Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Diğergâmlık, Empati ve Af-Merhamet

İsmail Sezkin

DİĞERGAMLIK, EMPATİ VE AF-MERHAMET


خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ

Bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak, onun duygularını, düşüncelerini, sevinçlerini, nefretlerini, yani bütün maddi ve manevi hallerini anlaması ve yaşamasına diğergamlık denir. Bunun neticesinde kendi ihtiyacı olduğu halde, kardeşini tercih ederek, bir Mümin’in gerekeni yapmasına da Îsar diyoruz. Peygamberimizin ifadesiyle;

“Sizden biriniz kendisi için istediğini Müslüman kardeşi için de istemedikçe kâmil manada iman etmiş olamaz.”

Değerli Mü’minler!.. Asr-ı Saadete baktığımız zaman Peygamber Efendimizin ve Ashâbının hayatlarında bu diğergamlığın çok önemli bir yerinin olduğunu görüyoruz. Toplumu bir vücûd, bir organizma gibi; toplumu oluşturan insanların da organizmanın organ ve hücreleri gibi gören Peygamber Efendimiz, toplum kesimlerinde ekonomik bir uçurumun olmamasına özen gösterir; henüz zarûriyâtını karşılayamamış ve özellikle suffa ashâbı varken hâciyât denilen mutlaka gerekli olmayan ihtiyaçlar ve hele hele de zeyniyyât denilen keyfi harcamalar peşinde koşmaya asla izin vermezdi.

Peygamberimiz özellikle de âilesini, eşlerini ve çocuklarını bu konuda kötü örnek olmamaları için uyarırdı. Nitekim kızı Fâtıma'nın ev işlerinde kendisine yardımcı olarak bir hizmetçi istediği zaman verdiği cevap, bu günün Müslümanlarına Nebevi bir ışıktır aslında. Kızı Fatıma’ya: "Kızım, ehl-i suffeyi açlıktan kıvranır bir halde bırakarak size hizmetçi veremem. Henüz onların maîşetlerini temin edemedim. Bu esirleri satıp ashâb-ı suffanın ihtiyâcını karşılamayı düşünüyorum." (İbn Hanbel, I, 106) demişti.

Suffa Ashâbından dermanı kesilen biri bir gün gelip Peygamber Efendimize halini anlatır. Peygamberimiz de onu zevcelerine gönderir. Müminlerin anneleri, "evimizde sudan başka bir şey yok" diye Peygamberimize haber yollar. Bunun üzerine Peygamberimiz: "Kim bu açı yemeğine ortak eder?" diye ashâbına sorar. Ensar'dan bir kişi ayağa kalkıp: "Ben" der ve suffalı misâfiri alıp evine götürür. Ama evinde eşinden "çocuklarının yiyeceğinden başka bir şey bulunmadığını" öğrenir. Sofrayı kurup lâmbayı yaktıktan sonra yemeği sofraya koyarlar, yemeğe başlayınca ev sâhibi kandili düzeltiyormuş gibi yaparak ışığı söndürür. Sâdece misâfirin yemesi için ortamı karartır yani. Karı koca yiyormuş gibi yaparlar. Misâfir güzelce karnını doyurur. Onlar ve çocukları ise aç sabahlarlar. Sabah olunca ev sâhibi Peygamber Efendimizin yanına gittiğinde ona: "Bu gece Allah sizin hareketinizden memnûn oldu ve hakkınızda şöyle buyuruldu” der ve nüzul sebebi bu hadise olan şu ayeti okur.

وَالَّذٖينَ تَبَوَّؤُ الدَّارَ وَالْاٖيمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ اِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فٖى صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّا اُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلٰى اَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهٖ فَاُولٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

“"Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri muhtaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir” (Haşr, 9)”

Hülasa-i kelam Değerli Kardeşlerim!.. Diğergamlık/empati, her halükârda kendini başkalarının yerine koyabilmektir. Bunu da ancak büyük düşünen adamlar yapabilir.

