Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Diline Sahip Olmak: Dilin Afetlerinden Korunmak

İsmail Sezkin

DİLİNE SAHİP OLMAK


Hepimiz mü’min ve Müslümanız elhamdülillah… Şu dünya hayatındaki gayemiz; ebedi âleme giderken başarılı ve muvaffak olarak ayrılabilmek… Öyleyse vücudumuzun bütün organlarını günahtan, hatadan, yanlıştan koruyan insanlar olmak zorundayız… Evet; insanoğlu vücudunun bütün organlarını günahtan korumalı… Ama mü’mini en fazla günaha düşürecek olan, Peygamberimizin bize sürekli uyarıda bulunduğu organımız ise; dilimiz… Bu gün sohbetimizde dili korumaktan, dili korumazsak, muhafaza etmezsek düşebileceğimiz yanlışların neler olabileceğinden bahsetmeye çalışacağım…

Değerli Mü’minler!.. Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Kerim’in Kâf Suresi’nde;

مَا يَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ اِلَّا لَدَيْهِ رَقٖيبٌ عَتٖيدٌ

“İnsanoğlunun her yerde, her zaman yanında olan ve onu gözetleyen, her şeyi kaydeden melekler; sizin söylediğiniz her sözü de istisnasız kaydediyorlar”(KAF;18) diyor…”

Onun için mü’min konuştuğu her sözün kayda alındığını bilecek ve unutmayacak… Mü’minin imanı, söylediği her sözün hesabını vereceğine inanmayı gerektiriyor çünkü… Onun için mü’min; ağzından çıkan her sözü; ölümü, hesabı, ahireti, Cenab-ı Allah’ın rızasını düşünerek konuşan insan olacak… Ona göre, onu dikkate alarak dilini kullanan insan olacak…

Bir gün Peygamber Efendimizin yanına gelen bir arkadaşı “Ya Rasulallah!.. Bana sımsıkı sarılacağım bir amel söyle” diyor… Peygamberimiz de ona şu tavsiyede bulunuyor;

قُلْ آمَنْتُ بِاللَّهِ ثُمَّ اسْتَقِمْ

““Allah’a inandım, iman ettim de; sonra da dosdoğru ol…” Ve ardından aynı kişi Peygamberimize; “Ya Rasulallah! Hakkımda korkacağım en tehlikeli şey nedir?” diye soruyor… Peygamberimiz de eliyle tutarak “İşte budur” diyor ve dilini gösteriyor…”

Değerli Mü’minler!.. Bizim de hakkımızda en fazla korkacağımız organımız; dilimiz… İnandık, iman ettik elhamdülillah… Gücümüzün yettiği kadarıyla, ibadetlerimizi de yerine getirmeye çalışıyoruz…

Ama beşer olmamız hasebiyle; işlediğimiz günahlar var… Yapmış olduğumuz hatalar var… Ve yapmış olduğumuz hataların büyük bir kısmını da, maalesef dilimizle yapıyoruz… Peygamberimizin “Hakkımda en fazla korkacağım organım dilimdir” hadis-i şerifini ya hiç bilmiyoruz, ya da biliyorsak da unutuyoruz… Bir gün Peygamber Efendimizin yanına gelen bir başka arkadaşı “Ya Rasulallah! Kurtuluşun yolu nedir? Ben dünya hayatında neye dikkat edersem kurtulurum? Bu dünya imtihanında neye dikkat edersem başarılı olurum?” diye soruyor… Peygamberimiz ona üç tavsiyede bulunuyor…

Birincisi;

أَمْسِكْ عَلَيْكَ لِسَانَكَ

Diline sahip ol diyor…

İkincisi;

وَلْيَسَعْكَ بَيْتُكَ

Fitne zamanlarında evinden çıkma buyuruyor… Yani kötü ortamlara, kötü mekânlara, fitne ortamlarına gitme, orada bulunma diyor…

Ve üçüncü olarak da;

وَابْكِ عَلَى خَطِيئَتِكَ

Günahların için gözyaşı dök diyor… Yani o günahları işlediğin için pişman olup utanarak tövbe et anlamında bu… Dünya imtihanında muvaffak olmanın, başarılı olmanın yolunu Peygamberimiz böyle öğretiyor bize…

