CUMA VAAZI
CAMİLERİMİZ VE DİN GÖNÜLLÜLERİ
MİHRABIN SADAKATİ, MİNBERİN EMANETİ, KÜRSÜNÜN SORUMLULUĞU.
اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَىٰ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَىٰ آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ.
أَمَّا بَعْدُ
AZİZ MÜMİNLER!
DEĞERLİ KARDEŞLERİM!
Bizleri yeniden mübarek Cuma gününün huzurunda, Allah’ın evi olan camilerimizde buluşturan Yüce Rabbimize hamdolsun. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya, âline ve ashabına salât ve selam olsun.
Camilerimiz sadece taş, beton ve kubbeden ibaret değildir. Cami; secdenin, duanın, Kur’an’ın, kardeşliğin ve kulluğun evidir.
Din görevlisi de sadece namaz kıldıran kimse değildir. O; mihrabın önünde imam, minberde hatip, kürsüde nasihatçi, mahallesinde rehber, toplumunda emanetçidir.
Bu görev büyük bir şeref olduğu kadar büyük bir sorumluluktur.
Çünkü Allah’ın evinde konuşan insan, insanların önünde değil, Allah’ın huzurunda konuştuğunu bilmelidir.
1. Ayet
إِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللَّهِ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَأَقَامَ الصَّلَاةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَلَمْ يَخْشَ إِلَّا اللَّهَ ۖ فَعَسَىٰ أُولَٰئِكَ أَنْ يَكُونُوا مِنَ الْمُهْتَدِينَ
“Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.”
(Tevbe, 9/18)
1. Hadis
مَنْ بَنَى لِلَّهِ مَسْجِدًا بَنَى اللَّهُ لَهُ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ
“Kim Allah için bir mescit yaparsa, Allah da onun için cennette bir ev yapar.”
(Sahîh-i Müslim, Mesâcid, 24/533b)
AZİZ MÜMİNLER!
Bir caminin duvarını yapmak kolaydır; fakat o caminin ruhunu canlı tutmak zordur.
Bir caminin kapısını açık tutmak kolaydır; fakat insanların kalbini Allah’a açmak büyük bir gayrettir.
Bir imamın görevi yalnızca ezan okumak, namaz kıldırmak değildir. Asıl mesele, insanlara Allah’ı hatırlatmaktır.
Öyle ki camiden çıkan genç,
“Ben Rabbimi unutmamalıyım.” desin.
Camiye gelen çocuk,
“Burası benim evim.” desin.
Derdi olan insan,
“Hocam beni dinler.” desin.
Günaha düşen insan,
“Allah’ın rahmetinden ümit kesmemeliyim.” desin.
İşte o zaman cami gerçekten imar edilmiş olur.
Çünkü caminin duvarını taşlar, ruhunu ise imanlı insanlar yükseltir.
Fakat unutmayalım ki camileri yalnızca bedenlerimizle değil, kalplerimizle de imar etmeliyiz. Bir gün bu dünyadaki bütün sesler kesilecek, bütün makamlar sona erecek ve insan yalnızca yaptığı amellerle baş başa kalacaktır. O gün camiye hizmet etmiş olmak, ancak iman, ihlas ve samimiyetle değer kazanacaktır.
2. Ayet
وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ ۚ وَأُولَٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
“Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”
(Âl-i İmrân, 3/104)
Din gönüllüsünün vazifesi, insanları hayra çağırmak, iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmaktır. Ancak bu görev, hikmetle, güzel öğütle, merhametle ve güzel bir üslupla yerine getirilmelidir.
2. Hadis
بَلِّغُوا عَنِّي وَلَوْ آيَةً، وَحَدِّثُوا عَنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ وَلَا حَرَجَ، وَمَنْ كَذَبَ عَلَيَّ مُتَعَمِّدًا فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ
“Benden bir âyet bile olsa tebliğ edin. İsrailoğulları’ndan da haber verebilirsiniz; bunda bir sakınca yoktur. Kim benim adıma kasten yalan söylerse, cehennemdeki yerine hazırlansın.”
(Sahîh-i Buhârî, Enbiyâ, 50, 3461)
DEĞERLİ KARDEŞLERİM!
Minberde söylenen her söz emanettir.
