Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Dünya ve Ahiret Dengesi

İsmail Sezkin

DÜNYA VE AHİRET DENGESİ


Gece karanlığında kandille evimizi, malımızı aradığımız gibi, bu dünya hayatında bütün vücudumuz ve bütün varlığımızla da ahiret yurdunu arayacağız.

Şu dünya hayatında bazı insanlar dünyaya taparken bazı kimseler de dünyayı ihmal ederek sadece ahireti ihya etmeye çalışırlar. Her iki tarzın da yanlış tarafları var.

Müslüman birinin yapması gereken şey içinde bulunduğu durumun hakkını vererek fırsatları değerlendirip hem dünyasını hem de ahiretini mamur hale getirmektir.

وَابْتَغِ فٖيمَا اٰتٰیكَ اللّٰهُ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ وَلَا تَنْسَ نَصٖيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَاَحْسِنْ كَمَا اَحْسَنَ اللّٰهُ اِلَيْكَ وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِى الْاَرْضِ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدٖينَ

“"Allah'ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah'ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez."(Kasas suresi 77)”

Bu âyetteki öğüt, Cenab-ı Allah'a ve Peygamberine iman ederek aydınlanmış mü’minlere öğüdüdür Cenab-ı Hakk’ın. Ayette belirtilen; dünyadan nasibin unutulmaması iki şekilde anlaşılabilir:

1)Asıl amaç âhiret yurdunu kazanmaktır, ancak dünya nimetlerinden de meşru şekilde yararlanmak gerekir,

2)Dünya hayatı, ebedî âlemdeki hayata göre çok kısadır; kul bunu unutup dünya ebedî imiş gibi kendini ona vermemeli, dünyasını âhireti için değerlendirmeli.

Dünyadaki nasibimizi unutmayacağız. Bülbülün kafesde oluşu gibi, canımızın da ten kafesinde olduğunu unutmayacağız. Vücudumuz, cesedimiz yeryüzü toprağından yaratıldığı için yeme, içme, giyme, binme, yerleşim yeri gibi ihtiyaçlarını vücudumuza vereceğiz. Cenab-ı Allah'ın kitabını okuyup emir ve yasaklarına göre hareket ederek de canımızın gıdasını vereceğiz. "Dünya ahiretin tarlası" olduğuna göre bu tarladan payımızı almadan gitmeyeceğiz

Hepimizin bildiği bir hadis rivayeti vardır.

"Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya çalış. Yarın ölecekmiş gibi ahirete çalış."

Sonsuza kadar yaşayacağına inanan insanın dünyaya hırsı olmaz. Bu gün elde etmezsem yarın elde ederim, nasıl olsa ölüm yok der.

Yani "hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya çalış" sözü bizden hırsı gidermek için. Mü'minler, göklerin ve yerin Cenab-ı Allah'a ait olduğuna inanırlar. Göklerde ve yerde Cenab-ı Allah'ın tabiat kanunları geçerli olduğu gibi insanların hayatında da Cenab-ı Allah'ın kanunu geçerli olsun isterler.

Bir buğday tanesinin haksız yere birilerinin midesine girip de, ahirette onun için ateş olmasını istemezler. Allah için kazanırlar. Allah için harcarlar.

Bunu şöyle de anlayabiliriz: Yapacağın iş dünya işi mi? O zaman hiç ölmeyecekmişsin gibi davranacaksın o konuda. Ama yapacağın iş âhiret işi mi? O halde yarın ölüverecekmişsin gibi davranacaksın o konuda. Meselâ evini badana mı yapacaksın? Bir dünya işiyle karşı karşıya mısın? Acele etmeye gerek yok, hiç ölmeyecekmişsin gibi davranacaksın. Yarın yaparım, öbürsü gün yaparım, gelecek ay yaparım de ve acele etmeyebilirsin o konuda. Ama namaz mı kılacaksın? Bir âhiret işi mi yapacaksın? Hemen ölüverecekmişsin gibi acele edeceksin işte o konuda. Hemen kılacaksın namazını, yarına bırakmayacaksın onu.

