DÜNYADA YAŞA, AMA DÜNYA İÇİN YAŞAMA
Muhterem Mü’minler!.. İnsanoğlu içinde iyilikleri ve kötülükleri barındıran bir varlık… Yani hayrı da zirve anlamda yapabilen, şerri de zirve anlamda yapan, bütün varlıkların özeti olan bir varlık insan… Dolayısıyla hayra da, şerre de meyli olan bu varlığın yönlendirilmesi gerekiyor… Ama Âlemlerin Rabbi olan Allah-u Teâlâ tarafından yönlendirilmesi lazım… Cenab-ı Allah;
قُلْ لَوْ كَانَ فِى الْاَرْضِ مَلٰئِكَةٌ يَمْشُونَ مُطْمَئِنّٖينَ لَنَزَّلْنَا عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَاءِ مَلَكًا رَسُولًا
“Eğer siz, melekler gibi, yeryüzünde
مُطْمَئِنّٖينَ
sakin sakin dolaşan insanlar olsaydınız, biz size
مَلَكًا رَسُولًا
peygamber olarak melekleri gönderirdik” buyuruyor…(İSRA;95)
Ama insanoğlu çiğ süt emmiş; sakin sakin durmuyor işte… Bazen meleki özellikleri galebe çalıyor, bazen de şeytani özellikleri ağır basıyor… Dolayısıyla bu insanın irşada ihtiyacı var… İşte bu irşadı bize, bizim cinsimizden olan, yani beşer olan peygamberler yapıyor… İşte bundan dolayı,
وَلِكُلِّ اُمَّةٍ رَسُولٌ
… Allah-u Teâlâ “Her ümmete bir peygamber göndermiş…”(YUNUS;47)
O peygamberler hak ile batılı birbirinden ayırt etmiş, insanları doğru yola iletmişler… Son peygamber olarak da Peygamber Efendimiz gelmiş ve kıyamete kadar insanları irşat eden muallim bir peygamber, öğretmen bir peygamber olmuş…
Bu anlamda varlığın da tanımlanması gerekiyor… Mesela dünya nedir?.. Ahiret nedir?.. İnsan nedir?.. Neyle muhatap olduğumuzu bilmemiz lazım ki; ona göre tavır ortaya koyalım…
Değerli Mü’minler!.. Peygamber Efendimiz insan ile dünya arasındaki ilişkiyi anlatıyor… Yani insanın dünya ile olan ilişkisi nasıl olmalı, dünyaya nasıl bakmalı… Peygamberimiz çok veciz ifadelerle bize onu anlatıyor… Abdullah İbn ömer (RA);
أَخَذَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِمَنْكِبِي فَقَالَ
“Allah resulü omuzumu tuttu ve şöyle buyurdu” diyor Abdullah ibn Ömer…”
كُنْ فِى الدُّنْيَا كَأَنَّكَ غَرِيبٌ أَوْ عَابِرُ سَبِيلٍ
“ünyada bir yabancı gibi ve ya bir yolcu gibi ol…””
Peygamberimiz dünya ile olan irtibatımızı, ilişkimizi bu iki cümleyle, böyle ifade ediyor… “
كَأَنَّكَ غَرِيبٌ
ünyada bir yabancı gibi ol ve ya
أَوْ عَابِرُ سَبِيلٍ
dünyada bir yolcu gibi ol…”
Diyelim ki; burada, yani Ordu'da oturuyorsunuz… Türkiye'de herhangi bir ile ve ya yurt dışında bir ülkeye gezmeye gideceksiniz… Orada bir hafta gezip dolaşıyorsunuz… O bir hafta boyunca orayı, şöyle ana hatlarıyla tanırsınız ve geri vatanınıza dönersiniz… İşte bu misalde anlatmaya çalıştığım gibi; bizim gerçek vatanımız da bu dünya değil… Biz bu dünyaya kısa süreliğine imtihan için geldik… Onun için Mevlana hz.leri; kamışın inceden inceye ses çıkarmasını, kendi vatanından ayrılmasına benzetiyor…
İşte bizim gerçek vatanımız da Cennet… Biz Cennetten ayrıldık… Dolayısıyla; insanın yeryüzünde çekmiş olduğu bütün ıstıraplar, özlemler, yeryüzündeki gözyaşları; asıl vatana olan özlem içindir… Dolayısıyla asıl vatanımız Cennet olduğu için, dünyada bir yabancı gibi olmamız gerekiyor…
Ama şimdi bunu söylerken, şöyle yanlış bir algıya kapılmayalım… Yani tespihi elimize alalım, bir köşeye çekilelim, gece gündüz Allah diyelim, işe gitmeyelim, çalışmayalım, teknolojik anlamda gelişmeyelim… Bunu söylemiyorum…
