DİLİN AFETLERİ
GİRİŞ: EBEDİ HÜSRANIN KÜÇÜK CELLADI: DİL!
AĞZINDAN ÇIKAN HER KELİME YA CENNETE BİR BASAMAK YA CEHENNEME BİR ODUN.
DİLİNİN İPİNİ BIRAKTIN, ŞİMDİ O CANAVAR SENİ EBEDİ HÜSRANA SÜRÜKLÜYOR!
YALANLA İMAN AYNI KALPTİ BARINMAZ; DİLİN MÜHÜRLENMEDEN TİTRE VE KENDİNE GEL!
DİLİ CANAVAR OLANIN, AKIBETİ MEZARDA YILANLARLA BAŞBAŞA KALMAKTIR!
İFTİRA ATARKEN ALLAH’IN SENİ İZLEDİĞİNİ UNUTTUN MU? İRİN ÇUKURUNA YÜRÜYORSUN!
DİLİN KEMİĞİ YOKTUR AMA KIRDIĞI GÖNÜLLERİN HESABI CEHENNEMDEN DAHA AĞIRDIR!
اعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
Kovulmuş Şeytan’ın şerrinden Allah’a sığınırım.
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي خَلَقَ الْإِنْسَانَ، وَعَلَّمَهُ الْبَيَانَ، وَحَذَّرَهُ مِنْ حَصَائِدِ اللِّسَانِ.
Hamd; insanı yaratan, ona beyanı (konuşmayı) öğreten ve onu dilinin afetlerine karşı uyaran Allah’a mahsustur.
وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الَّذِي قَالَ:
Salât ve selâm, Efendimiz Hz. Muhammed’in (S.a.v), O’nun âlinin ve ashabının üzerine olsun ki O şöyle buyurmuştur:
"مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ."
"Allah’a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya da sussun."
اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِهِ وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِينَ.
Allah’ım! Efendimiz Hz. Muhammed’e (S.a.v), O’nun âline ve bütün ashabına salât ve selâm eyle.
AZİZ MÜSLÜMANLAR!
DEĞERLİ MÜMİNLER
BUGÜNKÜ KONUMUZ: DİLİN AFETLERİ; YALAN, İFTİRA, GIYBET VE EBEDİ HELAK!
Soruyorum size: AKLI BAŞINDA OLAN BİR İNSAN, KENDİ ELİYLE KENDİ CEHENNEMİNİ INŞA EDER Mİ? Bakın Hazreti Ali (Radıyallahu Anh) ne buyuruyor: "DİL BİR CANAVAR GİBİDİR; İPİ BIRAKILDI MI İNSANI PARÇALAR!" Siz o canavarın ipini bıraktınız mı, yoksa o canavar sizi ebedi hüsrana mı sürüklüyor?
AKLINIZI KULLANMAZ MISINIZ? Dil kemiksizdir, küçüktür ama kopardığı fırtına Arş’ı titretir! Bir kelimeyle gönül yapar, bir kelimeyle ömürlük yuva yıkarsınız. DİLİNİZLE İŞLEDİĞİNİZ GÜNAHI GÖZÜNÜZLE GÖRSENİZ, KORKUDAN BİR DAHA KONUŞAMAZDINIZ! Ama siz, sanki o sözler boşluğa gidiyormuş gibi fütursuzca konuşuyorsunuz.
HÂLÂ İDRAK ETMEZ MİSİNİZ? Her sözün anbean yazıldığını, her harfin hesabının sorulacağını unutan bir dil, mahşer günü konuşamayacak hale gelecektir. Kalbi kirli olanın dili temiz konuşamaz! Sizin diliniz kalbinizin aynasıdır; eğer dilinizden irin akıyorsa, bilin ki kalbiniz çürümüştür!
EY MÜMİN! Dilin seni savunmayacak; aksine mahşerde sen susacaksın, dilin senin aleyhine şahitlik edecek! BİR SÖZ BAZEN BİR KALBİ DEĞİL, BİR HAYATI ÖLDÜRÜR! Katil olmak için silaha gerek yok; iftira atan dil, mermiden daha keskindir!
Gelin bugün, o canavarın ipini sıkıca tutalım. Gelin, susmanın izzetini konuşmanın zilletine tercih edelim. Çünkü dilini tutamayan, kaderine sadece pişmanlık yazar.
HER SÖZÜN ANBEAN KAYDEDİLMESİ DEHŞETİ]
1. DELİL
— AYET —
مَا يَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ اِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ
"İnsan hiçbir söz söylemez ki, onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen ve kaydeden hazır bir melek bulunmasın."
AYET KAYNAĞI: Kâf Suresi, 50/18
— HADİS —
عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: قُلْتُ يَا رَسُولَ اللهِ: وَإِنَّا لَمُؤَاخَذُونَ بِمَا نَتَكَلَّمُ بِهِ؟ فَقَالَ: "ثَكِلَتْكَ أُمُّكَ يَا مُعَاذُ! وَهَلْ يَكُبُّ النَّاسَ فِي النَّارِ عَلَى وُجُوهِمْ إِلَّا حَصَائِدُ أَلْسِنَتِهِمْ؟"
Muâz b. Cebel (Radıyallahu Anh) anlattı: "Ey Allah’ın Resulü! Biz konuştuklarımızdan da hesaba çekilecek miyiz?" dedim. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Annen hasretine yansın ey Muâz! İnsanları yüzüstü cehenneme sürükleyen, dillerinin biçtiği ürünlerden (günahlardan) başka bir şey midir?"
HADİS KAYNAĞI: Tirmizî, Îmân 8, No: 2616; İbn Mâce, Fiten 12, No: 3973 - Sahih Hadis
Nüzul Sebebi: Kâf Suresi, Mekke müşriklerinin ahireti ve hesabı inkâr etmeleri üzerine nazil olmuştur. Bu ayet, insanın dünyada fütursuzca sarf ettiği her kelimenin melekler tarafından anbean kaydedildiğini, dilden dökülen hiçbir lafzın ilahi murakabeden kaçamayacağını bildirmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Ayette geçen "Raqîb" gözetleyen, "Atîd" ise her an kayda hazır bekleyen demektir. Kul, dilini serbest bıraktığını zannederken, ağzından çıkan her bir gıybet, yalan veya iftira, kıyamet günü önüne açılacak olan sicil dosyasına birer suç delili olarak işlenmektedir. Hz. Peygamber (S.a.v) Efendimiz de bu hakikati teyit ederek, insanın amellerini mahvedip onu cehenneme sürükleyen en büyük amilin yine dille işlenen cürümler olduğunu sarsıcı bir üslupla beyan etmiştir.
Sahabe Kıssaları: Hz. Muâz b. Cebel (Radıyallahu Anh), Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte bir yolculuktayken O’na yakınlaşır ve kendisini cennete götürecek amelleri sorar. Efendimiz (S.a.v) ona İslam’ın rükünlerini saydıktan sonra, "Sana bütün bunların can damarını haber vereyim mi?" buyurarak mübarek dilini eliyle tutar ve "Şunu koru!" der. Hz. Muâz şaşkınlıkla, dille konuşulanların bu denli büyük bir felaket getireceğini tahmin edemeyerek yukarıdaki soruyu sorar ve bu sarsıcı cevabı alır.
Kıssadan Hisse: Dil kemiksizdir ve zahmet çekmeden döner, ancak onun topladığı günahlar insanı ahirette felakete sürükler. Ne kadar ibadet edersen et, eğer dilinin canavarlığına set çekmezsen, o dil seni kendi ellerinle inşa ettiğin cehennem uçurumuna fırlatır.
2. DELİL
— AYET —
اَمْ يَحْسَبُونَ اَنَّا لَا نَسْمَعُ سِرَّهُمْ وَنَجْوَيهُمْ بَلٰى وَرُسُلُنَا لَدَيْهِمْ يَكْتُبُونَ
"Yoksa onlar, bizim kendilerinin sırlarını ve gizli fısıltılarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, işitiyoruz ve yanlarındaki elçilerimiz de (her şeyi) yazıyorlar."
AYET KAYNAĞI: Zuhruf Suresi, 43/80
— HADİS —
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: "إِنَّ الْعَبْدَ لَيَتَكَلَّمُ بِالْكَلِمَةِ مِنْ رِضْوَانِ اللهِ لَا يُلْقِي لَهَا بَالًا يَرْفَعُهُ اللهُ بِهَا دَرَجَاتٍ، وَإِنَّ الْعَبْدَ لَيَتَكَلَّمُ بِالْكَلِمَةِ مِنْ سُخْطِ اللهِ لَا يُلْقِي لَهَا بَالًا يَهْوِي بِهَا فِي جَهَنَّمَ"
Ebû Hureyre (Radıyallahu Anh) anlatıyor: Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kul, Allah’ın rızasına uygun olan bir kelimeyi ehemmiyet vermeyerek söyler de Allah bu sebeple onun derecelerini yükseltir. Yine bir kul, Allah’ın gazabını gerektiren bir kelimeyi hiç önemsemeyerek sarf eder de o kelime yüzünden cehennemin dibine fırlatılır."
