Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Allah’ın Azabı Nedir? Günah, Hesap, Cehennem ve Tövbenin Önemi

MEHMET ERÇELİK

ALLAH'IN AZABI


GİRİŞ: AZABIN DEHŞETİ VE RAHMETİN EŞİĞİ.

EY GAFİL! MEZARDA SESİNİ KİME DUYURACAKSIN?

CEBİNDE HARAMLA MAHŞER MİZANINA ÇIKABİLECEK MİSİN?

GÜNAH KÜÇÜK SANILIR; AMA KARŞISINDAKİ AZAP BÜYÜKTÜR

DÜNYA EĞLENCESİ BİTER, CEHENNEMİN GERÇEĞİ BAŞLAR!

İNSANI YAKAN ODUN DEĞİL, DÜNYADAN GÖTÜRDÜĞÜ HARAMLARDIR!

MAHŞERDE NE MAL KONUŞUR NE EVLAT; YALNIZ AMEL KONUŞUR!

GÜNAHA GÜLENİN, AZAPLA AĞLAYACAĞI GÜNÜN ÇIĞLIĞI!

,اعوذ بالله من الشيطان الرجيم

بسم الله الرحمن الرحيم

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي يُمْهِلُ وَلَا يُهْمِلُ، وَإِنْ سَبَقَتْ رَحْمَتُهُ غَضَبَهُ، فَإِنَّهُ بِعَدْلِهِ يُعَذِّبُ مَنْ يَسْتَحِقُّ الْعَذَابَ.

وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى نَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ ﷺ، الَّذِي كَانَ يَقُولُ: «أُمَّتِي، أُمَّتِي»، خَوْفًا عَلَيْنَا مِنْ ذٰلِكَ الْيَوْمِ الْعَظِيمِ، وَعَلَى آلِهِ وَأَصْحَابِهِ الطَّيِّبِينَ الطَّاهِرِينَ

Hamd; kullarına mühlet veren fakat asla ihmal etmeyen, rahmeti gazabını geçmiş olsa da adaleti gereği azabı hak edenlere azap eden Allah’a mahsustur.

Salât ve selâm; “Ümmetim, ümmetim!” diyerek o büyük günün dehşetinden bizleri sakındıran Peygamberimiz Muhammed’e, onun tertemiz âline ve ashabına olsun.

AZİZ MÜSLÜMANLAR! DEĞERLİ MÜMİNLER! VE BU HAKİKATLERE GÖNÜL VEREN DEĞERLİ HOCAM!

Bakın, zaman bir nehir gibi akıp gidiyor ve bizler her nefeste ebedi bir uçuruma ya da sonsuz bir gül bahçesine doğru yaklaşıyoruz. Güvendiğiniz o gençlik, bir gün aynalarda tanımadığınız bir yabancıya dönüşecek. Peşinden koştuğunuz o dünya, siz musalla taşına yattığınızda sizi yapayalnız bırakıp başka kucaklara koşacak.

HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?

Gözleriniz kapandığında, etrafınızdaki sesler sustuğunda ve üzerinize o ilk toprak atıldığında; geride bıraktığınız hırslarınız, biriktirdiğiniz banka hesaplarınız veya kibirle bastığınız o yerler size bir nefeslik fayda verecek mi? O gün ne rütbe konuşacak ne de unvan! O gün sadece mühürlenmiş ağızların yerine konuşacak olan elleriniz ve şahitlik edecek olan ayaklarınız olacak!

KORKUN O GÜNDEN Kİ; Güneşin bir mızrak boyu yaklaştığı, kimsenin kimseye bakmaya mecalinin kalmadığı o dehşet anında; "Rabbim, bir saniye daha mühlet!" diye haykıracaksınız ama o kapı bir kez kapanınca bir daha asla açılmayacak. Bugün seccadenizi ıslatmayan gözyaşlarınız, yarın cehennemin ateşini söndürmeye yetmeyecek. Bugün Allah için bükülmeyen dizler, yarın mahşerin yükü altında tir tir titreyecek!

GELİN DEĞERLİ KARDEŞLERİM!

Henüz nefes alıyorken, henüz tövbe kapısı açıkken, henüz isminiz sela ile anılmamışken; Rabbimize, O'nun sarsılmaz kelamına ve Efendimiz S.a.v'in nurlu yoluna hicret edelim. Bilin ki; bugün günahlarına ağlamayanın, yarın azapla ağlamaya gücü yetmeyecektir. Bu kitap, sadece bir yazı dizisi değil; bir uyanışın çığlığı, bir tevbenin başlangıcı ve mahşer gününde bir kurtuluş senedi olsun inşallah.

I. ANA BÖLÜM: ALLAH MÜHLET VERİR AMA İHMAL ETMEZ

GÜNAHA GÜLÜP AZABI HAFİFE ALANLARIN HAZİN SONU!

1. AYET

فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِه۪ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ اَبْوَابَ كُلِّ شَيْءٍۜ حَتّٰىٓ اِذَا فَرِحُوا بِمَآ اُو۫تُوٓا اَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً فَاِذَا هُمْ مُبْلِسُونَ

(En’âm, 44)

Meal: "Kendilerine hatırlatılanları unuttuklarında, üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilenlerle sevinip şımardıkları sırada onları ansızın yakalayıverdik de bir anda bütün ümitlerini kaybedip yıkıldılar."

1. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "إِنَّ اللَّهَ لَيُمْلِي لِلظَّالِمِ حَتَّى إِذَا أَخَذَهُ لَمْ يُفْلِتْهُ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Şüphesiz Allah zalime mühlet verir. Onu bir yakaladı mı da bir daha asla bırakmaz (kaçmasına imkân vermez)." (Buhârî, Tefsîr, 11)


Nüzul Sebebi: Mekke müşriklerinin refah içinde olup Müslümanların darlık çekmesi üzerine, zenginliğin her zaman rahmet olmadığını, bazen azaba bir "istidrac" (yavaş yavaş felakete sürükleme) olduğunu bildirmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Allah'ın hemen cezalandırmaması seni aldatmasın! Bu bir fırsat değil, bazen en büyük cezadır. Kapılar açılıyorsa ve sen hala günahındaysan, bil ki o kapılar seni uçuruma götürüyor. "Allah bana vurmuyor" deme; vurduğu zaman ayağa kalkacak dermanın kalmaz!

Sahabe Kıssası: Hazreti Ebû Bekir (Hz.), bu ayeti her okuduğunda ağlar ve "Allah'ın mühlet vermesinden yine O'na sığınırım, zira bu bir imtihandır" buyururdu.

Kıssadan Hisse: İhmal edilen tövbe, biriken azaba davetiyedir.

2. AYET

اَفَاَمِنُوا مَكْرَ اللّٰهِۚ فَلَا يَأْمَنُ مَكْرَ اللّٰهِ اِلَّا الْقَوْمُ الْخَاسِرُونَ

(A’râf, 99)

Meal: "Onlar Allah’ın tuzağından (ansızın geliveren azabından) emin mi oldular? Allah’ın tuzağından ancak hüsrana uğrayan topluluk emin olur."

2. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "لَوْ يَعْلَمُ الْمُؤْمِنُ مَا عِنْدَ اللَّهِ مِنَ الْعُقُوبَةِ، مَا طَمِعَ بِجَنَّتِهِ أَحَدٌ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Eğer mümin Allah katındaki azabın dehşetini (tam olarak) bilseydi, hiç kimse O'nun cennetini ümit edemezdi." (Müslim, Tevbe, 23)

Nüzul Sebebi: Geçmiş kavimlerin refah içinde yaşarken "Bize bir şey olmaz" diyerek kibirlenmeleri ve bu sebeple ansızın yok edilmeleri üzerine bir ihtar olarak nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Azabı yok saymak, azabı ortadan kaldırmaz hocam! Kendi güvenli limanında günah gemisiyle gezerken fırtınanın kopmayacağını sanmak en büyük cahilliktir. Allah’ın azabından ancak kalbi mühürlenenler korkmaz.

Sahabe Kıssası: Hazreti Ömer (Hz.), "Gökten bir ses gelse ve sadece bir kişi cehenneme girecek dese, o kişinin ben olmasından korkarım" diyerek bu korkunun büyüklüğünü göstermiştir.

Kıssadan Hisse: Allah’ın azabından emin olan, hüsranın tam ortasındadır.

3. AYET

اِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَاقِعٌۙ مَا لَهُ مِنْ دَافِعٍۙ

(Tûr, 7-8)

Meal: "Şüphesiz Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır. Onu engelleyecek (savuşturacak) hiçbir güç yoktur."

3. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "يُؤْتَى بِأَنْعَمِ أَهْلِ الدُّنْيَا مِنْ أَهْلِ النَّارِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، فَيُصْبَغُ فِي النَّارِ صَبْغَةً، ثُمَّ يُقَالُ: يَا ابْنَ آدَمَ هَلْ رَأَيْتَ خَيْرًا قَطُّ؟ فَيَقُولُ: لَا وَاللَّهِ يَا رَبِّ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Cehennemliklerden olup dünyada en büyük refahı yaşayan kişi getirilir ve ateşe bir kez batırılıp çıkarılır. Sonra 'Ey Âdemoğlu! Hiç hayır gördün mü?' denir. O da 'Hayır vallah ya Rabbi, hiç görmedim!' der." (Müslim, Münâfikûn, 67)

Nüzul Sebebi: Mekke'nin önde gelenlerinin azabı bir masal, bir şaka gibi görüp alay etmeleri üzerine, bu gerçeğin kaçınılmazlığını tescil etmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Bir damla ateş, bütün dünya lezzetini unutturur hocam! "Dünyamı yaşarım, cezamı çekerim" diyen gafil, o bir anlık dokunuşun bile ebediyete bedel olduğunu bilmez. Allah’ın azabı geldiğinde ne para konuşur ne de unvanlar.

Sahabe Kıssası: Hazreti Cübeyr b. Mut'im (Hz.), Müslüman olmadan önce Medine'ye geldiğinde bu ayeti Efendimiz (S.a.v)'den duyunca; "Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu, azap üzerime inecek sandım" demiştir.

Kıssadan Hisse: Dünyanın tüm zevki, cehennemin bir anlık dokunuşuyla kül olur.

4. AYET

وَكَذٰلِكَ اَخْذُ رَبِّكَ اِذَآ اَخَذَ الْقُرٰى وَهِيَ ظَالِمَةٌۜ اِنَّ اَخْذَهُٓ اَل۪يمٌ شَد۪يدٌ

(Hûd, 102)

Meal: "Rabbin, zulme sapan memleketleri yakaladığında O'nun yakalaması işte böyledir! Şüphesiz O'nun yakalaması çok acıklı ve çok şiddetlidir."

4. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "نَارُكُمْ هَذِهِ الَّتِي يُوقِدُ ابْنُ آدَمَ جُزْءٌ مِنْ سَبْعِينَ جُزْءًا مِنْ حَرِّ جَهَنَّمَ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Sizin şu yaktığınız ateş, cehennem ateşinin yetmiş cüzünden (parçasından) sadece bir parçadır." (Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 10)

Nüzul Sebebi: Kendi güçlerine güvenip zayıflara zulmedenlerin, geçmişte helak olan kavimlerin harabelerine bakıp ibret almaları için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Dünyadaki yangınlar can yakar hocam ama cehennemin ateşi ruhu yakar! Buradaki ateş bizi uyarır, oradaki ise cezalandırır. Allah zalimi yakaladığında, kaçacak hiçbir delik bulamazsın.

Sahabe Kıssası: Hazreti Ali (Hz.) bir gün ağlayan birini görünce sordu: "Neden ağlıyorsun?" Adam "Ateşten korkuyorum" deyince, "Allah'ın azabından öyle kork ki, o korku seni günah işlemeye mecal bırakmasın" buyurmuştur.

Kıssadan Hisse: Allah mühlet verir ama kulun zulmünü asla unutmaz.

5. AYET

فَلَا تُعْجِبْكَ اَمْوَالُهُمْ وَلَآ اَوْلَادُهُمْۜ اِنَّمَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيُعَذِّبَهُمْ بِهَا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا

(Tevbe, 55)

Meal: "Onların ne malları ne de evlatları seni imrendirmesin! Allah, bunlar sebebiyle ancak onlara dünya hayatında azap etmeyi murat eder."

5. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "أَهْوَنُ أَهْلِ النَّارِ عَذَابًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ رَجُلٌ، عَلَى أَخْمَصِ قَدَمَيْهِ جَمْرَتَانِ، يَغْلِي مِنْهُمَا دِمَاغُهُ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Kıyamet günü cehennemliklerin azabı en hafif olanı şudur: Ayaklarının altına iki kor konulur da onlardan dolayı beyni kazan gibi kaynar." (Buhârî, Rikâk, 51)

Nüzul Sebebi: Müslümanların fakirliği karşısında münafıkların zenginliğini bir başarı sananlara; o malın aslında birer azap kamçısı olduğunu bildirmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Mal bazen rızık değil, prangadır hocam! Allah sevgisinden mahrum bırakılan kalp için o mal bir azap vesilesidir. En hafif azap beyni kaynatıyorsa, ağır olanı kimin gücü yeter?

Sahabe Kıssası: Hazreti Mus'ab b. Umeyr (Hz.), eski lüks hayatını terk edip Uhud'da şehit olduğunda vücudunu örtecek bir kefen bile bulunamamıştı; ama o dünya azabından kurtulup cennet izzetine ermişti.

Kıssadan Hisse: Mal seni Allah'tan uzaklaştırıyorsa, o senin rızkın değil azabındır.

6. AYET

وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَهُمْ نَارُ جَهَنَّمَۚ لَا يُقْضٰى عَلَيْهِمْ فَيَمُوتُوا وَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ مِنْ عَذَابِهَاۜ

(Fâtır, 36)

Meal: "İnkâr edenlere gelince, onlar için cehennem ateşi vardır. Ne ölmelerine izin verilir ki ölüp kurtulsunlar, ne de azapları hafifletilir."

6. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "لَوْ أَنَّ قَطْرَةً مِنَ الزَّقُّومِ قُطِرَتْ فِي الدُّنْيَا، لَأَفْسَدَتْ عَلَى أَهْلِ الْأَرْضِ مَعَايِشَهُمْ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Eğer cehennemdeki Zakkum ağacından bir damla dünyaya damlasaydı, dünya ehlinin bütün geçimini ve hayatını altüst ederdi." (Tirmizî, Cehennem, 4)

Az ve Öz Tefsir: Ölmek bile bir kurtuluştur hocam ama orada ölüm de öldürülmüştür! Acı bitmez, hafiflemez. Bir damlası dünyayı yaşanmaz kılan o azabın içinde ebediyen kalmayı kalp nasıl kaldırır?

Sahabe Kıssası: Hazreti İbn Ömer (Hz.), bir gün su içecekken bu hadisi hatırlayıp hıçkırıklara boğulmuş ve "Ya Rabbi, biz o damlaya nasıl dayanırız?" diye ağlamıştır.

Kıssadan Hisse: Cehennemde ölüm yoktur ki son bulsun; pişmanlık vardır ki hiç bitmesin.

7. AYET

يَوْمَ يُحْمٰى عَلَيْهَا ف۪ي نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوٰى بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنُوبُهُمْ وَظُهُورُهُمْۜ هٰذَا مَا كَنَزْتُمْ لِاَنْفُسِكُمْ

(Tevbe, 35)

Meal: "O gün biriktirdikleri altın ve gümüşler cehennem ateşinde kızdırılıp onlarla alınları, yanları ve sırtları dağlanacak ve 'İşte kendiniz için biriktirdikleriniz budur!' denilecektir."

7. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "اَلْقَبْرُ رَوْضَةٌ مِنْ رِيَاضِ الْجَنَّةِ أَوْ حُفْرَةٌ مِنْ حُفَرِ النَّارِ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur." (Tirmizî, Kıyâmet, 26)

Nüzul Sebebi: Zekâtını vermeyip mal biriktirenlerin (kenz yapanların) o mallarının mahşerde başlarına nasıl bela olacağını tasvir etmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Sakladığın altınlar mahşerde kızgın levha olup seni dağlayacak hocam! Kabir sessizdir ama içindeki feryadı kulaklar duymaz. Bugün cebine koyduğun haram, yarın kabrinde üzerine çöken bir ateş olur.

Sahabe Kıssası: Hazreti Osman (Hz.), bir mezarın başına gelince ağlamaktan sakalı ıslanırdı. "Kıyametten bu kadar korkmazken neden mezardan böyle korkarsın?" dediklerinde; "Çünkü mezar ilk duraktır, oradan azapla çıkanın işi çok zordur" demiştir.

Kıssadan Hisse: Malını Allah yolunda harcamayan, onu kendi azabı için biriktiriyordur.

8. AYET

نَبِّئْ عِبَاد۪يٓ اَنّ۪يٓ اَنَا الْغَفُورُ الرَّح۪يمُۙ وَاَنَّ عَذَاب۪ي هُوَ الْعَذَابُ الْاَل۪يمُ

(Hicr, 49-50)

Meal: "Kullarıma haber ver ki, gerçekten ben çok bağışlayan ve çok merhamet edenim. Ama (şunu da biliniz ki) benim azabım da çok acıklı bir azaptır!"

8. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "مَنْ لَمْ يَدَعْ قَوْلَ الزُّورِ وَالْعَمَلَ بِهِ، فَلَيْسَ لِلَّهِ حَاجَةٌ فِي أَنْ يَدَعَ طَعَامَهُ وَشَرَابَهُ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Kim yalan söylemeyi ve yalanla amel etmeyi bırakmazsa, Allah'ın onun aç ve susuz kalmasına (orucuna) ihtiyacı yoktur." (Buhârî, Savm, 8)

Az ve Öz Tefsir: Allah’ın rahmetine güvenip günaha dalmak şeytanın tuzağıdır hocam! "Allah affeder" diyerek azaba yürümek akıl kârı değildir. O bağışlayandır ama azabı da bir o kadar gerçektir.

Sahabe Kıssası: Hazreti Selman (Hz.), bu ayeti duyduğunda üç gün boyunca başını ellerinin arasına alıp "Eyvah Selman! Senin sonun ne olacak?" diyerek sokaklarda ağlamıştır.

Kıssadan Hisse: Allah’ın rahmeti geniş, ama azabı da bir o kadar kesindir.

II. ANA BÖLÜM: AZAP BİR SON DEĞİL, HESABIN SONUCUDUR

KİMSEYE ZULMEDİLMEZ; HERKES KENDİ ODUNUNU DÜNYADAN GÖTÜRÜR!

9. AYET

فَالْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔا وَلَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(Yâsîn, 54)

Meal: "Bugün hiç kimseye zerre kadar zulmedilmez. Siz ancak yapmakta olduğunuz şeylerin karşılığını görürsünüz."

9. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "يَا عِبَادِي إِنَّمَا هِيَ أَعْمَالُكُمْ أُحْصِيهَا لَكُمْ، ثُمَّ أُوفِيكُمْ إِيَّاهَا، فَمَنْ وَجَدَ خَيْرًا فَلْيَحْمَدِ اللَّهَ، وَمَنْ وَجَدَ غَيْرَ ذَلِكَ فَلَا يَلُومَنَّ إِلَّا نَفْسَهُ"

Meal: Resulullah (S.a.v) (Hadis-i Kudsi'de) buyurdu ki: "Ey kullarım! Bunlar sizin amellerinizdir; onları sizin için zaptediyorum. Sonra karşılığını size tam olarak vereceğim. Kim hayır bulursa Allah'a hamd etsin, kim de hayırdan başka bir şey bulursa kendisinden başka kimseyi kınamasın." (Müslim, Birr, 55)

Nüzul Sebebi: Müşriklerin "Allah bizi niye yaksın, O merhametli değil mi?" diyerek azabı Allah'a havale edip suçluluktan kaçmaya çalışmaları üzerine, azabın kulun kendi ameli olduğunu bildirmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Değerli hocam, Ali Küçük hocamız derdi ki: "Müslüman! Cehennemde odun yok, kömür yok, mazot yok! Herkes giderken kendi odununu dünyadan sırtında götürür!" Kimse "Hâşâ Allah bana zulmetti" diyemeyecek. Sen dünyada hangi ateşi yaktıysan, ahirette onun içine düşeceksin. Allah’ın yasasıdır bu; ektiğini biçeceksin!

Sahabe Kıssası: Hazreti Ebû Zer (Hz.), bu hadis-i kudsi'yi her rivayet ettiğinde dizlerinin üzerine çöker, hıçkıra hıçkıra ağlar ve "Nefsimden başka düşmanım yok!" derdi.

Kıssadan Hisse: Azap bir kaza değil, kulun kendi elleriyle hazırladığı bir sondur.

10. AYET

ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِ

(Âl-i İmrân, 182)

Meal: "Bu, kendi ellerinizle önceden yapıp gönderdiklerinizin karşılığıdır. Yoksa Allah kullarına asla zulmedici değildir."

10. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "اَلْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Gerçek Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu (zarar görmediği) kimsedir." (Buhârî, Îmân, 4)

Nüzul Sebebi: Bazı Yahudilerin "Allah fakirdir, biz zenginiz" diyerek alay etmeleri ve buna rağmen cezalandırılmayacaklarını sanmaları üzerine; herkesin elinin yolladığıyla yüzleşeceği gerçeğini tescil etmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Müslümanlık sadece "Sübhânallah" demek değildir. Elinle kime vurdun? Dilinle kimi yıktın? Kimin malına göz diktin? O vurduğun adamın ahı, mahşerde senin üzerine kızgın bir demir olarak geri dönecek. Allah zulmetmez ama zalimi de asla affetmez.

Sahabe Kıssası: Hazreti Ali (Hz.), bir gün sokakta ağlayan bir yetim görünce kendi cübbesini ona sarmış ve "Eğer bu yetimin hakkı benden sorulursa, ben mahşerde ne cevap veririm?" diyerek titretmiştir.

Kıssadan Hisse: Elinle kırdığın kalp, ahirette azap kapın olur.

11. AYET

كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ رَه۪ينَةٌۙ

(Müddessir, 38)

Meal: "Her nefis, kazandığı (işlediği amelleri) karşılığında rehindir."

11. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "اَلظُّلْمُ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Zulüm, kıyamet gününde (sahibi için) zifiri karanlıklardır." (Buhârî, Mezâlim, 8)

Nüzul Sebebi: Kişinin kendi günahının sorumluluğunu başkasına atamayacağını, herkesin kendi amelinin tutsağı olduğunu hatırlatmak için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: "Sen bugün karanlık işler çeviriyorsan, yarın kendi karanlığında boğulacaksın!" Rehin bırakılmışsın dünyaya. Amelin seni ya azad edecek ya da ebedi mahkûm kılacak. "Çevrem kötüydü, sistem böyleydi" mazereti sökmeyecek. Sen ne kazandın, ona bakılacak!

Sahabe Kıssası: Hazreti Ömer (Hz.), "Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin" sözünü, her gece ayaklarını ateşe yaklaştırıp "Ömer, buna dayanabilir misin?" diyerek bizzat yaşardı.

Kıssadan Hisse: Kendi amelinin mahkûmu olmadan önce, tövbe ile azad ol.

12. AYET

وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ

(Zilzâl, 8)

Meal: "Kim zerre miktarı bir şer (kötülük) işlerse, onun karşılığını görür."

12. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "إِيَّاكُمْ وَمُحَقَّرَاتِ الذُّنُوبِ، فَإِنَّهُنَّ يَجْتَمِعْنَ عَلَى الرَّجُلِ حَتَّى يُهْلِكْنَهُ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Küçük görülen günahlardan sakının! Çünkü onlar insanda birikir de sonunda onu helak ederler." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/402)

Nüzul Sebebi: İnsanların "Bu kadarcık küçük günahtan bir şey çıkmaz" diyerek haramları hafife almaları üzerine, ilahi adaletin hassasiyetini göstermek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "Küçük bir delik koca gemiyi batırır hocam!" Zerre deyip geçme! O küçük yalanlar, o küçük bakışlar birleşir de dağ gibi azap olur üzerine çöker. Allah’ın terazisi o zerreyi asla ıskalamaz.

Sahabe Kıssası: Hazreti Aişe (Hz.) validemiz, kapısına gelen bir fakire bir tek üzüm tanesi vermiş, yanındakiler şaşırınca "Bu üzümün içinde kaç tane zerre var biliyor musunuz?" diyerek ayetin ciddiyetini hatırlatmıştır.

Kıssadan Hisse: Küçük günah yoktur; kendisine karşı gelinen Allah büyüktür.

13. AYET

وَوُضِعَ الْكِتَابُ فَتَرَى الْمُجْرِم۪ينَ مُشْفِق۪ينَ مِمَّا ف۪يهِ وَيَقُولُونَ يَا وَيْلَتَنَا مَالِ هٰذَا الْكِتَابِ لَا يُغَادِرُ صَغ۪يرَةً وَلَا كَب۪يرَةً اِلَّآ اَحْصٰيهَاۚ

(Kehf, 49)

Meal: "Kitap (amel defteri) ortaya konmuştur. Suçluların, onda yazılı olanlardan korkuya kapıldıklarını görürsün. 'Eyvah bize! Bu nasıl bir kitapmış ki; küçük büyük hiçbir şey bırakmaksızın hepsini sayıp dökmüş!' derler."

13. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "كُلُّ أُمَّتِي مُعَافًى إِلَّا الْمُجَاهِرِينَ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Günahını açığa vuranlar (veya günahıyla övünenler) hariç, bütün ümmetim affa mazhar olabilir." (Buhârî, Edeb, 60)

Nüzul Sebebi: Günahlarını gizli kapılar ardında işleyip kimsenin görmediğini sananlara, her anın kaydedildiğini ve o "gizli" sahnelerin mahşerde dev ekranlarda seyrettirileceğini haber vermek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: "Kamera her yerde hocam! Hem de öyle bir kamera ki, kalbinden geçeni bile kaydediyor!" Yarın amel defterin açıldığında, "Ben bunu ne zaman yaptım?" diyemeyeceksin. Her şey orada; saniyesi saniyesine! Rezil olmak istemiyorsan, defterini bugün tövbeyle temizle.

