Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Allah ve Resûlü'ne İtaat: Gönülden Bağlanmak

İsmail Sezkin

ALLAH VE RESÛLÜ'NE İTAAT — GÖNÜLDEN BAĞLANMAK


Peygamber Efendimiz (SAV)'in halasının oğlu Zübeyr b. Avvâm ile ensardan Humeyd1 Harre mevkiindeki hurmalıklarını, bahçelerindeki su kanallarından geçen ortak su ile nöbetleşe suluyorlardı. Bu kanallardan geçen su, önce Zübeyr'in hurma bahçesine uğruyor, sonra da Humeyd'in bahçesine ulaşıyordu. Bir keresinde Zübeyr hurma bahçesini sulamak üzere suyu tuttuğu sırada komşusu ondan suyu serbest bırakmasını istedi. Fakat Zübeyr, kendi tarlasını sulamadan suyu bırakmak ve nöbetini ona vermek istemedi. Bunun üzerine aralarında anlaşmazlık çıktı.

İki taraf meselelerini Peygamber Efendimiz (SAV)’e intikal ettirdiler. Peygamber Efendimiz (SAV)'in huzurunda isteklerini karşılıklı olarak arz ettiler. Peygamber Efendimiz (SAV),“Ey Zübeyr!Tarlanı sula sonra suyu komşuna salıver.” buyurarak ikisinin de hakkını koruyan bir çözüm önerdi. Bunun üzerine Humeyd sinirlenip, “Yâ Resûlallah! Zübeyr halanın oğlu olduğu için mi böyle bir hüküm verdin?” diyerek Resûlullah'ın verdiği karara itiraz etti.

Onun bu sözüne üzülen Peygamber Efendimiz (SAV)'in yüzünün rengi değişti ve

“Ey Zübeyr, tarlanı sula! Sonra suyu hurma ağaçlarının köklerine ulaşıncaya kadar tut (sonra salıver).” buyurarak Zübeyr'den sulama hakkını tam mânâsı ile kullanmasını istedi.Bu hadise üzerine,

فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتّٰى يُحَكِّمُوكَ فٖيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا فٖى اَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلٖيمًا

““Rabbine andolsun ki, onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.” 2 âyeti nâzil oldu.3”

Peygambere itaati imanla ilişkilendiren bu âyetin yanı sıra, Kur'an'da itaat, imanın bir sonucu ve mü’min olmanın temel özelliği olarak zikredilir.4 Bu nedenle, Kur'an'ın Allah ve Resûlü'ne itaat konusundaki tavrı son derece açık ve nettir. Bakın ne buyuruyor Kur’an-ı Kerim;

Ve mâ kâne li mu’minin ve lâ mu’minetin izâ kadallâhu ve resûluhu emren en yekûne lehumul hıyeretu min emrihim, ve men ya’sıllâhe ve resûlehu fe kad dalle dalâlen mubînâ (Ahzap-36)

“Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdiği zaman, hiçbir mümin erkek ve kadının kendi işleri konusunda tercih kullanma hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü'ne karşı gelirse şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.” 5

Peygamber Efendimiz de bir hutbesinde söylediği şu sözlerle Allah ve Resûlü'ne itaatin şart olduğunu bildiriyor:

“… Kim Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederse doğru yolu bulmuştur. Kim onlara isyan ederse ancak kendisine zarar verir. Allah'a hiçbir şekilde zarar veremez.” 6 buyuruyor Peygamber Efendimiz (SAV).

Bizlerden kendisine kulluk etmemizi isteyen Cenâb-ı Allah'ın, bu kulluk görevini îfâda olmazsa olmaz şartı, O'nun sonsuz güç ve kudretini tanımamız ve O'na iman etmemizdir. Böyle bir tanıma ve kabulden sonra O'nun emirlerine uymak ve yasakladıklarından kaçınmak suretiyle bu imanı ortaya koymak ise, itaattir. Bu noktada itaat; kulun, emirlere riayet etme ve yasaklardan kaçınma noktasında “İşittik, itaat ettik.” demek suretiyle Cenab-ı Allah'a verdiği söze7 şuurlu bir şekilde uymasıdır.

