AĞUSTOS AYI VE MİLLÎ-MANEVÎ DEĞERLERİMİZ
Değerli Mü’minler!.. Malumunuz, içinde bulunduğumuz ay; Malazgirt, 30 Ağustos, Dumlupınar gibi, şanlı tarihimizin önemli dönüm noktalarının yaşandığı Ağustos ayı ve bu ayın milletimizin nezdinde ayrı bir yeri var… Malumunuz, bu ay zafer ayı…
Bunlardan ilki; Anadolu’nun İslamiyet’le şereflenmesini ve bu millete anavatan olmasını sağlayan 1071 Malazgirt Zaferi… İkincisi ise; 1071’den dokuz asır sonra Anadolu’yu ele geçirmek isteyenlerin büyük taarruzla kesin bir yenilgiye uğratılarak vatanımızdan kovuldukları 30 Ağustos Zaferi…
Bize düşen; Ağustos ayında yurdumuzu coğrafyadan vatana dönüştüren kahraman ecdadımızı rahmet ve minnetle yâd etmenin yanı sıra; onları din-ü devlet, mülk-ü millet uğrunda feda-i can ettiren o kutlu imanı anlayabilmektir…
Değerli Mü’minler!.. Bize düşen; Anadolu’yu bize vatan kılan ecdadımızın ruhlarını şâd etmek ve onların aziz hatıralarını yâd etmektir… Yurdumuzu bize kazandıran ecdadımız başta olmak üzere, geçmişten bu güne, mukaddesat uğruna canlarını feda eden şühedanın yolunu yolumuz bilmektir… Onlar bu işi nasıl yaptılar, bu vatan uğruna canlarını feda ederken bu ideali nasıl kazandılar, bu toprakları vatan olarak bize nasıl emanet ettiler… Bizim bunları çok iyi bir şekilde anlamamız, anlamlandırmamız ve nesillerimize iyi bir şekilde anlatmamız gerekiyor…
Değerli Kardeşlerim!.. Kurtuluş Savaşı’nı kazandıran ruh, Müslüman Türk Milletimizin birlik ve beraberlik içinde savaşıp mücadele etmesidir… Şu ayetin etrafında birleşmeleridir…
Bizim de bu ayet etrafında birleşerek, kimden gelirse gelsin ayrılıkları bırakmamız, birlik ve beraberliğimizi sağlamlaştırmamız gerekiyor… Biz bir ve beraber olursak bizi dünyada kimse durduramaz… Bizim birlik ve beraberliğimiz, bütün Ümmet-i Muhammed’in birlik ve beraberliğini getirecektir… Bundan dolayı; bizim bu idealde olmamız ve çocuklarımızı da bu idealle yetiştirmemiz gerekiyor… Bakın, bunu bize Cenab-ı Hakk emir ve tavsiye ediyor Kur’an’da…
وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَمٖيعًا
““Hep birlikte Allah’ın ipine yani Kur’an’a sımsıkı sarılın…”
وَلَا تَفَرَّقُوا
“Parçalanıp bölünmeyin…”
وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ
“Allah’ın size olan nimetini hatırlayın…"(AL-İ İMRAN;103)”
Değerli Kardeşlerim!.. Bu ayet-i kerime bütün dünyadaki Müslümanların aslında nasıl bir durumda olmalarını gerektiğini; bir vizyon, bir hedef olarak ortaya koyuyor…
وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَمٖيعًا
““Hep birlikte sımsıkı Allah’ın ipine, Kur’an’a sarılın” ifadesi ile, ümmeti bir araya getirecek duygunun Kur’an olduğunu, İslam olduğunu, Müslümanlık olduğunu Allah-u Teala Kur’an’da beyan buyuruyor…”
Peygamber Efendimiz ashabıyla beraber Mekke’yi fethettiğinde hepimizin ezbere bildiği ve namazlarda okuduğumuz Nasr Suresi nazil olmuştu… Bu sure hepimizin hayatımızda özümsememiz gereken bir sure… Bu sure zaferin ve başarının nasıl geleceğinin arka planını bize gösteren bir sure…
اِذَا جَاءَ نَصْرُ اللّٰهِ وَالْفَتْحُ
““Allah’ın zaferi ve fetih geldiğinde…”
فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ
“Rabbine hamd ederek tesbihde bulun ve Ondan bağışlanma dile…”(NASR;1-3)”
Değerli Kardeşlerim!.. Nimetler geldiği zaman nimetlere hamd etmek, nimetin devamiyeti açısından önemlidir… Sabır ve şükür, nimetin devamında ve imtihanların kazanılmasında önemli iki unsurdur… Nimet geldiğinde; o nimetin kadrince, o nimetin şeklince o nimetle beraber şükretmek… Ama imtihanlar geldiğinde de; o imtihanın en iyi şekilde karşılığını vermek önemlidir…
Bu gün Müslümanlar da dâhil, bütün insanlık maalesef nimetle olan imtihanımızı yerine getirememenin problemlerini yaşıyoruz… Maalesef bu gün, yine başta biz Müslümanlar olmak üzere, nimetle olan imtihanımızda sınıfta kaldık… Bütün dünyada maalesef bir nimet azgınlığı yaşıyoruz ve bu gün bunun bedelini yaşıyoruz…
Oysa Cenab-ı Hakk’ın Nasr Suresi’ndeki
فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ
Allah’ı hamd et ve teşbih et”
وَاسْتَغْفِرْهُ
““Ondan bağışlanma dile” emri gereği bizler Allah’ın nimetleri karşısında şükrümüzü ortaya koymamız gerekiyor… Maalesef bu gün; bu emri yerine getirmemenin bedelini ödüyoruz… Ama bunun farkında bile değiliz…”
Onun için Değerli Mü’minler!.. İçinde bulunduğumuz nimetlerin kadr-u kıymetini çok iyi bilmemiz gerekiyor… Çünkü bu ümmetin bize ihtiyacı var… Bu milletin istikbali olan nesillerimizin bize ihtiyacı var… İslam âleminin kalbi burası İslam âleminin tek ümidi bu millet… Bu millet ayakta kalırsa Ümmet-i Muhammed ayakta kalacak, bu millete ve devlete bir şey olursa Ümmet-i Muhammed mahv-u perişan olacak Müslüman biliyor ümidini buraya çevirmiş, kafir biliyor kinini buraya çevirmiş Onun için biz sadece kendimizi düşünerek bencilce bir hayat yaşayamayız… Biz bütün dünyada, inancı her olursa olsun, bütün mazlumların beklediği umuduz…
Değerli Mü’minler!.. Bakın bu günlerde, her yıl olduğu gibi, bunların bilincinde oldukları için, Ağustos sıcağında seve seve kanını ve canını bu uğurda feda eden ecdadımızı anıyor, yâd ediyoruz… 26 Ağustos 1071 tarihinde Anadolu’nun kapılarını İslam’a açan Malazgirt Meydan Muharebesini, 30 Ağustos 1922 tarihinde Anadolu’nun kapılarını zalim emperyalizme kapatan Büyük Taarruzu bu vesileyle unutmamamız ve çok iyi anlamamız gerekiyor… Yetmez; çocuklarımıza da bunları çok iyi anlatmamız ve onları bu şuurda yetiştirmemiz gerekiyor… Sosyal medyada sabah-akşam ecdada küfreden ne idüğü belirsizlerin prangalarından çocuklarımızı korumamız gerekiyor…
Tarihi geleceğe emin adımlarla yürüyenler yazar… Tarih bir milletin geleceği ve yarınlarıdır… Tarih ders ve ibret almak içindir… Tarih bizi başarılı kılan ruhu anlamaktır… Vatan ise, sadece toprak parçası değildir… Üzerinde yaşadığımız vatan, sadece bir toprak parçasından ibaret değildir… Bu topraklar, ecdad diyarıdır… Şehitler emanetidir… Geleceği sağlam adımlarla yürümek için bağrına yaslandığımız, uğruna canımızı verdiğimiz topraktır vatan… Vatan, hürriyet demektir… Vatan tarihimizdir… Vatan, töremizdir… Vatan, namustur… Vatan, uğruna kanımızı akıttığımızdır… Vatan, istikbalimizin ve istiklalimizin inşa edildiği mekândır… Şairin dediği gibi “Bayrakları bayrak yapan, üstündeki kandır… Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır…”