HADİS KAYNAĞI: Buhârî, Rikâk 35, No: 6478; Müslim, Zühd 6, No: 2988 - Sahih Hadis
Nüzul Sebebi: Mekke'de müminlerin aleyhine gizlice komplolar kuran, fısıldaşarak gıybet ve iftira üreten müşriklerin, bu gizli konuşmalarının Allah tarafından bilinmediği zannı üzerine ihkak-ı hak adına nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: İnsanlar baş başa kalıp bir Müslümanın onurunu zedeleyen kelimeler konuşurken kimsenin duymadığını sanırlar. Ayet ve hadis, "Ben önemsiz bir söz söyledim" mazeretini yerle bir eder. Ağızdan çıkan ve önemsenmeyen o tek cümle, kulu cehennemin en derin uçurumuna düşürmeye yeterlidir.
Sahabe Kıssaları: Hz. Ebû Hureyre (Radıyallahu Anh) bu hadisi rivayet ettikten sonra ağlar ve yanındakilere dönerek şöyle derdi: "Vallahi, insan öyle bir kelime konuşur ki o kelime kendisine dünyadaki bütün malından ve mülkünden daha büyük bir zarar verir de farkında bile olmaz. Dilinize sahip olun!"
Kıssadan Hisse: Gizli odalarda, kuytularda yapılan fısıldaşmalar ve müminlerin onuruna yönelik saldırılar Allah’a gizli değildir. Dilinden irin akanın fısıltısı, mahşerde başına ateşten bir taç olur.
3. DELİL
— AYET —
لَا خَيْرَ فِي كَثِيرٍ مِنْ نَجْوَيهُمْ اِلَّا مَنْ اَمَرَ بِصَدَقَةٍ اَوْ مَعْرُوفٍ اَوْ اِصْلَاحٍ بَيْنَ النَّاسِ
"Onların gizli fısıldaşmalarının çoğunda hiçbir hayır yoktur. Ancak bir sadaka vermeyi yahut bir iyilik yapmayı ya da insanların arasını düzeltmeyi isteyenlerinki müstesnadır."
AYET KAYNAĞI: Nisâ Suresi, 4/114
— HADİS —
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: "مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ"
Ebû Hureyre (Radıyallahu Anh) rivayet etti: Efendimiz Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Allah’ına ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya da sussun."
HADİS KAYNAĞI: Buhârî, Edeb 31, No: 6018; Müslim, Îmân 19, No: 47 - Sahih Hadis
Nüzul Sebebi: Medine’de bazı kişilerin, hırsızlık yapan akrabalarını savunmak ve suçu masum bir Yahudi’ye atmak için geceleyin gizlice fısıldaşarak plan yapmaları ve yalan üretmeleri üzerine nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Mümince bir duruşun en büyük şiarı dilde başlar. Eğer konuşulan söz sadaka, iyilik veya insanların arasını düzeltmek gibi ulvi bir gaye taşımıyorsa, o konuşmada hayır yoktur, bilakis şer pusudadır. İman ile dilin bağı o kadar kuvvetlidir ki, ahiret gününe inanan bir kulun ya hayırlı kelam etmesi ya da sükutun izzetine bürünmesi farzdır.
Sahabe Kıssaları: Hz. Ebû Bekir (Radıyallahu Anh), bazen mübarek dilini eliyle dışarı doğru çeker ve hüzünle şöyle derdi: "İşte beni felaketlerin eşiğine getiren, başıma ne geldiyse kendisinden gelen uzuv budur!" O sıddık haliyle bile dilinden bu derece korkardı.
Kıssadan Hisse: Susmanın izzetini konuşmanın zilletine tercih etmeyenler, dilleriyle kendi cehennemlerini inşa ederler.
4. DELİL
— AYET —
يَوْمَ تَشْهَدُ عَلَيْهِمْ اَلْسِنَتُهُمْ وَاَيْدِيهِمْ وَاَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
"O gün dilleri, elleri ve ayakları yapmış oldukları şeyler hakkında kendilerinin aleyhine şahitlik edecektir."
AYET KAYNAĞI: Nûr Suresi, 24/24
— HADİS —
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ رَفَعَهُ قَالَ: "إِذَا أَصْبَحَ ابْنُ آدَمَ فَإِنَّ الْأَعْضَاءَ كُلَّهَا تُكَفِّرُ اللِّسَانَ فَتَقُولُ: اتَّقِ اللهَ فِينَا فَإِنَّمَا نَحْنُ بِكَ، فَإِنِ اسْتَقَمْتَ اسْتَقَمْنَا وَإِنِ اعْوَجَجْتَ اعْوَجَجْنَا"
Ebû Saîd el-Hudrî (Radıyallahu Anh) rivayet etti: Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Âdemoğlu sabahladığı zaman, bütün azaları dile boyun eğer, ona yalvarır ve derler ki: Bizim hakkımızda Allah’tan kork! Çünkü biz ancak sana bağlıyız. Eğer sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Eğer sen eğrilirsen biz de eğrilir, mahvoluruz."
HADİS KAYNAĞI: Tirmizî, Zühd 61, No: 2407 - Hasen Hadis
Nüzul Sebebi: Hz. Âişe (Radıyallahu Anhâ) validemize atılan iftira (İfk hadisesi) esnasında münafıkların dilleriyle bu iftirayı yaymaları ve ashabın bir kısmının da bilmeden bu söze ortak olması üzerine dillerin ve azaların şahitliğini bildirmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Dil, bedenin hükümdarıdır. O ne tarafa dönerse, diğer azalar da o günahın veya sevabın bedeline ortak olur. Mahşer günü insan kendi nefsini savunmak isteyecek, ancak Allah ağzı mühürleyecek ve o fütursuzca konuşan dil, sahibinin en büyük düşmanı olarak cellatlığına soyunacaktır.
Sahabe Kıssaları: Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) çarşıda gezerken dilini eliyle tutup azarlayan bir adam gördü. Ona sordu: "Ne yapıyorsun?" Adam: "Ey Müminlerin Emiri! Bu uzvun cezasını çekiyorum, azalarım her sabah bundan feryat ediyor" dedi. Ömer (R.a) ağladı ve adama hak verdi.
Kıssadan Hisse: Dilinin kemiği yoktur ama kırdığı gönüllerin, işlediği günahların hesabı cehennemden daha ağırdır. Bütün beden dilin şehvetinin cezasını mezarda ve mahşerde öder.
5. DELİL
— AYET —
اِنَّمَا يَفْتَرِي الْكَذِبَ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِ اللهِ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَاذِبُونَ
"Yalanı ancak Allah’ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar yalan söyleyenlerin ta kendileridir."
AYET KAYNAĞI: Nahl Suresi, 16/105
— HADİS —
عَنْ صَفْوَانَ بْنِ سُلَيْمٍ قَالَ: قِيلَ لِرَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَيَكُونُ الْمُؤْمِنُ جَبَانًا؟ قَالَ: "نَعَمْ". فَقِيلَ لَهُ: أَيَكُونُ الْمُؤْمِنُ بَخِيلًا؟ قَالَ: "نَعَمْ". فَقِيلَ لَهُ: أَيَكُونُ الْمُؤْمِنُ كَذَّابًا؟ قَالَ: "لَا"
Safvân b. Süleym anlatıyor: Efendimiz'e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Mümin korkak olabilir mi?" diye soruldu. "Evet, olabilir" buyurdu. "Mümin cimri olabilir mi?" diye soruldu. "Evet, olabilir" buyurdu. "Peki mümin yalancı olabilir mi?" diye sorulduğunda ise: "Hayır, asla!" buyurdu.
HADİS KAYNAĞI: Muvatta, Kelâm 21, No: 1862; Beyhakî, Şuabü'l-Îmân, 4/207 - Mürsel Sahih
Nüzul Sebebi: Mekke müşriklerinin, Peygamber Efendimiz (S.a.v) hakkında "Bu Kur'an'ı ona bir insan öğretiyor, o yalan uyduruyor" demeleri üzerine, asıl yalancıların Allah'a inanmayan müşrikler olduğunu beyan etmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Yalanla iman aynı kalpte barınamaz! Bir mümin insani zaaflarla korkaklığa veya cimriliğe düşebilir, ancak yalan doğrudan doğruya karakterin ve imanın çürümesidir. Yalan söyleyen dil, Allah’ın ayetlerine karşı sadakatsizlik içindedir. Dilin mühürlenmeden önce titreyip kendine gelmesi bu yüzdendir.