Veya meselâ evde çocuklarınıza onları daha iyi Müslümanlaştırmak ve cennete kazandırmak için ders mi başlatacaksınız? Böyle bir şey mi düşünüyorsunuz?

Bunun için acele edeceksin işte. Yarına bırakmayacaksın bunu ve ya yarın ölecekmişsin gibi davranacaksın bu konuda. Çünkü belki yarın dinlemeyebilirler senin sözünü. Ağaç yaş iken eğilir, yarın tutmayabilirler sözünü. Veya yarına çıkamayabilirsin. Çocuklarınız arkanızda eğitimsiz kalabilir ve bunun hesabını veremezsin o gideceğin yerde. Veya meselâ birilerine tebliğ mi yapacaksınız? Acele edeceksin o zaman, yarın hayatta olmayabilirsiniz ve ya yarın bu imkân elinizden alınabilir. Yarın ağzınıza bir bant yapıştırıp susuturabilirler sizi.

Veya küs olduğunuz birileriyle mi barışacaksınız? Sakın bunu da yarına bırakmayın işte. Acele edin bunun için, yarın o küs olduğunuz kişi de siz de ölebilirsiniz çünkü. İnfakta mı bulunacaksınız birilerine? Acele edin o zaman, zira yarın ölebilir yahut da fakir düşebilirsiniz. Kitabınız Kur’an-ı Kerim’i mutlaka tanımak zorunda olduğunuzu mu anladınız? Kitapsız müslümanlık olmaz gerçeğini bugün mü anladınız? O zaman hemen başlayın işite! Yarına bırakmayın bunu! Yarın belki hayatta olmayabilir, imkân bulamayabilirsiniz. Ayette geçen “Dünyadan nasibini unutma” sözünü böyle anladım ben, siz de böyle anlayın bence.

Ayetin devamında; "Allah'ın sana ihsan ettiği gibi sende ihsanda bulun" diyor. İhsanda bulunmak için Cenab-ı Allah'ın ihsanından kazanmak lazım önce. İhsanda bulunulmazsa fesad çıkar. Günümüzde çok yiyen kapitalistlerin –çok afedersiniz- geğertisi ile, yiyecek bulamayan koministlerin karın gürültüsü, dünyayı kan ve gözyaşıyla suluyor; görüyorsunuz.

Cenab-ı Allah her iki alem için de dua etmemizi istiyor ve bunu öğretiyor bize.

وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَا اٰتِنَا فِى الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى الْاٰخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

“Onlardan, "Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru" diyenler de vardır. (Bakara suresi 201.)”

Gerçek güzellik, gerçek hasene nedir biliyor musunuz?.. Başlangıcı güzel olan ve sonucu da güzel olan her şey gerçek güzellik ve gerçek hasenedir.

Kazanılması, elde edilmesi, kendisine ulaşılması başlangıçta güzel olan birçok şey vardır dünyada; ama bunların neticeleri başlangıcı gibi güzel olmaz; tam aksine felâket olabilir, sonuçları acıyla bitebilir. Onun için; asıl hasene, asıl güzellik sonu güzel olan hasenelerdir.

Birinci gruptaki insanlar için, yani sadece dünyayı isteyen, sadece dünyalık isteyen, bütün planlarını, programlarını dünyada bitecek öbür tarafa intikal etmeyecek biçimde ayarlayan insanlar için hasenenin sadece başlangıçlarının güzel olması yeterlidir. Elde ettikleri şeylerin, kazandıklarının sadece dünyada onları sevindirmesi, mutlu etmesi yeterlidir. Bize sadece dünyada ver derler. Dünyada elde edelim de, dünyada tadalım da gerisi önemli değildir derler.

