DEPREM ÖZELİNDE MUSİBETLER VE MİRAÇ KANDİLİ
Değerli Mü’minler!.. Geçen hafta tarihte emsali olmayan büyük bir deprem felaketini yaşadık… Büyük bir imtihan veriyoruz… Oradaki kardeşlerimiz hem canlarıyla hem de mallarıyla imtihan veriyor… Biz de kalplerimizdeki merhametlerimizle… Yardımlaşma anlayışımızla… İnfaklarımızla imtihandan geçiyoruz…
Peygamber Efendimiz mü’minleri bir vücuda benzetiyor… Yani birinin herhangi bir sıkıntısı varsa o sıkıntı bütün mü’minleri ilgilendirir Toplumda da; ihtiyacını karşılayamayan gözü yaşlı biri varsa bu hepimizi rahatsız etmeli… Bu anlamda depremzede kardeşlerimizin ihtiyacını giderecek ölçüde yardım edilmesi hepimizin üzerinde bir mükellefiyet, bir sorumluluktur…
“el müslimü lil müslimi kel’bünyâni yeşuddu ba’duhû ba’dâ” Yani hepimiz binanın tuğlaları gibi kenetlenmemiz lazım… Bu da işte; o insanların ihtiyaçlarını gidererek olur…
Değerli Kardeşlerim!.. Biz inanıyor ve iman ediyoruz ki; musibetler Rabbimizden gelir… Musibetler mü’minler için bir hayırdır, hayır vesilesidir… Çünkü Cenab-ı Allah;
عَسٰى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَعَسٰى اَنْ تُحِبُّوا شَيْئًا وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْ
““Sizin hayır diye gördüklerinizde şer… Şer diye gördüklerinizde hayır vardır”(BAKARA;216) diyor…”
Âlimlerimiz, musibetlerin gelme sebeplerini üç şekilde izah ediyorlar… Musibetler insanların başına; bir, günahlarından tövbe istiğfar etsin diye… Hatalarından dönsün diye bir uyarı gibi gelebilir diyorlar… İki, her hangi bir günahtan dolayı değil de, Allah-u Teâlâ sırf kulunu imtihan etmek için… Bakalım kulum ne yapacak… Bizzat bela ve musibete uğrayan kulum bakalım ne yapacak… Bela ve musibete uğrayan kuluma yardım etmesi gereken kulum bakalım ne yapacak diye… Bela ve musibet gönderir diyorlar… Üçüncüsü de, kulunun derecelerini yükseltmek için bela ve musibet verebilir diyorlar…
Değerli Kardeşlerim!.. Cenab-ı Allah kullarını devamlı dener… Bakalım kullarım bana itaat edecek mi, etmeyecek mi diye… Yoksa bakalım kullarım bana isyan edecek mi, etmeyecek mi diye… Bakalım kulum imtihan dünyasında olduğunu biliyor mu, bilmiyor mu diye… Biliyorsa acaba unutmuş mu diye… Onun için uyanık olmak lazım… Musibetler anında isyan etmemek lazım…
Peygamber Efendimiz bir gün bir kabristandan geçerken… Bir kadının bağırıp-çağırarak, isyan ederek, hoş olmayan tavır ve sözlerle ağladığını görüyor… Kadına yaklaşıyor ve “Allah'tan kork… Muttaki ol… Sabırlı ol…” diyor… Ama kadın üzüntüsünden Peygamberimizin sesini tanıyamaz… Yüzüne de bakmaz… “Git başımdan… Sen benim başıma ne geldiğini biliyor musun?.. Benim başıma gelen senin başına gelseydi, sen ne yapardın?..” gibi laflar eder… Peygamberimiz çok üzülür ve oradan ayrılır… Olaya şahit olan sahabilerden birisi gelip, ‘seninle konuşan Peygamberimizdi’ diye kadını uyarır… Kadın hemen Peygamberimize gider özür dilemek ister… Peygamberimiz o kadının üzerinden hepimize, musibetlere karşı bir emirde bulunuyor… Bir tavsiyede bulunuyor… Ve “Sabır musibetle ilk karşılaşıldığı anda gösterilen tavırdır… Sabır ilk anda gösterilen davranıştır… Müslüman sabırlı olmalı… Allah’a yalvarmalı ve başına gelen musibetlere karşı Allah’a sığınmalıdır…” diyor…
