EŞLERİN BİRBİRİNE KARŞI HAKLARI
EVLİLİK NİMETTİR; ZULÜMLE AZABA DÖNÜŞTÜRME!
EŞİNE MERHAMET ETMEYEN, ALLAH’TAN MERHAMET BEKLEMESİN!
EVİNDE ADALET YOKSA, AHİRETTE HESAP AĞIR OLACAK!
AİLESİNE ZALİM OLANIN, İBADETİ ONU KURTARMAZ!
EŞİN SENİN EMANETİN DEĞİL, ALLAH’IN EMANETİDİR!
EVİNDE FİRAVUN OLAN, AHİRETTE KURTULUŞ BULAMAZ!
اعوذ بالله من الشيطان الرجيم
بسم الله الرحمن الرحيم
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي جَعَلَ بَيْنَ الزَّوْجَيْنِ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً، وَنَهَى عَنِ الظُّلْمِ وَالْعُدْوَانِ.
وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الْقَائِلِ: "خَيْرُكُمْ خَيْرُكُمْ لِأَهْلِهِ".
“HAMD; eşler arasına sevgi ve merhamet koyan, zulmü yasaklayan ALLAH'A mahsustur.”
SALÂT ve selâm; “sizin en hayırlınız ailesine karşı en hayırlı olanınızdır” buyuran efendimiz hazreti muhammed’e olsun.
EMANETE İHANETİN MAHŞERİ VEBALİ VE EBEDİ KURTULUŞUN ANAHTARI
AZİZ MÜMİNLER,DEĞERLİ MÜSLÜMANLAR! !;
Biz öyle bir Peygamberin ümmetiyiz ki; O (S.a.v.), son nefeslerini verirken, ciğerleri daralıp dili damağına yapışırken dahi ümmetine "Kadınlar hakkında Allah’tan korkun!" diye seslenerek, eşlerin birbirine "Allah’ın emaneti" olduğunu ilan etmiştir. Hazreti Muhammed (S.a.v.), evliliği sadece dünyevi bir birliktelik değil, iki kalbin Allah’a birlikte yürüyüşü olarak tarif etmiştir. Peygamberimiz (S.a.v.), eşine karşı zalim olanın, onu rencide edenin ve hukukunu çiğneyenin aslında doğrudan Allah’ın mukaddes emanetine hıyanet ettiğini bizzat hayatıyla tebliğ etmiştir.
Ey nefsinin sarhoşluğunda boğulan kişi!
Allah’ın sana emanet ettiğini, "Koru!" dediğini nasıl olur da zayi edersin? Bilmez misin ki emanete ihanet etmek münafıklığın en bariz alametidir? Elbette insan hayat boyu darlık ve sıkıntı yaşayabilir; ancak asıl mesele, fırtınada o emaneti devirmemek, ona sahip çıkabilmektir. Sahip çıkmak sadece doyurmak değildir; iffetini, onurunu ve ahiretini korumaktır.
Silkelen ve kendine gel!
Bir Müslüman, eşini erkeklerin bulunduğu bir topluma, haramların kol gezdiği bir düğün merasimine süsleyip püsleyerek gönderemez, yabancı gözlerin önünde sergileyemez! Bu, modernlik değil, arşın nefret ettiği "deyyusluktur". Efendimiz (S.a.v.)’in lisanıyla bildirilen o dehşet verici hakikati hatırla: "Eşini kıskanmayan (deyyus) kişi cennetin kokusunu dahi alamaz!" Sen deyyus olma, sen Müslümansın! Sen müminsin ve Allah’ın kulusun. Allah’ın emanetine en mükemmel şekilde sahip çıkmakla mükellefsin.
Ey Heybetli Görünen Ama Aklını Nefsine Esir Eden Kişi!
Kur’an’ın ayetlerine kulak ver! "Ben güçlüyüm, ezerim, yakarım" diyerek kibirlenme! Senin gücün, Allah’ın kudreti karşısında bir toz zerresi bile değildir. Eşinin bir huyundan hoşlanmıyorsan, Allah’ın onda senin için nice hayırlar murad etmiş olabileceğini düşün. Ona güç kullanma, onu incitme! Unutma ki, eşinin kalbini kırmak Kâbe’yi yıkmaktan daha ağır bir vebaldir. Gel, bu dehşet verici hakikatlerin ışığında, son sözü Allah'ın kelamı ve efendimiz SAV in sözleri söylesin.
1. BÖLÜM: ALLAH’IN EMANETİNE İHANET VE ZULMÜN DEHŞETİ
1. Ayet-i Kerime
وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذ۪ي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِۖ
“Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde maruf (meşru) hakları vardır.”
(Bakara Suresi, 228. Ayet)
1. Hadis-i Şerif
فَاتَّقُوا اللَّهَ فِي النِّسَاءِ فَإِنَّكُمْ أَخَذْتُمُوهُنَّ بِأَمَانَةِ اللَّهِ
“Kadınlar hakkında Allah’tan korkun! Çünkü siz onları Allah’ın bir emaneti olarak aldınız.”
(Müslim, Hac 147)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Cahiliye döneminde kadınlar bir mal gibi alınıp satılır, hiçbir hukuki hakları gözetilmez ve üzerlerinde her türlü zorbalık mubah görülürdü. Bu ayet ve hadis, kadının statüsünü "eşya" seviyesinden çıkarıp doğrudan "Allah’ın emaneti" seviyesine yükseltmek ve bu emanete yapılacak en küçük bir haksızlığın muhatabının bizzat Allah Teâlâ olduğunu ilan etmek üzere nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Emanete hıyanetin cezası nifaktır. Bir eşe zulmetmek, onu rencide etmek veya haklarını gasp etmek, sadece bir insana karşı işlenmiş bir suç değil; doğrudan emanetin sahibi olan Allah'u Teâlâ'ya karşı yapılmış bir hıyanettir. Ayetteki "maruf" ifadesi, adaletin terazisidir. Erkek, eşinden beklediği her türlü saygı ve sadakatin aynısını, sevgi ve adalet olarak geri vermek zorundadır. Bu ilahi bir dengedir; bu dengeyi bozan zalimdir ve zalimlerin sonu ise korkunç bir hüsrandır.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Peygamberimiz Efendimiz (S.a.v.) vefatına yakın son hutbesinde, ümmetine kadınları vasiyet ederken adeta titrerdi. O (S.a.v.), hayatı boyunca hiçbir hanımına el kaldırmamış, onları kıracak tek bir söz söylememiştir. Sahabe efendilerimizden biri hanımına sert davrandığında, Efendimiz (S.a.v.) ona öyle bir bakış atmıştır ki; o sahabi Allah’ın emanetine verdiği zararın büyüklüğü karşısında dehşete düşmüş ve derhal helallik alarak tövbe etmiştir. Onlar biliyorlardı ki; evde eşine zulmeden birinin, secdede huzur bulması imkansızdır.
Kıssadan Hisse:
Emanet, hıyanet kaldırmaz; eşine zulmeden, Allah Teâlâ'ya savaş açmış sayılır.
Evlilik hak arama değil, Allah rızası için hak gözetme makamıdır.
Hazreti Ebubekir'in ifadesiyle: "Hanımına haksızlık eden bir el, Allah’a dua ederken utanmalıdır."
2. BÖLÜM: AİLE REİSİNİN İHMALKARLIĞI VE MESULİYET DEHŞETİ
2. Ayet-i Kerime
وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِۚ فَاِنْ كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسٰى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـًٔا وَيَجْعَلَ اللّٰهُ ف۪يهِ خَيْرًا كَث۪يرًا
“Onlarla maruf (örfe uygun ve güzel) bir şekilde geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız, bilin ki sizin hoşlanmadığınız bir şeye Allah çok büyük bir hayır koymuş olabilir.”
(Nisâ Suresi, 19. Ayet)
2. Hadis-i Şerif
كَفَى بِالْمَرْءِ إِثْمًا أَنْ يُضَيِّعَ مَنْ يَقُوتُ
“Kişiye günah olarak, geçimini sağlamakla yükümlü olduğu kimseleri (ailesini) ihmal etmesi yeter!”
(Ebû Dâvûd, Zekât 45)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Bazı erkeklerin, hanımlarından hoşlanmadıkları takdirde onları ilgisiz bırakarak, nafaka vermeyerek veya kötü muamele ederek yıldırmaya ve boşanmaya zorlamaya çalışmaları üzerine bu ayet nazil olmuştur. Rabbimiz, sevgi azalsa bile adaletin ve iyi geçimin devam etmesini emrederek, duyguların hukukun önüne geçmesini yasaklamıştır.
Az ve Öz Tefsir: Erkek, ailenin hamisidir ve ahirette eşinin her bir gözyaşından, her bir mahrumiyetinden tek tek hesaba çekilecektir. Kişinin başka hiçbir günahı olmasa bile, sadece ailesini ihmal etmesi, onları yalnız, yardımsız ve ilgisiz bırakması onu cehennem çukuruna atmaya yeterlidir. Haksız yere eşini incitmek, haklı olduğu halde onu başkalarına karşı korumamak bir kul hakkı ve zulümdür. Allah Teâlâ, her çobana yönettiği şeylerden; "Onları korudu mu yoksa zayi mi etti?" diye mutlak bir hesap soracaktır.
Sahabe Hayatından Kıssa: Bir adam, hanımının sert tutumundan şikayet etmek için Hazreti Ömer'in (Hz.) kapısına gelir. Kapıda beklerken, Hazreti Ömer'in (Hz.) hanımının da ona yüksek sesle konuştuğunu, müminlerin emirinin ise sükut ettiğini duyar. Adam "Müminlerin emiri bile bu durumdaysa ben ne yapayım?" diyerek dönerken Hazreti Ömer (Hz.) onu çağırır ve der ki: "O benim evimin bekçisi, ekmeğimin aşçısı, çocuklarımın annesidir. Benim üzerimde bunca hakkı varken, bir miktar sertliğine katlanmam gerekmez mi?" Bu, hak gözetmenin ve sabrın en dehşet verici büyüklükteki örneğidir.
Kıssadan Hisse:
Eşini ihmal eden, aslında kendi ahiretini ihmal etmektedir.
Mümin bir erkek, hanımına buğz etmemelidir; bir huyunu beğenmezse diğerinden razı olmalıdır.
İmam-ı Rabbani'nin buyurduğu gibi: "Bir erkeğin evde hanımına karşı kötü huyu, onun manevi derecelerini aşağı çeker."
3. BÖLÜM: KADININ İTAATİ VE CENNET MÜJDESİNİN AĞIRLIĞI
3. Ayet-i Kerime
فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّٰهُ
“Salih kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın koruduğu gibi (kocalarının yokluğunda) mahremiyeti ve malları korurlar.”