Sahabe Kıssaları: Hz. Âişe (Radıyallahu Anhâ) şöyle buyurmuştur: "Resûlullah (S.a.v) için yalandan daha kötü ve nefret verici bir ahlak yoktu. Ashabından birinin azıcık yalan söylediğini öğrense, onun tövbe edip temizlendiğini bilene kadar kalbinde o kişiye karşı bir soğukluk hissederdi."
Kıssadan Hisse: Yalan söyleyen dil kalbin çürüdüğünün delilidir. Kalbi kirli olanın dili temiz konuşamaz.
6. DELİL
— AYET —
وَوَيْلٌ لِكُلِّ اَفَّاكٍ اَثِيمٍ
"Yalana, iftiraya düşkün olan, günaha dadanan her kimsenin vay haline!"
AYET KAYNAĞI: Câsiye Suresi, 45/7
— HADİS —
عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "وَإِيَّاكُمْ وَالْكَذِبَ، فَإِنَّ الْكَذِبَ يَهْدِي إِلَى الْفُجُورِ، وَإِنَّ الْفُجُورِ يَهْدِي إِلَى النَّارِ، وَمَا يَزَالُ الرَّجُلُ يَكْذِبُ وَيَتَحَرَّى الْكَذِبَ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللهِ كَذَّابًا"
Abdullah b. Mes'ûd (Radıyallahu Anh) rivayet etti: Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Yalandan kesinlikle kaçının! Çünkü yalan fücura (günah ve isyana), fücur ise cehenneme götürür. Bir insan yalan söyleye söyleye ve yalan peşinde koşa koşa, nihayet Allah katında 'kezzâb' (en yalancı) olarak kaydedilir."
HADİS KAYNAĞI: Buhârî, Edeb 69, No: 6094; Müslim, Birr 105, No: 2607 - Sahih Hadis
Nüzul Sebebi: Sure, ayetleri işittiği halde kibirlenip yalan söylemeye devam eden Nadr b. Hâris ve benzeri Mekke elebaşlarının müminlerle alay etmeleri üzerine nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Yalan masum bir kelime oyunu değildir; o, insanı bütün kötülüklerin kapısı olan fücura zincirler. Kul bir kez yalan kapısını açtı mı, dilinin ipini bırakmış demektir. Allah katında adı "Yalancı" olarak tescillenen birinin varacağı yer irin çukurundan başka bir yer olamaz.
Sahabe Kıssaları: İbn Mes'ûd (R.a) bir gün kürsüde bu hadisi okurken cemaate hıçkırarak şöyle seslenmiştir: "Ey insanlar! Kalbinizde yalandan bir siyah nokta oluşur. Siz yalan söylemeye devam ettikçe o nokta büyür ve bütün kalbi kaplar. Sonra da Allah katında adınız yalancı yazılır. Kendinize gelin!"
Kıssadan Hisse: Dilinizle işlediğiniz yalan günahını gözünüzle görseniz korkudan bir daha konuşamazdınız!
7. DELİL
— AYET —
فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْاَوْثَانِ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِ
"O halde pis putlardan kaçının, yalan sözden de kesinlikle kaçının."
AYET KAYNAĞI: Hac Suresi, 22/30
— HADİS —
عَنْ أَبِي بَكْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "أَلَا أُنَبِّئُكُمْ بِأَكْبَرِ الْكَبَائِرِ؟" ثَلَاثًا. قَالُوا: بَلَى يَا رَسُولَ اللهِ. قَالَ: "الْإِشْرَاكُ بِاللهِ، وَعُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ". وَجَلَسَ وَكَانَ مُتَّكِئًا فَقَالَ: "أَلَا وَقَوْلُ الزُّورِ وَشَهَادَةُ الزُّورِ"، فَمَا زَالُ يُكَرِّرُهَا حَتَّى قُلْنَا: لَيْتَهُ سَكَتَ
Ebû Bekre (Radıyallahu Anh) rivayet etti: Efendimiz (S.a.v) üç defa: "Büyük günahların en büyüğünü size haber vereyim mi?" buyurdu. "Evet, ey Allah’ın Resulü" dedik. "Allah’a ortak koşmak ve anne-babaya asi olmaktır" buyurdu. Sonra yaslanmış durumdayken doğrulup oturdu ve: "İyi dinleyin, bir de yalan söz ve yalan şahitliğidir!" buyurdu. Bunu o kadar çok tekrarladı ki, biz üzüntümüzden "Keşke sussa (kendini yormasa)" dedik.
HADİS KAYNAĞI: Buhârî, Şehâdât 10, No: 2654; Müslim, Îmân 143, No: 87 - Sahih Hadis
Nüzul Sebebi: Cahiliye döneminde insanların kendi kabilelerini haklı çıkarmak için mahkemelerde ve hak arayışlarında fütursuzca yalan yere şahitlik yapmaları ve bunu normal görmeleri üzerine bu batıl âdeti kökünden yıkmak için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Ayet-i kerimede putperestlik pisliği ile yalan sözün aynı cümlede zikredilmesi dehşet verici bir ikazdır. Put insanı inançta saptırırken, yalan da ahlakta ve adalette saptırır. Efendimiz (S.a.v)'in yaslanırken dikilerek bu günahı haykırması, dil canavarının toplumu nasıl bir helake sürüklediğinin açık bir kanıtıdır.
Sahabe Kıssaları: Hz. Ömer (Radıyallahu Anh), adaleti tesis ederken yalan şahitlik yaptığı kesinleşen bir adamı yakalatmış, onun yüzünü siyaha boyatıp çarşıda teşhir ettirmiş ve "Bu adam yalan söyleyerek Allah'ın hukukuna savaş açmıştır, buna itibar etmeyin" diye nida ettirmiştir.
Kıssadan Hisse: Dilini yalanın pisliğinden temizlemeyen bir mümin, alnı secdeden kalkmasa dahi bizzat kendi eliyle cehennem prangasını dövmektedir.
8. DELİL
— AYET —
فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَهُمُ اللهُ مَرَضًا وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ
"Kalplerinde bir hastalık vardır, Allah da onların hastalığını artırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı onlar için elem verici bir azap vardır."
AYET KAYNAĞI: Bakara Suresi, 2/10
— HADİS —
عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ عَمْرٍو رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: "أَرْبَعٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ كَانَ مُنَافِقًا خَالِصًا، وَمَنْ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنْهُنَّ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنَ النِّفَاقِ حَتَّى يَدَعَهَا: إِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ، وَإِذَا حَدَّثَ كَذَبَ..."
Abdullah b. Amr (Radıyallahu Anhümâ) rivayet etti: Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Dört husus vardır ki, kimde bulunursa halis münafık olur. Kimde bunlardan biri bulunursa, onu terk edinceye kadar kendisinde münafıklıktan bir haslet kalmış olur: Kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder, konuştuğunda yalan söyler..."
HADİS KAYNAĞI: Buhârî, Îmân 24, No: 34; Müslim, Îmân 106, No: 58 - Sahih Hadis
Nüzul Sebebi: Medine’deki Abdullah b. Übey ve avanesinin, dışarıdan mümin görünüp dilleriyle "İman ettik" derken arkadan yalan söyleyerek Müslümanları aldatmaya çalışmaları üzerine nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Yalan, münafıklığın can damarı ve kalpteki nifak hastalığının dışa vuran irinidir. Dil yalan söyledikçe kalpteki hastalık büyür. SİZİN BU HALİNİZİN, CAHİLİYE MÜŞRİKLERİNİN VEYA MÜNAFIKLARIN DİLLERİYLE HAKİKATİ BOĞMAYA ÇALIŞMASINDAN NE FARKI VAR?
Sahabe Kıssaları: Hz. Huzeyfe (Radıyallahu Anh) -ki Efendimizin sırdaşıydı- bir adamın çarşıda yalan söyleyerek malını övdüğünü gördüğünde yanına gitmiş ve kulaklarına eğilerek: "Nifak alametini dilinde taşıyorsun, git ve tövbe et, yoksa adın münafıklar defterine yazılacak" diye haykırmıştır.
Kıssadan Hisse: Mümin yalandan tiksinmelidir. Dilini münafıkların vasfıyla kirletenlerin ahiretteki rüyası hüsrandır.
9. DELİL
— AYET —
وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًا اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ اَخِيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ
"Birbirinizin gıybetini yapmayın. Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte bundan tiksindiniz."