Şuanda burada, neden bu camideyiz?.. Neden devamlı Allah’a kulluk yapıyoruz?.. Yani neden ibadet ediyoruz?.. Bütün bunlardaki hedefimiz, gayemiz; Rabbimizin rızasını kazanıp şu dünya imtihanından muvaffak olarak ayrılmak malumunuz… O zaman bunun yapacağımız ilk ve en önemli şey; dilimize sahip çıkacağız… Şunu unutmayın; dilimizi günahlardan korumadan… Dilimize sahip çıkmadan… Dünya imtihanından muvaffak olarak ayrılamayız…

Değerli Mü’minler!.. Şimdi dilimize sahip çıkmazsak… Korumazsak bu dili… Hangi günahları işleyebiliriz… Hangi hatalara düşebiliriz… Kısa kısa bunlara değinmeye çalışalım…

Birincisi; eğer biz dilimize sahip çıkmazsak; boş konuşan, gereksiz konuşan, sözünün hesabını vereceğini unutan insanlardan oluruz… Hâlbuki Cenab-ı Allah Mü’minun Suresi’nin başında kurtuluşa erecek olan mü’minlerin vasıflarını ve özelliklerini sayarken, o özelliklerden bir tanesinin de;

وَالَّذٖينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ

““Kurtuluşa erecek olan mü’minlerin; boş sözden, gereksiz konuşmaktan, malayani ifadelerden, basit cümlelerden kendisini ve dilini koruyan insan”(MÜMİNUN;3) olduğunu söylüyor…”

Bu ayetin beyanı ve emriyle; mü’min boş konuşan insan olamaz… Mü’min kötü söz söyleyen insan olamaz… Hafif konuşan insan olamaz… Konuştuğunda meclisindeki insanları utandıran, yüzünün kızarmasına sebep olan insan olamaz… Olmamalı… Mü’min konuştuğu sözün hesabını unutmayan insan olacak… Ben söylediğim her sözün hesabını vereceğim… Ağzımdan çıkan her cümle mutlaka bir gün benim önüme konulacak… Bu hakikati hiç unutmayacak mü’min…

İkincisi; Değerli Mü’minler!.. Eğer dilimize sahip çıkmazsak, dilimizi korumaz ve muhafaza etmezsek zan gibi bir günahı işleyebiliriz… Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de;

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثٖيرًا مِنَ الظَّنِّ

“uyurarak”

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا

“iye inanmış olan insanlara, mü’min olan insanlara hitap ediyor… “Ey iman edenler!.. Zandan kaçınınız” diyor…(HUCURAT;12) Birbirinizin hakkında zanda bulunmayın… Bir başka ayet-i kerimede de neden bu huydan kaçınmamız gerektiğini de;”

اِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنٖى مِنَ الْحَقِّ شَيْئًا

“uyurarak “Zan hakiki bilgiyi, gerçek bilgiyi vermez, doğruyu göstermez” diye açıklıyor…(NECM;28)”

Yani; kesin olan bir bilgi değildir zan… Mü’min de kesin bilgiye sahip olmadığı konuda olumsuz ve kötü zanda bulunan insan olamaz… Birileri hakkında dilini ve düşüncesini bu günaha yönlendiren insan olamaz… Olmamalı… Cenab-ı Hakk İsrâ Suresi’ndeki bir ayette ise;

وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهٖ عِلْمٌ

““Bilmediğiniz bir meselenin ardına düşmeyin”(İSRA;38) diyor… Bilmiyor musunuz? Kesin bir bilgiye sahip değil misiniz?.. O konuyu konuşmayın o zaman diyor yani… Zanda bulunarak bilmediğiniz bir meseleyi yaymak suretiyle günahınızı çoğaltmayın diyor… Cenab-ı Allah bunu neden yapmamız gerektiğini… Organlarımızı sayarak bize hatırlatıyor”

اُولٰئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُلًا

““Organlarınızdan mes’ulsünüz” diyor… Gözünüzden… Kalbinizden… Zihninizden… Dilinizden mes’ulsünüz diyor… Mü’min dilinin sorumluluğunu unutmayan insandır… Bilmediği meselenin ardına düşmeyen insandır… Mü’min kardeşi hakkında kötü zanda bulunmayan insandır… Ve yine zanla ilgili ayet-i kerimede bir başka günaha dikkat çekiyor Cenab-ı Hak…”

“Ey iman edenler!..

