BERAAT GECESİ, BİR İLTİCÂ GECESİDİR
حم وَالْكِتَابِ الْمُبِينِ إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةٍ مُبَارَكَةٍ إِنَّا كُنَّا مُنْذِرِينَ
““Apaçık olan Kitâb’a andolsun ki Biz onu, o Kur’ân’ı mübârek bir gecede indirdik. Kuşkusuz Biz, uyarıcıyız.” (Duhân, 1-2-3)”
Bu ayet Kur’ân’ın toplu olarak tamamının Beraat Kandili’nde, ayet ayet, sure sure tafsîlî olarak da Kadir Gecesi’nde indirildiğini bildiriyor.
فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ
““Katımızdan bir emirle, her hikmetli işe o gecede hükmedilir.” (Duhân, 4).”
Bu ayet de Şaban ayının ondördünü onbeşine bağlayan gece olan Berat Gecesinin ne olduğunu anlatıyor.
Faziletli bir gece olduğu için bu geceye ayet-i kerimede “Leyle-i Mübâreke” deniyor. Yani Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinin, af ve mağfiretinin yoğun olarak tecellî ettiği gece olduğu bildiriliyor.
Peygamberimiz de bu gece için “Leyle-i Berâe” buyuruyor. Yani bu gecenin kurtuluş berâtını, kurtuluş belgesini alma gecesi olduğunu söylüyor.
Rivâyete göre bu gece, bir sene içinde doğacak, ölecekler yazılır. Geçen bir sene içinde ölen bir sürü tanıdığımız var. Demek ki onlar geçen seneki berat gecesinde ölecekler listesine yazıldılar ve öldüler.
Önümüzdeki bir sene içinde kimler ölecek, işte onlar da bu gece tespite girecek. Bir de herkesin bir yıllık rızıkları ayrılacak bu gece. Geride kalan bir yıllık amellerimiz de bu gece ilâhî huzura yükselecek. Bir yıllık kârımızın zararımızın hesaplanıp ortaya konulduğu bir gece olacak bu gece.
Peygamber Efendimiz’in şu içinde bulunduğumuz gün ve gecelerle alakalı uyarıları ve tavsiyeleri var bize:
“Receb ile Ramazan arasındaki, insanların kendisinden gafil kaldığı bir aydır; bu Şâban ayı…” (Nesâî, Sıyâm, 70/2355)
Üç aylar başlayınca Receb ayına heyecanla giriyoruz, ondan sonra alışıyoruz, bu gün ve geceleri sanki sıradan günler, gecelermiş gibi yaşamaya başlıyoruz yeniden.
Onun için uyarıyor Peygamberimiz bizi. Böyle yapmayın diyor ve çünkü;
“…O, kendisinde amellerin Âlemlerin Rabbi’ne yükseldiği bir aydır.” (Nesâî, Sıyâm, 70/2355)
“Şâban’ın yarısı gecesinde namaz kılınız.” (İbn-i Mâce, İkāmetü’s-Salât, 191)
Tabi burada önemli olan namazı huşû ile kılabilmek. Bilhassa kılmadığımız namaz borçlarımız varsa kazâ namazlarımızı kılmaya özen göstermemiz lazım.
“…Gündüzleri de oruç tutunuz” (İbn-i Mâce, İkāmetü’s-Salât, 191)
Ama tuttuğumuz orucu sırf midemiz tutmaması lazım. Gözlerimize, kulaklarımıza, bilhassa da ağızlarımıza yani dilimize oruç tutturarak orucun faziletini koruyabilmemiz lazım… Böyle yaparsak ne olur;
لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
““…Umulur ki takvâ sahibi olursunuz.” (el-Bakara, 183)”
Yine Peygamberimiz bu gece neler olacağını şöyle anlatıyor:
“…Allah-u Teâlâ bu gece Güneş’in batmasıyla beraber dünya semâsına rahmet nurlarıyla tecellî buyurur. «Yok mu benden af dileyen, onun günahlarını bağışlayayım. Yok mu Ben’den rızık isteyen, onu Ben rızıklandırayım. Yok mu bir musibetzede, duâ etsin de ona Ben âfiyet vereyim (bir hasta yani). Şöyle olan yok mu, böyle olan yok mu, diyerek kullarına tan yeri ağarıncaya kadar hitapta bulunur.” (İbn-i Mâce, İkāmetü’s-Salât, 191)
Tabi bu da sadece;“Yâ Rabbi beni affet” diyerek olmayacak, bu şekilde Allah’a dua edip yalvarırken affedilmek için bir şeyler yapmamız lazım, sadece kuru kuruya dua ile olmayacağını bilmemiz lazım. Öncelikle nasuh bir tevbe ile tevbe etmemiz lazım. Yani tevbe ettiğimiz şeyi artık bir daha yapmamaya kararlı olmamız lazım.
