BERAT KANDİLİ (CUMA)
Muaz bin Cebel… Peygamberimizden bir hadis-i şerifi… Başından geçen bir olayı bizlere şöyle naklediyor.. Bir yolculuk esnasında… Muaz bin Cebel bir fırsat bularak… Peygamberimize dediler ki…
“Ya Rasulallah!.. Ehbırnî bi amelin… Yudhılinî el cenneh… Ve yubâıdunî minennâr… Bana öyle bir amel söyleyin ki… Onu yaptığım zaman cennete gireyim… Cehennemden kurtulayım Ya Rasulellah!..”
Bizim şu mübarek Cuma gününde camiye gelme nedenimiz… Allah rızasını almak… Kulluğumuzu ortaya koymak… Ve inşallah hep beraber cennete girmek istiyoruz…
İşte bizim gibi Muaz bin Cebel’de cenneti istiyor… Onu kazanmanın en kolay yolunu arıyor… Peygamberimiz (SAV) tebessüm ederek… “Ya Muaz!.. Sen benden çok büyük bir şey istedin…” buyurdu… Hem bir kelime olsun… Hem bir amel olsun… Hem de cennete gir… Cehennemden kurtul… Yani “Ağır bir şey istedin Ya Muaz!..” buyuruyor Peygamberimiz…
Sonra “Ama Allah-u Teala bu şeyi bir insana kolaylaştırmak isterse… Ona o şeyi kolay kılar…” buyurdular… Ve şöyle devam etti Peygamberimiz anlatmaya…
Muaz yaptığı zaman cennete gideceği bir şey istiyor Peygamberimizden… Kim istemez bunu… Bir kelime… Bir amelle cennete gitmek… Acaba cenneti kazanmak bu kadar kolay mı bakalım…
Peygamberimiz dedi ki… “Ya Muaz!.. Ben sana cennete gitmenin şifresini vereyim…”Başladı anlatmaya..
“Allah’a şirk koşmayacaksın… Namaz kılacaksın… Zekât vereceksin… Oruç tutacaksın… Hacca gideceksin ”
Aslında hepimizin bildiği gibi… Muaz’ın da bildiği şeyleri söylüyor… Beş tane şey saydı…
Allah’a şirk koşmayacaksın… Kullukta bulunacaksın dedi… Zekât vereceksin… Hacca gideceksin… Namaz kılacaksın… Ve oruç tutacaksın dedi…
Şimdi hep beraber bir muhasebe yapalım… Muaz zaten bunların hepsini biliyordu… Zaten bunları herfiyyen yerine getiriyordu… Muaz Peygamberimizden bir şifre istedi… Bir kelime istedi… Bir tek amel istedi… Peygamberimiz Muaz’ın önüne kocaman bir kitap koydu
Ama Peygamberimiz Muaz’ın kestirmeden gitmek istediğini anlıyor… Ve şöyle devam etti… “Sana hayır kapılarını bildireyim mi Ya Muaz!..” dedi…
“Bütün bunların en iyisi nasıl olur… Sana bildireyim mi Ya Muaz!..” buyurdu… “Kapılar nasıl açılır… Sana öğreteyim mi Ya Muaz!..” dedi…
“Buyur Ya Rasulellah!..” dedi… Ama içinden şöyle diyordu sanki… İşte tam benim istediğim şifre şimdi geliyor… Diye düşündü… Cennete girmenin şifresi herhalde şimdi geldi dedi… Muaz zaten Rabbimize şirk koşmuyordu… Oruç zaten tutuyordu… Peygamberimizle beraber zaten iftar ediyordu… Sonra Peygamberimiz devam etti söylemeye… Peygamberimiz biraz daha açmaya başladı… Dedi ki…
“Sana ben iyiliklerin kapısını aralayayım mı Ya Muaz” dedi… “Buyrun Ya Rasulellah!..” dedi Muaz… Ve saymaya başladı Peygamberimiz…
“Nafile oruca devam et Ya Muaz!..” Ramazan orucu haricinde Allah için… İşte bu akşam kandil diye tuttuğunuz oruçlar… Üç aylar diye tuttuğunuz oruçlar… Pazartesi ve Perşembe oruçları gibi… “Nafile oruçlara devam et Ya Muaz!..” dedi… Sonra “Sadaka ver Ya Muaz!..” dedi… “Ateşi su nasıl söndürürse… Sadaka da musibetleri söndürür…” dedi… “Ya Muaz!.. Herkes uyurken gece namazına kalk” dedi…
