Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Din İstismarına Karşı Feraset ve Basiret

İsmail Sezkin

DİN İSTİSMARINA KARŞI FERASETLİ VE BASİRETLİ OLALIM


Muhterem Mü’minler!.. Bütün Müslümanlar olarak din istismarı konusunda uyanık olmalıyız… Cenab-ı Hakk;

اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ

““Allah’ın vaadi haktır!.. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın!.. Sakın aldatıcılar, Allah ile/hakkında sizi aldatmasın!” buyuruyor Lokman(33) Suresi’nde…”

Peygamber Efendimiz (s.a.s.), hayatı boyunca İslam dinini tebliğ ederken hep üç tür insan tipiyle karşılaşmıştır… Bunlardan birincisi, onun getirdiği vahye gönülden inanan ve samimi bir şekilde onun çizdiği yolda yürümeye çalışan müminler… İkincisi, vahyi inkar ederek ona açıktan cephe alan ve düşmanca tavır sergileyen kafirler… Üçüncüsü de, vahyi gerçekte kabul etmediği halde, kabul ediyormuş gibi görünüp, İslam toplumunu içeriden yıkma amacı güden münafıklar…

Peygamberimiz (s.a.s.) bu üç insan tipiyle her zaman farklı ilişki biçimleri geliştirmiştir O, yirmi üç yıllık tebliğ hayatı boyunca Müslümanları yanına alarak onları eğitmeye ve örnek insanlar olarak yetiştirmeye çalışmış… Kâfirlerle mücadele ederek onları hak yola getirmeye gayret etmiş… Münafıkları ise isim isim deşifre etmemiş, ama onların özelliklerini, ashabına anlatarak onlara karşı İslam toplumlarının uyanık olmalarını istemiştir… Asr-ı Saâdetten günümüze kadar var olan ve olmaya devam edecek olan bu münafıkların teşhis edilmesi, Müslümanların selameti için çok önemlidir

İslam tarihinde münafıklar için din, her zaman bir istismar aracı olmuştur… Bu münafıklar kendi şahsi ve kirli emellerini gerçekleştirmek için hiçbir zaman dini tahrif ve tahrip etmekten geri durmamışlardır

Dolayısıyla; her nifak hareketi, aynı zamanda “dini metinleri tahrif” ve “İslam toplumlarını içeriden tahrip” etme hareketidir İslam tarihine baktığımız zaman hep şunu görüyoruz… Müslümanların zaafa düşmesi ve sahip oldukları devletlerin yıkılması, hiçbir zaman dış düşmanlar sebebiyle olmamıştır… Tam aksine, Müslümanları birbirine düşürerek fitne ortamı yaratan içimizdeki düşmanların hile ve oyunlarıyla olmuştur…

Onun için; bizdenmiş gibi görünüp de, dış düşmanların güdümünde hareket ederek İslam’ı içerden yıkmaya çalışan bu din tahripçileriyle her zaman mücadele etmek zorundayız…

Tabi bunlar münafık olduklarından dolayı; ikiyüzlü, ilkesiz ve sinsi oldukları için bunlarla mücadele etmek gerçekten çok zor… Dolayısıyla bunların özelliklerini ve karakterlerini bilmemiz gerekiyor… Aksi takdirde bunlarla mücadeleyi kazanmamız mümkün değil…

Değerli Mü’minler!.. Hepinizin malumu, bir Müslümanın şu dünyadaki en büyük amacı, gayesi; Cenab-ı Allah’ın rızasını kazanmaktır Ki; şu dünyada en büyük gayemizin Allah rızası olması gerektiğini bize, Kur’an-ı Kerim’de Allah-u Teâlâ söylüyor…

وَعَدَ اللّٰهُ الْمُؤْمِنٖينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَا وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فٖى جَنَّاتِ عَدْنٍ

““Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara içinde ebedî olarak kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve adn cennetlerinde güzel meskenler vaad etmiştir…”

وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِ اَكْبَرُ

“Allah’ın rızâsı ise hepsinden büyüktür,”

ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُ

“İşte büyük bahtiyarlık da odur.” (Tevbe, 72)”

Ama işte dini istismar eden kişilerin böyle bir maksadı, gayesi olmaz hiç… Onların tek gayeleri, ya şahsî menfaatleri temin etmektir… Ya da İslam’ı yanlış anlatarak ve İslam’a aykırı işler yaparak Müslümanların arasına nifak ve ayrılık sokmaktır

Değerli Kardeşlerim!.. Yine malumunuz; gerçek Müslüman ahirete iman eder ve uhrevî kaygıları olur… Ama din istismarcıları ahireti hiç düşünmezler, sadece dünyayı düşünürler… Sadece dünya ve dünyalık için mücadele ederler… Şu dünyada siyasî iktidarı ele geçirme, toplumu yönlendirme, insan kaynağı oluşturma ve ekonomik güç devşirme gibi dünyevi kazanımlara önem verip, tamamen bunlar için gayret ederler…

Bu kazanımları elde etmek için de; meşru-gayrimeşru her türlü yola ve yönteme başvururlar Tarihte olduğu gibi günümüzde de; İslam’ı insanlara tanıtma gayesiyle yola çıkan din istismarcılarının, aslında gerçek amacının siyaset ve ticaret olduğunu acı tecrübelerle görüyoruz Malumunuz 15 Temmuz gecesini yaşattılar bunlar bu millete…

Bu din istismarcıları, Allah’ın kesin emir ve yasakları konusunda taviz vermekten geri durmazlar ve bedel ödemeyi göze almazlar… İslam dininin yücelmesi için dünyalıklarından ve konforlarından vazgeçmezler… Her zaman bahaneler uydurarak zor zamanlarda hiç Müslümanlarla beraber olmazlar…

Bu tutum bizlere hiç yabancı değil aslında… Peygamberimizin zamanında da, Medine’deki münafıklar da hep aynı şeyi yapıyorlardı Allah-u Teâlâ onların nasıl menfaatçi olduklarını haber veriyor bize Kur’an’da… Onları tanımamız için… Ama işte bunları bilmek için Kur’an’ı okumamız, anlamamız gerekiyor… Onlara kulak vermeden önce Kur’an’a ve Peygambere kulak vermemiz gerekiyor…

Nisa Suresi’nin 72. ve 73. ayetlerinde bakın şöyle diyor Alla-u Teala… “İçinizden bazıları vardır ki (cihad konusunda) pek ağırdan alırlar. Eğer size bir musibet erişirse ‘Allah bana lütfetti de onlarla beraber bulunmadım” der… Eğer Allah’tan size lütuf erişirse sanki sizinle onun arasında bir sevgi yokmuş gibi ‘Keşke onlarla beraber olsaydım da ben de büyük bir başarı kazansaydım’ der…” (Nisa, 72-73)

Değerli Mü’minler!.. Yine hepiniz bildiği gibi: camiler, Müslümanların ibadet için bir araya geldiği, sevinç ve acılarını paylaştığı, ümmetin birlik ve beraberliğinin tezahür ettiği mekanlardır Bizim inancımızda ve kültürümüzde, camiler Allah’ın evleridir…

Her zaman camiler, Müslümanların kardeşçe aynı kıbleye yönelerek ibadet etmesini sağlayan vahdet merkezleri olmuştur Farklı mezheplere, meşreplere mensup Müslümanlar camide omuz omuza vererek aynı Allah’a yönelir

Bundan dolayı dini istismar eden örgütlerin ilk yaptığı şey, eline geçirmek istediği kişiyi çeşitli bahaneler üreterek camiden uzaklaştırmak olmuştur… Camiden koparılarak İslam’ın ana yolundan uzaklaşan bir Müslüman, bu sefer camiye alternatif mekânlarda dini tahrip etmeye çalışan din istismarcılarının kucağına düşüyor işte… İslam’a hizmet ettiğini zannederek İslam düşmanlarının oyuncağı, maşası haline geliyor…

