Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Amel-i Salih: İmanı Amelle Taçlandırmak

İsmail Sezkin

AMEL-İ SALİH


وَالْعَصْرِ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَفٖى خُسْرٍ

اِلَّا الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ

““Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır. (Asr Suresi)”

Değerli Mü’minler!.. Dini hayat; imanla başlar, ibadetlerle devam eder ve ahlakla güzelleşir…

İbadet ise, Cenab-ı Allah’a tazim ve saygı göstermek ve O’nun bize verdiği sayısız nimetlere karşı şükran borcunu yerine getirmektir…

Cenab-ı Hakk’a kulluk vazifesi olan ibadet etme sorumluluğu insanın buluğ çağından itibaren başlar… Ölüm vakti gelip de hayat emanetinin teslim edilmesine kadar devam eder… Bu kulluk görevi, sadece belirli günlere, belirli saatlere ve dakikalara bağlı değildir… Kulluk vazifesi olan ibadet etme sorumluluğu insanın bütün hayatını kapsayan bir görevdir…

İslam’ın İman davetine icabet edip kabul ettikten sonra, imanın gereğini yerine getirmek gerekir… İmanın gereği ameldir… İman, amel etmeyi gerektirir Bir Müslüman, kalbine imanın sevgisini, aklına ilim ve hikmeti, günlük yaşamına ibadeti, huyuna ve ilişkilerine ahlakı uyarlarsa… Ancak o zaman kâmil bir mü’min olabilir…

اَلَّذى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًا

وَهُوَ الْعَزيزُ الْغَفُورُ

““O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı… O, üstündür, bağışlayandır.”(Mülk, 67/2)”

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ

““Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”(Zariyat 56).”

قُلْ مَا يَعْبَؤُا بِكُمْ رَبّى لَوْلَا دُعَاؤُكُمْ فَقَدْ كَذَّبْتُمْ فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَامًا

De ki: "Sizin ibadetiniz olmayınca Rabbim size neden kıymet versin Halbuki, siz tekzîp ettiniz, artık (bu tekzîpin cezası size) yakın bir zamanda ulaşacaktır." (Furkan 77).

يَآاَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِى خَلَقَكُمْ

وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

““Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize Kulluk ediniz diye yarattım ”( Bakara, 2/21)”

Bu âyetler, insanın sorumlu ve mükellef bir varlık olduğunu ifade eden ayetler…

Yapıldığı zaman sevap kazanılan, Allah’ın ve Peygamber’in emir ve yasaklarına uygun her amel; salih ameldir… Cenab-ı Allah,

وَاعْمَلُوا صَالِحًا

““Salih ameller işleyin” (Sebe, 34/11) buyurarak mü’minlerin salih ameller işlemesini emrediyor…”

Kur’an'a baktığımız zaman, Allah rızasına uygun olan her türlü sözün, fiilin, ibadet ve iyiliklerin "salih amel" olduğunu görüyoruz…

Evet; namaz, oruç, zekat, hac ve kurban gibi temel ibadetlerin yapılması "salih amel"dir Ama iyiliği emretmek, kötülükten men etmek, sosyal yardımlaşma vb. Kur'an'a uygun olan her türlü iş ve davranış da salih ameldir… Kur’an’ı açıp baktığınızda;

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ

“"İman edenler ve salih amel işleyenler " diye başlayan çok ayet olduğunu görürsünüz… İşte bu ayetler bize amelin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor…”

Bir amelin salih olabilmesi için; 1-Ameli işleyen kimsenin mü’min olması gerekir… 2-Şirk ve gösterişten uzak durması gerekir… 3-Ameli iyi bir niyet ve ihlasla yapması gerekir… ve 4-Amelin İslam’ın prensipleriyle çatışmaması gerekir

Mesela; inanmayan bir insanın yaptığı bir şey ne kadar güzel olursa olsun, ne kadar faydalı olursa olsun, o kişinin imanı olmadığı için yaptığı o işler “salih amel” olmaz Çünkü bir amelin sıhhati için ilk başta iman şarttır Çünkü Kur’an:

وَمَنْ يَكْفُرْ بِالْإِيمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ

““Kim iman (esasalarını) inkar ederse o kimsenin ameli boşa gider”( Maide,5/5) diyor…”

İman ettiğimiz zaman Müslüman oluruz… Müslüman olduktan sonra yaptığımız salih amelle ise, Allah’ın rızasını kazanır ve Cenab-ı Allah’ın salih kulları arasına gireriz Hepimiz bu dünyadaki amellerimizle cennete gideceğiz inşallah… Ama cennete amellerimizin miktarı ile gitmeyeceğiz… Cennete amellerimizdeki ihlas ile gireceğiz… Yani neyi ne kadar çok ve ya az yaptığın değil, neyi ne için yaptığın önemli olan

İman söz vermektir Amel ise verdiğin sözü yerine getirmektir… Kim ne yaparsa kendine yapar… Çünkü;

مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِهِ

““İyilik işleyenin faydası kendisinedir.” (Câsiye (45),15)”

تَكُفُّ شَرَّكَ عَنِ النَّاسِ فَإِنَّهَا صَدَقَةٌ مِنْكَ عَلَى نَفْسِكَ

Yürürken ayağın ucuyla yol ortasından kenara atılacak bir taş bile, bir iyilik olarak değerlendiriliyor Yeter ki iyilik düşünce ve bilincine sahip olunsun

İyi bir niyet, âdetleri ibadetleştirir Kötü niyetler de en hâlis ibadetleri, hayır ve iyilikleri bile işe yaramaz hale getirir

كُلُّ مَعْرُوفٍ صَدَقَةٌ

“Her meşrû ve güzel iş sadakadır.”Buhârî, Edeb33”

لَا تَحْقِرَنَّ مِنَ الْمَعْرُوفِ شَيْئًا وَلَوْ أَنْ تَلْقَى أَخَاكَ بِوَجْهٍ طَلْقٍ

““Din kardeşini güler yüzle karşılamak gibi (tabiî) bir iyiliği bile sakın küçük görme!” (Müslim, Birr 144. )”

Peygamberimiz (SAV) bir hadis-i şeriflerinde;

“Herhangi bir müslümanın diktiği ağaçtan yenen şey onun için sadakadır.” diyor… Çalınan şey de sadakadır; eksiltilen de onun için sadakadır ” diyor… (Müslim, Müsâkât 7)

Bizim inancımızda “ağaç ve ekinden yararlanıldığı sürece” ağaç veya ekilen ekinden, insanın, kurdun-kuşun yediği, çoluk çocuğun çaldığı, yine insanların kesip kırıp eksilttiği yani olumlu-olumsuz her şey kıyamete kadar o ağacı diken veya o ekini eken için ayrı ayrı birer sadaka olur…

Hepimiz ahirete ve öldükten sonra tekrar dirileceğimize, mahşerde şu dünyanın hesabını bir bir vereceğimize iman ediyoruz… İşte o mahşer gününde;

“Cenab-ı Allah, bizimle arada hiç bir tercüman olmadan konuşacak ve hesap soracak Sağ tarafımıza bakacağız, âhirete gönderdiklerimizden başka bir şey göremeyeceğiz Solumuza bakacağız, yine âhirete gönderdiklerimizden başka bir şey göremeyeceğiz Önümüze bakınca da, herkes karşısında cehennemi görecek (((O halde artık bir hurmanın yarısı ile de olsa, kendinizi cehennem ateşinden koruyun… Bunu da bulamayan, güzel bir söz ile kendisini korusun…))) diyor Peygamberimiz… (Buhârî (Zekât 10, Rikak 31, Tevhid 36))

Değerli Mü’minler!..

