BİZİ VE İSLAM ÂLEMİNİ GERÇEK İSLAMÎ UYGULAMA KURTARIR VE YÜKSELTİR
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ
نَسُوا اللَّهَ فَأَنسَاهُمْ أَنفُسَهُمْ أُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
Her şeyin nefis ve şeytana hizmet ettiği bir zamanda yaşıyoruz. Hayatın her alanında gururun, kibirin, riyanın, iki yüzlülüğün hakim olduğu bir devirdeyiz. Böyle bir zamanda sıratı müstakim üzere bulunmak kolay değil. Böyle bir devirde kendimizi korumak maalesef çok zor. Ailemizi, sorumluluklarını omuzlarımızda taşıdıklarımızı kurtarmak çok zor.
Ama bizim hem dünyevi hem de uhrevi huzuru yakalamamız gerekiyor. Bunu başarabilmek için ilahi ahlak esaslarına bağlı bir hayatımızın olması lazım. Bunun için de samimi ve şuurlu bir şekilde Allah’u Zülcelal’in bütün mahlûkata can simidi olarak sunduğu İslam’a sarılmamız gerekiyor. Kur’an’a, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa(s.a.v)’ya hayatımızın her anında kesintisiz itaat etmemiz gerekiyor.
Bu gün kâfirlerin, münafıkların, zalimlerin, İslam düşmanlarının oynadıkları oyunları, kurdukları tuzakları bozmamız gerekiyor.
Bütün bunları ancak Din-i Mübin-i İslam’da, Kur’an’da ve Peygamber Efendimiz (SAV)’in yolunda birlik olduğumuz zaman bozabiliriz. Çünkü Kur’an-ı Kerim’in beyanına göre;
يُرِيدُونَ لِيُطْفِؤُوا نُورَ اللَّهِ
بِأَفْوَاهِهِمْ وَاللَّهُ مُتِمُّ نُورِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ
““. Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.”(Saf Suresi,8)”
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ
نَسُوا اللَّهَ فَأَنسَاهُمْ أَنفُسَهُمْ أُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
““Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridir.” (el-Haşr, 19) buyuruyor Cenab-ı Hakk…”
İnsanlar Cenab-ı Allah’a itaat etmedikleri zaman sürekli bozguna uğrar ve sürekli ezilirler.
Yıllardır ve özellikle de son zamanlarda Müslümanlar sürekli eziliyorlar; çünkü bütün İslam alemi darmadağınık. Daha da kötüsü bu dağınıklığı artık makul, sıradan, sanki normal bir şeymiş gibi görmeye başladık.
Bir de içimizde Müslüman görünerek Müslümanları arkadan hançerleyip yok etmek isteyenler var. Bunlar sûret-i haktan görünüp, dinimizi, kardeşliğimizi yıkmağa çalışıyorlar. Dıştan musallâ (!) Müslümanı görünüp de İslam’a ve Müslümanlara amansızca saldıran bunlar İslam âleminin perişan olup, yıkıma uğraması için çalışıyor.
İslam, Ümmet-i Muhammed’in varlığının ve kimliğinin temel faktörüdür. Bu Ümmet-i Muhammedi sadece İslam kimliği, İslam kültürü ve İslam ahlakı kurtarır.
Öncelikle şunu bilmemiz lazım… İslam âlemi gelişmişlik bakımından bu gün bir Japonya gibi olamadıysa, bir Amerika gibi, Avrupa gibi olamadıysa bunun suçu İslam’da ve Kur’an’da değil; bunun suçu İslam’ı ve Kur’an’ı doğru okuyup anlayamayan ve yaşamayanlarda. İşte bu İslam’ı ve Kur’an’ı doğru okuyup anlayamayanlar Müslümanları geri bıraktı. Onun için hiç kimse İslam bizi geri bıraktı demeye kalkmamalı.
İslam’ı yaşamayan, İslam ahlakına tamamen aykırı işler yapan, din sömürücülüğü yapan, dini istismar İslam değildir.
İslam âleminin kurtuluşu İslam’da mıdır, değil midir? Bizler bu konuyu artık ciddî bir şekilde düşünmek zorundayız. İslam’a inanmadan, İslam’ı şuurlu bir şekilde yaşamadan kuru kuruya İslamcılık İslam değildir.
Tarihimizde dünyaya ilmi ve siyasi alanlarda hükmettiğimiz çağlar var bizim. İşte bu çağlarda yaşanan İslami uygulama İslam’dır. İslam demek can ve mal güvenliği demektir, İslam demek din ve inanç güvenliği demektir, İslam demek ırz, namus ve nesep güvenliği demektir.