Ama bu ikinci grupta anlatılan gerçek akıl sahipleri ise hem başlangıcı güzel olan, hem de sonu güzel olan, evveli de ahiri de güzellik olan hasene isterler. Hem dünyada hem de âhirette hasene olacak şeyler isterler. Hattâ bununla da yetinmeyip cehennem ateşinden koruyacak şeyler olmasını isterler.

Bu dua, tüm hayırları kapsayan bir duadır. Onun için bizim Peygamberimiz bütün namazlarının sonunda sürekli bu duayı yapardı. Biz de aynen Peygamberimizden öğrendiğimiz gibi bu duayı bunun için okuruz işte; namazlarımızın son oturuşlarında yani kade-i ahirede selam vermeden hemen önce.

İşte bu duayı her okuduğumuzda; “Ya Rabbi bize verdiklerin sadece dünyada bizim mutluluğumuzu sağlamakla kalmasın, aynı zamanda öbür tarafta bizi cehennem ateşinden de koruyacak cinsten olsun” diye dua etmiş oluyoruz Allah’a. Müfessirler bu hem dünyada hem de âhirette insanı mutlu edecek hasene konusunda şunları söylemişler:

Bu hasene dünyada sağlıktır, sıhhattir, geçinecek, başkalarına muhtaç olmayacak kadar rızıktır, hayırda çokluktur, âhirette sevaplara ulaştıracak amellerde çokluktur, dünyada saliha kadındır, dünyada salih arkadaştır, iyi komşudur, dünyada güzel bir dünya hayatıdır, huzurlu bir toplumdur, bereketli bir ömürdür, kulluk bilgisidir, Kur’an ve sünnet anlayışıdır, hikmettir, hâsılı insanın onunla Allah’ın rızasını kazanabileceği ve sonunda cenneti kazanbileceği şeylerdir. Âhirette ise insanın, onunla Allah’ın rızasını kazanabileceği ve sonunda cenneti kazanacağı şeylerdir demişler.

Evet, insanlardan bir grup sadece dünyalık isterken, sadece dünyada bitecek şeyler isterlerken bir grup da bunları istemezler.

Enes b. Mâlik anlatıyor:

"Resulullah (s.a.v.) Müslümanlardan, hastalığından dolayı civciv kadar kalmış bir hastayı ziyaret eder ve ona: "Sen, Allaha bir şeyler dua ediyor veya ondan bir şey diliyor muydun?" diye sorar. Adam: "Evet, diliyordum ve Ey Allahım, âhirette beni ne ile cezalandıracaksan dünyadayken onu bana hemen ver diye dua ediyordum” der. Peygamberimiz bunun üzerine şöyle buyurur: “Sübhanallah, senin buna gücün yetmez. Ey Allahım sen bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver ve sen bizi, cehennem azabından koru." deseydin ya." Buyurur. Sonra Peygamberimiz bu adam için dua eder. Allah da ona şifa nasib eder. (Müslim, K. ez-Zikr, bnb: 23, Hadis No: 2688)

Yine Hz. Enes (r.a) anlatıyor: Peygamber Efendimiz(a.s) 'in hanımlarının hâne-i saâdetlerine bir gurup erkek gelerek Peygamberimiz (a.s)'in evde nasıl ibadet ettiğini sorarlar. Kendilerine sordukları husus açıklanınca sanki bunu az bularak: "Resûlullah (a.s) kim, biz kimiz? Allah O'nun geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetmiştir (bu sebeple O'na az ibadet de yeter)” derler. İçlerinden biri: "Ben artık hayatım boyunca her gece namaz kılacağım"der. İkincisi: "Ben de hayatımca hep oruç tutacağım, hiç bir gün terk etmeyeceğim”der. Üçüncüsü de: "Kadınları ebediyen terkedip, onlara hiç temas etmeyeceğim" der. (Durumdan haberdar olan) Peygamber Efendimiz (a.s) onları bularak:

"Sizler böyle böyle söylemişsiniz. Halbuki Allah'a yemin olsun Allah'tan en çok korkanınız ve yasaklarından en fazla kaçınanınız benim. Fakat buna rağmen, bazen oruç tutar, bazen yerim; namaz kılarım, uyurum da; kadınlarla beraber de olurum. (Benim sünnetim budur), kim sünnetimi beğenmezse benden değildir" buyurur. (Buhârî, Nikah 1; Müslim, Nikah 5, (1401); Nesâî, Nikah 4, (6, 60).