İsyanın zıddı olan itaat, Allah'a teslim olmayı, saygı göstermeyi, ibadet etmeyi ve O'nun kitabıyla amel etmeyi gerektirir.

Kur'an'a göre bütün âlem mutlak güç sahibi Allah'a itaat eder.8 Gerçek mânâda imanın kökleşmesi için insanın Yaratıcısı'na itaat etmesi gerekir.

Bu nedenle Kur'an, insanı Cenab-ı Allah'a itaate çağırır. Mutlak mânâda itaat sadece kâinatın yaratıcısı olan Cenab-ı Allah'ın hakkıdır. Çünkü Cenab-ı Allah, insanların Rabbi, ilâhı ve melikidir. İnsanlar da Cenab-ı Allah'ın nimetleriyle hayatlarını devam ettiren, Cenab-ı Allah'ın kullarıdır. Mutlak ve gerçek varlık9 sadece Cenab-ı Allah'tır. Göklerin ve yerin mülkü Cenab-ı Allah'ındır.10

Buyurma, yok etme, öldürme, diriltme, azap etme, mükâfatlandırma gibi işlerde Cenab-ı Allah’ın hiçbir ortağı yoktur. O, istediği hususta istediği gibi tasarrufta bulunan,11 gerçek ve mutlak tek Yaratıcı'dır.

Onun için kulun kayıtsız şartsız Rabbine itaat etmesi gerekir.13 Böyle bir Rab karşısında kulun O'nun bütün emir ve yasaklarına mutlak surette itaat etmesi tabiî bir durumdur. Diğer yandan Cenab-ı Allah'ın, kullarından kendisine itaat etmelerini istemesi onların faydası içindir zaten. Çünkü Cenab-ı Allah’ın, bizim kendisine itaat etmemize hiç ama hiç ihtiyacı yok.

Aynı şekilde O'na isyan eden kul da O'na hiçbir şekilde zarar veremez. Sadece kendisine zarar verir, sadece kendisine yazık eder. Kullarının kendisine isyan ederek zarara uğramalarını istemeyen Cenab-ı Allah, insanları kendi varlığını ve birliğini tanımaya ve kendisine itaate yatkın bir fıtratta yaratmış.14

Fıtratın yani yaratılışımızın Cenab-ı Allah'a itaate yatkın olması, insanların Cenab-ı Allah'a itaat noktasında özgür iradeleriyle hareket edemeyecekleri anlamına da gelmez. Çünkü Cenab-ı Allah, insanı kendisine itaat konusunda serbest bırakmış ve şöyle buyurmuş:

Ve etîûllâhe ve etîûr resûl, fe in tevelleytum fe innemâ alâ resûlinel belâgul mubîn Tegabün-12

“Allah'a itaat edin, Peygamber'e de itaat edin. Yüz çevirirseniz bilin ki, elçimize düşen apaçık bir tebliğdir.”

İşte bu ayette olduğu gibi Kur’an-ı Kerim mü’minlere Peygamber Efendimiz'e itaat etmelerini emrediyor.20 Kur’an peygambere itaatin Cenab-ı Allah'a itaat olacağını belirtiyor.21 Kur’an Cenab-ı Allah'ı sevmenin ve Cenab-ı Allah'ın sevgisine nail olmanın yolunun Peygamber'e tâbi olmak olduğunu haber veriyor bize.22

Bize peygamberlerin yoluna uymamızı tavsiye eden Kur'an-ı Kerim,23 İslâm Peygamberi'nin de Allah'a ve âhiret gününe iman eden insanlar için en güzel örnek olduğunu beyan ediyor.24

Bu çerçevede Sevgili Peygamberimiz de, “ Size bir şeyi yasakladığım zaman ondan kaçının. Bir şey emrettiğim zaman gücünüzün yettiği ölçüde onu yerine getirin.” 25 buyurmuş. Yani mü’minlerin Allah'a itaatin yanında O'nun elçisi olan Peygamber'e de itaatle yükümlü olduklarını Kur'an'ı te’yiden ifade etmiştir. Kur'an'da Peygamber'e itaat hep Allah'a itaatin peşinden zikredilir. Mesela o ayetlerinde birinde şöyle buyuruyor Kur’an:

