ALLAH'A İMAN VE VAROLMANIN ASIL GAYESİ
اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اِنَّا لَا نُضٖيعُ اَجْرَ مَنْ اَحْسَنَ عَمَلًا
““İman edip salih amel işleyenlerin, şüphesiz ki, biz öyle güzel işler yapanların mükafatını zayi etmeyiz.” (Kehf suresi /30)”
“Şunu iyi bilin ki, insan vücudunda küçük bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa, bütün vücut iyi olur; bozulursa, bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası kalptir.”(Buhari,iman, 39)
İman; güvenmek demektir İman; samimiyetle inanmak anlamına gelir… İman; Cenab-ı Allah’ın varlığına, birliğine ve üstün sıfatlara sahip, eksik sıfatlardan uzak bulunduğuna, canlı cansız her şeyin Cenab-ı Allah tarafından yaratıldığına inanmak ve bu doğrultuda yaşamak demektir…
Cenab-ı Allah’a imanını önce kalp ile tasdik edeceksin, sonra dil ile ikrar edeceksin… Yani Allah’a iman ettiğini söyleyeceksin, gizlemeyeceksin ve daha sonra da amel edeceksin… Yani en başta ibadetlerini yapacaksın… Cenab-ı Hakk’ın emir ve yasaklarına uyacaksın… Çünkü bunların hepsi bir bütündür… Bunların hepsi imanın olmazsa olmazlarıdır…
Kalbin iyi olması, hem şu fani dünyada, hem de ahiret hayatında kurtuluşa ermek imana bağlıdır Ahirette ilk hesaba çekileceğimiz şey, Rabbimizin bizlere vermiş olduğu en büyük nimet olan imandır Ve iman etmiş kişiye de mümin denir…
Peki; gerçek mü’min kimdir?.. Bu sorunun cevabını biz Kur’an-ı Kerim’de buluyoruz ve bu Hucurat Suresi’nde şöyle anlatılıyor bize:
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذٖينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهٖ ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا وَجَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ اُولٰئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ
““İman edenler ancak, Allah’a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.( Hucurat suresi ,15)”
Kur’an-ı Kerim’in ilk nazil olan ayetlerinden son nazil olan ayetlerine kadar, üzerinde durduğu en önemli meslenin Cenab-ı Allah’ın varlığı ve birliği olduğunu görüyoruz İmanın şartlarından birincisi ve en önemlisi Cenab-ı Allah’a imandır malumunuz… Cenab-ı Allah’a iman esas itibarıyla O’nun yüceliğini, bir ve benzersiz olduğunu, kulluğa layık olanın sadece O olduğunu kalpten onaylamaktır… Tasdik makamı kalptir… Bunun için Peygamberimiz; “Kim kalbiyle tasdik ederek Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasulü olduğuna şehadet ederse Allah ona cehennemi haram kılar.” buruyor
Peygamber Efendimiz (SAV) burada Cenab-ı Allah’a imanın kalbi boyutuna dikkatimizi çekiyor, ebedi mutluluğa ulaşmak için Allah’a imanın kalpte yerleşmesi gerektiğini söylüyor Cenab-ı Allah da imanın kalbine nüfuz etmediği kimselerden bahsederken;
قَالَتِ الْاَعْرَابُ اٰمَنَّا قُلْ لَمْ تُؤْمِنُوا وَلٰكِنْ قُولُوا اَسْلَمْنَا وَلَمَّا يَدْخُلِ الْاٖيمَانُ فٖى قُلُوبِكُمْ وَاِنْ تُطٖيعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ لَا يَلِتْكُمْ مِنْ اَعْمَالِكُمْ شَيْئًا اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ
“uyrulan ayette”
لَمْ تُؤْمِنُوا
““Siz iman etmediniz… Henüz iman kalbinize yerleşmedi.” (Hucurat,49/14) ifadesini kullanıyor Kur’an’da…”
Cenab-ı Allah’a imanın kalp ile tasdikten sonraki boyutu dil ile ikrardır… Peygamber Efendimiz Cenab-ı Allah’a imanı ifade eden sözleri söylemeye inananları teşvik etmiş ve “Kim ‘lâ ilâhe illallah’ derse Cennete girer.”(Buhârî, Îmân 33) buyurmuştur mesela…
Kulun gönlünde, kalbinde var olan Cenab-ı Allah’a iman bilincini de daima diri tutulması gerekir Bunun için Peygamber Efendimiz inananlardan Cenab-ı Allah’a imanı ifade eden kelimeleri sıkça telaffuz etmelerini istemiş, ibadetlerini de bu bilinçle eda etmelerinin önemine vurgu yapmıştır… O’nun günde beş vakit namazda selam verdiği zaman tevhidi açıkça dile getiren dualar ederek şöyle buyurduğu bilinir.