Yine Enes (r.a.) şöyle anlatıyor:

“Hz. Peygamber, Tebuk Seferinden döndüğü zaman Sa’d bin Muaz el-Ensarî kendisini karşılar. Peygamberimiz ona: “Bu elinde gördüğüm nedir?” diye sorar. Sa’d: “O kürek ve çapa izidir. Çapa yapıp ailemin nafakasını karşılıyorum.” der. Rasulullah, Sa’d’ın elini öperek: “Bu, ateş değmeyecek bir eldir.” buyurur.(İbn Hacer el-Askalânî, el-İsâbe fî temyizi’s-sahâbe,Kahire 1328, II, 38.) İnsan çalışır, dinlenir, eğlenir, yer, içer, uyur ve gezer ama boş vakit geçirmez. Boş zaman, ölü geçen vakit olmamalı.

Dünya ve ahiret dengesi sağlanmalı. Biri diğerine engel olmamalı. Bu gün toplumun genelinde var olan bir lokma, bir hırka anlayışı İslâm’ın özüne uymayan bir anlayıştır. Allah’ın yarattıklarının en üstünü olan insan, üzerinde yaşadığı dünyayı imar etmeli, çalışmalı ve üretmeli. Başkasına el açmak ve zillete girmek mekruhtur. Çalışmak, kazanmak ve helal yemek farzdır.

Hayat, insana bir gün hesabı verilmek üzere emanet verilmiş bir sermayedir. Dünya tarla, ahiret harman, Cennet ve Cehennem de o harmanın ambarlarıdır. Ve yarın herkes harmanının konulduğu o ambardan birinde olacak. Yani ya cennette olacak ya da cehennemde olacak

بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا

وَالْاٰخِرَةُ خَيْرٌ وَاَبْقٰى

“Fakat sizler dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa âhiret, daha hayırlı ve süreklidir.(Ala suresi 17-18.)”

وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاءِ فَاخْتَلَطَ بِهٖ نَبَاتُ الْاَرْضِ فَاَصْبَحَ هَشٖيمًا تَذْرُوهُ الرِّيَاحُ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ مُقْتَدِرًا

Onlara dünya hayatının örneğini ver: (Dünya hayatı), gökten indirdiğimiz yağmur gibidir ki, onun sebebiyle yeryüzünün bitkileri boy verip birbirine karışırlar. Fakat bütün bu canlılık sonunda rüzgârın savurduğu kuru bir çer çöpe döner. Allah, her şey üzerinde kudret sahibidir.(Kehf 45.)

اَلْمَالُ وَالْبَنُونَ زٖينَةُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ اَمَلًا

“Mallar ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak salih ameller ise, Rabbinin katında, sevap olarak da ümit olarak da daha hayırlıdır.( Kehf 46.)”