AYET KAYNAĞI: Hucurât Suresi, 49/12
— HADİS —
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: "أَتَدْرُونَ مَا الْغِيبَةُ؟" قَالُوا: اللهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قَالَ: "ذِكْرُكَ أَخَاكَ بِمَا يَكْرَهُ". قِيلَ: أَفَرَأَيْتَ إِنْ كَانَ فِي أَخِي مَا أَقُولُ؟ قَالَ: "إِنْ كَانَ فِيهِ مَا تَقُولُ فَقَدِ اغْتَبْتَهُ، وَإِنْ لَمْ يَكُنْ فِيهِ فَقَدْ بَهَتَّهُ"
Ebû Hureyre (Radıyallahu Anh) rivayet etti: Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Gıybet nedir bilir misiniz?" diye sordu. Ashab: "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dediler. Efendimiz: "Din kardeşini, onun hoşlanmayacağı bir vasfı ile zikretmendir" buyurdu. "Söylediğim vasıf kardeşimde varsa ne dersiniz?" denilince: "Eğer söylediğin şey onda varsa gıybet etmiş olursun; eğer yoksa ona iftira etmiş (bühtanda bulunmuş) olursun" buyurdu.
HADİS KAYNAĞI: Müslim, Birr 70, No: 2589; Ebû Dâvûd, Edeb 35, No: 4874 - Sahih Hadis
Nüzul Sebebi: Ashabdan iki kişinin, sefere gelmeyen Selmân-ı Fârisî (R.a) hakkında fısıldaşarak: "O sadece hazır yemeğe konmayı bilir, evinde pinekliyor" diyerek gıybet etmeleri üzerine nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Gıybet, bir müminin gıyabında onun onurunu dişlemektir. Cenab-ı Hak bu iğrenç cürmü, bir insanın ölmüş öz kardeşinin cesedini parçalayıp etini yemesine benzetmiştir. İftira ise gıybetten katbekat daha ağırdır. İFTİRA ATARKEN ALLAH’IN SENİ İZLEDİĞİNİ UNUTTUN MU? İRİN ÇUKURUNA YÜRÜYORSUN!
Sahabe Kıssaları: Hz. Selmân (R.a) hakkında o gıybeti yapanlar Efendimiz (S.a.v)'in huzuruna geldiklerinde, Allah’ın Resulü onlara bakarak: "Ben sizin dişlerinizin arasında Selmân’ın etini görüyorum, gidin ağzınızı yıkayın ve tövbe edin!" buyurmuştur.
Kıssadan Hisse: Katil olmak için silaha gerek yok; gıybet ve iftira atan dil, mermiden daha keskindir ve kardeşinin onurunu katleder.
10. DELİL
— AYET —
وَيْلٌ لِكُلِّ هُمَزَةٍ لُمَزَةٍ
"Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi ve lakap takmayı adet edinen her kişinin vay haline!"
AYET KAYNAĞI: Hümeze Suresi, 104/1
— HADİS —
عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "لَمَّا عُرِجَ بِي مَرَرْتُ بِقَوْمٍ لَهُمْ أَظْفَارٌ مِنْ نُحَاسٍ يَخْمِشُونَ وُجُوهَهُمْ وَصُدُورَهُمْ، فَقُلْتُ: مَنْ هَؤُلَاءِ يَا جِبْرِيلُ؟ قَالَ: هَؤُلَاءِ الَّذِينَ يَأْكُلُونَ لُحُومَ النَّاسِ وَيَقَعُونَ فِي أَعْرَاضِهِمْ"
Enes b. Mâlik (Radıyallahu Anh) rivayet etti: Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Miraç gecesinde göğe çıkarıldığımda, bakırdan tırnaklarıyla kendi yüzlerini ve göğüslerini tırmalayıp parçalayan bir topluluğun yanından geçtim. 'Ey Cebrail! Bunlar kimlerdir?' diye sordum. Cebrail (Aleyhisselâm): 'Bunlar, insanların etlerini yiyen (gıybet eden) ve onların onurlarına, namuslarına saldıranlardır' dedi."
HADİS KAYNAĞI: Ebû Dâvûd, Edeb 35, No: 4878; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/224 - Sahih Hadis
Nüzul Sebebi: Velîd b. Mugîre ve Ümeyye b. Halef gibi Mekke müşriklerinin, Peygamber Efendimiz (S.a.v)’in arkasından el-kol hareketleri yapıp kaş-göz işaretleriyle gıybet etmeleri üzerine nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Hümeze ve lümeze; arkadan çekiştiren, dedikodu üreten, müminlerin kusurlarını araştırıp dille yaralayan demektir. Dünyada dilleriyle müminlerin yüzünü kızartanların, ahiretteki cezası bakır tırnaklarla kendi yüzlerini parçalamaktır.
Sahabe Kıssaları: Hz. Enes (R.a) bu hadisi her hatırladığında titrer ve şöyle derdi: "Gıybet meclislerinden kaçın. Çünkü miraçta o insanların çığlıklarını işiten Efendimiz, dillerini tutmayanların mezarda nasıl bir azapla baş başa kalacağını bize haber vermiştir."
Kıssadan Hisse: DİLİ CANAVAR OLANIN, AKIBETİ MEZARDA VE MAHŞERDE KENDİ KENDİNİN CELLADI OLMAKTIR!
11. DELİL
— AYET —
اِنَّ الَّذِينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ لُعِنُوا فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
"İffetli, (kötülükten) habersiz, mümin kadınlara iftira atanlar, dünyada da ahirette de lanetlenmişlerdir. Onlar için çok büyük bir azap vardır."
AYET KAYNAĞI: Nûr Suresi, 24/23
— HADİS —
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: "اجْتَنِبُوا السَّبْعَ الْمُوبِقَاتِ..." قَالُوا: يَا رَسُولَ اللهِ وَمَا هُنَّ؟ قَالَ: "...وَقَذْفُ الْمُحْصَنَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ الْغَافِلَاتِ"
Ebû Hureyre (Radıyallahu Anh) rivayet etti: Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Helak edici yedi şeyden kaçının!" buyurdu. Ashab: "Ey Allah’ın Resulü, onlar nelerdir?" diye sordular. Efendimiz sırasıyla saydı ve en sonunda: "...Kötülüklerden habersiz iffetli mümin kadınlara zina iftirası atmaktır" buyurdu.
HADİS KAYNAĞI: Buhârî, Vesâyâ 23, No: 2766; Müslim, Îmân 145, No: 89 - Sahih Hadis
Nüzul Sebebi: Münafıkların başı Abdullah b. Übey’in mübarek validemiz Hz. Âişe (Radıyallahu Anhâ)’ya attığı çirkin iftira üzerine, iffetli kadınların onurunu korumak ve iftiracıları lanetlemek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Bir müminin namusuna, şerefine ve haysiyetine dille leke sürmek, insanı helak eden en büyük helak sebeplerinden biridir. Allah bu iftirayı atanları dünyada da ahirette de rahmetinden kovmuştur (lanetlemiştir). KENDİ ORGANININ SENİ İDAM SEHPASINA GÖNDERMESİNDEN DAHA BÜYÜK BİR DEHŞET VAR MIDIR?
Sahabe Kıssaları: İfk hadisesinde bilmeyerek iftira korosuna katılan şair Hassân b. Sâbit (R.a), bu ayetler indikten sonra ömür boyu ağlamış, Hz. Âişe validemizin huzuruna giderek ondan helallik istemiş ve onun iffetini öven şiirler yazarak dilinin günahını temizlemeye çalışmıştır.
Kıssadan Hisse: İftira mermiden keskindir; bir kelimeyle bir hayatı öldürürsünüz de fütursuzca "şaka yapmıştım" dersiniz. Mahşerde bu mazeret para etmez!
12. DELİL
— AYET —
وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِغَيْرِ مَا اكْتَسَبُوا فَقَدِ احْتَمَلُوا بُهْتَانًا وَاِثْمًا مُبِينًا
"Mümin erkekleri ve mümin kadınları, işlemedikleri bir suçtan dolayı dilleriyle incitenler, şüphesiz büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir."
AYET KAYNAĞI: Ahzâb Suresi, 33/58
— HADİS —
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: "الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ"
Ebû Hureyre (Radıyallahu Anh) rivayet etti: Efendimiz Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Hakiki Müslüman, diğer Müslümanların onun dilinden ve elinden selamette olduğu (zarar görmediği) kimsedir."
HADİS KAYNAĞI: Buhârî, Îmân 4, No: 10; Müslim, Îmân 64, No: 40 - Sahih Hadis
Nüzul Sebebi: Medine’deki bazı münafıkların, Hz. Ali (Radıyallahu Anh) ve diğer önde gelen sahabiler hakkında asılsız dedikodular çıkarıp onları dilleriyle taciz etmeleri üzerine nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: İslam’ın tanımı dille başlar. Bir insan gece gündüz secde etse dahi, eğer Müslüman kardeşleri onun dilinden emniyette değilse, o kişinin Müslümanlık iddiası sarsıntıdadır. Bühtan, bir insana yapmadığı bir şeyi isnad etmektir ve bu yük mahşerde insanı cehennemin dibine fırlatır.
Sahabe Kıssaları: Hz. Ömer (R.a), bir adamın başka bir mümin hakkında suizanna dayalı konuştuğunu duyunca adamın yakasına yapışmış ve: "Müslümanların şerefini diline dolamaktan vazgeç! Yoksa Allah senin gizli ayıplarını çarşının ortasında ifşa eder" diyerek onu cezalandırmıştır.