Onun için çocuklarımızı; bastıkları, gezdikleri bu toprakların kıymetinin, değerinin bilincinde yetiştirmek zorundayız… Bu toprakların üzerinde, bırakın gusül abdestsiz gezmeyi, normal abdestsiz bile gezmeye ar eden bir nesil yetiştirmek zorundayız… Çünkü bu memleket her karış toprağı, her çakıl taşı şehit kanlarıyla sulanmış, altı şehit ve gazilerin mekanı olmuş mukaddes topraklardır… Bu topraklar normal bir toprak parçası değildir… Bu topraklar öyle masa başında cetvelle sınırları belirlenmiş bir memleket değildir… Her karışı şehit kanlarıyla sulanmış olan bir vatandır… Çocuklarımızı işte bu şuurla yetiştirmemiz lazım… Bizler bu topraklarda yaşarken o ecdadımıza olan vefamızı unutmadan yaşamak ve bunu bizden sonraki nesillere aktarmamız gerekiyor…
Değerli Mü’minler!.. Ecdadımız tarihte eşi-benzeri olmayan bir mücadele ile yedi düvele karşı koymak için bu topraklarda mücadele etmiş ve hem kendisini, hem de çoluğunu çocuğunu feda etmiş… Bayrağını gönderden indirtmemiş, namusunu çiğnetmemiş, ezanı dindirtmemiş… İşte bu idealle vatan bize kadar gelmiş…
Yani vatan için kahramanlık öyle klavye başında, sosyal medyada olmuyor… Kahramanlık dün Dumlupınar’da, Sakarya ovalarında, Çanakkale’de, Malazgirt’te olduğu gibi… Bu gün Cudi Dağında, Gabar’da, Afrin’de, Kuzey Irak’ta oluyor… ‘Ya vatan ya canın’ diyen komutanına ‘vatan’ diyebilmekle oluyor…
Değerli Kardeşlerim!.. Bir milleti millet yapan en değerli husus, milli ve manevi değerlere bağlı kalmaktır… Birlik ve beraberliği sağlayan da budur… Vatanı ayakta tutan da budur… Milli ve manevi değerlerimiz bekamızdır… Tarih sahnesinde silinip yok olan milletler, hep bu değerlerden kopunca o akıbeti yaşamak durumunda kalmışlardır… Gittiği her yere adalet götüren, huzur götüren ecdadımızın da bu değerler uğruna gerektiğinde feda-i can etmekten çekinmediğini görüyor ve biliyoruz…
Tarihte bu millet hiçbir zaman köle olmamış ve kimseyi de köle yapmamıştır… Bizim tarihimize dil uzatanlar, bizim tarihimizle ilgili şöyle böyle konuşanlar ilk önce kendi tarihlerine bakmak zorundadırlar… Bizim tarihimizde hiçbir mazlumun kanı yoktur… Bizim tarihimizde hiçbir garibin gözyaşı yoktur… Hiç kimsenin acısı ve ıstırabı yoktur…
Mesela Kuzey Afrika’yı 400 yıl boyunca adaletle yöneten ecdadımız bu topraklardan çekildikten sonra, emperyalistler o topraklara açlık, susuzluk, gözyaşı ve ölüm, kız çocuklarına tecavüz, ana dillerini unutturmaktan başka bir şey vermemişlerdir… 400 yıl tarihinin en huzurlu zamanını yaşayan Ortadoğu bizim ecdadımız çekildikten sonra bir daha huzur bulamamıştır… Kim bunlar biliyor musunuz?.. Bu gün sosyal medya üzerinden; bizim çocuklarımıza o zamanki maşalarını güya kanıt gibi sunup ‘Araplar ihanet ederek, sizi arkadan vurdu’ diyerek, Arap çocuklarına da ‘Türkler sizi yıllarca sömürdü’ diyerek bu ümmeti bir birine düşman etmeye çalışanlardır…
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ
ayeti gereği bu dinin en büyük değeri olan İslam kardeşliğini yıkıp yok etmeye çalışanlardır…
Bizim tarihimizde köleleştirme yoktur… Köleleşme de yoktur… Biz aç susuz kalırız, biz evsiz barksız kalırız… Ama asla hürriyetsiz kalmayız… Biz bunları Moğol istilasında yaşadık… Haçlı seferlerinde yaşadık… Biz bunları Çanakkale’de yaşadık… Biz bunları Kurtuluş Savaşında yaşadık… İşte bunları tekrar yaşamamanın yolu, milli ve manevi değerlerimize sahip çıkmaktan geçiyor…
Çocuklarımıza İstiklal Marşımızdaki o ‘Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı… Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı… Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı…’ ruhuyla yetiştirmek durumundayız… Değil üç kuruşluk dünya menfaati, dünyayı verseler bu vatanı satmayacak şekilde yetiştirmemiz lazım… Şunu bileceğiz ve öğreteceğiz çocuklarımıza; vatanı ve devleti olmayanın dini olmaz… Dini olmayanın da hem dünyası hem ahireti olmaz…
Bakın Ağustos ayına denk gelen tarihimizdeki bu zaferler; tarih boyunca hem bize, hem de bütün dünya mazlumlarına her zaman umut ve rehber olmuş zaferlerdir…
Biz de umut olacağız… Bütün mücadelemiz vatan için, devlet için, millet için olacak… Vatanımız güzelleştikçe, devletimiz güçlendikçe, milletimiz kenetlendikçe zaten hiç birimizin, maddi anlamda, şahsi problemleri ve sıkıntıları kalmayacak…
Ömrü hayatı cepheden cepheye vatan mücadelesiyle geçen ecdadımızın derdi işte buydu… Onun için ecdadımızı nesillerimize iyi anlatacağız…
Cenab-ı Hakk “Kulum bana bir karış gelirse ben ona bir kulaç gelirim… Kulum bana yürüyerek gelirse ben ona koşa koşa gelirim” buyuruyor… İşte biz Allah için, din için, devlet için, millet için, ümmet için mücadele verirsek; Allah da bize kol kanat olur, yardım eder…
Değerli Kardeşlerim!.. Gün imanımızı kemale erdirme günü… Şairin dediği gibi ‘Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez… Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez…’ Cenab-ı Hak da ayet-i kerimesinde;
وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ
“buyuruyor…(AL-İ İMRAN;139) Yani “Gevşemeyin, üzülmeyin, hüzünlenmeyin… Eğer gerçekten iman etmiş kimselerseniz üstün olanlar sizlersiniz” diyor…”
Burada problem şu… Gerçekten iman ediyor muyuz?.. İmanımız kavi mi, kuvvetli mi?.. Allah’a iman doğrulukla olur, dürüstlükle olur, adaletle olur, çalışmakla olur, gayretle olur, edeple olur, haya ile olur… Kuru kuruya iman olmaz… İman bir iddiadır… Her iddia ispat gerektirir… İman iddiasının ispatı da işte bu saydıklarımdır… İman birlik beraberlik ile olur… Bir birimizi sevip saymakla olur… Ben demiyorum bunu… Peygamber Efendimiz diyor… “Siz bir birinizi sevmedikçe gerçek manada iman etmiş olamazsınız” diyor… “Mü’minin mü’mine karşı durumu, bir parçası diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir” diyor… Ecdadımıza tarih yazdıran ruh ve bilinç işte buydu… Şanlı tarihimizin bütün zaferlerine baktığımızda ecdadımızda işte bu ruh olgunluğunu görüyoruz…