Dolayısıyla Beraat gecesi, bir ilticâ gecesidir. Bu gece Cenâb-ı Hakk’a yakınlaşma gecesidir, bu gece duâ gecesidir. Fakat bu gece, en önemlisi tam bir “abd-i âcizlik” içinde Cenâb-ı Hakk’a duâ etmek lazım.
Yani tam bir tevâzu ile, kainatta bir hiç olduğumuzun farkında olarak dua etmeliyiz. Bundan sonra da hayatımızın bu şekilde, kâinatta bir hiç olduğumuzu bilerek devam etmesi lâzım.
Velhâsıl-ı kelam bu gece tam bir hiçlikle Cenâb-ı Hakk’a ilticâ etme gecesi. Önümüzdeki bir sene boyunca olacak her şeyin hükme bağlanacağı bu gecede, Rabbimiz’den hayırlar, feyz ü bereketler, inâyetler isteyelim dualarımızda.
Kendi nefsimiz için, ailemiz için, hısım ve akrabalarımız için dua edelim. Bütün ümmet-i Muhammed hakkında, bütün İslâm dünyasının selâmeti için duâ edelim.
Bu şekilde ihyâ olunan kandil geceleri, yarın öldüğümüz zaman karanlık mezarlarımızı aydınlatan cennet avizeleri olur bizim için. Bu mübarek gecelerde çok uyanık olmalıyız.
“Geceleri uyanık ol ve Hakk’a yürü. Çünkü geceleyin gönül pencereleri açılır, ötelerden nasipler alınır.” Diyor Mevlana.
Bizler de bu Beraat gecesinde uyanık olmalıyız. Bol bol kaza ve nafile namazlar kılmalıyız. Kur’ân okumalıyız, zikir ve tesbih yapmalıyız. Peygamberimize bol bol salavât-ı şerîfeler göndermeliyiz. Bu gece bunlarla ihyâ etmeye gayret edelim.
Yarın müsait olanlar da, oruç tutarak Berat gecesinin gündüzünü ihyâ etmeye çalışmalı. Ayrıca çevremizde bir sürü yardıma muhtaç insanlar var.Özellikle bu gece ve yarın,az-çok elimizden ne gelirse, onları sevindirmeye gayret edelim.
O mahrumların sevinciyle bu gün ve geceleri ihya etmiş olalım…Cenâb-ı Hak;
يَأْخُذُ الصَّدَقَاتِ
[et-Tevbe, 104] “Sadakaları ben alırım.” Buyuruyor. Yani yardıma muhtaç insanlara verdiklerimiz aslında bizim Cenab-ı Allah’a ödünç verdiklerimizdir. Şimdi ödünç verdiğimiz alacaklarımızı yarın ahrette tahsil edeceğiz inşallah.
Bütün bunları yaparken Peygamber Efendimiz’den üç tane tâlimat var, bu da çok önemli. Birinci talimat şu:
“Namaza durduğun zaman dünyaya vedâ eden bir kimse gibi ol…” (İbn-i Mâce, Zühd, 15) diyor Peygamberimiz.
Başka bir hadis-i şeriflerinde de “Her kıldığın namazı sanki son namazın gibi kıl.” Buyuruyor Peygamberimiz. (Müsned, I, 431)
Diğer bir hadiste de; “Benim kıldığım gibi kılın.” buyuruyor. (Buhârî, Ezân, 18)
Cenâb-ı Hak da Kur’an-ı Kerim’de mü’minlerin özelliklerini sayıyor bize ve:
قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ
““Mü’minler felâha ermiştir” buyurarak mü’minlerin kurtulacağını müjdeliyor ve”
الَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ
“onların namazlarını huşu içinde kıldıklarını bildiriyor.”
Demek ki Peygamber Efendimiz’in birinci tâlimâtı neymiş, namaz…
Namaz, çok önemli.
وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ
““…Secde et ve yaklaş.” (el-Alak, 19) diyor Allah. Namaz Cenâb-ı Hakk’a kavuşmaktır, Cenâb-ı Hak’la beraber olmak demektir.”
إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ
“Namaz “…Fahşâdan, münkerden korur…” (el-Ankebût, 45)”
Kıldığımız namazlar bizim için birer röntgendir aslında. Onun için nasıl namaz kıldığımız çok önemli. Kıldığımız namazlar bizi ne kadar fahşâdan-münkerden koruyor.
Kıldığımız namazlar gözümüzü-kulağımızı haramdan, ellerimizi-ayaklarımızı haramdan ne kadar koruyor acaba. Kıldığımız namazlar kalbimizi boş şeylerden ne kadar koruyor? Vel hâsılı; namazlarımız bizim için bir ölçü olacak. Kalbimizin bir röntgeni gibi olacak namazlarımız.
Peygamber Efendimiz’in ikinci tâlimâtı:
“…Özür dilemeni gerektiren bir sözü konuşma…” (İbn-i Mâce, Zühd, 15)
Eğer bir camda bir çatlak olursa, istediğin kadar onu yapıştırmaya çalış, o çatlağın izi gözükür.
Cenâb-ı Hak;
فَلاَ تَقُل لَّهُمَآ أُفٍّ
““Anne-babaya karşı «öf» bile deme!” buyuruyor. Sonra”
قَوْلًا كَرِيمًا
buyuruyor. Yani annene-babana “ikramkâr ve iltifatkâr söz söyle” diyor.(İsrâ, 23)
Bir fukaraya, hiçbir şey veremiyorsan, eğer bir şey vermek için imkânın yoksa onun gönlünü almak için
قَوْلًا مَيْسُورًا
““Tatlı birkaç söz söyle” buyuruyor. (İsrâ, 28)”
Yine, başa kakmak, gönül incitmek sûretiyle ecri zâyî edilen bir sadakadansa,
قَوْلٌ مَعْرُوفٌ
buyuruyor. Yani tatlı bir söz daha hayırlıdır diyor, tahrip ederek verdiğin bir sadakadan, gönlü inciterek verdiğin bir sadakadan, tatlı bir söz söylemek daha hayırlıdır buyuruyor Cenâb-ı Hak. (Bakara, 263)
Kanadı kırık bir kuş gibi himâyeye muhtaç yetimlere, yakın akrabaya, yoksullara karşı da
قَوْلًا مَعْرُوفًا
buyuruyor. (Nisâ, 8) Yani onlarla güzel söz ve tatlı dille konuş buyruluyor. Hep zarafet, incelik var Allah’ın emirlerinde.
Kalbinde mânevî hastalık bulunan kimselere karşı, herhangi bir töhmete, fitneye ve yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için de;
قَوْلًا مَعْرُوفًا
buyuruyor. Yani yerinde ve uygun bir söz söyleyin diyor. (Ahzâb, 32)
Zâlimlerin kalbini yumuşatmak için, onun zulmünü hafifletmek, bertaraf etmek için
قَوْلًا لَيِّنًا
buyuruyor. Bir akarsuyun akışı gibi yumuşak bir söz ifade et buyuruyor.(Tâhâ, 44)
Cenab-ı Allah’ın Ku’ran’daki bu kelamlarından şunu anlıyoruz. Demek ki bir mü’min özür dilemeyi gerektiren bir sözü söylemeyecek. Fakat sözleri Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hakk’ın buyurduğu şekilde, bir ifade tarzı kazanacak. İşte Cenab-ı Hak kâmil insan modelini bunlarla tarif ediyor bize Kur’an’da.
Peygamber Efendimiz’in üçüncü tâlimâtı:
“…İnsanların elinde bulunan dünyalıklardan ümidini kesmeye karar ver ve buna azmet.” (İbn-i Mâce, Zühd, 15)
Yani müstağnî ol, istediğin her şeyi Cenâb-ı Hak’tan iste.
Bu Berat Gecesi’nden sonraki günler ve geceler artık mübarek Ramazân ayına hazırlandığımız günler-geceler olacak. Ramazana 15 gün kaldı; onun için artık bu 15 gün boyunca daha fazla özen ve itina göstermemiz lâzım. Artık bu geceler, birer rahmet geceleri. Nur kaynağı mübarek Ramazan ayının mukaddes davetiyeleridir bu geceler.
Bu günlerde Ramazan neşvesiyle, gönül heyecanını rûhânîleştirmemiz lazım. Artık hayır-hasenâtımızı çoğaltmalıyız.