Sahabe Kıssası: Hazreti Osman (Hz.), amel defterinin sağdan veya soldan verilme anını düşündüğünde baygınlık geçirirdi.

Kıssadan Hisse: Gizli günahın gizli azabı olur; mahşer günü saklanacak yer yoktur.

14. AYET

يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ مُحْضَرًا وَمَا عَمِلَتْ مِنْ سُوءٍۚ تَوَدُّ لَوْ اَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُٓ اَمَدًا بَع۪يدًاۜ

(Âl-i İmrân, 30)

Meal: "O gün her nefis, yaptığı hayrı da işlediği kötülüğü de önünde hazır bulur. Kötülüğü ile kendisi arasında uzak bir mesafe olmasını ister."

14. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "مَنْ لَمْ يَرْحَمْ لَا يُرْحَمْ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Merhamet etmeyene merhamet olunmaz (azap edilir)." (Buhârî, Edeb, 18)

Nüzul Sebebi: İnsanın dünyada işlediği suçtan kaçabileceği zannını kırmak ve o gün suçunun bizzat karşısına dikileceğini ihtar etmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "Mahşerde günahınla burun buruna geleceksin hocam! O iğrenç günahın karşında duracak ve sen ondan kaçmak isteyeceksin ama o senin gölgen gibi peşini bırakmayacak." Eğer bugün merhamet etmiyorsan, yarın merhamet dilenme hakkın olmayacak.

Sahabe Kıssası: Hazreti Ebû Bekir (Hz.), dilini eline alıp ağlar ve "Başıma ne geldiyse bu dilden geldi" diyerek kendi amelinden nasıl çekindiğini gösterirdi.

Kıssadan Hisse: Amelin senin ebedi arkadaşındır; yanına kimi alacağına bugün karar ver.

15. AYET

وَنَضَعُ الْمَوَاز۪ينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيَامَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔاۜ وَاِنْ كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ اَتَيْنَا بِهَاۜ

(Enbiyâ, 47)

Meal: "Biz kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Artık kimseye hiçbir şekilde haksızlık edilmez. Yapılan iş bir hardal tanesi kadar dahi olsa, onu getirir (teraziye koyarız)."

15. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "اَلْمُفْلِسُ مِنْ أُمَّتِي مَنْ يَأْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِصَلَاةٍ وَصِيَامٍ وَزَكَاةٍ، وَيَأْتِي قَدْ شَتَمَ هَذَا، وَقَذَفَ هَذَا، وَأَكَلَ مَالَ هَذَا..."

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Benim ümmetimin müflisi; kıyamet günü namaz, oruç ve zekâtla gelir ama birine sövmüş, birine iftira atmış, birinin malını yemiştir. Sevapları onlara dağıtılır da sevabı bitince onların günahları buna yüklenir ve ateşe atılır." (Müslim, Birr, 59)

Nüzul Sebebi: Kişinin sadece şekli ibadetlerle kurtulacağını sanıp kul haklarını önemsememesi üzerine, adaletin mutlak hassasiyetini bildirmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: "Bak hocam! Namaz kılıp kılıp millete sövüyorsan, senin namazını alıp o sövdüğün adama verecekler! Sen bedavadan adamı cennete taşıyacaksın, kendin ise müflis gibi ortada kalacaksın." Hardal tanesi kadar hakkın bile hesabı sorulacak bir teraziden bahsediyoruz!

Sahabe Kıssası: Hazreti Ömer (Hz.), vefat döşeğindeyken; "Eğer Fırat kenarında bir kurt bir kuzuyu kapsa, korkarım ki hesabı Ömer'den sorulur" demiştir.

Kıssadan Hisse: Kul hakkı, cehennem ateşinin en harlı yakıtıdır.

16. AYET

وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْر۪ي فَاِنَّ لَهُ مَع۪يشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ اَعْمٰى

(Tâhâ, 124)

Meal: "Kim benim zikrimden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, şüphesiz onun için sıkıntılı bir hayat vardır ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz."

16. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "مَنْ تَرَكَ الصَّلَاةَ مُتَعَمِّدًا فَقَدْ كَفَرَ جِهَارًا"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Kim namazı kasten terk ederse, apaçık bir nankörlük (küfür benzeri bir amel) işlemiş olur." (Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr)

Nüzul Sebebi: Allah'ın hükümlerini beğenmeyip kendi hayatını yaşayanların hem dünyada iç huzurunu kaybedeceklerini hem de mahşerde gerçeği göremeyen körler olarak dirileceklerini bildirmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: "Hocam! Kur’an’sız hayat dar hayattır! Altında son model araba olsa da ruhun daralır, nefesin kesilir!" Allah’ı unutanın hayatı zindandır, sonu ise ebedi karanlıktır. Namazı terk etmek, Allah ile olan bağı baltayla kesmektir; o bağ koparsa seni azaptan kim koruyacak?

Sahabe Kıssası: Hazreti Abdullah b. Mesud (Hz.), "Kur’an’dan yüz çeviren, mahşerde kendi amelinin karanlığında boğulacaktır" diyerek bizleri uyarmıştır.

Kıssadan Hisse: Dünyada Allah’a kör olan, ahirette nurdan mahrum kalır.

III. ANA BÖLÜM: KORKULMAYAN AZAP, YAŞANDIĞINDA EN BÜYÜK PİŞMANLIK OLUR

GÜLEREK İŞLENEN GÜNAHIN, AĞLAYARAK ÇEKİLECEK HESABI VARDIR!

17. AYET

فَلَمَّا رَاَوْهُ عَارِضًا مُسْتَقْبِلَ اَوْدِيَتِهِمْۙ قَالُوا هٰذَا عَارِضٌ مُمْطِرُنَاۜ بَلْ هُوَ مَا اسْتَعْجَلْتُمْ بِه۪ۜ ر۪يحٌ ف۪يهَا عَذَابٌ اَل۪يمٌۙ

(Ahkâf, 24)

Meal: "Azabı, vadilerine doğru gelen bir bulut şeklinde gördüklerinde: 'Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur' dediler. Hayır! O, sizin gelmesini aceleyle istediğiniz şeydir; içinde acıklı azap bulunan bir rüzgârdır!"

17. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "لَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ لَضَحِكْتُمْ قَلِيلًا وَلَبَكَيْتُمْ كَثِيرًا"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Eğer benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız." (Buhârî, Küsûf, 2)

Nüzul Sebebi: Âd kavminin, kendilerini uyaran peygamberleriyle alay edip azabı hafife almaları ve tepelerine çöken felaketi bile hâlâ bir nimet (yağmur) sanmaları üzerine nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Adamlar azabı gördüler de hâlâ "yağmur yağacak, keyfimize bakacağız" diyorlardı. Bugün sen de ölümleri, depremleri, belaları görüp de "tesadüftür" diyorsan, vadiye yaklaşan o rüzgâr senin de ecelin olabilir. Azabı hafife almak, azaptan kurtarmaz; sadece gelişini dehşetleştirir. Kendine gel! Yağmur sandığın o duman, senin ebedi karanlığın olabilir.

Sahabe Kıssası: Hz. Ebû Zer (Hz.), bu hadisi duyduktan sonra hayatı boyunca bir daha kahkaha ile gülmemiş, "Bildiğini bilmediğim bir dehşete doğru gidiyorum" demiştir.

Kıssadan Hisse: Azap gelmeden önce korkmayan, geldiğinde feryat etmeye mecal bulamaz.

18. AYET

وَلَئِنْ مَسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ يَا وَيْلَتَنَآ اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ

(Enbiyâ, 46)

Meal: "Andolsun, onlara Rabbinin azabından hafif bir esinti dokunsa, hemen: 'Eyvah bize! Gerçekten biz zalimlerdik' derler."

18. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "يُحْشَرُ النَّاسُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حُفَاةً عُرَاةً غُرْلًا"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "İnsanlar kıyamet günü yalın ayak, çıplak ve sünnetsiz (ilk yaratıldıkları gibi) haşredilecekler." (Buhârî, Rikâk, 45)

Nüzul Sebebi: Müşriklerin azap haberlerini ciddiye almayıp "Gelsin de görelim" diyerek kibirlenmeleri üzerine, o azabın en küçük dokunuşunun bile tüm kibri nasıl yerle bir edeceğini bildirmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Bugün "bana bir şey olmaz" diye kabadayılık yapıyorsun ya; Allah'ın azabından bir "püf" dese, o sesin soluğun kesilecek. "Eyvah!" diyeceksin ama o "Eyvah"ın ne sana ne de çevrendekilere bir faydası olacak. Çıplak ve çaresiz kalacağın o günde, bugün güvendiğin hiçbir şey yanında olmayacak.

