Cuma Vaazı
SIRÂT-I MÜSTAKÎM: DOĞRULUK VE YALAN
Aziz Müminler! Muhterem Kardeşlerim!
Sırât-ı müstakîm; Hakk'a ve hakikate götüren yegâne doğru yol anlamında bir Kur'an tabiridir.
Sözlükte "doğru ve apaçık yol" mânalarına gelen sırât ile "dengeli ve dosdoğru" anlamındaki müstakîm kelimelerinden oluşan sırât-ı müstakîm, "apaçık, dosdoğru ve hak yol" demektir. Burada yol kelimesinin dosdoğru diye nitelendirilmesi, onun "hedefe ulaştıran en kısa yol" anlamına geldiğini gösterir.
DOSDOĞRU YOL: SIRÂT-I MÜSTAKÎM
Seni cehennemden uzaklaştırıp cennete götüren yol demektir.
Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
إِنَّ الصِّدْقَ يَهْدِي إِلَى الْبِرِّ وَإِنَّ الْبِرَّ يَهْدِي إِلَى الْجَنَّةِ وَإِنَّ الرَّجُلَ لَيَصْدُقُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ صِدِّيقًا وَإِنَّ الْكَذِبَ يَهْدِي إِلَى الْفُجُورِ وَإِنَّ الْفُجُورَ يَهْدِي إِلَى النَّارِ وَإِنَّ الرَّجُلَ لَيَكْذِبُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ كَذَّابًا
“Doğruluk iyiliğe götürür. İyilik de cennete götürür. Bu kişi Allah katında sıddıklardan yazılana kadar doğru söyler. Yalan günaha götürür. Günah ise cehenneme götürür. Bu kişi Allah katında yalancılardan yazılana kadar yalan söyler.”
Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
اضْمَنُوا لِي سِتًّا مِنْ أَنْفُسِكُمْ أَضْمَنْ لَكُمُ الْجَنَّةَ اصْدُقُوا إِذَا حَدَّثْتُمْ وَأَوْفُوا إِذَا وَعَدْتُمْ وَأَدُّوا إِذَا اؤْتُمِنْتُمْ وَاحْفَظُوا فُرُوجَكُمْ وَغُضُّوا أَبْصَارَكُمْ وَكُفُّوا أَيْدِيَكُمْ
“Bana altı şey hakkında tekeffülde bulunun (söz verin), ben de size cenneti tekeffül edeyim: 1- Konuştuğunuz zaman doğru konuşun; 2- Söz verdiğinizde sözünüzü yerine getirin; 3- Emanete hıyanet etmeyin; 4- İffetinizi koruyun; 5- Gözlerinizi harama kapayın; 6- Ellerinizi haramdan uzak tutun.”
YALANCILIK MÜNAFIKLIK ALÂMETİDİR
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
أَرْبَعٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ كَانَ مُنَافِقًا خَالِصًا وَمَنْ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنْهُنَّ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنَ النِّفَاقِ حَتَّى يَدَعَهَا إِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ وَإِذَا حَدَّثَ كَذَبَ وَإِذَا عَاهَدَ غَدَرَ وَإِذَا خَاصَمَ فَجَرَ
“Dört şey vardır ki bunlar kimde bulunursa o kimse katıksız münafık olur. Kimde bunlardan bir şey bulunursa -onu bırakıncaya kadar- kendisinde nifaktan bir haslet var demektir: Konuştu mu yalan söyler, söz verirse sözünde durmaz, va'dederse va'dinden döner, bir dava ve duruşma esnasında haktan ayrılır.”
ÇOCUKLARI İKNA ETMEK İÇİN YALAN SÖYLEMEK
Abdullah b. Âmir anlatıyor: "Rasûlullah'ın evimizde bulunduğu bir günde annem beni yatıştırmak için: 'Yavrum, gel sana bir şey vereceğim' diye beni çağırdı. Peygamber Efendimiz anneme: 'Çocuğa ne vermek istedin?' diye sordu. Annem: 'Hurma vermek istedim' dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu:
أَمَا إِنَّكِ لَوْ لَمْ تُعْطِهِ شَيْئًا كُتِبَتْ عَلَيْكِ كِذْبَةٌ
“Eğer bir şey vermeseydin (de çocuğu aldatmış olsaydın) sana bir yalan günahı yazılırdı.”