(Nisâ Suresi, 34. Ayet)
3. Hadis-i Şerif
أَيُّمَا امْرَأَةٍ مَاتَتْ وَزَوْجُهَا عَنْهَا رَاضٍ دَخَلَتِ الْجَنَّةَ
“Hangi kadın, kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse cennete girer.”
(Tirmizî, Radâ 10)
Sıhhat Derecesi: Sahih/Hasen
Nüzul Sebebi: İslam toplumunda ailenin birliği ve mahremiyetin korunması esastır. Kadınların, kocalarının haklarını gözetmeleri ve aile içindeki huzuru sağlamaları üzerine kurulan bu düzenin, kadına dünya ve ahiret saadeti getireceğini beyan etmek üzere bu hükümler bildirilmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Bu, kadının aile içindeki geçimine ve kocasına karşı meşru haklarına riayetine verilen en büyük mükafattır. Ancak bu rıza, zulüm üzerine değil, karşılıklı hak hukuk dairesinde bir rızadır. Kadın erkeğe ne kadar saygı ve hizmetle yükümlü ise, erkek de kadına o kadar sevgi, nafaka ve iyi muamele ile yükümlü iyidir. Bir evde sesler yükseliyorsa huzur düşer; bir evde sabır yükseliyorsa rahmet iner. Eşine sabretmek, bazen nafile ibadetlerden daha faziletli olur.
Sahabe Hayatından Kıssa: Ensardan bir kadın Hazreti Peygamberimiz Efendimiz'e (S.a.v.) gelerek kadınların cihat sevabı alıp alamayacağını sordu. Efendimiz (S.a.v.) ona, bir kadının evindeki hizmetinin ve eşine olan güzel muamelesinin, Allah Teâlâ katında cihat sevabına denk olduğunu müjdeledi. Sahabe hanımları, eşlerinin rızasını kazanmayı bir "ibadet" olarak görür, ancak aynı zamanda haklarını koruma noktasında da son derece şahsiyetli ve vakur dururlardı.
Kıssadan Hisse:
Evlilik, iki bedenin değil, iki kalbin Allah’a birlikte kulluk için sözleşmesidir.
Bir eşin kalbini kırmak, mümin kalbini incitmek olduğu için büyük bir vebaldir.
Evlilik bir "hak arama" değil, "hak gözetme" makamıdır.
4. BÖLÜM: ŞİDDETİN İĞRENÇLİĞİ VE MERHAMETSİZLİĞİN VEBALİ
4. Ayet-i Kerime
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا لِتَسْكُنُٓوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةًۜ
“Kendileriyle huzur bulasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması O’nun ayetlerindendir.”
(Rûm Suresi, 21. Ayet)
4. Hadis-i Şerif
لَا يَجْلِدُ أَحَدُكُمُ امْرَأَتَهُ جَلْدَ الْعَبْدِ ثُمَّ يُضَاجِعُهَا فِي آخِرِ الْيَوْمِ
“Sizden biriniz, hanımını köle döver gibi dövüp de günün sonunda onunla nasıl aynı yatakta yatabilir?”
(Buhârî, Nikâh 93; Müslim, Cennet 49)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Cahiliye zihniyetinin kadını aşağılayan ve ona fiziksel şiddeti reva gören vahşi tutumuna karşı; evliliğin bir "huzur, sevgi ve merhamet" kalesi olduğunu tescillemek üzere nazil olmuştur. İnsanın en yakınına zulmedip sonra ondan şefkat beklemesindeki akıl almaz çelişkiyi yüzüne çarpmak için bu hükümler beyan edilmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Evlilik; iki bedenin değil, iki kalbin Allah’a birlikte kulluk için sözleşmesidir. Ayette geçen "meveddet" (sevgi) ve "rahmet" (merhamet) kavramları ailenin ruhudur. Bu ruhu şiddetle, dayakla veya kaba kuvvetle öldüren erkek, aslında kendi huzurunu kendi elleriyle ateşe atmıştır. Efendimiz (S.a.v.) bu hadisinde, erkeğin hem zalim olup hem de şefkat beklemesindeki aşağılık çelişkiyi yüzüne çarpmaktadır. Eşine merhametli olmayan, çocuklarına da güzel bir miras bırakamaz ve Allah'ın huzuruna "zalim" sıfatıyla çıkar.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Peygamberimiz Efendimiz (S.a.v.) bir gün evlerinden hanımlarına karşı şiddet uygulayan erkeklerin şikayetleri üzerine minbere çıkmış ve şöyle buyurmuştur: "Bazı kimseler kadınlarını dövüyorlarmış. Onlar sizin hayırlılarınız değillerdir." Sahabe efendilerimiz bu ikazdan sonra, hanımlarına karşı o kadar hassaslaşmışlardır ki; bir ses yükselmesinden bile Allah'ın gazabını celbetmekten korkar hale gelmişlerdir. Onlar biliyorlardı ki; evde adalet yoksa, dışarıda huzur aranmaz.
Kıssadan Hisse:
Eşine karşı elini kaldıran, aslında kendi onurunu ve imanının kemalini ayaklar altına almıştır.
Evlilikte sevgi bitse bile merhamet ve adalet asla bitmemelidir.
"Sizin en hayırlınız ailesine karşı en hayırlı olanınızdır" düsturu, müminin gerçek kalitesini belirleyen tek ölçüdür.
5. BÖLÜM: MEHİR HAKKI VE EKONOMİK ZULMÜN HARAMLIĞI
5. Ayet-i Kerime
وَاٰتُوا النِّسَٓاءَ صَدُقَاتِهِنَّ نِحْلَةًۜ
“Kadınlara mehirlerini (bir hak ve) gönül rızasıyla bir hediye olarak verin.”
(Nisâ Suresi, 4. Ayet)
5. Hadis-i Şerif
أَيُّمَا رَجُلٍ تَزَوَّجَ امْرَأَةً عَلَى صَدَاقٍ... وَهُوَ يَنْوِي أَنْ لَا يُؤَدِّيَهُ إِلَيْهَا فَهُوَ زَانٍ
“Hangi erkek, bir kadınla ona mehir vermeyi vaat ederek evlenir de içinden bu mehri vermemeye niyet ederse, o kişi (hükmen) zanidir.”
(Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, 4/521)
Sıhhat Derecesi: Hasen
Nüzul Sebebi: İslam öncesi dönemde mehir, kadının babasına veya velisine ödenen bir bedel olarak görülürdü. Bu ayet, mehrin doğrudan kadının kendi hakkı olduğunu ve ona "nihle" (kesin bir borç ve Allah’ın tayini) olarak verilmesi gerektiğini beyan etmek üzere nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Mehri vermemek, ertelemek veya zorla el koymak hırsızlıktır. Ayetteki "nihle" ifadesi, bunun bir lütuf değil, Allah Teâlâ'ın tayin ettiği kesin bir borç olduğunu ifade eder. Hadis-i şerif ise meselenin dehşetini daha da artırmaktadır; mehir hakkını gasp eden kişi, evliliğinin meşruiyetini manen zedeler. Eşinin malına, altınlarına veya kazancına onun rızası olmadan el uzatan erkek, Allah’ın koyduğu hudutları çiğnemiştir. Bu, sadece maddi bir haksızlık değil, doğrudan doğruya emanete hıyanettir.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Ömer (Hz.) halifeliği sırasında mehre bir sınırlama getirmek istediğinde, yaşlı bir kadın ayağa kalkarak bu ayeti okumuş ve "Allah bize bu hakkı vermişken sen nasıl sınır koyarsın?" demiştir. Hazreti Ömer (Hz.) derhal hatasından dönerek "Kadın isabet etti, Ömer yanıldı" buyurmuştur. Sahabe toplumunda kadının ekonomik hakkı öylesine kutsaldı ki, halife dahi olsa kimse ona el uzatamazdı.
Kıssadan Hisse:
Mehir, kadının iffetinin ve şahsiyetinin Allah katındaki teminatıdır.
Eşinin hakkını yemek, eve haram lokma sokmak ve aile bereketini kendi eliyle yok etmektir.
Evlilik; hak arama değil, Allah'ın tayin ettiği hakları eksiksiz teslim etme makamıdır.
6. BÖLÜM: AİLEDE AHLAKİ OLGUNLUK VE İMANIN KEMALİ
6. Ayet-i Kerime
هُنَّ لِبَاسٌ لَكُمْ وَأَنْتُمْ لِبَاسٌ لَهُنَّ
“Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz.”
(Bakara Suresi, 187. Ayet)
6. Hadis-i Şerif
أَكْمَلُ الْمُؤْمِنِينَ إِيمَانًا أَحْسَنُهُمْ خُلُقًا وَخِيَارُكُمْ خِيَارُكُمْ لِنِسَائِهِمْ
“Müminlerin iman bakımından en kâmili, ahlakı en güzel olanıdır. Sizin en hayırlınız ise kadınlarına karşı en hayırlı olanınızdır.”
(Tirmizî, Radâ 11; Ebû Dâvûd, Sünne 15)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Eşlerin birbirlerine karşı olan mahremiyetini, birbirlerini koruyup kollamalarını ve tıpkı bir elbise gibi kusurlarını örtmelerini emretmek üzere nazil olmuştur. Müminlerin dışarıdaki vakarlarını ev içine de taşımaları gerektiğini ihtar eder.
Az ve Öz Tefsir: Elbise nasıl insanı soğuktan ve sıcaktan korur, ayıplarını örter ve ona bir zarafet katarsa; eşler de birbirleri için öyle olmalıdır. Bir erkeğin dışarıda "iyi adam" bilinmesi yetmez; asıl imtihan, kimsenin görmediği ev duvarları arasındadır. İmanın kemali, namazın çokluğuyla değil, eşine karşı gösterilen ahlakın güzelliğiyle ölçülür. Eşinin kalbini kıran, mümin kalbini incitmiş olur; mümin kalbi ise Allah’ın nazargahıdır.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Ebubekir (Hz.) buyurmuştur ki: "Hanımına haksızlık eden bir el, Allah’a dua ederken utanmalıdır." Sahabe efendilerimiz evlerine girdiklerinde, dışarıdaki tüm sertliklerini ve yorgunluklarını kapıda bırakır, hanımlarına karşı en nazik hallerini takınırlardı. Çünkü onlar biliyorlardı ki; eşinin duasını alan, hayatın en büyük bereketini kazanır; bedduasını alan ise iki cihanda da iflah olmaz.
Kıssadan Hisse:
Evlilik, iki kalbin Allah’a birlikte kulluk için sözleşmesidir; bir taraf zulmederse o akit manen sakatlanır.
En büyük cihad, kişinin kendi ailesine karşı gösterdiği sabır ve güzel ahlaktır.
Eşine sabretmek, bazen binlerce rekat nafile ibadetten daha çok derece kazandırır.