الْمَالُ وَالْبَنُونَ زِينَةُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا

““Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür…”

وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ أَمَلًا

“Bakî kalacak olan iyi ameller ise, Rabbinin katında, sevabca da hayırlıdır, ümid yönünden de daha hayırlıdır.”(Kehf,18/46)”

Malumunuz; İslâm'da ameller niyetlere göredir… Bunu; yani amellerin niyetlere göre olduğunu biz Peygamberimizden öğreniyoruz…

“Yapılan işler niyetlere göre değerlenir… Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. diyor Peygamberimiz… Ve peşinden;

“Kimin niyeti Allah’a ve Resûlü’ne varmak, onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap da Allah’a ve Resûlü’ne hicret sevabıdır Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına kavuşmak için yola çıkmışsa, onun hicreti de hicret ettiği şeye göre değerlenir ” diye bize açıklıyor amellerin niyetlere göre olduğunu…(Buhârî, Bed’ü’l–vahy 1, (I,2);) Başka bir hadisinde de;

نِيَّةُ الْمُؤْمِنِ خَيْرٌ مِنْ عَمَلِهِ

“"Mü'minin niyeti (maksat ve ihlâsı) amelinden hayırlıdır… Münafığın ise ameli niyetinden hayırlıdır…" buyuruyor…”

Horasan sultanlarından olan Amr bin Leys öldükten sonra onu sâlih bir zât rü'yâsında görür ve:

"-Allâh sana ne muâmelede bulundu?.." diye sorar sultana rüyasında…

"-Allâh beni afvetti." der sultan…

"-Allâh seni ne sebeple afvetti?.. Yani “Hayâtında nasıl bir amel işledin ki afva mazhar oldun?” diye sorunca şu cevabı verir Amr bin Leys:

"-Günlerden bir gün yüksek bir tepeye çıkmıştım Oradan askerlerime baktım… Onların çokluğu ve ihtişamını seyredince: "Keşke Rasûlullâh zamanında vâkî olan gazvelere ordumla beraber iştirâk edip de O'nun uğrunda fedâ-yı cân eyleyen bahtiyarlardan olabilseydim " diye düşünmüştüm… İşte bu niyet ve iştiyakımdaki ihlâs sebebiyle Cenab-ı Allâh, bana rahmetiyle muâmele ederek günahlarımı bağışladı ve beni sonsuz nîmetleriyle mükâfatlandırdı." der…

Hani bilirsiniz hepiniz… Köpeğe ayakkabısıyla kuyudan su veren günahkâr kadın da böyle değil miydi?.. Yaptığı ufak bir iyilik karşılığında affa mazhar olmak işte budur…

Sonuçlar, kişinin öncesinde yapmış olduğu niyete bağlıdır Niyetin yapıldığı mahal kalptir Dille yapılan niyet kalbe ulaşmadıkça işin neticesinden dünyalık fayda alınsa bile ahiret açısından hiçbir fayda ele alınmayacaktır

Hz. Mevlana’nın “Ya göründüğün gibi ol, Ya olduğun gibi görün” sözüyle çok güzel bir şekilde ifade ettiği gibi; insanın içi ve dışı bir olmalıdır

"Allah Teâla bir kutsi hadiste şöyle buyuruyor: "Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim… Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (aynî veya kifaye) şeyleri eda etmesidir… Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum… Ben yapacağım bir şeyde, mü'min kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem…"[Buhârî, Rikak 38.]

اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اُولٰئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِ

““Halkın yani insanların en hayırlısı iman edip sâlih ameller işleyenlerdir ” (Beyyine 7)”

Vakti geldiğinde bir gün hepimiz öleceğiz ve bu dünyadan göçüp gideceğiz… Ama Müminin şu yeryüzünde bıraktığı izler mahşerde onun için şahitlik edecek… Secde ettiği yerler, hasta ziyaret ettiği mekânlar, güzel söz ve nasihat dinlediği mekânlar, her yer onun için Cenab-ı Allah’a niyazda bulunacak, affı için yalvaracak…

Onun için"Yedi şeyden önce amelde acele edin: diyor Peygamberimiz…

Unutturucu fakirliği mi bekliyorsunuz?

Tuğyan ettirip azdırıcı zenginliği mi bekliyorsunuz?

İfsad edici hastalığı mı bekliyorsunuz?

Aklınızı götürecek ihtiyarlığı mı bekliyorsunuz?