YALANCI ŞAHİTLİK
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاءَ لِلَّهِ وَلَوْ عَلَى أَنْفُسِكُمْ أَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالْأَقْرَبِينَ إِنْ يَكُنْ غَنِيًّا أَوْ فَقِيرًا فَاللَّهُ أَوْلَى بِهِمَا فَلَا تَتَّبِعُوا الْهَوَى أَنْ تَعْدِلُوا وَإِنْ تَلْوُوا أَوْ تُعْرِضُوا فَإِنَّ اللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا
“Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar fakir olsunlar, Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın. (Şahitliği) eğer büker (doğru şahitlik etmez) yahut şahitlik etmekten kaçınırsanız, (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”
Hz. Peygamber (s.a.v.) üç defa şöyle buyurdu:
أَلَا أُنَبِّئُكُمْ بِأَكْبَرِ الْكَبَائِرِ ثَلَاثًا
“Büyük günahların en büyüğünü size haber vereyim mi?”
قَالُوا بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ
“Dinleyenler: "Evet, bildir ey Allah'ın Rasûlü!" demeleri üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:”
الْإِشْرَاكُ بِاللَّهِ وَعُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ وَجَلَسَ وَكَانَ مُتَّكِئًا فَقَالَ أَلَا وَقَوْلُ الزُّورِ
“Allah'a ortak koşmak, anne ve babaya karşı gelmek... Sonra da yatmakta olduğu yerden doğrulup oturdu ve: "İyi dinleyin, bir de yalan şahitliğidir" buyurdu.”
Bu sözü durmadan tekrar ediyordu. Orada bulunanlar: "Keşke sükût buyursalar" dediler.
YALANIN KÖTÜLÜĞÜ
Bir gün Peygamberimize sorulmuş:
قِيلَ لِرَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَيَكُونُ الْمُؤْمِنُ جَبَانًا فَقَالَ نَعَمْ فَقِيلَ لَهُ أَيَكُونُ الْمُؤْمِنُ بَخِيلًا فَقَالَ نَعَمْ فَقِيلَ لَهُ أَيَكُونُ الْمُؤْمِنُ كَذَّابًا فَقَالَ لَا
“Mü'min korkak olur mu?" Peygamberimiz: "Evet, olabilir" buyurmuş. "Mü'min cimri olur mu?" diye sorulunca Peygamberimiz: "Evet, olabilir" buyurmuş. "Mü'min yalancı olur mu?" denilince Peygamberimiz: "Hayır, olamaz" buyurmuş.”
ŞAKA AMAÇLI YALAN SÖYLEMEK
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
وَيْلٌ لِلَّذِي يُحَدِّثُ بِالْحَدِيثِ لِيُضْحِكَ بِهِ الْقَوْمَ فَيَكْذِبُ وَيْلٌ لَهُ وَيْلٌ لَهُ
“Yazıklar olsun o kimseye ki insanları güldürmek için konuşur ve yalan söyler! Yazık ona, yazık ona!”
YALAN SÖYLEMENİN CAİZ OLDUĞU YERLER
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
مَا لِي أَرَاكُمْ تَتَهَافَتُونَ فِي الْكَذِبِ تَهَافُتَ الْفَرَاشِ فِي النَّارِ كُلُّ الْكَذِبِ مَكْتُوبٌ كَذِبًا لَا مَحَالَةَ
“Ey insanlar! Pervane böceğinin ateşe atılması gibi sizi yalanın peşine düşmeye sevk eden şey nedir? Hâlbuki üç yer hariç yalanın her çeşidi âdemoğluna haramdır. Bu üç yere gelince:”
إِلَّا أَنْ يَكْذِبَ الرَّجُلُ فِي الْحَرْبِ فَإِنَّ الْحَرْبَ خُدْعَةٌ
“Harpte söylenecek yalan. Çünkü harp bir hileden ibarettir.”