وَلَا تَجَسَّسُوا

İnsanların ayıplarını ve hayatlarını araştırmayın” buyuruyor… Yani insanların özel hayatını araştırıp, bunu insanlara yaymayın diyor… Bakın bütün bunlar hayatın içerisinde bizim yaptığımız, yapabildiğimiz yanlışlar… O kadar birbirimiz hakkında zanda bulunuyoruz ki… O kadar birbirimizle alakalı bilmediğimiz meseleler üzerine konuşabiliyoruz ki… Birbirimizin özelini, özel hayatını merak edip araştırma noktasında o kadar çok yanlışlarımız oluyor ki

Oysa mü’min kendi derdinin ve ayıbının peşinde ve telaşında olan insan olmalı… Mü’min önce kendi günahına ağlayan… Mü’min kendini adam etmeye çalışan insan olmalı… Mü’min kendi nefsinden işe başlayan insan olmak zorunda… Başkalarına iyiyi, güzeli, hakkı, hakikati, doğruyu anlatıp tebliğ ederken; Kur’an’da yapılan ikaz gereği kendi nefsini unutmayan insan olacaksın yani…

Bunlara dikkat etmediğimiz zaman dilimiz bize o kadar günah işletiyor ki şu hayatta… Bu günahları işleye işleye, hem yaşadığımız yerde huzurumuz kalmıyor… Hem de Allah rızasını kaybeden, dünya imtihanında başarısız olacak olan insanlar sınıfına girebiliriz; Allah muhafaza…

Değerli Mü’minler! Dilimize dikkat etmez, korumazsak eğer; dilimizle işleyebileceğimiz bir başka günah da; gıybet etmek… Yani bir başkasını gıyabında eleştirmek… Çekiştirmek… Hoşlanmayacağı, mutlu olmayacağı, sevinmeyeceği şekilde anmak… Yani dedikodu yapmak… Yanınızda olmayan bir insanın hakkında konuşmak…

Peygamberimiz(SAV) gıybetin ne olduğunu bize açıklıyor… Açıklarken de dikkat çekici bir üslupla açıklıyor… Yanında bulunan arkadaşlarına soruyor Peygamberimiz…

أَتَدْرُونَ مَا الْغِيْبَةُ

““Gıybet nedir?” diye soruyor arkadaşlarına… Yanında bulunan arkadaşları”

اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ

““Allah ve Rasulü daha iyi bilir” deyince Peygamberimiz gıybetin tanımını şöyle yapıyor…”

ذِكْرُكَ أَخَاكَ بِمَا يَكْرَهُ

““Gıybet kardeşini gıyabında onun hoşlanmayacağı şekilde anmandır…” Soruyor yanında bulunan arkadaşları Peygamberimize…”

أَفَرَأَيْتَ إِنْ كَانَ فِى أَخِى مَا أَقُولُ

““Ya Rasulallah!.. Bahsettiğimiz, konuştuğumuz, dile getirdiğimiz husus kardeşimizde bulunsa bile bu gıybet midir?..” Cevap veriyor Peygamberimiz…”

إِنْ كَانَ فِيهِ مَا تَقُولُ فَقَدِ اغْتَبْتَهُ

“Dikkat edelim şimdi; “Evet; eğer söylediğin şey, o kimsede varsa, gıybet zaten odur…”

وَإِنْ لَمْ يَكُنْ فِيهِ فَقَدْ بَهَتَّهُ

“Eğer konuştuğunuz şey kardeşinizde bulunmazsa; o iftira olur zaten…””

Değerli Mü’minler! Biz, hepimiz maalesef bu hastalığa bulaşan insanlarız… Ama uyarıyor Rabbimiz bizi Hucurat Suresi’nde… Cenab-ı Mevla zanla, tecessüsle alakalı uyarı ve ikazda bulunduktan sonra bize;

وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًا

“irbirinizin gıybetini yapmayınız” diyor… Birbirinizin gıybetini yapmayınız dedikten sonra da; gıybetin çok kötü, kerih bir eylem olduğunu şöyle anlatıyor bize;”

اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخٖيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ

“Siz ölmüş kardeşinizin etini yemek ister misiniz?.. Hoşunuza gider mi bu?” diye soruyor…”

İşte gıybet bir insanın ölmüş kardeşinin etini yemesi gibidir adeta diyor Cenab-ı Allah Ve

فَكَرِهْتُمُوهُ

buyuruyor… “Bundan tiksindiniz… Kerih gördünüz… Sevmediniz… Beğenmediniz değil mi?” dedikten sonra da; unuttuğumuz bir hakikati hatırlatıyor bize… O halde