Kıssadan Hisse: Dilini gıybetin, lakap takmanın ve küfrün kirinden temizlemeyen bir müminin cennet hayali kurması sadece bir aldanıştır.
13. DELİL
— AYET —
هَمَّازٍ مَشَّٓاءٍ بِنَمِيمٍۙ
"Daimâ kusur arayıp kınayan, durmadan laf getirip götüren (koğuculuk yapan kimseye boyun eğme!)"
AYET KAYNAĞI: Kalem Suresi, 68/11
— HADİS —
عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللهِ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا قَالَ: كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَهَبَّتْ رِيحٌ مُنْتِنَةٌ، فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "أَتَدْرُونَ مَا هَذِهِ الرِّيحُ؟ هَذِهِ رِيحُ الَّذِينَ يَغْتَابُونَ الْمُؤْمِنِينَ"
Câbir b. Abdullah (Radıyallahu Anhümâ) anlatıyor: "Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte beraberdik. Derken ortalığı leş gibi pis bir koku kapladı. Efendimiz (S.a.v): 'Bu kokunun ne olduğunu bilir misiniz? Bu, müminlerin gıybetini yapanların (ağızlarından çıkan) kokudur' buyurdu."
HADİS KAYNAĞI: Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/351 - Sahih Hadis
Nüzul Sebebi: Velîd b. Mugîre’nin Peygamberimiz (S.a.v) hakkında durmadan laf getirip götürmesi, müminlerin arasını açmak için koğuculuk yapması üzerine bu ahlaksızlığı yeryüzünden silmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Gıybet ve koğuculuk, manevi birer necâsettir. Asr-ı Saadet’te bu günahın pis kokusu sahabe tarafından fiziken hissedilmiştir. Bugün gıybet o kadar yaygınlaşmıştır ki, burunlar pis kokudan koku alamaz hale gelmiştir!
Sahabe Kıssaları: Hz. Câbir (R.a) der ki: "Biz o kokudan o kadar tiksindik ki, bir daha gıybet edilen hiçbir mecliste oturmamaya yemin ettik. Çünkü o koku cehennem irininin dünyadaki kokusuydu."
Kıssadan Hisse: Dilinizle mümin kardeşinizin onurunu çiğneyerek bizzat Allah’ın hukukuna savaş açıyorsunuz! Titreyin ve kendinize gelin!
14. DELİL
— AYET —
وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌۜ اِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ اُو۬لٰٓئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُولاً
"Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme (söyleme)! Çünkü kulak, göz ve kalp; bunların hepsi ondan mesuldür, hesaba çekilecektir."
AYET KAYNAĞI: İsrâ Suresi, 17/36
— HADİS —
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: "كَفَى بِالْمَرْءِ كَذِبًا أَنْ يُحَدِّثَ بِكُلِّ مَا سَمِعَ"
Ebû Hureyre (Radıyallahu Anh) rivayet etti: Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Her duyduğunu fütursuzca başkalarına anlatması, kişiye yalan olarak yeter!"
HADİS KAYNAĞI: Müslim, Mukaddime 5, No: 5 - Sahih Hadis
Nüzul Sebebi: Cahiliye insanlarının "Ben duydum, ben gördüm, kalbime doğdu" diyerek zan ve iftira üzerine hüküm bina etmeleri ve müminlerin onuruyla oynamaları üzerine kesin bilgiye dayanmayan her sözü yasaklamak için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Bir mümin duyduğu her şeyi, aslını araştırmadan diliyle yayamaz. "Herkes konuşuyordu" sığınağı seni kurtarmaz! Kulak duyduğundan, göz gördüğünden, dil de yaydığından mahşerde tek tek hesaba çekilecektir.
Sahabe Kıssaları: Hz. Ali (Radıyallahu Anh) şöyle buyurmuştur: "Hak ile batılın arası dört parmaktır." Parmaklarını gözü ile kulağının arasına koydu ve: "Batıl 'duydum' demendir, hak ise 'gördüm' demendir. Kulaktan dolma laflarla insanları karalamayın!" buyurdu.
Kıssadan Hisse: Kulaktan kulağa yayılan dedikoduların avukatlığını yapan dil, yarın mahşerin tam ortasında senin celladın olacak!
15. DELİL
— AYET —
اَلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلٰٓى اَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَٓا اَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ اَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
"Bugün onların ağızlarını mühürleriz; yaptıklarını bize elleri anlatır, ayakları da şahitlik eder."
AYET KAYNAĞI: Yâsîn Suresi, 36/65
— HADİS —
عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: كُنَّا عِنْدَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَضَحِكَ فَقَالَ: "هَلْ تَدْرُونَ مِمَّ أَضْحَكُ؟" قُلْنَا: اللهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قَالَ: "مِنْ مُخَاطَبَةِ الْعَبْدِ رَبَّهُ يَقُولُ: يَا رَبِّ أَلَمْ تُجِرْنِي مِنَ الظُّلْمِ؟ فَقُولُ: بَلَى، فَقُولُ: فَإِنِّي لَا أُجِيزُ عَلَى نَفْسِي إِلَّا شَاهِدًا مِنِّي، فَقُولُ: كَفَى بِنَفْسِكَ الْيَوْمَ عَلَيْكَ حَسِيبًا وَبِالْكِرَامِ الْكَاتِبِينَ شُهُودًا، قَالَ: فَيُخْتَمُ عَلَى فِيهِ..."
Enes b. Mâlik (R.a) anlatıyor: Resûlullah (S.a.v)’ın huzurundaydık, aniden gülümsedi ve: "Neye güldüğümü bilir misiniz?" buyurdu. "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dedik. Buyurdu ki: "Kulun mahşerde Rabbi ile olan münakaşasına gülüyorum. Kul der ki: 'Ya Rabbi, sen beni zulümden korumadın mı?' Allah: 'Evet korudum' buyurur. Kul: 'Ben bugün kendi aleyhime kendimden başka şahit kabul etmem!' der. Bunun üzerine Allah: 'Bugün sana şahit olarak kendi nefsin yeter' buyurur ve ağzı mühürlenir. Sonra azalarına 'Konuşun!' denir ve azaları onun yalanlarını ve gıybetlerini ihbar eder..."
HADİS KAYNAĞI: Müslim, Zühd 17, No: 2969 - Sahih Hadis
Nüzul Sebebi: Ahirette müşriklerin ve münafıkların dünyadaki alışkanlıklarıyla yalan söyleyip "Vallahi biz ortak koşmadık, gıybet etmedik" diye inkâra yeltenmeleri üzerine, yalan kapısını kapatmak için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Mahşer meydanında dudakların mühürlendiğinde, o çok güvendiğin dilin bir yılan gibi ağzından fırlayıp senin aleyhine şahitlik edecek! Dünyada dilini Hakka avukat yapmayanlar, ahirette azalarının ihanetiyle idam sehpasına yürürler.
Sahabe Kıssaları: Hz. Enes (R.a) bu hadisi naklederken hıçkırıklara boğulur ve cemaate bakarak: "Ağzınıza mühür vurulmadan önce dillerinize mühür vurun, yoksa o gün azalarınız sizi rezil rüsvay edecek!" diye feryat ederdi.
Kıssadan Hisse: ALLAH’TAN BAŞKA SIĞINAK, SÜKÛTTAN BAŞKA SELAMET YOKTUR!
16. DELİL
— AYET —
خَتَمَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَعَلٰى سَمْعِهِمْ وَعَلٰٓى اَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
"Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde de bir perde vardır. Onlar için çok büyük bir azap vardır."
AYET KAYNAĞI: Bakara Suresi, 2/7
— HADİS —
عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: قُلْتُ يَا رَسُولَ اللهِ، مَا النَّجَاةُ؟ قَالَ: "أَمْسِكْ عَلَيْكَ لِسَانَكَ، وَلْيَسَعْكَ بَيْتُكَ، وَابْكِ عَلَى خَطِيئَتِكَ"
Ukbe b. Âmir (Radıyallahu Anh) anlattı: "Ey Allah’ın Resulü! Kurtuluş nerededir, nasıl kurtulacağız?" dedim. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Dilini tut (sahip ol), evinde otur (fitneye karışma) ve günahlarına ağla!" buyurdu.
HADİS KAYNAĞI: Tirmizî, Zühd 60, No: 2406 - Hasen Sahih
Nüzul Sebebi: Medine’deki münafıkların ve kalbi katılaşmış Yahudilerin, hakikati duymalarına rağmen dilleriyle sürekli fitne üretmeleri ve kalplerinin mühürlenmesi üzerine inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Dil serbest bırakıldıkça kalbi karartır. Kalp kararınca kulak hakikate sağır, göz köre dönüşür. Ukbe b. Âmir’in kurtuluş reçetesi sorması üzerine Efendimizin ilk sıraya "dilini tut" emrini koyması, ebedi kurtuluşun anahtarının sükut ve muhafaza olduğunu ilan eder.