Değerli Mü’minler!.. Gelelim Afv’a… Câhiliye toplumlarında kötülüğü kötülükle karşılamak genel bir uygulama idi. Bunun aksine davranış, çoğunlukla zayıflık ve acizlik sayıldığından, insanlar affetmenin yerine cezalandırma yolunu seçerlerdi. Buna karşılık Kur’ân-ı Kerîm’ve Hadis-i Şeriflerde Cenab-ı Allah’ın affediciliği ve mağfireti çeşitli vesilelerle ifade edilerek, “Affın ilâhî bir sıfat ve yüksek bir ahlâkî meziyet olduğu“ kesin olarak ortaya konulur.

Peki merhamet ne demek? Merhamet; Cenab-ı Allah’ın bütün yaratılmışlara yönelik lutuf ve ihsanlarını ifade eder, bunun yanında insanlarda bulunan, onları diğer insanların ve diğer canlıların sıkıntıları karşısında duyarlı olmaya ve yardım etmeye sevkeden acıma duygusunu belirtir merhamet.

Bu arada evlât sevgisi, ana babaya saygı ve itaat, sıla-i rahim, yaşlılara, yoksullara, hastalara, sakatlara, yetimlere, kimsesizlere yardım etme gibi erdemlerin merhamet duygusunun yansımaları olarak kabul edilir.

Yani şefkat ve merhamet gibi duygular, Cenab-ı Allah’ın insanların içine koyduğu birer iyilik melekesi olup, asıl amaç muhtaç ve çaresizlere yardım edip sıkıntılarını gidermektir. Bu açıdan bakıldığında, bir kimseye acıyan kişi, eğer bu acımanın verdiği elemden kendisini kurtarmak ve rahatlamak için ona yardım ederse, merhamette kemale ulaşmış sayılmaz. Çünkü merhamette kemal, kişinin kendisini değil muhtaç ve çaresiz olanı rahata kavuşturmayı amaçlamasıdır. Böylece merhametin kaynağı olan Rabbimizin de rızasına ulaşılmış olur.

Değerli Mü’minler!.. Cenab-ı Hak; Kur’an-ı Kerim‘de Peygamber Efendimizin özelinde hepimize şöyle buyuruyor:

فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ لِنْتَ لَهُمْ

““Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın.”

وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَلٖيظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ

“Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi.”

فَاعْفُ عَنْهُمْ

“Artık sen onları affet.”

وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ

“Onlar için Allah’tan bağışlama dile.”

وَشَاوِرْهُمْ فِى الْاَمْرِ

“İş konusunda onlarla müşavere et. (AL-İ İMRAN;159)”

Değerli Kardeşlerim!.. Bu ayet-i kerimenin Uhut Savaşı’ndan sonra nazil olduğunu düşündüğümüz zaman, Peygamber Efendimizin en zor şartlarda bile merhameti ashabından esirgemediğini, hatta kendisini öldürmek ve Cenab-ı Allah’ın dinini yok etmek niyetiyle gelen düşmanlarına bile, üstü başı kanlı haldeyken bile, “Ya Rab! Benim kavmim bilmiyor, sen onları bağışla.” diye dua edişini de hatırladığımız zaman, O’nun merhamet etmedeki cömertliğini daha iyi anlamış oluyoruz.

Bu ayet-i kerimede, Peygamber Efendimizin insanlara karşı merhametli oluşu “Allah’tan bir rahmet” olarak değerlendiriliyor.

Bu hususta Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: "Allah, arz ve semayı yarattığı gün, yüz rahmet yarattı. Her bir rahmet göklerle yer arasını dolduracak kadardır. Ondan yeryüzüne tek bir rahmet indirmiştir. İşte anne, yavrusuna bununla şefkat eder. Vahşi hayvanlar ve kuşlar birbirlerine bununla merhamet ederler. Kıyamet günü geldiği vakit Allah, rahmetine bunu da ilâve ederek (tekrar yüze) tamamlayacaktır." (Müslim)

Bu ayet-i kerimelerden ve bu hadis-i şeriflerden merhametin kaynağının Cenab-ı Allah’ın kendisi olduğunu anlıyoruz.

