CENAZE VE ÖLÜM
SENİ MEZARA KOYDUKLARINDA, HANGİ AMELİN SENİ KURTARACAK?
OMUZLARDA TAŞINAN CENAZENİN, BİR GÜN SEN OLACAĞINI UNUTTUN MU?
MEZARA GİRDİĞİNDE, MALIN MI SENİNLE GELECEK, YOKSA AMELİN Mİ?
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا نَحْمَدُهُ وَنَسْتَعِينُهُ وَنَسْتَغْفِرُهُ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ الَّذِي ذَكَّرَنَا بِالْمَوْتِ وَالْقَبْرِ وَالْآخِرَةِ وَعَلَى آلِهِ وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِينَ
Hamd, ölümü ve hayatı hangimizin daha güzel amel yapacağını denemek için yaratan Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Salât ve selâm, bizi ölüm, kabir ve ahiret ile uyaran Peygamberimiz Muhammed’e, onun âline ve ashabına olsun.
AZİZ MÜMİNLER,DEĞERLİ KARDEŞLERİM!
Ey İnsan, Ey Ademoğlu! Kendine gel "
Bugün başkalarının cenazesini omuzlarında taşıyorsun, lakin bu sessiz feryattan hâlâ ibret almıyorsun! Oysa bil ki ey gafil; bugün tabutun altına giren o omuzlar, çok değil, bir gün senin de son bineğini taşıyacak. Bugün toprağa basan ayakların, yarın toprağın altında kalacak. Bugün musallaya bakan gözlerin var; yarın ise herkesin gözü senin üzerinde, "Er kişi niyetine" nidasını bekliyor olacak.
فَاعْتَبِرُوا يَا أُولِي الْأَبْصَارِ
"Ey basiret sahipleri! Ey akıl sahipleri! İbret alın!" (Haşr, 2)
Şu an ayakta dimdik duran bedenin, bir gün dilsiz ve hareketsizce şu musalla taşına boylu boyunca uzanacak. Sen bugün "Daha gencim, vaktim var" diyorsun; oysa ölüm ne yaşa bakar, ne mühlet tanır, ne de kapıda izin bekler! Ecel geldiğinde ne bir saat ileri gider, ne de bir saniye geri kalır. Bugün dünyalık hırslarla gülüyorsun; yarın senin ardından hıçkıra hıçkıra ağlanacak. Sen bugün ölümü unuttun ama ölüm seni asla unutmayacak, seninle beraber adımlıyor!
Kardeşlerim! Bakınız şu önümüzde yatan cenazeye Bu sadece bir mevtâ değil, bu bizim kendi istikbalimizdir! Bugün kürekle üzerine toprak attığın o mezar, aslında yarın içine gireceğin ebedî evindir. Bugün toprağın üstünde geziyorsun, yarın o toprak seni öyle bir örtecek ki; ne malın kalacak yanında, ne makamın, ne de seni omuzlarında taşıyan dostların
Resûlullah Sallallahu aleyhi ve sellem (S.a.v), mübarek evladı Hazreti İbrahim’in vefatında buyurduğu gibi: "Göz yaşarır, kalp mahzun olur. Fakat biz Rabbimizin razı olacağı şeyden başkasını söylemeyiz." Ey insan! Tefekkürü terk ettin, dünyaya daldın, ölümü uzak sandın. Oysa ölüm gurbetten kurtuluş, asıl vatana, sılaya kavuşmaktır; ama sadece hazırlığı olanlar için! Bugün başkasının hesabına bakıp kusur arıyorsun; yarın kendi amelinle, o daracık ve karanlık kabirde yapayalnız baş başa kalacaksın.
Kendine gel ey insanoğlu! Çünkü bu yolun geri dönüşü yok ve bu yolun sonu mutlaka ama mutlaka şu kara topraktır!
1. ÖLÜMÜN HAKİKATİ VE DÜNYA SÜRGÜNÜNÜN SONU
1. AYET-İ KERİME
كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
Meali: "Her nefis ölümü tadacaktır; sonra bize döndürüleceksiniz." (Ankebût Suresi, 57. Ayet)
1. HADİS-İ ŞERİF
أَكْثِرُوا ذِكْرَ هَاذِمِ اللَّذَّاتِ الْمَوْتِ
Meali: "Lezzetleri bıçak gibi keseni (ölümü) çok hatırlayın!" (Tirmizî, Kıyâmet 26; Nesâî, Cenâiz 3)
Sıhhat: Sahih.
NÜZUL SEBEBİ
Müminlerin, dünya hayatının geçici zorlukları veya rızık endişesiyle sarsıldıkları, hicret gibi büyük imtihanlarla karşılaştıkları bir dönemde nazil olmuştur. İnsana, kaçtığı veya korktuğu şeyin aslında mukadder bir son olduğunu, asıl varış yerinin ise ancak Allah'ın huzuru olduğunu hatırlatarak, fani olanın yerine baki olana tutunmayı emreder.
AZ VE ÖZ TEFSİR
Ölüm, dünyanın en tatlı uykusundan daha derin, en ağır yükünden daha ağır bir gerçekliktir. "Her nefis tadacaktır" buyurulması, ölümün bir bitiş değil, her canlının içinden geçeceği zorunlu bir kapı olduğunu gösterir. Toprak yorgan, mezar yastık olduğunda; dünya denen o güzel sofranın peşin yenen lokmalarının hesabı başlayacaktır. Bugün omuzlarımızda taşıdığımız bu cenaze, aslında bizim kendi geleceğimizdir. Bugün ona, yarın bize Ölüm döşeğine yattığında, dünyada bıraktıkların için değil, ahirete götürdüklerin için sevinir veya üzülürsün. Ey insan! Dünya seni oyaladı ama ölüm seni mutlaka uyandıracak. Bugün başkasının cenazesine ağlarken, aslında kendi cenazenin provasını yaptığını unutma.
SAHABE KISSASI
Hazreti Osman (r.a), bir kabrin başında durduğunda sakalı ıslanıncaya kadar ağlardı. Kendisine: "Cennet ve cehennem anıldığında bu kadar ağlamıyorsun da, kabir başında niçin böyle ağlıyorsun?" diye sorulduğunda, o hüzün dolu sesiyle şöyle cevap verdi: "Çünkü Resûlullah Sallallahu aleyhi ve sellem (S.a.v) buyurdu ki: 'Kabir, ahiretin ilk durağıdır. Kim orada kurtulursa sonrası kolaydır; kim orada kurtulamazsa sonrası daha çetindir.'" İşte o büyük sahabe, kabri sessizliğin değil, hakikatin en gür konuştuğu yer olarak görürdü.
KISSADAN HİSSE
İnsanların çoğu bedenlerinin ölümünden korkar; oysa esas korkulması gereken, kalplerin günahlarla ölmesidir.
Dünya bir gölgedir; sen onu kovalarsan o kaçar, sen ondan kaçarsan o seni kovalar.
"Biz de gezerdik siz gibi, siz de geleceksiniz biz gibi" diyen sessiz yığınların sesine kulak ver; zira kabir ehli konuşabilseydi tek sözleri "En hayırlı azık takvadır" olurdu.