Sahabe Kıssaları: Hz. Ukbe b. Âmir (R.a) bu hadisi aldıktan sonra ömrünün sonuna kadar mecbur kalmadıkça konuşmamış, evinin bir köşesinde dilinin günahlarından arınmak için gözyaşı dökmüştür.
Kıssadan Hisse: "Hâsılı kelâm; dilin ya cennetinin anahtarıdır ya da cehenneminin prangası! Karar senin, hesap ise mutlak hakim olan Allah’ındır!"
17. DELİL
— AYET —
وَلَا تَحْسَبَنَّ اللّٰهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ اِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الْاَبْصَارُ
"Sakın Allah’ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak Allah, onları gözlerin dehşetle dışarı fırlayacağı bir güne ertelemektedir."
AYET KAYNAĞI: İbrâhîm Suresi, 14/42
— HADİS —
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: "أَتَدْرُونَ مَا الْمُفْلِسُ؟" قَالُوا: الْمُفْلِسُ فِينَا مَنْ لَا دِرْهَمَ لَهُ وَلَا مَتَاعَ. فَقَالَ: "إِنَّ الْمُفْلِسَ مِنْ أُمَّتِي يَأْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِصَلَاةٍ وَصِيَامٍ وَزَكَاةٍ، وَيَأْتِي قَدْ شَتَمَ هَذَا، وَقَذَفَ هَذَا، وَأَكَلَ مَالَ هَذَا... فَيُعْطَى هَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ وَهَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ، فَإِنْ فَنِيَتْ حَسَنَاتُهُ قَبْلَ أَنْ يُقْضَى مَا عَلَيْهِ أُخِذَ مِنْ خَطَايَاهُمْ فَطُرِحَتْ عَلَيْهِ ثُمَّ طُرِحَ فِي النَّارِ"
Ebû Hureyre (Radıyallahu Anh) rivayet etti: Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Müflis kimdir bilir misiniz?" diye sordular. Ashab: "Bizim aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir" dediler. Efendimiz buyurdu ki: "Şüphesiz ümmetimin müflisi o kimsedir ki; kıyamet günü namaz, oruç ve zekatla gelir. Fakat buna sövmüş, şuna iftira atmış, bunun malını yemiş... Bunun üzerine onun sevaplarından alınır şuna verilir, buna verilir. Eğer üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları tükenirse, hak sahiplerinin günahlarından alınır onun üzerine yüklenir ve sonra yüzüstü cehenneme fırlatılır."
HADİS KAYNAĞI: Müslim, Birr 59, No: 2581; Tirmizî, Kıyamet 2, No: 2418 - Sahih Hadis
Nüzul Sebebi: Mekke’de zayıf ve kimsesiz Müslümanlara dilleriyle zulmeden, hakaret eden ve onların ahirette hiçbir hak iddia edemeyeceğini savunan müşrik zalimlerin hüsranını ilan etmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Diliyle yıktığı gönülleri tamir etmeden, gıybetini yaptığı kardeşinden helallik almadan ölenin cennet hayali kurması aldanıştır! Namaz ve oruç dağları kadar sevabın olsa da, dil canavarı o sevapları hak sahiplerine dağıtır ve seni tam bir müflis olarak cehennemin dibine gönderir.
Sahabe Kıssaları: Hz. Ebû Hureyre (R.a) bu müflis hadisini ne zaman okusa cemaate döner ve: "Vallahi secdelerinize güvenmeyin, dillerinizle Müslümanların etini yiyerek sevaplarınızı ahiretin leş kargalarına kaptırmayın!" diye haykırırdı.
Kıssadan Hisse: Katil olmak için silaha gerek yok; iftira ve gıybet eden dil, amelleri yakan en dehşetli ateştir.
18. DELİL
— AYET —
خُذُوهُ فَغُلُّوهُ ثُمَّ الْجَحِيمَ صَلُّوهُ ثُمَّ فِي سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًا فَاسْلُكُوهُ
"(Zebanilere şöyle denir:) Tutun onu, hemen bağlayın! Sonra cehenneme sallayın! Sonra da onu yetmiş arşın uzunluğunda bir zincire vurun!"
AYET KAYNAĞI: Hâkka Suresi, 69/30-32
— HADİS —
عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللهِ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: "إِنَّ رِجَالًا يَتَخَوَّضُونَ فِي مَالِ اللهِ وَأَعْرَاضِ الْمُسْلِمِينَ بِغَيْرِ حَقٍّ، فَلَهُمُ النَّارُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ"
Câbir b. Abdullah (R.a) rivayet etti: Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Öyle adamlar vardır ki, Allah’ın malında ve Müslümanların şerefinde/onurunda fütursuzca, haksız yere lafa dalıp (günah) işlerler. Kıyamet günü onlar için sadece cehennem ateşi vardır."
HADİS KAYNAĞI: Buhârî, Humus 7, No: 3118 - Sahih Hadis
Nüzul Sebebi: Dünyada servetlerine ve dillerinin pervasızlığına güvenerek müminleri küçümseyen, dilleriyle İslam nizamına dil uzatan Mekke kodamanlarının ahiretteki prangalarını tasvir etmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Dilin haksız yere Müslümanların onuruna dalması, cehennem zincirlerinin halkalarını dövmek demektir. DİLİNLE ÖRDÜĞÜN O CEHENNEM DUVARLARININ ARASINDA SIKIŞIP KALDIĞINDA, SANA YARDIM EDECEK TEK BİR KELİMEN BİLE KALMAYACAK!
Sahabe Kıssaları: Hz. Ömer (R.a), zincir ayetlerini işittiğinde hıçkıra hıçkıra ağlamış ve: "Ya Rabbi, dilimin şerrinden beni koru ki o yetmiş arşınlık zincir boynuma dolanmasın" diyerek günlerce yatağa düşmüştür.
Kıssadan Hisse: Dünyada dilini susturmayan, ahirette pişmanlıktan kendi dilini ısıracak ama artık iş işten geçmiş olacak!
19. DELİL
— AYET —
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا يَسْخَرُ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ عَسَى أَنْ يَكُونُوا خَيْرًا مِنْهُمْ... وَلَا تَلْمِزُوا أَنْفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْأَلْقَابِ
"Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin; belki de onlar kendilerinden daha hayırlıdır... Birbirinizi ayıplamayın ve birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın!"
AYET KAYNAĞI: Hucurât Suresi, 49/11
— HADİS —
عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "سِبَابُ الْمُسْلِمِ فُسُوقٌ، وَقِتَالُهُ كُفْرٌ"
Abdullah b. Mes'ûd (Radıyallahu Anh) rivayet etti: Efendimiz Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Müslümana sövmek (hakaret etmek, lakap takmak) fasıklıktır; onunla savaşmak (onu öldürmek) ise küfürdür (küfür ahlakıdır)."
HADİS KAYNAĞI: Buhârî, Îmân 36, No: 48; Müslim, Îmân 116, No: 64 - Sahih Hadis
Nüzul Sebebi: Safiyye (Radıyallahu Anhâ) validemizin huzuruna bazı kadınların gelerek "Yahudi kızı" diye lakap takıp alay etmeleri ve onun ağlayarak Efendimize şikayet etmesi üzerine nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Dille Müslümanları küçük düşürmek, onlara çirkin lakaplar takmak ve alay etmek kalpteki kibrin ve fıskın apaçık delilidir. Müslümana sövmek ve lakap takmak, kişiyi fasıklar zümresine dahil eder.
Sahabe Kıssaları: Hz. Safiyye validemiz ağladığında Efendimiz (S.a.v) ona şöyle buyurdu: "Onlara deseydin ya: Benim babam Hz. Harun, amcam Hz. Musa, kocam da Hz. Muhammed'dir. Siz benden nasıl üstün olabilirsiniz?" Bu ayetle lakap takan diller ebediyen lanetlendi.
Kıssadan Hisse: Bugün dilini lakap takmanın, alay etmenin ve küfrün kirinden temizlemezsen, yarın mahşerde o dil senin celladın olur!
20. DELİL
— AYET —
مَا سَلَكَكُمْ فِي سَقَرَ قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلِّينَ وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ الْمِسْكِينَ وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ الْخَائِضِينَ
"(Cehennemliklere sorulur:) 'Sizi bu sekara (cehenneme) sürükleyen nedir?' Onlar derler ki: 'Biz namaz kılanlardan değildik, yoksulu doyurmazdık ve biz boş laflara dalanlarla birlikte dalar, gıybet ve yalan konuşurduk.'"