Îman muhabbetimizi, Hakk’a sadâkatimizi artırmalıyız. Kalplerimiz adeta bir dergâh hâline gelmeli, kendimizi bütün insanlara, bütün mahlukata karşı mes’ûl ve sorumlu görmeliyiz.
Berat gecesi, Kur’ân-ı Kerîm’in tamamının toplu halde indirildiği bir gece. Kadir gecesi ise Kur’an-ı Kerim’in peyder pey indirilmeye başladığı gece. Mübarek Ramazan ayı da hem oruç ayı hem de Kur’an ayıdır. Demek ki bu günleri ve geceleri Kur’ân-ı Kerîm ile ihyâ etmemiz lazım. Bol bol Kur’an okuyalım. En önemlisi de Kur’an’ın mealini okuyalım ve Kur’an’ı anlamaya çalışalım. Çünkü Kur’an’ı hayatımıza aktarmamız lazım. Kur’an bize boşu boşuna sadece okuyalım diye gönderilmedi.
Hayatımıza aktararak Cenab-ı Allah’ın Kur’an’da emrettiği şekilde bir hayat yaşamamız için gönderildi. Eğer biz Kur’an’ı anlamazsak hayatımıza aktaramayız onu. Allah’ın emrettiği şekilde bir hayat yaşayamayız o zaman.
İhlâslı ve takvâ sahibi olmamız lazım. Kalp ve beden birbirine uyacak. Yani kalbimizdeki imanı hayatımızda, yaşantımızda yaptıklarımızla göstereceğiz. Yani “el-hamdülillah müslümanım” deyipte sanki Müslüman değilmişiz gibi yaşamayacağız.
İnsan kıldığı namazı, tuttuğu orucu, yaptığı hayır ve hasenatı“Allâh’a yaklaşıyorum ben…” diye sevinerek yapmalı.
Aynı şekilde yasaklardan o şekilde kaçınılacak. Kısaca
وَاتَّقُواْ اللّهَ وَيُعَلِّمُكُمُ اللّهُ
(Bakara, 282) ayeti gereği Kur’an’dan öğrenip bildiklerimiz hayatımızda olacak.
Kur’ân ahlâkı ile, Allâh’ın ahlâkı ile, Peygamberimiz’in ahlâkıyla ahlâklanmak gerekiyor.
Yaptığımız her işte, konuştuğumuz her sözde şunu tefekkür edip düşüneceğiz:
“Acaba Allah benim bu hâlimden râzı mı değil mi? Acaba Peygamber Efendimiz benim bu hâlimi görse memnun olup tebessüm mü ederdi, yoksa üzülür müydü?..”
Dolayısıyla kıldığımız namazları; huşû ile kılmalıyız. Tuttuğumuz oruçlar;
لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
(“…Umulur ki takvâ sahibi olursunuz.” [el-Bakara, 183]) ayetinin gereği olarak bizi Cenâb-ı Hakk’a yaklaştıran, merhametimizi artıran, bize Allah’ın nimetlerini düşündüren bir oruç olmalı.
Akıllı cep telefonunuzu düşünün. Şarjı dolu iken onunla her şey yapabiliyorsunuz. Konuşabiliyor, resim çekebiliyor, internete girebiliyorsunuz. Ama şarjı bittiğinde ekranı kapkara oluyor. Bu saydığım şeylerin hiçbirini yapamıyorsunuz. Görünürde şarjı olan telefon ile olmayan telefon arasında bir fark yok. Her ikisi de uzaktan aynı. Ama birisi iletişime açık, diğeri kapalı, ölü, ceset.
Bedenimiz de birer cep telefonu gibi. İçimizdeki ruh, bu cep telefonunu çalıştıran elektrik gibi. İbadetlerle bu elektrik şarj oluyor. İçimizde şarj dolu olduğu sürece bizler iyi, güzel ahlaklı, merhametli, insan gibi bir insan oluyoruz. Ama bir kere ibadeti bıraktığımızda ruhumuz günden güne ölüyor, tıpkı şarjı azalan telefon gibi. Önce uyarı veriyor, ardından tık yok. Dış görünüş bakımından ibadet eden ile etmeyen arasında hiçbir fark yok. Her ikisi de kanlı-canlı insan. Ama ruhî açıdan bakıldığında birinin ruhu dipdiri, birininki ölü.
İşte bu sebeple Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
وَمَا يَسْتَوِي الْأَعْمَى وَالْبَصِيرُ
“"Körle, gören bir olmaz.”