Ölmeden önce ölünüz; yani hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz ki, kabir sizin için bir azap çukuru değil, cennet bahçelerinden bir bahçe olsun.
2. KAÇILMASI MÜMKÜN OLMAYAN RANDEVU: ECEL
2. AYET-İ KERİME
قُلْ إِنَّ الْمَوْتَ الَّذِي تَفِرُّونَ مِنْهُ فَإِنَّهُ مُلَاقِيكُمْ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Meali: "De ki: Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaşacaktır. Sonra gaybı da, görünen âlemi de bilen Allah’a döndürüleceksiniz; O da size yapmış olduklarınızı haber verecektir." (Cuma Suresi, 8. Ayet)
2. HADİS-İ ŞERİF
يَتْبَعُ الْمَيِّتَ ثَلَاثَةٌ فَيَرْجِعُ اثْنَانِ وَيَبْقَى مَعَهُ وَاحِدٌ يَتْبَعُهُ أَهْلُهُ وَمَالُهُ وَعَمَلُهُ فَيَرْجِعُ أَهْلُهُ وَمَالُهُ وَيَبْقَى عَمَلُهُ
Meali: "Ölüyü (mezara kadar) üç şey takip eder: Ailesi, malı ve ameli. Bunlardan ikisi geri döner, biri kalır: Ailesi ve malı geri döner, ameli kendisiyle baki kalır." (Buhârî, Rikâk 42; Müslim, Zühd 5)
Sıhhat: Sahih.
NÜZUL SEBEBİ
Yahudilerin, "Biz Allah'ın seçilmiş kullarıyız, ahiret sadece bizimdir" iddialarına ve ölüme karşı duydukları aşırı hırsa cevaben nazil olmuştur. Ayet, insanın ne kadar saklanırsa saklansın, hangi kaleye sığınırsa sığınsın ölümle mutlaka yüzleşeceğini ihtar ederek; sahte emniyet duygusunu yıkmak için gelmiştir.
AZ VE ÖZ TEFSİR
Ölüm, insanın arkasından gelen değil, tam karşısında duran bir randevudur. "Mülâkî" ifadesi, iki kişinin birbirine doğru yürümesi ve ortada buluşması demektir. Sen ölüme doğru koşuyorsun, ölüm de sana! Sakın ola ki, "Gençliğim var, daha vaktim var" demeyesin. Ölüm genç-yaşlı dinlemez; ecel gelince ne bir saat ileri ne bir saat geri gider. Muhakkak sen de öleceksin, onlar da ölecekler. O an geldiğinde ne malın konuşacak ne makamın; sadece amelin seninle o karanlık kabre girecek. Bugün üzerinde yürüdüğün toprak, yarın seni bağrına bastığında, dünyada terk etmediğin ne varsa seni terk edecektir.
SAHABE KISSASI
Hazreti Ali (r.a) bir gün kabristana uğradı ve oradakilere şöyle seslendi: "Ey kabir ehli! Mallarınız paylaşıldı, kadınlarınız başkalarıyla evlendi, evlerinizde artık başkaları oturuyor. Bizim taraftan haberler böyle Peki, sizin tarafta ne var?" Sonra yanındakilere dönerek buyurdu ki: "Eğer konuşabilselerdi şöyle diyeceklerdi: 'Takvadan (Allah korkusundan) daha hayırlı bir azık bulamadık!'"
KISSADAN HİSSE
Dünyayı sevmeyin; o sizi terk etmeden evvel siz onu kalben terk edin.
Mezarlıklar, kendisini vazgeçilmez sanan, "daha vaktim var" diyen insanlarla doludur.
Bugün başında durduğun kabir, yarın seni bekleyen evindir. Evini harap, ahiretini imar edenlerden olma.
3. KABİR: YA CENNET BAHÇESİ YA CEHENNEM ÇUKURU
3. AYET-İ KERİME
حَتَّى إِذَا جَاءَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِ لَعَلِّي أَعْمَلُ صَالِحًا فِيمَا تَرَكْتُ كَلَّا إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا وَمِنْ وَرَائِهِمْ بَرْزَخٌ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
Meali: "Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında: 'Rabbim! Beni geri gönder; ta ki boşa geçirdiğim dünyada salih amel işleyeyim' der. Hayır! Bu, onun söylediği boş bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar diriltilecekleri güne kadar bir berzah (perde) vardır." (Mü'minûn Suresi, 99-100. Ayetler)
3. HADİS-İ ŞERİF
إِنَّمَا الْقَبْرُ رَوْضَةٌ مِنْ رِيَاضِ الْجَنَّةِ أَوْ حُفْرَةٌ مِنْ حُفَرِ النِّيرَانِ
Meali: "Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur." (Tirmizî, Kıyâmet 26)
Sıhhat: Hasen (Mevkuftur, ancak merfu hükmündedir).
NÜZUL SEBEBİ
Dünya hayatının geçici zevklerine dalıp ahireti hesaba katmayan, "Hele bir yaşayalım, sonra bakarız" diyen gafillere bir uyarı olarak nazil olmuştur. İnsanın son nefeste duyacağı o büyük pişmanlığın fayda vermeyeceğini ve berzah aleminin geri dönüşü olmayan bir kapı olduğunu bildirmek için gelmiştir.
AZ VE ÖZ TEFSİR
Kabir, sessizliğin değil; hakikatin en gür konuştuğu yerdir. O dar çukurda "Rabbi rciûn" (Rabbim beni geri gönder) feryatları yükselecek ama o kapı bir kez kapandı mı bir daha açılmayacaktır. Kabirler sahiplerine karanlıkla doludur; orayı aydınlatacak olan ne taktığın elektrik ne de bıraktığın mirastır; orayı ancak dünyada kıldığın namazlar ve salih amellerin nuru aydınlatacaktır. Ey insan! Bugün omuzlarında taşıdığın cenaze, yarın seni taşıyacak omuzların habercisidir. Kefen bedenini sarmadan evvel, sen ruhunu takva ile sar. Unutma; dünya yendi, bitti; şimdi hesabı kaldı.
SAHABE KISSASI
Hazreti Ömer (r.a), vefatı yaklaşınca oğlu Abdullah'a şöyle demiştir: "Oğlum! Ben ölünce yanağımı toprağa koy. Belki Rabbim bana merhamet eder. Sakın benim için 'Emîrü'l-Müminîn öldü' diye bağırmayın. Eğer ben kabirde hesabı verebilirsem, o zaman asıl kurtuluşa ermişim demektir." O büyük adalet timsali bile, kabrin o sarsıcı ilk anından böyle çekinmiştir.
KISSADAN HİSSE
Kabir, amellerin meyve verdiği tarladır; dünyada ne ektiysen orada onu biçeceksin.
"Daha gencim" diyerek ölümü erteleyenler, mezar taşlarını başkalarına yaptıracaklarını unutanlardır.