Sahabe Kıssası: Hz. Aişe (Hz.) bu hadisi duyunca, "Ya Resulullah! Erkekler ve kadınlar birbirine bakmazlar mı?" diye sormuş, Efendimiz (S.a.v) ise; "Ya Aişe! O günkü hal, birbirlerine bakmalarından çok daha dehşetlidir" buyurmuştur.

Kıssadan Hisse: Azabın kokusu bile zalime kim olduğunu hatırlatmaya yeter.

19. AYET

يَوَدُّ الْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَد۪ي مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍ بِبَن۪يهِۙ وَصَاحِبَتِه۪ وَاَخ۪يهِۙ وَفَص۪يلَتِهِ الَّت۪ي تُؤْو۪يهِۙ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ جَم۪يعًا ثُمَّ يُنْج۪يهِۙ

(Meâric, 11-14)

Meal: "Günahkâr kişi o günün azabından kurtulmak için oğullarını, eşini, kardeşini, kendisini koruyup barındıran sülalesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini feda etmek (fidye vermek) ister ki, yeter ki kendisini kurtarsın!"

19. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "لِكُلِّ غَادِرٍ لِوَاءٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، يُرْفَعُ لَهُ بِقَدْرِ غَدْرِهِ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Kıyamet gününde her vefasız/hain için (arkasında) bir sancak dikilecek ve vefasızlığı ölçüsünde o sancak yükseltilecektir." (Müslim, Cihâd, 15)

Nüzul Sebebi: Dünyada ailesine ve gücüne güvenerek suç işleyenlerin, o gün geldiğinde en sevdiklerini bile ateşin önüne atmaya razı olacak kadar büyük bir dehşete kapılacaklarını haber vermek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Bugün "Çocuğumun rızkı" diyerek haram yiyorsun ya; mahşerde o çocuğu "Ya Rabbi, bunu yak da beni bırak!" diyerek ateşe atacaksın. Öyle bir bencillik, öyle bir dehşet! Kimse kimseyi tanımayacak. Herkes kendi sancağıyla, yani kendi pisliğiyle rezil rüsva olacak.

Sahabe Kıssası: Hz. Ömer (Hz.), bu ayetleri okuduğunda hastalanır, günlerce evinden çıkamazdı. "Evlatlarımın yüzüne nasıl bakarım o gün?" diye feryat ederdi.

Kıssadan Hisse: Mahşerde sevgi biter, sadece kurtulma derdi kalır.

20. AYET

كَلَّآ اِنَّهَا لَظٰىۙ نَزَّاعَةً لِلشَّوٰىۚ

(Meâric, 15-16)

Meal: "Hayır! Şüphesiz o (cehennem), alev alev yanan bir ateştir. Derileri söküp kavurur!"

20. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "اَلنَّارُ جُزْءٌ مِنْ سَبْعِينَ جُزْءًا مِنْ نَارِ جَهَنَّمَ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Şu dünya ateşi, cehennem ateşinin yetmişte biridir." (Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 10)

Az ve Öz Tefsir: "Yakar geçer" mi sanıyorsun? Öyle bir ateş ki, sadece yakmıyor; derini soyuyor, seni bitirmiyor, acıyı ebedileştiriyor. Dünyadaki ocağın ateşine elini bir saniye tutamayan adam, cehennemin yetmiş kat harlı ateşine nasıl kafa tutar? Şakası yok bu işin!

Sahabe Kıssası: Hz. Hamza (Hz.) şehit olduğunda vücudundaki yaraları gören sahabiler, cehennemin o parçalayıcı azabını hatırlayıp "Dünyadaki acı ne ki?" diyerek Allah’a sığınmışlardır.

Kıssadan Hisse: Ateş yakar ama cehennem ateşi yok edercesine kavurur.

21. AYET

فَاِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ اِنّ۪ي بَر۪يٓءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَۚ

(Şuarâ, 216)

Meal: "Şayet sana karşı gelirlerse: 'Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım' de."

21. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "مَنْ غَشَّنَا فَلَيْسَ مِنَّا"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Bizi aldatan bizden değildir." (Müslim, Îmân, 164)

Nüzul Sebebi: Müslüman olduğunu söyleyip de hayatını Allah’ın emirlerine zıt şekilde yaşayanların, Peygamber (S.a.v) ile bağlarının kesileceği uyarısıdır.

Az ve Öz Tefsir: "Ben Müslümanım" demekle iş bitmiyor. Allah'ın elçisinin senden "beriyim" demesi ne demek biliyor musun? Mahşerde şefaat beklediğin makam sana arkasını dönerse, azabın içinde boğulursun. Aldattığın her insan, aslında kendi ahiretini yakmaktır.

Sahabe Kıssası: Hz. Peygamber (S.a.v) pazarda ıslak buğdayı saklayan satıcıyı gördüğünde bu sözü söylemiş, o sahabi hatasını anlayıp hıçkırıklara boğulmuştur.

Kıssadan Hisse: Peygamberden kopan, azaba komşu olur.

22. AYET

يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلٰٓئِكَةُ صَفًّا لَا يَتَكَلَّمُونَ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَقَالَ صَوَابًا

(Nebe, 38)

Meal: "O gün Ruh (Cebrail) ve melekler saf saf dururlar. Rahman’ın izin verdiklerinden başkası konuşamaz. O da ancak doğruyu söyler."

22. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "إِنَّ الْقَبْرَ أَوَّلُ مَنْزِلٍ مِنْ مَنَازِلِ الْآخِرَةِ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Kuşkusuz kabir, ahiret duraklarının ilkidir." (Tirmizî, Zühd, 5)

Az ve Öz Tefsir: Dünyada ağzı olan konuşuyor! Herkes haklı, herkes sütten çıkmış ak kaşık Ama o gün öyle bir sessizlik çökecek ki, melekler bile destur bekleyecek. Yalanların, kılıfların, "ama"ların tükendiği yer orasıdır. İlk durak olan kabre indiğinde o sessizlik senin ya rahmetin ya da azabının başlangıcı olacak.

Sahabe Kıssası: Hz. Osman (Hz.) mezar başında ağlarken derdi ki: "Dünyada konuşacak çok şeyimiz vardı, ama burada sadece amellerimiz konuşuyor."

Kıssadan Hisse: Bugün susup Rabbini dinlemeyenin, yarın konuşmaya izni olmaz.

23. AYET

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْ اَنَّ لَهُمْ مَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعًا وَمِثْلَهُ مَعَهُ لِيَفْتَدُوا بِه۪ مِنْ عَذَابِ يَوْ ِ الْقِيَامَةِ مَا تُقُبِّلَ مِنْهُمْۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ

(Mâide, 36)

Meal: "İnkâr edenlerin yeryüzünde olan her şeyi ve bir o kadarı daha olsa da, kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verseler, onlardan asla kabul edilmez. Onlar için acıklı bir azap vardır."

23. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "أَكْثِرُوا ذِكْرَ هَاذِمِ اللَّذَّاتِ: الْمَوْتِ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Lezzetleri bıçak gibi kesen ölümü çokça hatırlayın." (Tirmizî, Zühd, 4)

Az ve Öz Tefsir: Bugün üç kuruş için imanını satıyorsun ya; o gün bütün dünya senin olsa, bir saniyelik azap hafiflemesi için hepsini vermeye razı olacaksın ama "Hayır!" denecek. Rüşvet yok, torpil yok! Ölüm her şeyi kesip atacak.

Sahabe Kıssası: Hz. Selman (Hz.) vefat ederken ağlamış, "Neden ağlıyorsun?" dediklerinde; "Dünyadan giderken heybemde sadece azığım kalsın isterdim" demiştir (oysa sadece bir leğeni ve bir ibriği vardı).

Kıssadan Hisse: Dünyanın tamamı, bir "estağfirullah"ın yerini tutmaz.

24. AYET

وَلَوْ تَرٰىٓ اِذِ الْمُجْرِمُونَ نَاكِسُوا رُؤُ۫سِهِمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ رَبَّنَآ اَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَارْجِعْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا اِنَّا مُوقِنُونَ

(Secde, 12)

Meal: "Suçluların, Rablerinin huzurunda başlarını öne eğerek: 'Rabbimiz! Gördük ve işittik, artık bizi geri gönder de salih amel işleyelim; çünkü biz artık kesin olarak inandık' dedikleri zamanı bir görsen!"

24. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ مِنْ كِبْرٍ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Kalbinde zerre miktar kibir bulunan kimse cennete giremez." (Müslim, Îmân, 147)

Az ve Öz Tefsir: O gün "Gördük" diyeceksin ama gözün toprakla dolunca görmenin bir anlamı yok. Bugün görmen lazım! Kibirle kabaran o başlar mahşerde önüne düşecek. "Geri gönder" diyeceksin ama orası dönüşü olan bir yol değil. İman bugün lazımdır, yarınki iman sadece bir feryattır.