Değerli Mü’minler!.. Musibetleri böyle görmeliyiz… Bunlar Rabbim’den bana gelen rahmet vesilesidir… Rabbim benim kazanmam için bu musibeti bana gönderdi diyebilmeli… Sabır göstermeliyiz… Peygamber Efendimiz “Mükâfatın büyüklüğü bela ve musibetin büyüklüğüne göredir” diyor… Ne kadar fazla sıkıntı yaşıyorsanız… Ne kadar büyük bir imtihandan geçiyorsanız… Onun karşısında gösterdiğiniz sabır kadar mükâfat alırsınız…
Değerli Mü’minler!.. Dünya hayatında tabi tutulacağımız imtihan türünü seçme yetkisi bize ait olmadığına göre, bizim görevimiz, tabi tutulduğumuz imtihanda elimizden geldiği kadarıyla başarı göstermeye çalışmaktır Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor:
وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَىْءٍ
“Mutlaka bazı şeylerle sizi imtihan ederiz”
مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ
“Biraz korku ve açlıkla”
وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ
“Ve mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz eksilterek…”
وَبَشِّرِ الصَّابِرٖينَ
(Ey Peygamberim!) Sabredenleri müjdele…
اَلَّذٖينَ اِذَا اَصَابَتْهُمْ مُصٖيبَةٌ
“Onlar başlarına bir musîbet gelince,”
قَالُوا اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّـا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ
“‘Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz’ derler… (Bakara, 155-156)”
Değerli Mü’minler!.. Bu ayet-i kerimelerde; Birincisi, insanların dünyada şu dört konuda imtihana tabi tutulacağı bildiriliyor: 1-Korku ile imtihan, 2-Açlıkla imtihan, 3-Mal ve ürünlerden noksanlaştırma ile imtihan, 4-Yakınların ölümü ile imtihan…
Ayet-i kerimelerde dile getirilen ikinci husus ise; insanların musibetlere karşı sabırlı olmaları gerektiği…
Cenab-ı Allah, bunlarla bizi imtihan edeceğini bildirdikten sonra,
وَبَشِّرِ الصَّابِرٖينَ
“"sabredenleri müjdele" buyuruyor ve onların kendilerine bir musibet dokunduğunda,”
اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّـا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ
“"Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz" dediklerini haber veriyor… Yani Cenab-ı Allah’a teslimiyet gösterirler… Nimeti veren sendin… Verdiğin nimeti geri alacak olan da sensin Ya Rabbi derler…”
Böylece Cenab-ı Allah, hem insanların musibet ile karşılaşabileceklerini, hem de musibetler karşısında nasıl tavır takınmaları gerektiğini bildiriyor…
Değerli Mü’minler!.. Peygamber Efendimiz (SAV) “Bir Müslümana her hangi bir yorgunluk gelirse… Ve ya bir hastalık gelirse… Her hangi bir eziyet görürse… Hatta bu kendisine dokunan bir diken bile olsa… Bu musibetler sebebiyle Allah-u Teâlâ mutlaka onun hatalarını siler” diyor…
Eğer sabır gösterilirse kaybetmek yok… Fakat isyan edilirse… O zaman imtihanın kaybedildiği gibi bir de sabır ecri ve sevabı da kaybedilir…