Ani ölüm mü bekliyorsunuz?

Deccali mi bekliyorsunuz Bu beklenen gaib bir şerdir

Yoksa kıyameti mi bekliyorsunuz?.. Kıyamet ise hepsinden kötü, hepsinden daha acıdır " (Tirmizî, Zühd 4,)

Peygamberimiz’e "Hangi insan daha hayırlıdır?" diye sormuşlar… "Ömrü uzun, ameli de güzel olandır" buyurmuş Peygamberimiz… Ardından "Öyleyse insanların kötüsü kimdir?.." diye sorulunca da; "Ömrü uzun, ameli kötü olandır!.." buyurmuş " (Tirmizî, Zühd 22)

Onun için; bir başka hadis-i şeriflerinde de, “Allah, altmış yıl ömür verdiği kişinin mazeret gösterme imkânını ortadan kaldırmıştır ” (Buhârî, Rikak 5) diyor…

Salih amel işleyenlerin dünya mükafatı, huzurlu bir hayat ve saygın bir kişilik, ahiret mükafatı ise cennettir

Şunu untumayın; Cenab-ı Allah’ın bizim ibadetlerimize hiç ihtiyacı yok… İbadete ihtiyacı olan bizleriz Çünkü ancak ibadetlerimiz sebebiyle ve Cenab-ı Allah’ın lütuf ve merhameti ile O’nun azabından korunup, cennetine girebiliriz…

Bilinçli iman, kişinin Rabbini bilmesidir… Biz buna marifetullah diyoruz Salih amel ise, kişinin Rabbi ile ilişkisinin tarzını ve usulünü bilmesi, bir beşer olarak insan olması, işini bilmesi ve asli görevlerini ifa etmesidir

Bir gün İbrahim Ethem’e demişler ki:

-Bu sene havalar çok kurak geçiyor, bitkiler kurudu, kıtlık hüküm sürüyor, biz yağmur duasına çıkıyoruz, sen de bize katıl. O Allah dostu şöyle cevap vermiş:

-Siz kulluğunuzu bilin, O Rabliğini bilir… Siz Allah’ın güzel kulları olun, o yağmur da yağdırır, ekini de bitirir, rızkı da bol bol ihsan eder İman ettim, elhamdülillah Müslümanım diyerek her şeyin bittiği zannetmeyin İman bir başlangıçtır… Amel ile iman sağlamlaştırılacak ve kuvvetlenecektir demiş İbrahim Ethem Hz.leri…

İman söz vermek, amel ise verdiği sözü yerine getirmektir Er kişi de sözünde durur

Akıp giden zaman içerisinde kulluk ve onun gereği olan ibadetlerin de kesintisiz ve noksansız devam etmesi gerekir Mü’min, emanet olarak verilen hayatın, hiç ara vermeden tükendiğini unutmamalı ve kulluğun ebediyete uzanan çizgide sürekli devam etmesi gerektiğini aklından asla çıkarmamalı…

Mutluluğu, dışarıda aramayınız, başkalarından beklemeyiniz, mutluluğu önce imanın tadını, sonra da ibadetin tadını elde ederek her işi yerli yerince yaparak kendi içinizde üretmeye çalışınız…

Denilir ki, içilen her kahvenin tadı farklıdır Bu tat, içtiğiniz yere ve birlikte içtiğiniz kimselere göre değişir İbadetin tadına ermek için de; Allah’ın evi ve Kabe’nin şubeleri sayılan camilerden ve Allah’ın huzuruna kabul edilmiş cemaatten daha seçkin bir yer olamaz… İbadet imanı pekiştirir, kötü duyguları yok eder, ahlakı güzelleştirir, günah işlemekten alıkoyar, toplumsal barışı sağlar…

İbadet insanın yaratanı ile ilişkisini güçlendirir İnsanın iç huzurunu sağlar İnsana güven verir Sorumluluk bilincini geliştirir…