7. BÖLÜM: SIRLARI İFŞA ETMENİN VE MAHREMİYETE İHANETİN VEBALİ
7. Ayet-i Kerime
وَالْحَافِظِينَ فُرُوجَهُمْ وَالْحَافِظَاتِ وَالذَّاكِرِينَ اللّٰهَ كَثِيرًا وَالذَّاكِرَاتِ أَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ مَغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا
“...İffetlerini koruyan erkekler ve iffetlerini koruyan kadınlar, Allah’ı çokça zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya; işte Allah onlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükafat hazırlamıştır.”
(Ahzâb Suresi, 35. Ayet)
7. Hadis-i Şerif
إِنَّ مِنْ أَشَرِّ النَّاسِ عِنْدَ اللَّهِ مَنْزِلَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ الرَّجُلَ يُفْضِي إِلَى امْرَأَتِهِ وَتُفْضِي إِلَيْهِ ثُمَّ يَنْشُرُ سِرَّهَا
“Kıyamet günü Allah katında mevkisi en kötü olan insanlardan biri de, eşiyle mahremiyetini paylaştıktan sonra onun sırrını yayan kimsedir.”
(Müslim, Nikâh 123)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Aile içindeki özel hallerin ve konuşmaların dışarıya taşınması, toplumsal ahlakı ve aile birliğini temelinden sarstığı için bu ilahi uyarılar gelmiştir. Emanet bilincinin sadece maddi varlıkları değil, eşlerin birbirine açtığı ruhlarını ve mahremiyetlerini de kapsatıp korumasını tescil eder.
Az ve Öz Tefsir: Mahremiyeti ifşa etmek, Allah Teâlâ'ın örttüğü bir perdeyi yırtmaktır. Ayet ve hadisler, eşlerin birbirinin onurunu ve sırlarını tıpkı bir kale muhafızı gibi koruması gerektiğini anlatır. Hadis-i şerifteki "en kötü mevki" uyarısı dehşet vericidir; eşinin açığını başkalarına anlatan, onu küçük düşüren veya özel hayatlarını dile dolayan kişi, kıyamet günü Allah’ın gazabına en yakın olan kişidir. Bu, sadece bir karakter zafiyeti değil, doğrudan doğruya Allah’ın emanetine sırt çevirmektir.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Muaviye (Hz.) döneminde bir sahabi, eşiyle yaşadığı bir tartışmayı arkadaşlarına anlatmaya niyetlendiğinde, diğer bir sahabi onu durdurmuş ve şöyle demiştir: "Ben yaşadığım sürece o benim eşimdir, sırrı sırrımdır. Eğer boşanırsak o artık yabancı bir kadındır, yabancı bir kadının arkasından konuşmak ise bana haramdır." Onlar, eşlerine olan sadakati sadece beraberken değil, en öfkeli anlarında bile koruyan bir edebe sahiplerdi.
Kıssadan Hisse:
Eşinin ayıbını örtenin, Allah Teâlâ da kıyamet günü ayıplarını örter.
Aile sırlarını ifşa etmek, münafıklığın en çirkin şubelerinden biridir.
Evlilik; sadece iki bedenin birleşmesi değil, iki sırrın tek bir kalpte saklanmasıdır.
8. BÖLÜM: ADALETSİZ ÇOK EŞLİLİK VE KAYMIŞ BİR BEDENLE HAŞROLMA DEHŞETİ
8. Ayet-i Kerime
فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ مَثْنَىٰ وَثُلَاثَ وَرُبَاعَ ۖ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تَعْدِلُوا فَوَاحِدَةً
“Beğendiğiniz kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. Eğer (onlar arasında) adaletli davranamayacağınızdan korkarsanız, o zaman bir tane ile yetinin.”
(Nisâ Suresi, 3. Ayet)
8. Hadis-i Şerif
مَنْ كَانَتْ لَهُ امْرَأَتَانِ فَمَالَ إِلَى إِحْدَاهُمَا جَاءَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَشِقُّهُ مَائِلٌ
“Kimin iki hanımı olur da birine (diğerinden fazla) meylederse (adaletsizlik yaparsa), kıyamet günü (felçli gibi) bir tarafı sarkık/eğri olarak gelir.”
(Ebû Dâvûd, Nikâh 38; Tirmizî, Nikâh 42)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Cahiliye döneminde erkekler sınırsız sayıda kadınla evlenir ve onlara hiçbir adalet gözetmeksizin zulmederlerdi. Bu ayet, evliliğe bir sınır getirirken asıl şartın "mutlak adalet" olduğunu beyan etmek üzere nazil olmuştur. Adalet sağlanamayacaksa tek eşliliğin farz olduğunu ihtar eder.
Az ve Öz Tefsir: Adalet, Allah Teâlâ'ın mizanıdır. Birden fazla eşi olup da rızık, sevgi gösterisi veya vakit ayırma hususunda birine zulmeden, aslında kendi bedenini ahirette bir azap nişanesiyle damgalatmış olur. Hadisteki "bir tarafı sarkık gelme" tasviri, dünyadaki adaletsizliğin ahiretteki fiziksel ve dehşet verici karşılığıdır. Bir eşi ihmal edip diğerine yönelmek, Allah’ın huzuruna "kul hakkı yemiş bir zalim" olarak çıkmaya yeterlidir. Evlilik hak gözetme makamıdır; bir tarafın kalbi kırık, diğer tarafın keyfi yerindeyse orada rahmet değil, sadece lanet vardır.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Ali (Hz.), Hazreti Fatıma (Hz.) annemiz vefat edene kadar ikinci bir evlilik yapmamıştır. Daha sonraki evliliklerinde ise adalet hususunda öylesine titizlenmiştir ki, abdest alırken kullandığı suyun miktarında bile hanımları arasında fark gözetmemeye çalışmıştır. Sahabe efendilerimiz biliyorlardı ki; dünyada bir eşin boynunu bükük bırakmak, ahirette Allah’ın huzurunda boynu bükük kalmaktır.
Kıssadan Hisse:
Adalet, sevginin de ibadetin de temelidir; adaletsiz bir evlilik zulüm yuvasıdır.
Eşler arasında ayırım yapmak, Allah’ın bir emanetini diğerinden üstün tutarak emanet sahibine isyan etmektir.
Dünyadaki her haksız meyil, ahirette korkunç bir eğrilik olarak bedende tecelli edecektir.
9. BÖLÜM: KADININ KOCASINA KARŞI NANKÖRLÜĞÜ VE ATEŞİN TASVİRİ
9. Ayet-i Kerime
وَقَرْنَ فِي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْأُولَىٰ
“Evlerinizde vakarla oturun. Önceki Cahiliye döneminde olduğu gibi açılıp saçılarak (süslenerek) dışarı çıkmayın.”
(Ahzâb Suresi, 33. Ayet)
9. Hadis-i Şerif
أُرِيتُ النَّارَ فَإِذَا أَكْثَرُ أَهْلِهَا النِّسَاءُ... يَكْفُرْنَ الْعَشِيرَ
“Bana cehennem gösterildi, çoğunluğunun kadınlar olduğunu gördüm. Çünkü onlar nankörlük ederler; kocalarına karşı nankörlük ederler. Birine ömür boyu iyilik etsen, sonra senden (hoşuna gitmeyen) bir şey görse 'Senden zaten hiç hayır görmedim ki' der.”
(Buhârî, Îmân 21)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Aile huzurunun ve kadının iffetinin korunması, aynı zamanda erkeğin harcadığı emeğin kadrinin bilinmesi için bu uyarılar gelmiştir. Kadının dışarıdaki cazibesini sadece eşine saklaması ve evindeki bereketi nankörlükle yok etmemesi gerektiğini beyan eder.
Az ve Öz Tefsir: Nankörlük, kalbi körelten ve cehennemi yaklaştıran bir hastalıktır. Hadisteki sarsıcı uyarı, kadının eşine karşı diliyle işlediği cinayetlere dikkat çeker. Yılların emeğini ve sevgisini bir çırpıda silip atan "Hiç hayır görmedim" sözü, erkeğin kalbinde açılan bir yara olduğu gibi, Allah katında da büyük bir vebaldir. Evlilikte şükür yoksa, bereket kaçar ve yerini huzursuzluğa bırakır. Kadının kocasına karşı diliyle eziyet etmesi, cennet yoluna kendi elleriyle barikat kurması demektir.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Esma binti Yezid (Hz.) bir gün hanımlar adına Hazreti Peygamberimiz Efendimiz'e (S.a.v.) gelip kadınların sorumluluklarını sordu. Efendimiz (S.a.v.) ona şöyle buyurdu: "Gittiğin kadınlara haber ver; kocasının hakkını gözetmek, onun rızasını aramak ve ona itaat etmek, sizin için erkeklerin yaptığı tüm büyük amellere denktir." Sahabe hanımları, eşlerinin evine getirdiği bir lokma ekmeği "Allah’ın bir lütfu" olarak görür ve dillerini nankörlükten korumak için azami gayret sarf ederlerdi.
Kıssadan Hisse:
Dilin şükrü, kalbin huzurudur; eşine teşekkür etmeyen Allah’a şükretmiş sayılmaz.
Nankörlük, yapılan binlerce iyiliği tek bir sözle yok eden manevi bir felakettir.
Evlilik; nimetleri paylaşma ve zorluklara birlikte sabredip kadir bilme makamıdır.
10. BÖLÜM: YATAKTA KÜSKÜNLÜK VE MELEKLERİN LANETİ
10. Ayet-i Kerime
نِسَٓاؤُكُمْ حَرْثٌ لَكُمْ فَاْتُوا حَرْثَكُمْ اَنّٰى شِئْتُمْ
“Kadınlarınız sizin tarlanızdır. Tarlanıza dilediğiniz gibi varın.”
(Bakara Suresi, 223. Ayet)
10. Hadis-i Şerif
إِذَا دَعَا الرَّجُلُ امْرَأَتَهُ إِلَى فِرَاشِهِ فَأَبَت فَبَاتَ غَضْبَانَ عَلَيْهَا لَعَنَتْهَا الْمَلَائِكَةُ حَتَّى تُصْبِحَ
“Bir erkek hanımını yatağına çağırır da kadın gelmez ve kocası ona dargın olarak gecelerse, melekler sabaha kadar o kadına lanet ederler.”
