ALIŞVERİŞ AHLAKI
Değerli Mü’minler!.. Hepimiz meslek olarak ticaret yapmıyoruz belki… Ama şu dünyada yaşarken hepimiz şöyle ve ya böyle, bir şekilde ticarete bulaşıyoruz… İşimiz gücümüz ticaret olmasa bile, hepimiz bir tüketici olarak, bir şekilde ticari hayatın içerisindeyiz… Satıcı değilsek, alıcıyız yani… Bu da bir ticaret… Bazen birilerinden borç alıyoruz, bazen birine borç veriyoruz, yani bu piyasanın içerisindeyiz… Cenab-ı Allah Nisa Suresi’nde(29) şöyle buyuruyor;
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا
Ey iman edenler! ..
لَا تَاْكُلُوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ
“atıl yollarla, haksız yollarla, haram yollarla sakın mallarınızı yemeyin…”
اِلَّا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ
“Ancak sizden karşılıklı rızaya dayanan bir ticaret hâli olması müstesna; mallarınızı batıl yollarla yemeyin… Yani helal dairesinin içerisinde ticaretle kazandıklarınızdan Allah razı olur… Helal yollarla ticaret yaparak kazanmanıza, zengin olmanıza Allah müsaade ediyor, izin veriyor… Ama sakın Allah’ın izin verdiği çerçevenin dışına çıkmayın…”
Peygamber Efendimiz (SAV) de şöyle buyuruyor… “Et-tâciru sadîgul Müslim” Müslüman, mü’min, güvenilir bir tüccar “Mâ şühedâ” Şehitlerle beraber haşrolacaktır… “Helal haram dairesinde ticaretini yapan güvenilir, mü’min bir tüccar yarın mahşer meydanında şehitlerle beraber haşrolacaktır” buyuruyor…
Eğer ticari hayatınızı yürütürken sınırların içerisinde kalabilirseniz diyor Ceneb-ı Hak… O takdirde aldığınız verdiğiniz, yediğiniz içtiğiniz helaldir diyor…
Değerli Mü’minler!.. Cenab-ı Allah dünyanın bütün nimetlerini bizim için yaratmış zaten… Onun için;
قُلْ مَنْ حَرَّمَ زٖينَةَ اللّٰهِ الَّتٖى اَخْرَجَ لِعِبَادِهٖ
“Allah’ın kulları için çıkarmış olduğu dünyanın zînetlerini, süsünü kullarına kim haram kılabilir…(A’RAF;32)”
Ama tekrar söylüyorum; ölçülere riayet etmek şartıyla bütün dünyayı Cenab-ı Allah bizim emrimize vermiş… Yine bir başka ayette de şöyle buyuruyor…(BAKARA;168)
يَا اَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِى الْاَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًا
Ey insanlar! .. Yeryüzünde olanlardan yiyip içebilirsiniz… Ama yiyip içtikleriniz helal ve temiz olacak…
Hepimiz biliyoruz ki Değerli Mü’minler!.. Şimdi burada dikkat edilip uyulması gereken şudur… Alış verişimizin Allah’ın meşru kıldığı alanın dışına çıkmamasıdır… Meşru olmayan yollara sapmamaktır…
Peki; meşru olmayan bu yollar nedir o zaman… Gelin önce bunları yeniden hatırlayalım hep beraber…
İlk önce; ticarete, kazanca kumarın bulaşmamasıdır… Ve ya kazancımıza faizin bulaşmamasıdır…
Cenab-ı Allah;
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ
Ey İman edenler! .. Allah’tan korkun, takva sahibi olun, her yaptığınızın hesabını vereceğinizi hiç unutmadan yaşayın…
وَذَرُوا مَا بَقِىَ مِنَ الرِّبٰوا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ
“Eğer mü’minseniz faizden kalanı bırakın…”
فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا
“Eğer bunu yapmazsanız; yani eğer faizden vazgeçmezseniz, eğer faizden uzak durmazsanız,”
فَاْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِهٖ
“Allah’a ve Rasulüne savaş ilan etmiş olduğunuzu bilin…(BAKARA;278-279)”