Değerli Mü’minler!.. Bir kişi ile başlayan İslam davasını başarıya ulaştıran en önemli amillerden birisinin de Peygamber Efendimizin merhameti olduğu görüyoruz.

Allah-u Teala Tevbe Suresi‘nde, Peygamberinin “Müminlere karşı engin merhametini ve düşkünlüğünü“ tasvir ederken,

لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ اَنْفُسِكُمْ عَزٖيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرٖيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنٖينَ رَؤُفٌ رَحٖيمٌ

“‘‘Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.‘‘[TEVBE;128] buyuruyor.”

Şimdi burada; biraz önce okuduğumuz Haşr Suresi‘nin, 9. ayetini düşündüğümüz zaman, bu ayetteki benzetme, aynı zamanda müslümanlar için bir merhamet abidesi ortaya koyuyor. Neden diye bir soru sorduğumuz zaman da, yine ilahî bir ses işitiyor kulaklarımız:

وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمٖينَ

“‘‘(Ey Muhammed!) Biz Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.’’ [ENBİYA;107] buyruluyor. Peygamber Efendimizin gönderiliş sebebidir bu. Yani Peygamberimizin bütün alemlere rahmet oluşu.”

Peygamber Efendimiz, biz ümmetine hatta bütün insanlığa olan merhametini bakın nasıl tarif ediyor?

"Benim misalimle sizin misaliniz, şu temsile benzer: Bir adam var ateş yakmış. Ateş etrafı aydınlatınca gece kelebekleri ve aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe kendilerini atmaya başlarlar. Adamcağız onları kurtarmaya çalışır. Ancak hayvanlar galebe çalarak çoklukla ateşe atılırlar. Ben tıpkı o adam gibi ateşe düşmemeniz için belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe koşuyorsunuz."

Sözlerimize başlarken okuduğum Araf Suresi‘nin 199. Ayetinde Cenab-ı Hak, Peygamber Efendimize hitaben:

خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ

“‘’Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.’’ [A’RAF;199] buyurarak, cehalet ve cahillerle nasıl bir münasebet kuracağımızı da yine Peggamberimiz üzerinden bizlere öğretiyor böylece.”

Yani; 1- Her zaman af ve merhamet yolunu seçmemiz gerektiğini öğreniyoruz, 2- İyiliğin muallimi ve takipcisi olmamız gerektiğini öğreniyoruz, 3-Cehalete ve cahillere hiç bir şekilde prim vermememiz gerektiğini öğreniyoruz.

Bazı âyetlerde ve Hadis-i Şeriflerde merhamet kavramı insanlar arasındaki acıma duygusunu ve bu duygudan kaynaklanan iyiliği ifade eder.

Kur’an-ı Kerim’de, Resûlullah’ın ve müminlerin birbirlerine karşı merhametli, inkârcılara karşı sert ve tavizsiz oldukları… Cenab-ı Allah’ın, karı-koca arasına derin bir sevgi ve merhamet koyduğu bildirilir… Evlâtlara, yaşlı ana babalarının üzerlerine merhamet kanatlarını germeleri emredilir.

Mekke döneminin ilk yıllarında zenginlik, asalet gibi imkânların en yüksek değer ölçüsü olarak kabul edildiği, âciz ve kimsesizlere karşı ilgisizlik ve acımasızlığın hüküm sürdüğü bir ortamda inen âyet ve sûrelerde, daha çok Cenab-ı Allah’ın birliği, kudreti ve lutufkârlığı ile âhiret konularının yanında nesep, servet ve sosyal statü farkı gözetmeden herkese karşı sevgi ve merhamet duygularıyla yaklaşmayı, bilhassa yoksulları ve kimsesizleri koruyup gözetmeyi, nihayet toplumda bir merhamet ve sevgi ahlâkı geliştirmeyi hedefleyen hükümler geniş yer tutar.