(Buhârî, Bed'ü'l-Halk 7; Müslim, Nikâh 122)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Medine'de Yahudilerin yanlış inanışlarına dayanarak eşler arasındaki yakınlığa getirilen asılsız kısıtlamaları kaldırmak ve eşler arasındaki en özel bağın Allah'ın helal kıldığı bir huzur alanı olduğunu tescillemek üzere nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Evlilikte yatak, sadece bedensel bir buluşma değil, nefsin harama kaymasını engelleyen ilahi bir kalkandır. Bir kadının, geçerli bir mazereti (hastalık vb.) olmaksızın kocasının meşru isteğini reddederek onu öfke ve haram tehlikesiyle baş başa bırakması, arşın muhafızları olan meleklerin gazabını celbeder. Lanet, Allah'ın rahmetinden uzaklaşmak demektir. Bu durum, eşlerin birbirlerini koruma görevine ihanet etmelerinin ne kadar ağır bir vebali olduğunu gösterir. Zira evlilik, bir iffet kalesidir; bu kalenin surlarını içinden yıkan, manevi bir yıkıma davetiye çıkarmış olur.
Sahabe Hayatından Kıssa: Sahabe hanımları, Hazreti Peygamberimiz Efendimiz (S.a.v.)’in bu sarsıcı uyarılarından sonra eşlerinin huzur macro mutluluğunu kendi uykularından ve rahatlarından önde tutmuşlardır. Onlar biliyorlardı ki; evde huzursuzlukla geçen bir gece, meleklerin rahmet kanatlarını o evden çekmesine sebep olur. Geceyi ibadetle geçirmek isteyen bir kadının bile, kocasının rızasını almadan nafile oruç tutması veya namaza durması yasaklanmıştır. Çünkü insan hakkı, nafile ibadetten önce gelir.
Kıssadan Hisse:
Eşlerin birbirlerine olan ilgisizliği, şeytanın o eve girmesi için en büyük kapıdır.
Meleklerin lanetine uğramış bir ruhun, kıldığı namazdan tat alması imkansızdır.
Evlilik, birbirinin iffetini haramdan koruma sözleşmesidir; bu sözü bozan vebal altındadır.
11. BÖLÜM: ERKEĞİN EŞİNE ŞIDDET UYGULAMASININ AHİRETTEKİ KARŞILIĞI
11. Ayet-i Kerime
وَاللّٰت۪ي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّۚ فَاِنْ اَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُوا عَلَيْهِنَّ سَب۪يلًاۜ
“Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarda yalnız bırakın ve (yine olmazsa) onları dövün (hafifçe, iz bırakmadan). Eğer size itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın.”
(Nisâ Suresi, 34. Ayet)
11. Hadis-i Şerif
لَا تَضْرِبُوا إِمَاءَ اللَّهِ
“Allah'ın kulu olan kadınları dövmeyin!”
(Ebû Dâvûd, Nikâh 42; İbn Mâce, Nikâh 51)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Bazı sahabilerin hanımlarına karşı sert davranması ve bunun sonucunda hanımların Hazreti Peygamberimiz Efendimiz (S.a.v.)’e gelerek şikayette bulunmaları üzerine, kadına yönelik şiddetin kesin bir dille sınırlandırılması ve son çare olarak zikredilen "darb"ın ise asla can yakıcı veya iz bırakıcı (misvakla dokunmak gibi) olamayacağının tespiti için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Ayetteki sıralama bir "şiddet izni" değil, öfkeyi dizginleme ve ıslah etme sürecidir. Önce sözle nasihat, sonra yatakta yalnız bırakarak manevi bir uyarı... Eğer bir erkek, eşine "köle döver gibi" vuruyorsa veya onun onurunu kıracak şekilde el kaldırıyorsa, o kişi Allah'ın kulu olan bir emanete hıyanet etmiştir. Hadisteki "Allah'ın kulları" vurgusu dehşet vericidir; dövdüğün kişi senin malın değil, doğrudan Alemlerin Rabbi'nin kuludur. Kuluna zulmedilen birinin sahibi ise Allah Teâlâ'dır. O el, ahirette hesabını veremeyeceği bir ateş parçasına dönüşecektir.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Peygamberimiz Efendimiz (S.a.v.) hayatı boyunca ne bir hizmetçisine, ne de bir hanımına asla el kaldırmamıştır. Hazreti Aişe validemiz şöyle buyurur: "Resulullah (S.a.v.) Allah yolunda cihad hariç, eliyle hiçbir şeye vurmamıştır." Sahabe efendilerimiz bu ahlakı gördükten sonra, hanımlarına karşı o kadar nazikleşmişlerdir ki; eşine kötü bir söz söyleyen sahabi, kefaret olarak köle azat edecek kadar büyük bir pişmanlık duyardı.
Kıssadan Hisse:
Güçlü olan, karısını döven değil; öfke anında nefsine hakim olandır.
Kadına el kaldıranın duası arşa ulaşmaz, zira mazlumun ahı arşı titretir.
"En hayırlınız eşine en iyi davranandır" hadisi, müminin gerçek kimlik kartıdır.
12. BÖLÜM: EŞİNİ BAŞKALARIYLA KIYASLAYIP RENCİDE ETMENİN VEBALİ
12. Ayet-i Kerime
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ عَسَىٰ أَنْ يَكُونُوا خَيْرًا مِنْهُمْ
Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin; belkî onlar kendilerinden daha iyidirler.
(Hucurât Suresi, 11. Ayet)
12. Hadis-i Şerif
لَيْسَ مِنَّا مَنْ خَبَّبَ امْرَأَةً عَلَى زَوْجِهَا
“Bir kadını kocasından soğutan/aramızı bozan bizden değildir.”
(Ebû Dâvûd, Edeb 120)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: İnsanların birbirlerinin kusurlarıyla alay etmeleri ve başkalarını hor görerek kendi eşlerini veya yakınlarını rencide etmeleri üzerine, toplumsal barışın ve aile huzurunun korunması gayesiyle nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Bir erkeğin eşini başkalarının hanımlarıyla kıyaslayarak onu küçük düşürmesi, onda olmayan özellikleri yüzüne vurarak kalbini kırması bir tür manevi zulümdür. Ayetteki "alay etmeyin" emri, aile içinde daha da şiddetli bir mecburiyettir. Eşini başkasına özenecek hale getirmek veya onu "sen şöylesin, başkası böyle" diyerek aşağılamak, o kadının ruhunda tedavisi imkansız yaralar açar. Hadis-i şerifin dehşetine bakınız; bir kadının gönlünü kocasından soğutmak "bizden değildir" uyarısıyla karşılanmıştır. Bu, bir mümin için manevi ölüm demektir.
Sahabe Hayatından Kıssa: Bir gün Hazreti Ayşe (Hz.) validemiz, Hazreti Safiye (Hz.) validemiz hakkında boyunun kısalığına ima ederek bir söz söylemişti. Hazreti Peygamberimiz Efendimiz (S.a.v.) derhal müdahale ederek şöyle buyurdu: "Öyle bir söz söyledin ki, eğer o söz denize karışsaydı denizin suyunu bile bozardı (kokuturdu)." Sahabe efendilerimiz, eşlerinin en küçük bir fiziksel veya karakter kusurunu bile dile getirmekten, onları başkalarıyla kıyaslamaktan aslandan kaçar gibi kaçarlardı.
Kıssadan Hisse:
Eşinin kusurunu yüzüne vuran, aslında kendi ahlakının kusurunu ilan etmektedir.
Kıyaslamak, sevginin katili; aşağılamak ise imanın zayıflığıdır.
Kalp kırmak Kabe'yi yıkmak gibidir; en yakınındaki kalbi kıranın haccı da, namazı da tehlikededir.
13. BÖLÜM: AİLE İÇİNDE ADALET VE AKRABA KAYIRMANIN VEBALİ
13. Ayet-i Kerime
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاءَ لِلَّهِ وَلَوْ عَلَىٰ أَنْفُسِكُمْ أَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالْأَقْرَبِينَ
Ey iman edenler! Öz benliğiniz, anne babanız ve yakınlarınız aleyhine de olsa, Allah için şahitlik ederek adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun.
(Nisâ Suresi, 135. Ayet)
13. Hadis-i Şerif
إِنَّ اللَّهَ سَائِلٌ كُلَّ رَاعٍ عَمَّا اسْتَرْعَاهُ أَحَفِظَ أَمْ ضَيَّعَ
“Şüphesiz Allah, her yöneticiye yönettiği şeylerden; onları korudu mu yoksa zayi mi etti diye soracaktır. Hatta kişiye ailesi hakkında bile soru soracaktır.”
(Nesâî, İşretü'n-Nisâ 1)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Yakınlık bağlarının adaletin önüne geçmesi, kişinin ailesine veya akrabalarına olan meyli sebebiyle eşinin hakkını yeme tehlikesi üzerine nazil olmuştur. Hakkın, her türlü kan ve akrabalık bağından daha üstün olduğunu tescil eder.
Az ve Öz Tefsir: Erkek ailenin reisidir; ancak bu reislik bir tahakküm değil, mutlak adalet makamıdır. Bir erkeğin, sırf kendi annesi veya babası istedi diye eşine haksızlık etmesi, onu ezdirmesi veya haklı olduğu bir meselede onu korumamaması doğrudan kul hakkıdır ve zulümdür. Ayet-i kerime, adaletin "yakınlar aleyhine bile olsa" tesis edilmesini emreder. Hadis-i şerifin dehşeti ise şuradadır: Allah Teâlâ kişiyi sadece toplumdaki görevlerinden değil, evindeki sessiz mazlumdan da hesaba çekecektir. Eşini yardımsız ve korumasız bırakan erkek, emaneti zayi etmiş bir "çoban" olarak haşrolacaktır.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Ömer (Hz.) halifeliği döneminde kendi ailesinden biri bir hata yapsa, onlara herkesten daha ağır ceza verilmesini emrederdi. "İnsanlar sizi Ömer'in yakını diye izlerler; eğer siz hata yaparsanız onlar da cesaret bulur" derdi. Evinde de bu hassasiyeti korur; eşinin haklarını, kendi akrabalık bağlarının üzerinde tutar, adaletten bir milim sapmaktan dehşetle korkardı. Çünkü o, mazlumun ahının arşı titrettiğini biliyordu.
Kıssadan Hisse:
Adalet evde başlar; evde adalet yoksa o haneye rahmet değil, azap iner.
Eşini ailesine karşı haksız yere ezdiren erkek, Allah'ın emanetine sırt çevirmiştir.
Allah'ın sorduğu "Korumu mu, yoksa zayi mi etti?" sorusuna verilecek en acı cevap, mahzun bırakılmış bir eştir.
14. BÖLÜM: HARAM KAZANÇLA AİLEYİ BESLEMENİN ATEŞTEN KARŞILIĞI
14. Ayet-i Kerime
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنْفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ
Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.
(Tahrîm Suresi, 6. Ayet)
14. Hadis-i Şerif
لَا يَرْبُو لَحْمٌ نَبَتَ مِنْ سُحْتٍ إِلَّا كَانَتِ النَّارُ أَوْلَى بِهِ
“Haramla beslenerek büyüyen hiçbir et yoktur ki, ateş ona (diğer yerlerden) daha layık olmasın.”