Muhterem Mü’minler!.. Bir şifre istedi Muaz… Peygamberimiz beş madde saydı… Sonra yetmedi… Üç tane daha saydı… Oldu sekiz madde… Halbu ki bir şey istiyor Muaz… Bizde onu bekliyoruz… Bir söylese de Yaptığımız zaman hemen cennete girsek…
Ama Peygamberimiz önce beş şey söyledi… Yetmedi üç tane daha söyledi… Beşten sekize çıkardı… Ama merak etmeyin… O bir şeyi söyleyecek Peygamberimiz… Biz dinlemeye devam edelim… Sonra şu ayet-i kerimeyi okudu Peygamberimiz…(SECDE;16)
تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ
يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا
Kaliteli mü’minlere işaret eden bir ayet-i kerime bu… O sekizinci madde ile ilgili… “Kaliteli mü’minler… O gece vaktinde yataklarından fırlar… Abdest alırlar… Herkesin uyuduğu bir vakitte… Allah’a içten yalvarır… Ve onlar namaz kılarlar…”
Her insan kaliteli mü’min olup olmadığını… Bu ayet-i kerime ile ölçebilir… Herkesin uyuduğu bir anda… Yataklarından kalkar… Hatta lambayı bile yakmaz… Aman hâ… Riya olmasın diye… Ve onlar Allah’a böyle içten yalvarırlar İşte Peygamberimiz bu ayeti okudu…
Şimdi bakıyoruz Muaz’ın hayatına… Peygamberimiz şuraya bir yardım edilecek dediği zaman… Malının tamamını gözünü kırpmadan verecek olan… Hatta canını bile verebilecek olan bir sahabe… Gece namazı zaten var Muaz’da… Ama Peygamberimiz… Sadaka vereceksin… Herkes uyurken gece namazına kalkacaksın… Ve nafile oruçlar tutacaksın dedi… Peki yeniden hatırlayalım… Muaz ne istiyordu…
“Ya Rasulellah!.. Bana bir şey söyle… Cennete onunla gireyim… Cehennemden onunla kurtulayım…” demişti… Peygamberimiz de… Şirk koşmayacaksın… Namaz kılacaksın… Oruç tutacaksın… Zekât vereceksin… Hacca gideceksin… Teheccüd namazı kılacaksın… Nafile oruç tutacaksın… Sadaka vereceksin dedi… Sekize çıkardı… Sonra dedi ki…
“Ya Muaz!.. Bu konuştuğumuz şeylerin… Başını… Direğini… Zirvesini sana söyleyeyim mi?..” Muaz’ın yine şöyle geçti içinden… Tamam; istediğim cevabı tam şimdi alacağım… Sonra Peygamberimiz devam etti…
“Ra’sül emri el İslâm” “İşin başı İslam’dır… Müslümanlıktır…” Sonra namazlı bir Müslüman olmaktır… “Ve zirvetü senâmihî el cihâdü…” “Sonra bunların zirvesi de cihaddır Ya Muaz” dedi…
Beşti… Sekize çıktı… Sekizden üç tane daha saydı… On bire çıktı… Muaz ise bir şifre bekliyor…
“Ya Resulellah!.. Bana bir şey söyle ki… Beni cennete götürsün… Cehennemden kurtarsın…” diyor… Ama oldu on bir madde… Sonra dedi ki… “Ya Muaz!.. Şimdi bunların hepsini… Saydığım her şeyi… Sana bir kelimede özetleyeyim mi?..” Muaz umutla dinliyor Peygamberimizi… Ve Peygamberimiz Muaz’a baktı… Ve şöyle yaptı…
Şahadet parmağını kaldırdı… Ve başparmağını kaldırdı… Ve “fe ehaze bi lisânihi…” O mübarek dilini -aynen şöyle- tuttu dilini gösterdi.“Hepsinin başı budur” dedi… Hac yapacaksın ona bağlı… Kaliteli namaz kılacaksın buna bağlı… Oruç tutacaksın buna bağlı… Vel-hasılı hangi ibadeti yapacaksan… Dile bağlı…