Ölmeden önce nefsini öldürmeyen, kabirde pişmanlığın pençesinde ölür
4. AMEL DEFTERİ VE KABİRDEKİ YALNIZLIK
4. AYET-İ KERİME
وَجَاءَتْ سَكْرَةُ الْمَوْتِ بِالْحَقِّ ذَٰلِكَ مَا كُنْتَ مِنْهُ تَحِيدُ
Meali: "Ölüm sekeratı (can çekişme sarhoşluğu) bir gün gerçekten gelir. İşte bu, ey insan, senin kaçıp durduğun şeydir!" (Kâf Suresi, 19. Ayet)
4. HADİS-İ ŞERİF
إِنَّ الْعَبْدَ إِذَا وُضِعَ فِي قَبْرِهِ وَتَوَلَّى عَنْهُ أَصْحَابُهُ إِنَّهُ لَيَسْمَعُ قَرْعَ نِعَالِهِمْ
Meali: "Kul kabre konulup, dostları yanından ayrıldığında; o, arkasından gidenlerin ayakkabı seslerini mutlaka duyar." (Buhârî, Cenâiz 67; Müslim, Cennet 70)
Sıhhat: Sahih.
NÜZUL SEBEBİ
Ölümü sadece bedenin toprak olması sanan ve ahiret hayatını bir masal gibi görenlere karşı; o dehşetli anın kaçınılmazlığını ve insanın en çok kaçtığı şeyle (ölümle) eninde sonunda yüzleşeceğini ihtar etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR
Bugün yaşayanlar, yarının ölüsüdür; yarın ölenler ise bugün yaşayanların aynasıdır. İnsan, hayatı boyunca ölümden köşe bucak kaçar ancak ecel onu en beklemediği yerde yakalar. O dar çukura girdiğinde, en sevdiğin dostların bile üzerine toprağı atıp ayakkabı seslerini bırakarak uzaklaşacaklar. O an geldiğinde ne malın konuşacak ne de makamın; kabirde sadece amelin sana yoldaş olacak. Ey insan! Bugün omuzlarında taşıdığın tabut, yarın senin son bineğin olacak. Dünya bir misafirhanedir; peşin peşin yediğin ömrün hesabı şimdi başlıyor.
SAHABE KISSASI
Hazreti Ebû Zer (r.a) bir gün kabristanda durmuş ve şöyle seslenmişti: "Ey insanlar! Size en yalnız gününüzü haber vereyim mi? O, kabre ilk konulduğunuz gündür! O gün için ne hazırladınız? Eğer bir yolculuğa çıkacak olsanız yanınıza azık alırsınız; peki ahiret yolculuğu için takvadan başka neyiniz var?"
KISSADAN HİSSE
Dünya bir gölgedir; sen onu kovalarsan o kaçar, sen ondan kaçarsan o seni kovalar.
Mezar taşıdır insandan yarına kalan; unutma onu da başkası yaptırır, gerisi yalan.
En büyük vaiz ölümdür; kalbi ölenin bedeni diri olsa ne yazar?
5. HESAP GÜNÜNÜN DEHŞETİ VE PİŞMANLIK
5. AYET-İ KERİME
يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ وَأُمِّهِ وَأَبِيهِ وَصَاحِبَتِهِ وَبَنِيهِ لِكُلِّ امْرِئٍ مِنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ
Meali: "O gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır." (Abese Suresi, 34-37. Ayetler)
5. HADİS-İ ŞERİF
الْكَيِّسُ مَنْ دَانَ نَفْسَهُ وَعَمِلَ لِمَا بَعْدَ الْمَوْتِ
Meali: "Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır." (Tirmizî, Kıyâmet 25; İbn Mâce, Zühd 31)
Sıhhat: Hasen.
NÜZUL SEBEBİ
Kıyametin kopuşuyla birlikte insanın en yakınlarından bile kaçacağı o dehşetli anı tasvir ederek; dünyadaki sahte bağlılıkların ve yardımlaşmaların ahirette bir hükmü kalmayacağını, her ferdin kendi ameliyle baş başa kalacağını beyan etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR
Hesap günü geldiğinde, dünyada uğruna günahlara girdiğin çocukların, eşin ve dostların senden kaçacak. Herkes "nefsi nefsi" derken, sen kendi yükünle ortada kalacaksın. Akıllı adam, henüz nefes alırken kendini hesaba çekendir. Ölmeden önce ölünüz; yani o sarsıcı mizana çekilmeden evvel bugün kendinizi tartın. Dünya bir oyun ve eğlencedir; oyun bittiğinde elinde kalan sadece takvandır. Bugün başkasının cenazesine şahitlik eden sen, yarın kendi hesabının şahidi olacaksın.
SAHABE KISSASI
Hazreti Ebû Bekir (r.a) bir gün eline bir kuş alıp ona şöyle seslendi: "Ey kuş! Ne mutlusun; ağaçlara konuyor, meyvelerden yiyor, sonra da hesapsızca uçup gidiyorsun. Keşke ben de senin gibi hesaba çekilmeyecek bir varlık olsaydım!" Sıddık olan bir sahabenin bu hesap korkusu, bizlere dünya hayatının ne kadar ciddi bir imtihan olduğunu göstermektedir.
KISSADAN HİSSE
Ölüm döşeğine yattığında, dünyada bıraktıkların için değil, ahirete götürdüklerin için sevinir veya üzülürsün.
Bugün omuzlarda taşınan bu cenaze, yarın seni taşıyacak omuzların habercisidir.
Gençliğine güvenme! Ölüm, yaşlı-genç ayırmaz; ecel gelince bir saniye bile beklemez.
6. DÜNYA BİR GÖLGEDİR: ASIL YURT AHİRETTİR
6. AYET-İ KERİME
وَمَا هَذِهِ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَإِنَّ الدَّارَ الْآخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
Meali: "Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurdu ise gerçek hayatın ta kendisidir. Keşke bilselerdi!" (Ankebût Suresi, 64. Ayet)
6. HADİS-İ ŞERİF
مَا أَنَا فِي الدُّنْيَا إِلَّا كَرَاكِبٍ اسْتَظَلَّ تَحْتَ شَجَرَةٍ ثُمَّ رَاحَ وَتَرَكَهَا
Meali: "Benim dünya ile misalim, bir ağacın altında gölgelenip sonra da orayı terk edip giden bir yolcu gibidir." (Tirmizî, Zühd 44; İbn Mâce, Zühd 31)
Sıhhat: Sahih.
NÜZUL SEBEBİ
Mekke müşriklerinin dünya malıyla övünmeleri ve Müslümanların fakirliğiyle alay etmeleri üzerine; geçici olanın kıymetini düşürmek ve müminlerin dikkatini ebedi olan cennet nimetlerine odaklamak için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR
Dünya hayatı, susuz bir adamın serabı su sanması gibidir. İnsan ona koştukça o uzaklaşır, ona sahip olduğunu sandığı an ise ölüm gelip elindekileri çekip alır. "Hayevân" kelimesi, ölümün olmadığı, eksikliğin bulunmadığı "canlı ve tam hayat" demektir. Dünya sadece bir gölgelenme yeridir. Kim bir gölgeye saray inşa etmeye kalkarsa, güneş çekildiğinde ortada kalır. Ölüm, bu gölgeden çıkıp hakikatin güneşine uyanmaktır.
