Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Deprem Özelinde Bela ve Musibetler

İsmail Sezkin

DEPREM ÖZELİNDE BELA VE MUSİBETLER


وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَىْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرٖينَ

اَلَّذٖينَ اِذَا اَصَابَتْهُمْ مُصٖيبَةٌ قَالُوا اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ

Değerli Mü’minler!.. Cenab-ı Rabbi’l-Alemin memleketimizin, milletimizin büyük bir deprem felaketi ile yeniden yüzleştiği, karşı karşıya kaldığı şu günlerde hepimize sabırlar versin… Dayanma gücü versin… Depremde dünya hayatını sonlandırarak, şehitlik makamına yükselen kardeşlerimize rahmet eylesin… Geride kalan ailelerine, sevdiklerine, sevenlerine sabırlar versin… Yaralı, hasta kardeşlerimize şifalar versin… Orada mücadele eden milletimize ve devletimize Rabbi’m güç-kuvvet, kolaylık versin… Rabbi’m hepimize birlik-beraberlik içinde el birliği ile yaralarımızı sarmak için elimizden gelen desteği verebilmeyi de nasip eylesin… Rabbim yerden ve gökten gelecek başka musibetlerden, belalardan, felaketlerden memleketimizi ve milletimizi muhafaza eylesin… Milletimizin ve devletimizin el’an karşı karşıya olduğu bu musibeti kendi menfaatlerine kullanmak isteyenlere, fırsata çevirmek isteyenlere, bi’l-vesile birlik ve beraberliğimize, devletimize kastetmek isteyen hain, bedbaht insan müsveddelerine Rabbim fırsat vermesin…

Değerli Kardeşlerim!.. Malumunuz; son günlerde memleketimiz, milletimiz, devletimiz yakın tarihte emsali olmayan büyük bir deprem felaketiyle karşı karşıyayız… Büyük bir imtihan veriyoruz… Oradaki kardeşlerimiz hem canlarıyla hem de mallarıyla imtihan veriyor… Biz de kalplerimizdeki merhametlerimizle… Yardımlaşma anlayışımızla… İnfaklarımızla imtihandan geçiyoruz…

Peygamber Efendimiz mü’minleri bir vücuda benzetiyor… Yani birinin herhangi bir sıkıntısı varsa o sıkıntı bütün mü’minleri ilgilendirir Nasıl vücudumuzun herhangi bir yerinde bir sıkıntımız, bir ağrımız, bir sancımız olduğunda vücudumuzun tamamı hasta oluyorsa… İşte toplumda da; bir fakir, bir yetim, bir yoksul, ihtiyacını karşılayamayan gözü yaşlı biri varsa bu hepimizi rahatsız etmeli… Bu anlamda mü’minlerin kaynaşması ve o mü’minin ihtiyacını giderecek ölçüde yardım edilmesi hepimizin üzerinde bir mükellefiyet, bir sorumluluktur…

“el müslimü lil müslimi kel’bünyâni yeşuddu ba’duhû ba’dâ” Yani mü’minler birbirleri için, bir binanın tuğlaları gibi kenetlenmesi lazım… Bu da işte; ihtiyaç sahibinin ihtiyacını gidererek olur…

Değerli Kardeşlerim!.. Biz inanıyor ve iman ediyoruz ki; musibetler Rabbimizden gelir… Ve biz inanıyor ve iman ediyoruz ki; musibetler mü’minler için bir hayırdır, hayır vesilesidir… Çünkü Cenab-ı Allah;

عَسٰى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَعَسٰى اَنْ تُحِبُّوا شَيْئًا وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْ

““Sizin hayır diye gördüklerinizde şer… Şer diye gördüklerinizde hayır vardır”(BAKARA;216) diyor…”