أَوْ يَكْذِبَ بَيْنَ الرَّجُلَيْنِ لِيُصْلِحَ بَيْنَهُمَا
“İki Müslümanın arasında sulhu sağlamak kastıyla söylenen yalan.”
أَوْ يَكْذِبَ عَلَى امْرَأَتِهِ لِيُرْضِيَهَا
“Erkeğin, rızasını sağlamak için hanımına söylediği yalan.”
ÇOCUKLARIN YALANA ALIŞMASI
Çocuk yalanı aileden öğrenmektedir. Belki doğrudan değil ama dolaylı yoldan çocuğa yalanı biz öğretiyoruz. Telefona cevap vermeye giden çocuğuna "Beni filanca sorarsa evde yok dersin" diyen bir baba veya anne, dolaylı yoldan çocuğa yalan söylemeyi öğretmektedir. Yine okul yıllarında nasıl kopya çektiğini, bulduğu yeni kopya çekme usulleriyle öğretmenini nasıl atlattığını övünerek anlatan bir baba, çocuğunu kopya çekmeye ve kolay yoldan not almaya özendirmektedir.
فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَمَنْ تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطْغَوْا إِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
“Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.”
Hûd, 11/112
EFENDİMİZİN İKAZI: DOSDOĞRU OLMAKTIR
يَا رَسُولَ اللَّهِ قُلْ لِي فِي الْإِسْلَامِ قَوْلًا لَا أَسْأَلُ عَنْهُ أَحَدًا غَيْرَكَ قَالَ قُلْ آمَنْتُ بِاللَّهِ ثُمَّ اسْتَقِمْ
“Ebû Amr (veya Ebû Amre) Süfyân b. Abdullah (r.a.) şöyle dedi: "Yâ Resûlallah! Bana İslâm'ı öylesine tanıt ki onu bir daha senden başkasına sormaya ihtiyaç hissetmeyeyim" dedim. Resûlullah (s.a.v.): "Allah'a inandım de, sonra da dosdoğru ol!" buyurdu.”
Müslim, Îmân 62; ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 61
Dualarımızda doğru olmayı temenni etmeliyiz:
وَقُلْ رَبِّ أَدْخِلْنِي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَأَخْرِجْنِي مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَلْ لِي مِنْ لَدُنْكَ سُلْطَانًا نَصِيرًا
“De ki: "Rabbim! (Gireceğim yere) doğrulukla girmemi sağla, (çıkacağım yerden de) doğrulukla çıkar. Katından bana yardımcı bir kuvvet ver.”
İsrâ, 17/80
Kur'an'ın ilk sûresinde, kılmış olduğumuz beş vakit namazda günde kırk kez okuduğumuz Fâtiha sûresinde Cenâb-ı Hak:
اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ
“Bizi dosdoğru yola ilet.”
diye dua etmemizi emrederek, bizlere her gün hangi hâl üzere olduğumuzu ve olmamız gerektiğini en açık şekliyle bildirmektedir.
KUR'AN VE SÜNNET: İKİ EMANET
تَرَكْتُ فِيكُمْ أَمْرَيْنِ لَنْ تَضِلُّوا مَا تَمَسَّكْتُمْ بِهِمَا كِتَابَ اللَّهِ تَعَالَى وَسُنَّةَ رَسُولِهِ
“Size iki şey bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetçe asla sapıtmayacaksınız: Allah'ın Kitabı ve Resûlünün sünneti.”
Muvatta, Kader, 46, II, 899
Biz Allah'ın yarattığı kullarız. Kul demek, Allah'ın emirlerine teslimiyet gösteren kimse demektir. Bu ölçülere uygun olan bir kulluk, "Allah'ın emirlerine itaat edip yasaklarından uzak durmak" şeklinde izah edilmekte ve ömrü kuşatan geniş bir sahaya yayılmış bulunmaktadır.
İmanın tesiri davranışa yansımazsa, davranışın tesiri imana sirayet eder.
Mevlânâ'nın dediği gibi: "İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız."
SÖZ VERİP YAPMAMAK
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ كَبُرَ مَقْتًا عِنْدَ اللَّهِ أَنْ تَقُولُوا مَا لَا تَفْعَلُونَ
“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük (günah ve ceza) gerektiren bir iştir.”