SAHABE KISSASI
Hazreti Selman-ı Farisi (r.a) vefat edeceği zaman ağlamaya başladı. "Neden ağlıyorsun?" dediklerinde şöyle buyurdu: "Resûlullah S.a.v bize dünyadan ayrılırken azığımızın bir yolcunun azığı kadar olmasını vasiyet etmişti. Oysa benim etrafımda şu eşyalar var!" O an Selman (r.a)'ın yanında sadece bir leğen ve bir su kabı vardı. Sahabenin dünya malına bakışı, sadece bir yolculuk zarureti kadardı.
KISSADAN HİSSE
Dünya bir misafirhanedir; misafir olan, ev sahibinin koyduğu kurallara göre yaşar, kendi istediğine göre değil.
Ölüm, gurbetten sılaya dönüş yolculuğudur.
7. KABİRDEKİ İLK SORU: AMELİNİN KARŞILIĞI
7. AYET-İ KERİME
يُثَبِّتُ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَفِي الْآخِرَةِ
Meali: "Allah, iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sarsılmaz bir söz (kelime-i tevhid) üzerinde sabit kılar." (İbrâhîm Suresi, 27. Ayet)
7. HADİS-İ ŞERİF
الْقَبْرُ أَوَّلُ مَنْزِلٍ مِنْ مَنَازِلِ الْآخِرَةِ
Meali: "Kabir, ahiret duraklarının ilkidir." (Tirmizî, Zühd 5; İbn Mâce, Zühd 32)
Sıhhat: Sahih.
NÜZUL SEBEBİ
Müminlerin kabirdeki çetin sualler karşısında korkuya kapılmamaları ve imandaki sadakatlerinin karşılığını orada da alacaklarını müjdeleyerek kalplerine metanet vermek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR
Kabir, bir imtihan kağıdının teslim edildiği andır. Orada dil değil, kalp ve amel konuşur. Eğer dünyada "Lâ ilahe illallah" davasını hayatına sabit kıldıysan, o dar çukurda dilin tutulmaz, kalbin titremez. Kabir karanlıktır; ancak senin dünyada kıldığın namazların nuru o karanlığı delip geçer. Sakın gençliğine güvenme; ölüm genç-yaşlı ayırmaz. Bugün başkasının kabrine toprak atan elin, yarın kendi kabrine atılacak toprağa muhtaç kalacak.
SAHABE KISSASI
Hazreti Ebû Katâde (r.a) anlatıyor: Resûlullah S.a.v'in yanından bir cenaze geçti. Efendimiz S.a.v: "Rahata ermiş (müstirah) veya kendisinden rahatlanılmış (müstirahün minh)" buyurdu. Sahabe "Bunlar ne demektir?" diye sorunca; "Mümin kul, dünyanın yorgunluk ve ezasından kurtulup Allah'ın rahmetine kavuşarak rahata erer. Günahkâr kuldan ise insanlar, memleket, ağaçlar ve hayvanlar kurtulup rahat eder." buyurdu.
KISSADAN HİSSE
Ölüm, mümin için bir ödül; facir için ise zulmünün son bulmasıdır.
Kabirde sana "Kimdensin?" diye sorduklarında, cevabın dünyadaki yaşantın olacaktır.
8. PİŞMANLIĞIN FAYDA VERMEDİĞİ AN
8. AYET-İ KERİME
وَأَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلَا أَخَّرْتَنِي إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ فَأَصَّدَّقَ وَأَكُنْ مِنَ الصَّالِحِينَ
Meali: "Herhangi birinize ölüm gelip de: 'Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip salihlerden olsam!' demeden önce size rızık olarak verdiklerimizden harcayın." (Münâfikûn Suresi, 10. Ayet)
8. HADİS-İ ŞERİF
مَا مِنْ أَحَدٍ يَمُوتُ إِلَّا نَدِمَ إِنْ كَانَ مُحْسِنًا نَدِمَ أَنْ لَا يَكُونَ ازْدَادَ وَإِنْ كَانَ مُسِيئًا نَدِمَ أَنْ لَا يَكُونَ اسْتَعْتَبَ
Meali: "Ölen herkes pişman olur. Muhsin (iyi) biriyse daha çok hayır işlemediğine; kötülük yapan biriyse kötülükten vazgeçmediğine pişman olur." (Tirmizî, Zühd 59)
Sıhhat: Hasen.
NÜZUL SEBEBİ
Mal ve evlat tutkusunun insanı Allah'ı anmaktan alıkoymaması gerektiğini hatırlatmak; özellikle ölüm anındaki "biraz daha süre" talebinin asla kabul edilmeyeceğini bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR
Ecel geldiğinde ne bir saniye ileri gider ne de geri. O an, dünyanın tüm hazinelerini versen de tek bir "Sübhanallah" diyecek kadar süre satın alamazsın. "Keşke" kelimesi, kabir ehlinin en çok kullandığı kelimedir. "Keşke daha çok secde etseydim, keşke kalp kırmasaydım " Bugün hala nefes alıyorken, o "keşke"leri "iyiki"lere çevirme vaktidir. Toprak yorgan olduğunda, pişmanlık sadece azabını artırır.
SAHABE KISSASI
Hazreti Amr bin Âs (r.a) vefat edeceği sırada yüzünü duvara çevirip ağlamaya başladı. Oğlu: "Babacığım, Resûlullah S.a.v sana şu müjdeleri vermedi mi?" dedi. Amr (r.a) şöyle dedi: "Ben üç hal üzere yaşadım. Önce Resûlullah'a en şiddetli düşmandım, ölsem cehennemliktim. Sonra İslam'la müşerref oldum, O'nun heybetinden yüzüne bakamazdım, ölsem cennetlik olmayı umardım. Sonra valilikler yaptım, üzerime dünya tozları bulaştı, şimdi ne haldeyim bilmiyorum. Ölünce feryat figan etmeyin, kabrime beni koyunca bir deve kurban edilip paylaştırılacak kadar bekleyin ki, Rabbimin elçilerine ne cevap vereceğimi düşüneyim."
KISSADAN HİSSE
Ölüm döşeğinde bırakacağın miras değil, götüreceğin amel yüzünü güldürür.
Bugün başkasının cenazesine ağlayan, yarın kendi günahlarına ağlamalıdır.
9. KABRİN GECESİ VE AYDINLIĞI
9. AYET-İ KERİME
الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ
Meali: "O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır." (Mülk Suresi, 2. Ayet)
9. HADİS-İ ŞERİF
إِنَّ هَذِهِ الْقُبُورَ مَمْلُوءَةٌ ظُلْمَةً عَلَى أَهْلِهَا وَإِنَّ اللَّهَ يُنَوِّرُهَا لَهُمْ بِصَلَاتِي عَلَيْهِمْ
Meali: "Bu kabirler sahiplerine karanlıkla doludur. Allah, benim onlara namaz kılmamla (duamla) orayı aydınlatır." (Müslim, Cenâiz 71; İbn Mâce, Cenâiz 31)
Sıhhat: Sahih.
