Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Ahirete İman ve İnkâr Edenlerin Durumu

İsmail Sezkin

AHİRETE İMAN VE İNKÂR EDENLERİN DURUMU


İnsan hayatı, dünya hayatı ve ahiret hayatı olmak üzere ikiye ayrılır… İnsan önce dünyaya gelir ve orada uzun veya kısa bir hayat sürer Bu dünyada işlemiş olduğu ameller daha sonra gelecek olan ahiret hayatının şekillenmesinde önemli ölçüde etkili olur Yani insan bu dünyada ne ekerse ahirette onu biçer… Hz. Ali’nin de dediği gibi “Dünya ahiretin tarlasıdır…”

Fakat maalesef insanların genelde dünya ve ahiret noktasında yanıldıklarını görüyoruz… Bazı insanlar dünyaya taparken bazı kimseler de dünyayı ihmal ederek sadece ahireti ihya etmeye çalışıyorlar Bu her iki tarzın da yanlış tarafları var

Müslümana yakışan içinde bulunduğu durumun hakkını vererek fırsatları değerlendirip hem dünyasını hem de ahiretini mamur hale getirmektir Bir Müslümanın öncelikle şunu bilmesi lazım Kur’an’a göre ahireti engellemeyen dünya hayatı meşrudur…

Cenab-ı Allah bizden her iki âlem için de dua etmemizi istiyor ve bize bunu öğretiyor…

وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ

“nlardan bir kısmı da:”

رَبَّنَا

Ey Rabbimiz!

اٰتِنَا فِى الدُّنْيَا

“Bize dünyada da iyilik ver,”

وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً

“ahirette de iyilik ver.”

وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

“Bizi cehennem azabından koru! derler. (Bakara, 2/201)”

وَابْتَغِ فٖيمَا اٰتٰیكَ اللّٰهُ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ

“Allah'ın sana verdiği (bu servet) içinde âhiret yurdunu ara;”

وَلَا تَنْسَ نَصٖيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا

“Dünyadan da nasibini unutma.”

وَاَحْسِنْ كَمَا اَحْسَنَ اللّٰهُ اِلَيْكَ

“Allah sana nasıl iyilik ettiyse sen de öyle iyilik et;”

وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِى الْاَرْضِ

“Yeryüzünde bozgunculuk etmeyi isteme.”

اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدٖينَ

“Çünkü Allah bozguncuları sevmez." (Kasas, 28/77)”

Kur’an-ı Kerim bunun tersi bir anlayış tutanları ise yeriyor ve şöyle buyuruyor Cenab-ı Allah:

فَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ

“İnsanlardan öyleleri var ki, şöyle der:”

رَبَّنَا اٰتِنَا فِى الدُّنْيَا

Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver, derler.

وَمَا لَهُ فِى الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ

“Böyle kimselerin ahiretten hiç nasibi yoktur. (Bakara, 2/200)”

İşte bu tip insanlar hem bu dünyada hem de ahirette hüsrana uğrarlar. Çünkü bu gibi insanlar için Kur’an şöyle buyuruyor:

يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ

“O kıyametn günü bir takım yüzler ağaracak”

وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌ

“Bir takım yüzler kararacaktır”

فَاَمَّا الَّذٖينَ اسْوَدَّتْ وُجُوهُهُمْ

“Yüzleri kararanlara gelince”

اَكَفَرْتُمْ بَعْدَ اٖيمَانِكُمْ

“Siz imandan sonra küfür mü ettiniz?”

فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ

“Öyleyse küfür ettiğiniz için tadın azabı? (Al-i İmran, 3/106)”

Ayrıca dünya ile ahiret arasında bir tercih yapılması gerektiği zaman ise ahiretin tercih edilmesi gerektiği vurgulanıyor Kur’an’da:

اَلَّذٖينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ

“"Dünya hayatını ahirete tercih edenler,”

وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ

“Allah yolundan alıkoyanlar”

وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا

“Ve yolun eğrilmesini isteyenler var ya,”

اُولٰـئِكَ فٖى ضَلَالٍ بَعٖيدٍ

“İşte onlar (haktan) uzak bir sapıklık içindedirler. (İbrahim, 15/3)”

وَاٰثَرَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا فَاَمَّا مَنْ طَغٰى

“Azıp dünya hayatını tercih edenlere gelince”

فَاِنَّ الْجَحٖيمَ هِىَ الْمَاْوٰى

“Cehennem onların durak yeridir. (Naziat, 79/37-39)”

Bir de bu anlayışın da ötesinde ahireti tamamen inkâr edenler var; Kur’an-ı Kerim onları da haber veriyor bize:

وَقَالُوا

“"Dediler ki:”

مَا هِىَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا

“Ne varsa dünya hayatımızdır, başka bir şey yoktur.”

نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَا اِلَّا الدَّهْرُ

“Ölürüz, yaşarız; bizi zamandan başkası helâk etmiyor (bizi öldüren yalnız zamandır).”

وَمَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍ

“Fakat onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur.”

اِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ

“Onlar sadece zannediyorlar." (Câsiye, 45/24)”

اِنْ هِىَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا

“Bizim için hayat sadece dünya hayatıdır”

نَمُوتُ وَنَحْيَا

“Biz yaşarız ve ölürüz”

وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثٖينَ

“Ama biz öldükten sonra dirilmeyiz (Mü'minûn, 23/37)”

Bu ayetlerde bahsedilen inanç sahipleri "hayatın sadece bu dünya hayatından ibaret olduğunu" zanneden, öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden ateist (dinsiz) ve materyalistler. Dikkat edilirse bu anlayışa sahip insanlar daha önce verdiğim ayetlerdeki anlayış sahiplerinden daha farklı. Çünkü önceki insanlar ahireti inkâr etmiyorlardı. Ama bunlar ahreti de inkâr ediyorlar. Oysa Kur’an’a göre dünya hayatı aldatıcıdır:

اِعْلَمُوا اَنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا

“"Bilin ki, dünya hayatı ancak”

لَعِبٌ

“Bir oyun,”

وَلَهْوٌ

“Bir eğlence,”

وَزٖينَةٌ

“Bir süs,”

وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ

“Kendi aranızda bir övünme,”

وَتَكَاثُرٌ فِى الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ

“Mal ve evlat çoğaltma yarışıdır.”

كَمَثَلِ غَيْثٍ اَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ

“Dünya hayatının misali yağan yağmurla biten ekinden hoşlanan çiftçinin hali gibidir,”

ثُمَّ يَهٖيجُ

“Sonra o ekin kurur,”

فَتَرٰیهُ مُصْفَرًّا

“Onu sapsarı görürsün,”

ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا

“Sonra çerçöp olur.”

وَفِى الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ شَدٖيدٌ

“Ahirette ise çetin bir azap vardır;”

وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانٌ

“Allah'tan mağfiret ve rıza vardır.”

وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ

“Dünya hayatı ise, sadece aldatıcı bir geçinmedir"(Hadîd, 57/20)”

Yine Kur’an bu dünyanın geçici ve önemsiz; ahiretin ise kalıcı ve hayırlı olduğunu ifade ediyor bize.

قُلْ

“Onlara de ki:”

مَتَاعُ الدُّنْيَا

“"Dünya menfaati önemsizdir,”

قَلٖيلٌ وَالْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لِمَنِ اتَّقٰى

“Allah'tan korkanlar için ahiret daha hayırlıdır. (Nisa, 4/77)”

اَرَضٖيتُمْ بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَا مِنَ الْاٰخِرَةِ

“Dünya hayatını ahirete tercih mi ediyorsunuz?”

فَمَا مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا فِى الْاٰخِرَةِ اِلَّا قَلٖيلٌ

“Fakat dünya hayatının faydası ahiretin yanında çok azdır. (Tevbe, 9/38)”

وَفَرِحُوا بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَا

“Onlar dünya hayatıyla şımardılar.”

وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا فِى الْاٰخِرَةِ اِلَّا مَتَاعٌ

“Oysa ahiretin yanında dünya hayatı, geçici bir faydadan başka bir şey değildir. (Rad, 13/26)”

Allah Teâla dünya hayatını şöyle tasvirle anlatıyor Kur’an-ı Kerim’de:

اِنَّمَا مَثَلُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا

“"Dünya hayatının durumu,”

كَمَاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاءِ

“Gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki,”

فَاخْتَلَطَ بِهٖ نَبَاتُ الْاَرْضِ

“Yeryüzü bitkileri o su sayesinde gürleşip birbirine girer.”

مِمَّا يَاْكُلُ النَّاسُ وَالْاَنْعَامُ

“İnsanlar ve hayvanlar ondan yerler”

حَتّٰى اِذَا اَخَذَتِ الْاَرْضُ زُخْرُفَهَا وَازَّيَّنَتْ

“Nihayet yeryüzü ziynetini takınıp, (rengârenk) süslendiği zaman”

وَظَنَّ اَهْلُهَا اَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْهَا

“Ve sahipleri de onun üzerinde kudret sahibi olduklarını sandıkları bir sırada,”

اَتٰيهَا اَمْرُنَا لَيْلًا اَوْ نَهَارًا

“Bir gece veya gündüz ona emrimiz (âfetimiz) gelir de”

فَجَعَلْنَاهَا حَصٖيدًا

“Onu kökünden koparılarak biçilmiş bir hale getiririz.”

كَاَنْ لَمْ تَغْنَ بِالْاَمْسِ

“Sanki dün yerinde yokmuş gibi " (Yunus, 10/24)”

İslam dini insanın tamamen dünya hayatına veya tamamen ahirete yönelmesine karşı çıkıyor. Ne tamamen zahidane bir yaşama cevaz veriliyor ne de yaşamın tamamını dünya için harcamalarına göz yumuluyor. İnsanların dünyayı terk edip kendilerini tamamen ahirete adamalarına en başta Peygamber Efendimiz (SAV) karşı çıkıyor.

Peygamber Efendimiz (SAV) kendi yaşadığı hayatında da dünya karşısında takınılması gereken tavrın nasıl olması gerektiğini göstermiştir.

"Yanımda Uhud Dağı kadar altınım olup da ondan bir miktar yanımda kaldığı halde (iki gün geçip) üçüncü bir gecenin gelmesini sevmem." (Mecmau’z-Zevaid) buyuruyor Peygamber Efendimiz.

Yine bir başka hadisinde: "Dünya tatlı ve hoştur. Allah sizi ona vâris kılacak ve nasıl hareket edeceğinize bakacaktır." [Müslim, Zikr 99, (2742); Tirmizî, Fiten 26, (2192)] diyerek dünya hayatına karşı insanlarda bir meylin olduğunu ifade ediyor.

İnsanın tabiatında dünyayı sevme ve onun nimetlerine meyletme vardır. İslam dini insan fıtratındaki bu gerçeği yok saymak yerine, insanın dünya ilgili davranışlarını düzene koymaya çalışır. (D.İ. A. 10, 23)

Hz. Enes (r.a) rivayetine göre de Peygamber Efendimiz: "Dünya sevgisi her çeşit hatalı davranışların başıdır. Bir şeye olan sevgin seni kör ve sağır yapar." (Edep 125, (5150).] Buyurarak bir hırka bir lokma düşüncesini dile getiriyor.

Bu hadisteki ifadeler maalesef yanlış anlaşıldı her zaman. Müslümanlar dünyadan el etek çekme düşüncesine kapıldılar. Oysa dünya ahiretin kazanıldığı yerdir.

Dünyayı sevmek ayrı, dünyadan şartları muvacehesinde istifade etmek ayrı şeydir. İslam’ın hoş görmediği dünya hayatı insanı Cenab-ı Allah’tan uzaklaştıran yaşama anlayışıdır.