Değerli Kardeşlerim!.. Bu hadis-i şerifi anlamak için; bizim diğer ayetlere ve hadislere de bakmamız gerekiyor… Cenab-ı Mevla bize dünyanın hakikatini öğretiyor… Bize dünyada yaşa, ama dünya için yaşama diyor… Bunu şu ayet-i kerimede, çok güzel bir şekilde ifade buyuruyor…
قُلْ اِنَّ صَلَاتٖى وَنُسُكٖى وَمَحْيَایَ وَمَمَاتٖى لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ
““Namazlarınız, bütün ibadetleriniz, hayatınız ve ölümünüz Âlemlerin Rabbi olan Allah için olsun” diyor…(ENAM;165)”
Eğer niyetine bunu alıyorsan… Yani; mesela, sen işinde-gücünde çalışırken, bu düşünceyle çalışıyorsan, sen dünyadasın fakat dünyalık değilsin… Dünyayı cennete giden bir köprü olarak kabul etmişsin demek oluyor…
Onun için; âlimlerimiz insanın hayatını, hayat yolculuğunu bir gemiye benzetirler… Dünyayı da büyük bir okyanusa benzetirler… Bizim görevimiz, o gemiyi okyanusun bir ucundan, diğer ucuna götürmek derler… Ama gemi su almaya başladığı zaman, bizim aracımız olan o gemiyi yürüten su, bizim sonumuz olur… Tıpkı Hz. Musa'nın kurtuluşu, ama Fir’avun'un da boğuluşu olan Kızıldeniz gibi…
Değerli Kardeşlerim!.. Bizim bir prensip kararı almamız lazım… Benim bu dünyada aldığım her nefes, attığım her adım Allah içindir dememiz lazım…
اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ
“ayeti; bizim gaye ayetim olması lazım…”
اِنَّا لِلّٰهِ
“iz Allah için varız, varoluş gayemiz Allah'tır…””
وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ
“e biz zaten ona dönücüleriz…”(BAKARA;156)”
Dünyayı derinlemesine kök saldığımız zaman sonucun ne olacağını ve ya dünyayı bir misafirhane kabul ettiğimiz zaman sonucun ne olacağını; Cenab-ı Hakk ölüm anında meleklerin insanın canını alırken ki halini anlatarak bize haber veriyor…
وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا
“Kâfirlerin ruhlarını söktükçe söken, mü'minlerin ruhlarını yumuşakça alan ölüm meleklerine yemin olsun ki…”(NAZİAT;1-2)”
Değerli Mü’minler!.. Bu ayet-i kerimedeki ifadeyi daha iyi anlayabilmek için; insanı bir ağaca, dünyayı da toprağa benzetelim… Dünyaya öylesine dalmış, Allah'ı öylesine unutmuş ki; kökü derinlere gidiyor… Bu ağacı topraktan koparırken, köküyle birlikte sökmek kolay olmaz… İşte o zaman; ölüm anında, böyle derinden
وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا
söktükçe söken melekler devreye girecek… Dünyaya öyle bağlanmışsın ki; o kök çıkmak istemeyecek, ama nafile…
Ama dünyayı bir köprü, bir geçit hane olarak kabul edenlere… Dünyayı gerçek yurt bilmeyenlere; ölüm anında
وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا
yumuşakça söküp alan melekler gelecek… Hiçbir zorluk çekmeyecek, hiç acı duymayacak… Çünkü kökü derinliklere dalmamış…
Şöyle etrafımıza baktığımız zaman, bu tip insanları hep görüyoruz… Yaşı kemale ermiş, ama sanki dünyada ebedi kalacakmış gibi, hâlâ daha sadece dünya için çalışıyor… İbadeti, her şeyi boş vermiş insan tipleridir bunlar…
Onun için; Peygamberimiz dünyayı bize bir misafirhane olarak, bizi de bir yolcu olarak anlatıyor… Yine başka bir hadis-i şerifte de;
مَا لِي وَلِلدُّنْيَا
“ünya ile ne işim olur ki!..”