Kul atîullâhe ve atîur resûle, fe in tevellev fe innemâ aleyhi mâ hummile ve aleykum mâ hummiltum, ve in tutîûhu tehtedû, ve mâ alâr resûli illâl belâgul mubîn Nur-54

“(Resûlüm) Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin, de. Yüz çevirirseniz bilin ki, onun sorumluluğu ona; sizin sorumluluğunuz da size aittir. Şayet ona itaat ederseniz doğru yola erersiniz. Peygamber'e düşen ancak apaçık bir tebliğdir.” 26

Cenab-ı Allah'a itaat etmek onu bilmek ve tanımakla olur. Cenab-ı Allah’ı ve O’nun emir ve yasaklarını bize öğreten ise Peygamber Efendimiz’dir.

Yani Cenab-ı Allah’a itaat edebilmek için önce peygambere itaat etmemiz gerekiyor. Nitekim Cenab-ı Hak “Kim peygambere itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik.” 29 buyuruyor zaten.

Peygamber Efendimiz (SAV)’de, “Bana itaat eden, Allah'a itaat etmiştir. Bana isyan eden, Allah'a isyan etmiştir ” 28 buyuruyor.

Ayrıca mü’minlerden Hz. Peygamber'e sadece itaat etmeleri istenmemiş, aynı zamanda imanın bir gereği olarak O’nu her şeyden ve herkesten çok sevmeleri de istenmiştir.

Bir keresinde Hz.Ömer (ra) Peygamber Efendimiz’e, “Ey Allah'ın Resûlü! Sen bana, canım hariç her şeyden daha sevimlisin.” Demişti. Peygamber Efendimiz de ona, “Ey Ömer! Allah'a yemin ederim ki, sen, beni canından daha fazla sevmedikçe olgun mümin olamazsın.” demişti. Peygamber Efendimiz'den bu sözü duyan Hz. Ömer, “Vallahi şimdi sen bana canımdan daha sevimlisin.” deyince, Peygamber Efendimiz, “Şimdi imanın kemale ermiştir Ey Ömer!” 30 buyurmuştu.

İşte bu meyanda, Peygamber Efendimiz'den, “Hiçbiriniz beni babasından, evlâdından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe gerçekten iman etmiş olmaz.” 31 sözünü işiten sahâbe-i kirâm, Allah Resûlü'ne sevgi, tazim ve itaatlerini, mallarını ve canlarını onun yolunda ortaya koyarak göstermişlerdi her zaman.32

Hz. Peygamber'in Cenab-ı Allah'tan aldığı nebevî öğretiler hususunda Müslümanlara her hangi bir özgürlük tanınmamış, tam aksine Peygamber'e tam mânâsıyla teslim olmaları istenmiştir.33 Nitekim Huneyn Savaşı sonrasında yaşananlar, bu konuda çok etkileyici bir örnektir.

Savaşta elde edilen ganimetlerin paylaştırılması esnasında Peygamber Efendimiz (SAV), Mekkelilerden yeni Müslüman olanlara yüzer deve dağıtmaya başlayınca, Medineli Müslümanlardan bazıları bundan rahatsız olmuş, bu dağıtımdan hoşnut olmadıklarını dile getirmişlerdi. Söylentileri duyan Peygamber Efendimiz ensarı bir araya topladı ve onlara, “Kulağıma gelen bu sözleriniz ne demek oluyor?” diye sordu.

Ensarın önde gelenleri, “Ey Allah'ın Resûlü, içimizde söz sahibi olan aklı başında olan hiç kimse böyle bir şey söylemedi.

Fakat yeni yetme gençler, 'Allah, Resûlullah'ı bağışlasın. Kılıçlarımızdan hâlâ onların kanları damlarken, bizi bırakıp Kureyşlilere veriyor.' diye söylendiler.” diyerek Peygamber Efendimize durumu arz ettiler. Bunun üzerine Allah Resûlü, “Ben küfürden yeni kurtulmuş bazı insanlara onları İslâm'a ısındırmak için (bolca) verdim. Onlar ganimet mallarıyla evlerine dönerken, siz Allah'ın Resûlü'yle evlerinize dönmeye razı değil misiniz? Vallahi sizin götüreceğiniz, onların götürdüklerinden çok daha hayırlıdır.” buyurunca, ensar, hep bir ağızdan, “Ey Allah'ın Resûlü! Bizler razıyız.” diye cevap verdiler.34

