EMR-İ Bİ'L-MA'RÛF NEHY-İ ANİ'L-MÜNKER
Değerli Mü’minler!.. Malumunuz; Peygamberimiz hicretten sonra, Medine'de yeni bir toplumun temellerini atmıştı Bir yandan sevgi ve kardeşliğe dayalı bu toplumun bağlarını güçlendirmeye gayret ederken, bir yandan da onu daha da geliştirmeye çalışıyordu Bunun için de; İslâm toplumunun lideri olarak ashabına, bir yandan insanların günlük yaşantılarında aralarındaki ilişkileri güçlendirecek davranışları öğütlüyor, diğer yandan da; toplumun birlik ve beraberliğini bozacak sözleri, toplumun huzurunu bozacak işleri de yasaklıyordu
Peygamberimiz bu görevini yaparken; Müslümanlardan da aynı hassasiyeti bekliyordu… Müslümanların her zaman birbirlerini görüp gözetmelerini istiyordu… Herkesin din kardeşini iyi ve güzel olana teşvik edip, kötü ve çirkin olan şeylerden uzaklaştırmasını istiyordu… Çünkü Peygamberimiz; Müslümanların kendi kendisini sürekli gözden geçirerek yenileyen, güçlü bir toplum olmalarını arzu ediyordu
Bir gün Peygamberimiz Müslümanlara İsrailoğullarını helâke sürükleyen sebeplerden birinin “emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker” görevini terk etmeleri olduğunu anlatmıştı
Bunu şöyle anlatıyor Peygamberimiz: İsrailoğullarından bir adam kötülük yapan birini gördüğü zaman ona önce, “Allah'tan kork ve bu yaptığından vazgeç Çünkü bu sana helâl değildir” diyor… Fakat ertesi gün o uyardığı adamın yaptığı kötülükten vazgeçmediğini görüyor… Ama bu durum onunla olan ilişkilerini devam ettirmesine engel olmuyordu… Yani o kötülük yapan kişiyle olan ilişkilerini aynı devam ettiriyordu Bu vurdumduymazlıkları sebebiyle Allah-u Teâlâ onları zamanla birbirine benzetti
ذٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ
“Zamanla kötülükleri daha fazla çoğaldığı için… İsyan ettikleri için… Allah'ın koyduğu sınırları aştıkları için…”
لُعِنَ الَّذٖينَ كَفَرُوا مِنْ بَنٖى اِسْرَائٖيلَ عَلٰى لِسَانِ دَاوُدَ وَعٖيسَى ابْنِ مَرْيَمَ
İsrailoğulları kendi peygamberleri tarafından bile lânetlendiler Onların bu hâlleri Kur’an’da, ibret alalım diye, bize böyle anlatılıyor, Maide Suresi’nde…
كَانُوا لَا يَتَنَاهَوْنَ عَنْ مُنْكَرٍ فَعَلُوهُ
““İşledikleri herhangi bir kötülükten birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlardı…””
تَرٰى كَثٖيرًا مِنْهُمْ يَتَوَلَّوْنَ
““Onlar inkâr edenleri kendilerine dost edinirlerdi ””
وَلَوْ كَانُوا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ والنَّبِىِّ وَمَا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مَا اتَّخَذُوهُمْ اَوْلِيَاءَ
““Eğer; onlar Allah'a, Peygamber'e ve ona indirilen kitaba inanıyor olsalardı, müşrikleri dost edinmezlerdi…”(MAİDE;79-81)”
Bu ayetleri uzun uzun okuyan Peygamberimiz, İsrâiloğullarının kendi elleriyle kendi sonlarını, nasıl hazırladıklarını ortaya koyduktan sonra, oturduğu yerden ayağa kalkarak ashabına şu hayatî mesajı veriyor:
كَلاَّ وَاللَّهِ
““Dikkat edin!.. Allah'a yemin olsun ki!..”
لَتَأْمُرُنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلَتَنْهَوُنَّ عَنِ الْمُنْكَرِ
“Siz ya iyiliği emredersiniz… İyiliği teşvik edersiniz… Kötülükten men edersiniz… Uzaklaştırırsınız…”
وَلَتَأْخُذُنَّ عَلَى يَدَىِ الظَّالِمِ وَلَتَأْطُرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ أَطْرًا
“Zalimin elinden tutup onu hakka döndürürsünüz…”
وَلَتَقْصُرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ قَصْرًا
“Onu hak üzere tutarsınız… Ya da sizin sonunuz da onlar gibi olur ””
Değerli Mü’minler!.. Kur'an ayetlerinde yer alan “emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker” dinimizin temel prensiplerinden biridir Bir gün Peygamberimize gelerek, “Bana ne yapmamı emredersin?” diye soran Harmele'ye Peygamber Efendimiz,
ائْتِ الْمَعْرُوفَ وَاجْتَنِبِ الْمُنْكَرَ
Ma'rûfu yap ve münkerden sakın” buyurmuştur
Muhtemelen daha açık, daha net bir emir bekleyen Harmele'nin sorusunu tekrarlaması üzerine yine
يَا حَرْمَلَةُ ائْتِ الْمَعْرُوفَ وَاجْتَنِبِ الْمُنْكَرَ
Ma'rûfu yap ve münkerden sakın… Yani iyilik yap, kötülük yapmaktan uzak dur” diyerek aynı cevabı vermişti Peygamberimiz… Sonra da “Yaptığı işler hakkında insanların nasıl tepkiler verdiğine dikkat etmesini, insanların, tasvip ettiği şeyleri yapmaya devam etmesini, toplumun hoş karşılamadığı işlerden kaçınmasını” söylemişti
Değerli Kardeşlerim!.. “Emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker” Kur'ân-ı Kerîm'de dokuz yerde geçer… Peki; Kur’an’a göre; Allah-u Teâlâ'nın rızasına uygun olan her şey emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münkerdir… İnsanların hayrına olan her şeyi teşvik etmek emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münkerdir… Cenab-ı Allah’ın razı olmayacağı her türlü sözden ve her işten sakınmak ve sakındırmak ve ya uzaklaştırmak emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münkerdir…
Ayrıca Peygamberimizin ashabına söylediği bütün sözlerinin tamamı, emirlerinin ve yasaklarının hepsi… Peygamberimizin tavsiyelerinin, uyarı ve ikazlarının hepsi de Emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münkerdir…
Cenab-ı Allah, Kur'ân-ı Kerîm'de Müslümanlara yani bize şöyle buyuruyor…
كُنْتُمْ خَيْرَ اُمَّةٍ اُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ
““Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz…”
تَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ
“İyiliği emredersiniz… İyiliği teşvik edersiniz…”
وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ
“Kötülükten alıkoyarsınız… Kötülükten uzaklaştırırsınız… Çünkü siz;”
وَتُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ
“Allah'a inanır, iman edersiniz ” (Al-i İmran;110)”
Değerli Kardeşlerim!.. Cenab-ı Hakk; başka ayetlerde de yine iyiliği teşvik ederek, kötülükten sakındırmayı mü’minlerin başlıca özellikleri arasında zikrediyor… Müslümanlara iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırmayı öğreten Peygamberimiz de şöyle buyuruyor…
مَنْ رَأَى مُنْكَرًا فَاسْتَطَاعَ أَنْ يُغَيِّرَهُ بِيَدِهِ
““Bir yerde kötülük gören kişi, eğer o kötülüğü eli ile değiştirmeye gücü yetiyorsa,”
بِيَدِهِ فَلْيُغَيِّرْهُ
“onu eli ile değiştirsin”
فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ
“Eğer eli ile değiştirmeye gücü yetmezse; dili ile değiştirsin…”
فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ
“Eğer dili ile de değiştirmeye de gücü yetmezse; kalbi ile o kötülüğe karşı tavır koysun… Yani onu hoş görmesin”
وَذَلِكَ أَضْعَفُ الإِيمَانِ
“En azından bunu yapması; imanın asgarî gereğidir…””