Bunlar yoksa İslam lafta kalır. Adaletin olmadığı yerde İslam yoktur, insafın, merhametin olmadığı yerde İslam yoktur. İslam’a aykırı İslami uygulamalar İslam sayılamaz. İslam dışı ve uydurma ve ya geleneksel İslam arayışlarımızın faturasını yıllardır çok ağır ödedik, ödemeye de devam ediyoruz.
İslam âlemini İslam kurtarır derken, İslam’ın Kur’an’a, Sünnete uygun doğru uygulanmasını kast ediyorum. Anlatmaya çalıştığım şey; Hz. Ebubekir (r.a)’in İslam uygulaması… Hz. Ömer (r.a)’in İslam uygulaması… Hz. Osman (r.a)’ın ve Hz. Ali (r.a)’nin uygulamaları
Cenab-ı Hak Kur’an’da:
إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ
““Allah katında hak din şüphesiz İslam’dır.” (Âl-i İmrân Sûresi, ayet 19) buyuruyor.”
وَمَن يَبْتَغِ غَيْرَ الإِسْلاَمِ دِينًا
فَلَن يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ
““Kim İslam’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden böyle bir din asla kabul edilmeyecek ve ahirette de hüsrana uğrayanlardan olacaktır.”(Âl-i İmrân Sûresi, ayet 85) buyuruyor.”
Kur’an’ın bütün emirleri haktır, farzdır. Ahir Zaman’ın en önemli farz vazifesi ise İttihad-ı İslam’dır, yani birlik ve beraberliktir. Özellikle bugün en çok ihtiyacımız olan şey, birlik olmaktır.
Bugün en çok ihtiyacımız olan şey; geçmişte yaşananları unutmak, Cenab-ı Allah’ın ipine hep birlikte sarılmak, zorluklara birlikte göğüs germek, saflar halinde küfre karşı durmaktır.
İslam bir hayat dinidir. İslam bizim hem dünyamızı ilgilendirir, hem de ahiret hayatımızı ilgilendirir. İslam’ın uygulaması Kur’an ve Sünnet üzerine olur. Kur’ansız, sünnetsiz İslam olmaz. İslami uygulamada rüşvet olmaz, İslami uygulamada haram rant ve kazanç olmaz, İslami uygulamada haram komisyon, haram servet ve riba olmaz…
Genel ve yoğun din sömürüsünün olduğu bir ortam İslamî ortam olamaz. İslam’ın hayata uygulandığı bir hayatta öncelikle şu olur… Sabahleyin, güneşin doğmasına bir saat kala bütün Müslümanların evlerinde ışıklar yanar. Herkes namaza kalkar. Rabbine yönelir.
Günün böyle başladığı bir İslam toplumunda öyle bir güvenlik olur ki, evlerin kapılarını kilitlemeye bile lüzum kalmaz. Böyle bir yerde öyle bir adalet olur ki, bırakın suçluyu, orada hiç kimse suç işlemeye cesaret bile edemez. Vel hasılı; İslam toplumunda kimsenin keyfine göre uygulama olmaz. İslam toplumunda onun bunun dediği olmaz, sadece Cenab-ı Hakk ne demişse o olur. İslam toplumunda kötülere ve kötülüklere fırsat verilmez. Herkes üzerine düşeni yapar. Herkes Emr-i bil Maruf Nehy-i anil Münker görevini yapar. İslam toplumunda, lafa geldi mi “bizde müslümanız, kime ne bu Allah’la benim aramda” safsatasıyla aleni bir şekilde günahlar işlenemez. İslam toplumu iffet toplumudur, İslam toplumu ahlak toplumudur, İslam toplumu fazilet toplumudur. Her gün görüyoruz İslam âleminin halini ve her gün izliyoruz Ümmet-i Muhammed’in perişanlığını. Her yerde oluk oluk kan akıyor. Suriye’den Miyenmar’a kadar her yerde zulümler yaşanıyor. Herkes leş kargaları gibi Müslümanların başına üşüşmüş. Bu yetmezmiş gibi bir de Müslümanlar bir birini yiyor, öldürüyor.
Onun için zaman zulümlere sessiz kalma, umursamaz davranma zamanı değil. Zaman sadece kendini ve aileni düşünerek, dünya hayatındaki çıkarların peşine düşerek nefsâni tartışma ve çekişmelerle vakit öldürme zamanı değil artık. Milyonlarca Müslüman böylesine büyük zulüm yaşarken ve bu zulmün tek çaresi de Müslümanların birlik beraberliğinde iken, İslam’ın doğru okunup doğru yaşanmasındayken, bunun için hiçbir çaba ve gayret göstermeden, acaba ben ne yapabilirim demeden yaşamak vicdansızlık olur. Ve bu vicdansızlığın hesabı da yarın huzur-u mahşerde gerçekten çok ağır olur. Onun için hepimiz, Cenab-ı Allah'ın emri olan İslam ahlâkının yaygınlaşması için gayret etmek zorundayız.