Mal, servet, makam ve mevki tutkusu, şöhret hastalığı, şehvetlere esir olma, lüks ve israf anlayışı, malla şımarma ve dünyalıklara köle olma akılsızlığıdır. (Hüseyin, K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, s. 159)

Hz. Enes anlatıyor: Bir gün Peygamber Efendimizin evine üç kişi gelerek, Peygamberimizin evinde neler yaptığını, nasıl ibadet ettiğini öğrenmek isterler. Kendilerine sordukları husus açıklanınca sanki bunu az bularak: "Resûlullah (a.s) kim, biz kimiz? Cenab-ı Allah O'nun geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetmiştir (bu sebeple O'na az ibadet de yeter)” derler.

İçlerinden biri: "Ben artık hayatım boyunca her gece namaz kılacağım" der.

İkincisi: "Ben de hayatımca hep oruç tutacağım, hiç bir gün terk etmeyeceğim” der.

Üçüncüsü de: "Kadınları ebediyen terkedip, onlara hiç temas etmeyeceğim" der. (Durumdan haberdar olan) Peygamberimiz onlara:

"Sizler böyle böyle söylemişsiniz. Halbuki Cenab-ı Allah'a yemin olsun Cenab-ı Allah'tan en çok korkanınız ve Cenab-ı Allah’ın yasaklarından en fazla kaçınanınız benim. Fakat buna rağmen, ben bazen oruç tutar, bazen yerim; namaz kılarım, ama uyurum da; kadınlarla beraber de olurum. (Benim sünnetim budur), kim sünnetimi beğenmezse benden değildir" buyurur. (Buhârî, Nikah 1; Müslim, Nikah 5, (1401); Nesâî, Nikah 4, (6, 60).

Peygamber Efendimiz yine bir hadisinde dünya ile ahiret arasında bir dengenin kurulmasını ve bu dengenin her ikisinin lehine ve aleyhine değiştirilmemesi gerektiğini söylüyor. Müslümanlardan dünyayı ihmal etmemelerini de talep ediyor ve;

"Hiç ölmeyeceğini zanneden kişi gibi (dünya için) çalış, yarın öleceğinden korkan kimse gibi de (dünyaya bağlanmaktan) kaçın." Buyuruyor. (Canan, İbrahim, Kütüb-i Sitte Muhtasarı, 14, 481)

İnsanoğlu bu dünyada misafirdir; İbnu Mes'ud (r.a) bir gün Peygamberimiz'in yanına gidiyor. Peygamber Efendimizin bir hasır örgünün üzerinde uyurken hasırın vücudunun açık olan yan taraflarında izler bıraktığını görüyor.

"Ya Rasulüllah, sana bir yaygı temin etsek de hasırın üstüne sersek, onun sertliğine karşı sizi korusa!" diyor Peygamberimize. Peygamber Efendimiz şu cevabı veriyor İbnu Mes’ud’a:

"Ben kim, dünya kim. Dünya ile benim misâlim, bir ağacın altında gölgelenip sonra terkedip giden yolcunun misali gibidir." [Tirmizî, Zühd 44, (2378).]

Bakınız Hz.Ali’de şöyle diyor: "Dünya arkasını dönmüş gidiyor, âhiret ise yönelmiş geliyor. Bunlardan her ikisinin de kendine has evlatları var. Sizler âhiretin evlatları olun. Sakın dünyanın evlatları olmayın. Zîra bugün amel var hesap yok, yarın ise hesap var amel yok." [Rezîn tahric etmiştik. Buhârî, muallak (senetsiz) olarak kaydetmiştir. (Rikâk 4).

Peygamber Efendimiz de yine bir başka Hadis-i şeriflerinde: "Dünya, mü'mine hapishâne, kâfire cennettir." buyuruyor. [Müslim, Zühd 1, (2956); Tirmizî, Zühd 16, (2325).]