Değerli Mü’minler!.. Müslüman kötülüğe asla razı olmaz… Müslüman bir kötülük gördüğü zaman; gücüne-konumuna göre ortadan kaldırmaya çalışır… Eğer o kötülüğe engel olmaya, önlemeye gücü yetmiyorsa; o kötülüğe karşı, o kötülükten dolayı; gönlü huzursuz olur… Yani; bir Müslüman bir yerde bir kötülük işlenirken, sanki hiçbir şey olmamış gibi rahat davranamaz
Hatta Peygamberimizin bildirdiğine göre; işlenen bir kötülüğü gördüğü hâlde engelleyemeyen, ama bu duruma kalben razı olmayan, yani yapılan kötülükten rahatsız olan kişi, orada sanki hiç bulunmamış gibi kabul edilir Buna karşılık; kötü bir işin yapıldığını bilip-görüp de, bundan memnun olan, bundan rahatsız olmayan kişi ise, kendisi yapmasa bile, en az o kötülüğü yapanlar kadar sorumludur bizim dinimizde
Mü’minlerin bu bilinçle yaşamalarını isteyen Peygamberimiz,
لَيْسَ مِنَّا مَنْ لَمْ يَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ
““İyiliği emredip/teşvik edip, kötülükten sakındırmayan bizden değildir” diyor…”
Hatta boş vakitlerinde yol kenarlarında oturup sohbet edenlere bile, buralarda oturdukları müddetçe iyiliği tavsiye edip kötülükten uzaklaştırma görevini yerine getirmelerini öğütlüyor Peygamberimiz Ayrıca Peygamberimizin bildirdiğine göre; bir Müslümanın bu iyiliği emredip kötülükten sakındırma görevini yerine getirmesi, o Müslümana sadaka sevabı kazandırır… İyiliğe çağırdığı kimsenin bu çağrıya kulak vermesi hâlinde ise; Müslümanın bu mükâfatı daha da artar… Peygamberimizin ifadesiyle,
إِنَّ الدَّالَّ عَلَى الْخَيْرِ كَفَاعِلِهِ
Hayra vesile olan kişi onu yapmış gibidir ”
Peygamberimiz her fırsatta anne babaya iyi davranmayı tavsiye ediyor… Komşulara iyi davranmayı tavsiye ediyor… Bütün insanlara ve hayvanlara, hatta bitkilere bile iyi davranmayı tavsiye ediyor… Kısaca Peygamberimiz bize bütün mahlukata iyi davranmayı tavsiye ediyor… Allah-u Teâlâ'nın mü’minlere her işte iyiliği emrettiğini bildiriyor
Peygamberimiz kötü olan her şeyden ashabını sakındırırken, Allah-u Teâlâ’nın nazarında “iyi” olan her şeye karşı Müslümanları teşvik eder Bu terbiyeyle yetişen ashap da; bu konuda her zaman çok titiz davranmışlardı… Emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker ilkesini hayatlarına en güzel şekilde tatbik etmeye her zaman gayret etmişlerdi Özellikle Peygamberimizin vefatından sonra ondan aldıkları dinî bilgiyi muhafaza etmeye özen göstermişlerdi… Kur'an ve sünnete aykırı olan her şeyi bid'at kabul ederek, ondan uzak durmuşlar, hayatlarından çıkarmışlardı… Kur’an’a ve sünnete aykırı olan her şeyin topluma sirayet etmesine engel olmaya çalışmışlardı… Hataları düzeltip, doğruları hâkim kılmak için; yöneticileri uyarmaktan, eleştirmekten bile çekinmiyorlardı… Çünkü Peygamberimiz, haksızlık yapan bir yöneticiye doğruyu söylemenin önemini öğreterek,
أَفْضَلُ الْجِهَادِ كَلِمَةُ عَدْلٍ عِنْدَ سُلْطَانٍ جَائِرٍ
““En üstün cihad, zalim yöneticinin karşısında hakkı dile getirmektir” demişti…”
وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَاءُ بَعْضٍ
“Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin velileridir Yani birbirlerini koruyup kollarlar…”
يَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ
Onlar iyiliği emrederler… İyiliği teşvik ederler… Kötülükten alıkoyarlar… Kötülükten sakındırırlar Kötülüğe engel olurlar… Ayetin devamına dikkat edelim…
وَيُقٖيمُونَ الصَّلٰوةَ
“Namazı dosdoğru kılarlar…”
وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ
“Zekatlarını verirler…”
وَيُطٖيعُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ
“Allah’a ve Peygambere itaat ederler…”