NÜZUL SEBEBİ
Hayatın bir oyun olmadığını, her nefesin bir imtihan için verildiğini ve ölümün bu imtihanın bitiş düdüğü olduğunu beyan etmek; mülkün gerçek sahibinin kim olduğunu hatırlatmak için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR
Allah önce ölümü, sonra hayatı zikretmiştir. Çünkü ölüm, hayatın gayesini belirleyen en büyük aynadır. Kabir, karanlık ve dar bir hücredir; oranın ne penceresi vardır ne de ışığı. Orayı aydınlatacak tek şey, dünyada Allah için dökülen gözyaşları ve alnın secdede bıraktığı izdir. Peygamber Efendimiz S.a.v'in sünnetine sarılanın kabri nurlanır, O'ndan uzak kalanın kabri ise dünya hırslarının karanlığında boğulur.
SAHABE KISSASI
Hazreti Abdullah bin Ömer (r.a), yolda bir cenaze gördüğünde hemen peşine takılır ve kabre kadar giderdi. Mezarın başında durur ve kendi kendine şöyle derdi: "Ey Abdullah! Yarın senin de yerin burası olacak. Şimdiden buraya alış ve burası için ne hazırladığını düşün." O, mezarlığı bir korku yeri değil, bir medrese (okul) olarak görürdü.
KISSADAN HİSSE
Kabir, sessizliğin değil; en gür sesli hakikatin yeridir.
Işığını dünyada yakmayan, kabirde karanlığa mahkum olur.
10. SON DURAK: ALLAH'A DÖNÜŞ
10. AYET-İ KERİME
يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً فَادْخُلِي فِي عِبَادِي وَادْخُلِي جَنَّتِي
Meali: "Ey huzura kavuşmuş nefis! Sen O'ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön! Kullarımın arasına katıl ve cennetime gir!" (Fecr Suresi, 27-30. Ayetler)
10. HADİS-İ ŞERİF
مَنْ أَحَبَّ لِقَاءَ اللَّهِ أَحَبَّ اللَّهُ لِقَاءَهُ
Meali: "Kim Allah'a kavuşmayı severse, Allah da ona kavuşmayı sever." (Buhârî, Rikâk 41; Müslim, Zikir 14)
Sıhhat: Sahih.
NÜZUL SEBEBİ
Dünyada nefsiyle cihad eden, haramlardan kaçan ve Rabbine tam bir teslimiyetle bağlanan müminlerin ruhlarını teslim ederken duyacakları o ilahi müjdeyi haber vermek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR
Ölüm, mümin için bir korku değil, bir vuslattır. Eğer dünyada Rabbinden razı bir ömür sürdüysen, O da senden razı olarak seni huzuruna kabul edecektir. "Dön" emri, aslında "Asıl vatanına gel" demektir. Kabir, mümin için cennet bahçelerinin bekleme salonudur. Bu yüzden ölümden korkmayan ölmez; çünkü o, ölümü sevgiliye kavuşma köprüsü olarak görmüştür. Dünya bir gölge, ahiret ise asıldır. Aslına kavuşan, gölgeyi terk ettiğine pişman olmaz.
SAHABE KISSASI
Hazreti Muaz bin Cebel (r.a) vefat edeceği zaman şöyle dua etmiştir: "Allah'ım! Ben Senden korkardım ama bugün Sana umut bağlıyorum. Sen de biliyorsun ki ben dünyayı ağaç dikmek veya mal biriktirmek için değil; alimlerin meclislerinde bulunmak, uzun yaz gecelerinde namaz kılmak ve oruçla susuz kalmak için sevdim. Rabbim! Habibi Habibe kavuştur!"
KISSADAN HİSSE
Ölüm, Allah'ı dost edinen için en büyük bayramdır.
Ameli güzel olanın, gidişi de güzel olur.
11. UNUTULAN GERÇEK: HERKES KENDİ CANIYLA MEŞGUL
11. AYET-İ KERİME
وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادَى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَاءَ ظُهُورِكُمْ
Meali: "Andolsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi bize teker teker (yapayalnız) geldiniz. Size dünyada verdiğimiz şeyleri de arkanızda bıraktınız." (En'âm Suresi, 94. Ayet)
11. HADİS-İ ŞERİF
يُبْعَثُ كُلُّ عَبْدٍ عَلَى مَا مَاتَ عَلَيْهِ
Meali: "Her kul, ne üzere öldüyse o hal üzere diriltilir." (Müslim, Cennet 83)
Sıhhat: Sahih.
NÜZUL SEBEBİ
Mekke müşriklerinin "Ahirette mallarımız ve evlatlarımız bize şefaatçi olacak" şeklindeki batıl inançlarını yıkmak; insanın huzur-ı ilahiye dünyadaki tüm imkanlarından soyunmuş, sadece çıplak ameliyle çıkacağını ihtar etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR
Dünyaya gelirken yalnızdın, giderken de yalnız olacaksın. "Furada" kelimesi, yanındaki tüm korumaların, dostların ve makamların döküldüğü o dehşetli yalnızlığı ifade eder. Dünyada neyi mülk sandıysan hepsi sırtının arkasında kaldı. Mezarın sessizliğinde sana kimse yardım edemez. Eğer hayatını günah üzere inşa ettiysen, o günahın kokusuyla uyanacaksın. "Biz de gezerdik siz gibi, siz de geleceksiniz biz gibi" diyenlerin feryadı, aslında amellerinin ağırlığıdır. Ölüm, dünyanın süsünü yitirdiği, hakikatin ise tüm çıplaklığıyla başladığı andır.
SAHABE KISSASI
Hazreti Ebû Dârdâ (r.a) kabristanda oturur, yanından geçenlere şöyle derdi: "Neden burada oturduğumu soruyorlar. Ben öyle bir topluluğun yanındayım ki, bana ahireti hatırlatıyorlar. Ben kalkıp gitsem arkamdan gıybetimi yapmıyorlar!" O, dirilerin dedikodusundan kaçıp, ölülerin sarsıcı sessizliğine sığınırdı.
KISSADAN HİSSE
Bugün omuzlarında taşıdığın tabut, yarın senin son yatağın olacak; yatağını şimdiden amellerinle yumuşat.
Ölüm, nefis için bir felaket, ruh için ise aslına rücûdur.
12. KABİRDEKİ SIKIŞTIRMA VE DARLIK
12. AYET-İ KERİME
وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى
Meali: "Kim benim zikrimden (Kur'an'dan) yüz çevirirse, onun için sıkıntılı (dar) bir hayat vardır ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz." (Tâhâ Suresi, 124. Ayet)
12. HADİS-İ ŞERİF
لِلْقَبْرِ ضَغْطَةً لَوْ كَانَ أَحَدٌ نَاجِيًا مِنْهَا لَنَجَا سَعْدُ بْنُ مُعَاذٍ
Meali: "Kabrin bir sıkıştırması vardır. Eğer ondan birisi kurtulacak olsaydı, Sad bin Muaz (r.a) kurtulurdu." (Ahmed bin Hanbel, Müsned, 6/55)
Sıhhat: Sahih.