Evet dilini gösterdi… “Hepsi buna bağlı” diyerek… “Diline sahip çıkacaksın…” dedi… Seni cennete götürecek olan da… Cehennemden kurtaracak olan da…Sadece dilindir diyor
Hadi buyurun… Cuma namazı kılıyorsun… Çıktıktan sonra diline sahip olacaksın… Sahip olmadığın zaman… Ateş nasıl odunu yakıyorsa… Dil de yapmış olduğunuz bütün ibadetleri götürüyor… Allah korusun…
Değerli Kardeşlerim!.. Şimdi bir hadis daha arz edeceğim size… Ben bu hadis-i şerifi her duyduğum zaman inanın irkiliyorum… Herkes bu hadis-i şerifi… Sanki Peygamber karşınıza oturdu… Sana bu öğüdü veriyor gibi düşünün…
Hadis-i şerif Müslüman olmayanlara değil… Bu hadis tamamen Müslümanlarla alakalı… Bizimle alakalı… Ve şöyle…
“Kıyamet gününde ümmetimden bazıları… Dağlar kadar büyük sevaplarla… Allah’ın huzuruna gelecek… Ama hedâen mensûrâ olacak… Bütün amelleri uçup gidecek… Hiçbir şeyi kalmayacak…” Dikkat ediniz buraya… Hesaplar görülmeye bir başlanacak… Amel defterleri bir açılacak… Hedâen mensûrâ olacak… Rüzgârın önündeki yaprak gibi… Toz-toprak gibi… Öyle bir savrulacak ki…
Yaptığı amellerden Allah katında zerre miktarı bir iyiliği kalmayacak… Öyle az falan değil… Dağlar kadar sevaplarla gelecek… Haclar var… Umreler var… Gece namazları var… İnfaklar var… Emr-i bil ma’ruf anil münkerler var… Sıla-i rahim var… Her şey var… Adam yapmadık amel bırakmamış… Doldurmuş keseyi… Öyle büyük amellerle Allah’ın huzuruna gelecek… Peygamberimiz bunu söyleyince… Sahabeden Sevban (RA) dedi ki… “Ya Rasulellah!.. Bizi korkuttunuz…” “Bunlar kimdir… Bize kim olduğunu söyleyin de… Tedbirimizi alalım… Bunlar ne yaptılar ki… Onların amelleri hedâen mensûrâ oldu… Bomboş oldu Ya Rasulellah!..” dedi…
“Onlar da sizin kardeşleriniz” dedi… Sonraki ifade çok ilginç… “Onlar da sizin gibi gece namazlarına bile kalkan insanlardır…” diyor… Ve devam ediyor… “Onlar yalnız kaldıkları zaman… Haram işleyen insanlardır…” diyor… İşte onların amelleri hedâen mensûrâ olacak… Toz duman olacak… Hiçbir şey kalmayacak amellerinden…
Aziz Kardeşlerim!.. Hz.Ebu Bekir (RA)… Kur’an-ı Kerim okuduğu zaman… Kur’an onu eritiyordu… Peki; biz Kur’an okurken ve ya okunurken… Aynı anda nasıl oluyor da televizyona bakabiliyoruz… Biz Kur’an okurken ve ya okunurken… Aynı anda nasıl oluyor da telefonla uğraşabiliyoruz…
Biz Kur’an okurken ve ya okunurken… Yanımızdaki insana nasıl laf yetiştirebiliyoruz… Sahabeden birisine “Allah’tan kork” denildiği zaman… Tüyleri diken diken oluyordu… Neden bize birisi… Allah’tan kork dediği zaman… Zerre miktarı etkilenmiyoruz…(ENFAL;2)
وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ
وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَانًا
“Neden olmuyor bizde… Bu ayet de yine kaliteli mü’minlerden bahsediyor…”
“Onlar Kur’an okudukları zaman… Onlara Kur’an okunduğu zaman… Kalpleri böyle fokur fokur kaynar… Titrer kalpleri…”
زَادَتْهُمْ إِيمَانًا
““İmanlarının arttığını hissederler…””