(Tirmizî, Cum'a 79)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Müminlerin sadece kendilerinden sorumlu olmadıklarını, aile fertlerinin ahiret hayatından da birinci derecede mesul olduklarını ihtar etmek üzere nazil olmuştur. Bir babanın veya eşin, ailesine karşı en büyük vazifesinin onları ebedi azaptan sakındırmak olduğunu beyan eder.
Az ve Öz Tefsir: Aileyi ateşten korumak, sadece onlara nasihat etmek değildir; aynı zamanda onların boğazından tek bir haram lokma geçirmemektir. Bir erkek, dışarıda haksız kazanç elde edip, faiz, rüşvet veya kul hakkıyla kazandığı parayı eşine ve çocuklarına yediriyorsa, aslında onların karnına bizzat ateş dolduruyor demektir. Hadisteki ifade sarsıcıdır: Haramla büyüyen beden, ateşin yakıtıdır. Eşinin geçimini sağlamak sevaptır ancak bunu haram yolla yapmak, kaş yaparken göz çıkarmak, aileyi ebedi felakete sürüklemektir.
Sahabe Hayatından Kıssa: Sahabe hanımları, eşleri sabah işe çıkarken onları kapıda durdurur ve şöyle tembih ederlerdi: "Allah'tan kork, bize haram lokma getirme! Biz dünyada açlığa sabrederiz ama ahirette cehennem ateşine sabredemeyiz." Onlar, rızkın azına ama helaline razı olmanın, ebedi selametin anahtarı olduğunu çok iyi kavramışlardı. Bir dirhem haramın, kırk günlük ibadeti perdelediğini biliyorlardı.
Kıssadan Hisse:
En büyük sevgi, eşini ve çocuklarını haram lokmadan koruyarak onları cehennemden uzak tutmaktır.
Haramla kurulan yuvanın bereketi olmaz, sonu ise hüsrandır.
Evde adalet ve helal rızık yoksa, orada huzur aramak beyhudedir.
15. BÖLÜM: BOŞANMA ESNASINDA YAPILAN ZULÜM VE ALLAH'IN HUDUDU
15. Ayet-i Kerime
تِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ فَلَا تَعْتَدُوهَا ۚ وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللَّهِ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
“Bunlar Allah'ın sınırlarıdır, sakın onları aşmayın. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.”
(Bakara Suresi, 229. Ayet)
15. Hadis-i Şerif
أَبْغَضُ الْحَلَالِ إِلَى اللَّهِ الطَّلَاقُ
“Allah katında helal olan şeylerin en sevimsizi/en nefret edileni boşanmadır.”
(Ebû Dâvûd, Talâk 3)
Sıhhat Derecesi: Sahih/Hasen
Nüzul Sebebi: Erkeklerin eşlerini boşarken onlara verdikleri mehirleri geri almaya çalışmaları, onları mağdur etmeleri veya "ne evli ne bekar" bırakarak askıda tutmaları gibi cahiliye adetlerini yıkmak üzere nazil olmuştur. Boşanmanın da bir ahlakı ve hukuku olduğunu tescil eder.
Az ve Öz Tefsir: Evlilik biterken asıl karakter ortaya çıkar. Bir erkeğin, ayrılmak üzere olduğu eşini rencide etmesi, ona maddi zorluk çıkarması veya çocukları üzerinden intikam almaya çalışması Allah'ın sınırlarını (hududullah) çiğnemektir. Ayet, bu sınırları aşanları "zalimlerin ta kendisi" olarak damgalar. Boşanma helaldir ama bu helalin içinde nefret, zulüm ve haksızlık varsa Allah'ın gazabı o kişinin üzerinedir. Birleşirken "Allah'ın emaneti" diye alınan, ayrılırken de "iyilikle ve güzellikle" (ihsanla) serbest bırakılmalıdır.
Sahabe Hayatından Kıssa: Sahabeden biri eşini boşamak zorunda kaldığında, ona her zamankinden daha fazla maddi destek vermiş ve "Ayrılıyoruz diye ona verdiğim değerden ve hukuktan vazgeçecek değilim" demiştir. Sahabe toplumunda ayrılık, bir düşmanlığa değil, bir hukuk devrine dönüşürdü. Onlar için Allah'ın koyduğu sınırlar, kişisel öfkelerinden her zaman daha kutsaldı.
Kıssadan Hisse:
Boşanırken eşine zulmeden, Allah'a isyan etmiş sayılır.
İyilikle birleşmek nasıl sünnetse, iyilikle ayrılmak da öyle bir borçtur.
Evlilik makamı "hak arama" değil, her şartta "hak teslim etme" makamıdır.
16. BÖLÜM: EŞLER ARASINDAKİ KÜÇÜK GÖRME VE KİBİR FACİASI
16. Ayet-i Kerime
وَلَا تَمْشِ فِي الْأَرْضِ مَرَحًا ۖ إِنَّكَ لَنْ تَخْرِقَ الْأَرْضَ وَلَنْ تَبْلُغَ الْجِبَالَ طُولًا
“Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne de boyca dağlara erişebilirsin.”
(İsrâ Suresi, 37. Ayet)
16. Hadis-i Şerif
لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ مِنْ كِبْرٍ
“Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez.”
(Müslim, Îmân 147)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: İnsanın kendi varlığını, soyunu, malını veya bilgisini üstün görerek başkalarını, özellikle de en yakınındakileri hor görmesi üzerine nazil olmuştur. Bu ayet, insanın acziyetini hatırlatarak kibrin her türlüsünü yasaklar.
Az ve Öz Tefsir: Kibir, iblisi cennetten eden illettir. Bir erkeğin veya kadının, eşini eğitiminden, ailesinden veya maddi durumundan dolayı küçük görmesi, ona yukarıdan bakması doğrudan kalpteki kibir zerrelerini gösterir. Hadis-i şerifin dehşeti ortadadır; "zerre kadar" kibir, cennet kapılarının kapanması demektir. Eşini aşağılayan, aslında Allah’ın yarattığı bir sanatı ve O’nun takdir ettiği bir rızkı beğenmiyor demektir. Evlilikte "ben" diyen, huzuru kaybeder; "biz" diyebilen ise rahmete erer.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Fatıma (Hz.) ve Hazreti Ali (Hz.) ev işlerini kendi aralarında bölüşürlerdi. Hazreti Ali (Hz.) hiçbir zaman "Ben dışarıda cihad ediyorum, sen evde hizmetçisin" gibi bir kibre kapılmamış; bilakis eve geldiğinde un öğüten hanımına yardım etmiştir. Sahabe efendilerimiz, eşlerine karşı kibrin imanı kemireceğini bilir, onlara en büyük komutanlara gösterdikleri saygıdan daha zarif bir saygı gösterirlerdi.
Kıssadan Hisse:
Eşini küçük gören, aslında kendi küçüklüğünü ilan eder.
Kibirli bir eşin duası semaya yükselmez, çünkü tevazu rahmetin anahtarıdır.
Evlilik makamı, kibrin gömüldüğü ve tevazunun yeşerdiği bir terbiye ocağıdır.
17. BÖLÜM: AİLEDE HAYASIZLIK VE GÖZ ZİNASININ TAHRİBATI
17. Ayet-i Kerime
قُلْ لِلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِم وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ۚ ذَٰلِكَ أَزْكَىٰ لهمْ
“Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Bu onlar için daha arındırıcıdır.”
(Nûr Suresi, 30. Ayet)
17. Hadis-i Şerif
الْعَيْنَانِ زِنَاهُمَا النَّظَرُ... وَالْقَلْبُ يَهْوَى وَيَتَمَنَّى وَيُصَدِّقُ ذَلِكَ الْفَرْجُ أَوْ يُكَذِّبُهُ
“Gözlerin zinası bakmaktır... Kalp ise arzu eder ve temenni eder. Uzuvlar ise bunu ya gerçekleştirir ya da yalanlar.”
(Buhârî, İsti'zân 12; Müslim, Kader 20)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Müslümanların toplum içinde ve özel hayatlarında iffetlerini korumaları, harama bakarak helalleri olan eşlerine karşı soğumamaları ve aile bağlarını manevi kirlerden arındırmaları için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Göz, kalbe açılan bir penceredir. Bir erkeğin veya kadının, helali varken harama göz dikmesi, sosyal mecralarda veya sokakta harama bakması, evindeki huzurun köküne kibrit suyu dökmektir. Hadis-i şerifteki "göz zinası" ifadesi dehşet vericidir. Harama bakan göz, helalinden lezzet alamaz hale gelir. Eşine olan sadakat, sadece bedenle değil, gözle ve kalple de olur. Gözünü haramdan sakınmayan, emanete gözüyle ihanet etmiş sayılır.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Ali (Hz.) bir gün sokakta gözü bir kadına takıldığında derhal başını çevirmiştir. "Ya Ali, ilk bakış senin lehinedir (kasıtsızdır) ama ikincisi senin aleyhinedir" denilmiştir. Sahabe efendilerimiz, eşlerine olan sevgi ve sadakatlerini korumak için bakışlarını yere indirmeyi bir iman borcu bilirlerdi. Onlar için en güzel suret, Allah'ın kendilerine helal kıldığı eşlerinin suretiydi.
Kıssadan Hisse:
Harama bakan, evindeki helal rızkın bereketini ve lezzetini kaybeder.
İffet, sadece kadının değil, erkeğin de en büyük süsüdür.
Evlilik kalesi, haram bakışlarla delinen bir zırh gibidir; bakışlar korunmazsa kale düşer.
18. BÖLÜM: EŞİNİ İBADETLERDEN ALIKOYMANIN VEBALİ
18. Ayet-i Kerime
وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِالصَّلَاةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا
“Ailene namazı emret ve kendin de ona sabırla devam et.”
(Tâhâ Suresi, 132. Ayet)
18. Hadis-i Şerif
رَحِمَ اللَّهَ رَجُلًا قَامَ مِنَ اللَّيْلِ فَصَلَّى وَأَيْقَظَ امْرَأَتَهُ
“Geceleyin kalkıp namaz kılan ve hanımını da uyandıran, (uyanmazsa) yüzüne su serpen erkeğe Allah rahmet etsin!”
(Ebû Dâvûd, Teheccüd 13)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Aile reisinin sorumluluğunun sadece rızık getirmek olmadığını, asıl görevin aileyi ebedi saadete hazırlamak olduğunu beyan etmek üzere nazil olmuştur. Dünya meşgalesi içinde ahiretin unutulmaması için bir ihtar niteliğindedir.