Mesela bu dönemde nâzil olan Beled Sûresi‘nde Müminlerin özellikleri,

ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِ

““Yetimi ve yoksulu doyurmak, iman edip birbirine sabrı ve merhameti tavsiye edenlerden olmak“[BELED;17] şeklinde sıralanır.”

Daha bir çok âyette de, kimsesiz ve çaresizler karşısında ilgisiz kalanlar, acımasız davrananlar, Haksız yollarla yetimlerin mallarını yiyenler, kız çocuklarından utanç duyanlar ve onları acımasızca öldürenler, “Allah’ın doyurmadığını biz mi doyuracağız?” diyenler, çok ağır ifadelerle eleştirilir.

Peygamber Efendimiz, “Müminleri birbirini sevmekte, birbirine acımakta, organlarından biri hastalandığında diğerlerinin de bu yüzden elem çekip uykusuz kaldığı vücuda“ benzetir.

Hiçbir zaman çocuklarını öpmediklerini söyleyenlere, “Allah kalplerinizden merhamet duygusunu çekip almışsa ben ne yapabilirim?” diyerek üzüntüsünü belirtmiş, Müslümanların her alanda ilişkilerini sevgi, merhamet, yardımlaşma ve dayanışma yönünde geliştirmelerini, sıkıntılarını paylaşmalarını emretmiştir.

Aynı duyarlılığı hayvanlar konusunda da gösteren Peygamber Efendimiz, “Zor durumdaki bir hayvanı kurtaran kişinin bu sayede cenneti hak ettiğini“, “Bir hayvanı ölüme terkedenin de cehennemlik olduğunu“ beyan ederken, atış tâlimi yaparken canlı hayvanı hedef alanları da lânetlemiştir.

Bütün bu anlattıklarımızdan İslâmiyet’in bir merhamet dini olduğunu anlamış oluyoruz.

Peygamber Efendimiz “Allah, muhakkak surette kötülüğü affeden kişiyi aziz kılar” (Müsned, II, 235, 238) buyuruyor.

Buradaki aziz kelimesinin Arapça’da hem “şerefli”, hem de “güçlü” anlamına geldiğini göz önüne aldığımız zaman bu hadiste affın faydasının oldukça geniş tutulduğunu anlamış oluyoruz böylece.

Affetmek, İslâm’da bütün faziletlerin temelini teşkil eden takvâya en yakın meziyettir aynı zamanda. Nur Suresi‘nde

وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ مَا زَكٰی مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ اَبَدًا

““… Eğer üstünüzde Allah'ın lütuf ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbir kimse asla temize çıkamazdı.“ [NUR;21] buyuruluyor… Bu nedenle Kur’an-ı Kerim‘de Müslümanlar bu fazilete çağırılırken,”

وَلَا يَاْتَلِ اُولُوا الْفَضْلِ مِنْكُمْ وَالسَّعَةِ اَنْ يُؤْتُوا اُولِى الْقُرْبٰى وَالْمَسَاكٖينَ وَالْمُهَاجِرٖينَ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ

““İçinizden varlık ve servet sahibi kimseler yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere kendi mallarından bir şey vermeyeceklerine yemin etmesinler.”

وَلْيَعْفُوا وَلْيَصْفَحُوا

“Onlar affetsinler, vazgeçip iyi muamelede bulunsunlar. (Nûr; 22) buyuruluyor.”