Peygamber Efendimiz zamanında yaşanan Mescid-i Dırâr olayı bu konuda bizim için bir ibrettir… Ders almamız gereken bir olaydır… Medine’de Hz. Peygamber’e haset eden Ebu Amir isimli bir papaz, Müslümanlar müşriklere galip gelince Şam’a kaçıyor ve oradan Medine’deki münafıklara haber göndererek Bizans Kralı’ndan yardım sözü aldığını, Kûba Mescidi’nin yanına mescit hüviyetinde bir yer yapmalarını emrediyor… Amacı şuydu… Bu sözde mescitte, Ebu Amir’den alınan talimatlar hayata geçirilecek ve Müslümanlar arasında fitne-fesat çıkarmak suretiyle İslam ümmeti içeriden parçalanacaktı…

Süreç, eğer onların planlarına göre gelişmiş olsaydı, Medine’de bir iç isyan çıkarılacak ve Medine’nin idaresi münafıkların eline geçecekti Fakat planları kursaklarında kaldı ve Allah onların bu hain planlarını ayet göndererek ve ayette “(Münafıklar arasında) bir de (mü’minlere) zarar vermek, (hakkı) inkar etmek, müminlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Resulüne karşı savaşmış olan adamı beklemek için bir mescit kuranlar…” buyurarak deşifre etti…

Bu gün de aynı şeyi yapıyorlar… Bu günkü dırar mescitlerini yapanlar da, sorduğun zaman ve ya bunları dile getirip konuştuğun zaman aynen ayetin devamında haber verildiği gibi “Bununla iyilikten başka bir şey istemedik” diyorlar… (Tevbe, 107)

Muhterem Müslümanlar!.. Bir de bu din istismarcıları için ayet ve hadisler, İslami ilimlerin usulü çerçevesinde anlaşılması ve yorumlanması gereken dinî metinler değildir… Onlara göre ayet ve hadisler; kendi heva ve heveslerine göre te’vil, hatta tahrif edilmesi gereken adeta basit oyuncaktır, hâşâ… İslam Tarihi boyunca dini tahrip etmek isteyen kişiler ve ya yapılar, hep farklı amaçlarla ayet ve hadisleri istismar etmişlerdir

Mesela, din istismarcıları, kendisinin ve ya başında bulunduğu yapının Allah tarafından desteklendiği iddiasını ispat etmek için ayetleri her zaman istismar etmişlerdir… Bazı ayetlerin ya doğrudan ya da dolaylı olarak kendilerine veya başında bulundukları yapıya işaret ettiğini veya onları müjdelediğini iddia edebilmişlerdir… Hâlbuki Kur’an-ı Kerim’den herhangi bir ayetin, doğrudan bir gruptan veya bizzat bir şahıstan bahsettiğini ancak Allah Resulü’nün beyanıyla bilmek mümkündür… Bunun imkânı ise Allah Resulü’nün vefatıyla birlikte ortadan kalkmıştır… Şu halde ayetlerdeki ifadelerin, kesin bir üslupla sadece bir şahsı ve ya bir grubu tanımladığını, övdüğünü iddia etmek Kur’an-ı Kerim’in evrensel mesajını tahrif etmektir…

Dinî metinlerin diğer bir istismar şekli de dini istismar eden çevrelerin kendi icraatlarını meşrulaştırmak ve fikirlerini hâkim kılmak amacıyla ayetleri keyfî olarak yorumlamaları, bazı sahih hadisleri görmezden gelirken bazı zayıf ve mevzu hadislere tutunmalarıdır… Burada ayet ve hadisler, din istismarı yapan şahıs ve gruplar için sadece birer araçtır…

Değerli Cemaat-i Müslimin!.. Dini istismar eden bu yapıların ve kişilerin önemli bir özelliği de; kendi dini anlayışlarını tek doğru kabul ederek, diğer anlayışları hatalı ve batıl kabul etmeleridir… Bu anlayış, aslında müntesiplerine “Bize tabi olanlar, hakikate tabi olur ve ebedi kurtuluşa erer… Bize tabi olmayanlar ise batıl yoldadır ve ebedi kurtuluşu garanti değildir…” düşüncesini empoze etmek içindir… İşte bu düşünceye inanan kişiler de –maalesef-bu yapıların mahkûmu oluyorlar