NÜZUL SEBEBİ
Dünya hayatını sadece yeme-içme ve eğlenceden ibaret sayıp, Allah'ın kitabına sırt çevirenlerin hem dünyada ruhen daralacaklarını hem de kabirde dehşetli bir darlıkla karşılaşacaklarını haber vermek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR
Kabir, itaatsiz nefisler için öyle bir daralır ki, insanın kaburga kemikleri birbirine geçer. "Maîşeten danka" ifadesi, tefsirlerde "kabir azabı" olarak da yorumlanmıştır. Eğer göğsünü Kur'an ile genişletmediysen, toprak senin için bir zindana dönüşür. Sakın ola ki, "Gençliğim var" demeyesin; ölüm yaşa değil, ecele bakar. Ölüm döşeğinde, dünyada bıraktıkların için değil, ahirete götüremediğin takvan için yanacaksın. Bugün başkasının cenazesine şahitlik eden gözlerin, yarın kendi hesabının şahidi olacak.
SAHABE KISSASI
Vefat ettiğinde Arş'ın titrediği sahabe olan Hazreti Sad bin Muaz (r.a) defnedildiğinde, Resûlullah S.a.v uzun süre tesbih çekti ve tekbir getirdi. Sebebi sorulduğunda: "Bu salih kulu kabir öyle bir sıktı ki, Allah dualarımla onu genişletti" buyurdu. Arş'ın titrediği bir yiğit bile kabirde bu sarsıntıyı yaşadıysa, biz neye güveniyoruz değerli hocam?
KISSADAN HİSSE
Kabri aydınlatacak lamba; geceleri dökülen tövbe gözyaşlarıdır.
Dünya yendi, hesap kaldı; mezar sessizliğin değil, adaletin yeridir.
13. ZALİMLERİN SONU VE EBEDİ HÜSRAN
13. AYET-İ KERİME
وَلَوْ تَرَى إِذِ الظَّالِمُونَ فِي غَمَرَاتِ الْمَوْتِ وَالْمَلَائِكَةُ بَاسِطُو أَيْدِيهِمْ أَخْرِجُوا أَنْفُسَكُمُ
Meali: "O zalimleri ölümün şiddetli sancıları içinde boğulurken, meleklerin de ellerini uzatıp: 'Haydi, canlarınızı çıkarıp teslim edin!' dedikleri sırada bir görsen!" (En'âm Suresi, 93. Ayet)
13. HADİS-İ ŞERİF
الْقَبْرُ يُنَادِي كُلَّ يَوْمٍ أَنَا بَيْتُ الْغُرْبَةِ أَنَا بَيْتُ الْوَحْدَةِ أَنَا بَيْتُ التُّرَابِ أَنَا بَيْتُ الدُّودِ
Meali: "Kabir her gün şöyle nida eder: 'Ben gurbet eviyim, ben yalnızlık eviyim, ben toprak eviyim, ben kurtçukların eviyim!'" (Tirmizî, Kıyâmet 26)
Sıhhat: Garib/Hasen.
NÜZUL SEBEBİ
Allah'a karşı yalan uyduran ve O'nun ayetlerini kibirle reddeden zalimlerin, can verirken melekler tarafından nasıl bir şiddetle hırpalanacaklarını ve o anki çaresizliklerini tasvir ederek uyarmak için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR
Ölüm, zalim için korkunç bir hesaplaşma, mümin için ise bir terhistir. Kabir her gün lisan-ı hal ile bizi çağırmaktadır. "Ben yalnızlık eviyim" diyor; yani ne korumaların ne de yardımcıların buraya girebilir. "Ben kurtçukların eviyim" diyor; yani uğruna haramlar işlediğin o bedenini yarın toprak sahipleri yiyecek. Ey insan! Bugün omuzlarında taşıdığın cenaze, yarın seni taşıyacak omuzların habercisidir. Mezar taşıdır insandan yarına kalan; onu da başkası yaptırır, gerisi yalan!
SAHABE KISSASI
Hazreti Ebû Hüreyre (r.a) vefat edeceği zaman ağlıyordu. "Neden ağlıyorsun ey Ebû Hüreyre?" dediler. Buyurdu ki: "Dünyanız için ağlamıyorum. Yolculuğumun uzunluğu, azığımın azlığı ve sonunda cennet ile cehennemden hangisine düşeceğimi bilmediğim o tehlikeli geçit (sırat) için ağlıyorum."
KISSADAN HİSSE
Dünyayı sevmeyin, o sizi terk etmeden siz onu terk edin.
Kabir, ya hakikate uyanış ya da ebedi bir uykusuzluktur.
14. DÜNYA MÜLKÜNÜN SONU: GERÇEK VARİS ALLAH'TIR
14. AYET-İ KERİME
إِنَّا نَحْنُ نَرِثُ الْأَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَإِلَيْنَا يُرْجَعُونَ
Meali: "Şüphesiz yeryüzüne ve onun üzerindekilere biz varis olacağız, biz! Ve onlar ancak bize döndürülecekler." (Meryem Suresi, 40. Ayet)
14. HADİS-İ ŞERİF
يَقُولُ الْعَبْدُ مَالِي مَالِي وَإِنَّمَا لَهُ مِنْ مَالِهِ ثَلَاثٌ مَا أَكَلَ فَأَفْنَى أَوْ لَبِسَ فَأَبْلَى أَوْ أَعْطَى فَأَقْنَى
Meali: "Kul 'Malım malım!' der. Halbuki malından ona kalan sadece üç şeydir: Yiyip tükettiği, giyip eskittiği veya sadaka verip ebedileştirdiğidir." (Müslim, Zühd 3)
Sıhhat: Sahih.
NÜZUL SEBEBİ
Dünyalık biriktirme hırsıyla ebedi kalacakmış gibi yaşayanlara, sahip oldukları her şeyin aslında emanet olduğunu ve asıl mülk sahibinin Allah olduğunu hatırlatmak için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR
İnsan ömrü boyunca "benim" der durur. Benim evim, benim arabam, benim evladım Oysa Azrail (a.s) geldiğinde "benim" dediğin hiçbir şeyi yanında götüremezsin. Sen dünyayı sahiplendiğini sanırken, dünya aslında seni yavaş yavaş yutmaktadır. "Vâris" olan sadece Allah'tır. Bugün omuzlarında taşıdığın tabutun içinde ne makam var ne de cüzdan; sadece beyaz bir bez ve amelin var. Ölüm, sahte sahipliklerin bittiği, gerçek mülkiyetin başladığı andır.
SAHABE KISSASI
Hazreti Ebû Zer el-Gıfârî (r.a) bir gün şöyle buyurdu: "Bana üç şey sevdirildi ki insanlar ondan nefret ederler: Ben ölümü severim (Rabbime kavuşmak için), fakirliği severim (hesabım hafif olsun diye), hastalığı severim (günahlarıma kefaret olsun diye)."
KISSADAN HİSSE
Dünya bir gölgedir; kovalarsan kaçar, durursan sen o gölgenin altında hesaba çekilirsin.
15. KABİRDEKİ İLK GECE VE KORKUNÇ SESSİZLİK
15. AYET-İ KERİME
فَلَوْلَا إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ وَأَنْتُمْ حِينَئِذٍ تَنْظُرُونَ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلَكِنْ لَا تُبْصِرُونَ
Meali: "Hele can boğaza dayandığı zaman, o vakit siz (can çekişene) bakar durursunuz. Biz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz." (Vâkıa Suresi, 83-85. Ayetler)
15. HADİS-İ ŞERİF
إِذَا مَاتَ أَحَدُكُمْ عُرِضَ عَلَيْهِ مَقْعَدُهُ بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ إِنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ فَمِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ
Meali: "Sizden biri ölünce, sabah akşam ona gideceği yer gösterilir. Cennetlikse cennet ehli arasındaki yeri, cehennemlikse oradaki yeri " (Buhârî, Cenâiz 88; Müslim, Cennet 65)
Sıhhat: Sahih.
