Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Allah'a Şükretmek: Nimetin Kıymetini Bilmek

İsmail Sezkin

ALLAH'A ŞÜKRETMEK


وَاِذْ تَاَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَاَزٖيدَنَّكُمْ وَلَئِنْ كَفَرْتُمْ اِنَّ عَذَابٖى لَشَدٖيدٌ

مَنْ لَا يَشْكُرِ النَّاسَ لَا يَشْكُرِ اللَّهَ

Değerli Mü’minler!.. İnsanoğlu şu dünyada yaşadığı müddetçe çeşit çeşit nimetlere nail oluyor… Bir düşünecek olursak; Cenab-ı Hakk’ın bizi insan olarak yaratması… Değer vererek bizi insan olarak halketmesi Şu yüzümüz, azalarımız, organlarımızla Cenab-ı Allah’ın bir özel ve güzel eseri olarak bizi yaratması, başlı başına bir nimettir… Cenabı Allah bizi başka bir canlı olarak da yaratabilirdi… Bunun kudretine sahip iken bize değer verip insan eylemesi; sadece tek başına şükretmemiz gereken bir nimettir…

Öte yandan; bir Müslüman beldede, ezan seslerinin semaya yükseldiği bu topraklarda, Müslüman anne-babadan, Müslüman bir evlat olarak dünyaya gelmemiz de ayrıca bir nimettir… Bunun da farkında olmamız lazım…

Yine; bize O’na secde etme imkânı bahşeylediği için, secdelerle huzur bulan bir kalp lütfeylediği için, cami cemaati olmaktan, dini sohbetlere ilgi duymaktan yana bir kimse kıldığı için de şükretmemiz lazım…

Ve bizler; etrafımızda öylesine bir baktığımız zaman, bizim halimize şükretmemiz gereken hadiseler cereyan ediyorken, bu nimetlerin farkına varıp da; ayrıca şükretmemiz gereken nimetler içindeyiz…

İslam dünyasının mazlum ve mağdur Müslümanları, başlarındaki hayırsız idareciler yüzünden nice sıkıntılar çekerken, -elhamdülillah- adeta İbrahim Peygamberin atıldığı ateşin ortasındaki gül bahçesi gibi, bir huzur adası niteliğindeki ülkemizde Cenab-ı Mevla’ya ibadetlerimizi huzur içinde yapabilmeyi bize lütfeylemiş… Bu da ayrı bir şükrü gerektirecek büyük bir nimet…

Şu bedenimize göre küçük kalan azalarımızla, organlarımızla, şu yumruk büyüklüğündeki kalbimiz, vücudumuzun en kılcal damarlarına varıncaya kadar, hiç bizim haberimiz olmadan, kan pompalıyor… Akciğerlerimiz nefesimizi temizliyor… Karaciğerimiz yediklerimizi bir rafine gibi süzüyor, nereye ne lazımsa gönderiyor… Küçücük böbreklerimiz kanımızı süzüyor.. Her birisi küçük, ama büyük hikmetlerle bizim hayatımıza hizmet ediyor… Sadece göz nimetinin bile çok büyük bir şükür gerektirdiği ifade edilir kitaplarımızda…

O halde Değerli Kardeşlerim!.. Biz gerçekten her halimizde Rabbimize hamdeden, verdiği bunca nimetlere şükreden bir kul olmamız icap ederken… Acaba biz şükrümüzü yeterince yapabiliyor muyuz?..

Bu soruyu sorduğumuz zaman; insanlık âleminin şükür noktasında çok iyi bir seviyede olmadığını Cenab-ı Allah bize ayet-i kerimelerle bildiriyor… Biz nasıl şükrü eksik olan kimseler isek; geçmişte de böyleydi, gelecekte de böyle olacak… Çünkü insanoğlu şükür noktasında Cenab-ı Hakk’ın kendisine verdiklerinin pek farkında değil…

وَقَلٖيلٌ مِنْ عِبَادِىَ الشَّكُورُ

“ayet-i kerimesi(SEBE;13) Allah’a gerçek manada şükredenlerin çok az olduğunu bildiriyor… Bu az kişiler Allah’ın özel kullarıdır da onun için azınlıkta kalıyorlar… Şimdi size bazı ayetler okuyacağım… Bu ayet-i kerimelerde şükür konusunda Cenab-ı Allah bizi bize tanıtıyor, bize bildiriyor…”

اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ

“Andolsun ki Allah insanlara çok ikram ve ihsan sahibidir…”

وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ

“Ancak insanların pek çoğu şükretmiyorlar…(MÜMİN;61)”