Yani Değerli Kardeşlerim!.. Şunun için ayetin devamına dikkat edin dedim… Emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker, yani iyiliği emretmek, iyilik yapmak, kötülük yapmamak ve kötülüğe engel olmak aynen namaz gibi, zekât gibi, Allah’a ve Peygambere iman edip itaat etmek gibi her birimizin üzerine farzdır Nasıl Allah’a ve Peygambere iman ediyorsan, nasıl namazını kılıyor, zekâtını veriyorsan; bu emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker görevini de yapacaksın ve ihmal etmeyeceksin… Yani sen bir Müslüman olarak ‘bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’ diyemezsin… Eğer bunları yapmazsan, eğer her şeye bana ne der geçersen, o zaman Cenab-ı Allah’ın rahmetinden, merhametinden hem bu dünyada hep öbür dünyada mahrum olursun… Çünkü;
اُولٰـئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّٰهُ
“Cenab-ı Allah kendisine ve Peygamberine iman edip itaat edenlere, namazını dosdoğru kılıp zekatı verenlerle, iyiliği emredip yapanlara, kötülük yapmayanlara ve kötülüğe engel olanlara merhamet edecektir…(TEVBE;71)”
Bu ayetin beyanına göre; mü’min bir kimse, şartların uygun olması hâlinde, kötülüğü bizzat ortadan kaldırmakla yükümlüdür Fiilen bunu yapmanın mümkün olmadığı durumlarda ise mü’minin, kötülük yaptığını gördüğü kişiyi sözlü olarak uyarması, bu yaptığının yanlış olduğunu söylemesi gerekir Tıpkı Peygamberimizin vefatından sonra Emevî halifesi Mervân'a ikazda bulunan kişi gibi Bir bayram günü Mervân, hutbeyi bayram namazından önce okumuş… Bunun üzerine bir kişi kalkıyor ayağa, Mervân'a Peygamberimiz zamanında hutbenin namazdan sonra okunduğunu hatırlatarak onu uyarıyor
Yapılan bir kötülüğe eliyle ve diliyle engel olamayan kişi ise; yapılan o kötülüğe en azından kalben razı olmamalı, yapılan bu kötülükten rahatsız olduğunu, yapılan bu işe razı olmadığını tavırlarıyla göstermesi gerekir
İyiliği emredip, kötülükten menederken insan çevresine de güven vermeli… Bunun için de; özeleştiri yapmayı bilmemiz, kendimizde bunların olup olmadığını gözden geçirerek, başkalarından önce kendimizi düzeltmemiz gerekiyor Peygamberimiz de böyle yapıyordu… Böyle olmayanların da ahirette nasıl olacaklarını da şöyle anlatmıştı…“Kıyamet günü bir adam getirilip, cehenneme atılacak Bağırsakları dışarı dökülen bu adam, eşeğin değirmen taşının etrafında döndüğü gibi cehennemde, bağırsaklarının etrafından dönecek Cehennemdekiler etrafına toplanıp, ‘Sen iyiliği tavsiye edip, kötülüklerden insanları uzaklaştırmaz mıydın, bu ne hâl?’ diye soracaklar Bunun üzerine o adam, "Evet; iyiliği emrederdim, ancak kendim yapmazdım; kötülüklerden insanları sakındırırdım, ancak onları kendim yapardım’ diyecek…”
İyiliği tavsiye edip kötülükten uzaklaştırmaya çalışan kişi müjdeleyici ve kolaylaştırıcı olmalı, nefret ettirici ve zorlaştırıcı olmamalı, insanları hikmetle ve güzel öğütle iyiliğe çağırmalı ve onlara yumuşak, hoşgörülü ve merhametli davranmalı
Nitekim bir gün cahil bir bedevînin mescidin içinde idrarını yapması üzerine, ashap kızarak ona doğru yürümüş, ancak Peygamberimiz onlara, “Onu bırakın, işini görsün Sonra idrarının üzerine bir kova su döküp onu temizleyin… Çünkü siz zorluk çıkarmak için değil kolaylık göstermek için gönderildiniz” buyurmuştu
Allah-u Teâlâ da Peygamberimize,
لِنْتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَلٖيظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ
““Sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi”(AL-İ İMRAN;159) diyor Kur’an’da…”