Bu işin şakası yok yani… Ayet böyle… Faizin Allah’a ve Peygamberine savaş ilan etmek demek olduğunu bildiriyor Allah-u Teâla bu ayette…
Alıp verirken; hepimizin, Allah’ın koymuş olduğu ölçülere riayet etmesi farzdır… Onun dışına çıkmak; kazancımıza haram karıştırmaktır… Cenab-ı Hak mü’minleri adam diye anlattığı bir yerde;(NUR;37)
رِجَالٌ لَا تُلْهٖيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِ
“diye tarif ediyor mü’mini… Onlar öyle adamlar ki diyor; ne bir alış-veriş, ne de bir ticaret onları Allah’ı zikretmekten, namazı kılmaktan alıkoymaz diyor…”
Değerli Kardeşlerim!.. Şimdi şöyle bir sofra düşünün… -Afedersiniz- domuz etinden bir pirzola güzelce pişirilmiş, süslenerek güzel bir sunumla da sofrada ikram edilmiş…
Ne kadar güzel olursa olsun; bırakın yemeyi, böyle bir şeyi duymak bile tiksindiriyor insanı… Hepimiz anında terk eder kalkarız o masadan ve ya sofradan… Çünkü bir mü‘minin yapması gereken budur…
Şimdi bir sofra daha düşünün… Katıksız faizden elde edilmiş güzel bir sofra ve o sofrada en nadide kuzu etinden bir pirzola olsa… Ve az önceki sofradan kaçtığınız gibi bu sofradan da kaçmıyorsanız eğer… İşte o zaman bizim İslam anlayışımızda, Müslümanlık anlayışımızda, din anlayışımızda ciddi bir problem var demektir…
Yani faizden kazanılmış kuzu etinden pirzolayla, domuzdan pişirilen pirzola arasında hiçbir fark yoktur… Domuz eti ne kadar haramsa faiz de o kadar haramdır vesselam…
Değerli Kardeşlerim!.. Alış verişimizde, kazancımızda bir de alkol, fuhuş, müstehcenlik olmayacak… Yani alkol ve uyuşturucunun ticaretini yapmak haramdır…
Müstehcenlik içeren, gayr-ı meşru şeylerin alış verişini yapmak, bunlardan elde edilen gelir de haramdır… Bizden söylemesi… Söyleyelim ki; yarın ahirette karşımıza çıkmasın…
Bir insanın çalıştığı yerin şartları itibariyle, Allah’ın meşru görmediği, helal görmediği bir işi yapması da aynı şekilde haramdır… Müslüman bir insan, her ne olursa olsun, helal dairesi içinde kalacak… Kural bu…
Ticaretin ve kazandıklarımızın helal olması için bir de hile olmayacak… Bir insan müşterinin gafletinden faydalanıp hileli bir malı satarak, ondan kazandığı gelir de haramdır…
İmam-ı Azam Ebu Hanife de ticaretle meşgulmüş malumunuz… Bir gün bir bayan; İmam-ı Azam’ın dükkanına bir ipek kumaş getiriyor ve bunu satmak istiyorum, alır mısın diyor… Alırım, ne kadar istiyorsun diyor İmam-ı Azam… 100 dinar istiyorum diyor kadın… İmam-ı Azam; olmaz diyor… Bu kumaş daha fazla eder diyor… Biz olsak, 100 dediyse şunu kandırayım da 70’e alayım deriz… Ama İmam-ı Azam öyle demiyor; bu daha fazla eder diyor…
200 olsun diyor; yine hayır diyor İmam-ı Azam… 300 olsun, yok yine olmaz… 400 diyor, yine olmaz diyor… Kadın bu sefer benimle dalga mı geçiyorsun diyor İmam-ı Azam’a… Hayır diyor İmam-ı Azam; kumaştan anlayan bir bilirkişi çağıralım o kessin fiyatını diyor… Çağırıyorlar kumaştan anlayan birini ve o kişi kumaşın değerinin 500 dinar olduğunu söylüyor… Nihayetinde 100 dinara alabileceği bir kumaşı 500 dinara alıyor İmam-ı Azam…
Müşterinin bilgisizliğinden, anlamamasından istifade ederek fahiş kâr elde etmek haramdır işte… Onun için anlattım İmam-ı Azam’ı…
İşte Değerli Mü’minler!..