Peygamber Efendimize itaat etmek, onun yolundan gitmek, Kur'an'ın ifadesiyle, Allah'ı sevmenin göstergesi, Allah'ın sevgisine mazhar olmanın ve günahların bağışlanmasının da ön koşuludur.35

Bunun için Allah Resûlü'ne itaat anlamına gelecek her türlü düşünce, inanç, söz ve davranış, Allah'ın sevgisine ulaşmanın vesilesi olacaktır. Bu bağlamda farz, vacip, nâfile olan ibadetler ve Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla yapılan her türlü salih ameller Allah’a ve Peygambere itaat etmek demektir.

Ayrıca Allah'ı sevmek, Allah için sevmek, Allah'ın sevdiklerini sevmek, Allah'tan gelene razı olmak, Peygamber'i sevmek, yaptıklarını Allah için yapmak, terk ettiklerini Allah için terk etmek, Allah'tan korkmak, Allah'ın koyduğu sınırları aşmamak, Allah'tan hayâ etmek, Allah'a dua etmek, Allah'a tevbe etmek gibi davranış ve duygular da Allah’a ve Peygambere itaat etmek demektir.

Sahâbe-i kirâm Peygamber Efendimiz'e kayıtsız şartsız itaat etmelerine rağmen, onun verdiği kararlar karşısında zaman zaman kendi görüşlerini beyan etmekten de çekinmemişlerdir.

Ama ashâb-ı kiram, Resûlullah'ın emrettiği şeylerle ilgili bir değerlendirme ve görüş beyan etmek istedikleri zaman, önce o emrin Cenab-ı Allah’tan gelen bir vahiy olup olmadığını sorarlardı. Eğer o konu vahiy kaynaklıysa asla cevap vermezler anında itaat ederlerdi. Vahiy olmadığını öğrendikleri hususlarda ise kendi düşüncelerini söylerlerdi. Ama bu şekilde davranırken de son kararın yine mutlaka Resûlullah'a ait olduğu ve ona itaat etmeleri gerektiği bilinciyle hareket ederlerdi. Nitekim Bedir Savaşı'nda Hz. Peygamber'in orduyu konuşlandırmak için seçtiği mevkiin savaş stratejisi açısından uygun olmadığını düşünen Hubâb b. el-Münzir, bu tercihin vahiyle mi yoksa kendi ictihadıyla mı olduğunu sormuştu Peygamber Efendimiz’e.

Peygamber Efendimiz kendi görüşü olduğunu söyleyince bu yerin savaş için uygun olmadığını ifade etmiş, daha uygun bir yerde konuşlanmayı teklif etmiş, Peygamber Efendimiz de onun bu görüşüne uymuş ve orduyu onun gösterdiği yere yerleştirmişti.38

Bütün bu mülâhazalar çerçevesinde, Peygamber Efendimiz'in örnekliği ve O’na itaatin gerekliliği noktasında sınırlar belirlenirken, Peygamberin asıl vazifesinin yaratılışın nasıl başladığını ve nasıl biteceğini bildirmek değil, yaratılmışların hidayet ve saadeti ile ilgili esas ve prensipleri bildirmek olduğunu bilmemiz gerekir.

O takdirde Hz. Peygamber'in büyüklüğü sineğin kanadında tespit ettiği anti-mikropta değildir. Peygamber Efendimiz’in büyüklüğünü, o kızgın Arabistan çöllerinin bereketsiz topraklarında o toplumu her türlü mânevî mikroptan nasıl arındırdığını anladığımız zamana anlarız. Peygamber Efendimiz’in örnekliği ve rehberliği acve hurmasının hangi hastalıklara şifa olduğunu tespitte değildir. Hastalıklı kalpleri nasıl tedavi ettiğini Analayabildiğimiz zaman anlarız bunu. Yani Peygamber Efendimiz bedenleri tedavi eden bir doktor değildir. Peygamber Efendimiz’in ruhları ve kalpleri tedavi eden bir doktor olduğunu bileceğiz önce.

