Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Ahiret İnancı: Hesap Şuuruyla Yaşamak

İsmail Sezkin

AHİRET İNANCI


Hepimiz mü’minler, Müslümanlar olarak ahirete inanan insanlarız… Ama ahiret bizim hayatımızın neresinde… Duygularımızın, düşüncelerimizin neresinde. Bu inanç bizim hayatımıza ne kadar yansıyor… Hesap şuuru içerisinde bir hayat yaşayabiliyor muyuz… Yoksa helal-haram demeden, ilahi buyrukları dikkate almadan bir hayat mı yaşıyoruz… Bu bizim hayatımızı doğrudan ilgilendiren, son derece önemli bir konu… Ve Kur’an’ın çokça yer verdiği bir konu…

Müminiz, Müslümanız elhamdülillah… Netice de insanız… Maddi varlıklarız… Ama bu maddi âlem bizleri haddinden fazla meşgul ediyor.

Dolayısıyla bir inanç olarak inandığımız ahiret hayatının, Allah’ın huzurunda hesap verme şuuruna ne kadar sahibiz… Hayatımızı bu bilinç doğrultusunda ne kadar yaşayabiliyoruz…

Değerli Kardeşlerim; Hepimiz zamanla, mekanla sınırlı insanlarız… Fani varlıklarız… Geldik gidiyoruz… İnsan doğduğu andan itibaren, aslında ölüme doğru yol alıyor… Her gün ölüme doğru yol alıyoruz… Günlerimiz, haftalarımız, aylarımız, yıllarımız nasıl geçiyor farkında bile değiliz… Fani varlıklarız… Kalıcı ve baki olan sadece ve sadece Allah-u Teala…(Rahman 26-27)

كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ

“Her şey yok olacak sonunda…”

وَيَبْقَى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ

“Kalıcı olan, baki olan sadece ve sadece Allah-u Teala”

Cenab-ı Allah zaman ve mekan üstüdür… Biz zaman ve makanla sınırlı varlıklarız…

Değerli Kardeşlerim; Hepinizin bildiği bir kavram: ahir zaman… Biz ahir zamanın insanlarıyız… Son zamanda yaşıyoruz… Dünyanın son evresinde, son devresinde yaşıyoruz… Cenab-ı Hakk son Peygamberini ve son mesajını gönderdi… Artık bundan sonra, yani bizim peygamberimizden sonra ne bir peygamber geldi, gelecek; ne bir vahiy geldi, gelecek… Allah-u Teala son çağrısını insanlığa yaptı… Dolayısıyla, dünyamız ihtiyarladı… Ömrünün sonuna geldi…

Değerli Kardeşlerim; Ahiret inancı aslında bütün dini inanç sistemlerinde mevcut… Her dini inanç, ahirete inancı bir ilke olarak kabul eder…

Malumunuz ahiret inancı; sonsuz, ebedi bir hayatı öngörüyor… Biz bu dünyada sınırlı bir ömür yaşıyoruz… 40 sene, 50 sene, 60, 70, 80; neyse… Mevla ne kadar takdir etmişse… Yaşadığımız bu hayat karşılığında, ebedi, sonsuz bir hayatı Cenab-ı Mevla bizlere vaad ediyor…

Burada yaşadığımız sınırlı hayatın, sonsuzla mukayese edildiğinde hiçbir anlamı olmadığını görürüz… Sonsuz… Sonu yok… İşte ahiret hayatı böyle bir hayat… O bakımdan mü’minler ve Müslümanlar olarak bizler bu hayatta son derece dikkatli olmamız lazım.