Âlimlerimiz, musibetlerin gelme sebeplerini üç şekilde izah ediyorlar… Musibetler insanların başına; bir, günahlarından tövbe istiğfar etsin diye… Hatalarından dönsün diye bir uyarı gibi gelebilir diyorlar… İki, her hangi bir günahtan dolayı değil de, Allah-u Teâla sırf kulunu imtihan etmek için… Bakalım kulum ne yapacak… Bizzat bela ve musibete uğrayan kulum bakalım ne yapacak… Bela ve musibete uğrayan kuluma yardım etmesi gereken kulum bakalım ne yapacak diye… Bela ve musibet gönderir diyorlar… Üçüncüsü de, kulunun derecelerini yükseltmek için bela ve musibet verebilir diyorlar…

Musibet dediğimiz şeyler, böyle deprem olabilir… Kıtlık olabilir… Açlık olabilir… Hastalık olabilir… Ölümler olabilir… Mahsulün olmaması olabilir… İnsanların bir takım sıkıntılar içinde olması olabilir…

Yani farklı farklı imtihan çeşitleri olabilir… Cenab-ı Allah devamlı olarak kullarını, insanları dener… Bakalım kullarım bana itaat edecek mi, etmeyecek mi diye… Yoksa bakalım kullarım bana isyan edecek mi, etmeyecek mi diye… Bakalım kulum imtihan dünyasında olduğunu biliyor mu, bilmiyor mu diye… Biliyorsa acaba unutmuş mu diye… Acaba bu imtihanı kazanabilecek mi diye… Onun için uyanık olmak lazım… Musibetler anında isyan etmemek lazım…

Peygamber Efendimiz bir gün bir kabristandan geçerken… Bir kadının bağırıp-çağırarak, isyan ederek, hoş olmayan tavır ve sözlerle ağladığını görüyor… Cenazelerde ağlanır… Ama bu isyan seviyesine gelirse İslam bunu tasvip etmez ve asla kabul etmez… Kadına yaklaşıyor ve “Allah'tan kork… Muttaki ol… Sabırlı ol…” diyor… Ama kadın üzüntüsünden Peygamberimizin sesini tanıyamaz… Yüzüne de bakmaz… “Git başımdan… Sen benim başıma ne geldiğini biliyor musun?.. Benim başıma gelen senin başına gelseydi, sen ne yapardın?..” gibi laflar eder… Peygamberimiz çok üzülür ve oradan ayrılır… Olaya şahit olan sahabilerden birisi gelip, ‘seninle konuşan Peygamberimizdi’ diye kadını uyarır… Kadın hemen Peygamberimize gider özür dilemek ister… Peygamberimiz o kadının üzerinden hepimize, musibetlere karşı bir emirde bulunuyor… Bir tavsiyede bulunuyor… Ve “Sabır musibetle ilk karşılaşıldığı anda gösterilen tavırdır… Sabır ilk anda gösterilen davranıştır… Müslüman sabırlı olmalı… Allah’a yalvarmalı ve başına gelen musibetlere karşı Allah’a sığınmalıdır…” diyor…

Değerli Mü’minler!.. Müslümanlar musibetleri böyle görmeli… Bunlar Rabbim’den bana gelen rahmet vesilesidir… Rabbim benim kazanmam için bu musibeti bana gönderdi diyebilmeli… Sabır göstermeli… Sabrın neticesinde elde edeceği mükafatı kazanmasıdır… Bir hadis-i şerif var… Peygamber Efendimiz “Mükâfatın büyüklüğü bela ve musibetin büyüklüğüne göredir” diyor… Ne kadar fazla sıkıntı yaşıyorsanız… Ne kadar büyük bir imtihandan geçiyorsanız… Onun karşısında gösterdiğiniz sabır kadar mükâfat alırsınız…

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَىْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرٖينَ

اَلَّذٖينَ اِذَا اَصَابَتْهُمْ مُصٖيبَةٌ قَالُوا اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ

Değerli Mü’minler!.. Dünya hayatında tabi tutulacağımız imtihan türünü seçme yetkisi bize ait olmadığına göre, bizim görevimiz, tabi tutulduğumuz imtihanda elimizden geldiği kadarıyla başarı göstermeye çalışmaktır Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor:

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَىْءٍ

“Mutlaka bazı şeylerle sizi imtihan ederiz”

مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ

“Biraz korku ve açlıkla”

وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ

“Ve mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz eksilterek…”

وَبَشِّرِ الصَّابِرٖينَ

(Ey Peygamberim!) Sabredenleri müjdele…

اَلَّذٖينَ اِذَا اَصَابَتْهُمْ مُصٖيبَةٌ

“Onlar başlarına bir musîbet gelince,”

قَالُوا اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّـا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ

“‘Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz’ derler… (Bakara, 155-156)”

Cenab-ı Allah, bu âyetiyle insanları mutlaka deneyeceğini bildiriyor… Cenab-ı Allah’ın sözü haktır, doğrudur… Amenna Ve insanlar dünyada farklı şekillerde deneniyor

Değerli Mü’minler!.. Bu ayet-i kerimelerde; Birincisi, insanların dünyada şu dört konuda imtihana tabi tutulacağı bildiriliyor: 1-Korku ile imtihan, 2-Açlıkla imtihan, 3-Mal ve ürünlerden noksanlaştırma ile imtihan, 4-Yakınların ölümü ile imtihan…

Ayet-i kerimelerde dile getirilen ikinci husus ise; insanların musibetlere karşı sabırlı olmaları gerektiği…

Cenab-ı Allah, biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz noksanlaştırmak suretiyle imtihan edeceğini bildirdikten sonra,

وَبَشِّرِ الصَّابِرٖينَ

“"sabredenleri müjdele" buyuruyor ve onların kendilerine bir musibet dokunduğunda,”

اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّـا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ

“"Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz" dediklerini haber veriyor… Yani Cenab-ı Allah’a teslimiyet gösterirler… Nimeti veren sendin… Verdiğin nimeti geri alacak olan da sensin… Sana hamdolsun Ya Rabbi derler…”

Böylece Cenab-ı Allah, hem insanların musibet ile karşılaşabileceklerini, hem de musibetler karşısında nasıl tavır takınmaları gerektiğini bildiriyor…

Değerli Mü’minler!.. Peygamber Efendimiz (SAV) “Bir Müslümana her hangi bir yorgunluk gelirse” Yani gitti çoluk-çocuğunun rızkı için çalıştı… Gayret etti ve yoruldu… “Ve ya bir hastalık gelirse… Her hangi bir eziyet görürse… Hatta bu kendisine dokunan bir diken bile olsa… Bu musibetler sebebiyle Allah-u Teâlâ mutlaka onun hatalarını siler” diyor…

Var mı bir zarar-ziyan, kayıp… Yok… Ama sabır gösterilirse yok… Fakat eğer isyan edilirse… O zaman imtihanın kaybedildiği gibi bir de sabır ecri ve sevabı da kaybedilir…

Biraz önce musibetler üç sebeple gelir demiştik… Bunlardan birincisi, günahlarından tövbe istiğfar etsin diye… Hatalarından dönsün diye bir uyarı gibi gelebilir demiştik… Çünkü bakın, Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor…

وَمَا اَرْسَلْنَا فٖى قَرْيَةٍ مِنْ نَبِىٍّ اِلَّا اَخَذْنَا اَهْلَهَا بِالْبَاْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ لَعَلَّهُمْ يَضَّرَّعُونَ

وَمَا اَرْسَلْنَا فٖى قَرْيَةٍ مِنْ نَبِىٍّ

“Biz her hangi bir memleket halkına bir peygamber gönderdiysek…”

اِلَّا اَخَذْنَا اَهْلَهَا بِالْبَاْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ

“O memlekette bulunan insanları bazı musibetlerle, bazı sıkıntılarla mutlaka deneriz…”