Peygamberimiz İslâm dinini yaymak üzere gönderdiği elçilere de her zaman kolaylaştırıcı ve müjdeleyici olmalarını tavsiye ediyordu… Çünkü atalarımızın da dediği gibi, “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır ”
Aynı şekilde iyiliği emredip kötülükten sakındırmak için yapılacak uyarının zamanını da çok iyi ayarlamak lazım Nitekim Abdullah b. Mes'ûd, her perşembe günü halka vaaz ve nasihatte bulunuyormuş Kendisini dinleyen birinin bu nasihatleri her gün dinlemek istediğini söylemesi üzerine Abdullah bin Mes’ud adama: “Bu size bıkkınlık verir… Resûlüllah öğüt vermek için, bize bıkkınlık verir diye, bizim uygun halimizi kolluyordu… Ben de sizin uygun zamanınızı gözetiyorum” demiş…
Değerli Kardeşlerim!.. Emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker görevini yerine getirme hususunda herkes bilgisi, gücü ve yetkisine göre hareket etmekle yükümlü… İnsan, yetkisini aşan konularda, olaylara bizzat müdahale etmek yerine, yetkili yerlere başvurarak sorumluluğunu yerine getirmiş olur
رَانَ عَلٰى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
Her kötülük kalpte bir kara nokta oluşturur…(MUTAFFİFİN;14) Bu ayetin bize ne anlattığını, Peygamberimizden öğreniyoruz… Eğer bir insan yaptığı kötülüğü anlar, pişman olur, tövbe ederse kalbindeki kara nokta gider Ama işlediği kötülüklere devam eder, pişmanlık duymazsa; kalpteki kara lekeler çoğalır ve zamanla kalbin tamamını karartır… Artık o kalbin sahibi boğazına kadar günaha batmış, hem dünyasını hem de ahiretini karartmış olur
İşte toplum da böyle İşlenen bir kötülük uygun bir şekilde önlenirse toplumda meydana getireceği tahribat en az zararla atlatılmış olur… Aksi takdirde durgun suya atılan taşın meydana getirdiği dalgalar gibi; o kötülük aileden mahalleye, mahalleden beldeye, beldeden bölgeye ve nihayetinde tüm ülkeye yayılır
Ondan, masum olan olmayan, suçlu olan olmayan herkes zarar görür Peygamberimiz bunu bir gemide yaşayan iki grup insana benzetir Kura sonucu bu iki gruptan biri geminin alt katına, diğeri ise üst kata yerleştirilmiş Alt kattakiler su ihtiyaçlarını gidermek için üst kata çıkmak zorunda kaldıklarından geminin alt tarafına bir delik açmaya karar vermişler Böylece üst kattakileri rahatsız etmeden ihtiyaçlarını giderebileceklerini düşünmüşler Peygamberimiz der ki,
فَإِنْ يَتْرُكُوهُمْ وَمَا أَرَادُوا هَلَكُوا جَمِيعًا
““Eğer üsttekiler, alttakileri, yapacakları bu işten vazgeçirmezlerse hepsi birden helâk olur”
وَإِنْ أَخَذُوا عَلَى أَيْدِيهِمْ نَجَوْا وَنَجَوْا جَمِيعًا
“Fakat onlara engel olurlarsa hepsi birden kurtulur ””
Aynı şekilde bir toplumda bilgisi ve yetkisi olanlar, eğer diğer insanların hatalarını düzeltme gayretinde olmazlarsa, giderek bozulan çevrede kendileri de felâkete uğrar, yok olup giderler… Nitekim Cenab-ı Allah, kendi sınırlarını ihlâl ettikleri için gazabını hak eden İsrâiloğulları hakkında;
لَوْلَا يَنْهٰیهُمُ الرَّبَّانِيُّونَ وَالْاَحْبَارُ عَنْ قَوْلِهِمُ الْاِثْمَ وَاَكْلِهِمُ السُّحْتَ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَصْنَعُونَ
““Din adamları ve âlimleri onları, günah olan sözleri söylemekten ve haram yemekten menetselerdi ya!” (Maide;63) buyuruyor ve”
وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُصٖيبَنَّ الَّذٖينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً وَاعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ شَدٖيدُ الْعِقَابِ
““Öyle bir azaptan sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz” diyerek de biz Müslümanları bu konuda uyarıyor”
Peygamber Efendimiz de; “Bu canı bu tende tutan Allah'a yemin ederim ki
لَتَأْمُرُنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلَتَنْهَوُنَّ عَنِ الْمُنْكَرِ
Ya iyiliği teşvik edip kötülükten sakındırırsınız…
أَوْ لَيُوشِكَنَّ اللَّهُ أَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عِقَابًا مِنْهُ
“Ya da Allah size bir ceza gönderir de,”
ثُمَّ تَدْعُونَهُ فَلاَ يُسْتَجَابُ لَكُمْ
“ndan sonra O'na dua edersiniz, ama O, artık sizin duanızı da kabul etmez” buyurarak iyiliği tavsiye etme gayreti ve kötülüğü önleme bilincinden yoksun olan insanların dualarının bile kabul edilmeyeceğini haber veriyor bize… Bir başka hadisinde de;”
مَا مِنْ قَوْمٍ يُعْمَلُ فِيهِمْ بِالْمَعَاصِي هُمْ
أَعَزُّ مِنْهُمْ وَأَمْنَعُ لَا يُغَيِّرُونَ إِلَّا عَمَّهُمْ اللَّهُ تَعَالَى بِعِقَابِهِ
““Aralarında günahlar işlenip durduğu hâlde bu günahları işleyenlerden daha güçlü ve onları engellemeye muktedir iken bunu yapmayan topluluğun hepsine birden Allah-u Teâlâ azap verir” buyuruyor Peygamberimiz…”
Değerli Mü’minler!.. İslâmiyet hak, adalet, iyilik duygularıyla inşa ettiği mü’min gönülleri… Ne olursa olsun haktan yana olmak idealiyle olgunlaştırdığı ruhları… Günlük hayatın içerisinde meydana gelen her türlü hadiseye karşı hak duygusuyla bakma… Haktan yana tavır alma… İyilikleri yayma… Kötülüklerden sakındırma sorumluluğuna çağırır Bunun için Peygamberimiz, yaşadığı toplumun haksızlık üzerine kurulu düzenine hiçbir zaman tahammül edemiyordu… İyilik adına ne varsa bizzat yaşamış ve yaşadığı topluma hep bunu anlatmıştı… İçinde bulunduğu bütün kötülüklerden de o toplumu her zaman kurtarmaya çalışmıştı
Günümüz Müslümanları olarak bizler de; hep beraber yaşadığımız şu topluma ve sosyal problemlere karşı kayıtsız kalmamalıyız… “Adam, aldırma da geç git!” dememeliyiz Çünkü Müslüman, “komşusu açken tok yatamayacak” kadar çevresine duyarlı olmayı telkin eden… Dünyanın neresinde olursa olsun; bir Müslümanın, hatta bir insanın çektiği sıkıntıyı her hangi bir organındaki bir ağrı, bir sancıymış gibi hissetmeyi öğütleyen bir dinin temsilcisidir
Dolayısıyla her Müslüman bulunduğu mevkie göre… Sahip olduğu imkânlara göre… Bilgisine ve becerisine göre… Devletin ve kanunların kendisine verdiği yetkilere göre… Çevresindekilere iyiliği tavsiye etmekle ve gördüğü kötülükleri engellemekle yükümlüdür Mesela bir yazar, bir gazeteci bir işin kötülüğü hakkında kalemini konuşturarak… Bilim adamları yapılan kötülüğün zararlarını ortaya koyarak… Halkı uyarıp aydınlatacak Kendi kendini denetleyen Kendi kendini düzelten ve yenileyen… Diri bir toplum olabilmek için… Herkesin bu bilinçle, üzerine düşeni en güzel şekilde yapması gerekir Kendi kendisine yeten birbirine kenetlenmiş güçlü bir toplum olmak için; sadece iç karışıklıklardan korunmak da yetmez… Aynı zamanda dışarıdan gelen kültürel ve ahlaki saldırılara karşı da bilinçli ve uyanık olmak lazım
Evet; iyiliği yayma ve kötülüğü önleme gayreti, yetkisine ve gücüne göre hepimizin duyarsız kalamayacağı bir görev… Ama bu görev öncelikle yetkisi ve bilgisi olan kimselerin sırtında ağır bir sorumluluk İnanan bir insan eğer kendisini böyle bir vazifeden azade görürse şunu da bilmesi lazım… Üzerinde yaşadığı geminin batması hâlinde kendisi de boğulmaktan kurtulamaz…
Vel hâsılı; herkes bilgisi, becerisi, kabiliyeti nispetinde bu dinî vecibeye gönül vermesi, elini taşın altına koyması gerekiyor… Herkesin bu konuda neye gücü yetiyorsa onu yapması gerekiyor Çünkü emr-i bil ma’ruf nehy-i anil münkeri yani iyiliği emredip kötülükten sakındırma görevini Cenab-ı Hak kadın erkek herkese emrediyor…