AYET KAYNAĞI: Müddessir Suresi, 74/42-45
— HADİS —
عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ عَمْرٍو رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "مَنْ سَمَتَ نَجَا"
Abdullah b. Amr (Radıyallahu Anhümâ) rivayet etti: Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tek kelimeyle kurtuluş yolunu şöyle buyurdu: "Suskun olan (dilini tutan), kurtuldu!"
HADİS KAYNAĞI: Tirmizî, Kıyamet 50, No: 2501; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/159 - Sahih Hadis
Nüzul Sebebi: Mekke sokaklarında toplanıp Müslümanların aleyhine dedikodu üreten, İslam’la dalga geçen ve "Gelin biraz laflayalım" diyerek batıla dalan güruhun feci akıbetini haber vermek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Cehenneme girenlerin itirafları çok sarsıcıdır. Onları ateşe atan sebeplerden biri de dilleriyle batıla, yalana, dedikoduya dalmalarıdır. Efendimiz (S.a.v)'in "Men semete necâ" (Sustu, kurtuldu) buyruğu, boş ve şer konuşmaktansa sükutun ne büyük bir zırh olduğunu gösterir.
Sahabe Kıssaları: İbn Ömer (R.a) bu ayetleri okuduğunda boğazı düğümlenir ve yanındakilere: "Görüyor musunuz, cehennemliklerin itirafında boş lafa dalmak namaz kılmamakla yan yana zikrediliyor. Dilinizi batıldan çekin!" derdi.
Kıssadan Hisse: Dilini dünyada susturmayan, ahirette pişmanlıktan dilini ısıracak ama artık iş işten geçmiş olacak!
21. DELİL
— AYET —
لَا يُحِبُّ اللّٰهُ الْجَهْرَ بِالسُّوءِ مِنَ الْقَوْلِ اِلَّا مَنْ ظُلِمَ وَكَان اللّٰهُ سَمِيعاً عَلِيماً
"Allah, zulme uğrayanlar müstesna, kötü sözlerin açıkça söylenmesinden (gıybet ve ifşa edilmesinden) asla hoşlanmaz. Allah her şeyi işitendir, bilendir."
AYET KAYNAĞI: Nisâ Suresi, 4/148
— HADİS —
عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: "مَنْ نَفَّسَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ الدُّنْيَا نَفَّسَ اللهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ"
Abdullah b. Ömer (Radıyallahu Anhümâ) rivayet etti: Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim bir Müslümanın dünyadaki bir sıkıntısını giderirse, Allah da onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslümanın ayıbını (diliyle ifşa etmeyip) örterse, Allah da dünya ve ahirette onun ayıplarını örter."
HADİS KAYNAĞI: Buhârî, Mezâlim 3, No: 2442; Müslim, Birr 58, No: 2580 - Sahih Hadis
Nüzul Sebebi: Bir adamın bir topluluğa misafir olup kendisine izzet-i ikramda bulunulmaması üzerine, gidip her yerde o topluluğun aleyhine kötü konuşması ve ayıplarını ifşa etmesi üzerine nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Cenab-ı Hak, müminlerin kusurlarının dillerde dolaşmasından, ifşa edilmesinden nefret eder. Mümin, kardeşinin ayıbını diliyle yayan değil, setreden kişidir. Dilinden irin akıtıp ayıpları ifşa edenleri Allah mahşerde rezil eder.
Sahabe Kıssaları: Hz. Ebû Bekir (R.a) bir gün yolda giderken had cezası gerektiren bir suç işleyen adam gördü ve adama pelerimiyle yüzünü kapatarak: "Git ve Allah'a tövbe et, sakın bunu kimseye söyleme, eğer dilinle ifşa edersen ceza alırsın, Allah ayıpları örtenleri sever" dedi.
Kıssadan Hisse: Kardeşinin ayıbını arayanın ayıbını Allah kıyamette Arş'ın önünde açar. Dilini temiz tut!
22. DELİL
— AYET —
اِذْ تَلَقَّوْنَهُ بِاَلْسِنَتِكُمْ وَتَقُولُونَ بِاَفْوَاهِكُمْ مَا لَيْسَ لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌ وَتَحْسَبُونَهُ هَيِّناًۙ وَهُوَ عِنْدَ اللّٰهِ عَظ۪يمٌ
"O zaman siz o iftirayı dilden dile dolaştırıyor, hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyi ağızlarınızla söylüyor ve bunu önemsiz bir iş sanıyordunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük bir günahtır!"
AYET KAYNAĞI: Nûr Suresi, 24/15
— HADİS —
عَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهَا قَالَتْ: قُلْتُ لِلنَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: حَسْبُكَ مِنْ صَفِيَّةَ كَذَا وَكَذَا - تَعْنِي قَصِيرَةً - فَقَالَ: "لَقَدْ قُلْتِ كَلِمَةً لَوْ مُزِجَتْ بِبَحْرِ الْمَاءِ لَمَزَجَتْهُ"
Hz. Âişe (Radıyallahu Anhâ) anlattı: Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e: "Ey Allah'ın Resulü, Safiyye'nin şöyle şöyle (kısa boylu) oluşu sana yeter" demiştim. (Bu sözüm üzerine) Efendimiz (S.a.v): "Ey Âişe! Öyle sarsıcı bir kelime söyledin ki, eğer o söz denize karışsaydı koskoca denizin suyunu bozup kokuturdu!" buyurdu.
HADİS KAYNAĞI: Ebû Dâvûd, Edeb 35, No: 4875; Tirmizî, Kıyamet 51, No: 2502 - Sahih Hadis
Nüzul Sebebi: Münafıkların ürettiği Hz. Âişe'ye yönelik yalan dolanın Medine sokaklarında bazı saf müminler tarafından "Aaa duydun mu?" denilerek fütursuzca dilden dile aktarılması üzerine sert bir ilahi azarlamayla nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Bizim "Aman canım ne var bunda, iki laf ettik" dediğimiz gıybetler, Allah katında Arş'ı titreten devasa cürümlerdir. Efendimizin buyurduğu gibi, bir kadının boyunun kısalığını dahi arkasından zikretmek, okyanusları irine bulayacak kadar büyük bir haramdır.
Sahabe Kıssaları: Hz. Âişe validemiz bu ikazı aldıktan sonra der ki: "Vallahi o günden sonra bir daha asla hiç kimseyi, hatta beni en çok kıskandıran kadını bile en ufak bir imayla dahi arkasından kınamadım. Efendimizin o sözü kalbime bir kor gibi düşmüştü."
Kıssadan Hisse: DİLİNİZLE İŞLEDİĞİNİZ GÜNAHI GÖZÜNÜZLE GÖRSENİZ, KORKUDAN BİR DAHA KONUŞAMAZDINIZ!
23. DELİL
— AYET —
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ عَسَىٰ أَنْ يَكُونُوا خَيْرًا مِنْهُمْ وَلَا نِسَاءٌ مِنْ نِسَاءٍ عَسَىٰ أَنْ يَكُنَّ خَيْرًا مِنْهُنَّ ۖ وَلَا تَلْمِزُوا أَنْفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْأَلْقَابِ ۖ بِئْسَ الِاسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْإِيمَانِ ۚ وَمَنْ لَمْ يَتُبْ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin; belki de onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınlarla alay etmesinler; belki de onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi (birbirinizi) ayıplamayın ve birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir addır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
AYET KAYNAĞI: Hucurat suresi 1. ayet
— HADİS —
عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "مَنْ عَيَّرَ أَخَاهُ بِذَنْبٍ لَمْ يَمُتْ حَتَّى يَعْمَلَهُ"
Muâz b. Cebel (Radıyallahu Anh) rivayet etti: Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim din kardeşini (tövbe ettiği) bir günahı sebebiyle diliyle kınayıp ayıplarsa, kendisi de aynı günahı işlemeden ölmez!"
HADİS KAYNAĞI: Tirmizî, Kıyamet 53, No: 2505 - Hasen Garib Hadis
Nüzul Sebebi: İbn Abbas'ın (r.a.) rivayetine göre bu ayet, Hz. Safiyye bint Huyey (r.anhâ) validemiz hakkında nazil olmuştur. Diğer bazı kadınlar ona "Yahudi kızı Yahudi" diyerek lakap takmışlar ve onu üzmüşlerdi. Durumu Efendimiz’e (S.a.v.) şikayet edince bu ayet inmiştir (Vâhidî, Esbâbü'n-Nüzûl, s. 410).
Az ve Öz Tefsir: Dil canavarı sadece gıybet etmez, insanı kibir çukuruna da iter. Kendini kusursuz görüp kardeşinin kusurunu diline dolayanı Allah aynı günahla imtihan eder ve rezil eder. Kalbi kirli olanın dili temiz konuşamaz!