Sahabe Kıssası: Hz. Ali (Hz.) derdi ki: "İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar!"

Kıssadan Hisse: Son nefesteki uyanış, azabı durdurmaya yetmez.

IV. ANA BÖLÜM: İNSANI YAKAN ATEŞ DEĞİL; GEÇ KALMIŞ TÖVBEDİR

KAPI KAPANMADAN ATILMAYAN ADIM, EBEDİ BİR PİŞMANLIĞA MAHKÛMDUR!

25. AYET

حَتّٰىٓ اِذَا جَآءَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِۙ لَعَلّ۪يٓ اَعْمَلُ صَالِحًا ف۪يمَا تَرَكْتُ كَلَّاۜ اِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَآئِلُهَاۜ

(Mü’minûn, 99-100)

Meal: "Nihayet onlardan birine ölüm gelince: 'Rabbim! Beni dünyaya geri gönder ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel işleyeyim' der. Hayır! Bu, sadece onun söylediği boş bir sözdür."

25. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "إِنَّ اللَّهَ يَقْبَلُ تَوْبَةَ الْعَبْدِ مَا لَمْ يُغَرْغِرْ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Şüphesiz Allah, kulun tövbesini can boğaza gelip can çekişme başlamadıkça kabul eder." (Tirmizî, Daavât, 98)

Nüzul Sebebi: Dünyada yaşarken "nasıl olsa vaktim var" diyerek ameli erteleyenlerin, ölüm meleğini gördükleri an içine düştükleri o çaresiz geri dönüş isteğini haber vermek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ölüm kapıyı çaldığında "bir dakika" bile mühlet verilmeyecek. O an dilinden dökülen "tövbe ettim" sözü, sadece kuru bir laftan ibarettir. Can boğaza gelmeden önce o seccadeye kapandın mı, ona bakılır. Geciken tövbe, aslında işlenmiş bir günahtan daha tehlikelidir; çünkü seni affedilme ümidiyle kandırıp azabın kucağına atar.

Sahabe Kıssası: Hz. Ebubekir (Hz.), vefat anında bile "Keşke daha çok secde edebilseydim" diyerek vaktin kıymetini hatırlatmıştır.

Kıssadan Hisse: Mezarlar, yarın tövbe ederim diyenlerin cesetleriyle doludur.

26. AYET

وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّـَٔاتِۚ حَتّٰىٓ اِذَا حَضَرَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ اِنّ۪ي تُبْتُ الْاٰنَ

(Nisâ, 18)

Meal: "Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca 'Ben şimdi tövbe ettim' diyenlerin tövbesi makbul değildir."

26. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "اَلنَّدَمُ تَوْبَةٌ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Pişmanlık duymak tövbenin kendisidir." (İbn Mâce, Zühd, 30)

Nüzul Sebebi: Günahı hayat tarzı haline getirip, sadece azabı görünce pişman taklidi yapanların sahte tövbelerinin Allah katında hiçbir kıymeti olmadığını bildirmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Pişmanlık dediğin, günahı işlerken kalbinin sızlamasıdır. Yoksa ateşin sıcaklığını hissedince "yandım" demek pişmanlık değil, çaresizliktir. Allah senden canın yanınca değil, canın sağken dönmeni bekliyor. Bugün gözyaşı dökmezsen, yarın kan ağlamanın bir faydası olmayacak.

Sahabe Kıssası: Hz. Ka'b b. Malik (Hz.), Tebük seferinden geri kaldığında samimiyetle pişman olmuş, dünya ona dar gelmiş ve 50 gün sonra tövbesi bizzat ayetle kabul edilmiştir.

Kıssadan Hisse: Ateşi görünce edilen tövbe, sahibini ateşten kurtarmaz.

27. AYET

اَلَمْ يَأْنِ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوٓا اَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللّٰهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّۙ

(Hadîd, 16)

Meal: "İman edenlerin Allah’ı anmak ve O’ndan inen hakikat (Kur’an) için kalplerinin saygı dolu bir korku ile yumuşama vakti hâlâ gelmedi mi?"

27. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "اَلْكَيِّسُ مَنْ دَانَ نَفْسَهُ وَعَمِلَ لِمَا بَعْدَ الْمَوْتِ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için hazırlık yapandır." (Tirmizî, Kıyâmet, 2)

Nüzul Sebebi: Müslümanların bir kısmında zamanla oluşan manevi gevşekliği ve dünya hayatına dalıp kalplerin katılaşmasını sarsıp uyandırmak için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir:Daha zaman var" diyerek kaç mevsimi devirdin? Kalbinin taşlaşması için daha neyin inmesini bekliyorsun? Akıllı adam mahşere yatırım yapandır; aptal adam ise dünyayı ebedi sanıp azabın pençesine gülerek koşandır. Vakit dolmadan bu ayete "evet" deme zamanın geldi de geçiyor!

Sahabe Kıssası: Hz. Ömer (Hz.), bu ayeti duyduğunda "Geldi ya Rabbi, o vakit geldi!" diyerek ağlamış ve hayatını bu şuurla devam ettirmiştir.

Kıssadan Hisse: Vaktini öldüren, ebedi hayatını katletmiştir.

28. AYET

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا تُوبُوٓا اِلَى اللّٰهِ تَوْبَةً نَصُوحًاۜ

(Tahrîm, 8)

Meal: "Ey iman edenler! Allah’a içtenlikle ve tam bir samimiyetle (Nasuh tövbesi ile) tövbe edin."

28. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "اَلتَّائِبُ مِنَ الذَّنْبِ كَمَنْ لَا ذَنْبَ لَهُ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Günahından tövbe eden kimse, hiç günah işlememiş gibidir." (İbn Mâce, Zühd, 30)

Nüzul Sebebi: Müminlere günahın kirinden tamamen arınmanın yolunun, bir daha o günaha dönmemek üzere verilen kesin bir söz (Nasuh) olduğunu bildirmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Tövbe demek, direksiyonu tamamen kırmak demektir. Hem günah yolunda gidip hem de "Rabbim affet" demek Allah'la alay etmektir. Nasuh tövbesi, dikişsiz bir kumaşı dikmek gibidir; öyle bir dön ki aranda hiçbir yırtık kalmasın. Sen samimi olursan, Allah o simsiyah defterini bembeyaz yapar.

Sahabe Kıssası: Hz. Maiz (Hz.), işlediği günahtan kurtulmak için bizzat gelip Efendimiz (S.a.v)'e itirafta bulunmuş ve temizlenmek için canını feda etmiştir.

Kıssadan Hisse: Samimiyetle dönen, rahmetle kucaklanır.

29. AYET

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذ۪ينَ اَسْرَفُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَم۪يعًاۜ

(Zümer, 53)

Meal: "De ki: Ey kendi aleyhlerine olarak günahta haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar."

29. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "لَلَّهُ أَشَدُّ فَرَحًا بِتَوْبَةِ عَبْدِهِ حِينَ يَتُوبُ إِلَيْهِ مِنْ أَحَدِكُمْ كَانَ عَلَى رَاحِلَتِهِ بِأَرْضِ فَلَاةٍ..."

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Kulu tövbe ettiğinde Allah'ın duyduğu sevinç, birinizin çölde kaybettiği devesini (tüm azığıyla birlikte) bulduğunda duyduğu sevinçten çok daha fazladır." (Müslim, Tevbe, 1)

Nüzul Sebebi: Çok büyük günahlar işleyen ve "Allah beni asla affetmez" diyerek umutsuzluğa düşenlere, rahmet kapısının genişliğini müjdelemek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Senin günahın ne kadar büyük olursa olsun, Allah'ın rahmetinden büyük değildir. Ama bu ayet sana "günaha devam et" demiyor, "vakit varken geri gel" diyor. Allah seni affetmek için bekliyor, sen neden kaçıyorsun? O'nun sevinci senin kurtuluşundur; bu daveti geri çeviren azabın pençesinde can çekişir.

Sahabe Kıssası: Hz. Vahşi (Hz.), Hz. Hamza'yı şehit ettikten sonra bu ayetle ümit bulmuş ve Müslüman olarak rahmete sığınmıştır.

Kıssadan Hisse: Ümit kesmek günahtır, ama tövbeyi ertelemek helaktır.

30. AYET

وَاَن۪يبُوٓا اِلٰى رَبِّكُمْ وَاَسْلِمُوا لَهُ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَكُمُ الْعَذَابُ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ

(Zümer, 54)

Meal: "Azap gelip çatmadan önce Rabbinize yönelin ve O'na teslim olun; sonra size yardım edilmez."

30. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "اَلْمُجَاهِدُ مَنْ جَاهَدَ نَفْسَهُ فِي طَاعَةِ اللَّهِ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Gerçek mücahit, Allah’a itaat yolunda nefsiyle cihat edendir." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 6/20)

Az ve Öz Tefsir: "Azap gelmeden önce" diyor Rabbim. Geldikten sonra edilen feryat, teslimiyet değil korkudur. O gün kimse sana yardım edemez; ne torpilin ne de paran söker. Gerçek kahramanlık, bugün nefsinin o yalan zevklerini çiğneyip Allah’a ram olmaktır. Yarın çok geç olacak!

Sahabe Kıssası: Hz. Ebubekir (Hz.), "Keşke bir ağaç olsaydım da bu hesabın korkusunu çekmeseydim" diyerek teslimiyetin zirvesini göstermiştir.

Kıssadan Hisse: Bugün teslim olmayanın, yarın sığınacak limanı olmaz.

31. AYET

وَاتَّبِعُوٓا اَحْسَنَ مَآ اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَكُمُ الْعَذَابُ بَغْتَةً وَاَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَۙ

(Zümer, 55)

Meal: "Siz farkında olmadan azap ansızın başınıza gelmeden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline (Kur’an’a) uyun."

31. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "اِحْفَظِ اللّٰهَ يَحْفَظْكَ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Allah’ın (emirlerini) koru ki, Allah da seni korusun." (Tirmizî, Kıyâmet, 59)

Az ve Öz Tefsir: Azap randevu alıp gelmez; ansızın tepene biner. "Daha gencim, daha emekli olacağım" derken bir bakarsın toprağın altındasın. Eğer Allah'ın sınırlarını bugün korumazsan, o dehşetli günde Allah'ın seni korumasını beklemeye yüzün olmaz. Kur’an’ın en güzeline uy ki, akıbetin de en güzeli olsun.

Sahabe Kıssası: Hz. Mus’ab b. Umeyr (Hz.), tüm dünya nimetlerini elinin tersiyle itip Kur’an’a uyarak şehit olmuş ve ebedi muhafazaya ermiştir.

Kıssadan Hisse: Ansızın gelene hazırlık yapmayan, hazırlıksız yakalanır.

32. AYET

اَنْ تَقُولَ نَفْسٌ يَا حَسْرَتٰى عَلٰى مَا فَرَّطْتُ ف۪ي جَنْبِ اللّٰهِ وَاِنْ كُنْتُ لَمِنَ السَّاخِر۪ينَۙ

(Zümer, 56)

Meal: "Kişinin (mahşerde): 'Allah’a karşı işlediğim kusurlardan dolayı eyvahlar olsun bana! Gerçekten ben (hakikatle) alay edenlerdendim' demesinden önce (tövbe edin)."

32. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "سَيّدُ الاِسْتِغْفَارِ أَنْ تَقُولَ: اللّٰهُمَّ أَنْتَ رَبِّي لَا إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ..."

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "İstiğfarın efendisi şudur: 'Allah’ım! Sen benim Rabbimsin, Senden başka ilah yoktur. Beni Sen yarattın ve ben Senin kulunum '" (Buhârî, Daavât, 2)

Az ve Öz Tefsir: "Eyvah" diyeceksin "Keşke namaz kılsaydım, keşke o harama bakmasaydım" diyeceksin ama o hasret ateşi seni yakıp kavuracak. Bugün alay ettiğin, hafife aldığın her bir ayet o gün dağılıp parçalandığında geriye sadece derin bir pişmanlık kalacak. İstiğfarın efendisiyle bugün Rabbine dön ki, yarın "eyvah" diyenlerden olmayasın.

Sahabe Kıssası: Hz. Abdullah b. Abbas (Hz.), istiğfara öyle devam ederdi ki, gözlerinden akan yaşlar yanaklarında iz bırakmıştı.

Kıssadan Hisse: Hasret vaktinden önce gayret vaktidir.

V. ANA BÖLÜM: EN BÜYÜK AZAP, ALLAH’IN RAHMETİNDEN MAHRUM KALMAKTIR

CEMALİNDEN MAHRUM KALAN RUH İÇİN ATEŞTEN DAHA BÜYÜK BİR YANGIN YOKTUR!

33. AYET

كَلَّآ اِنَّهُمْ عَنْ رَبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَمَحْجُوبُونَۜ

(Mutaffifîn, 15)

Meal: "Hayır! Şüphesiz onlar o gün Rablerini görmekten mahrum kalacaklardır (araya perde çekilecektir)."

33. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "ثَلَاثَةٌ لَا يُكَلِّمُهُمُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلَا يَنْظُرُ إِلَيْهِمْ وَلَا يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Üç sınıf insan vardır ki, Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz, onlara bakmaz, onları temize çıkarmaz ve onlar için acıklı bir azap vardır." (Müslim, Îmân, 171)

Az ve Öz Tefsir: Azabın en dehşetlisi bedenin yanması değil, Allah'ın kuluna sırtını dönmesidir. Dünyada Allah’ı görmezden gelenin cezası, ahirette Allah’tan mahrum bırakılmaktır. Allah’ın seninle konuşmaması, yüzüne bakmaması; cehennemin ateşinden daha yakıcı, ruhu ezen en ağır zindandır.

Sahabe Kıssası: Hz. Ebubekir (Hz.), "Eğer Rabbim bana darılırsa, bütün cennetler benim olsa ne çıkar?" diyerek bu mahrumiyetin korkusuyla yaşamıştır.

Kıssadan Hisse: Allah’ın nazarından düşen, ebedi bir boşluğa düşer.

34. AYET

قَالَ اخْسَؤُا ف۪يهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ

(Mü’minûn, 108)

Meal: "(Allah onlara şöyle buyurur:) 'Yıkılıp gidin oraya (cehenneme)! Benimle bir daha konuşmayın!'"

34. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "إِنَّ أَبْعَدَ النَّاسِ مِنَ اللَّهِ الْقَلْبُ الْقَاسِي"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "İnsanlar arasında Allah’tan en uzak olanı, kalbi katı olandır." (Tirmizî, Zühd, 61)

Az ve Öz Tefsir: "Benimle konuşmayın" hitabı, bir kulun duyabileceği en aşağılayıcı ve en can yakıcı sözdür. Rahmet kapısının bir daha açılmamak üzere kapandığının ilanıdır. Kalbi katılaşıp dünyaya mühürlenenler, ahirette bu ebedi sessizliğe mahkûm edileceklerdir.

Sahabe Kıssası: Hz. Osman (Hz.), bu ayeti okuyunca hıçkırıklara boğulur, "Allah'ın terk ettiği bir nefis için her şey bitmiştir" derdi.

Kıssadan Hisse: Dünyada Allah’ı dinlemeyenin, ahirette konuşmaya yüzü olmaz.

35. AYET

فَالْيَوْمَ نَنْسٰيهُمْ كَمَا نَسُوا لِقَآءَ يَوْمِهِمْ هٰذَاۙ

(A’râf, 51)

Meal: "Onlar bu günleriyle karşılaşacaklarını unuttukları gibi, biz de bugün onları unuturuz (rahmetimizden mahrum bırakırız)."

35. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "مَنْ نَسِيَ اللَّهَ أَنْسَاهُ اللَّهُ نَفْسَهُ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Kim Allah'ı unutursa, Allah da ona kendi nefsini (gerçek maslahatını) unutturur." (Tirmizî, Zühd, 27)

Az ve Öz Tefsir: Allah unutmaz, ancak unutulmuş muamelesi yapar. Yani rahmetinden, yardımından ve hidayetinden mahrum bırakır. Mahşerin o dehşetli yalnızlığında "unutulmak", azabın en katmerlisidir. Sahibinin sahip çıkmadığı bir kul, ateşin en kolay yakıtı olur.

Sahabe Kıssası: Hz. Abdullah b. Ömer (Hz.), akşam olduğunda "Bugün Allah'ı ne kadar hatırladım?" diye nefsini sorgulamazsa o geceyi yaslı sayardı.

Kıssadan Hisse: Allah'ı unutanı, mahşer günü kimse hatırlamaz.

36. AYET

وَمَنْ كَانَ ف۪ي هٰذِه۪ٓ اَعْمٰى فَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ اَعْمٰى وَاَضَلُّ سَب۪يلاً

(İsrâ, 72)

Meal: "Bu dünyada (hakikatlere karşı) kör olan, ahirette de kördür ve yolu daha da şaşırmıştır."

36. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "إِنَّ اللَّهَ لَا يَنْظُرُ إِلَى أَجْسَادِكُمْ وَلَا إِلَى صُوَرِكُمْ وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Allah sizin bedenlerinize ve dış görünüşünüze değil, ancak kalplerinize (ve amellerinize) bakar." (Müslim, Birr, 34)

Az ve Öz Tefsir: Buradaki körlük göz körlüğü değil, kalp körlüğüdür. Allah’ın ayetlerini görüp de hayatına tatbik etmeyen, yarın Allah’ın nurunu göremeyen bir kör olarak haşredilecektir. Kalbi dünya hırsıyla kararanın yolu cehenneme çıkar; zira Allah’ın bakmadığı bir kalbe şeytan yerleşir.