Biraz önce musibetler üç sebeple gelir ve bunlardan birincisi, günahlarından tövbe istiğfar etsin diye… Hatalarından dönsün diye bir uyarı gibi gelebilir demiştik… Çünkü bakın, Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor…
وَمَا اَرْسَلْنَا فٖى قَرْيَةٍ مِنْ نَبِىٍّ اِلَّا اَخَذْنَا اَهْلَهَا بِالْبَاْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ لَعَلَّهُمْ يَضَّرَّعُونَ
وَمَا اَرْسَلْنَا فٖى قَرْيَةٍ مِنْ نَبِىٍّ
“Biz her hangi bir memleket halkına bir peygamber gönderdiysek…”
اِلَّا اَخَذْنَا اَهْلَهَا بِالْبَاْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ
“O memlekette bulunan insanları bazı musibetlerle, bazı sıkıntılarla mutlaka deneriz…”
لَعَلَّهُمْ يَضَّرَّعُونَ
“Belki boyun eğerler diye…(A’RAF;94) Belki bana yaklaşırlar diye… Belki hatalarından dönerler diye… Belki yaptıkları yanlışlardan vaz geçerler diye… Biz Peygamber gönderdiğimiz her memleket halkını imtihan ettik… Onlara sıkıntılar verdik diyor Cenab-ı Hakk…”
Peygamber Efendimiz de “Allah-u Teâlâ bir kuluna hayır murad ettiği zaman… Dönsün diye ve ya günahlarına kefaret olsun diye… Dünyada ona ceza verir… Allah-u Teâlâ bir kuluna şer yani kötülük murad ettiği zaman, o kulunun günahını tutar… Kıyamet gününde cezasını tam vermek için… Cezasını bu dünyada hemen vermez… ” diyor…
“Allah-u Teâlâ bir kuluna hayır murad ettiği zaman… Dönsün diye ve ya günahlarına kefaret olsun diye… Dünyada ona ceza verir…” Hani hatırlayın… Musa Peygamber Hızır (AS) ile bir yolculuk yapıyor… Bir gemiye binmişlerdi ve Hızır (AS) gemiyi delmişti… Musa Peygamber “Bu adamlar bizi gemilerine aldılar… Garibanlar… Neden gemilerini delip zarar verdin?” diye sorduğu zaman… Hızır (AS) “İleride zalim bir hükümdar var… Sağlam gemileri gasp ediyor… Eğer ben bunu yapmasaydım… Bu gemiyi de gasp edecekti… O zalim hükümdar bu gemi sağlam değil diyerek almasın diye bunu yaptım” demişti… Yani Hızır’ın gemiyi kırması bir musibet gibi görünüyor… Bir bela gibi görünüyor… Ama daha büyük belalara karşı bir önlem oluyor… Bunu bilmek lazım…
Değerli Mü’minler!.. İnsanoğlunun hayatında bireysel ve ya toplumsal olarak yaşamak zorunda kaldığı zor zamanları olur… Bu böyle deprem gibi doğal afetler olabilir… Böyle zor zamanlar için Allah-u Teâlâ’nın bizlere çok önemli bir uyarısı var…
Bir mü’minin hayatında bu olmayacak diyor ve şöyle buyuruyor…
وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ
وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا
“Sakın ha sakın,”
تَهِنُوا
“gevşemeyin, yılmayın, usanmayın…(AL-İ İMRAN;139)”
Cenab-ı Allah bize
وَلَا تَهِنُوا
diyor… Sakın gevşemeyin Yılgınlık göstermeyin… Bıkkınlık göstermeyin… Zinde olun… Diri olun… Ümitvar olun diye emrediyor…
Değerli Kardeşlerim!.. Sıkıntılı ve zor zamanlarda Kur’an-ı Kerim’de en çok okumamız gereken, en çok ders edinmemiz gereken ayetlerden birsidir bu…
Kur’an’a ve Dinler tarihine baktığımız zaman, Cenab-ı Hakk’ın gönderdiği peygamberlerin böyle zamanlarda hep mücadele ettiklerini görüyoruz… Hem de; hiç bıkmadan, yılmadan ve gevşemeden…