“La ilahe illallahu vahdehü la şerikeleh lehül mülkü ve lahül hamdü ve hüve ala külli şey in kadir”
“Allah’tan başka ilah yoktur, O’nun ortağı da yoktur. Mülk ve hamd ona aittir. O her şeye kadirdir. Güç ve kuvvete ancak Allah’ın yardımı ile erişilir.Kafirler hoşlanmasa da biz samimiyetle kendisinden başka ilah olmayan Allah’a nimet ve güzel övgü sahibine ibadet ederiz.” (Müslim,mesacid)
Cenab-ı Allah’a iman, dinin temelidir Allah Teâlâ birçok ayet-i kerimede kendisini akıl yoluyla bulmamıza yarayacak şeylere dikkatimizi çeker:
قُلِ انْظُرُوا مَاذَا فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ
““De ki, göklerde ve yerde neler var, bakın””
وَمَا تُغْنِى الْاٰيَاتُ وَالنُّذُرُ عَنْ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ
““Fakat âyetler ve uyarılar, inanmayan bir topluma hiçbir fayda sağlamaz…” (Yunus 10/101).”
اِنَّ فٖى خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَاٰيَاتٍ لِاُولِى الْاَلْبَابِ
““Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde akl-ı selim sahipleri için gerçekten ibretler vardır. ”(Ali İmran 3/190).”
Çevremize baktığımız zaman, hiçbir şeyin kendiliğinden olmadığını görürüz Güzel bir sanat eseri, bunu yapan bir sanatkârının bulunduğunu gösterir… Meselâ; kullandığımız saati yapan bir sanatkâr, oturduğumuz binayı yapan bir usta vardır mutlaka Bunların kendiliğinden meydana geldiğini akıl kabul etmez… Bir saatin kendi kendine olduğunu ve ya bir binanın orada kendi kendine oluştuğunu söylemek, iddia etmek deliliktir…
وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنٖى اٰدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِى الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلٰى كَثٖيرٍ مِمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضٖيلًا
وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنٖى اٰدَمَ
““Biz, hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık…”
وَحَمَلْنَاهُمْ فِى الْبَرِّ وَالْبَحْرِ
“Onları, (çeşitli nakil vasıtaları ile) karada ve denizde taşıdık…”
وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ
“Kendilerine güzel güzel rızıklar verdik…”
وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلٰى كَثٖيرٍ مِمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضٖيلًا
“yine onları, yarattıklarımızın birçoğundan cidden üstün kıldık…” (İsra suresi /70)”
Nitekim bu ayette Cenab-ı Allah, insanın şerefli bir varlık olduğunu izah ettiği gibi içinde bulunduğu nimetleri de hatırlatıp sorumluluklarımızı yüzümüze vuruyor…
Öyle ise; çok ince bir plâna göre kurulan ve mükemmel bir düzen içinde işleyen uçsuz bucaksız kâinatı ve en güzel sanat eseri olan insanı da bir yaratan var… İşte bu yaratıcı, sonsuz güç ve kudret sahibi olan Cenab-ı Allah’tır. Evren, Cenab-ı Allah'ın varlığını gösterir… Evrende görülen ahenk ve mükemmel düzen de Cenab-ı Allah'ın birliğini gösterir
Değerli kardeşlerim!.. Cenab-ı Allah'a inanmak, ergenlik çağına gelmiş ve akıllı her insanın ilk ve aslî sorumluluğudur… İlâhî dinlerin kesintiye uğradığı dönemlerde yaşamış olan ve ya hiçbir dinden haberi olmayan kimseler de bir Allah inancına sahip olmakla yükümlüdür… Çünkü insan yaratılıştan getirdiği mutlak ve üstün güce inanma duygusu ile evrendeki akıllara durgunluk veren düzeni gördükten sonra bu düzeni sağlayan bir ve eşsiz yaratıcının varlığı inancına kolaylıkla ulaşır
اَفِى اللّٰهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ
“"Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi vardır? " (İbrâhim 13/10) meâlindeki âyet işte bu gerçeği dile getiriyor…”