وَاتَّقُوا اللّٰهَ

Allah’tan korkun” diyor… Allah’ın rızasını kaybetmekten korkun… Allah’ın azabına düşmekten korkun… Ölümden korkun… Hesaptan korkun… Bir gün “Oku kitabını” denileceği günden korkun… Korkun bunlardan… Korkun ve bu günahı, bu yanlışı yapmayın diyor Allah-u Teala bize…

وَاتَّقُوا اللّٰهَ

Allah’tan korkun…” Ve ayet-i kerime şöyle bitiyor;

اِنَّ اللّٰهَ تَوَّابٌ رَحٖيمٌ

““Şüphesiz ki Allah; tövbeleri kabul eden, Rahim olandır… Bağışlayandır… Merhamet edendir…”(HUCURAT;12)”

Niye böyle bitiyor ayet-i kerime derseniz… Cenab-ı Allah bizi tevbeye davet ediyor çünkü… Zanda bulunuyorsunuz… İnsanların ayıplarını ve kusurlarını araştırıyorsunuz… Kardeşlerinizle alakalı gıybet yapıyorsunuz… Bütün yapmış olduğunuz bu günahlardan dolayı tevbe edin… Vazgeçin bu günahlardan… Bırakın bu günahları… Rabbinizden af ve bağışlanma dileyin… Şüphesiz ki Cenab-ı Allah tövbeleri kabul eden merhamet sahibidir diyor…

Değerli Mü’minler! Rabbimizin bu kadar açık ve net uyarılarına rağmen; biz neye güvenerek dedikodu yapabiliriz şimdi… Nasıl birbirimizin aleyhinde konuşabiliriz… Nasıl birbirimizi çekiştirebiliriz… Bizi kendimize getirebilecek başka ne var, sorarım size… Bize başka ne olmalı… Bize başka ne söylenmeli ki; biz kendimize gelelim…

Bir de genelde şu hataya düşüyoruz dedikodu yaparken… Ben bunu onun yüzüne de söyledim ve ya söylerim diyoruz… Bizim konuştuğumuz şeyi onun yüzüne söylemiş olmamız, onun arkasından konuşma hakkını vermiyor bize… Yüzüne söylediysen söylemişsin… O orada bitmiş, gitmiş… Ve ya yüzüne söyleyebileceksen gidip yüzüne söylersin o zaman… Onun yüzü yokken burada, niye konuşuyorsun…

Bakınız Peygamberimizin gıybet, dedikodu tanımı çok önemli… Bir mü’minin arkasından konuşmak mü’mine, Müslümana yakışan bir şey değildir… Birinin benim bir hatamı gelip yüzüme söyledikten sonra, gidip başka yerde konuşması benim hoşuma gitmez… O zaman ben de kendi hoşuma gitmeyen bir şeyi başkasına yapamam… Kural bu…

Değerli Mü’minler! Peygamberimizin şu hadis-i şerifi, hepimizin çok duyduğu ve bildiği bir hadis-i şerif…

لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ

““Gerçek manada kamil mü’min olamazsınız” Ne yaparsanız?..”

حَتَّى يُحِبَّ لأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ

““Kendinize yapılmasını istemediğiniz bir şeyi başkasına yaptığınız müddetçe kâmil mü’min olamazsınız…””

Hz.Aişe Validemiz anlatıyor… Diyor ki; “Bir gün Peygamberimizin yanında birisinden bahsederken onu taklit ederek anlattım… Ve öyle bahsettim… Bunun üzerine Peygamberimiz bana şu uyarıda bulundu…

مَا أُحِبُّ أَنِّى حَكَيْتُ أَحَدًا وَأَنَّ لِى كَذَا وَكَذَا

““Bana dünyayı verseler bile; bir insanı hoşlanmayacağı bir şey ile taklit etmeyi, vasıflandırmayı katiyen sevmem…””

Değerli Mü’minler! Biz birbirimizin hakkında yaptığımız dedikodularla; şu yaşadığımız toplumu maalesef birbirine güvenmeyen bir toplum haline getiriyoruz sürekli… Peygamberimiz Müslümanın tarifini yaparken şöyle tanımlıyor…

الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ

““Müslüman diğer Müslümanların elinden ve dilinden kendini emin hissettikleri insandır ” Başkalarının güvendiği insan olacaksın… Bizi tanıyanlar bizim sözümüze ve yaptıklarımıza ve ya yapabileceklerimize acaba ne kadar güveniyor?.. Bunu düşünmek zorundayız… Ve’l-hasılı; eğer dilimize sahip olamazsak birbirimizin dedikodularını yapan ve birbirinin haklarıyla bu dünya imtihanını kaybeden insanlar oluruz… Bunu anlatmaya çalışıyorum..”