Bu ayet-i kerime, Hz. Ebu Bekir hakkında inmişti. Hz. Ebu Bekir‘in madden desteklediği akrabalarından birisi, İfk Hadisesinde, Münafıklar Hz. Aişe‘ye iftira attıkları zaman, o şahıs da Hz.Aişe hakkında, ileri geri konuşunca, Ebu Bekir (ra) o kişiye bir daha yardım etmeyeceğine dair yemin etmiş ve ancak Hz.Ebu Bekir, bu ayetle uyrılınca eskiden olduğu gibi yine yardım etmeye devam etmişti. Çünkü Peygamber Efendimiz de o kişileri affetmiş ve olgun müminlere de şu tarihi mesajını vermişti:

مَنْ لاَ يَرْحَمِ النَّاسَ لاَ يَرْحَمْهُ اللهُ

““İnsanlara merhamet etmeyen kimseye Allah’da merhamet etmez.””

Başka bir hadis-i şeriflerinde de “Merhamet etmeyene merhamet edilmez” buyuruyor Peygamberimiz.

Vel hâsıl-ı kelam, afv ve merhametin kaynağının, Cenab-ı Allah olduğunu bilmemiz gerekir.

Uhud Savaşında Amcası Hz. Hamzayı şehid eden Vahşi‘yi ve Ebu Sufyanın hanımı Hind‘i Affeden Peygamber Efendimiz bu hususta bizim için en mükemmel örnektir.

Peygamber Efendimizin övgüsüne mazhar olan sahabelerden biri olan, Ulbe bin Zeyd’in hayatından bir kesit anlatarak sohbetimi bitiriyorum.

Hicret’in 9. yılıydı Rumlar Müslümanları tamamen ortadan kaldırmak için 40 bin kişilik bir ordu hazırlamışlardı. Peygamber Efendimiz bunu haber alınca hemen hazırlığa başladı. Hava çok sıcaktı. Hasat mevsimiydi. Üstelik kıtlık da vardı. Böyle iken birkaç kişi hariç bütün Müslümanlar bu orduya iştirak ettiler. Ellerinden gelen maddi manevi desteği yapmaktan geri durmadılar. Sahabeden bazıları bu orduya sırf maddi imkânsızlıkları sebebiyle iştirak edememişlerdi. İşte bunlardan biri de Ulbe bin Zeyd’di.

Hz. Ulbe fakirdi. Yol azığı ve binek temin edememişti. Fakat bu sefere katılmaya can atıyordu. Kendisi gibi olan arkadaşlarıyla Peygamber Efendimizin huzuruna çıktı. Çok üzgündü. Peygamber Efendimizin kendisine bir binek temin etmesi için ricada bulundu. Peygamberimiz, “Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum.” deyince gözyaşları içerisinde geri döndü. Ama Hz. Ulbe, o gece uyuyamadı. Kalktı, bir müddet namaz kıldıktan sonra şöyle dua etti. Böyle bir duayı ancak yüreğini Allah’a adamış büyük adamlar yapabilir.

“Allah’ım, cihadı emrettin, bizi ona teşvik ettin. Ama ne bende, ne de Resûlünde beni savaşa hazırlayacak imkân yoktur. Allah’ım! Ben de sadaka olarak, malıma, canıma, şeref ve haysiyetime tecavüz eden, bana hakaret eden bütün Müslümanları affediyorum.”

Dua bu!.. Bu gün ben ne yapabilirim ki? Elimden ne gelir ki? diyen Müslümanlara çok güzel bir örnek. Ertesi sabah Peygamber Efendimiz, “Bu gece herkesi affederek tasaddukta bulunan kimse ayağa kalksın.” buyurdu. Kimse kalkmadı. Peygamber Efendimiz sözünü tekrarladı. Bu defa Hz. Ulbe kalktı ve “Benim yâ Resûlallah.” dedi. Peygamber Efendimiz onu müjdeleyerek: “Seni müjdelerim! Allah’a yemin ederim ki, yaptığın bu bağış, kabul edilen sadakalar arasına kaydedilmiştir.” buyurdu…

Böylece hâlis niyetinin mükâfatını gören Hz. Ulbe; bizlere de ‘Müslüman kardeşini affetmenin bile Allah katında kabul olunan bir tasadduk olduğunu öğretmiş oldu.