NÜZUL SEBEBİ
İnsanın en çaresiz anı olan ölüm sekeratı anında, çevresindekilerin hiçbir şey yapamayacağını, o an kulun sadece Allah ile baş başa kaldığını ihtar etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR
Can boğaza dayandığında perdeler kalkar. Artık dünya bitmiş, ahiret başlamıştır. Kabirde ilk gece, ya müebbet bir huzurun ya da bitmek bilmeyen bir korkunun sabahıdır. Eğer dünyada Rabbine secde ederek rükuya vardıysan, kabirde sana sabah akşam cennet kokuları gelir. Ama dünyayı ilah edindiysen, o dar çukur sana her gün cehennemdeki yerini gösterir. Ey insan! Bugün cenaze namazı için durduğun safta, yarın ön taraftaki musalla taşında senin ismin okunacak!
SAHABE KISSASI
Hazreti Âişe (r.anha) validemiz, Resûlullah S.a.v'in vefatı yaklaştığında yanında bir su kabı olduğunu ve elini suya batırıp yüzüne sürerek şöyle dediğini nakleder: "Lâ ilahe illallah! Ölümün gerçekten sarsıcı sekeratı (zorlukları) vardır!" Peygamber Efendimiz S.a.v bile bunu yaşadıysa, bizim halimiz ne olur?
KISSADAN HİSSE
Ölmeden önce ölünüz; yani nefsinizi bugün terbiye ediniz ki kabirde serbest kalasınız.
16. PİŞMANLIK İÇİN ÇOK GEÇ: BERZAH ÂLEMİ
16. AYET-İ KERİME
أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ
Meali: "Çoklukla övünmek sizi oyaladı; ta ki kabirleri ziyaret edene (ölene) kadar." (Tekâsür Suresi, 1-2. Ayetler)
16. HADİS-İ ŞERİF
لَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ لَضَحِكْتُمْ قَلِيلًا وَلَبَكَيْتُمْ كَثِيرًا
Meali: "Eğer benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız!" (Buhârî, Küsûf 2; Müslim, Salât 112)
Sıhhat: Sahih.
NÜZUL SEBEBİ
Kabilelerin birbirlerine sayı, mal ve makam üstünlüğü taslamaları üzerine; asıl üstünlüğün ölümle bitecek olan bu sayılar değil, Allah katındaki takva olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR
"Tekâsür", sadece sayıca çokluk değil; dünya malı, evlat ve makam biriktirme hırsıdır. İnsan bu yarışın içinde öyle kaybolur ki, burnunun ucundaki ölümü görmez. Ta ki kabre girene kadar! Mezarlıklar, "emekli olayım ibadet ederim", "yaşlanınca tevbe ederim" diyenlerin kemikleriyle doludur. Ölüm, yaşlı-genç ayırmaz; ecel gelince ne bir saat ileri ne bir saat geri gider. Toprak yorgan, mezar yastık olduğunda, peşin yediğin ömrün hesabı sorulacak.
SAHABE KISSASI
Hazreti Talha bin Ubeydullah (r.a) bir gün malının çokluğu sebebiyle kalbinin daraldığını hissetti. Gece boyu uyuyamadı. Sabah olunca bütün malını fakirlere dağıttı ve ancak o zaman rahata kavuştu. "Rabbimin huzuruna bu yüklerle çıkmaktan korktum" dedi.
KISSADAN HİSSE
Bugün omuzlarda taşıdığın cenaze, yarın seni taşıyacak omuzların habercisidir.
17. KABİRDEKİ SORGU: MÜNKER VE NEKİR
17. AYET-İ KERİME
إِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلَائِكَةُ أَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا
Meali: "Şüphesiz 'Rabbimiz Allah'tır' deyip de sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine melekler iner: 'Korkmayın, üzülmeyin' derler." (Fussilet Suresi, 30. Ayet)
17. HADİS-İ ŞERİF
إِذَا قُبِرَ الْمَيِّتُ أَتَاهُ مَلَكَانِ أَسْوَدَانِ أَزْرَقَانِ يُقَالُ لِأَحَدِهِمَا الْمُنْكَرُ وَالْآخَرُ النَّكِيرُ
Meali: "Ölü kabre konulunca ona siyah tenli, gök gözlü iki melek gelir. Birine Münker, diğerine Nekir denir." (Tirmizî, Cenâiz 70)
Sıhhat: Hasen.
NÜZUL SEBEBİ
Dünyada istikamet üzere yaşayan, zorluklara göğüs geren müminlerin vefat anında ve kabirde yalnız bırakılmayacaklarını, ilahi koruma altında olacaklarını müjdelemek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR
Münker ve Nekir geldiğinde sana diplomamı, banka hesabımı veya aşiretimi sormayacaklar. "Rabbin kim? Nebin kim? Kitabın ne?" diyecekler. Eğer dünyada bu soruların cevabını yaşantınla vermediysen, orada dilin tutulur. Kabir sessizliğin değil, adaletin en gür sesle konuştuğu yerdir. "Lâ" diyerek putları yıkmayan, "Allah bana yeter" diyemeyen o dar çukurda daralır. Bugün başkasının cenazesine ağlayan, yarın kendi hesabının sebebidir.
SAHABE KISSASI
Hazreti Ömer (r.a) vefat edince, Hz. Ali (r.a) onun hakkında şöyle demiştir: "Ey Ömer! Allah sana rahmet etsin. Ben inanıyorum ki sen Münker ve Nekir'e 'Sizin Rabbiniz kim?' diye soracak kadar heybetli bir imanla gittin."
KISSADAN HİSSE
Kabir, ya kurtuluşun kapısı ya da azabın başlangıcıdır. Amelini ışık yap ki yolun aydınlansın.
18. ÖLÜMÜN ANSIZLIĞI VE EMSALSİZ ADALET
18. AYET-İ KERİME
أَيْنَمَا تَكُونُوا يُدْرِكْكُمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنْتُمْ فِي بُرُوجٍ مُشَيَّدَةٍ
Meali: "Nerede olursanız olun, sağlam kaleler içinde bile olsanız, ölüm size ulaşacaktır." (Nisâ Suresi, 78. Ayet)
18. HADİS-İ ŞERİF
مَا مِنْ يَوْمٍ إِلَّا وَمَلَكُ الْمَوْتِ يَتَصَفَّحُ فِي وُجُوهِ النَّاسِ خَمْسَ مَرَّاتٍ
Meali: "Ölüm meleği günde beş defa insanların yüzlerine bakar (eceli gelen var mı diye)." (Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr)
Sıhhat: Hasen/Zayıf (Ancak nasihat yönüyle meşhurdur).