Bütün peygamberler ve nihayet bizim peygamberimiz, özellikle Cenab-ı Allah’ın varlığı ve birliği inancı üzerinde durmuşlar, insanları akıl almaz şeylere tapmaktan kurtarmaya çalışmışlardır Biz, Kur’an-ı Kerim’in açıklamalarından, Peygamber Efendimizin sözlerinden ve kâinatın üstün yaratılışından Cenab-ı Hakk’ın varlığını kabul eder, O’na iman ederiz…
O halde ilk görevimiz, bizi yaratan ve yaşatan Cenab-ı Allah’a inanmak, O’na gönülden bağlanmaktır…
Peygamber Efendimiz Cenab-ı Allah’a imanın amelle olgunlaşacağını ve imanda zirveye çıkabilmenin yolunun ibadet ve amelle mümkün olabileceğini belirtir Cenab-ı Allah’a imanın ibadetle sağlamlaşacağını, imanın ibadetlerimizle anlam kazanacağını ve süreklilik arzedeceğini ifade ederek Cenab-ı Allah’a imanın gönülde başlayıp bütün bedene yayılan, fiiliyata dökülen bir inanç olduğunu da bizlere belirtir…
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا ارْكَعُوا وَاسْجُدُوا وَاعْبُدُوا رَبَّكُمْ وَافْعَلُوا الْخَيْرَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
““Ey iman edenler! Rüku edin, secdeye varın, Rabbinize kulluk edin, iyilik yapın ki kurtulabilesiniz.” (Hac Suresi/77)”
Cenab-ı Rabbil Âlemin insanı en güzel şekilde yaratmış, akıl gibi üstün yeteneklerle donatmış Yer ve gökleri ve bunlarda olan her şeyi bizim için yaratmış, bize sayılamayacak kadar nimetler bahşetmiş Cenab-ı Allah insana halifelik görevi vermiş Ve bizleri yani insanları bütün varlıklardan üstün kılmış… O halde Cenab-ı Allah’ın bize verdiği nimetleri dilimizle överek, kalbimize O’nun sevgisini yerleştirmek ve O’na boyun eğerek emirlerini yerine getirmekle şükrümüzü göstermemiz gerekiyor… Bunun için de;
بَلِ اللّٰهَ فَاعْبُدْ وَكُنْ مِنَ الشَّاكِرٖينَ
““Hayır, onun için yalnız Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol”(Zümer 39/66) buyuruyor ayet-i kerimesinde”
İnsanı en güzel şekilde yaratmış olan Cenab-ı Allah, ona akıl denen nimeti vererek onu bütün yaratıklardan üstün kılmış İnsanın mükemmel bir şekilde yaratılıp diğer varlıklardan üstün kılınıp dünyaya gönderilmesinin bir gayesi var Yani Cenab-ı Hak insanı öyle boşu boşuna en mükemmel şekilde yaratıp da başıboş bırakmamış İşte insanın bu gayeyi bilip, ona göre bu dünyada O’na iman edip, ibadet ederek yaşaması gerekir… Çünkü;
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ
““Cinler ve insanlar sadece Allah’a kulluk etsinler diye yaratılmışlardır.”(Zâriyât 56)”
Seçkin bir varlık olarak yaratılan insanın, peygamberlerle ve kitaplarla uyarıldığı ve Kur’an’da;
اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ
““Sizi boşuna yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?”(Mü’minun 23/115) buyurularak boş yere yaratılmadığı haber veriliyor… Daha sonra da;”
اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْاِنْسَانُ اِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا
““Doğrusu biz, sorumluluğu (emaneti) göklere, yere, dağlara sormuşuzdur da onlar bunu yüklenmekten çekinmişler ve ondan korkup titremişlerdir; onu insan yüklendi… Doğrusu o çok zalim ve çok cahildir…”(Ahzab Suresi/72) buyrularak; insanın, böyle bir imtihana muhatap olabilmek için gerekli olan sorumluluk ve emanet bilincine sahip olduğu, bu emanetin göklere, yere ve dağlara sunulduğu ama onların bu sorumluluğu alamadığı ve insanın bu emaneti kabul ettiği ifade edilip haber veriliyor…”
