Rabbim güvenlik güçlerimizi hak ve hakikat mücadelesinde her zaman muzaffer eylesin inşallah…