Çünkü sonu ya ebedi mutluluğa, saadete varıyor; ya da sonsuz hüsrana varıyor… Aslında sınırlı bir hayat karşılığında sonsuz bir hayatı Cenab-ı Hakk’ın bizlere müjdelemesi çok büyük bir lütuf… Eşsiz bir ihsanı… O’nun eşsiz rahmetinin bir neticesi…

Sizler dikkatli bir şekilde bir hayat yaşayacaksınız… Kul olarak… Kulluk şuuru içerisinde bir hayat yaşayacaksınız… Haramlardan kaçınacaksınız… İlahi buyrukları yerine getireceksiniz… Ve sonuçta hayalimizin almadığı, tasavvur edemediği sonsuz güzelliklere nail olacaksınız… Bundan daha büyük bir müjde olamaz… Bundan daha büyük bir nimet olamaz…

İnsana bundan daha büyük bir haber, bundan daha güzel bir haber verilebilir mi… Öyleyse mü’minler ve Müslümanlar olarak bu ebedi müjdeye nail olmak için nefeslerimizi, saatlerimizi, günlerimizi, aylarımızı; her şeyimizi Allah rızası yönünde kullansak yine az gelir… Çok dikkatli, çok uyanık olmamız gerekiyor…

Peki, Değerli Kardeşlerim; bu gün insanlığa baktığımız zaman bütün ilahi kitapların müjdelediği bu haberin önemini insanlık kavramış mı… İnsanlığın geri kalan kısmını bir tarafa bırakalım… İnanmayanları bir tarafa bırakalım… Peki, Müslümanlar olarak bizler, bu ebedi müjdenin farkında mıyız… İşte acı olan burası…

Müslümanların büyük bir çoğunluğuna baktığımız zaman, bu ebedi ahiret müjdesinden bihaber olduklarını görüyoruz… İşte acı olan burası… İnandığı halde, inanmıyormuş gibi yaşayanlar… Acı olan, problemli olan kısım burası… Müslümanlar bunun nasıl farkına varamazlar… Bu noktada, acaba, neden bir gaflet içerisinde bulunuyorlar… Neden bu işin ciddiyetinin farkına varmamışlar… İşte konunun püf noktası burası…

Kur’an’ı okumuyor olmamız bunun en önemli sebeplerinden birisi… İlahi buyruklara gönlümüzle, kalbimizle kulak vermememiz bunun en önemli sebeplerinden birisi…

Kur’an’ı gönlümüzle ve kalbimizle okuyup dinlememiz lazım… Bu son ilahi çağrıya kulak vermemiz gerekiyor Değerli Kardeşlerim…

Aksi takdirde insanın bir hüsrana kapılması mukadder olur… Savrulması kaçınılmaz bir hale gelir… O bakımdan Yaratan ve Yaşatanın çağrılarına, son çağrısına, Kur’an’a mutlaka her gün kulak vermemiz gerekiyor…

Değerli Kardeşlerim; eğer mü’minler ve Müslümanlar bu gün ahiret müjdesini gerektiği gibi anlamış olsalardı, kesinlikle bu durumda olmazlardı….

Müslümanlar bu büyük haberin, ahiret müjdesinin farkına varamadıkları için dünyanın tutsağı oluyorlar… Onun için fani varlıkların peşinde ömürlerini sürüklüyorlar… Ne yazık ki, böyle bir realite ile karşı karşıyayız…

Dünyada iken ahireti yaşamamız gerekiyor… Hesap şuuru içerisinde bir hayat yaşamamız gerekiyor… Kur’an bizden bunu istiyor, bunu talep ediyor… Ayette şu ifadeler geçiyor… O salih insanlardan bahsediyor bu ayet… Samimi mü’minlerden… Hesap şuuru içerisinde yaşayan mü’minlerden bahsediyor…(Enbiya;49)

الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِالْغَيْبِ

وَهُمْ مِنَ السَّاعَةِ مُشْفِقُونَ

Onlar Rablerine saygı hususunda hiç kusur etmezler… O’nun haramlarını asla çiğnemezler… Buyruklarını yerine getirme noktasında son derece titiz davranırlar… Ve hesap gününden, kıyamet saatinden onlar ürperirler, titrerler…

O bakımdan Değerli Kardeşlerim; ahireti, hesabı bu dünyada yaşamadığımız müddetçe… Hesap bizim duygularımızın, bizim düşüncelerimizin, bizim eylemlerimizin, fiillerimizin arkasındaki esas etken olmadığı müddetçe… Müslümanların ne bu dünyada saadeti yaşamaları, ne de ebedi alemde ebedi saadete kavuşmaları mümkün olur…