لَعَلَّهُمْ يَضَّرَّعُونَ

“Belki boyun eğerler diye…(A’RAF;94) Belki bana yaklaşırlar diye… Belki hatalarından dönerler diye… Belki yaptıkları yanlışlardan vaz geçerler diye… Biz Peygamber gönderdiğimiz her memleket halkını imtihan ettik… Onlara sıkıntılar verdik diyor Cenab-ı Hakk…”

Peygamber Efendimiz de “Allah-u Teâlâ bir kuluna hayır murad ettiği zaman… Dönsün diye ve ya günahlarına kefaret olsun diye… Dünyada ona ceza verir… Allah-u Teâlâ bir kuluna şer yani kötülük murad ettiği zaman, o kulunun günahını tutar… Kıyamet gününde cezasını tam vermek için… Cezasını bu dünyada hemen vermez… ” diyor…

“Allah-u Teâlâ bir kuluna hayır murad ettiği zaman… Dönsün diye ve ya günahlarına kefaret olsun diye… Dünyada ona ceza verir…” Hani hatırlayın… Musa Peygamber Hızır (AS) ile bir yolculuk yapıyor… Bir gemiye binmişlerdi ve Hızır (AS) gemiyi delmişti… Musa Peygamber “Bu adamlar bizi gemilerine aldılar… Garibanlar… Neden gemilerini delip zarar verdin?” diye sorduğu zaman… Hızır (AS) “İleride zalim bir hükümdar var… Sağlam gemileri gasp ediyor… Eğer ben bunu yapmasaydım… Bu gemiyi de gasp edecekti… O zalim hükümdar bu gemi sağlam değil diyerek almasın diye bunu yaptım” demişti… Yani Hızır’ın gemiyi kırması bir musibet gibi görünüyor… Bir bela gibi görünüyor… Ama daha büyük belalara karşı bir önlem oluyor… Bunu bilmek lazım…

Değerli Mü’minler!.. İnsanoğlunun hayatında bireysel ve ya toplumsal olarak yaşamak zorunda kaldığı zor zamanları olur… Bu deprem, sel, yangın gibi doğal afetler olabilir… Bu ekonomik sıkıntılar olabilir… Bu hastalık ve musibetler olabilir… Bu savaş zamanları olabilir…

Böyle zor süreçler için Allah-u Teâlâ’nın bizlere çok önemli bir uyarısı var… Kur’an’da bize bir şeyi yasaklıyor… Hayatımızda olmamasını istiyor…

Bir mü’minin hayatında bu olmayacak diyor ve şöyle buyuruyor Cenab-ı Allah…

وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ

وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا

“Sakın ha sakın,”

تَهِنُوا

“gevşemeyin, yılmayın, usanmayın…(AL-İ İMRAN;139)”

Cenab-ı Allah bize

وَلَا تَهِنُوا

diyor… Sakın gevşemeyin Yılgınlık göstermeyin… Bıkkınlık göstermeyin… Zinde olun… Diri olun… Ümitvar olun diye emrediyor…

Değerli Kardeşlerim!.. Sıkıntılı ve zor zamanlarda Kur’an-ı Kerim’de en çok okumamız gereken, en çok ders edinmemiz gereken ayetlerden birsidir bu…

Sıkıntılı ve zor zamanlarda topluma sürekli korku, endişe, yılgınlık, bıkkınlık pompalanır… Hayatı karanlık göstermeye çalışan, korkunç göstermeye çalışan, bitti noktasına getirmeye çalışan, bu psikolojiyi insanlara dayatan ve bu psikolojiyle insanlar üzerinde kaos oluşturan felaket bir gayret olur Müthiş bir uğraş olur… Bu böyle zamanlarda hep olur…

Ama Kur’an’a ve Dinler tarihine baktığımız zaman, Cenab-ı Hakk’ın gönderdiği peygamberlerin hep bu karanlığı, insanların üzerine örtmeye çalışanlara karşı durduklarını, mücadele ettiklerini görüyoruz… Hem de; hiç bıkmadan, yılmadan ve gevşemeden…