وَلَقَدْ مَكَّنَّاكُمْ فِى الْاَرْضِ وَجَعَلْنَا لَكُمْ فٖيهَا مَعَايِشَ قَلٖيلًا مَا تَشْكُرُونَ

Biz size yeryüzünde mekân edinmenizi sağladık… Size yeryüzünde ev sahibi, bark sahibi olmanızı sağladık… Size bir geçim temin etmeniz hususunda yardımcı olduk… Fakat siz ne kadar az şükrediyorsunuz diyor Cenab-ı Allah A’raf Suresi’ndeki bu ayette de…(ARAF;61)

Ve hemen başka bir ayette de hemen bir uyarı geliyor…

لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَاَزٖيدَنَّكُمْ وَلَئِنْ كَفَرْتُمْ اِنَّ عَذَابٖى لَشَدٖيدٌ

“Mü’minler!.. Eğer sizler bunca nimetlere şükreden kullar olursanız, andolsun ki; ben de sizin bu şükrettiğiniz nimetleri mertebe mertebe artırırım…”

وَلَئِنْ كَفَرْتُمْ

“Fakat siz bu nimetlere karşı nankörlük ederseniz…”

اِنَّ عَذَابٖى لَشَدٖيدٌ

“Bilin ki azabım şiddetli olur…(İBRAHİM;7)”

Değerli Mü’minler!.. Azap illâ gökten yağacak değil… O nimet size nimet olmaktan çıkar… Yahut o nimet elinizden uçup gider… Azap böyle de tecelli eder.. O bakımdan elimizde olan nimetlerin kadrini kıymetini bilelim ve şükreden kullardan olalım ki; bu da artsın inşallah…

Cenab-ı Allah yine Bakara Suresi’nin 152. Ayetinde bize O’nu zikretmemizi, O’nu anmamızı emrediyor…

فَاذْكُرُونٖى

“Beni anın, beni yâd edin ki…”

اَذْكُرْكُمْ

“Ben de sizi anayım…”

وَاشْكُرُوا لٖى

“Ve bana şükreden kullar olun…”

وَلَا تَكْفُرُونِ

“Verdiğim nimetlere nankörlük etmeyin diye bizi uyarıyor Cenab-ı Allah…(BAKARA;152)”

Değerli Mü’minler!.. Cenab-ı Allah Neml Suresi’nde de bize bir hususu açıyor ve şöyle buyuruyor… Bu ayeti kerime Hz.Süleyman Peygamberin sözüdür… Cenab-ı Allah onun sözünü hatırlatıyor bize bu ayet-i kerimede…

وَمَنْ شَكَرَ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهٖ

“Kim şükreden bir kul olursa kendine iyilik etmiş olur…”

وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ رَبّٖى غَنِىٌّ كَرٖيمٌ

“Ve nankörlük eden de bilsin ki; Rabbim onun şükrüne muhtaç değildir… Müstağnidir… Zengindir… Hiçbir zaman kullarının teşekkürüne, şükrüne muhtaç değildir…(NEML;40)”

Değerli Kardeşlerim!.. İnsan iyilik ederse kendine etmiş olur… İşte bu ayetler bize şükrümüzün bizi yükselteceğini, şükrümüzün bize fayda vereceğini anlatıyor…

Aslında her nimet bir imtihan vesilesidir… Nimeti vereni hatırlamak ve şükretmek hem nimeti artırır… Hem de bu nimeti bereketlendirir…

Siz verilen bir nimete şükreden bir kul olursanız, onda bir artış görürsünüz… Malına-servetine hamdeden, şükreden, zekatını-sadakasını veren bir kimseye Cenab-ı Hakk o malı artırır… Makam ve mevkinin Allah’tan geldiğini bilerek şükreden bir kimseyi Cenab-ı Allah yükseltir…

Bir de bereketlenme hadisesi var… Sayıca belki yükselmez ama o bereketlenmesi suretiyle; bir iken üç olan bir nimetin, aynen bir olarak kalıp da aynen üçmüş gibi size faydası dokunur…

Bir eşyaya, bir davranışa, bir nimete meleklerin duası karışırsa, Cenab-ı Allah’ın rızası karışırsa; işte o bereketlenmiş olur…

Onun için Peygamberimiz (SAV) Efendimiz üzerine yeni bir kıyafet giydiği zaman “Allah’ım bunu bana mübarek eyle” diye dua edermiş… Bu bir sünnet-i seniyyedir… Biz de birbirimize hayırlı olsun demekle dua etmiş oluruz… Cenab-ı Hakk’tan onu bereketli kılmasını dilemiş oluruz… Yoksa onun bir iken iki olması anlamına gelmiyor bu bereket hadisesi…