Kürsüde anlatılan her hadis emanettir.
Mihrabın önünde verilen her nasihat emanettir.
Din adına konuşan insan, “Ben böyle düşünüyorum.” diyerek din anlatamaz.
Çünkü yanlış bir söz, bir insanın ibadetini değiştirebilir. Yanlış bir bilgi, bir gencin din anlayışını bozabilir. Peygamberimize ait olmayan bir sözü Peygamberimize aitmiş gibi söylemek ise çok ağır bir vebaldir.
Onun için din gönüllüsü konuşmadan önce düşünmelidir:
“Bu söz Allah’ın huzurunda karşıma çıkarsa ne yapacağım?”
Bugün söylediğimiz sözler unutulabilir. Ama Allah katında hiçbir söz kaybolmaz.
Dil susacak, fakat söylenenler konuşacaktır.
İnsan, dünyada söylediği sözleri unutsa bile melekler unutmaz. İnsanlar alkışlamasa bile Allah işitir. İnsanlar fark etmese bile Allah görür. Bu sebeple din adına söylenecek her söz, kalpte korku ve sorumluluk duygusuyla söylenmelidir.
3. Ayet
إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تُؤَدُّوا الْأَمَانَاتِ إِلَىٰ أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ أَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ ۚ إِنَّ اللَّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ بِهِ ۗ إِنَّ اللَّهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرًا
“Şüphesiz Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”
(Nisâ, 4/58)
3. Hadis
كُلُّكُمْ رَاعٍ، وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ
“Hepiniz çobansınız ve hepiniz idareniz altındakilerden sorumlusunuz.”
(Sahîh-i Buhârî, Cuma, 11/893)
AZİZ MÜMİNLER!
Din görevliliği bir makam değil, emanettir.
Mihrabın önünde durmak bir şeref olduğu kadar ağır bir mesuliyettir.
Çünkü cemaat size sadece namazda uymuyor.
Sözünüze de güveniyor.
Sizi dinliyor.
Sizi örnek alıyor.
Sizi çocuklarına anlatıyor.
Sizi gençlerine gösteriyor.
İşte bunun için din gönüllüsü kendi hayatına da dikkat etmelidir.
Cemaat camide gördüğü hocayla, çarşıda gördüğü hocayı aynı görmelidir.
Minberde söylediği güzel sözleri kendi hayatında da yaşamaya çalışan bir din görevlisi, sessiz hâliyle bile tebliğ yapar.
Ama söz başka, hayat başka olursa insanlarda şu tehlikeli düşünce doğar:
“Madem kendisi yaşamıyor, söyledikleri neden önemli olsun?”
Bu yüzden din hizmetinde en güçlü vaaz bazen dil ile değil, hayat ile verilir.
İnsanlar sadece söylediklerimizi değil, yaşadıklarımızı da dinler. Dilimiz doğruyu söylerken davranışlarımız onu yalanlamamalıdır. Aksi hâlde söz tesirini kaybeder, güven sarsılır ve insanların dine bakışı zarar görebilir.
4. Ayet
اُدْعُ إِلَىٰ سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُمْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ ۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır; onlarla en güzel yöntemle mücadele et. Şüphesiz Rabbin, kendi yolundan sapanları da doğru yolda olanları da en iyi bilendir.”
(Nahl, 16/125)
4. Hadis
مَنْ يُرِدِ اللَّهُ بِهِ خَيْرًا يُفَقِّهْهُ فِي الدِّينِ، وَإِنَّمَا أَنَا قَاسِمٌ وَاللَّهُ يُعْطِي
“Allah kimin hakkında hayır dilerse onu dinde anlayış sahibi kılar. Ben ancak dağıtanım; veren ise Allah’tır.”
(Sahîh-i Buhârî, İlim, 3/71)
DEĞERLİ KARDEŞLERİM!
Bir insanı camiye bağlamak da mümkündür, camiden uzaklaştırmak da.
Bir gence güzel bir söz söylersin; belki ömrü boyunca o sözü unutmaz.
Bir günahkâra merhametle yaklaşırsın; belki o insan tövbe eder.
Bir çocuğun başını okşarsın; belki o çocuk ömrü boyunca camiyi sever.