Dünyanın dört bir yanında acılar, katliamlar, sıkıntılar ve çileler yaşanıyor. Ve bunların hiçbiri yeni değil. Müslümanlar yıllardan beri, hatta asırlardan beri baskı altında yaşıyor.
Cenab-ı Allah, din kardeşlerinin yaşadığı acıları görmezden gelen, kendi işine gücüne bakan, bencillik eden Müslümanları, bazı “azim hadiseler” yaratarak, belâ ve zorluk vererek daldıkları uykudan uyandırıyor aslında.
Bakınız Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz (s.a.v) bizleri asırlar ötesinden uyarıyor. Yeter ki, basiret gözlerimizi açalım artık.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ
وَرَسُولَهُ وَلَا تَوَلَّوْا عَنْهُ وَأَنْتُمْ تَسْمَعُونَ
““Ey iman edenler! Allah’a ve Resulüne itaat edin.(Kur’an nasihatlarını) dinlediğiniz halde, Peygamberin emirlerinden yüz çevirmeyin.” (Enfal suresi, 20) buyuruyor Cenab-ı Hakk.”
Başka bir Ayet-i Kerimede de;
وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ
““Hepiniz toptan Allah’ın ipine (Kur’an’a, İslam’a, Resulüne) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın…” (Âl-i İmrân suresi, 103) buyuruyor.”
Peygamber Efendimiz (s.a.v)’de:
“Sözün en doğrusu Allah’ın kitabı, yolun en güzeli de Muhammed (s.a.v)’in yoludur.” Diyor. (Buhari; Müslim; Tac, c.1, sh. 44)
Ayrıca Kur’an’ın haber verdiğine göre:
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا
بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
““Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.”(Hucurat Suresi,10)”
Görüyorsunuz yeryüzündeki bütün şer kuvvetler el ele vermiş ve hepsi Müslümanları yok etmek istiyor. Onlara karşı bizim tek çaremiz var; o da Allah’a ve Resulüne itaat etmek zorundayız. Allah’a ve Peygamberine itaat eden Müslüman; şuurlu ve ahlaklı olur, Allah’a ve Peygamberine itaat eden Müslüman güçlü ve âdil olur.
Çünkü Kur’an öyle diyor;
قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ
اللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
““(Resulüm)De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”
قُلْ أَطِيعُواْ اللّهَ
وَالرَّسُولَ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِرِينَ
“De ki: Allah’a ve Resulüne itaat edin. Eğer yüz çevirirse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.”(Âl-i İmrân suresi, 31-32) buyuruyor Kur’an…”
İyi dinleyelim ve doğru anlayalım bu ayetleri. Çünkü bizi bu ayet-i kerimelerin kurtaracağını da Kur’an’dan söylüyor bize;
إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ يَهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِنِينَ
الَّذِينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْرًا كَبِيرًا
““Gerçekten bu Kur’an en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan müminler için büyük bir mükâfat olduğunu ve ahirete inanmayanlar için elem dolu bir azap hazırladığımızı müjdeler.”(İsra Suresi,10)”
Hz. Aişe’ nin Peygamber Efendimizin ahlakını soranlara ‘’O’nun ahlakının Kur’an olduğunu’’söylemesi de Kur’an’ı okumamız, anlamamız ve yaşamamız gerektiğini öğretiyor bize.
Hz.Adem Peygamber’den itibaren bütün Peygamberler hem kendileri Müslüman olarak yaşamışlar, hem de çocuklarına ve kavimlerine Müslümanca yaşamalarını öğreterek, ölürken de Müslüman olarak ölmelerini istemişler; bunu da biz Kur’an’dan öğreniyoruz.
Bu sebeple hepimiz din, dil ve tarih şuuruna sahip olmak zorundayız. Eğer bu şuurlar diri olursa; fert de diri olur, toplum da diri olur. Bu şuurlar kaybedildiği zaman; fert de yok olur gider, toplum da yok olur gider.
“Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz!” buyurmuş Peygamberimiz. Eğer Kur’an’a ve sünnete sarılmazsak hem dünyamızı hem ahiretimizi kaybederiz. Eğer Peygamber Efendimiz’in ahlakıyla ahlaklanmazsak bu dünyada rezil oluruz, öbür dünyada da zelil oluruz.