مَا أَنَا فِى الدُّنْيَا
“Benim şu dünyadaki hâlim,”
إِلاَّ كَرَاكِبٍ اسْتَظَلَّ تَحْتَ شَجَرَةٍ ثُمَّ رَاحَ وَتَرَكَهَا
“ir ağacın altında gölgelendikten sonra, yola koyulup orayı terk eden bir yolcu gibiyim” buyuruyor…”
Dolayısıyla Değerli Kardeşlerim!.. Çalışmamız, uykumuz, hayatımız, ölümümüz her şeyimiz Âlemlerin Rabbi için olursa; o zaman biz bu dünyada, sonsuzluk yolcusu olarak, cennete doğru yol alan, cennete revan olan, o bahtiyar insanlardan oluruz…
Abdullah İbn Ömer Peygamberimizin bu ifadelerini şöyle açıklıyor… Diyor ki “Akşamladığın zaman sabahı bekleme… Yani akşam vaktini Allah'ın rızasına uygun nasıl geçiririm onu düşün, sabahı düşünme… Sabahladığın zaman da akşamı bekleme…” Bunu mutasavvıflar ‘ibn’ül-vakt’ olarak tanımlayıp; “Biz vakitlerin çocuklarıyız” derler…
Yani saniyeyi Allah için değerlendirirseniz, dakikan da Allah için olur… Çünkü dakika saniyelerden oluşur… Dakikan Allah için olursa, saatin Allah için olur… Böylece bütün günün ve her şeyin Allah için olur…
Peygamberimiz Muaz Bin Cebel’i Yemen'e gönderiyor… Yemen'de Ebu Musa el’Eş’ari ile görüşüp muhabbet ediyorlar… Birbirlerine gece ibadetlerini soruyorlar… Muaz bin Cebel şöyle cevap veriyor; “Ben geceleyin yapmış olduğum namazdan umduğum sevabı, uykumdan da umarım” diyor… Yani uykusunu namaza kalkmak için uyuduğunu söylüyor… Dolayısıyla uyurken de sevap alırım, namaza kalktığım zaman da sevap alırım diyor…
Ve âlimlerimiz de, ibadetleri yoğurda, dünyanın işini gücünü de süte benzetiyorlar… O yoğurdu, sütün içerisine attığımız zaman bütün süt yoğurda dönüşür… Yani bir Müslüman temel farzları yaparsa, büyük günahlardan sakınırsa, sabahleyin evinden çıkarken, helal rızık kazanmak için gidiyorum niyetiyle işine giderse, çalıştığı her an kendisine sevap olarak yazılıyor…
Bu gün bazıları bu hakikati işlerine geldiği gibi kullanıyor ve ‘çalışmak da ibadet” diyorlar… Doğru, ama eğer sen temel farzları yaparsan çalışmak da ibadet olur… Mesela beş vakit namazı kılmadan gece gündüz çalışırsan eğer; o çalışmak senin cehennemdeki odunlarını alevlendiren bir yakıta dönüşür… Böyle çalışmakta sevap yok yani… Sen Allah'ın hatırını bırakıyorsun, Allah'a vefayı bırakıyorsun ve gece-gündüz çalışıyorsun… Burada bir de Allah'a tevekkül etmemek yani güvenmemek de var… Sanki rızık sadece çalışmakla geliyormuş inancı var…
وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰى
““Herkese çalıştığının karşılığı vardır…” (NECM;39) Ama”
اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ
“Rızkın asıl sahibi de Allah’tır…”(ZARİYAT;58)”
Değerli Kardeşlerim!.. Bu fırsatı kaçırmayalım… Yani temel farzlarımız yaptıktan sonra, niyetimizi halis kılalım ve bütün hayatımızı ibadete dönüştürelim…
Peygamberimiz şu hadis-i şerifte de dolaylı bir şekilde bize bunu anlatıyor…
كُلُّ أَمْرٍ ذِي بَالٍ لَا يُبْدَأُ فِيهِ بِبِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ فَهُوَ أَقْطَعُ