Saff, 61/2-3
GİTTİĞİMİZ YOL HANGİSİ?
إِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا
“Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik; artık o isterse şükreden olur, isterse nankör.”
وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِ
DOĞRU KONUŞMAK
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَقُولُوا قَوْلًا سَدِيدًا
“Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin.”
Ahzâb, 33/70
يُصْلِحْ لَكُمْ أَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزًا عَظِيمًا
“(Böyle davranırsanız) Allah işlerinizi düzeltir (bereketlendirir) ve günahlarınızı bağışlar. Kim Allah ve Resûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.”
Ahzâb, 33/71
Efendimiz, dilin ve kalbin uyum içerisinde olmasını ve her ikisinin de istikamet üzere bulunmasını tavsiye etmektedir:
لَا يَسْتَقِيمُ إِيمَانُ عَبْدٍ حَتَّى يَسْتَقِيمَ قَلْبُهُ وَلَا يَسْتَقِيمُ قَلْبُهُ حَتَّى يَسْتَقِيمَ لِسَانُهُ
“Kişinin kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz; dili doğruları söylemedikçe kalbi doğru olmaz.”
Doğruluk ne kadar önemliyse, doğru insanlarla beraber olmak da o kadar önemlidir.
Yaşam yalnız başına geçirilebilecek tarzda yaratılmamıştır. Birliktelik kaçınılmazdır. Bu birlikteliklerin en güzel şekilde devam edebilmesinin yolu, doğruluk ve istikamet üzere olmaktan geçer.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ
“Ey inananlar! Allah'a karşı saygılı olun ve özü sözü doğru olanlarla beraber bulunun.”
Tevbe, 9/119
ARKADAŞINIZI İYİ SEÇİN
الرَّجُلُ عَلَى دِينِ خَلِيلِهِ فَلْيَنْظُرْ أَحَدُكُمْ مَنْ يُخَالِلُ
“Kişi dostunun dini üzeredir. Bu yüzden her biriniz kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin.”
İYİ ARKADAŞ VE KÖTÜ ARKADAŞ ÖRNEĞİ
إِنَّمَا مَثَلُ الْجَلِيسِ الصَّالِحِ وَالْجَلِيسِ السَّوْءِ كَحَامِلِ الْمِسْكِ وَنَافِخِ الْكِيرِ فَحَامِلُ الْمِسْكِ إِمَّا أَنْ يُحْذِيَكَ وَإِمَّا أَنْ تَبْتَاعَ مِنْهُ وَإِمَّا أَنْ تَجِدَ مِنْهُ رِيحًا طَيِّبَةً وَنَافِخُ الْكِيرِ إِمَّا أَنْ يُحْرِقَ ثِيَابَكَ وَإِمَّا أَنْ تَجِدَ رِيحًا خَبِيثَةً
“İyi arkadaşla kötü arkadaş, misk taşıyan kimse ile körük üfüren kimse gibidir. Misk taşıyan ya sana onu ikram eder yahut sen ondan (miski) satın alırsın ya da ondan güzel bir koku duyarsın. Körük üfüren kimse ise ya elbiseni yakar ya da ondan kötü bir koku duyarsın!”
DOĞRU OLANLARIN MÜKÂFATI
إِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلَائِكَةُ أَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّتِي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ
“Rabbimiz Allah'tır" deyip de dosdoğru çizgide yaşayanlar; işte onların üzerine melekler şu müjdeyle inerler: "Korkmayın, kederlenmeyin, size vaad olunan cennetle sevinin!”
نَحْنُ أَوْلِيَاؤُكُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَفِي الْآخِرَةِ وَلَكُمْ فِيهَا مَا تَشْتَهِي أَنْفُسُكُمْ وَلَكُمْ فِيهَا مَا تَدَّعُونَ نُزُلًا مِنْ غَفُورٍ رَحِيمٍ
“Biz, dünya hayatında da âhirette de sizin dostunuzuz. Orada; çok bağışlayıcı, çok merhametli olan Allah'tan bir ikram olarak sizin için canınızın çektiği her şey bulunacak, yine orada umduğunuz her şeyi elde edeceksiniz.”
Âmin.