Hâlbuki bizim dinimiz böyle bir hakikat tekelciliğini asla kabul etmiyor… İman esaslarına gönülden inanmış ve gücü yettiğince Allah’ın emirlerine uyan ve yasaklarından kaçınan her Müslüman, ebedi kurtuluşa erecektir diyor…

Değerli Mü’minler!.. İki çeşit âlim vardır… 1-Dine hizmet eden âlimler 2-Dini istismar eden sahtekârlar… Yani, bunlardan birincisi; dinin yükselmesi ve yayılması için can-ı gönülden büyük bir ihlasla çalışır ve kazancını din yoluna harcar İkincisi ise; dini ekmek teknesi haline getirir Dini siyasî çıkarlarına alet eder Maddî olarak yükselmek için dini ve dinî duyguları kullanır…

İnsanlık tarihi boyunca, yeryüzünde her zaman dinî, mukaddesatı ve maneviyatı istismar edenler olmuştur Allah-u Teâlâ’nın da ilk insan ve ilk peygamber olan Âdem (A.S)’a göndermiş olduğu ilk emirlerden biri de, dini istismarın yasaklanması olmuştur

Cenab-ı Allah Âdem Peygamber’e çeşit çeşit sanat, meslek ve konuşma dili öğretmiş ve ona; -“Ya Âdem! Evladına de ki, eğer dünyayı istiyorsanız; onu bu sanatlar ile elde edin… Dini, maneviyatı ve mukaddesatı alet ederek dünyayı kazanmayın ve dünyalık elde etmeye çalışmayın ”

Dolayısıyla; Peygamber Efendimiz de şöyle buyurmuştur…

“Kim, Allah rızâsı için öğrenilmesi gereken bir ilmi; dünya (mal veya makamın)dan herhangi birini elde etmek için öğrenirse; o kişi kıyâmet günü, cennet kokusunu göremez… ”

“Kim, 1-Âlimlerle mücâdele etmek ve yarışmak için; 2-Câhillerle münâkaşa etmek için, 3-İnsanların sevgisini kazanmak için ilim öğrenirse; Allah-u Teâlâ o kimseyi cehennem ateşine sokar. ”

“Kim, ilmi Allah’tan başka bir şey için öğrenirse; Ve ya ilim ile Allah’ın (rızasın)dan başka bir şey murad ederse; O kişi cehennemdeki yerine hazırlansın. ”

Hz. Ali (r.a.), bir gün, âhir zamanda meydana gelecek olan fitneleri anlatırken; Hz. Ömer (r.a.); “Ey Ali! Bu ne zaman olacak?” diye soruyor… Hz. Ali şu cevabı veriyor: “1-Dinden başka bir maksatla fıkıh öğrenildiği; 2-İlim amel etmekten başka bir düşünceyle öğrenildiği, 3-Âhıret ameliyle dünya kazanıldığı zamandır…”

İbni Abbâs’dan rivâyet edilen bir hadis-i şerifte de şöyle bir hadise anlatılır… Allah-u Teâlâ bir adama ilim verir Ama o kişi cimrilik ederek, o ilmini Allah’ın kullarına yaymaz Karşılığında para alır İlmini az bir dünya değerine satar Kıyamet gününde bu âlime ateşten yapılmış gemlerle ağzına gem vurulur Ve bir münâdî mahşerde toplanan insanlara şöyle seslenir: -“(Ey mahşer ehli) İşte bu adam Allah-u Teâlâ’nın dünyada kendisine verdiği ilimle cimrilik eden, ilmini Allah’ın kullarına yaymayan; ilminin karşılığından para-pul, mal-mülk alan, ilmini dünya malıyla satan kişidir!” denilir… Ve durum, hesap bitinceye kadar devam eder… ”