Nimet elimizdeyken ona şükrettiğimiz zaman hem nimette sayıca bir artış, hem de sayıca değil, fakat onun varlığında bereketlenme hadisesiyle bizim için mübarek ve hayırlı kılınmış olur…

Onun için Değerli Mü’minler!.. Biz Cenab-ı Allah’ın biraz önce okuduğum o ayetteki az dediği şükredenlerin içinde olan bahtiyarlardan olmaya çalışalım, gayret edelim…

Yani

وَقَلٖيلٌ مِنْ عِبَادِىَ الشَّكُورُ

ayetinde bildirilen o şükreden az sayıdaki gerçek manada şükreden kimselerden olmaya çalışalım…

Cenab-ı Allah Kur’an-ı Kerim’de bize Peygamberlerden de örnekler veriyor… Mesela;

اِنَّهُ كَانَ عَبْدًا شَكُورًا

““O çok şükreden bir kul idi” (İSRA;3) diye buyurarak Hz.Nuh Peygamberden bahsediyor…”

Mesela; Hz.İbrahim Peygamber’in Cenab-ı Hakk’ın verdiği nimetlere çok şükreden bir kul olduğunu bildiriyor ve

شَاكِرًا لِاَنْعُمِهٖ

““Allah’ın verdiği nimetlere şükreden biriydi” buyuruyor…(NAHL;121)”

Ve yine mesela; bir baba-oğuldan, Hz.Davut ile Hz.Süleyman Peygamberden söz ediyor… Varlık sahibi kimseler, muktedir… İkisi de sultan… Hz.Süleyman bütün dünyaya hükmeden bir sultan… Fakat bu ikisinin de Cenab-ı Hakk’ın kendilerine verdiği ilmi, iktidarı Allah’tan geldiğini bilerek hamdeden iki kişi olduğunu bize Kur’an’da zikrediyor…

Değerli Kardeşlerim!.. Biz yine Kur’an-ı Kerim’de; nimetler içindeki Fir’avun’un tanrılık iddiasına kalkıştığını da görüyoruz… Yine Kur’an’da; Hâmân’ın iktidar, kudret sahibi iken makamına güvenerek azgınlaştığını görüyoruz… Yine Kârûn’un malına-mülküne, servetine güvenerek şımardığını görüyoruz…

Bu örnekler de bize şükretmeyen bir insanın nasıl yoldan çıktığını anlatıyor ve öğretiyor… İşte Cenab-ı Allah Kur’an’ı bize bu örneklerle göndermiş ve Peygamberimiz de Kur’an’daki bu ayetlerle bize yolumuzu çizen rehber olmuştur…

“Az nimeti az sanma… Kimden gelir ona bak” diyor arifler… Evet, işte bu nimetlerin hepsi Cenab-ı Hak’tan geliyor ve bizim Peygamberimiz öyle bir hayat yaşayarak bize örnek oluyor ki… Peygamberimizin örnekliği bu şekilde devam ediyor…

Ashab-ı Kiramdan Atâ bin Rebah ve Ubeyd bin Umeyr… Bu iki sahabe Peygamberimizin vefatından sonra bir gün Hz.Aişe (R.A.ha) Validemize gelerek, Peygamberimiz hakkında bilgi almak istiyorlar… “Siz Peygamber Efendimizle bir ömür yaşadınız… Şöyle unutamadığınız bir hatıranızı bize anlatır mısın?..” diyorlar… Hz.Aişe Validemiz bir müddet susuyor ve sonra anlatmaya başlıyor… “Bir gece Resûlüllah (SAV) bana dedi ki” diyor… “Ey Aişe bu gece ibadet etmem için bana izin verir misin?”

Şimdi burada şuna da dikkatinizi çekmek istiyorum… Bu izini isteyen alemlerin sultanı Peygamber Efendimiz (SAV)… Hayat arkadaşından izin isteme nezaketini gösteren Peygamberimiz aile hayatında da bizlere üsve-i hasene, en güzel örnek oluyor… Dikkat edin; izin istediği şey de ibadet etmek…

Hz.Aişe Validemiz Peygamberimize “Ya Rasûlellah!. Senin yanı başında bulunmak da, seni sevindirecek bir şeyi yapmak da beni çok memnun eder… Büyük bir memnuniyetle baş üstüne” diyor… O da aynı nezaketle karşılık veriyor yani…