اِلَّا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ
“Karşılıklı rızaya dayanarak bir ticaret olabilmesi için; Cenab-ı Allah’ın Kur’an’da haber verdiği bütün haramlardan uzak durmak gerekiyor…”
كُلُوا مِمَّا فِى الْاَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًا
“Yediğimiz, içtiğimiz her şeyin tamamı helal ve temiz olacak buyuruyor…”
Allah’a hesap vereceğiz hepimiz… Hepimizi alıp-verirken, yiyip-içerken görüyor Allah-u Teâla… Onun için her zaman; yaptığım bu işten Cenab-ı Allah razı olur mu olmaz mı?.. Bunu soracağız kendimize…
Bir elimiz yağda, bir elimiz balda olsa… Bütün dünyayı bize bağışlasalar ne olur… “Âdemoğlunun iki vadi dolusu altını, malı-mülkü olsa; üçüncü vadi daha olsun ister” buyuruyor Peygamberimiz… “Ama en sonunda onun gözünü toprak doyurur” diyor…
Değerli Mü’minler!.. Kazancımıza bir de hırsızlık malının bulaşmaması lazım… Ama bu arada hırsızlığı kabaca, gidip de birisinin gafletinden faydalanıp cebinden cüzdanını çalmak olarak anlamayın hemen…
Kim hak etmediği bir şeyi alıyorsa hırsızdır… Tekrar söylüyorum; dikkat edin bu sözüme… Kim hak etmediği bir şeyi alıyorsa hırsızdır… Hırsızlık sadece birinin cebinden cüzdan çalmak değildir yani…
Bunu daha iyi anlayabilmek için, günlük hayatımızda hepimizin içinde olduğu, hepimizin gündeminde olan birkaç örnek vermeye çalışayım size…
Mesela devlet memurlarına dış göreve gittiği zaman harcırah verilir… Bir memur dış göreve gitmek için onayını almış olsa… Fakat o göreve gitmese… Ama aybaşında mutemet de o memura sanki göreve gitmiş gibi harcırah, yolluk tahakkuk ettirse… O memur da onu alıp yese hırsızlık yapmış olur…
Yani hırsızlık derken, sadece gidip birinin cüzdanından para çalmak ve ya bir dükkândan bir şeyi aşırmak olarak anlamayın… Üzerinde çok çalışılmış, gayret edilmiş öyle hırsızlıklar var ki…
Mesela bir misal daha… Devlet çiftçilere dönüm başına mazot ve gübre desteği veriyor… Ama devlet bu desteği tarlanı ekmek şartıyla veriyor… Bir çiftçinin ekmediği bir kuru tarlayı ekmiş gibi göstererek, devletten mazot, gübre ve tarım desteği alması da bir çeşit hırsızlıktır… Ve ya devlet ihtiyaç sahiplerine yakacak, sağlık, gıda ve eğitim yardımları yapıyor… İhtiyaç sahibi olmayan birinin bu yardımları alması da bir çeşit hırsızlıktır… Ve ya vesile olması…
Böyle şeyler tam bir hırsızlıktır işte… Bu misalleri hayatın her safhasına yayabiliriz… Her alana yayabiliriz…
Kim hak etmediği bir şeyi alıyorsa… Kim emek vermediği bir işten gelir elde ediyorsa… Kim yapmış olduğu sözleşmeler çerçevesinde, üzerine düşen görevi yapmadan, yapmış gibi, oradan kazanç elde ediyorsa… Bunların tamamı hırsızlıktır… Onun için kazancın içerisinde hiçbir şekilde hırsızlık olmayacak… Kazancın içerisinde gasp olmayacak… Peygamber Efendimiz (SAV) şöyle buyuruyor…
“Bir kimse yalan yere yemin etmek suretiyle, başkasının arazisini, malını üzerine geçirse…”
Bunu da bir misalle anlatmaya çalışayım… Köylerde kadastro geçerken yeminli bilirkişiler tayin edilir… Eğer bu bilirkişinin maddiyata zafiyeti varsa… Allah adına adaletle şahitliği yerine getirmenin imanının gereği olduğunu bilmeyen bir adamsa… Ve bir arazinin tespitinde, o arazinin falancaya ait olmadığını bile bile ‘vallahi burası falancaya aittir’ dese… Yalan yere yemin etmek suretiyle kendisine ve ya başkasına ait olmayan bir malı, bir araziyi, bir menfaati üzerine geçirse ve ya başkasının üzerine geçirse…
