ALLAH YOLUNDA İNFAK VE ÖŞÜR
Yardımlaşma ve dayanışma, insanoğlunun muhatap olduğu ilk sorumluluklardan biridir Hatta Kur’an-ı Kerim’in ilk işlediği konulardan biri de kazanç ve bunun adil bir şekilde paylaşımı olmuştur… Mesela ilk inen surelerden biri olan Maun Suresi’nde,
اَرَاَيْتَ الَّذٖى يُكَذِّبُ بِالدّٖينِ فَذٰلِكَ الَّذٖى يَدُعُّ الْيَتٖيمَ
وَلَا يَحُضُّ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْكٖينِ
“Yetimi itip kakanların, yoksulu doyurmaya teşvik etmeyenlerin dini yalanlayanların, dine inanmayanların olduğu haber veriliyor… (Mâûn, 1-3)”
Allah yolunda yapılan infakın nasıl yapıldığı ve ne zaman yapıldığı önemlidir… Allah rızasını kazanmak amacıyla muhtaç ve yoksul insanlara para veya maişet yardımı yapmaya, onların geçimini sağlamaya, hayır yolunda harcama yapmaya “infak” denir Bu arada zaruri ihtiyaçlarımız ve geçimimiz için harcadığımız şeylere de “nafaka” denir…
Bildiğiniz gibi, insanın sahip olduğu her şeyin asıl sahibi Cenab-ı Allah’tır Bu nedenle; insanın emaneten sahip olduğu malını asıl sahibi olan Cenab-ı Hakk’ın gösterdiği istikamette kullanması kulluğun bir gereğidir..
Onun için; Kur’an-ı Kerim’in pek çok ayetinde, varlıklı müminlere Allah yolunda infak emir ve tavsiye edilmiş, Allah yolunda harcayanlar övülmüştür
اَنْفِقُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّا اَخْرَجْنَا لَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ
“Kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardığımız ürünlerin en helal ve iyisinden Allah yolunda harcayın…”
وَلَسْتُمْ بِاٰخِذٖيهِ اِلَّا اَنْ تُغْمِضُوا فٖيهِ
“Kendiniz için beğenip de almayacağınız şeylerden vermeyin… (Bakara, 267) Çünkü;”
لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتّٰى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَیْءٍ
“Allah yolunda yapılan harcamanın malın iyisinden ve sevilen çeşidinden yapılması, kişiyi “birr/üstün iyilik” derecesine ulaştırır. (Âl-i İmran, 92)”
Bu ayet indiği zaman, birçok sahabe Peygamber Efendimize müracaat ederek en çok sevdikleri şeyleri Allah rızası için bağışladıklarını bildirmişlerdi… Mesela Ebû Talha, Mescid-i Nebevî’nin karşısında bulunan ve Beyraha denen çok kıymetli bahçesini vermişti… Hz. Ömer de Hayber’den hissesine düşen değerli ganimet toprağını vakfetmişti… Zeyd b. Hârise “Seyl” adındaki ünlü atını tasadduk etmesini Peygamber Efendimiz’den istemiş, Peygamberimiz de atı Üsame b. Zeyd’e vermişti.
Kur’an’da genellikle iyiliklerin sevabı bire on olarak gösterildiği halde, Allah yolunda yapılan infakın sevabının bire yedi yüz ve daha üstü olduğu bildirilir Bu da infakın Allah katındaki değerini gösterir
Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Kerim’de arınan ve sakınanlardan çok sık bahseder ve onları överek özel iltifatlarda bulunur… Mesela Leyl Suresi’nde:
اَلَّذٖى يُؤْتٖى مَالَهُ يَتَزَكّٰى
““Mü’min, malını Allah için vererek arınır, yücelir.” (Leyl, 18) buyurulur… Ve eğer siz bu şekilde arınır ve sakınırsanız;”
يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَانًا
“Allah sizlere iyilikle kötülüğü birbirinden ayıracak ince bir anlayış verir… (Enfal, 29) Bir de;”
وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَیْءٍ
““Her ne infak ederseniz,”
فَاِنَّ اللّٰهَ بِهٖ عَلٖيمٌ
“Şüphesiz Allah onu bilir… (Âl-i İmran, 92)”
Yani infak edeceğiniz şeyleri değersiz şeylerden seçmeyin diyor… Yaptıklarınızı, yardımlarınızı insanlara duyurmaya kalkışmayın diyor… Çünkü onu Allah bilir Ne verdiğinizi ve niçin verdiğinizi de bilir diyor
İnfak, Cenab-ı Allah’ın verdiği nimetlere şükürdür Her türlü infak malı ve malın bereketini artırır Onun için mü’min, Allah yolunda vermenin bir görev ve sorumluluk meselesi olduğunun bilincinde olmak zorundadır Mü’min toplayıcı değil, dağıtıcı olmak zorundadır Mümin verirken tükeneceğinden korkmaz Çünkü veren Allah’tır ve;
وَمَا اَنْفَقْتُمْ مِنْ شَیْءٍ فَهُوَ يُخْلِفُهُ
““Siz Allah için bir şey verdiğinizde Allah size onun daha iyisini verir…” (Sebe, 39)”
Cenab-ı Allah, bizlere, sayamayacağımız kadar bol nimetler vermiştir Verilen bu nimetlerden israf etmeden yararlanmalıyız… Ayrıca bu nimetleri ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak, hem dinimizin emri hem de insanlığımızın gereği olduğunu bilmemiz lazım İhtiyaç sahiplerine ulaştırmamız gereken mali sorumluluklarımızdan biride öşürdür… Öşür; toprak mahsullerinden verilen zekâtın adıdır
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا
Ey iman edenler! ..
اَنْفِقُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّا اَخْرَجْنَا لَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ
“Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın…”
وَلَا تَيَمَّمُوا الْخَبٖيثَ مِنْهُ تُنْفِقُونَ
“Onların habis yani değersiz olanlarını infak ederek vermeye yeltenmeyin…”
وَلَسْتُمْ بِاٰخِذٖيهِ اِلَّا اَنْ تُغْمِضُوا فٖيهِ
“Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız düşük adi şeyleri vermeye kalkışmayın… (Bakara, 267)”
Peygamber Efendimiz ise, bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor…
“Yağmur ve nehir sularıyla sulanan toprak mahsullerinde öşür, onda birdir, el emeği ile sulananlarda yarım öşür, yirmide bir vardır…”
Bu hadis-i şerifte de belirtildiği gibi, mahsulün zekâtının verilmesinde toprağın işlenmesi ve su kullanımı esas alınır
Buna göre toprak, emek sarf edilmeden yağmur, nehir, dere, ırmak ve bunların kanallarıyla sulanıyorsa, çıkan mahsulün 1/10 (onda biri); kova, dolap, motor, emekle veya ücretle alınan su ile sulanıyorsa 1/20 (yirmide biri) zekât olarak verilir.
Günümüzde gübre, mazot, işçilik gibi masraflar da üretimin maliyetinde önemli bir yekûn oluşturuyor malumunuz Bu nedenle böyle masrafları yapanlarda ürünlerinden 1/20 (yirmide bir) oranında zekât vermesi gerekir
Odun ve ottan başka topraktan elde edilen her türlü ürünün, nisâp miktarına ulaşması halinde zekâtının verilmesi gerekir… Mahsullerin nisap miktarı yaklaşık 650 kg.dır… Toprak ürünlerinin zekâta tabi olabilmesi için üzerinden bir yıl geçmesi şart değildir Bu sebeple, toprak ürünlerinin zekâtı olan öşür, hububatta harman vaktinde, meyvelerde ise toplandıktan sonra verilmesi gerekiyor…
Herkesin sadece kendini düşündüğü ve her türlü nimeti herkesin sadece kendisi için kullandığı, muhtaç olanların ihtiyaçlarının giderilmediği bir toplumda huzur olmaz… Böyle bir toplumda mutluluktan söz edilemez…
Onun için ürünlerimizin hasat zamanı gelip topladığımız zaman üzerimize bir hak olan öşrümüzü vermeyi ihmal etmemeliyiz…
Bakınız Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Kerim’de yine şöyle buyuruyor:
وَهُوَ الَّذٖى اَنْشَاَ جَنَّاتٍ مَعْرُوشَاتٍ وَغَيْرَ مَعْرُوشَاتٍ
““Çardaklı, çardaksız olarak bağları, bahçeleri meydana getiren O’dur, yani onları yaratan Allah’tır,”
وَالنَّخْلَ وَالزَّرْعَ مُخْتَلِفًا
“Tatları çeşit çeşit olan hurmaların ve ekinlerin mahsulünden yiyin,”
اُكُلُهُ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُتَشَابِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ
“Zeytinlerin ve narların her biri birbirine benzeyen ve benzemeyen mahsulünden yiyin.”
كُلُوا مِنْ ثَمَرِهٖ اِذَا اَثْمَرَ
“Bunlar meyve verince meyvelerinden yiyin.”