Kendimize gelmek zorundayız artık. Şu dünyanın para-pul, mal-mülk çılgınlığına dur demek zorundayız. Kur’an’ı okuyup anlamak zorundayız; Peygamber Efendimiz (SAV)’i anlayıp O’nun yolundan yürümek zorundayız. Boş lafları bırakmak ve İslam’ı hakkıyla yaşamak zorundayız. Dinimizin ilmihal bilgilerini öğrenip hayatımıza uygulamak zorundayız. En önemlisi de; çocuklarımızı İslam ahlakına sahip vasıflı Müslümanlar olarak yetiştirmek zorundayız. Cenab-ı Allah’ın yasakladığı, haram kıldığı ne varsa yapıp sonra “kimse karışamaz arkadaş, bu Allah’la benim aramda, bizde müslümanız” diye kendini avutan değil, haramı-helali bilen ve hayatını buna göre yaşayan vasıflı Müslümanlar olarak yetiştirmek zorundayız çocuklarımızı.
Hepimiz Cenab-ı Hakk’ın “Emr-i bil maruf, nehyi anil münker” emrini hayatımıza, yaşadığımız şu topluma hâkim kılmak zorundayız. Yani bir birimize iyiliği emretmek, kötülüğü yasaklamak, ahlaksızlığı engellemek zorundayız hepimiz.
İslam ahlakıyla yaşayarak gıybet etmeyelim, laf taşımayalım, kalbimizde kin ve intikam duyguları barındırmayalım. Mü’min kardeşlerimize düşmanlık etmeyelim. Namaza başlayalım, farz namazları ( eğer şer’î bir özrümüz yoksa), camilerde imamın ardında cemaatle kılalım.
Okumaya çok ihtiyacımız var bizim. En önemlisi de Kur’an’ın mealini ve tefsirini okumaya, Peygamberimizin sünnetini okumaya çok ihtiyacımız var bizim. Artık oturma odalarımızda sehbanın, masanın üzerinde Kur’an meali ve hadis kitapları, ilmihal kitapları yerini almak zorunda. Bu kitaplar elimizin altında olmak zorunda. Televizyonlardaki reklam araları gibi ev hayatımızın okuma araları olmak zorunda.
Bir birimizle çekişmeyi bırakalım. Cenab-ı Hakk’ın yardımına nail olmak için kendimize yardım edelim. Kendine yardım etmeyene Cenab-ı Allah niye yardım etsin.
Cuma ezanı okununca dükkânlarımızı, işyerlerimizi, bürolarımız, atölyelerimizi kapatıp camilere Allah’ı anmaya gidelim. Çünkü bunu böyle yapmamızı Allah-u Teâlâ emrediyor bize.
الَّذِينَ آمَنُواْ وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُم بِذِكْرِ اللّهِ أَلاَ بِذِكْرِ اللّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ
“”Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur. (Ra‘d Suresi, 28) buyuruyor Cenab-ı Hakk Kur’an’da.”
Cahilliği bırakalım ve merhametli olalım. Merhamet edelim ki, bize de merhamet edilsin. “Merhamet etmeyene merhamet edilmez” diyor bizim Peygamberimiz.
Riyayı, ikiyüzlülüğü bırakalım. Ya olduğumuz gibi görünelim, ya göründüğümüz gibi olalım. Ahirete doğru uzun bir yol var önümüzde. Bu uzun yolculuk için hazırlık yapalım.
İslam’ı, Kur’an’ı, Peygamber Efendimizi (s.a.v), güzel ahlakı doğru öğrenelim ve hayatımızda uygulayalım bunları. İslam’ı yaşayan Müslüman olalım yani.
Bizler farkında olmadan birileri inancımızı değiştirmeye çalışıyor. Önce inancımızı zayıflatma çabasındalar, ondan sonra aile yapımızı bitirmek istiyorlar. Dizilere bakın. Hiçbir dizide çekirdek aile bulmak mümkün değil. Televizyon dizilerinde kimin gözü kimin ırzında, kimin namusunda belli değil. Özel hayatında defalarca evlenip boşanan kişiler evlilik programı sunuyor. Kıyafet giymesini bilmeyen insanlar televizyonlarda boy gösterip insanların beyinlerini yıkıyor. Artık uyanmak zorundayız. Durum gerçekten çok vahim. Önce bir hadis meali arzedelim ve sonra da bir ayet-i kerime ile bitireyim sözlerimi:
“Size iki şey bıraktım. Bunlara sarıldığınız müddetçe asla sapıtmazsınız. Bunlar, Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim ve Resulünün sünnetidir.” (İ. Malik, Kütübü Sitte, c. 1, sh. 179, No: 1) buyuruyor.
Cenab-ı Rabbil Alemin’de;
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ
““Ey İman edenler! Eğer siz Allah’a, onun emrini tutar dinini uygular yardım ederseniz, O da size yardım eder ve düşmanlarınıza karşı ayaklarınızı sabit kılar, sağlam bastırır.”(Muhammed suresi, 7)”