Ama kırıcı, küçümseyici ve azarlayıcı bir dil kullanırsan, belki bir insanın camiden uzaklaşmasına sebep olursun.
Onun için din gönüllüsü insanları kendisine değil, Allah’a çağırmalıdır.
Kendi şahsını büyütmeye değil, Allah’ın dinini sevdirmeye çalışmalıdır.
Çünkü bizim vazifemiz insanları kendimize bağlamak değil; Allah’a bağlamaktır.
Bir gönlü kırmak kolaydır; fakat kırılan gönlü yeniden kazanmak bazen yıllar sürer. Bir genci camiden uzaklaştırmak birkaç sert sözle mümkün olabilir; fakat onu yeniden camiye kazandırmak büyük sabır ve emek ister. Bu sebeple din hizmetinde dilimize dikkat etmeli, merhameti elden bırakmamalı ve muhatabımızın Allah’ın kulu olduğunu unutmamalıyız.
5. Ayet
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا
“Andolsun, Allah’ın Resûlü’nde sizin için; Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çokça anan kimseler için güzel bir örneklik vardır.”
(Ahzâb, 33/21)
5. Hadis
أَلَا كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ
“Dikkat edin! Hepiniz birer sorumlusunuz ve hepiniz sorumluluğunuz altındakilerden hesaba çekileceksiniz.”
(Sahîh-i Buhârî, Cuma, 11/893)
AZİZ MÜMİNLER!
Peygamber mesleğini taşıdığını söylemek kolaydır.
Asıl mesele Peygamberimizin ahlakını taşımaktır.
O’nun merhametini taşıyacak.
O’nun sabrını taşıyacak.
O’nun doğruluğunu taşıyacak.
O’nun insanlara olan sevgisini taşıyacak.
O’nun affediciliğini taşıyacak.
Çünkü insanlar bazen dinimizi kitaplardan değil, bizim davranışlarımızdan tanırlar.
Bir din görevlisinin davranışı, bazen bir cümleden daha güçlüdür.
Bir tebessüm tebliğdir.
Bir sabır tebliğdir.
Bir yetimin başını okşamak tebliğdir.
Bir gencin derdini dinlemek tebliğdir.
Bir cenazenin ailesinin yanında olmak tebliğdir.
Bir hastayı ziyaret etmek tebliğdir.
Bir insanın yanlışını herkesin içinde yüzüne vurmadan düzeltmek tebliğdir.
Unutmayalım ki herkesin görmediği yerde de Allah bizi görmektedir. İnsanların önünde güzel görünmek kolay olabilir; asıl imtihan, kimsenin görmediği yerde Allah’a karşı sadık kalabilmektir. Mihrabın önünde duran kişi, yalnızca cemaate değil, Rabbine karşı da sorumludur.
Ey Rabbimiz! Camilerimizi iman, ibadet, ilim, irfan, merhamet ve kardeşlik yuvası eyle.
Ey Rabbimiz! Din hizmeti sunan kardeşlerimize ihlas, sabır, hikmet ve güzel ahlak nasip eyle.
Ey Rabbimiz! Söylediğini yaşayan, bildiğiyle amel eden ve emanetin sorumluluğunu bilen kullarından eyle.
Ey Rabbimiz! Gençlerimizi ve çocuklarımızı camilerimizden ayırma. Onların gönüllerini camilerimize, Kur’an’a, namaza ve güzel ahlaka bağla.
Ey Rabbimiz! Camilerimizi imar edenlerden, din hizmetini samimiyetle yürütenlerden ve hayra çağıranlardan eyle.
Ey Rabbimiz! Dilimizi doğru sözden, gönlümüzü ihlastan, hayatımızı güzel ahlaktan ayırma.
Ey Rabbimiz! Bizi, insanların önünde başka, yalnızken başka olanlardan eyleme. Gizli ve açık bütün hâllerimizi razı olduğun kullukla güzelleştir.
Ey Rabbimiz! Mihrabın sadakatini, minberin emanetini ve kürsünün sorumluluğunu hakkıyla taşımayı bizlere nasip eyle.
إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ ۚ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا
“Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selam edin.”
(Ahzâb, 33/56)
HAZIRLAYAN MEHMET ERÇELİK