وَاٰتُوا حَقَّهُ يَوْمَ حَصَادِهٖ
“Hasat günü de onun hakkı olan öşürünü verin,”
وَلَا تُسْرِفُوا اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفٖينَ
“Fakat israf etmeyin. Çünkü Allah, israf edenleri sevmez.”(En’am, 8/141)”
Öşür, sözlükte onda bir anlamına gelir Dînî bir kavram olarak ise, zirâi mahsullerden alınan zekâta denir
Bizim dinimiz İslâm, toplumda barışın temin edilmesine ve sosyal dengenin sağlanmasına çok önem verir…
İşte bu nedenle, bizim dinimiz zengin ve fakir arasındaki ekonomik düzey farkının uçuruma dönüşmesini önleyecek bir takım tedbirler almıştır… Bu iki kesim arasında yani zenginle fakir arasında meydana gelebilecek duygusal gerilimi alıp; zenginin fakire muhabbet duyduğu, fakirin zengine saygılı olduğu bir toplumu meydana getirecek hükümler koymuştur…
İşte bunun için bizim dinimiz, servetin sadece zenginlerin arasında dolaşan bir nimet olmasını hoş karşılamamış; zenginlerin mallarında fakirler için bir hak ayırmıştır… Dolayısıyla Cenab-ı Allah Kur’an’da,
وَفٖى اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ
““Onların mallarında muhtaç ve mahrumların hakkı vardır”[Zâriyât;19]; buyurarak”
خُذْ مِنْ اَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً
““(Ey Peygamber) onların mallarından sadaka al,”
تُطَهِّرُهُمْ
“O sadakayı al ki, onunla mallarını temizleyesin,”
وَتُزَكّٖيهِمْ بِهَا
“O sadakayı al ki, onunla mallarını pak edesin,”
وَصَلِّ عَلَيْهِمْ
“Ve sen onlara dua et…” diye emrediyor”
Allâh-u Teâlâ, zenginlerin mallarında fakir ve muhtaçlara bir hisse ayırdığı gibi, lütuf ve rahmetiyle, yerden ikram etmiş olduğu ürünlerde de fakirler için bir pay tahsis etmiş. ..Ve Kur’an-ı Kerim’de de
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اَنْفِقُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّا اَخْرَجْنَا لَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ
““Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızk olarak yerden size çıkardıklarımızdan infak edin ” buyurularak bu ilan edilmiştir… .”
Peygamber Efendimiz de, “Yağmur ve nehir sularıyla sulanan toprak mahsullerinde (zekat olarak) onda bir (öşür); kova ile sulananlarda ise yirmide bir (yarım öşür) vardır…” Başka bir rivayette ise, “ hayvan ile sulananlarda yirmide bir vardır” buyurmuştur
Bu ayet ve hadislerden hareket eden fakihler, toprak mahsullerinden zekât verilmesinin farz olduğu konusunda ittifak etmişlerdir İmam-ı Azam Ebû Hanîfe’ye göre, topraktan elde edilen bütün ürünlerin zekâtının verilmesi gerekir
Bu zikrettiğimiz Bakara Suresi’ndeki ayette şöyle bir ifade geçiyordu…
وَمِمَّا اَخْرَجْنَا لَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ
““…rızk olarak yerden size çıkardıklarımızdan…” O ayetteki bu ifade ile En’am Suresi’ndeki şu ayeti birlikte değerlendirmemiz gerekiyor… O zaman mevzuyu daha iyi anlamış oluyoruz…”
وَهُوَ الَّذٖى اَنْشَاَ جَنَّاتٍ مَعْرُوشَاتٍ وَغَيْرَ مَعْرُوشَاتٍ وَالنَّخْلَ وَالزَّرْعَ مُخْتَلِفًا اُكُلُهُ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُتَشَابِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ
““Çardaklı ve çardaksız (üzüm) bahçelerini, ürünleri çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narları yaratan O'dur…”
كُلُوا مِنْ ثَمَرِهٖ اِذَا اَثْمَرَ
“Her biri meyve verdiği zaman meyvesinden yiyin.”