وَلَا الظُّلُمَاتُ وَلَا النُّورُ
“Karanlıkla aydınlık da bir olmaz.”
وَلَا الظِّلُّ وَلَا الْحَرُورُ
“Gölge ile sıcak da bir olmaz.”
وَمَا يَسْتَوِي الْأَحْيَاء وَلَا الْأَمْوَاتُ
“Dirilerle ölüler de bir olmaz.”
إِنَّ اللَّهَ يُسْمِعُ مَن يَشَاء
“Şüphesiz Allah, dilediğine işittirir.”
وَمَا أَنتَ بِمُسْمِعٍ مَّن فِي الْقُبُورِ
“Sen kabirlerdekilere işittiremezsin!" (Fâtır, 19-22)”
Rabbimiz ruhumuzu ibadetlerle şarj etmeyi, her daim ruhen dipdiri olmayı bizlere nasip eylesin.
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Bağışlanma, af ve kurtuluş gecesi olan bu mübarek Berat gecesinde huzuruna geldik. Divanına durduk. Sana yöneldik. Bizi huzur-i ilahine kabul buyur, dua ve niyazlarımızı kabul eyle Ya Rabbi!
Ellerimizi açtık, Sana yalvarıyoruz. Günahlarımıza tövbe ediyoruz. Tövbelerimizi kabul eyle, günahlarımızı affeyle Ya Rabbi!
Peygamber Efendimiz’in her namazın ardından yaptığı tövbe ve istiğfar ile Sana yalvarıyoruz. Kabul eyle Ya Rabbi!
Buyrun: Estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah el-azim el-kerim ellezi la ilahe illa hu el-hayyel kayyume ve netubu ileyh. Ve nes’elüke’t-tevbete ve’l-mağfirate ve’l-hidayete ve’l-afve lena inneke ente’t-tevvabü’r-rahim.
Bizleri mübarek Ramazan ayına, şu mübarek Berat gecesinde, kabul olunmuş tövbelerle, temizlenmiş, bağışlanmış ve beratını almış kullar olarak erişmeyi nasip eyle Ya Rabbi!
“Gazabından rızana; cezandan affına sığınıyoruz.” Rahmet ve Gufran gecesinde bizlere af ve mağfiretinle muamele eyle Ya Rabbi!
Bu mübarek mekânda bedenlerimizi buluşturduğun gibi kalplerimizi ve ruhlarımızı da buluştur Ya Rabbi!
Bizlere daima iman ve istikamet üzere olabilmeyi ihsan eyle Ya Rabbi!
Bizlere hakkı hak olarak bilip hakka uymayı, batılı batıl olarak bilip batıldan sakınmayı nasip eyle Ya Rabbi!
Bizleri İslâm’ın, Kur’an’ın ve Peygamberimizin yolundan ayırma Ya Rabbi!
Kerim Kitabımızı ve Peygamberimizin sünnetini doğru anlayıp doğru yaşamayı bizler lütfeyle Ya Rabbi!
Ahirette Peygamberimizin livaul hamd sancağı altında toplanmayı, şefaatlerine ermeyi, kendilerine komşu olmayı cümlemize nasip eyle Ya Rabbi!
Bu mübarek mekânda saflarımızı düzgün ve sık tuttuğumuz gibi niyetlerimizi ve yüreklerimizi de düzgün tutabilmeyi nasip eyle Ya Rabbi!
Bu mübarek mekânda yan yana, omuz omuza durduğumuz gibi her yerde yan yana, gönül gönüle olabilmeyi bizlere bahşeyle Ya Rabbi!
Şu kurtuluş gecesinde, ortak evimiz ve imtihan yurdu olan dünyamızı savaşlarla, işgallerle, katliamlarla, açlıklarla, mültecilerle milyonların inlediği bir enkaz olmaktan kurtar Ya Rabbi!
Bizleri, günahta ve düşmanlıkta değil; iyilikte ve takvada yardımlaşanlardan eyle! Hak ve hakikatin yolunda olanlardan eyle Ya Rabbi!!
Şu mübarek Berat gecesinde günahkâr beden ve gönüllerimizi istiğfar ile arıtmak istiyoruz. Sen nasip eyle Ya Rabbi!
İmanımızı ve ahdimizi tazelemek muradımız. Sen bahşeyle Ya Rabbi!