Az ve Öz Tefsir: Bir eşin diğerine yapabileceği en büyük kötülük, onu ibadetlerinden geri bırakmak veya günaha teşvik etmektir. Bir kocanın karısının namazına, örtüsüne veya dini öğrenmesine engel olması doğrudan Allah'a isyandır. Ayetteki "sabırla devam et" emri, ailenin manevi inşasının zorlu ama zorunlu bir süreç olduğunu anlatır. Hadisteki "yüzüne su serpme" tasviri, eşlerin birbirini cennete taşıma çabasının ne kadar zarif ve elzem olduğunu gösterir. Birbirini namaza kaldırmayan, birbirini ateşe terk etmiş demektir.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Ebu'd-Derda (Hz.) ile hanımı Hazreti Ümmü'd-Derda (Hz.) gece namazına birbirlerini teşvik eder, evlerinde bir köşeyi mescid edinirlerdi. Bir gün Hazreti Ümmü'd-Derda (Hz.) eşi hakkında şöyle demiştir: "O beni her zaman Allah'a bir adım daha yaklaştırdı." Sahabe eşleri için gerçek sevgi, birbirlerinin dünyasını değil, ahiretini mamur etmekti.
Kıssadan Hisse:
Eşler birbirinin sadece dünya yoldaşı değil, ebediyet yoldaşıdır.
Birbirini namaza kaldırmayan eşler, en büyük iyiliği birbirlerinden esirgemiş olurlar.
Evlilik; birlikte rükuya eğilmek, birlikte secdeye varmak ve birlikte cennete yürümek için kurulmuş bir köprüdür.
19. BÖLÜM: DIŞARIDA NAZİK EVDE KABA OLMANIN MÜNAFIKLIK VEBALİ
19. Ayet-i Kerime
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ
Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?
(Saff Suresi, 2. Ayet)
19. Hadis-i Şerif
إِنَّ شَرَّ النَّاسِ مَنْزِلَةً عِنْدَ اللَّهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مَنْ تَرَكَهُ النَّاسُ اتِّقَاءَ شَرِّهِ
“Kıyamet gününde Allah katında makamı en kötü olan insan, şerrinden (korkulduğu ve çekinildiği) için insanların kendisini terk ettiği kimsedir.”
(Buhârî, Edeb 38; Müslim, Birr 73)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Özü sözü bir olmayan, toplum içinde dürüst ve nazik görünüp yalnız kaldığında veya gücü yettiği kimselere karşı zalimleşen kişilerin maskesini düşürmek üzere nazil olmuştur. İmanın sadece dilde değil, davranışın en kuytu köşesinde bile aynı olması gerektiğini ihtar eder.
Az ve Öz Tefsir: Bir erkeğin dışarıda arkadaşlarına, iş ortaklarına veya yabancılara karşı "beyefendi" ve "nazik" davranıp, evine girdiğinde aslan kesilmesi, eşine ve çocuklarına dünyayı dar etmesi korkunç bir karakter bölünmesidir. Ayet-i kerime, dışarıdaki sözleri ile evdeki eylemleri birbirini tutmayanları ağır bir dille kınar. Hadisteki uyarı ise dehşet vericidir: Eğer eşiniz sizin öfkenizden, kırıcılığınızdan veya hakaretinizden korktuğu için size sessiz kalıyor veya sizden uzaklaşıyorsa, Allah katında en şerli insan konumundasınız demektir. Gerçek mümin, en yakınındakinin yanında en güvenilir olandır.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Ayşe (Hz.) validemize Hazreti Peygamberimiz Efendimiz’in (S.a.v.) evdeki hali sorulduğunda: "O, ev halkının işine yardım eder, kendi söküğünü diker ve güler yüzlü davranırdı" demiştir. Sahabe efendilerimiz, dışarıdaki heybetlerini ev kapısında bırakır, içeriye "merhamet" olarak girerlerdi. Onlar biliyorlardı ki; evdeki bir mazlumun sessizce döktüğü gözyaşı, dışarıdaki binlerce insanın takdirinden daha ağırdır.
Kıssadan Hisse:
Kişinin gerçek ahlakı, kimsenin görmediği ev duvarları arasında belli olur.
Eşinin korkuyla itaat etmesini "erkeklik" sanan, aslında Allah'ın gazabını davet etmektedir.
Evde huzur vermeyene, ahirette genişlik verilmez.
20. BÖLÜM: EŞLERİN BİRBİRİNİ CAHİLLİĞE VE GÜNAHA SÜRÜKLEMESİ
20. Ayet-i Kerime
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْواجِكُمْ وَأَوْلادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ
Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır; onlardan sakının.
(Tegâbun Suresi, 14. Ayet)
20. Hadis-i Şerif
لَا طَاعَةَ لِمَخْلُوقٍ فِي مَعْصِيَةِ الْخَالِقِ
“Yaratana isyan olan yerde, yaratılana (eşe, amire, anne-babaya) itaat yoktur.”
(Müsned-i Ahmed; Taberânî)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Mekke’den Medine’ye hicret etmek isteyen bazı Müslümanların, eşleri ve çocuklarının "Bizi burada kime bırakıyorsun?" diyerek ağlayıp onları dinlerinden ve hicret sevabından alıkoymaya çalışmaları üzerine nazil olmuştur. Sevgiyi günaha alet etmenin tehlikesini beyan eder.
Az ve Öz Tefsir: Ayetteki "düşman" ifadesi, eşlerin birbirini kasten öldürmesi değil; birinin diğerini Allah yolundan çevirmesi, harama teşvik etmesi veya ibadetlerine engel olmasıdır. Eğer bir eş, diğerini daha lüks yaşamak için haram kazanca zorluyor ya da tesettürden, namazdan, ilimden uzaklaştırıyorsa, o eş en büyük düşmandır. Hadis-i şerif kesin sınırı çizer: Eşin rızası, Allah'ın rızasının önüne geçemez. Eşine hoş görünmek için Allah'a isyan eden, hem dünyada huzursuz olur hem de ahirette o sevdiği eşiyle birbirine düşman olarak haşrolur.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Ümmü Süleym (Hz.), kendisiyle evlenmek isteyen Ebu Talha’ya (o zaman henüz müşrikti) şu sarsıcı cevabı vermiştir: "Senin gibi biri reddedilmez ama sen kafirsin, ben ise Müslümanım. Eğer Müslüman olursan mehirsiz seninle evlenirim." O, eş sevgisini değil, Allah sevgisini merkeze almış ve kocasının hidayetine vesile olmuştur. İşte gerçek eş, ahiret yolunda engel değil, destek olandır.
Kıssadan Hisse:
Seni Allah'tan uzaklaştıran her sevgi, aslında sana düşmandır.
Eşler birbirini cehennemden korumakla mükelleftir; birbirini günaha itmek emanete hıyanettir.
Hakiki sevgi, eşini günahın dehşetinden sakınmaktır.
21. BÖLÜM: EVLİLİKTE SABIRSIZLIK VE ŞİKÂYETİN MANEVİ YIKIMI
21. Ayet-i Kerime
وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةً أَتَصْبِرُونَ ۗ وَكَانَ رَبُّكَ بَصِيرًا
“Biz sizin bir kısmınızı diğer bir kısmınız için imtihan (fitne) kıldık. Bakalım sabredecek misiniz? Rabbin her şeyi hakkıyla görendir.”
(Furkân Suresi, 20. Ayet)
21. Hadis-i Şerif
أَعْظَمُ النِّسَاءِ بَرَكَةً أَيْسَرُهُنَّ مَئُونَةً
“Kadınların bereket yönünden en hayırlısı, külfeti (geçimi ve istekleri) en az ve kolay olanıdır.”
(Müsned-i Ahmed; Hâkim)
Sıhhat Derecesi: Sahih/Hasen
Nüzul Sebebi: İnsanların birbirleriyle olan ilişkilerinde karşılaştıkları zorlukların tesadüf olmadığını, aksine birer imtihan vesilesi olduğunu hatırlatmak; sabır ve şükür dengesini kuramayanların ebedi saadeti kaybedebileceğini beyan etmek üzere nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Eşler birbirinin cenneti olabileceği gibi, aynı zamanda en çetin imtihanıdır. Bir erkeğin eşinin zor huyuna, bir kadının ise kocasının darlığına sabretmesi, Allah katında yüce makamlar kazandırır. Ancak sürekli şikayet etmek, elindeki nimetleri görmeyip hep daha fazlasını istemek ve eşini başkalarına kötülemek, o evin bereketini kökten kazır. Hadis-i şerif, sade ve kolay olanın rahmete daha yakın olduğunu vurgular. Sabırsızlık gösteren ve sürekli huzursuzluk çıkaran bir eş, aslında Allah’ın taksimine razı olmayarak manevi bir isyanın içine düşmüştür.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Ümmü Süleym (Hz.)'in oğlu vefat ettiğinde, kocası Hazreti Ebu Talha (Hz.) eve gelene kadar acısını içine gömmüş, kocasının huzurunu bozmamak için ona en güzel şekilde ikramda bulunmuştur. Durumu sabah büyük bir metanetle haber verdiğinde, Hazreti Peygamberimiz Efendimiz (S.a.v.) onların o gecesine bereket duası etmiştir. Sahabe hanımları, sabrın ve rızanın evdeki ateşi söndüren ilahi bir su olduğunu biliyorlardı.
Kıssadan Hisse:
Sabır, eşler arasındaki en güçlü bağdır; sabrın bittiği yerde şeytan hükmetmeye başlar.
Eşinin bir kusuruna sabretmek, bin gece nafile namaz kılmaktan daha ağır bir terazi kefesidir.
Evlilikte şikayeti azaltıp şükrü çoğaltan, Allah’ın özel himayesine girer.
22. BÖLÜM: AİLEDE HAYASIZLIĞA GÖZ YUMMANIN (DEYYUSLUĞUN) DEHŞETİ
22. Ayet-i Kerime
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنْفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ
Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.
(Tahrîm Suresi, 6. Ayet)
22. Hadis-i Şerif
ثَلَاثَةٌ قَدْ حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِمُ الْجَنَّةَ مُدْمِنُ الْخَمْرِ وَالْعَاقُّ وَالدَّيُّوثُ الَّذِي يُقِرُّ فِي أَهْلِهِ الْخَبَثَ
“Üç kişi vardır ki Allah onlara cenneti haram kılmıştır: İçki müptelası, anne babasına asi olan ve ailesindeki hayasızlığa/çirkinliğe göz yuman deyyus.”