وَاٰتُوا حَقَّهُ يَوْمَ حَصَادِهٖ
“Devşirilip toplandığı gün de hakkını (zekât ve sadakasını) verin…”
وَلَا تُسْرِفُوا اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفٖينَ
“Fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.”[En’am,141]”
Bu iki ayeti birlikte değerlendirğimiz zaman, odun, ot gibi ticarî değeri bulunmayanlar dışında topraktan elde edilen her türlü ürünün zekâtının verilmesi gerektiğini anlıyoruz
Öşrün farz olması için, aynen zekâtta olduğu gibi elde edilen ürünün belli bir nisaba ulaşması gerekir… Çünkü Kur’an-ı Kerim’de,
وَيَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَ قُلِ الْعَفْوَ
““Allâh yolunda neyi harcayacaklarını sana soruyorlar; ‘Artanı’ de” buyuruluyor…”
Peygamber Efendimiz de, “Zekat ancak gerçek anlamda zengin olandan alınır” buyuruyor…
Başka bir hadislerinde de, zirâî mahsul nisabının beş vesk olduğunu belirtmiş Peygamberimiz… Günümüz ölçü birimleriyle beş vesk, yaklaşık 650 kg ediyor Buna göre ürün, 650 kg’a ulaşmadıkça zekata tabi değildir…
Zirâî mahsullerin zekâtında oran, toprağın sulanma şekline göre 1/10 veya 1/20’dir Peygamber Efendimiz,
“Yağmur ve nehir sularıyla sulanan toprak mahsullerinde onda bir; kova ile (bir rivayette de hayvan ile) sulananlarda ise yirmide bir vardır” buyurmuştur…
Bu itibarla, toprak mahsullerinde, elde edilen ürün 650 kg’dan fazla ise ve yağmur, nehir gibi tabiî yollarla sulanması halinde, elde edilen ürünün 1/10’i; su motoru, kova, tulumba gibi aletlerle emek sarf edilerek veya masraflı olarak sulanması halinde ise, 1/20’i zekat olarak verilir…
Diğer taraftan, günümüzde mazot, gübre, ilaçlama gibi masraflar, ürünün maliyetinde önemli bir yekûn tutuyor malumunuz Bu nedenle günümüz ziraat şartlarının getirmiş olduğu bu masrafların, öşürde de dikkate alınması gerekiyor Biraz önce nisapla ilgili okuduğumuz ayet ve hadisler de bunu destekliyor zaten
Sonuç olarak, Türkiye toprakları mülk arazî olduğu için, yani toprağın asıl sahibi herkes kendisi olduğu için buradan elde edilen ürünler zekâta tabidir Toprak mahsullerinin zekâtının hesaplamasında, elde edilen hâsılat nisap miktarına ulaşıyorsa, tabiî yollarla sulanan arazîden elde edilen üründe 1/10; kova, tulumba, su motoru vb. usullerle masraf veya emekle sulanan araziden elde edilen üründe ise 1/20 oranında zekat verilmesi gerekir…
Öşür; farz bir ibadettir Toprak ürünlerinin zekâtıdır ve maalesef unutulmaya yüz tutmuştur Müslümanlar olarak hepimiz genel itibari ile bu konuda maalesef çok duyarsız… Kuran’ı Kerim de;
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اَنْفِقُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّا اَخْرَجْنَا لَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ
““Ey! İman edenler! Kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardıklarınızın en iyilerinden infak edin” (Bakara;267) buyurulan ayette;”
Âlimler yerden çıkartılan şeylerden ifadesinde kastedilenin toprak mahsulleri olduğunda hem fikirler
Dolayısıyla bunların zekâtının verilmesi gerekir En’am Suresi’nin 141. ayetinde de konu biraz daha açılıyor ve
وَاٰتُوا حَقَّهُ يَوْمَ حَصَادِهٖ
““Hasat günü ürünün hakkını (zekat) verin” buyuruluyor…”
Öşürün 10’da bir ve ya 20’de bir ölçüsüne gelince; bunu Peygamber Efendimizin hadis-i şeriflerinden öğreniyoruz Toprak ürünlerinde öşürün verilmesinin ölçüsü budur
Günümüzdeki sıkıntıların ve bereketsizliğin sebeplerinden biri de zekat konusundaki hassasiyetsizlik olduğunu bilerek toparlayalım konumuzu…
Mükellefin Müslüman olması şarttır… Onun için; gayr-ı müslimlerin mahsullerinden öşür alınmaz
Öşür topraktan çıkan mahsullerin zekatıdır Ürün olmazsa zekât da olmaz
Topraktan kendiliğinden bitmiş (Meşe, çam, kavak, ot vb.) şeyler için zekât vermek gerekmez Ancak bunlar pazara sunulursa yani ticareti yapılırsa o takdirde ticari mal statüsüne girer ve 40 da bir zekât verilmesi gerekir
Zekât ve fitrede olduğu gibi; tarım ürünlerinin zekâtında da nisap miktarı vardır Dolayısıyla her ürünün çeşidi için 650 kg miktara ulaşmayan ürünlerin öşürü yoktur
Toprak ürünlerinin öşüre tabi olması için zekâtta olduğu gibi üzerinden bir yıl geçmesi gerekmez Fındık gibi hububat ürünlerinde harmandan sonra, sebze ve meyveler toplandıktan sonra öşürünün verilmesi gerekir
Tohum işçilik ve diğer masraflar öşürden düşülmez Zaten bu tür masrafları olan ürünlerden masraflarından dolayı 10 da bir verilmez 20 de bir verilir
Ziraat mahsullerinin bulunduğu topraktan beslenen arıların ballarından 10 da bir öşür vermek gerekir… Otlak ve ormandan beslenen arıların ballarından öşür gerekmez
Günümüzdeki sıkıntıların ve bereketsizliğin sebeplerinden biri de zekat konusundaki hassasiyetsizlik olduğunu bilelim diyerek sözlerimi bitiriyorum