Sahabe Kıssası: Hz. Abdullah b. Abbas (Hz.), gözlerini kaybettiğinde "Gözlerim kör oldu ama kalbimdeki nur yolları aydınlatıyor" diyerek asıl körlüğün ne olduğunu göstermiştir.

Kıssadan Hisse: Dünyada hakikate göz yuman, ahirette karanlığa mahkûm olur.

37. AYET

وَمَنْ لَمْ يَجْعَلِ اللّٰهُ لَهُ نُورًا فَمَا لَهُ مِنْ نُورٍ۟

(Nûr, 40)

Meal: "Allah kime nur vermemişse, onun hiçbir nuru yoktur."

37. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّ َ: "اَلصَّلَاةُ نُورٌ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Namaz bir nurdur (aydınlıktır)." (Müslim, Tahâret, 1)

Az ve Öz Tefsir: Mahşer karanlığında her kulun ancak dünyadan götürdüğü nur kadar önü aydınlanacaktır. Allah’ın rahmetinden ve namazın nurundan mahrum kalan, o karanlıkta yolunu bulamaz ve azabın çukuruna yuvarlanır. Nur, Allah'ın kuluna lütfettiği en büyük himayedir.

Sahabe Kıssası: Hz. Bilal (Hz.), zindanda işkence görürken "Ehad, Ehad!" diyerek o nuru kalbinde taşımış, o nur onu karanlıklardan selamete çıkarmıştır.

Kıssadan Hisse: Dünyada alnı secde nuruyla parlamayanın, ahireti karanlıktır.

38. AYET

اُولٰٓئِكَ لَا خَلَاقَ لَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللّٰهُ وَلَا يَنْظُرُ اِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

(Âl-i İmrân, 77)

Meal: "İşte onlar için ahirette hiçbir nasip yoktur. Allah onlarla konuşmayacak ve kıyamet günü onlara bakmayacaktır."

38. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "اَلْمَرْءُ مَعَ مَنْ أَحَبَّ"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Kişi (mahşerde) sevdiği ile beraberdir." (Buhârî, Edeb, 96)

Az ve Öz Tefsir: Dünyada kimi, neyi sevdin? Eğer Allah'ın sevmediği yolları sevdiysen, ahirette nasibin o yolların vardığı ateş olacaktır. Allah'ın bakmadığı, konuşmadığı kimselerin arasında kalmak, ebedi bir sürgündür. Sevdiğin şey seni Allah’tan koparıyorsa, o senin ebedi düşmanındır.

Sahabe Kıssası: Hz. Enes (Hz.), bu hadisi duyduğunda "İslam'dan sonra en çok bu habere sevindim, çünkü ben Allah'ı ve Resulünü seviyorum" diyerek ağlamıştır.

Kıssadan Hisse: Sevgisi Allah için olmayanın, mahşerde payına hüsran düşer.

39. AYET

وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَاَنْتَ ف۪يهِمْۜ وَمَا كَانَ اللّٰهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ

(Enfâl, 33)

Meal: "Sen onların arasında bulunduğun sürece Allah onlara azap edecek değildir. Onlar bağışlanma dilerken de Allah onlara azap edecek değildir."

39. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "طُوبَى لِمَنْ وَجَدَ فِي صَحِيفَتِهِ اسْتِغْفَارًا كَثِيرًا"

Meal: Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Amel defterinde çokça istiğfar (bağışlanma dileği) bulan kimseye ne mutlu!" (İbn Mâce, Edeb, 57)

Az ve Öz Tefsir: Allah’ın azabından kurtulmanın iki büyük kalesi vardır: Biri Peygamber (S.a.v)'in sünnetine sarılmak, diğeri ise dilden düşmeyen istiğfardır. Eğer bu iki kaleden de çıkarsan, azabın pençesinden seni kim kurtarabilir? İstiğfar, azap yangınını söndüren en büyük rahmet suyudur.

Sahabe Kıssası: Hz. Ebû Musa (Hz.) derdi ki: "İki emanetimiz vardı, biri Peygamberimizdi gitti; diğeri istiğfardır, o da giderse helak oluruz."

Kıssadan Hisse: Tövbe kalesine sığınan, azap rüzgârından korunur.

40. AYET

مَا يَفْعَلُ اللّٰهُ بِعَذَابِكُمْ اِنْ شَكَرْتُمْ وَاٰمَنْتُمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ شَاكِرًا عَل۪يمًا

(Nisâ, 147)

Meal: "Eğer siz şükreder ve iman ederseniz, Allah size niye azap etsin? Allah şükrün karşılığını veren ve her şeyi bilendir."

40. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "اَللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ، وَبِمُعَافَاتِكَ مِنْ عُقُوبَتِكَ..."

Meal: Resulullah (S.a.v) (duasında) şöyle derdi: "Allah’ım! Senin rızana sığınarak gazabından, affına sığınarak cezandan sana sığınırım " (Müslim, Salât, 222)

Az ve Öz Tefsir: Final burasıdır: Allah kulunu yakmak için yaratmadı! Kul, şükrü bırakıp isyana daldığı için ateşe müstahak olur. İman ve şükür zırhını giyen için azap kapıları kilitlidir. Rabbimizin rahmeti gazabını geçmiştir; yeter ki kul dönmesini bilsin ve her nefeste O'nun himayesine sığınsın.

Sahabe Kıssası: Hz. Ömer (Hz.), esirler arasındaki bir annenin çocuğuna sarıldığını görünce Efendimiz (S.a.v)'in "İşte Allah, kullarına bu annenin yavrusuna olan şefkatinden daha merhametlidir" sözüyle hıçkırıklara boğulmuştur.

Kıssadan Hisse: Şükreden kalp, azap ateşini söndüren pınardır.

MÜHÜR: GAFLET UYKUSUNDAN MAHŞER SABAHINA UYANIŞ

EY GAFİL! EY NEFSİNİN ESİRİ OLMUŞ BİÇARE! EY DÜNYANIN GEÇİCİ PARILTISINA ALDANIP EBEDİ SARAYINI HARABEYE ÇEVİREN BEDBAHT!

Daha ne kadar kulaklarını hakikate tıkayacak, ne zamana kadar ölüm yokmuş gibi yaşayacaksın? Bak, her gün bat batan güneş aslında senin ömründen bir parçayı daha alıp götürüyor. Toprak, her saniye senin için bir ağız gibi açılmış bekliyor. Sen ise hâlâ dünya rüyasında, pembe hayallerin peşinde koşuyorsun.

AKLINI BAŞINA AL!

Üzerine atılacak bir avuç toprak, bütün dünya hırslarını örtmeye yetecek. O gün geldiğinde; "Benim makamım vardı, benim servetim vardı, benim çevrem vardı" feryatların, mezarın o derin sessizliğinde yankılanıp yok olacak. O daracık çukurda ne malın konuşacak ne de evladın; sadece karanlık gecelerde işlediğin günahların birer yılan olup karşına dikilecek!

EY KENDİNE YAZIK EDEN NEFİS!


Allah’ın azabı şaka değildir! Cehennemin bir kıvılcımı yeryüzüne düşse dağları eritirdi de, sen o ateşe dayanacak neyin var sanıyorsun? İnsanı yakan odun değil, dünyadan sırtında götürdüğü haramlardır. Akıllı mümin o kimsedir ki; henüz nefesi göğsündeyken, henüz dili dönüyorken nefsini hesaba çeker. Akıllı adam, mahşerin o kavurucu sıcağı gelmeden önce, seccadesini gözyaşıyla ıslatıp kendine rahmet gölgesi dır.

KENDİNİ HAZIRLA!

Vakit dolmadan, o sela senin için okunmadan, tövbe kapısı yüzüne kapanmadan önce Rabbine dön! Bil ki; bugün nefsini sorgulamayan, yarın Allah’ın sorgusundan kurtulamayacaktır. Bugün Allah’tan kaçan, yarın azaba yakalanacaktır. En büyük acı, mahşer günü Allah’ın sana "Gidin yanımdan, sizinle konuşmayacağım!" demesidir. Bu mahrumiyete dayanacak bir kalbin var mı?

SON SÖZÜMÜZ ŞUDUR Kİ:

Dünya bir rüya, ölüm ise uyanıştır. Sakın ha, mahşer sabahına uyandığında "Eyvah, ben ne yaptım!" diyenlerden olma. Şimdiden azığını hazırla, şimdiden tevbeni nasuh eyle. Rabbim bizleri uyananlardan, nefsini terbiye edenlerden ve azabından emin kılıp rahmetine gark ettiği kullarından eylesin.


MEHMET ERÇELİK