İşte Değerli Kardeşlerim; o bakımdan tekrar ediyorum. Acı olan şudur ki; inanmayanlar zaten inanmıyorlar, ama ahirete inanan mü’minler nasıl oluyor da, adeta inanmamış gibi yaşıyorlar… İşte bu soruyu hepimiz kendimize sormamız gerekiyor…

Değerli Kardeşlerim; hesap şuurunu yaşamadığımız müddetçe kendimizi dönüştürmemiz mümkün değil… İman noktasında, ahlak noktasında, ibadet noktasında, Müslümanlaşma noktasında kendimizi dönüştürmemiz mümkün değil… Demek ki; bizler hesap şuuru içerisinde yaşamadığımız müddetçe ne kendimizi dönüştürebileceğiz… Müslümanca bir hayat yaşayabileceğiz…

Ne de Müslüman toplum gerçek manada Müslümanlaşabilecek… O bakımdan Kur’an’ı açtığınız zaman, her sayfasında bu uyarıyı görürsünüz…

وَإِلَى اللَّهِ الْمَصِيرُ

(Nur,42)

وَإِلَى اللّهِ تُرْجَعُ الأُمُورُ

(Enfal,44)

Ey insanlar Allah’tan geldiniz… Ve sonuçta yine O’na döneceksiniz… Bunu hiçbir zaman unutmayın…

وَاتَّقُواْ يَوْمًا تُرْجَعُونَ فِيهِ إِلَى اللّهِ

(Bakara,281)

Allah’a döneceğiniz günü hiçbir zaman unutmayın… Ona hazırlıklı olun… Hayatınızı değerlendirin…

ثُمَّ تُوَفَّى كُلُّ نَفْسٍ مَّا كَسَبَتْ وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ

Dünyada ne yapıp ettiyseniz, en küçüğünden en büyüğüne kadar hepsinin karşılığını göreceksiniz… Ve hiçbir zulme, haksızlığa uğratılmayacaksınız… Yeter ki, Allah rızası için dakikalarınızı geçirin, saatlerinizi geçirin, hayatınızı yaşayın… Yeter ki, ilahi buyruklar çerçevesinde bir hayat yaşayın…

Aziz Kardeşlerim; Değerli Mü’minler; Demek ki ahiret inancı bizim duygularımızın, düşüncelerimizin bir parçası… Dolayısıyla eylemlerimizin, amellerimizin bir parçası olması lazım… Yoksa her şey boşa gidecek… Yazık olacak… Bu hayatı heder etmiş olacağız… Yazık etmiş olacağız bu hayata…

Değerli Mü’minler; İslam’a mensup olmak yeterli değil… Müslüman olmak yeterli değil… Önemli olan bu mensubiyetin gereğini yerine getirmek… Yaşamak…

Müslüman milletler, Müslüman topluluklar, Ümmet-i Muhammed neden bu durumda?.. Bu sorunun cevabını kurcaladığımızda, araştırdığımızda, bunun cevabını kendimizde aramamız lazım… Bu sorunun cevabını kendi düşüncelerimizde, kendi hayat felsefemizde, kendi amellerimizde, yaşadığımız hayatta aramamız gerekiyor… Demek ki; İslam’a mensup olmak yeterli değil…

Hepimiz inanıyoruz ki; öldükten sonra kabir hayatı başlayacak… Ondan sonra kıyamet… Ondan sonra hesap.. Diriliş… Dirileceğiz ve Rabbimizin huzurunda hesaba çekileceğiz… Diriliş…

Değerli Kardeşlerim; biz bu dirilişi bu dünyada gerçekleştirmemiz gerekiyor… Kur’an’ın rehberliğinde gerçekleşecek olan bu dirilişi bu dünyada gerçekleştirmediğimiz müddetçe, ebedi dünyada gerçekleşecek olan, kaçınılmaz olan dirilişin hiç bir anlamı olmaz… Allah korusun, o diriliş hüsranla sonuçlanır… O bakımdan Allah’ın huzuruna dirilmeden önce, kıyamet akabinde, haşirden önce, dirilişten önce bu dünyada dirilmemiz gerekiyor…