Biz Kur’an okurken ve ya dinlerken… Neden bizim tüylerimiz ürpermiyor… Neden biz Kur’an okurken ve ya dinlerken… Kur’an’dan zevk alamıyoruz… Kur’an bizi acaba neden etkilemiyor… Neden biz Kur’an okurken ve ya okunurken… Hz. Ebu Bekir gibi… Muaz bin Cebel gibi… Hz.Ömer gibi… Hz.Ali gibi… Kalbimiz, yüreğimiz titremiyor… Neden Kur’an bizi hiç etkilemiyor…
Sebebi ne biliyor musunuz… İşlediğimiz günahların kalbimizi karartmasından dolayı… Çünkü Peygamberimiz şöyle buyuruyor… “Her işlenen günah… Kalbe siyah bir nokta koyar.” diyor… Bu noktalar çoğaldıkça… Hiçbir şeyi hissedemez hale gelirsin…
Aziz Mü’minler! Harama bulaşmış bir insan… Tövbe etmedikçe kirlidir… Dikkat edin bu sözüme… Harama bulaşmış bir insan… Hakiki manada tövbe etmedikçe kirlidir… Kirli olduğu için… Ona namaz tesir etmez… Kirli olduğu için… Hayye alessalah ona tesir etmez… Kirli olduğu için… Kur’an-ı Kerim ona tesir etmez… Önce yüreğin temizlenmesi gerekiyor…
Neden Allah’ın ayetleri bize tesir etmiyor… Haramlarla çok iç içeyiz de ondan… Şu zamanda bakıyorsun… Namaz kılan insan da haram işliyor… Namaz kılmayan insan da haram işliyor… Diliyle haram Gözüyle haram… Kulağıyla haram… Gırtlağıyla haram… Büyük-küçük bütün haramlar…
Ama Kur’an şunu söylüyor… Ey namaz kılan kullarım… Kılmış olduğunuz namazlar… Sizi camiden çıktıktan sonra… Bütün günahlardan alıkoyacak diyor… Ama ben namaz kıldığım halde harama devam ediyorum Ama ben namaz kıldığım halde haram lokma yiyorum… O zaman bu nasıl bir namaz… Oysa…
إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ
Buyuruyor Rabbimiz… Kılmış olduğun namaz… Seni ayağa kaldıracak… “Bütün kötülüklerden alıkoyacak” diyor… Namaz insanı bütün kötülüklerden alıkoyar… Bakın bir haram demiyorum… Haramların tamamından alıkoyar…
Ama biz namaz kılıyoruz… Camiden çıktıktan sonra… Az önce “uydum imama” diyerek… Peşinde namaz kıldığım imamı çekiştirmeye devam ediyorum… Bu nasıl namaz… O zaman kıldığımız namazda bir problem var demek ki…
Bir insana bir İhlâs Suresi okuyunca… Muazzam bir Müslüman olması gerekirken… Adama bin defa İhlâs-ı Şerif okuyorsun… Adam zerre miktarı etkilenmiyor…
Hatimler okuyor… Ama zerre miktarı etkilemiyor adamı okuduğu hatim… Neden… Haramlar devam ettiği müddetçe… İbadet bizi ayağa kaldırmıyor… Bu kadar basit…
Aziz Kardeşlerim!.. Önce kirden arınmak… Sonra temiz şeyi koymak gerekiyor… Peygamberimiz ilk peygamber olduğu zaman… Mekke’de ilk on üç yıl boyunca… O cahiliye toplumunu… Öncelikle kötü kalpten… Öncelikle şirkten arındırdı… Sonra üzerine koymaya başladı… Kirli olan bir bardakla temiz su içemezsiniz… İçtiğiniz suyun temiz olması için… Önce o bardağın temizlenmesi gerekiyor…
İşte yüreği temizlemeden… Kalbi temizlemeden… Mideyi temizlemeden ayağa kalkamayız… Teşbih de hata olmaz… Siz haftalarca zemzem içseniz… O zemzem sizi ayağa kaldırmaz… Ama kalp temiz olursa… O vücuda bir damla zemzem girdiği zaman… Adamı tertemiz hale getirir… Tereddütsüz sağlam bir iman için… Tam bir teslimiyet için… Yürekler tertemiz olacak…
Yürekler temizlenmeden… Ne yaparsan yap… Tesir etmez… Şu üç ayların… Bu gece idrak edeceğimiz Berat Kandilinin… Bizi ayağa kaldırması için önce temizlenmemiz gerekiyor..