Kırdığımız kalpleri onarmak, paraladığımız onurları tamir etmek, ihlal ettiğimiz hak sahipleriyle helalleşmektir borcumuz. Sen lufteyle Ya Rabbi!
Yaratıldığına değer bir insan olmak dileğimiz. Sen bize yardım eyle Ya Rabbi!
Engin mağfiretine iltica ediyoruz. Günahlarımızı affeyle Ya Rabbi!
Bizi kendimize zulmedenlerden eyleme Ya Rabbi!
Bizi hüsrana uğrayanlardan eyleme Ya Rabbi!
Huzuruna tertemiz yüzlerle, hesabını verebileceğimiz salih amellerle varabilmeyi bizlere nasip eyle Ya Rabbi!
Hata ve eksiklerimize bakıp bize azap eyleme. Rahman ve Rahim olansın, bizlere mağfiret eyle Ya Rabbi!
Yeryüzünde masumların, mazlumların akan kanının dinmesini, yüzlerinin gülmesini bir an önce lütfeyle Ya Rabbi!
Bizi kendine zulmedenlerden eyleme. Nefsin karanlıklarında, gafletin çukurlarında bırakma Ya Rabbi!
Sen affedicisin. Affetmeyi seversin. Bizleri de affeyle Ya Rabbi!
Kin ve nefret yerine merhamet ve adaleti, düşmanlık ve husumet yerine dostluk ve kardeşliği ikame edebilmeyi istiyoruz. Nasip eyle Ya Rabbi!
Bizleri, bencillik kabuğunu kıranlardan, ikram edenlerden, ekmeğini bölüşenlerden, huzuru paylaşanlardan, gönül kapılarını kardeşlerine açanlardan eyle Ya Rabbi!
Kıldığımız namazları, tuttuğumuz oruçları, okuduğumuz Kur’an-ı Kerimleri, indirdiğimiz hatm-i şerifleri, söylediğimiz kelime-i tevhitleri, kelime-i şehadetleri, yapılan zikirleri, tesbihatı, dua ve niyazları, va’z-u nasihatleri ve getirilen salât-ü selâmları, okunan mevlid-i nebileri, ibadet ve taatlerimizi, hayır ve hasenatımızı, salih amellerimizi yüce katında en güzel şekliyle kabul eyle Ya Rabbi!
Bunlardan hâsıl olan ecir ve sevâbı;
Öncelikle Sevgili Peygamberimiz, Muhammed Mustafa’nın aziz, latif rûhuna hediye eyledik, vâsıl eyle Ya Rabbi!
Diğer bütün peygamberlerin, ehli beytin, ezvâc-ı tâhirâtın, ashâb-ı kiramın, tabiinin, tebe-i tâbiinin, cümle alimlerin, salihlerin, şehitlerin, ahirete göç eden gaziler ile bütün ehl-i imanın ruhlarına hediye eyledik kendilerini haberdar eyle Ya Rabbi!
Şu anda bu duaya “amin” diyen bütün kardeşlerimizin ve bu gecenin hurmetine sırf senin rızanı umarak ikramda bulunan kardeş(ler)imizin cümle geçmişlerinin ruhlarına da hediye ediyoruz, onları da hissedar eyle Ya Rabbi!
Ömrümüzü rızana uygun geçirebilmeyi nasip eyle. Bizleri zikrinde, şükründe daim eyle. Günahlardan mahfuz eyle. Haramlardan uzak eyle Ya Rabbi!
Vefatımız geldiği zaman dilimiz zikrinle meşgulken, alnımız secdede iken, Senin sevdiğin ve razı olduğun bir hal üzereyken ruhumuzu kabzeyle Ya Rabbi!
Ecel şerbetini içeceğimiz son nefesimizde, Kelime-i şahadet ki buyurun (
أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ
) diyerek, ruhumuzu teslim edebilmeyi, iman ve selim bir kalp ile huzuruna gelebilmeyi cümlemize nasip ve müyesser eyle Ya Rabbi!
Bizleri cennetinle cemalinle müşerref eylediğin kulların arasına ilhak eyle Ya Rabbi!
Dualarımızı kabul eyle Ya Rabbi!
“Rabbena atina fi’d-dünya haseneh, ve fi’l-ahirati haseneh, ve kına azabe’n-nar.”
Esselatü vesselamü aleyke ya rasülallah
Essalatü vesselamü aleyke ya habiballah
Essalatü vesselamü aleyke ya seyyidel evveline vel ahirin.