Değerli Mü’minler!.. Peygamber Efendimiz (SAV) başka bir hadis-i şeriflerinde de; “Amelleri süratle işleyin!.. Karanlık geceler gibi kesici olan fitneler çıkmadan önce amellere koşun!” diyor… Ve devam ediyor Peygamberimiz… “Fitneler çıktığı zaman; adam mü’min olarak sabahlar, kâfir olarak akşamlar… Ve ya mümin olarak geceler; kâfir olarak sabahlar ” Peygamberimiz devam ediyor; dikkat edin, burası çok önemli… “Çünkü o dönemde kişi, dinini dünya malı karşılığında satar.” diyor Peygamberimiz…

İşte günümüzde maalesef; âlim ve ya hoca olarak geçinen bazı kişiler, dünyevî makam, mevki, mal, mülk ve ya insanların sevgisini kazanmak için dini alet ediyorlar Bunlar dini iki şekilde istismar ediyorlar… Ya câhilce fetvâ veriyorlar… Ya da bilerek yanlış konuşuyorlar Ama şunu bilmek lazım… Câhilce ve işin hakikatini bilmeden fetva veren kişi, mel’undur Yanlış fetva verip, aldattığı ve saptırdığı insanların günahlarının bir misli de onadır…

“Bir kişi benim aleyhimde yalan söylerse… Yani bir hadisimi inkâr eder ve ya hadis olmayan bir şeyi uydurup; bu hadis-i şeriftir derse… O kişi cehennem ateşinde yerini hazırlasın…” diyor Peygamberimiz…

Günümüzde de bazı insanlar, bütün ilimlere sahip olduklarını zannediyor maalesef… Peygamberimizin bu hadis-i şeriflerinde gelen tehditlerin hepsi, işte; bu câhil hocalar, bilmeden yanlış fetvâ verenler hakkında Görüyorsunuz…

Onun için; din konusunda konuşan, fetva veren, ahkam kesen ve kanaat bildiren herkes, önce okuyacak Öğrenecek Sonra konuşacak… Yoksa yazık oluyor Müslümanlara… Yanlış bilgilerle saptırılan insanlara yazık oluyor…

Değerli Kardeşlerim! Bakınız; bunların bazıları da bildikleri halde hakkı ve hakikati gizliyor… Bildikleri halde, dünyevî düşünceler, mal, makam, mevki, para veya halkın sevgisini ve ilgisini kazanmak için; yanlış yere fetva veriyorlar… Cahillerin istekleri doğrultusunda konuşuyorlar… İşte, insanları dalâlete düşüren bu sapıklar… Bakıyorsun; dini, siyasete alet ediyorlar Bakıyorsun; dini, kendi çıkarlarına alet ediyorlar… Bakıyorsun; hâkim güçlerin ve ya bazı devlet adamlarının gözüne girmek için dini saptırıyorlar… İşte Allah katında en büyük zalim bunlardır İşte dini dünya karşılığında satanlar bunlardır… Halbuki ilim zühd ve takvâyı gerektirir Nitekim Peygamberimiz (SAV) Efendimiz:

“Kimin ilmi artar da dünya ve dünya malına karşı zühdü ve takvâsı artmazsa; o kişinin ancak Allah-u Teâlâ’dan uzaklaşması artar…” diyor…

Değerli Kardeşlerim! Bakın bizim şunu da çok iyi bilmemiz ve anlamamız lazım… Bilerek halkı saptıran bunlar var ya… Her zaman din düşmanı bazı kesimler tarafından beslenirler… İslâm tarihine baktığımız zaman, bozuk fikirleri ortaya atan, Kur’ân-ı Kerim ve hadis-i şeriflere aykırı konuşan, dini bozmaya çalışan kişilerin her zaman din düşmanları tarafından desteklendiklerini, beslendiklerini ve hatta yetiştirildiklerini görürüz…