Önce temizlenmeden… Şu üç aylar… Berat Kandili… Kur’an… Namaz… Bize tesir etmez…
Bizim bir hatamız da şu… Günahları küçük-büyük diye ayırıyoruz biz… Büyük günahlar… Küçük günahlar… İmam-ı Gazali’nin bununla ilgili güzel bir sözü var… “Ey insan… Günahı büyük küçük diye ayırma da… O günahı kime karşı işliyorsun ona bak” diyor… Peygamberimiz de şöyle buyuruyor…
“Kıyamet gününde küçük günahların… Cehennemdeki o büyük odunları tutuşturmasından korkuyorum” diyor… Küçük dediklerimiz bir araya gelir kocaman bir günah olur… Unutmayın… Büyük odunlar bir kibrit çöpüyle tutuşuyor…
İşte Peygamberimiz de bunu söylüyor… Günahın büyüğü küçüğü olmaz… Günah günahtır…
Evet Aziz Kardeşlerim!.. Bu gece Berat Gecesi… Berat Gecesi deyince aklımıza hemen Cennet’ül Baki geliyor… Nedeni şu…
Hz.Aişe Validemiz… Bir gece bir uyanıyor… Bakıyor ki Peygamberimiz yanında yok… Etrafa bakıyor… Biraz bekliyor… Ama Peygamberimiz yok… Bulamıyor…
Ve kalkıyor Hz.Fatıma’nın evine gidiyor… Peygamberimizi gördünüz mü diye soruyor… Onlar da görmemiş… Başlıyorlar aramaya… Mescide bakıyorlar yok… Oraya buraya bakıyorlar yok… Hz.Ali’nin aklına Cennet’ül Baki geldi… Oraya gittiler… Bir nur gördüler Cennet’ül Baki’de… Anladılar ki o nur… Peygamberin nuru… Gittiler yanına… Baktılar ki Peygamberimiz secdeye kapanmış… “
إِنْ تُعَذِّبْهُمْ وَإِنْ تَغْفِرْ لَهُمْ
ayetini okuyor…(MAİDE;118) “Rabbim sen bu ümmetime azap edersen… Ama onlar senin kulundur Rabbim!..” “Bağışlarsan sen azizsin… Hakimsin Ya Rabbi!..” Diye secdeden başını kaldırmadan yalvarıyor…
Gözyaşı döküyor… Kimin için… Ümmeti için… Yani bizim için…
وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ فَتَرْضَى
“Ve Cenab-ı Hak Peygamberimize… İstediği şeyi vereceğini müjdeliyor…”
Peygamberimizin bu yakarışı… Aslında Şaban’ın on üçüncü gecesi başlamıştı… O gece Cebrail geldi… Ve “Ya Rasulellah!.. Rabbimin sana selamı var… Rabbim senin ümmetini üçte birini bağışladı…” diyerek ilk müjdeyi vermişti… Ama Peygamberimiz bununla yetinmedi… Geri kalan üçte ikisinin halini ne olacağını sordu…
Sonra Şaban’ın on dördüncü gecesi oldu… Tekrar sabahlara kadar secdede yalvardı… Gözyaşı döktü ümmeti için… Bizim için… Cebrail yine geldi…“Ya Rasulellah!.. Rabbimin sana selamı var… Rabbim senin ümmetini üçte birini daha bağışladı…” diyerek ikinci müjdeyi verdi… Kaldı üçte biri… Peygamberimiz kalan o üçte birinin halini sordu…
Ve Şaban’ın on beşinci gecesi oldu… O gece işte bu akşam idrak edeceğimiz… Berat Gecesi… Yine kapanıyor secdeye… “Rabbî ümmetî… Rabbî ümmetî…” diye… Başlıyor yalvarmaya…