Sahabe Kıssaları: Hz. Muâz (R.a) bu hadisi naklettikten sonra şöyle derdi: "Kardeşinizin günahına sevinmeyin, dilinizle onunla alay etmeyin. Allah ona afiyet verir de sizi o günahın bataklığına saplar."
Kıssadan Hisse: Dilini tutamayan, kaderine sadece ve sadece pişmanlık yazar.
24. DELİL
— AYET —
﴿ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيرًا مِنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ ۖ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًا ﴾
"Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli hâllerini araştırmayın (tecessüs etmeyin). Birbirinizin gıybetini de yapmayın."
AYET KAYNAĞI: Hucurât Suresi, 49/12
— HADİS —
عَنْ أَبِي بَرْزَةَ الْأَسْلَمِيِّ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "يَا مَعْشَرَ مَنْ آمَنَ بِلِسَانِهِ وَلَمْ يَدْخُلِ الْإِيمَانُ قَلْبَهُ، لَا تَغْتَابُوا الْمُسْلِمِينَ، وَلَا تَتَّبِعُوا عَوْرَاتِهِمْ، فَإِنَّهُ مَنْ تَتَّبَعَ عَوْرَةَ أَخِيهِ تَتَّبَعَ اللهُ عَوْرَتَهُ، وَمَنْ تَتَّبَعَ اللهُ عَوْرَتَهُ يَفْضَحْهُ فِي بَيْتِهِ"
Ebû Berze el-Eslemî (Radıyallahu Anh) rivayet etti: Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Ey sadece dilleriyle iman edip kalplerine iman nüfuz etmemiş olanlar topluluğu! Müslümanların gıybetini yapmayın, onların gizli kusurlarını araştırmayın! Kim Müslümanların ayıplarını araştırırsa Allah da onun ayıplarını takip eder. Allah kimin ayıbını takip ederse, onu evinin gizli odasında bile olsa rezil rüsvay eder!"
HADİS KAYNAĞI: Ebû Dâvûd, Edeb 35, No: 4880; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/420 - Sahih Hadis
Nüzul Sebebi: Medine’de bazı kişilerin, müminlerin evlerindeki hallerini gözetleyip, dışarıda dilleriyle "Falanın evinde şöyle oluyormuş" diyerek tecessüs ürünü dedikodular yaymaları üzerine nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Tecessüs ve arkasından gelen gıybet, kalbi imanla şereflenmemiş, sadece diliyle teslim olmuş münafık sıfatıdır. Müminin gizli kusurlarını dille deşifre etmek, bizzat Allah’ın gayretullahına dokunur.
Sahabe Kıssaları: İbn Mes'ûd (R.a)’a bir adam getirdiler ve: "Bu adamın sakalından şarap damlıyor, gıybetini yapalım, ceza verelim" dediler. İbn Mes'ûd: "Biz gizli ayıpları araştırmaktan menolunduk. Eğer o hatasını açığa vurursa ceza veririz, yoksa dilimizi ona uzatamayız" diyerek adamı serbest bıraktı.
Kıssadan Hisse: EY MÜMİN! Dilin seni savunmayacak; aksine mahşerde sen susacaksın, dilin senin aleyhine şahitlik edecek!
25. DELİL
— AYET —
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ
"Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadece özü, sözü doğru olan sadıklarla beraber olun!"
AYET KAYNAĞI: Tövbe Suresi, 9/119
— HADİS —
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: "إِنَّ اللهَ يَرْضَى لَكُمْ ثَلَاثًا... أَنْ تَعْبُدُوهُ وَلَا تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا... وَيَكْرَهُ لَكُمْ قِيلَ وَقَالَ، وَكَثْرَةَ السُّؤَالِ، وَإِضَاعَةَ الْمَالِ"
Ebû Hureyre (Radıyallahu Anh) rivayet etti: Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah sizin için üç şeyden razı olur: O'na kulluk etmenizden ve hiçbir şeyi ortak koşmamanızdan... Ve sizin için üç şeyden de nefret eder: Dedikodu (kîl-ü kâl / dille boş lakırdı üretmek), anlamsızca çok soru sormak ve malı israf etmek."
HADİS KAYNAĞI: Müslim, Akdiye 10, No: 1715; Buhârî, Zekat 53, No: 1477 - Sahih Hadis
Nüzul Sebebi: Tebük Seferine mazeretsiz katılmayan ama sonra dürüstçe itiraf edip yalan söylemeyen Ka'b b. Mâlik ve iki arkadaşının samimi tövbelerinin kabulü ve yalan söyleyen münafıkların helak olması üzerine nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Vaazımızın nihayetinde Cenab-ı Hakk’ın emri nettir: Dilde ve özde sadakat! Allah’ın en nefret ettiği şeylerin başına "dedikodunun (kîl-ü kâl)" konulması, dil canavarının ilahi rızayı nasıl baltaladığının en net belgesidir.
Sahabe Kıssaları: Ka'b b. Mâlik (R.a) tövbesi kabul edildikten sonra Efendimiz (S.a.v)’in huzuruna gelmiş ve: "Ey Allah'ın Resulü! Doğru sözlülüğüm sayesinde kurtuldum. Tövbenin bir gereği olarak ömrümün sonuna kadar dille sadece doğruyu söyleyeceğime söz veriyorum" demiştir ve ölene kadar hiç yalan konuşmamıştır.
Kıssadan Hisse: "Hâsılı kelâm; dilin ya cennetinin anahtarıdır ya da cehenneminin prangası! Karar senin, hesap ise mutlak hakim olan Allah’ındır!"
AZİZ CEMAAT! DEĞERLİ KARDEŞLERİM!
Soruyorum size: Bir ömür boyu secdeye giden o alnın, dilinden dökülen bir tek iftira ile cehennemin dibine fırlatılması akıl kârı mıdır? Dilinle topladığın o günah dağlarının altında ezilirken, hangi yalanın seni Allah’ın gazabından kurtaracağını sanıyorsun?
SİZİN BU HALİNİZİN, CAHİLİYE MÜŞRİKLERİNİN DİLLERİYLE HAKİKATİ BOĞMAYA ÇALIŞMASINDAN NE FARKI VAR? Onlar dilleriyle Kâbe’nin Rabbi’ne savaş açmıştı, siz ise dillerinizle mümin kardeşinizin onurunu çiğneyerek bizzat Allah’ın hukukuna savaş açıyorsunuz! Onlar puta tapıyordu, siz ise dilinizin şehvetine tapıyorsunuz.
AKLINIZI KULLANMAZ MISINIZ? Mahşer meydanında dudakların mühürlendiğinde, o çok güvendiğin dilin bir yılan gibi ağzından fırlayıp; "Ya Rabbi! Bu adam benimle yalan söyledi, benimle gıybet etti, benimle müminleri birbirine düşürdü!" diye feryat ederken ne yapacaksın? KENDİ ORGANININ SENİ İDAM SEHPASINA GÖNDERMESİNDEN DAHA BÜYÜK BİR DEHŞET VAR MIDIR?
AZİZ CEMAAT! DEĞERLİ KARDEŞLERİM!
O dehşetli gün gelip çattığında; ne "şaka yapmıştım" mazeretin para edecek, ne de "herkes konuşuyordu" sığınağın seni koruyacak! DİLİNLE ÖRDÜĞÜN O CEHENNEM DUVARLARININ ARASINDA SIKIŞIP KALDIĞINDA, SANA YARDIM EDECEK TEK BİR KELİMEN BİLE KALMAYACAK!
EY MÜMİN! Bugün dilini yalanın, gıybetin, lakap takmanın ve küfrün kirinden temizlemezsen; yarın o dilin mahşerin tam ortasında senin celladın olacak! BİR KELİME SENİ EBEDİ SAADETE UÇURURKEN, BİR DİĞERİ EBEDİ CEHENNEMİN DİBİNE FIRLATIR!
HÂLÂ AKIL ETMEZ MİSİN? HÂLÂ İDRAK ETMEZ MİSİN? HÂLÂ TİTREMEZ MİSİN?
Diliyle yıktığı gönülleri tamir etmeden, gıybetini yaptığı kardeşinden helallik almadan ölenin; cennet hayali kurması sadece ve sadece bir aldanıştır, bir rüyadır!
ALLAH’TAN BAŞKA SIĞINAK, SÜKÛTTAN BAŞKA SELAMET YOKTUR!
Son sözümüz şudur: Dilini dünyada susturmayan, ahirette pişmanlıktan dilini ısıracak ama artık iş işten geçmiş olacak!
"Hâsılı kelâm; dilin ya cennetinin anahtarıdır ya da cehenneminin prangası! Karar senin, hesap ise mutlak hakim olan Allah’ındır!"
Rabbim bizleri; dili şer davasına avukatlık edenlerden değil, diliyle sadece Hakka ve hakikate şahitlik eden, "sadıklar" zümresine ilhak olan muvahhidlerden eylesin.
Hazırlayan MEHMET ERÇELİK