“Bismillâhirrahmânirrahîm ile başlanmayan her anlamlı iş, bereketsiz ve sonuçsuzdur” buyuruyor… Cenab-ı Allah da;
وَالَّذٖينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ
Müminler boş şeylerden yüz çevirirler” buyuruyor… (Mü’minun;3)
Yani Müslümanın yaptığı her iş önemli ve Müslüman her işe Besmeleyle başlayacak… Besmele ile başladığı her iş, Müslümanın hanesine sevap olarak yazılır… Yeri gelmişken şunu da söyleyelim; meşru işlere besmeleyle başlanılır, yanlış ve haram işe besmele çekilmez…
Müslümanın her işine besmele ile başlaması demek; ben bu işi Allah için yapıyorum demektir… O işi; besmele ile ibadete dönüşür ve her işe besmele ile başlayacağı için, Müslüman herhangi bir yanlış iş de yapamaz… Çünkü biraz önce de dediğim gibi, yanlış işe besmeleyle başlanmaz…
Değerli Kardeşlerim!.. Abdullah İbn Ömer bu hadis-i şerifi açıklamaya devam ediyor… “Hastalığın için sıhhatinden bir şeyler al” diyor… Bu şu demek; yarın hastalandığın zaman birçok şeyi yapamayacaksın… Dolayısıyla sağlığı çok iyi değerlendireceksin demek…
Hani sık sık söylediğimiz bir hadis-i şerif vardır…
لاَ تَزُولُ قَدَمَا ابْنِ آدَمَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ عِنْدِ رَبِّهِ حَتَّى يُسْأَلَ عَنْ خَمْسٍ
Kıyamet gününde, insanoğlu şu beş şeyden hesaba çekilmedikçe, Rabbinin huzurundan bir yere kımıldayamaz” buyuruyor…
Bunlardan bir tanesi;
وَمَالِهِ مِنْ أَيْنَ اكْتَسَبَهُ
Malını nereden kazandığından…
İkincisi;
وَمَالِهِ فِيمَ أَنْفَقَهُ
Malını nerede harcadığından,
Üçüncüsü;
وَمَاذَا عَمِلَ فِيمَا عَلِمَ
Bildiği ile amel edip etmediğinden
Dördüncüsü;
عَنْ عُمْرِهِ فِيمَا أَفْنَاهُ
Ömrünü nerede ve nasıl geçirdiğinden…
Beşincisi;
وَعَنْ شَبَابِهِ فِيمَا أَبْلاَهُ
Gençliğinde ne yaptığından…”
Aslında gençlik de hayatın bir bölümü… Ama bu hadis-i şerifte, hayatını neyle tükettin sorusundan sonra gençlik de soruluyor… Peygamberimiz insanların gençliğini iyi değerlendirmeyeceğini bildiği için; Allah-u Teâlâ da insanın bu zaafını bildiği için; Peygamberinin lisanıyla bizi uyarıyor…
Gençlik hayatı günah işlemek için verilmiş bir hayat değil yani… Gençliğinde sana verilen o enerji, sana verilen o sağlık-sıhhat; dini yaşamak ve başkalarına anlatarak yaşatmak için verilmiştir… Dolayısıyla gençliğinden özel olarak hesaba çekileceksin…
Onun için; gençliğini sanki günah işlenen bir dönemmiş gibi yaşamayacaksın… Bu şuna benziyor; hani insan gençken çalışıyor ve emekli olmak için prim yatırıyor… İşte insan da gençliğinde Allah'a kul olmadığı zaman, durmadan şeytana prim yatırmış oluyor… Ondan sonra 60-70 yaşına gelince hem devletten emekli oluyor, hem de şeytandan emekli oluyor… Çünkü artık günah işlemeye gidemiyor… Güçten-takatten düşmüş, yaşlanmış… Ondan sonra zorunlu olarak camiye geliyor… Ama hâlâ işi-gücü toplumda fitne çıkarmak, onun-bunun arasını açmak… Yani sen gençliğinde Allah'a kul olmazsan, Allah da sana yaşlılığında güzel bir kulluk nasip etmez… Onun için, şeytana prim yatırmayı bırakmamız lazım…