Değerli Mü’minler!.. Zor zamanlar yaşadığımız dönemlerde; ne kadar olumsuz haber alırsak alalım, ne kadar olumsuz uygulamalarla karşı karşıya gelirsek gelelim… Bir mü’min olarak; ne kendimize, ne de çoluk-çocuğumuza ve çevremize bitti demeyeceğiz… Mücadele edeceğiz, gayret edeceğiz… Çünkü Cenab-ı Allah bize
وَلَا تَهِنُوا
diyor… Yani gevşemeyin diyor… Yılgınlık göstermeyin diyor…
Geçmişi unutmadan inandığımız değerlerle gayret edeceğiz… Ecdadımızın ne büyük zorluk ve mücadelelerle, bu topraklarda bu medeniyeti kurduğunu unutmayacağız…
Şunu unutmayın; tarihte savaşan ve mücadele eden ülkeler, milletler çok büyük yenilgiler yaşadıkları halde, hiçbir zaman yok olmamıştır… Tam tersine; ümidini-umudunu kaybeden, gevşeyen milletler yok olup gitmiştir…
Hz.İbrahim Peygamber ateşe atıldığında onu kurtaracak, ona yardım edecek hiç kimse yoktu… Ama ne demişti Hz.İbrahim,
حَسْبُنَا اللّٰهُ
““Allah bize yeter” demişti…”
حَسْبُنَا اللّٰهُ
“demek; bana Allah yeter, Allah varken gam yok demektir… Allah varken keder yok demektir Allah varken usangaçlık, bıkkınlık yok demektir…”
Hz.Musa Peygamberi hatırlayın… Denizin kenarına kadar gelmiş, arkasında Firavun bütün ordusuyla yaklaşmış… Yanındakiler “Ey Musa bittik artık, yolun sonuna geldik” demişlerdi… Ama Hz.Musa;
كَلَّا اِنَّ مَعِىَ رَبّٖى
““Hayır; yolun sonu değil… Allah benimle beraber” demişti… “Ben Allah’a güvenerek yola çıktım,”
سَيَهْدِينِ
O bana bir yol gösterecek” demişti…(ŞUARA;62)
Değerli Mü’minler!.. İman dediğimiz şeyin birinci şartını Kur’an’ın hemen başında haber veriyor Cenab-ı Allah…
يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ
Gayba iman ederler” diyor
Çok iyi silahları olduğu zaman kendilerine güvenirler demiyor… Çok korunaklı bir yerde oldukları zaman kendilerine güvenirler demiyor… Kendilerine değil, aldıkları tedbirlere değil,
يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ
““Onların imanlarının başında gayb vardır… Gayba iman vardır” diyor…”
İşte; Hz.Ebu Bekir’le beraber Mekke’den Medine’ye hicret ederken, Sevr Mağarasında gayba inanmış, iman etmişti Peygamberimiz… Müşrikler o kadar yaklaşmışlar ki; “Şöyle başlarını biraz eğseler ayaklarımızı göreceklerdi” diyor Hz.Ebu Bekir… Ama Peygamberimiz “Lâ tahzen, innellahe meanâ” diyor… “Korkma, Allah bizimle beraber” diyor…
Değerli Kardeşlerim! Tedbirlerimizi alacağız… Ama Hz. İbrahim’in dediğini, Hz.Musa’nın dediğini, Peygamberimizin dediğini de unutmayacağız…
Umut olacağız… Çünkü mü’min yeryüzünün umududur… “Yeryüzünde bir tane Allah diyen varsa, kıyamet kopmayacak diyor” Peygamberimiz Bir tane mü’min varsa yeryüzünde, ümit var demektir… Yeryüzünde hayat var demektir…
Değerli Mü’minler!..
وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا
Bu ayette Cenab-ı Allah bize “Sakın ha sakın gevşemeyin” diyor…
Bakın; bu ayet ne zaman geliyor biliyor musunuz?.. Uhut Savaşında nazil oluyor… Uhut Savaşında Müslümanlar darbe almışlar, şehitler vermişler, dağılma noktasına gelmişler… Münafıklar da hemen ortalığı karıştırmaya başlamışlar… İşte böyle çok zor bir zamanda Cenab-ı Allah Peygamberimize
وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا
ayetini gönderiyor..