Hatta Peygamber Efendimiz’in örnekliğini ve rehberliğini, Burak ile semaya nasıl yükseldiğinde, yedi kat gökte nasıl dolaştığında değil, aşağıların aşağısına yuvarlanmış insanlığı yüksek değerlere nasıl kavuşturduğunda, getirdiği değerlerin, insanlığın süflî bir hayattan ulvî bir hayata yükselişi için nasıl mi'rac vazifesi gördüğünde arayıp bulmamız gerekiyor.

Cenab-ı Allah, mü’minlerden Peygamber Efendimiz'e karşı asla saygıda kusur etmemelerini, onu insanlardan herhangi birisi gibi görmemelerini istemiş ve Kur'ân-ı Kerîm de her hâlükârda Resûlullah'a saygıyı, dinî öğretiler noktasında ona kayıtsız şartsız itaati emrederken, ahlâkî konularda da mü’minlere uymaları gereken en güzel örnek olarak onu gösteriyor.44 Çünkü Peygamber Efendimiz sadece iman ve ibadet konularında değil, hayatın her alanında mü’minlere rehberlik ediyor.

Peygamber Efendimiz, insanları en mükemmel, en şerefli, en faziletli iş ve davranışlara yönlendiriyor, en yüce hakikatleri insanlara telkin ediyor. Çünkü o, kendi ifadesiyle, “güzel ahlâkı tamamlamak” için gönderilmiştir.45 Bu yüzden Hz. Âişe, kendisine Allah Resûlü'nün ahlâkı sorulduğu zaman, “Onun ahlâkı Kur'andı.” diyerek cevap veriyor.46 Gönderiliş amacı ahlâk-ı hamîde yi en güzel şekilde öğretip, yaşayarak kemale erdirmek olan Peygamber Efendimiz’i kendisine örnek alan, onun işaret ettiği, uyguladığı, ifade ettiği, onayladığı erdem ve prensiplerle hayatını tezyin eden mü’minler de elbette güzel ahlâkla donanmış olur, Allah Resûlü'nün edep ve ahlâk elbisesini giymiş olur. Peygamberin ahlâk elbisesini giymek demek ona itaat etmek demektir. Ona itaat etmek de Allah'a itaat etmek demektir.47 Böylece Peygamber Efendimiz'i kendisine örnek alıp, yaşantısını onun hayat tarzına uyduran, onun yolunu izleyip, ona gönül veren, dolayısıyla Allah'a itaat eden kişi Cenab-ı Rabbil Aleminin sevgisine nail olur.

Böyle bir kişiyi Cenab-ı Hak hem insanlara sevdirir, hem de kendisi severek himayesine alır.48 Burada insanı Allah rızasına ulaştıran husus, Allah Resûlü'nü bilinçsiz bir şekilde taklit etmek ve ona benzemeye çalışmak değildir. İnsanı Allah rızasına ulaştıran bilinçli bir şekilde Peygamber Efendimiz (SAV)’i kendisine örnek almaktır.

Cenab-ı Allah'a itaat edip, Hz. Peygamber'in rehberliğini/risâletini kabul eden, Peygamber’i bilerek ve isteyerek kendisine örnek alan ve ona itaat eden herkes cennete girecek ahiret âleminde.49 Peygamber’e isyan eden, Peygamber’e itaat etmekten kaçınan ve onun rehberliğini kabul etmeyenler ise hiçbir mükâfata nail olmayacaklar orada. İşte bu noktada Peygamber Efendimiz, “Bana itaat eden cennete girer. Bana isyan eden de yüz çevirmiş demektir.” 50 buyuruyor.

Cenab-ı Allah'a ve Peygamberi'ne isyan edenlerin âhirette cezalarını göreceklerini şu âyet-i kerime çok güzel izah ediyor bize:

Ve men ya’sıllâhe ve resûlehu ve yeteadde hudûdehu yudhılhu nâran hâliden fîhâ.Ve lehu azâbun muhîn Nisa-14

“Kim de Allah'a ve Peygamberi'ne isyan eder ve O'nun koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu ebedî kalacağı cehennem ateşine sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.” 51

Peygamber Efendimiz (SAV)’de;

“Kim Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederse doğru yolu bulmuştur. Kim onlara isyan ederse ancak kendisine zarar verir. Allah'a hiçbir şekilde zarar veremez.” 53 buyuruyor.