“Ve kalktı Peygamberimiz… Abdest aldı ve namaza durdu” diyor… “Fakat namazda okuduğu ayetler onu öylesine etkiledi ki; gözlerinden yaşlar akmaya başladı… Hatta gözyaşları göğsünü ve secde ettiği yeri bile ıslatacak kadar ağladı” diyor… “Derken sabah namazı vakti geldi ve Bilal-i Habeşi ezan okumak üzere Peygamberimizden izin istemeye geldiğinde Peygamberimizi o halde görünce ‘Ya Rasûlellah senin geçmiş ve gelecek günahların affedilmedi mi, neden kendini bu kadar yoruyorsun’ diyerek Peygamberin şişen ayaklarını, ağlayan gözlerini anlamakta zorlandı” diyor… Peygamber Efendimiz (SAV) Bilal-i Habeşi’ye şu cevabı veriyor… “Efelâ ekûnû abden şekûrâ” “Bunca nimetlerine karşılık ben şükreden bir kul olmayayım mı?..” buyuruyor…

Değerli Mü’minler!.. Nimetlerin farkında olan Peygamber Efendimiz (SAV) böyle namazlar kılıyordu… İşte Peygamberimizin böyle gözyaşlarıyla Rabbine sabahlara kadar secde etmesinin tek sebebi Rabbine şükreden bir kul olmak istemesiydi, başka bir şey değil…

İşte bu güzel örnek biz Ümmet-i Muhammed için en güzel örnek olmalı… Hiç olmazsa kıldığımız namazlarımızın Allah-u Ekber dediğimizden selam verinceye kadar geçen vakti, kalbimizin dünyalıklardan uzak bir şekilde kıldığımız namazlar olmasına gayret edelim…

Bir mütefekkir; “Ayakları şişinceye kadar namaz kılan Peygamberin ümmeti ne yazık ki, sabah namazına kalkmadığı için uyandığında uykudan gözleri şişen insanlar haline geldi bu gün” diyor…

Aslında kulluk şuurudur şükretmek… Ve şükreden bir kul Cenab-ı Allah’ın nimetlerinin farkında olarak kalbiyle, dili ile, bedeni ile Allah’a hamdetmiş olmaktadır…

Kalbin şükrü; nimeti veren Allah’ı hatırlamaktır… Dilin şükrü; bu nimetlere ‘el-hamdülillah, çok şükür Ya Rabbi’ demektir… Bedenin şükrü ise; Cenab-ı Hakk’ın emrettiği, razı ve hoşnut olacağı işleri yapmak, günahlardan-isyanlardan kaçınmaktır…

Hz.Musa Peygamber “Ya Rabbi!.. Düşünüyorum da aslında bana verdiğin nimetlere karşılık şükrediyor olmamın bile bir başka şükür gerektiğinin farkındayım… Böyle düşününce ben bu işin içinden çıkamıyorum… Sana hakkıyla şükretmeyi nasıl başaracağım…” diyor… Cenab-ı Allah Musa Peygambere bir tek şey öğretiyor… “Ya Musa!.. Her bir nimetin benden geldiğini bilip ikrar edersen sen şükrünü tam olarak yapmış olursun” diyor… Böylece Cenab-ı Allah bize de bir yol gösteriyor ve bunu da bize Peygamberimiz haber verip öğretiyor… Yani her bir nimetin Rabbimizden geldiğini bilerek ikrar etmemiz lazım…

Bazen sağlığa ve sıhhate farklı bir şekilde şükür de olabiliyor… Bir maneviyat büyüğümüz olan Ramazanoğlu Mahmut Sami hz.leri geçimini sağlamak için muhasebecilik yaparmış… Her gün İstanbul Erenköy’den Kadıköy’e kadar trenle gelir, oradan vapurla karşıya geçer, vapurdan indikten sonra da Karaköy’den de Eminönü’ne yürüyerek gider, dolmuşa binmezmiş… Dolmuş parasını da bir fakire infak edermiş… “Ya Rabbi!.. Şu mesafeyi yürüyecek kadar sağlıklı bir hayat verdiğin için, sıhhat ve afiyet verdiğin için sana hamdolsun” diyerek dua edermiş…

Değerli Kardeşlerim!.. Peygamber Efendimiz (SAV) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor…

الطَّاعِمُ الشَّاكِرُ بِمَنْزِلَةِ الصَّائِمِ الصَّابِرِ

““Bir şey yiyip de ve ya yemeğini yiyip de Allah’a şükreden; bu nimeti verdiği için Rabbine hamd-ü senalarla teşekkürde bulunan bir kul adeta sabredip de oruç tutan kimse gibidir ””

Oruca niyetlenmiş ve nafile oruç tutmuş bir kimsenin sevabı neyse; Cenab-ı Allah’ın verdiği nimeti yiyip de O’na şükreden bir kul olabilmek kişiyi oruçlu olmadığı halde oruçluyla aynı mertebede tutuyor Cenab-ı Allah… Bu; Peygamberimizin haber verdiği çok büyük bir müjdedir…