“Allah böyle bir kimseye cenneti haram kılar, cehennemi vacip kılar…” buyuruyor Peygamberimiz…
Evet; Peygamberimiz “Allah; yalan yere yemin ederek başkasının hakkını üzerine geçiren kimseye cenneti haram kılar, cehennemi vacip kılar…” buyuruyor ve bir sahabe soruyor: “Ya Rasulellah!.. Ve in kâne şey’en yesîran” Yalan yere yemin ederek üzerine geçirdiği şey, elde ettiği menfaat basit bir menfaat olsa… Çok az bir şey olsa… Mesela bir bardak çay bile olsa yine böyle midir diye soruyor… Bu kadarcık bir şey bile olsa Allah ona yine cenneti haram kılıp cehennemi vacip mi kılar diye soruyor… Peygamberimiz şu cevabı veriyor…
“Ve in kâne gadîben min erâkin” Yalan yere yemin ederek üzerine geçirdiği şey bir ağacın kuru dalı bile olsa böyledir diyor…
Muhterem Cemaat-i Müslimin!.. Öyle sıkıntılı bir zamanda yaşıyoruz ki… Bunları konuşmak bile artık uç geliyor insana…
‘Oohoo, hocam deveyi hamutuyla götürüyorlar, sen neyden bahsediyorsun’ diyebilirsiniz belki… Ama şunu unutmayın; herkes önce kendine bakacak… Bırakacağız deveyi, hamutu… Önce kendimize bakacağız… Kursağından aşağıya bir lokma haramın geçmesi, ateşin geçmesinden daha kötüdür çünkü… Cenab-ı Allah herkesi öncelikle kendisine soracak…(İSRA;14)
اِقْرَاْ كِتَابَكَ كَفٰى بِنَفْسِكَ الْيَوْمَ عَلَيْكَ حَسٖيبًا
“Kitabını oku bakalım denecek… Bu gün kendin, nefsin senin hesabını görmek üzere sana yetecektir… Herkes öncelikle kendi hesabını verecek…”
Başkasının büyük yanlışını gösterip de, kendi küçük yanlışımı, hırsızlığımı meşru hale getiremem ben… Başkası çok yanlış yapsa, onun yapmış olduğu binlerce yanlış, benim bir tane yanlışımı doğru hale getirmez… Bu şuna benzer; herkes yanıyor, ben de yanayım… Alevli ateşin içerisine düşmüş insanlar yanıyor, ben de yanayım Kim kabul eder bunu…
Ben ne kadar uzak kalabilirsem ateşten… Ne kadar uzak kalabilirsem cehennemden… Ne kadar uzak kalabilirsem şeytan ve şeytanın adımlarına tâbi olmaktan… Ben bunlardan sorumluyum… Başkasının yanlışı benim yanlışıma bahane olmaz…
Dolayısıyla Değerli Mü’minler!.. Şu kursaktan aşağıya haramın hiçbir şekli geçmeyecek… Rüşvet geçmeyecek… Rüşvetin her türlüsü haramdır… Ateştir Allah korusun…
Bu tür yanlışları tek tek akşama kadar konuşsak, bitiremeyiz belki… Ama bütün bunların temelinde ahireti, ahirette vereceğimiz hesabı unutmak var aslında…
Şu dünya da asıl marifet nedir biliyor musunuz?.. Hesabı verilebilir bir hayat yaşamaktır… Kur’an’a sora sora yaşamaktır… Hz. Peygamber’e sora sora yaşamaktır…
Her yediğimiz lokmada… Her baktığımızda… Her tattığımızda… Her konuştuğumuzda… Bu sözlerin, bu lokmaların hesabını, yarın huzur-u mahşerde Rabbime verebilir miyim, veremez miyim sorusunu sora sora yaşamaktır…
Değerli Kardeşlerim!.. Yoksa şeytan insanı alıştırır günahlara… Günahları meşru göstermeye başlar… Sıradanlaştırır… İnsana yaptırır… Bir müddet sonra insan yaptığını savunmaya başlar… Ne olacak canım bundan, herkes yapıyor demeye başlar…
Fakat mesele burada işte… Senin benim ölçüm herkes olmayacak… Bizim tek ölçümüz Cenab-ı Hakk’ın kitabı Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin sünneti olacak… Başka ölçümüz olmayacak…
Kandırmak çok kötü bir şeydir… Ama en kötüsü insanın kendi kendini kandırmasıdır… Eğer kendi kendimizi bir kandırmaya başlarsak… Günahları kendi gözümüzde önemsiz görmeye başlarsak… Adım adım, adım adım kendimizi felakete doğru sürüklemeye başlarız…