"Şimdi de kendisine Peygamberimizin bu hadis-i şerifinin hatırlatıldığı Hâfız İbnu Hacer’in hikayesini dinleyelim. Hâfız İbnu Hacer, Kâdı'il-Kudât iken, bir gün etrafını saran büyük bir cemaatle, haşmetli ve güzel bir hey'ete bürünmüş halde pazara uğrar.

Derken kılık kıyafeti pejmürde, eskimiş ve yağlara bulanmış bir elbise içerisinde sıcak zeytinyağı satan bir yahudi, kendisine doğru yaklaşıp atının yularından tutar ve:

"Ey Şeyhülislam, sizin Peygamberiniz: "Dünya mü'mine hapishâne, kâfire cennettir" demiş. Şu halimize bak. Sen hangi hapistesin ve ben nasıl bir cennetteyim?" der.

İbnu Hacer şu cevabı verir:

"Ben, Cenab-ı Allah'ın bana âhirette hazırladığı nimetlere nisbetle, hâl-i hazırda şu dünyevî saltanatıma rağmen sanki hapiste gibiyim. Sen de, sana âhirette hazırlanan azâba nisbetle, cennette gibisin!" O yahudi bu cevap üzerine Müslüman olur.”

İnsanlar kazanç konusunda üçe ayrılır:

Dünya geçimi kendisini meşgul etmiş ve ahiretini unutturmuştur. Böyle olan helak olmuştur.

Ahiret telaşı dünyalığını unutturmuştur. Bunlar

هُمُ الْفَائِزُونَ

dendir. Yani zafere ulaşmışlardır.

Ahireti kazanmak için dünya ile meşgul olanlardır. İtidale en yakın olan bu üçüncü derecedir. (İhya-u Ulumi`d-Din, ll. 159, Terc. A. Serdaroğlu, Bedir Yay. İst. 1975)

O halde şu ayeti hiç aklımızdan çıkarmadan hayatımıza devam edelim ve ahiretteki yerimizi, sınıfımızı belirleyelim.

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا قُوا اَنْفُسَكُمْ وَاَهْلٖيكُمْ نَارًا

“"Ey İman edenler!”

Nefislerinizi ve ailelerinizi ateşten koruyunuz."(Tahrim, 66/6)

Sözlerimizi de Peygamber Efendimizin hayatımız boyunca kulağımıza küpe olacak, bizi kurtaracak olan tavsiyeleriyle bitirelim. Ki şöyle buyuruyor Peygamber Efendimiz:

"Muhakkak ki, haramlar apaçık bellidir, helaller de apaçık bellidir. Bu ikisi arasında (haram veya helal olduğu) şüpheli olanlar vardır. İnsanlardan çoğu bunları bilmez. Bu durumda, kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, ırzını da korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse harama düşmüş olur, tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibi ki, her an koruluğa düşebilecek durumdadır.

Haberiniz olsun, her melikin bir koruluğu vardır, Allah'ın koruluğu da haramlarıdır. Haberiniz olsun, cesette bir et parçası var ki, eğer o sağlıklı olursa cesedin tamamı sağlıklı olur, eğer o bozulursa, cesedin tamamı bozulur. Haberiniz olsun bu et parçası kalptir." [Buharî, İman 39, Büyû 2; Müslim, Müsakat 107, (1599); Ebu Davud, Büyû 3, (3329, 3330); Tirmizî, Büyû 1, (1205); Nesâî, Büyû 2, (7, 241).]

Evet haramlara, helallere riayet ederek yaşayalım hayatımızı. Çünkü;

اِنَّ الْاَبْرَارَ لَفٖى نَعٖيمٍ

“"Şüphe yok ki, muttakiler, nîmetler içindedirler.”

وَاِنَّ الْفُجَّارَ لَفٖى جَحٖيمٍ

“Ve muhakkak ki, facirler de yakıcı ateş içindedirler". (İnfitar, 82/13,14)”