Değerli Kardeşlerim!.. Abdullah İbn Ömer bu hadis-i şerifi açıklamaya devam ediyor… “Ölümün için de hayatından bir şeyler biriktir… Çünkü ölüm sonsuzluğa açılan bir kapıdır” diyor… Dolayısıyla burada ekersen, orada biçersin… Ahiret hasat yeri, burası ekim yeri… Hiçbir çiftçi arpa ektiği yerden buğday alamaz… Dolayısıyla dünya hayatımızı çok iyi değerlendirmemiz gerekiyor…
Ayet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere baktığımız zaman; Allah-u Teâlâ’nın ve Peygamberimizin, her mesele hakkında bir şeyler söylediğini görüyoruz… Bu söyledikleri de, insanın hayatını şekillendiriyor… Bir düşünür; belki sanat alanında bir kitap yazabilir… Başka birisi felsefe alanında bir kitap yazabilir… Başka birisi daha değişik alanlarda kitap yazabilir…
Ama hayatın her alanını; aileni, devletini, ferdini, bireyini, toplumunu kuşatan ve buradaki bütün hastalıklara çözüm üreten bir insan varsa… Bilin ki, işte o peygamberdir…
Sadece
كُنْ فِى الدُّنْيَا كَأَنَّكَ غَرِيبٌ أَوْ عَابِرُ سَبِيلٍ
““Dünyada bir yabancı gibi ve ya bir yolcu gibi ol” hadisini kendimize prensip edinsek, bütün hayatımıza çeki düzen veririz…”
Değerli Mü’minler!.. Yine bu hadisle mana olarak bağıntılı bir hadis-i şerifle de sözlerimizi toparlayalım…
“Benim örneğim ateş yakan adamın örneği gibidir” diyor Peygamberimiz… “Ateş aydınlık yaptığında kelebekler ona gelmeye başlar… Etrafında ki hayvanlar da içine girmeye başlar… Adam onlara engel olmaya çalışır, ancak başaramaz ve hayvanlar ateşe dalarlar” diyor…
“İşte, benim ve sizin durumunuz da böyle… Ben ateşten uzak dur, ateşten uzak dur diyerek eteğinizden tutar, sizi geri çekerim, ancak siz bana galabe çalar ve içine girmeye başlarsınız” buyuruyor…
İşte günümüzde insanların durumu da aynen böyle… Mesela, evde anneler-babalar çocuklarını cehennemden uzaklaştırmak için çalışıyorlar… Ama çocuklara bakıyorsun, anne-babalarını sanki düşman gibi görüyorlar…
Ve ya birisi bir hakikat söylediği zaman hemen nefsi, benliği ve egosu harekete geçiyor ve bunu ben de biliyorum, başımıza hoca kesilme diyor… Ama Cenab-ı Allah da ayet-i kerimede;
وَذَكِّرْ فَاِنَّ الذِّكْرٰى تَنْفَعُ الْمُؤْمِنٖينَ
““Sen hatırlat, çünkü hatırlatma müminlere fayda verir”(ZARİYAT;55) diyor…”
Değerli Kardeşlerim!.. Dünyada insanlığı düşünen, insanlık için gece-gündüz çalışan, en şerefli ve en değerli kişiler, Peygamberler ve Müslümanlardır… İnsan cehenneme düşmesin diye uğraşıyor… Bütün peygamberler ümmetine
وَمَا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِنْ اَجْرِىَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَمٖينَ
Biz sizden bir mükâfat istemiyoruz, bizim mükafatımız Âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir” dediler…(ŞUARA;109/127/145/164/180)