Dilimize dikkat etmediğimiz zaman düşebileceğimiz bir başka günah da; kovuculuktur… Nemime diye de bilinen söz taşıma hastalığı… Laf getirip götürme hastalığı…

Değerli Mü’minler! Söz namustur… Bir yerde söylenen bir söz, işiten insana verilen bir emanettir… Mü’min emaneti koruyan… Hakkıyla muhafaza eden insandır… Böyle olmalıyız…

كَفَى بِالْمَرْءِ إِثْمًا أَنْ يُحَدِّثَ بِكُلِّ مَا سَمِعَ

““İşittiğin her şeyi konuşman, başkalarına taşıman sana günah olarak yeter” diyor Peygamberimiz… Mü’min bir yerde işittiğini hemen gidip başka yere ulaştıran insan olamaz… Olmamalı… Duyduğu her şeyi doğru gibi kabul edip başkalarına götüren insan olamaz Müslüman… Olmamalı… Müslümanın buna dikkat etmesi lazım… Bakın hepimiz şunu kabul edelim önce… Biz bu yanlışları artık o kadar kolay yapıyoruz ki… Bakın bunlar bizim yaptığımız bütün iyi amellerin -Allah muhafaza- yok olmasına sebep olabilir… Peygamberimiz şu söz taşıma, kovuculukla alakalı bizi öyle net bir şekilde uyarıyor ki…”

لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ قَتَّاتٌ

“diyor Peygamberimiz… Kovucu, söz taşıyan insan… Laf getirip götüren insan cennete giremez… Biz ümmeti olduğumuz Peygamberden “Söz taşıyan cennete giremez” uyarısını alan insanlar olarak laf getirip götüremeyiz… Kovuculuk yapamayız…”

Bize emanet edilen sözleri başkalarına ulu orta konuşamayız… Bir başkasının sırrını, ayıbını, kusurunu sanki marifetmiş gibi ortalığa yayamayız… Biz setreden; yani ayıp ve günah karşısında gece gibi karanlık olan, örten insan olmak zorundayız… Dilimize sahip çıkmazsak -Allah korusun- söz taşıma gibi bir hataya, bir günaha düşeriz…

Değerli Mü’minler! Dilimize sahip çıkmadığımız takdirde yapacağımız bir başka günah da iftiradır… Olmamış meseleleri ve konuları olmuş gibi anlatmak… Bu gün Müslümanlar dünyevi menfaatler için… Ticari kaygılar için… Makam-mevki için… Maalesef o kadar iftira atabiliyorlar ki… Hele de şu sosyal medya denilen şey çıkalı, bunun hiçbir sınırı kalmadı artık…

Değerli Mü’minler! Biz yaşarken ölümü çok çabuk unutuyoruz maalesef… Ahireti hep unutuyoruz… Hesabı kitabı hiç düşünmüyoruz… Bunları unuttuğumuz için o kadar yapılmaması gereken yanlışları öyle rahat yapıyoruz ki… Toplumda insanların üç kuruşluk dünya için attıkları iftiraları görüyoruz hepimiz… Ama bizim Peygamberimiz insanları, toplumları helak edici olan büyük günahlardan sakının derken iftira etmeyi de sayıyor…

Şimdi biz dünyada huzur bekliyoruz… Huzur istiyoruz… Kardeşlik istiyoruz… Güven istiyoruz… Nasıl olacak bu… Birbirimize attığımız iftiralarla mı dünyaya huzur getireceğiz… Birbirimizin ardından yaptığımız dedikodularla mı dünyaya huzur getireceğiz… Taşıdığımız sözlerle, başkalarının hatalarını, ayıplarını etrafa yaymakla mı huzur getireceğiz… Gereksiz, boş konuşmalarla mı huzur getireceğiz… Bilmediğimiz konuların peşine düşüp, onları araştırmakla mı huzur getireceğiz… Biz bu hallerimizle dünyaya nasıl huzur getirebiliriz, mümkün değil… Biz bu hallerimizle şu dünyada nasıl huzurlu olamayız… Daha da önemlisi… Biz bu halimizle ahirete hangi yüzle gideceğiz, bunu düşünelim bir de…