NÜZUL SEBEBİ
Savaştan ve ölümden kaçmakla kurtulacaklarını sananlara, ölümün fiziki mekanlarla veya kaçışlarla engellenemeyeceğini bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR
Ölüm, dünyanın en sarsıcı gerçeğidir. Çelik kasalara saklansan, en modern hastanelerde kalsan bile, ecel vakti geldiğinde Azrail (a.s) içeri girmek için izin istemez. "Biz de gezerdik siz gibi, siz de geleceksiniz biz gibi" diye feryat eden mezar taşları, aslında yaşayanlara birer uyarı levhasıdır. Bugün başında durduğun kabir, yarın seni bekleyen ebedi evindir. Dünya seni oyaladı, ama ölüm seni uyandıracak!
SAHABE KISSASI
Hazreti Muaz bin Cebel (r.a) vefatı anında şöyle dedi: "Merhaba ey ölüm! Hoş geldin ey görünmeyen ziyaretçi! Seven sevgilisine kavuştu. Allah'ım! Sen biliyorsun ki ben dünyayı ağaç dikmek için değil, oruç tutmak ve alimlerin meclisinde diz çökmek için sevdim."
KISSADAN HİSSE
Gençliğine güvenme! Ölüm, genç yaşlı ayırmaz; ecel gelince her şey yalan olur.
19. TEVEKKÜLDE TEVHİD: SEBEPLER PUTUNU KIRMAK
19. AYET-İ KERİME
وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ
Meali: "Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir." (Talâk Suresi, 3. Ayet)
19. HADİS-İ ŞERİF
لَوْ أَنَّكُمْ تَوَكَّلْتُمْ عَلَى اللَّهِ حَقَّ تَوَكُّلِهِ لَرَزَقَكُمْ كَمَا يَرْزُقُ الطَّيْرَ
Meali: "Eğer siz Allah’a hakkıyla tevekkül etseydiniz, sabah aç çıkıp akşam tok dönen kuşlar gibi rızıklanırdınız." (Tirmizî, Zühd 33)
Sıhhat: Sahih.
NÜZUL SEBEBİ
Müminlerin maddi imkansızlıklar veya zorlu hayat şartları karşısında yeise düşmelerini önlemek; sebeplerin ötesinde bir "Müsebbibü'l-Esbab" (Sebepleri yaratan) olduğunu hatırlatmak için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR
Sebeplere yapışmak sünnet, sebeplere tapmak ise şirktir! Eğer "bu ilaç olmasa iyileşmezdim" veya "şu kişi yardım etmese mahvolurdum" diyerek sebebi Allah’ın önüne koyuyorsan, o sebep senin putun olmuştur. "Lâ" diyerek aradaki perdeleri kaldır! Tevhid, sahte emniyet kemerlerini koparıp atmaktır. Allah’a firar etmek, O’nun "Kâfi" olduğuna tam güvenmektir. Putları yıkmadan İbrahim olamazsın; sebepler putunu yıkmadan da gerçek müvekkil olamazsın.
SAHABE KISSASI
Hazreti Hacer Annemiz, Safa ve Merve arasında bir çare ararken; ne bir insana ne de bir sisteme dayandı. Kupkuru çölde, "Rabbim bizi zayi etmez" diyerek tevekkülün zirvesine çıktı. Sebeplerin (suyun) bittiği yerde, Allah ona toprağın bağrından Zemzem'i fışkırttı. İşte tevhid, bitti dediğin yerde Allah'ın "Yetiştim" demesidir.
KISSADAN HİSSE
Allah bana yeter diyebilenin, sırtı yere gelmez.
20. SON DURAK: SON NEFES VE EBEDİ HAYAT
20. AYET-İ KERİME
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
Meali: "Sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et." (Hicr Suresi, 99. Ayet)
20. HADİS-İ ŞERİF
مَنْ كَانَ آخِرُ كَلَامِهِ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ دَخَلَ الْجَنَّةَ
Meali: "Kimin son sözü 'Lâ ilahe illallah' olursa, o kişi cennete girer." (Ebû Dâvûd, Cenâiz 20)
Sıhhat: Sahih.
NÜZUL SEBEBİ
İbadetin ve kulluğun belirli bir vakti olmadığını, son nefese kadar devam etmesi gereken bir süreç olduğunu; ancak ölümle birlikte bu yükümlülüğün sona ereceğini bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR
"Yakîn" ölümü ifade eder. Çünkü ölüm, şüphenin bittiği yerdir. Dünyada ne kadar şüphen varsa hepsi orada biter. Ey insan! Bir gün sen de yıkanacaksın, kefenleneceksin, omuzlarda taşınacaksın ve toprağa bırakılacaksın. O an geldiğinde son sözün senin hayatının özeti olacaktır. Hayatını ne ile doldurduysan, son nefesinde o taşar. Bugün yaşayanlar yarının ölüsüdür; yarın ölenler ise bugün yaşayanların aynasıdır. Amelin senin tek dostundur.
SAHABE KISSASI
Hazreti Bilâl-i Habeşî (r.a) son nefesini verirken eşi üzüntüyle "Ah ne acı!" diyordu. Hz. Bilâl ise sevinçle şöyle dedi: "Ne mutlu bana! Yarın dostlarıma kavuşacağım, Muhammed S.a.v'e ve ashabına kavuşacağım!"
KISSADAN HİSSE
Ölüm, Allah'ı dost edinen için korkulacak bir son değil, ebedi bir bayramın başlangıcıdır.
Ve işte hakikat "
Kardeşlerim! Ne kadar kaçarsan kaç, sonunda varacağın yer bellidir. Bir gün her adım durur, her nefes tamamlanır, dünyaya bakan her bakış ebediyen kapanır. Geride sadece soğumuş bir beden kalır ve o bedeni artık sen taşımazsın; omuzlar seni taşır. İnsanlar gelir, tabutunun altında birkaç adım atar, senin için birkaç kelime söyler ve sonra herkes kendi dünyasına döner gider
Sen ise artık geri dönmeyeceğin o muazzam yolculuğa çıkarsın. Ne uğruna ömrünü harcadıkların seninle gelir, ne de sen özlem duyduğun o dünyaya bir daha geri dönebilirsin. O gün geldiğinde dil susar, ameller konuşur; lakin artık konuşmanın da pişmanlığın da faydası yoktur! Çünkü hayat, sana verilen tek bir fırsattı ve sen onu nasıl yaşadınsa, şimdi onunla yüzleşeceksin.
Kabir; dünyada gizlenenlerin açığa çıktığı, kalpte saklanan niyetlerin bir bir ortaya döküldüğü yerdir. Ve orada insan, dünyada "kim olduğunu" değil, Allah katında "gerçekte kim olduğunu" görür. Makamın, rütben, malın o dar çukurun kapısında kalır; içeriye sadece ruhun ve amelin girer.
Bu yüzden ey cemaat-i müslimin; mesele uzun yaşamak değil, o çukura hazırlıklı gitmektir! Unutmayın ki ölüm bir son değil; sadece gerçeğin, hesabın ve ebedî hayatın başlangıcıdır.
Rabbim bizleri ölümü unutarak yaşayanlardan değil, ölüme hazırlıklı olanlardan eylesin. Bu mevtâmıza rahmet, geride kalan bizlere ise feraset ve uyanış nasip eylesin.
"Âmin, bi-hürmeti Seyyidi'l-Mürselîn
MEHMET ERÇELİK