Değerli Mü’minler!.. Zor zamanlar yaşadığımız dönemlerde; ne kadar olumsuz haber alırsak alalım, ne kadar olumsuz uygulamalarla karşı karşıya gelirsek gelelim… Bir mü’min olarak; ne kendimize, ne de çoluk-çocuğumuza ve çevremize bitti demeyeceğiz… Çünkü Cenab-ı Allah bize

وَلَا تَهِنُوا

diyor… Yani gevşemeyin diyor… Yılgınlık göstermeyin diyor…

İnandığımız değerlerle mücadele edeceğiz… Geçmişi unutmayacağız… Ecdadımızın ne büyük zorluk ve mücadelelerle, bu topraklarda bu medeniyeti kurduğunu unutmayacağız…

Şunu unutmayın; tarihte savaşan ve mücadele eden ülkeler, milletler çok büyük yenilgiler yaşadıkları halde, hiçbir zaman yok olmamıştır… Tam tersine; ümidini-umudunu kaybeden, gevşeyen milletler yok olup gitmiştir…

Hz.İbrahim Peygamberi hatırlayın… Ateşe atıldığında yanında hiç kimse yoktu, onu kurtaracak, ona yardım edecek hiç kimse yoktu… Ama ne demişti Hz.İbrahim,

حَسْبُنَا اللّٰهُ

““Allah bize yeter” demişti…”

حَسْبُنَا اللّٰهُ

“demek; Allah bize yeter, Allah varken gam yok demektir… Allah varken keder yok demektir Allah varken usangaçlık, bıkkınlık yok demektir…”

Hz.Musa Peygamberi hatırlayın… Denizin kenarına gelmiş, arkasında Firavun bütün ordusuyla kuşatmış… Yanındakiler “Ey Musa bittik artık, yolun sonuna geldik” demişlerdi… Ama Hz.Musa;

كَلَّا اِنَّ مَعِىَ رَبّٖى

““Hayır; yolun sonu değil… Allah benimle beraber” demişti… “Ben Allah’a güvenerek yola çıktım,”

سَيَهْدِينِ

O bana bir yol gösterecek” demişti…(ŞUARA;62)

Değerli Mü’minler!.. İman dediğimiz şeyin birinci şartını Kur’an’ın hemen başında haber veriyor Cenab-ı Allah…

يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ

Gayba iman ederler” diyor

Çok iyi silahları olduğu zaman kendilerine güvenirler demiyor… Çok korunaklı bir yerde oldukları zaman kendilerine güvenirler demiyor… Kendilerine değil, aldıkları tedbirlere değil,

يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ

““Onların imanlarının başında gayb vardır… Gayba iman vardır” diyor…”

İşte; Hz.Ebu Bekir’le beraber Mekke’den Medine’ye hicret ederken… Peygamber Efendimiz Sevr Mağarasında gayba inanmış, iman etmişti… Müşrikler o kadar yaklaşmışlar ki Peygamberimize… “Şöyle başlarını biraz eğseler ayaklarımızı göreceklerdi” diyor Hz.Ebu Bekir… Ama Peygamberimiz “Lâ tahzen, innellahe meanâ” diyor… “Korkma, Allah bizimle beraber” diyor…

Değerli Kardeşlerim! Tedbirlerimizi alacağız… Ama Hz. İbrahim’in dediğini, Hz.Musa’nın dediğini, Hz.Muhammed Mustafa (SAV)’in dediğini de unutmayacağız…

Umut olacağız… Çünkü mü’min yeryüzünün umududur… “Yeryüzünde bir tane Allah diyen varsa, kıyamet kopmayacak diyor” Peygamberimiz Bir tane mü’min varsa yeryüzünde, ümit var demektir… Yeryüzünde hayat var demektir…