Neyle dirileceğiz?.. Kur’an’la dirileceğiz… Peygamberimizin çağrılarına kulak vererek dirileceğiz… İbadetle dirileceğiz… Zikirle dirileceğiz… Tefekkürle dirileceğiz… Tezekkürle dirileceğiz… Bunun yolu, yöntemi buradan geçiyor…

Demek ki Değerli Kardeşlerim; Diriliş… Kıyamet… Hepimiz inanıyoruz… Kur’an’ın en etkileyici sahneleri, en etkileyici ayetleri kıyamet ayetleridir…

فَإِذَا جَاءتِ الصَّاخَّةُ

(Abese,33)

Hayal edemeyeceğimiz, korkunç bir gürültüyle kıyamet kopacak… Kur’an’ın bize haber verdiği bu… Korkunç bir ses… Ve korkunç bir zelzele…

Biz bunu hayal bile edemeyiz… Dünyanın sonu böyle gerçekleşecek…

يَا أَيُّهَا النَّاسُ

“Ey insanlar…(Hacc, 1-2)”

اتَّقُوا رَبَّكُمْ

“Rabbinize karşı gelmekten sakınınız…”

إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظِيمٌ

“Kıyametin zelzelesi, kıyametin depremi dehşetli bir şeydir…”

يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا أَرْضَعَتْ

“O kadar tedirgin edici ki, o gün anne emzirmekte olduğu çocuğunu bir tarafa bırakacak… Yavrusunu terk edecek…”

وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا

“Hamile olan anne… O da yavrusunu düşürecektir…”

Kur’an bizlere hesap gününü böyle dehşetli bir şekilde tasvir ediyor… Hepimizin yaşayacağımıza gönülden kalpten inandığımız kıyamet işte bu…

يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ

(Karia;4-5) O gün insanlar adeta kelebekler gibi savrulacaklar… Sağa sola uçuşacaklar…

وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنفُوشِ

“Dağlar dümdüz olacak… Dağlar adeta pamuk gibi sağa sola savrulacak… Dümdüz olacak…”

Gökler yarılacak… Güneşin ışığı sönecek… Yıldızlar kararacak… Ayla güneş bir araya gelecek… Dağlar harekete geçecek… Toz duman olacak… Denizler kaynayıp fışkıracak… Kabirlerin içindekiler dışarıya çıkacaklar… Diriliş sahnesini, insanın varlığın sahibinin huzuruna çıkacağı ânı, Kur’an böyle tasvir ediyor…

Değerli Kardeşlerim; demek ki, önümüzde böyle bir gün var… Kur’an “gün” tabirini kullanıyor… Ve sık sık; o güne hazırlanın, “ey insanlar”, “ey Kur’an’ın sevdalıları” o güne hazırlanın diyor… Allah’a hazırlıklı olarak yaşayın… Allah’a hazırlıklı olarak gidin diyor…

يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيبًا

(Müzzemmil;17) Bir başka tespit… Öyle bir gün ki; çocuğu ihtiyarlatan bir gün…

Çocuk bir anda ihtiyarlıyor… İşte o gün öyle dehşetli bir gün olacak ki; o dehşet bu seviyede, bu derecede olacak…

Değerli Kardeşlerim; Kıyamet Suresi diye Kur’an’da müstakil bir sure var… O surede;

يَقُولُ الْإِنسَانُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ الْمَفَرُّ

(Kıyamet; 10-11-12-13) O gün insan kaçacak bir yer yok mu diyecek…

كَلَّا لَا وَزَرَ

“Hayır, hayır… Kaçacak hiçbir yer olmayacak… Nereye gitse insan, o dehşeti yaşayacak… O şiddeti yaşayacak… O kasvetli günü yaşayacak…”

إِلَى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ الْمُسْتَقَرُّ

“Varacağı tek bir yer var… O da, ilahi huzur…”

يُنَبَّأُ الْإِنسَانُ يَوْمَئِذٍ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ

“O gün insana yaptıklarının hepsi haber verilecek… Neleri ertelemiş… Neleri ihmal etmiş… Nelere öncelik vermiş… Hepsi tek tek insana haber verilecek… Artık insan inkar edemeyecek… Hiçbir şeyi inkar etmesi mümkün olmayacak…”