Onun için temel prensibimiz şu olacak… Kursağımızdan aşağıya bir lokma da olsa, haram geçirmektense, ateşi yutmak daha iyidir… Yediğimizde içtiğimizde, aldığımızda verdiğimizde temel prensibimiz bu olacak… Elimizden geldiği kadar, takatimiz yettiği kadar, yapabildiğimiz kadar yapacağız…
Sonra da ellerimizi açıp; “Allah’ım sen
لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا
buyuransın… Allah hiç kimseye gücünün üstünde yük yüklemez buyuransın… Benim gücüm bu kadarına yetti… Bu kadarını yaptım… Kalanlarını sen bağışla Ya Rabbi!..” diye dua edeceğiz… Ama elimizden geleni yaptıktan sonra…
Cenab-ı Hakk’ın
اِلَّا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ
Sizden karşılıklı rızaya dayanarak yapmış olduğunuz ticaret müstesna, yani bununla meşgul olabilirsiniz demesi…(NİSA;29)
Ticarete haramın, ticarete hırsızlığın, ticarette fahiş fiyatta satmanın, ticarete rüşvetin, ticarete iltimasın, ticarete faizin vb.lerinin karışmaması demektir… Ticarete bunlar karışırsa, haram lokma da bünyeye girerse… Ondan sonra insan ibadetten zevk alamaz hale gelir, vücut hantallaşır… Ağırlaşır…
Bakın Kur’an’dan bir kıssa anlatayım size… Davut Peygamberin zamanında İsrailoğulları, Allah bize bir kral göndersin de onun emrinde savaşalım derler… Allah da Onlara Talût’u kral olarak gönderir… Talût ordusuyla beraber, Calût ve askerleriyle savaşmaya giderken bir nehire gelirler… Nehiri geçmeden önce Talût der ki;
اِنَّ اللّٰهَ مُبْتَلٖيكُمْ بِنَهَرٍ
“Allah şimdi sizi bir nehirle sınayacak…”
فَمَنْ شَرِبَ مِنْهُ فَلَيْسَ مِنّٖى
“Bu nehirden içmeyin… İçen benden değildir… Bu bir imtihan onlar için…”
وَمَنْ لَمْ يَطْعَمْهُ فَاِنَّهُ مِنّٖى اِلَّا مَنِ اغْتَرَفَ غُرْفَةً بِيَدِهٖ
“Susuzluğunuzu gidermek için sadece bir avuç içebilirsiniz… Ama bir avuçtan fazla kim içerse o benden değildir diyor…”
Bunu Bakara Suresi’nin 249. Ayetinde anlatıyor bize Cenab-ı Allah… Sonra;
فَشَرِبُوا مِنْهُ اِلَّا قَلٖيلًا مِنْهُمْ
“Talût’un komutasındaki İsrailoğulları, Talût’un sözünü dinlemeyip az bir kısmı hariç hepsi o sudan doyasıya içtiler… Ama;”
فَلَمَّا جَاوَزَهُ هُوَ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا مَعَهُ
“Onlar ırmağı geçtikten sonra,”
قَالُوا لَا طَاقَةَ لَنَا الْيَوْمَ بِجَالُوتَ وَجُنُودِهٖ
“Bu gün bizim Calût’la savaşacak gücümüz kalmadı dediler…”
Evet; haramı yersen aynen burada anlatıldığı gibi, ibadete gücün kalmaz… Haramı yersen mücadeleye gücün kalmaz… Haramı yersen kulluğa gücün kalmaz… Haramı yersen dünyaya direnmeye gücün kalmaz… Haramı yersen şeytana karşı durmaya gücün kalmaz…
Değerli Kardeşlerim!.. İnsan hesabını verebileceği lokmalar yiyecek… İnsan hesabını verebileceği işler yapacak… “Et tâcirul emînüs-sadûk el Müslim meaş- şuhedâ yevmel kıyameh” Güvenilir, Müslüman, dürüst, doğru tüccar; kıyamet günü şehitlerle beraber olacak…
Bizim ölçümüz şu yaşadığımız zamanın ölçüsü olmayacak… Bizim ölçümüz Kur’an’ın ölçüsü olacak… Biz ondan hesaba çekileceğiz…
Onun için işlerimiz Allah’ın kitabına uygun olmalı… Mahşerde hesabımızı Kur’an’a göre vereceğiz… Yaşadığımız zamanın şartlarına göre hesap vermeyeceğiz hiç birimiz… Onun için; herkes yapıyor, ben de yapsam ne olur diyemeyiz…
Vel hasıl-ı kelam… Malı-mülkü sürekli kılmanın yolu; Allah rızası için harcamaktır… Müslüman çalışacak, kazanacak… Ama çalıştığı ve kazandığı öncelikle helalinden olacak… Allah rızası için, helal yollarda harcanacak…
Cenab-ı Allah cümlemize helalinden kazanabilmeyi nasip eylesin…
Cenab-ı Hak cümlemizi rızasına muvaffak eylesin…