Peygamberimiz de Taif’te insanları Allah'a çağırıyor, cennete çağırıyor… Fakat Taifliler Peygamberimizi taşlıyorlar… Buna rağmen Peygamber Efendimiz yüzündeki kanları silerek “Ey Allah'ım!.. Onları hidayete erdir… Onlar bilmiyorlar” dua ediyor… Onlar için beddua bile etmiyor…
Yasin Suresi’nin ikinci sayfasında da anlatılıyor… Habib’in-Neccar’ı taşlamışlar ve tam ölüm anında; ona
قٖيلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَ
ennete gir denildiği zaman…
قَالَ يَا لَيْتَ قَوْمٖى يَعْلَمُونَ بِمَا غَفَرَ لٖى رَبّٖى وَجَعَلَنٖى مِنَ الْمُكْرَمٖينَ
““Keşke kavmim; Rabbimin beni bağışladığını ve bana ikram ettiğini bilseydi de, onlar da Allah'a kul olsaydı” diyor…(YASİN;26-27) Yani ölüm anında bile insanları düşünüyor…”
Dolayısıyla böyle insanların kıymetini bilelim… Biz de iyi insan olup, başka insanları Cehennem azabından, Allah'ın gazabından; Allah'ın rahmetine ve cennetine davet eden insanlardan olalım…
Değerli Mü’minler!.. Bu dünya, müminlerin zillet ve acizlik içinde değil, izzet ve vakar içinde yaşayacakları bir yer Bizden beklenen, dünya hayatını mamur etmemiz… Bunu yaparken de rızkımıza kefil olan Allah-u Teâlâ’ya kulluk etmemiz ve ahireti hiç unutmadan yaşamamız gerekiyor
Kısaca, dünya konusunda bizden istenen, ölçülü ve dengeli olmak İşte Peygamberimiz de buna davet ediyor bizi:
أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا اللَّهَ
““Ey insanlar!.. Allah karşısında takva sahibi olun yani sorumluluğunuzun bilincinde olun”
وَأَجْمِلُوا فِى الطَّلَبِ
“e dünyevî isteklerinizde mutedil davranın”
فَإِنَّ نَفْسًا لَنْ تَمُوتَ حَتَّى تَسْتَوْفِيَ رِزْقَهَا
“Çünkü hiç kimse, kendisi için takdir edilen rızkını yiyinceye kadar ölmeyecektir,”
وَإِنْ أَبْطَأَ عَنْهَا
“Hatta rızkı gecikse bile!..”
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَجْمِلُوا فِى الطَّلَبِ
“Öyleyse Allah karşısında takva sahibi olun ve dünyevî isteklerinizde mutedil davranın…”
خُذُوا مَا حَلَّ وَدَعُوا مَا حَرُمَ
“Helâl olanı alın, haram olanı terk edin ””
Değerli Kardeşlerim!.. Sohbetimize konu olan ve müminin dünyaya bakışını özetleyen hadis-i şerifte, Peygamberimiz, Hz. Ömer’in oğlu Abdullah’a öğüt veriyor Abdullah’ın omuzuna elini koyan Peygamberimiz, onun şahsında bütün Müslümanlara şöyle nasihat ediyor:
كُنْ فِى الدُّنْيَا كَأَنَّكَ غَرِيبٌ ، أَوْ عَابِرُ سَبِيلٍ
““Dünyada kimsesiz bir garip gibi yahut bir yolcu gibi ol!.. ””
Bu hadis-i şerif, bize iki kimseyi örnek vererek dünya ile ilişkilerimizi ona göre düzenlememizi söylüyor İlk önce ‘yolcu’ örneği ile dünyanın gelip geçici bir uğrak yeri olduğunu, asıl varılacak ve kalınacak yerin ahiret olduğunu söylüyor Sonra ‘garip’ örneğiyle de, ruhların asıl vatanının bu dünya ve bu beden değil, ruhlar âlemi ve ahiret olduğunu öğretiyor
Onun için, şu fani dünyada aynen bir yolcu gibi, kısa bir süreliğine yaşadığımızı hiç unutmayalım ve ebedi olan ahirete hazırlık yapma gayretinde olalım