Çünkü el, yaptıklarına şahitlik edecek… Konuşacak… Ayaklar yaptıklarına şahitlik edecek… Hangi yolda yürümüş; ayaklar şahitlik edecek… Gözler şahitlik edecek… Vel hasılı; bütün uzuvlar, bütün organlar şahitlik edecek… İnsanın amelleri ortaya serilecek…

يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَى مِنكُمْ خَافِيَةٌ

(Hakka,18)

O gün Allah’ın huzuruna arz edileceksiniz… Çıkarılacaksınız… Ve hiçbir şey, ama hiçbir şey gizli saklı kalmayacak…

يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ

(Abese,34-42) O gün kişi kardeşinden kaçacak…

وَأُمِّهِ وَأَبِيهِ

“Annesinden, babasından uzaklaşacak…”

وَصَاحِبَتِهِ وَبَنِيهِ

“Çocuğundan ve eşinden kaçacak…”

Neden?

لِكُلِّ امْرِئٍ مِّنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ

Çünkü herkesin derdi başından aşmıştır… Onun için en yakınlarından bile uzaklaşacak, kaçacak…

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُّسْفِرَةٌ ضَاحِكَةٌ مُّسْتَبْشِرَةٌ

“Ama o gün bir takım yüzler vardır ki; onlar ışıl ışıl, aydınlık içerisinde gelecekler… Onlar sevinç içerisinde… Onlar müjdelenmişlerdir…”

وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌ

“Ama bir takım yüzler de vardır ki; onlar simsiyah, zifiri bir karanlık içerisinde gelecekler…”

Değerli Kardeşlerim; demek ki, önümüzde böyle bir gün var… Hesap günü… Bizler bu hayata hazırlanmamız, ilahi huzura hazırlanmamız, ilahi hesaba hazırlanmamız gerekiyor…

Kur’an’ın nazil olduğu, vahyin geldiği günlerde olduğu gibi; bu gün de haşre, dirilişe inanmayan insanlar var… Ateist düşünceye, gözüyle gördüğünün, kulağıyla işittiğinin ötesinde başka bir şeye inanmayan insanlar var. Ahirete inanmayan insanlar var… Kur’an onlara da şöyle cevap veriyor…

أَوَلَمْ يَرَ الْإِنْسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ نُطْفَةٍ

(Yasin,77)

Ey inanmayan insan; yaratılışına hiç bakmıyor musun… Başlangıcına hiç bakmıyor musun… Üreme hücrelerinden, bir nutfeden meydana geldiğini görmüyor musun…

أَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِّن مَّنِيٍّ يُمْنَى

(Kıyame,37) O üreme hücrelerinden, nutfeden yaratıldığını bilmiyor mu… Böyle bir nutfe değil miydi…

Değerli Kardeşlerim; başka bir şeye gerek yok… İnsanın ahirete inanması için kendi kökenine bakması yeter.. Anne rahmindeki durumunu düşünmesi yeter.. Öncesini düşünmesi yeter…

أَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَاءٍ مَهِينٍ

(Murselat,20) İnanmayan insanlara hitap ediyor… Sizi kerih gördüğünüz bir sudan yarattığımızı bilmiyor musunuz… Sizi böyle bir sudan yaratmadık mı…

İnsanın bunları düşündüğü zaman dirilişe inanmaması mümkün değil… Bu insana verilen, bahşedilen ne büyük bir nimet… Ne büyük bir güzellik… Düşünsenize; insan nerelerden nerelere gelmiş… İşte Kur’an’ın sık sık çağırdığı, tefekkür dediğimiz olgu bu… Tezekkür bu… Mutlaka böyle bir tefekkür anlayışına, Kur’an eşliğinde sahip olmamız gerekir…

Aziz Kardeşlerim; demek ki, ahirete, dirilişe inanç meselesi Kur’an tarafından ortaya konuyor… Mü’minler olarak, Müslümanlar olarak, bu noktada elimizden gelen gayreti, uyanıklığı göstermemiz gerekiyor…

Ölümden sonraki dirilişe inanmak önemlidir elbette… Ama biraz önce de ifade ettiğim gibi; bizler o dirilişten önce dünyadaki dirilişi yaşamamız gerekiyor… Müslümanca bir diriliş… Bir ihyayı yaşamamız gerekiyor…