“Ey Rasulüm!.. Gevşemeyin, yılgınlık göstermeyin, üzülmeyin”
وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ
““İnanıyorsanız, üstün gelecek olan sizlersiniz” diyor… Başınıza gelecek en kötü olayda bile bir mü’min olarak yılgınlık göstermeyeceksiniz, gevşemeyeceksiniz, dimdik ayakta duracaksınız diyor Cenab-ı Allah…”
İşte bu ayet; böyle imtihanlardan geçerken, kesinlikle evimizde ve işimizde gevşememiz gerektiğini, geleceğe umutla bakmamız gerektiğini bizlere hatırlatıyor…
Değerli Kardeşlerim!.. Hayatında ne olursa olsun; mü’min bitti demeyecek… Onun için Peygamberimiz “Kıyametin koptuğunu görseniz de elinizdeki fidanı toprakla buluşturun” diyor…
Bakın kıyamet kopacak, her şey yok olacak… Ama siz yine de dünyada hayat kaynağı olun diyor… Kıyametin koptuğunu görsen de sen yine ayakta kalmanın mücadelesini vereceksin…
Değerli Kardeşlerim!.. Biz elhamdülillah Müslümanız… Bizim varlığımızın ve hayatımızın bir anlamı var… Eğer bunları doğru anlamazsak… Çoluk-çocuğumuza doğru öğretemezsek; en küçük darbelerde bile toplum olarak yıkılırız…
Bizler bunlara inanacağız ve bunun için yaşayıp gayret edeceğiz… Bizim görevimiz bu… Bunun için de; kısaca
وَلَا تَهِنُوا
““Gevşemeyin” diyor Allah-u Teâla…”
Değerli Kardeşlerim! Malumunuz bu gece Miraç Kandilini idrak ediyoruz… İsra; Peygamber Efendimizin bir gece Burak isimli bir binitle Mekke'den alınıp… Kudüs'teki Beyt-i Makdis'e götürülmesidir… Peygamber Efendimiz buradan da Mi'rac’a çıkmıştır… İsrâ hadisesi Kur'an ile sabittir ve şöyle buyurulur…
سُبْحَانَ الَّذٖى اَسْرٰى بِعَبْدِهٖ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذٖى بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَا اِنَّهُ هُوَ السَّمٖيعُ الْبَصٖيرُ
““O Allah ki; her türlü noksanlıklardan, eksikliklerden münezzehtir ki; O kulu Muhammedi bir gece Mescid-i Haram'dan etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya birtakım ayetlerimizi göstermek üzere yürütendir ve o Allah her şeyi en ince ayrıntısına kadar işiten ve her şeyi en iyi bilendir…”(İSRA;1)”
Değerli Mü’minler!.. İsra ve Miraç mucizesi sadece kutlanması gereken bir gün değil; ibret alınması gereken, Peygamberimize özel olarak indirilmiş bir mucizedir…
Biz şer’i hükümlerden bize intikal etmiş bir hadiseyi tabii ki kutlayacağız… Ama kutlamanın ötesinde; bir de onu anlamaya, ona iman etmeye, onu hayatımıza taşımaya ve onu yaşamaya çalışmalıyız… İsra ve Miraç Mucizesiyle alakalı ayet ve hadisler üzerindeki mesajları anlamaya çalışmalıyız… Eğer böyle yaparsak bu mucize bu güne ait birçok meselemizi de aydınlatır… Bu bizim imanımızla, salih amellerimizle; Miraç gibi Rabbimize yükselmemizi, yücelmemizi sağlar…
Değerli Mü’minler!.. İsra ve Miraç yeniden bir başlangıçtır… Diğer Peygamberlere verilmeyen, sadece bizim Peygamberimize verilen önemli bir mucizedir… Peygamber Efendimiz bu mucizeyle; kendini yapayalnız hissettiği o sıkıntılı, meşakkatli günlerinde bir nebze olsun rahatlamıştı…