Ve Cebrail tekrar geldi…“Ya Rasulellah!.. Başını kaldır… Rabbimin sana selamı var… Rabbim senin ümmetini tamamen bağışladı…” dedi… Fakat; şirk koşanlar hariç…
İşte o gece bu gece… Bu gecenin adı Berat Gecesi… Berat kurtulmak demek… Bu geceden mahrum olan… Her şeyden mahrum olmuş demektir…
Şu hadis-i şerif ile güzel bir müjde vererek… Toparlayalım artık… Yine Muaz bin Cebel’den bir hadis-i şerif…
Muaz bin Cebel… “Peygamberimizle beraber bir yolculuğa çıkmıştık” diyor… Ve başlıyor anlatmaya… Hiç konuşmadan gidiyorlardı… Birden bire Peygamberimiz…
“Ya Muaz!..” diyor… “Söyle bakalım… Allah’ın kullar üzerindeki hakkı nedir bilir misin…” “Bilmiyorum Ya Rasulallah!.. Nedir Allah’ın kulları üzerindeki hakkı” diyor Muaz… Buyurdular ki… “Ellâ tüşrikü bihî şey’en” “Kulların Allah’a şirk koşmamalarıdır…” Allah şirki affetmiyor Aziz Kardeşlerim!..
Sonra devam ettik yolculuğa diyor Muaz… Peygamberimiz bir müddet sonra tekrar… “Ya Muaz!..” dedi… “Söyle bakalım… Kulların Allah üzerindeki hakkı nedir bilir misin…” Gerçekten insanı irkilten bir soru… Bizim Allah’tan ne alacağımız olabilir acaba…
Muaz yine… “Bilmiyorum Ya Rasulallah!.. Buyurun siz söyleyin… Nedir bizim Allah’tan alacağımız şey…” diyor.. Peygamberimiz buyurdular ki… “Allah’ın kullarını kıyamet gününde yakmamasıdır…” Allah kulunu yakmaz… Kul kendini yakar…
Allah’ın rahmeti… Mağfireti o kadar geniş ki… Şu ayetle bitirelim sözlerimizi… Fatır Suresi’nin son ayeti…
وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللَّهُ النَّاسَ بِمَا كَسَبُوا
““Eğer Allah-u Teâlâ… İnsanlar dünyada yaşıyor iken Yaptıklarından dolayı… Hatalarından dolayı… Günahlarından dolayı… İşlemiş olduğu haramlardan dolayı… O anda onları hesaba çekmiş olsaydı…””
مَا تَرَكَ عَلَى ظَهْرِهَا مِن دَابَّةٍ
““Yeryüzünde bir tane canlı kalmazdı…” Bin kez günah işliyorsun… Bin birinci kez yine günah işliyorsun Allah yine yetti artık demiyor… Nefesini kesmiyor… Rızkını kesmiyor…”
Evet; bu gün Berat Gecesi… Beratımızı alma gecesi… Günahlardan sıyrılma gecesi… Af gecesi… Mağfiret gecesi… Be gece şu muhasebeyi yapalım.. 18 gün önceki Miraç Gecesi benle… Berat Gecesindeki ben arasında… Bir fark var mı yok mu… Bir buçuk ay önceki… Üç ayların ilk gecesi olan Regaip Gecesindeki benle… Bu geceki ben arasında fark var mı yok mu… Geçen seneki benle bu seneki ben arasında fark var mı yok mu… Bunların muhasebesini yapalım bu gece…