Bu günün Müslümanları işte en çok bunlara muhtaç durumda… Dürüstlüğe, adalete, ilim ve irfana, fazilet ve erdeme muhtaç… Bizlere üsve-i hasene olan Peygamber ahlakına muhtaç… Bir de bin yıldır bu toprakları bize vatan kılan ecdadımızın en büyük gücü aile kurumuydu Tarih yazan ecdadımızın arkasında hep onları yetiştiren bir aile kurumu vardı… Ama bu gün gün geçtikçe maalesef en büyük gücümüz olan bu aile mefhumunu kaybeder olduğumuzu görüyoruz… Tarihe ismini yazdıran büyük komutanları, devlet adamlarını şöyle bir araştırın… Hepsinin ardında güçlü bir anne bulursunuz Onun için özellikle kız çocuklarımızın eğitimlerine, terbiyelerine, ahlakına çok önem vermek zorundayız… Kızınızı iyi yetiştirmeniz demek; iyi bir anne yetiştirmek demektir… İyi bir anne yetiştirmek demek; ahlaklı, dürüst, adil, vatana-millete faydalı bir nesil yetiştirmek demektir…
Değerli Mü’minler!.. İşte bu milli ve manevi değerleri kaybettiğimiz zaman düşeceğimiz ve maalesef Ümmet-i Muhammed’in bu gün yaşadığı hali tarif ediyor Peygamberimiz… Yûşikül ümemü: Çok az kaldı diyor… Kavimler, toplumlar En tedêa aleyküm: Sizin üzerinize çullanacağı zamana çok az kaldı Kemâ tedêal ekeletü ilâ kas’a tihê: Tıpkı sofraya çağıran yiyiciler gibi birbirlerini çağıracaklar ve Müslüman toplumun üzerine çullanacaklar Birliktelik sağlayacaklar…
Ve mü’minleri, Müslümanları yok etmek için, onları helak etmek için, onların elindeki maddi-manevi güzellikleri onlardan söküp almak için toplumlar birbirlerini davet edecekler Çağıracaklar ve bir kuvvet birliği ortaya koyacaklar
Soruyor sahabiler Ya Rasulüllah! Min gılletin nahnü yevmeizin: Peki bu mü’min ve Müslüman düşmanları, hatta bu insanlık düşmanları, bu kan emiciler, bizim azlığımızdan faydalanarak mı bu şeye kalkışacaklar Bu Müslümanlar zaten az insanlar, bir avuç insan, vuralım şunların başına, alalım şunların elindeki hakları, alalım şunların toprağını, alalım şunların her türlü zenginliklerini, alalım şunların her türlü kazanımlarını derken acaba bizim azlığımızdan dolayı mı böyle bir gayrete gelecekler?..
Peygamberimiz cevap veriyor Lâ: Hayır! Bel entüm yevmeizin kesîr: Tam tersine siz o gün çoğunlukta olacaksınız
Velâ kinneküm ğusêun keğussâ isseyl… Fakat sizin hiçbir tutunacak dalınız yok İnsanların karşısında hiçbir ağırlığınız olmayacak… Aynen suyun önüne aldığı akıp giden çer çöp gibi olacaksınız Su bir yerden akarken önünde ufak tefek ne varsa, çer çöp hepsini alır önüne gider ya; hah işte aynen öyle, sizler de çok olacaksınız ama gücünüz olmayacak… Kökü olmayan ağaca benzeyeceksiniz
En ufak bir rüzgârda yıkılacak durumda olan köksüz ağaçlar gibi veyahut da sele kapılan çer çöp gibi olacaksınız…
Vele yenze annallâhu min sudûri aduvvikumul mehâbete minküm: O insanların Müslümanları çepeçevre kuşatmasının ve onların ellerinden her türlü zenginliklerini almasının nedeni de şu: Allah-u Teâlâ, düşmanlarınızın kalbinden size karşı olan korkularını alacak Düşman sizden korkmayacak artık