Hz. Ömer (ra), bir gün Peygamber Efendimizin huzuruna girer. Peygamber Efendimiz yattığı hasırın üzerindeydi ve yüzünün bir tarafına, hasır iz yapmıştı. Odasının bir yanında işlenmiş bir deri, bir diğer köşesinde de, içinde birkaç avuç arpa bulunan küçük bir torba vardı. İşte Peygamberimizin odasında bulunan eşyalar bundan ibaretti. Hz. Ömer (ra), bu manzara karşısında dayanamaz ağlar. Peygamberimiz niçin ağladığını sorunca da Hz. Ömer:

“Ya Resûlallah! Şu anda kisralar, krallar saraylarında kuş tüyünden yataklarında yatarken, (kâinat, yüzü suyu hürmetine yaratılmış olan) Sen, sadece kuru bir hasır üstünde yatıyorsun ve o hasır, Senin yüzünde iz bırakıyor. Gördüklerim beni ağlattı.” cevabını verir. Bunun üzerine Peygamberimiz, Ömer (ra)’e şu karşılıkta bulunur: “İstemez misin, Ya Ömer! Dünya onların, âhiret de bizim olsun.” ()

Ebû Hüreyre (r.a) anlatıyor:"Rasûlullah (a.s) buyurdular ki:

"Dünya, mü'mine hapishâne, kâfire cennettir." [Müslim, Zühd 1, (2956); Tirmizî, Zühd 16, (2325).]

Münâvî, bu hadisin açıklama bölümünde şu menkîbeyi naklediyor:

"Anlattıklarına göre, Hâfız İbnu Hacer, Kâdı'il-Kudât iken, bir gün etrafını saran büyük bir cemaatle, haşmetli ve güzel bir hey'ete bürünmüş halde pazara uğrar. Derken kılık kıyafeti pejmürde, eskimiş ve yağlara bulanmış bir elbise içerisinde sıcak zeytinyağı satan bir yahudi, kendisine doğru yaklaşıp atının yularından tutar ve:

"Ey Şeyhülislam, inanıyorsun ki, sizin Peygamberiniz:"Dünya mü'mine hapishâne, kâfire cennettir" demiş. Sonra “Allah aşkına şu haline bir bak ta söylesene bana; sen hangi hapistesin ve ben nasıl bir cennetteyim?" demiş. İbnu Hacer şu cevabı vermiş o yahudiye:

"Ben, Allah'ın bana âhirette hazırladığı nimetlere göre, hâl-i hazırda sanki -(şu dünyevî saltanatıma rağmen)- hapiste gibiyim. Sen de, sana âhirette hazırlanan azâba nisbetle, bu dünyadaki şu yokluk ve fakirliğine rağmen cennette gibisin!" Ve o Yahudi İbnu Hacer’in bu cevap üzerine Müslüman olmuş.”

İslâm dininde insanın lüzumsuz geçirilecek bir dakikası bile yoktur. Hasan-ı Basri cemaatine, kendini dinleyenlere vaazlarında her zaman şu tembihi yaparmış: “Gençler! Yönünüzü ahirete çevirin. Ahireti çokça talep edin. Biz, ahireti talep edenin ahiretle birlikte dünyayı da elde ettiğini çok gördük. Ama dünyayı talep edip de, dünya ile birlikte ahireti elde edeni göremedik.”

Hasan-ı Basri bir gün yanındakilere sormuş: “Ey ihtiyarlar! Başak olgunlaştığında ne beklenir?” İhtiyarlar, “Hasadı” cevabını vermişler. Bu sefer gençlere dönmüş, “Ey gençler! Bazen, olgunlaşmadan da ekine afet geldiği olur, dikkat edin” demiş. (İmam Beyhaki, Kitabü’z-Zühd/Semerkand Yayınları)

Netice itibariyle Müslüman ne dünyası için ahiretini, ne de ahireti için dünyasını ihmal etmemeli. İkisi arasında bir denge gözetmeli. Bizler dünya hayatının bir imtihan sahası olduğunun farkında olmalı, bu fırsatı iyi değerlendirmeliyiz ve hesabımızı ona göre yapmalıyız. Zira ahiretteki mevkiimiz dünyadaki çalışmamızın bir nevi ürünü olacak. Unutmayalım ki dünya nimetlerine meylederek ahiret kazancını geri plana itenler hakikatte kendilerine çok yazık etmiş olacaklar.