(Müsned-i Ahmed, 2/69)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Müslüman bir erkeğin sadece rızık temin etmekle mükellef olmadığını, aynı zamanda ailesinin iffetini ve manevi onurunu korumak zorunda olduğunu beyan etmek; modern veya cahiliye usulü "geniş mezhepliliği" kökten yasaklamak üzere nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Bir erkeğin; eşinin veya kızının harama bulaşmasına, iffet sınırlarını çiğnemesine, yabancı erkeklerle gayrimeşru münasebet kurmasına veya tesettürsüzlüğüne sessiz kalması, "çağdaşlık" değil, manevi bir felakettir. Hadis-i şeriflerin dehşeti sarsıcıdır: Cennetin haram kılınması! Deyyusluk, kıskançlık damarının ölmesidir. Allah katında kıskançlık (namus gayreti) imandandır. Ailesinin günahına zemin hazırlayan veya buna karşı hiçbir tepki göstermeyen erkek, ahirette o günahların baş sorumlusu olarak ateşin yakıtı olacaktır.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Sa'd b. Ubâde (Hz.) şöyle demiştir: "Eğer bir adamı hanımımın yanında görseydim, kılıcımın keskin tarafıyla onu vururdum." Hazreti Peygamberimiz Efendimiz (S.a.v.) bu söz üzerine sahabeye dönerek: "Sa'd'ın gayretine (namus kıskançlığına) şaşıyor musunuz? Ben ondan daha gayretliyim (kıskancım), Allah da benden daha gayretlidir" buyurmuştur. Sahabe efendilerimiz, eşlerini namahrem bakışlardan korumayı canlarını korumaktan evla görürlerdi.
Kıssadan Hisse:
Namus gayreti olmayan erkeğin imanı yaralıdır; ailesini korumayan ahirette korunmaz.
Eşinin günahına sessiz kalan, o günaha bizzat ortak olmuş sayılır.
Evde iffet perdesi yırtılmışsa, o evde rahmet değil, ancak gazap biririkir.
23. BÖLÜM: KADININ KOCASINA KARŞI DİLİNİN DEHŞETİ VE EZİYETİ
23. Ayet-i Kerime
وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِغَيْرِ مَا اکْتَسَبُوا فَقَدِ احْتَمَلُوا بُهْتَانًا وَإِثْمًا مُبِينًا
“Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, işlemedikleri bir kusurdan dolayı eziyet edenler, şüphesiz büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.”
(Ahzâb Suresi, 58. Ayet)
23. Hadis-i Şerif
لَا تُؤْذِي امْرَأَةٌ زَوْجَهَا فِي الدُّنْيَا إِلَّا قَالَتْ زَوْجَتُهُ مِنَ الْحُورِ الْعِينِ لَا تُؤْذِيهِ قَاتَلَكِ اللَّهُ
“Bir kadın dünyada kocasına eziyet ederse, (o erkeğin) cennetteki hurisi şöyle der: 'Ona eziyet etme, Allah seni kahretsin! O senin yanında bir yolcudur, yakında senden ayrılıp bize gelecektir!”
(Tirmizî, Radâ 19)
Sıhhat Derecesi: Sahih/Hasen
Nüzul Sebebi: Aile içinde dille yapılan eziyetlerin, sürekli şikayetlerin ve haksız çıkışların mümin bir erkeğin şevkini kırması, huzurunu kaçırması ve evliliğin bir azaba dönüşmesi üzerine; bu durumun semavi alemlerde bile yankı bulduğunu ihtar etmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Kadının kocasına karşı diliyle eziyet etmesi, onu sürekli aşağılaması, yaptığı iyilikleri başına kakması veya hakaret etmesi, sadece dünya huzurunu bozmaz; arştaki meleklerin ve cennet ehlinin bedduasını çeker. Hadisteki "Allah seni kahretsin" ifadesi bir kadının duyabileceği en sarsıcı uyarılardan biridir. Bir erkeğin helal rızık için çabalamasına karşılık evde huzursuzluk ve dil yarası bulması, o kadının ibadetlerinin sevabını yer bitirir. Dilin açtığı yara, kılıç yarasından daha derin bir cehennem çukuru kazabilir.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Peygamberimiz Efendimiz (S.a.v.) bir gün bir hanım sahabeye: "Kocanla aran nasıl?" diye sordu. Kadın: "Gücümün yettiği her şeyi yapıyorum" dedi. Efendimiz (S.a.v.) buyurdu ki: "Dikkat et! Çünkü o senin ya cennetindir ya da cehennemindir." Sahabe hanımları, eşlerine bir "efendi" hürmetiyle değil, "Allah’ın bir emaneti ve cennet anahtarı" nazarıyla bakarlar, dillerini birer merhem gibi kullanırlardı.
Kıssadan Hisse:
Kocasına diliyle cehennemi yaşatan kadın, cennet kokusunu alamaz.
Eşler birbirinin "libası" (elbisesi) ise; dil, o elbiseyi kirleten değil, temizleyen olmalıdır.
Dünyada eşine huzur veren, ahirette huzura erdirilir.
24. BÖLÜM: İZİNSİZ HARCAMA VE MÜSRİFLİĞİN VEBALİ
24. Ayet-i Kerime
وَآتِ ذَا الْقُرْبَىٰ حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَلَا تُبَذِّرْ تَبْذِيرًا ۞ إِنَّ الْمُبَذِّرِينَ كَانُوا إِخْوَانَ الشَّيَاطِينِ
“Akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver; fakat malını saçıp savurma. Çünkü saçıp savuranlar (müsrifler) şeytanların kardeşleridir.”
(İsrâ Suresi, 26-27. Ayetler)
24. Hadis-i Şerif
لَا تُنْفِقِ الْمَرْأَةُ شَيْئًا مِنْ بَيْتِ زَوْجِهَا إِلَّا بِإِذْنِ زَوْجِهَا
“Bir kadın, kocasının izni olmadan onun evinden (malından) hiçbir şeyi harcamasın!”
(Tirmizî, Zekât 34; Ebû Dâvûd, Zekât 44)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Aile ekonomisinin sarsılmasına yol açan gereksiz harcamaların, eşler arasında güven bunalımına neden olması ve erkeğin alın teriyle kazandığı malın kadının israfı veya izinsiz tasarrufuyla zayi edilmesi üzerine nazil olmuştur. Emanetin sadece can ve iffet değil, malı da kapsadığını beyan eder.
Az ve Öz Tefsir: Erkek, evin rızık mükellefidir; kadın ise o rızkın ev içindeki muhafızıdır. Bir kadının, kocasının rızası dışında veya onun kazancını aşacak şekilde müsrifçe harcama yapması, moda ve gösteriş uğruna aile bütçesini sarsması "şeytan kardeşliği" olarak nitelenmiştir. İsraf, bir nankörlük şubesidir. Kocasının emeğini hoyratça savuran, aslında kocasının hakkına girmekte ve o malın ahiretteki hesabını veremeyecek bir yükün altına girmektedir. Evlilikte mal güveni yoksa, kalbi güven de sarsılır.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Ayşe (Hz.) validemiz, bir keresinde evdeki bir malı tasadduk etmek istediğinde Hazreti Peygamberimiz Efendimiz (S.a.v.)’in bu konudaki genel iznini bildiği halde yine de hassasiyet göstermiştir. Sahabe hanımları, kocalarının malını "beytullahın malı" gibi kutsal sayar, bir dirhem harcarken bile "Efendim buna razı olur mu?" diye düşünürlerdi. Onlar biliyorlardı ki; izinsiz giden malın bereketi olmaz.
Kıssadan Hisse:
Malın sahibi Allah Teâlâ, emanetçisi erkek, koruyucusu kadındır; koruyucu ihanet ederse nizam bozulur.
Müsrif eş, evin bereketini kurutan bir kuraklık gibidir.
Helalinden kazanılanı haram yollarla (israf) tüketmek, Allah'a karşı nankörlüktür.
25. BÖLÜM: EŞİNİ TERK EDİP YALNIZLIĞA MAHKUM ETMENİN VEBALİ
25. Ayet-i Kerime
وَلَا تَم۪يلُوا كُلَّ الْمَيْلِ فَتَذَرُوهَا كَالْمُعَلَّقَةِۜ
“Bir tarafa tamamen meyledip de diğerini askıda kalmış (ne evli ne bekar) gibi bırakmayın.”
(Nisâ Suresi, 129. Ayet)
25. Hadis-i Şerif
إِنَّ لِزَوْجِكَ عَلَيْكَ حَقًّا
“Şüphesiz eşinin senin üzerinde hakkı vardır (Onu ihmal edemezsin)!”
(Buhârî, Savm 55; Müslim, Sıyâm 182)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Bazı erkeklerin, eşlerine karşı soğukluk hissettiklerinde onları boşamayıp aynı zamanda eşlik vazifelerini de yerine getirmeyerek kadını manevi bir hapse mahkum etmeleri üzerine nazil olmuştur. Bu durumun kadına yapılan en büyük ruhsal zulümlerden biri olduğunu tescil eder.
Az ve Öz Tefsir: Bir kadını "askıda bırakmak", onu diri diri mezara gömmek gibidir. Erkeğin eşiyle konuşmaması, yatağını uzun süre ayırması veya onu evde yok sayarak dışarıdaki hayatına odaklanması, Allah’ın koyduğu evlilik hukukunu ayaklar altına almaktır. Ayetteki "muallaka" (askıda kalmış) ifadesi, kadının hem hukukunun gasp edildiğini hem de duygularının paramparça olduğunu anlatır. Hadis-i şerifteki ihtar ise ibadet bahanesiyle bile olsa eşin ihmal edilemeyeceğini vurgular. Eşini ihmal eden, aslında Allah'ın ona verdiği en büyük emaneti zayi etmiştir.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Ebu’d-Derdâ (Hz.), kendisini tamamen ibadete verip hanımını ihmal ettiğinde, Hazreti Selman-ı Farisi (Hz.) onu sert bir dille uyarmış ve "Rabbinin üzerinde hakkı olduğu gibi, eşinin de üzerinde hakkı vardır!" demiştir. Durum Hazreti Peygamberimiz Efendimiz'e (S.a.v.) intikal ettiğinde Selman'ın (Hz.) doğru söylediğini tasdik etmiştir. Sahabe efendilerimiz, eşlerinin gönül dünyasındaki tek bir bulutun bile ahirette fırtınaya dönüşeceğinden korkarlardı.
Kıssadan Hisse:
Eşine ilgisiz kalan erkek, onun iffetini ve ruh sağlığını tehlikeye atarak büyük bir günaha girer.
Evlilik, sadece aynı çatıda yaşamak değil, aynı gönülde nefes almaktır.
Askıda bırakılan her eş, mahşer günü hakkını almak için o erkeğin yakasına yapışacaktır.
26. BÖLÜM: EŞLERİN BİRBİRİN REGALİ AKRABALARINA HAKARET ETMESİ
26. Ayet-i Kerime
وَلَا تَلْمِزُوا أَنْفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْأَلْقَابِ ۖ بِئْسَ الِاسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْإِيمَانِ
“Birbirinizi karalamayın ve birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklıkla anılmak ne kötüdür!”