Değerli Mü’minler!.. Ecdadımızın Cenab-ı Allah’ın indirdiği Kur’an’ın yolunda milli ve manevi değerlerimize sımsıkı sarıldığı dönemlere bir bakın Öyle büyük mücadeleler verilmiş ki… Ecdat genelde sayıca azınlık olarak girmişler bu mücadeleye… Haçlı seferlerinde böyle olmuş… Çanakkale savaşı böyle olmuş… Kurtuluş savaşı böyle olmuş
Ecdadımız genelde sayıca az… Silah ve teçhizat olarak zayıf olmalarına rağmen Allah’ın izniyle hep galip gelmişler… Neden?.. Çünkü ecdadımız şu düşünceyle ve şu inançla gidiyor savaşa: Ben diyor, Allah adına savaşıyorum… Eğer burada öldürülürsem şehit olacağım ki, herkesin eline geçecek mertebe değildir şehitlik mertebesi
Eğer öldürülmezsem, sağ olarak dönersem Allah’ın dini için savaştığımdan dolayı Allah katında değerim yüksek olacak Gazi olacağım
İnsanlar ölümden kaçarken onlar ölüme koşuyorlar yani… Ölümden korku yok Ama öyle bir zaman gelir ki; Allah bizim kalbimizdeki düşmana karşı olan o cesareti alır Düşmanın kalbinden de bize karşı olan korkusunu alır O zaman düşman bizi hiç kaale almaz Hiç takmaz Sen istediğin kadar bağır, çağır, televizyonlara demeçler ver, yayınlar yap, hiç önemli değil Düşman artık bildiğini yapar
Müslümanların kafasına vura vura onların toprağını da işgal eder, onların elindeki yer altı ve yerüstü zenginliklerine de el koyar Onların bütün milli ve manevi kazanımlarını yerle yeksan eder… İşte bu gün inanç coğrafyamızda olan olaylar gözümüzün önünde
Bundan daha acısını söyleyeyim mi diyor Peygamber Efendimiz?..
Vele yagzifenne fî gulûbikümül vehne: Allah sizin kalbinize vehn diye bir hastalık koyacak diyor… Vehn hastalığı… Soruyorlar Vemel vehnü: Vehn nedir, o hastalık nedir ya Rasulullah?” Buyuruyor ki Hubbüd dünya: Siz dünyayı seveceksiniz… Dünyalığı seveceksiniz… Dünyaya değer vereceksiniz… Dünyalık yüzünden dininizi terk edebilecek kapasitede insanlar olacaksınız
Evvela menfaatim diyeceksin… Evvela çıkarım diyeceksin Menfaatim varsa varım, menfaatim yoksa ben yokum diyeceksiniz…
Allah’ın ve Peygamberin emri, dini esasların hiçbirisi artık senin gözünde dünyadan daha kıymetli olmayacak Bu birincisi…
İkincisi ise Ve kerâhetül mevt: İkinci hastalık ise ölümden korku başlayacak sizde Ölümden korkacaksınız Ben niye gideyim?.. Ben niye öleyim?.. Hangi dava için çarpışıyoruz?.. Tartışmaları başlayacak..
Devletiniz, vatanınız, milletiniz, dininiz söz konusu olduğunda malınızı ortaya koyun, canınızı ortaya koyun diyen İslam’ın mensupları olarak sizler artık “Niye ben ölüyormuşum? Bunun başka yolu yok mu?..” diye birtakım yollara sapmaya başlayacaksınız
Yani dünyaya taparsanız, dünya malını-mülkünü her şeyden çok severseniz, milli ve manevi değerlerinizi kaybedersiniz… Milli ve manevi değerlerinizi kaybederseniz, ölümden korkar olursunuz… Ahiretinizi kaybedersiniz…
Bu vesileyle; Malazgirt’teki Sultan Alparslan’dan, Büyük Taarruzdaki Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya kadar
Doğudaki Kazım Karabekir Paşa’dan, batıdaki Mareşal Fevzi Çakmak’a kadar bütün devlet adamlarımızı…
Seyit Onbaşı’dan, Ömer Halis Demir’e kadar bütün şehit ve gazilerimizi rahmetle anıyorum…
Mekânları cennet, makamları âlî olsun…
Ruhları şâd olsun…
Rabbim devletimize, milletimize, ordumuza zeval vermesin…