Bu imtihan ilk insanla başlamış ve son insana kadar devam edecek… Peygamberler dahil, bütün mükellef insanlar bu imtihan meydanına çıkarılmış, akıllı olup büluğa eren herkes için imtihan başlamış Bundan kaçmanın ve kurtulmanın imkanı yok… En iyisi gönül hoşluğu ile güzel olana katılmak…
Bu imtihanda her kulun kalbindeki iman kontrol edilir… Bu imtihanda herkesin niyetine bakılır… Bu imtihanda kimin neyi niçin sevdiği belirlenir… Bu imtihanda herkesin hayattan beklentileri bilinir… Bu imtihanda ayrıca herkesin yaptığı işler tespit edilir Böylece lehine ve ya aleyhine deliller birikir ve sonuçta Cenab-ı Allah herkese hak ettiğini verir…
Bu imtihanla, mümin, münafık birbirinden seçilir… Cenab-ı Allah’ı sevenlerle dünyaya gönül verenler, hayırlara koşanlarla güzel işlerden kaçanlar birbirinden ayrılır… Görevli melekler tarafından herkesin yaptığı yazılır… Ahirette kazanan da kaybeden de bir delil, sebep ve şahide göre sonuç alır Hiç kimseye haksızlık edilmez…
Değerli müminler!.. Müslümanlar zaman zaman kendi kendilerine nerden geldik?.. Ne için varız?.. Nereye gideceğiz?.. Sorularını sorup, bu sorulara cevap arar… Bu soruların cevaplarına gelince; Kur’an’ın ifadesiyle;
اَلَّذٖينَ اِذَا اَصَابَتْهُمْ مُصٖيبَةٌ قَالُوا اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ
“ (Nerden geldik?) -
اِنَّا لِلّٰهِ
Allah’tan geldik, (Ne için varız?) -
اِذَا اَصَابَتْهُمْ مُصٖيبَةٌ
imtihan için varız ve (Nereye gideceğiz?) -
اِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ
tekrar Allah’a gideceğiz.”(Bakara Suresi 156)
Allah-u Teala Tebareke diye bildiğimiz Mülk Suresi’nin ikinci ayetinde:
اَلَّذٖى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزٖيزُ الْغَفُورُ
““Sizden hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O’dur” (Mülk: 67/2) buyuruyor ve bu dünya hayatının bir imtihandan ibaret olduğunu haber veriyor bize…”
İnsanoğlu maişet ve geçimleri için geçici olan bu dünyada bazen geceler boyu uyku uyuyamaz… Dinimize göre insana düşen görev dünyayı ve dünyadaki nimetleri terk edip, sadece ahiret için çalışmak değil, her ikisini dengede tutarak kişinin hem dünyasını, hem de ahiretini kurtarabilmesi, dünyaya verdiği önem kadar ahiretine de önem vermesidir. Çünkü Kur’an’ın ifadesine göre;
بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا
dünya hayatı geçici,
وَالْاٰخِرَةُ خَيْرٌ وَاَبْقٰى
hiret hayatı ise kalıcıdır. ) (A’la, 87/16-17)
Ama insanlar bazen hayatın karmaşasına dalarak, bu dünyanın sadece bir imtihandan ibaret olduğunu unutarak, asıl olanın bu dünya olduğu duygusu ile hareket eder ve hayatlarını buna göre sürdürür…
Cenab-ı Allah , Masivanın yani Allah’tan başka her şeyin sevgisinin Allah sevgisinin önüne geçmemesini istemiş bizden Cenab-ı Allah, mümin kullarını kendisine varan doğru yola iletir ve yaptıkları iyiliklerin karşılığını kat kat verir… Ve en önemlisi onları hüsrana uğrayan bir topluluk olmaktan kurtarır… İman, insanı insan eder, dünyada sultan eder… Öyle ise insanın vazifesi inanmak ve iman etmektir…
Hayatın bir imtihan olduğuna inanan Müslümanların, yaşadığı süreçte imtihan aşamalarında başarılı ya da başarısız olmaları inandıkları değerler sistemine bağlılıkları ile ilgili bir olaydır… Cenab-ı Allah Kur’an’da imtihanın temel kurallarını belirlemiş, inananların bu kurallara uymasını tavsiye etmiştir…
Şayet kişi, şu geçici dünya hayatında nefsin bitmez tükenmez gayri meşru istekleri peşinde koşarak, şeytana ve onun arkadaşlarına boyun eğerek ömrünü geçirirse, ahiret hayatında birçok sıkıntılara ve çeşitli azaplara maruz kalır, hüsrana uğrayanlardan olur… İnsanlar hem bela ve musibetlerle imtihan edilir, hem de mal ve zenginlikle imtihan edilir… İşte hakiki kulluk bu imtihanlarda muvaffak olmaktan geçer…