Ve Peygamber Efendimiz (SAV) bize bir başka sünnet bırakıyor… Bu sünneti pek yaptığımız kanaatinde değilim… Peygamberimiz bir nimete nail olunca, bir sevinç yaşayınca; şükür secdesine kapanırmış… Şükür secdesinin de şöyle yaparmış… Ayakta kıble dönerek ‘Allah-u Ekber’ der, direk secdeye gider ve secde de Rabbine hamdederek “Sübhâne Rabbiyel âlâ ve bi hamdihî” der ve ondan sonra tekrar ayağa kalkarak şükür secdesini ifa edermiş… Bu da fıkhî bir bilgi olsun diye paylaşmak istedim… Ama şunu da bilelim; farz namazlardan sonra, hemen namazın peşinden şükür secdesi yapmak mekruhtur… Çünkü ifadesi, anlaşılması mümkün olmayan ve ya başkaları tarafından namazdanmış gibi yanlış anlaşılan bir davranış olur… Zaten namaz kılmak başlı başına bir şükürdür… O sebeple namazlardan sonra şükür secdesi yapılmaz… Ama böyle duyduğunuz güzel bir haberden, aldığınız bir müjdeden sonra secdeye kapanmanız Peygamberimizin sünnetidir… Bunu da bilelim…

Değerli Kardeşlerim!.. İnsanlarla olan ilişkilerimizde Peygamber (SAV) Efendimiz bizlere örnekler bırakıyor… İnsanlardan gördüğünüz iyiliğe teşekkür eden kimseler olmamızı istiyor ve şöyle buyuruyor…

مَنْ لَا يَشْكُرِ النَّاسَ لَا يَشْكُرِ اللَّهَ

““İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da şükretmiş olmaz…””

Ve bir başka hadis-i şeriflerinde de; “Kendisine ikramda bulunulan kişi imkânı varsa ikram ile karşılığını versin… Yoksa iyilik yapana övgüde bulunsun, teşekkür etsin… Bu iyiliğinin makbule geçtiğini ifade etsin… Çünkü böyle yapan şükran borcunu yerine getirmiş olur… İyiliği gizleyen ise nankörlük etmiş olur… Size birisinin yapmış olduğu iyiliği zikretmeniz ne kadar güzelse; onu böyle hiç kâle almamanız, onu gizlemeniz de o kadar kötüdür…” buyuruyor ve nankörlük olarak görüyor Peygamber Efendimiz…

Çünkü nimetten bahsetmek; hele de Allah’tan geldiğini ifade etmek… Bu bize kulluk borcudur… Kur’an’da Duha Suresi’nin sonunda;

وَاَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ

““Rabbinin sana olan nimetlerinden de söz et, bahset”(DUHA;11) diye Cenab-ı Allah’ın emri var…”

Değerli Mü’minler!.. Son olarak şunu da hatırlatarak sözlerimi bitireyim… Maalesef bizler yemek duasını yapmayan bir ümmet haline geldik… Nimetlerini yediğimiz Cenab-ı Allah’a gönülden bir ‘elhamdülillah, çok şükür Ya Rabbi’ demeyi unutur hale geldik… O sebeple bu sünnet-i seniyyeyi her yemekte ihya edelim inşallah… Evlerimizde yemeklerimizden sonra kısa bir dua edelim… Bu duayı mümkünse çocuklarımıza yaptıralım… Allah’a şükredelim… O nimetin bizim önümüze gelmesinde katkısı bulunan annemize-babamıza çocuklarımızın teşekkür etmeyi öğretelim ki; bunlar bizim şükreden bir kul olduğumuzu gösteren güzel şeylerdir… Bunu da ihmal etmeyelim…

Cenab-ı Hakk’ın bir ismi de eş-Şekür’dür… Biz O’na hakkıyla şükredersek; O bizim şükrümüzü dikkate alan, değerlendirmeye alan ve bizi şükreden kullarından yazan Rabbimizdir… Bütün kainat, melekler, varlıklar Allah’ı anıp hamd ile O’nu teşbih ederken; işte o kainatın bir parçası olmaktır şükretmek…

Ve Hz.Ömer’in “Ya Rasulellah!.. Hangi mal daha hayırlıdır?..” sorusuna Peygamberimizin “Sen mal yerine şükreden bir kalp, zikreden bir dil ve sana ahireti kazandıracak bir aile edinmeye bak…” nasihatiyle de sözlerimizi bitirmiş olalım…

Cenab-ı Allah cümlemizi şükredenlerden eylesin…