Şunu unutmayın… Her devrin bir Bel’âm’ı vardır… Bilerek, hakkı saptıranlar, kendi zamanlarının Bel’âm’larıdır Bel’âm, İsrâiloğulları döneminde yaşamış; devrin büyük bir bilgin ve âlimi iken, ilmini kötü kullanan bir kişidir Ve hemen hemen bütün tefsir kitaplarında ve hadis-i şerif kitaplarında adı geçer

O devirde Şam civarında yaşayan Bel’âm bin Bâûra, dönemin büyük âlim ve velîlerindendi… Duası makbul Talebe okutan… Yazdığı kitaplar bir araya getirildiği zaman büyük bir kütüphane meydana gelecek kadar kitap yazan Hatta; sadece Cenab-ı Allah’ın varlığı ve birliği hakkında tam 700 tane kitap yazdığı rivayet edilir İnsanları irşad ile meşguldü İnsanlar bu büyük âlim, velî ve mürşide rağbet ediyor ve bir müşkilleri olduğu zaman, ona baş vuruyorlardı… O devirde, Yûşa Peygamber, Şam tarafında bulunan Belkâ şehrinde oturan “Kavm-i Cebbârîn” denilen azgın ve zâlim kavim ile harp etmekle emir olunur… İnsanlara zarar veren, haksızlık yapan, hayvanları telef eden ve tabiatı tahrip edip, yeryüzünde Cenab-ı Allah tarafından kurulmuş olan güzel dengeyi bozmaya çalışan bu zâlim insanların üzerine, Yûşa Peygamber, Cenab-ı Allah’ın emri ile yürür

Asker ve silahlarıyla Yuşa (AS)’a karşı koyamayacaklarını bilen şehir halkı Bel’am’dan yardım isterler… Yuşa (AS)’ın şehirlerine gelememesi için beddua etmesini isterler… Bel’am önce karşı çıkar buna… Ama şehir halkı şeytanın da yardımıyla Bel’am’ı kandırırlar… Neyle kandırıyorlar biliyor musunuz?.. Kadın ve para ile…

Değerli Mü’minler!.. Dünyanın en büyük imtihanı kadın ve paradır… Bu ikisi karşısında durmak her kişinin değil; er kişinin işidir Belam bin Bâûra, eşrafın baskılarına, altınların ve gümüşlerin sıcaklığına ve hatunun cilvesine dayanamaz ve onların dediğini yapar…

Ama; Bel’am’ın hakkı gören gözleri kör olur… Doğruyu söyleyen dili lâl olur Hakkı ve hakikati ve güzel şeyleri düşünen beyni felç olur… Feyz ve nur ile dolu olan kalbi bir anda körelir Bir anda aklı gider… Cahil bir insan olur… Ve en sonunda Cenab-ı Hak imanını da alır kendisinden…

Değerli Mü’minler!.. Peygamberimiz (SAV) bir gün arkadaşlarına; “Ben sizin için “Deccâl’dan çok, Deccâl olmayandan korkuyorum!” buyurunca, arkadaşları; “Bu ne demek Ya Resûlallah?” diye soruyorlar… Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Kötü âlimlerdir!..” diyor…

Ve’l-hasıl-ı Kelam, Değerli Kardeşlerim!.. Son söz olarak şunu ifade edelim… Din istismarcılarının karakteristik özelliklerini çoğaltmak mümkündür Müslümanlar olarak yaşadığımız çağın belki de en büyük imtihanı, dini ihya davasıyla ortaya çıkan bu din istismarcılarının suret-i haktan görünen batıl fikirleridir… Coğrafyamızda Müslümanların bugün yaşadığı büyük sıkıntılar ve açmazlar, FETÖ ve DEAŞ gibi örgütlerin ürettiği ve servis ettiği bu batıl düşüncelerin ürünleridir Bu sıkıntıları aşabilmemizin tek yolu, mücadele ettiğimiz olguyu iyi tahlil edebilmekten ve İslam’ın aslî kaynaklarından doğru bir yöntemle elde edilen sahih dinî bilgiyle bilinçlenmekten geçiyor…