Bunu Kur’an’la gerçekleştireceğiz… Bunu ibadetle gerçekleştireceğiz… Bunu tefekkürle gerçekleştireceğiz… Bunu zikirle, tesbihle gerçekleştireceğiz…

Eğer biz bütün bunlara önem vermezsek, zaman ayırmazsak kalbimiz katılaşır… Kalbimiz körelir… Kaskatı bir hale gelir… Ondan sonra duyduğun ayetten de bir şey anlamazsın… Duyduğun hadis-i şeriflerden de öğüt çıkarmazsın…

Demek ki Değerli Kardeşlerim; dünyada dirilmemiz, dirilişi buradan başlatmamız gerekiyor…

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُواْ رَبَّكُمُ

(Lokman,33) Ey insanlar artık Rabbinize karşı gelmekten sakının…

وَاخْشَوْا يَوْمًا لَّا يَجْزِي وَالِدٌ عَن وَلَدِهِ

“Öyle bir gün sizi bekliyor ki, o günde ne babanın çocuğuna bir faydası olacak, ne de çocuğun babasına bir faydası olacak…”

وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَن وَالِدِهِ شَيْئًا إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ

Ey İnsanlar! Diriliş haktır… Öyle ise ona göre hayatınızı düzenleyin…

فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا

“Şu fani hayat sizi aldatmasın…”

وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ

“mel’un şeytan Allah’ın rahmetine, O’nun merhametine güvendirerek sizi aldatmasın…”

Değerli Kardeşlerim; bu çağrı Kur’an’ın nazil olduğu dönemden itibaren kıyamet sabahına kadar tekrarlanacak.. Ve bu çağrılara kulak vermemiz gerekiyor… Bir başka ayet-i kerime… (Hadid;12-13)

يَوْمَ تَرَى الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ

يَسْعَى نُورُهُم بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَبِأَيْمَانِهِم

“İşte müjdeli bir haber… Bu ayet bize bir müjdeyi veriyor… Kurtuluş beratını veriyor… Gerçek mü’minlere kurtuluş haberini veriyor…”

Onlar hesap gününde nur içerisinde, nura gark olmuş olarak gelecekler… Gerçek mü’minler…

بُشْرَاكُمُ الْيَوْمَ

“Size müjdeler olsun diye onlar müjdelenecekler o gün…”

Evet, bu şekilde anlatılıyor Kur’an’da…

ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

“İşte gerçek kurtuluş budur diyor… Ayet bu şekilde son buluyor…”

Bir sonraki ayet şöyle devam ediyor… Burası çok önemli…

يَوْمَ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ

“O gün münafıklar şöyle diyecekler… Nura gark olmuş mü’minlere bakarak şöyle diyecekler…”

لِلَّذِينَ آمَنُوا انظُرُونَا نَقْتَبِسْ مِن نُّورِكُمْ

“Bize bakın… Bize bakın da sizin aydınlığınızdan istifade edelim… Nurunuzdan istifade edelim… Ama onlara şöyle cevap verilecek…”

قِيلَ ارْجِعُوا وَرَاءكُمْ فَالْتَمِسُوا نُورًا

“O nuru, o aydınlığı burada değil, eğer geri dönebilirseniz onu dünyada arayın…”

Demek ki Değerli Kardeşlerim; orada yüzü gülenlerden olmak istiyorsak… Nura gark olmuş olan insanlardan olmak istiyorsak… O aydınlığı, o güzelliği, o nuru burada yaşayacağız…

O nuru yaşamak Kur’an’ı yaşamaktır… Çünkü Kur’an kendisini nur olarak, aydınlık olarak tarif ediyor… İşte önemli olan bu nuru, bu aydınlığı burada yaşayabilmektir.. Anacak bu nuru, bu aydınlığı burada yaşarsak ebedi alemimize götürebiliriz… Hesap gününe taşıyabiliriz… Müslümanın bu dünyada yaşayacağı hayat bir aydınlık arayışıdır… Bir nur arayışıdır… Çünkü Kur’an’ın geliş gayesi budur…