İsra ve Miraç hadisesi yaşanmadan önce; Peygamberimiz tam 11 yıl boyunca insanlara İslam’ı anlattı… Ama Mekke’deki o insanlar bir türlü İslam’a inanmadılar… İman edenlere zulmettiler… İslam’ı anlatmalarına dahi müsaade etmediler… Ambargo koydular, boykot uyguladılar… Peygamberimiz bile açlıktan karnına taş bağlamak zorunda kalacak kadar aç bıraktılar… Peygamberimizin hanımı Hz.Hatice vefat etti… Peygamberimizi himaye edip koruyan amcası Ebu Talip vefat etti… Bundan sonra Peygamberimiz ve Müslümanlar daha fazla zorluk yaşamaya başladı… Müşriklerin zulmü, baskısı daha fazla artmaya başladı…
Hatta bu baskıdan dolayı Peygamber Efendimiz Mekke’nin dışında İslam’ı yayabileceği yerler aramaya başladı… Taif’e gitti… Taif’te kapı kapı dolaşarak İslam’ı anlattı… Peygamber olduğunu söyledi…
Ama maalesef Taif’liler de kabul etmedi… Hatta çocuklara ve ayak takımı insanlara Peygamberimizi taşlattılar… Herkese hakaret ettiler… Mekke’ye geri döndü ama Mekke’ye de giremedi… Günlerce Mekke’nin dışındaki mağaralarda yaşadı…
Değerli Kardeşlerim!.. İşte böyle zor bir zamanda Cenab-ı Allah Peygamberimize yardım etti… Bu dava zor bir dava dedi… Peygamberimizi Miraç’a yükselten şey, O’nun yaşadığı o zor hayattı… O hayatında hep Kur’an’a göre yaşıyordu… İşte böyle bir hayatın, böyle bir yaşayışın, böyle bir davanın sahibine Cenab-ı Allah İsra’yı ve Miraç’ı nasip etti…
Değerli Kardeşlerim!.. Acaba bizim hayatımız nasıl… Biz de hayatımızı ihya ediyor muyuz… Hayatını ihya edebilenler, hayatını imar edebilenler Allah’a yürüyebilenlerdir… Peygamberimiz ilk vahyi aldığı andan itibaren hep bu İslam davası için yaşadı ve mücadele etti… Peki; biz bu dava için ne yapıyoruz… Ve ya daha net konuşayım; acaba bizim böyle bir davamız var mı… Varsa bu dava için şimdiye kadar ne yaptık…Peygamberimize o hayatı yaşatan o İslam davası adına bir hikayemiz var mı… Sırf bu İslam davası uğrana hayatımızda heba ettiğimiz ve ya elimizin tersiyle reddettiğimiz bir şey var mı… Bu gece işte bu konularda kendimizi hesaba çekmemiz lazım…
Eğer bütün Müslümanlar olarak kendimizi hesaba çekersek…
اِنَّ صَلَاتٖى وَنُسُكٖى وَمَحْيَایَ وَمَمَاتٖى لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ
Eğer bizim hayatımız ve ölümümüz; kısaca her şeyimiz Allah için olursa…(EN’AM;162) Niçin yaratıldığımızı bilerek bunu hiç unutmadan yaşarsak… İşte o zaman Allah’ın izniyle maddi-manevi her anlamda düştüğümüz yerden yeniden ayağa kalkarız… Bunu idrak etmek zorundayız… Bütün Müslümanların, hatta bütün insanlığın kurtuluşunun tek yolu bu…
Rabbim hepimize, bütün milletimize sabırlar versin… Dayanma gücü versin…
Rabbim depremde dünya hayatını sonlandırarak, şehitlik makamına yükselen kardeşlerimize rahmet eylesin…
Geride kalan ailelerine, sevdiklerine, sevenlerine sabırlar versin…
Yaralı, hasta kardeşlerimize şifalar versin… Günlerdir orada mücadele eden kardeşlerimize ve devletimize Rabbi’m güç-kuvvet, kolaylık versin…
Rabbi’m hepimize birlik-beraberlik içinde el birliği ile yaralarımızı sarmak için elimizden gelen desteği verebilmeyi de nasip eylesin…
Rabbim yerden ve gökten gelecek başka musibetlerden, belalardan, felaketlerden memleketimizi ve milletimizi muhafaza eylesin…
Kandilimiz mübarek olsun…