Cenab-ı Allah iftirayı apaçık bir günah olarak tanımlıyor…

بُهْتَاناً وَإِثْماً مُّبِيناً

ftira apaçık bir günahtır” diyor… Onun için; Müslümana yakışmayacak bir tavırdır iftira…

Değerli Kardeşlerim! Peygamberimiz(SAV) bizi birimizin hakkında söz taşıma, dedikodu yapma, iftira ile alakalı o kadar net uyarıyor ki… “Hiç kimse bana canımı sıkacak bir söz getirmesin” diyor… Yani hiç kimse başkasıyla alakalı olumsuz ve kötü sözü bana getirmesin diyor… Ve Cenab-ı Allah böyle bir şey olduğu zaman bizi sorumlu davranmaya davet ediyor… Söylenen her şeye hemen inanmama konusunda uyarıyor bizi…

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اِنْ جَاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَاٍ فَتَبَيَّنُوا

““Ey iman edenler!.. Bir günahkâr size bir haber getirdiğinde, bir bilgi taşıdığında siz onu araştırın”(HUCURAT;6) diyor… Ama biz ne yapıyoruz… Bize söylenen her şeye hemen inanıyoruz… Doğru mu, değil mi diye araştırmak aklımıza bile gelmiyor… Ama Cenab-ı Hak bize araştırmayı emrediyor… Onun için de huzurumuz bozuluyor işte… Ailelerin huzuru bozuluyor… Kurumların huzuru bozuluyor… Komşuların huzuru bozuluyor… Akrabaların huzuru bozuluyor… Bakın işte onun için hiçbir yerde huzur kalmadı artık…”

Değerli Mü’minler! Dilimize sahip çıkmadığımız takdirde yapabileceğimiz bir başka günah da; yalan… Yalan Peygamberimiz tarafından mü’mine hiç yakışmayacak, Mü’minde hiç bulunmaması gereken bir vasıf, bir özellik olarak sayılıyor… Peygamberimiz “Mü’min yalancı olamaz” diyor… Olmamalı… Bir mü’min yalancı olabiliyorsa, bir insan yalan söyleyebiliyorsa… Onun imanında bir sorun olduğunu söylüyor Peygamberimiz…

لَا يَجْتَمِعُ الْإِيمَانُ وَالْكُفْرُ فِي قَلْبِ امْرِئٍ

“İnsanın kalbinde iman ile küfür bir arada bulunmaz…”

وَلَا يَجْتَمِعُ الصِّدْقُ وَالْكَذِبُ جَمِيعًا

“Gerçek ve yalan bir arada olmaz…”

وَلَا تَجْتَمِعُ الْخِيَانَةُ وَالْأَمَانَةُ جَمِيعًا

“İhanet ve dürüstlük bir arada olmaz…”

Buna göre yaşamalıyız hayatımızı… Münafığın alametlerini sayarken de,

إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ

konuştuğu zaman yalan konuşur diyor Peygamberimiz… Bir mü’min tavrı değildir yalan…. Cena-ı Allah;

وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِ

““Yalan sözden kaçının” diye emrediyor Kur’an’da… Yalana bulaşmayın diyor yani… Bir başka ayeti kerimesinde de;”

وَقُولُوا قَوْلًا سَدِيدًا

““Doğru söz söyleyin” buyuruyor… Ama biz artık maalesef birbirimize yeminsiz inanmaz olduk… Şahitsiz güvenmez olduk… Bizim geleneğimizde söz senettir denilirdi… Ama artık sözlerimizin birbirimizin yanında hiçbir değeri olmaz hale geldik…”

Vel hasıl-ı kelam… Mü’min dilini koruyan insandır.. Mü’min diliyle öyle hiç utanıp sıkılmadan günah işleyen insan olamaz… Mü’min, Müslüman diliyle başkalarına güven veren insan olmak zorunda… Mü’min, Müslüman Peygamberimiz gibi dilinin şerrinden Rabbine sığınan insandır… Peygamberimizin ifadesiyle;

مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ

“llah’a ve ahiret gününe iman eden Müslüman”

فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ

“Konuştuğu zaman ya hayır konuşan ya da susan insandır…” Müslüman diline sahip olmadığı zaman… Boş konuşmak gibi… Bilmediği bir şeyin peşine düşmek gibi… Zanda bulunmak gibi… Gıybet-dedikodu gibi… Laf getirip götürmek gibi… İftira gibi… Yalan gibi… Günahlara düşebileceğini bilen insandır… Kısaca Müslüman dilini bu günahlardan koruyan insandır…”