İnsan; bela ve musibetlerle imtihan olduğu zaman büyük bir sabır ve tahammül gösterirse, nimetlerle imtihan olduğu zaman da, Allah-u Teala’nın lütfettiği nimetleri Allah yolunda harcamak temel hedefi olursa imtihanı kazanır
Cenab-ı Allah insanların imtihan olunmadan öyle kolay kolay bırakılmayacağını, önceki ümmetlerin de imtihan edildiğini Kuran’da haber veriyor bize
Hz. Adem Peygamber’den zamanımıza kadar, başta peygamberler olmak üzere, sadık, salih, muttaki insanlar çeşit çeşit bela ve musibetlere duçar olmuşlardır…
Peygamberler de sınandılar Peygamberlerin niçin acı ve hastalık çektikleri, neden insanlar tarafından hakaret gördükleri, neden yalnızlığa itildikleri, neden yurtlarından çıkarıldıkları, neden taşlandıkları, neden aç kaldıkları doğru anlaşılmazsa, insan vesvese ve fitneye düşer… Çünkü peygamber Cenab-ı Allah’in dostu ve elçisidir…
Bunun için Allah-u Tealâ, Peygamber Efendimizin kalbindeki iman ve ilâhi aşkı ortaya çıkarmak için O’nu en ağır ve acı imtihanlara tabi tutmuştur Sıkıntı ateşlerini hayatı boyuna peygamberimizin içine salarak gönlündeki saklı sevgiyi, merhameti, sabrı, azmi, edebi ve diğer güzel halleri ortaya çıkarmıştır… Böylece Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Cenab-ı Allah’a dostluk yolunda insanlara örnek olmuştur. Bu yolun ne kadar kıymetli ve ne kadar tatlı olduğunu çektiği çilelerle göstermiştir. İlâhi aşkın insana neler yaptıracağını, en şiddetli sıkıntı ve zorluklara gönül hoşluğu ile sabrederek ispat etmiştir…
وَقَطَّعْنَاهُمْ فِى الْاَرْضِ اُمَمًا مِنْهُمُ الصَّالِحُونَ وَمِنْهُمْ دُونَ ذٰلِكَ وَبَلَوْنَاهُمْ بِالْحَسَنَاتِ وَالسَّيِّپَاتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
““Kötülükleri terk edip hakka dönmeleri için biz onları iyilik ve kötülüklerle imtihan ettik.” (A’raf:7/168) buyrulmuştur Kur’an’da da…”
Cenab-ı Hak Cenneti çok kıymetli ve çok şerefli yaratmış Sevdiklerine cemalini orada seyrettirecek Cenab-ı Allah İşte hedefi bu olan yani cennete girmek ve Cemalullah görmek olan müminlerden çaba ve gayret bekliyor Allah-u Teala Cenab-ı Allah’ın razı olduğu işleri nefis istemese de, müminin aklı ve imanı güzel bulup peşine düşmeli… Nefse günahların çekici, hayırlı işlerin sıkıcı gelmesi, imtihanın en zor yanıdır… Aslında işin tadı ve sırrı burada gizli zaten
İnsanin en büyük imtihanı ise yakınlarıyla olur… En büyük sıkıntı tanıdıklardan gelir insana… Çünkü onlarla paylaşılan bir hayatla birlikte bir çok haklar vardır Cennetlik mü’minlerin en belirgin vasfı, geçimi zor insanlara yumuşak davranmak, onları Allah için idare etmek, kalbinde hiçbir mü’mine kin, haset ve intikam hırsı taşımamaktır. ..
Son olarak, müslümanlar dünya hayatının bir imtihandan ibaret olduğu bilincine varıp hayatlarını ona göre düzenlemeli Çünkü şu uzun gibi görünen altmış, yetmiş yıllık hayat ahiret hayatının yanında bir gün ya da bir günün yarısı gibidir…
İnsan bu dünyaya başıboş gelmemiştir İnsanın bir yaratılış gayesi var… Cenab-ı Allah bizleri kendisine kulluk etmemiz için yaratmış Var olmamızın asıl gayesi Cenab-ı Allaha kulluk O halde bizler önce Cenab-ı Allaha iman edip, sonra kulluk görevimiz gereği olarak O’nun emir ve yasaklarını yerine getirmekle sorumluyuz Çünkü bizim yaratılış gayemiz bu
Rabbim hepimizi imtihanı kazanan kullarından eylesin…
Rabbim bizleri Müslüman olarak yaşatsın ve Müslüman olarak canımızı alsın inşallah