Değerli Mü’minler!.. Hayatımızda özellikle bu

وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا

ayetini unutmayacağız… Bu ayette Cenab-ı Allah bize “Sakın ha sakın gevşemeyin” diyor…

Bakın; bu ayet ne zaman geliyor biliyor musunuz?.. Uhut Savaşında nazil oluyor… Uhut Savaşında Müslümanlar bir darbe almışlar, şehitler vermişler, dağılma noktasına gelmişler… Münafıklar hemen harekete geçip ortalığı karıştırmaya başlamışlar… İşte böyle çok zor bir zamanda Cenab-ı Allah Peygamberimize

وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا

ayetini gönderiyor..

“Ey Rasulüm!.. Gevşemeyin, yılgınlık göstermeyin, üzülmeyin”

وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ

““İnanıyorsanız, üstün gelecek olan sizlersiniz” diyor… Başınıza gelecek en kötü olayda bile bir mü’min olarak yılgınlık göstermeyeceksiniz, gevşemeyeceksiniz, dimdik ayakta duracaksınız diyor Cenab-ı Allah…”

İşte bu ayet; böyle bir takım imtihanlardan geçerken, kesinlikle evlerimizde gevşememiz gerektiğini, iş hayatında gevşememiz gerektiğini, geleceğe umutla bakmamız gerektiğini bizlere hatırlatıyor…

Değerli Kardeşlerim!.. Mü’minin hayatında ne olursa olsun; mü’min bitti demeyecek… Onun için Peygamberimiz “Kıyametin koptuğunu görseniz de elinizdeki fidanı toprakla buluşturun” diyor…

Bakın kıyamet kopacak, her şey yok olacak… Ama siz yine de dünyada hayat kaynağı olun diyor… Kıyametin koptuğunu görsen de sen yine ayakta kalmanın mücadelesini vereceksin…

Değerli Kardeşlerim!.. Biz elhamdülillah Müslümanız… Bizim varlığımızın bir anlamı var… Hayatımızın bir anlamı var… Ben neden varım?.. Neden yaşıyorum?.. Eğer bu soruların cevabını kendimize doğru veremezsek, çoluk çocuğumuza doğru öğretemezsek; en küçük darbelerde yıkılan bir toplum haline geliriz…

Kim ne derse desin, kim ne kadar korkutmaya çalışırsa çalışsın; bizler bunlara inanacağız ve bunun için yaşayıp gayret edeceğiz… Bizim şu dünyadaki görevimiz bu… Bunun için de; kısaca

وَلَا تَهِنُوا

““Gevşemeyin” diyor Allah-u Teâla…”

Mevlana “Sanma ki; dert sadece sende var… Sendeki derdi nimet sayanlar da var” diyor…

Rabbim hepimize, bütün milletimize sabırlar versin… Dayanma gücü versin…

Rabbim depremde dünya hayatını sonlandırarak, şehitlik makamına yükselen kardeşlerimize rahmet eylesin…

Geride kalan ailelerine, sevdiklerine, sevenlerine sabırlar versin…

Yaralı, hasta kardeşlerimize şifalar versin… Günlerdir orada mücadele eden kardeşlerimize ve devletimize Rabbi’m güç-kuvvet, kolaylık versin…

Rabbi’m hepimize birlik-beraberlik içinde el birliği ile yaralarımızı sarmak için elimizden gelen desteği verebilmeyi de nasip eylesin…

Rabbim yerden ve gökten gelecek başka musibetlerden, belalardan, felaketlerden memleketimizi ve milletimizi muhafaza eylesin…

Rabbim milletimizin ve devletimizin el’an karşı karşıya olduğu bu musibeti kendi menfaatlerine kullanmak isteyenlere, fırsata çevirmek isteyenlere, bi’l-vesile birlik ve beraberliğimize, devletimize kastetmek isteyen insan müsveddelerine fırsat vermesin…