Gencin birisi bir gün Mescid-i Saadetin kapısına gelir, gözyaşı dökmeye başlar… Onun üzüntüsünü gören Peygamber Efendimiz: “Ey delikanlı neden ağlıyorsun?” diye sorar… Genç: “Babam vefat etti… Cenazesini kimse kıldırmaya yanaşmıyor, onun için ağlıyorum” der

Peygamber Efendimiz yanında bulunan Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’e: “Gidiniz bu gencin babasının cenazesini yıkayıp defnini yapın!” diye emreder Giderler ama az sonra cenazeye hiç el sürmeden geri gelirler Peygamber Efendimiz: “Neden geldiniz? Niçin cenazeyi kaldırmadınız” diye sorar…

Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer: “Ya Rasulullah biz bu cenazeyi normal bir insan seklinde görmedik Şekli değişmiş hüviyeti mesholmuş Endişeye düştüğümüzden cenazeye el sürmeden sana geldik ya Rasulellah!..” diye cevap verirler

Peygamber Efendimiz hemen olay yerine gider Cesedin korkunç olduğunu görür Dua eder ceset normale döner… Yıkayıp defnederler Peygamber Efendimiz daha sonra gence babasının durumunu sorar…

“Babanızın en dikkate şayan tarafı neydi?” diye Genç cevap verir: “Babamın en dikkat çeken tarafı namaz kılmayışı idi Alnı secdeye gelmez yaratanına ibadet etmezdi… Genç başka şeyler söylemek istediyse de Peygamber Efendimiz: “Yeter durum anlaşıldı Bu kâfidir” demek suretiyle namazın önemini arz eder…

Yine iki gözü kör olan birisi vakit namazlarını cemaatle kılmaya özen gösterirmiş Bir gün bu zat camiye giderken düşer ve başı yaralanır… Eve dönünce hanımı kendisine “Sen namazını evinde kılamıyor musun!..” diye çıkışır Kör adam hanımına şu cevabı verir: “Onun sünneti uğruna değil başım vucudum parçalansa az gelir…” Ama düşüp yaralandığı günün gecesinde Peygamber Efendimizi rüyasında görür Peygamber Efendimiz ona: “Hanımınla niçin münakaşa ettin” diye sorar… Âmâ: “Sünnetin için ya Rasulellah” diye cevap verince Peygamber Efendimiz kişinin ahirette sevdikleriyle beraber olacağını hatırlatır…

Peygamberimiz (SAV); “İnnallâhe teâlâ lâ yenzuru ila ecsâmiküm velâ suveriküm buyuruyor…

“Allah-u Teâlâ sizin kalıbınıza… Suretlerinize… Yakışıklı mısın?.. Boyun ne kadar uzun… Bunlara bakmaz” diyor… Sonra velâkin yenzuru ila kulûbiküm ve a'mâliküm diyor… Fakat sizin kalbinize ve davranışlarınıza bakar…” buyuruyor…

Velâkin yenzuru ila kulûbiküm ve a'mâliküm Allah sizin önce kalplerinize bakar… İmanınızın makamı olan kalbinizin kalitesine bakar… İçinde ne var.. İman mı var… Yoksa fısk-ı fücur mu var… İsyan mı var Küfür mü var… Önce buna bakar… Eğer istediği orada varsa… Ondan sonra davranışlarınıza bakar… Amellerinize bakar… Yaptıklarınıza bakar…

Demek ki Allah-u Teâlâ Amentü billah… Amentü birasülillah… Allah’a ve Rasulüne inandım demekle bizi bırakmayacak… İmanımızın bize yaptırdığı amellerimize bakacak…

Velâkin yenzuru ila kulûbiküm ve a'mâliküm… İşte hepimiz akşam başımızı yastığa koyduğumuzda… Sabah kalktığımızda bu muhasebeyi yapalım… Cenab-ı Hak ile bağlantımızın ne olduğunun hesabını yapalım… Kulûbiküm ve a'mâliküm… Kalbimizde ve amellerimizde ne var… Bunun hesabını yapalım… Hayatımızı bu Velâkin yenzuru ila kulûbiküm ve a'mâliküm Allah sizin kalbinize ve amellerinize bakar hadisini unutmadan yaşayalım…