(Hucurât Suresi, 11. Ayet)
26. Hadis-i Şerif
إِنَّ مِنْ أَرْبَى الرِّبَا الِاسْتِطَالَةَ فِي عِرْضِ الْمُسْلِمِ بِغَيْرِ حَقٍّ
“Faizin en şiddetlisi/en büyüğü, bir Müslümanın onuruna ve haysiyetine haksız yere dil uzatmaktır.”
(Ebû Dâvûd, Edeb 35)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: İnsanların sinirlendikleri zaman karşı tarafın ailesine, geçmişine veya onuruna saldırarak onları yaralamaya çalışmaları üzerine nazil olmuştur. Aile bağlarının, hakaret ve aşağılama ile lekelenmemesi gerektiğini emreder.
Az ve Öz Tefsir: Bir eşin, diğerinin anne-babasına, kardeşlerine veya akrabalarına hakaret etmesi, "senin ailen şöyle, senin soyun böyle" diyerek onları aşağılaması, faizden daha ağır bir günahtır. Hadisteki "en büyük faiz" benzetmesi sarsıcıdır; çünkü para faizi malı bitirir, onur faizi ise imanı ve aileyi bitirir. Eşinin ailesine dil uzatan, doğrudan eşinin kalbini ve onurunu parçalamış olur. Bu durum, evin içindeki rahmeti kaçıran ve yerine şeytani bir öfke bırakan bir cinayettir.
Sahabe Hayatından Kıssa: Bir gün bir sahabi, diğerine annesinin ırkı üzerinden bir laf söylediğinde Hazreti Peygamberimiz Efendimiz (S.a.v.) ona: "Onu annesinden dolayı mı ayıplıyorsun? Demek ki sende hâlâ cahiliye ahlakı var!" buyurarak onu şiddetle azarlamıştır. Sahabe toplumunda eşlerin ailelerine hürmet, doğrudan eşe duyulan sevginin bir ispatı olarak kabul edilirdi.
Kıssadan Hisse:
Eşinin ailesine küfreden veya hakaret eden, aslında kendi evinin huzuruna kurşun sıkmaktadır.
Dilin açtığı onur yarası, secdede bile kişiyi takip eden bir vebaldir.
Mümin, elinden ve dilinden eşinin emin olduğu kimsedir.
27. BÖLÜM: EV İÇİNDEKİ HİZMETİN KÜÇÜMSENMESİ VE EMEK HIRSIZLIĞI
27. Ayet-i Kerime
أَنِّي لَا أُضِيعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِنْكُمْ مِنْ ذَكَرٍ أَوْ أُنْثَىٰ
“Ben, erkek olsun kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim.”
(Âl-i İmrân Suresi, 195. Ayet)
27. Hadis-i Şerif
إِذَا صَلَّتِ الْمَرْأَةُ خَمْسَهَا وَصَامَتْ شَهْرَهَا وَحَفِظَتْ فَرْجَهَا وَأَطَاعَتْ زَوْجَهَا قِيلَ لَهَا ادْخُلِي الْجَنَّةَ مِنْ أَيِّ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ شِئْتِ
“Bir kadın beş vakit namazını kılar, ramazan orucunu tutar, iffetini korur ve kocasına itaat ederse ona: 'Cennetin hangi kapısından dilersen oradan gir' denilir.”
(Müsned-i Ahmed, 1/191)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Kadınların ev içindeki gayretlerinin, çocuk yetiştirmelerinin ve eşlerine sundukları hizmetin "boşa giden bir iş" veya "mecburiyet" gibi görülüp takdir edilmemesi üzerine; Allah katında her emeğin bir karşılığı olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Bir erkeğin, hanımının evde sabahtan akşama kadar verdiği emeği "Zaten görevin, ne yapıyorsun ki?" diyerek küçümsemesi büyük bir nankörlüktür. Ayet, Allah'ın hiçbir emeği zayi etmeyeceğini ilan ederken; erkeklere de eşlerinin kadrini bilmeyi emreder. Kadının evdeki iffetli sabrı ve meşru eş hakkını gözetmesi hadiste doğrudan cennet kapılarını açan muazzam bir ibadet olarak tanımlanmıştır. Evde eşinin yorgunluğunu görmeyen ve ona bir "teşekkür"ü çok gören erkek, manevi bir cimrilik içindedir.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Fatıma (Hz.) elinde un öğütmekten nasır oluştuğunda, Hazreti Peygamberimiz Efendimiz (S.a.v.) ona dünyalık bir hizmetçi değil, sabır ve zikir (Tesbihat) tavsiye etmiş; ancak Hazreti Ali (Hz.) de hanımının bu yorgunluğunu görerek her fırsatta ona yardım etmeyi kendine şeref bilmiştir. Sahabe efendilerimiz, hanımlarının evdeki hizmetini bir "ikram" olarak görür, asla bir "kölelik" muamelesi yapmazlardı.
Kıssadan Hisse:
Teşekkür edilmeyen her emek, o evden bereketin eksilmesine sebep olur.
Hanımına ev işlerinde yardım etmek acziyet değil, Peygamberi bir sünnet ve asalettir.
Dünyada eşinin kadrini bilmeyen, ahirette nimetin kadrini bilemez.
28. BÖLÜM: EŞLERİN BİRBİRİNİ ALLAH İLE ALDATMASI VE DİNİ İSTİSMAR
28. Ayet-i Kerime
وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَات۪ي ثَمَنًا قَل۪يلًاۖ وَاِيَّايَ فَاتَّقُونِ
“Ayetlerimi az bir karşılığa (dünya menfaatine) değişmeyin ve sadece Benden korkun.”
(Bakara Suresi, 41. Ayet)
28. Hadis-i Şerif
مَنْ غَشَّنَا فَلَيْسَ مِنَّا
“Bizi aldatan bizden değildir!”
(Müslim, Îmân 164)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Kişisel hırsları ve nefsi arzuları meşrulaştırmak için dini hükümleri eğip büken, eşine karşı üstünlük kurmak adına ayet ve hadisleri kendi çıkarına göre yorumlayanların bu tehlikeli tavrını yasaklamak üzere nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Bir erkeğin, kendi hatalarını örtmek veya eşini baskı altına almak için sürekli dini vecibeleri silah olarak kullanması ("Allah böyle emrediyor" diyerek zulmünü örtmesi), ayetleri az bir dünya menfaatine satmaktır. Aynı şekilde bir kadının, kocasına karşı sorumluluklarını yerine getirmemek için dini bahaneler üretmesi de aynı vebaldir. Aldatmanın en dehşet verici olanı, eşini "Allah ile aldatmaktır." Hadisteki "Bizden değildir" uyarısı, aile içinde dürüstlük ve samimiyetin imanın bir parçası olduğunu, sahtekarlığın ise imanı zedelediğini sarsıcı bir şekilde hatırlatır.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Ömer (Hz.), bir kadının kocasını dini bir meselede yanılttığını veya erkeğin kadına karşı hakkı olmayan bir şeyi dini kılıfa soktuğunu duyduğunda adeta kükrerdi. O, "Dini, nefsinize kalkan yapmayın!" diye bağırırdı. Sahabe efendilerimiz, bir ayet okuduklarında önce kendi nefislerini o ayetin hizasına çekerler, asla eşlerini dövmek veya susturmak için ayetleri bir sopa gibi kullanmazlardı.
Kıssadan Hisse:
Eşine karşı dürüst olmayan, Allah'a karşı da sadık değildir.
Din, zulmü örtmek için değil, kalpleri birleştirmek ve adaleti tesis etmek için gelmiştir.
Ailede samimiyet biterse, ibadetlerin ruhu da ölür.
29. BÖLÜM: ŞÜPHECİLİK VE TECESSÜSÜN AİLEYİ YIKAN DEHŞETİ
29. Ayet-i Kerime
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيرًا مِنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ ۖ وَلَا تَجَسَّسُوا
Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve gizli hallerini araştırmayın (tecessüs etmeyin).
(Hucurât Suresi, 12. Ayet)
29. Hadis-i Şerif
إِذَا أَطَالَ أَحَدُكُمُ الْغَيْبَةَ فَلَا يَطْرُقَنَّ أَهْلَهُ لَيْلًا
“Sizden biri uzun süre evinden uzak kaldığında (döndüğünde), hanımının bir kusurunu yakalamak için ansızın/geceleyin kapıyı çalmasın.”
(Buhârî, Nikâh 121; Müslim, İmare 181)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Eşlerin birbirlerine olan güvenini sarsan, sürekli bir açık arama ve gizli halleri kurcalama (tecessüs) hastalığının aile bağlarını koparması üzerine nazil olmuştur. Güvenin olmadığı yerde imanın da zarar göreceğini beyan eder.
Az ve Öz Tefsir: Şüphe, kalbe giren bir şeytan okudur. Bir erkeğin veya kadının, eşinin telefonunu karıştırması, attığı her adımı sorgulaması ve sürekli bir hıyanet beklentisi içinde olması ayette yasaklanan "tecessüs" günahıdır. Hadisteki ince nezakete ve uyarının dehşetine bakınız: Hazreti Peygamberimiz Efendimiz (S.a.v.), eve dönüşlerde bile "açık arama" niyetini yasaklamıştır. Şüpheyle kurulan yuva, barut fıçısı gibidir. Eşine güvenmeyen, aslında kendi iç dünyasındaki boşluğu eşine yansıtmaktadır. Güveni yıkan, o yuvadaki meleklerin rahmetini de uzaklaştırır.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Peygamberimiz Efendimiz (S.a.v.) bir seferden dönerken Medine'ye girmeden önce konaklamış ve orduya; "Hanımlarınızın hazırlanması için zaman tanıyın, ansızın girmeyin" buyurmuştur. Sahabe efendilerimiz, eşlerinin en küçük bir mahcubiyetini dahi görmemek için kapıdan girmeden önce seslenir veya öksürürlerdi ki, emanetlerine duydukları saygı zedelenmesin.
Kıssadan Hisse:
Güven, sevginin muhafazasıdır; güvenin bittiği yerde nefret başlar.
Eşinin gizli hallerini araştıran, kendi ayıplarının Allah Teâlâ tarafından açığa çıkarılmasına davetiye çıkarır.
Mümin, suizandan (kötü zandan) kaçan ve hüsnüzanla (iyi zannetmekle) mükellef olan kimsedir.
30. BÖLÜM: DÜNYALIK HIRS UĞRUNA EŞİNİ HARAMA ZORLAMANIN VEBALİ
30. Ayet-i Kerime
وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ اِلٰى مَا مَتَّعْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجًا مِنْهُمْ زَهْرَةَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا لِنَفْتِنَهُمْ ف۪يهِۜ
“Onlardan bazı zümrelere verdiğimiz dünya hayatının süslerine gözünü dikme! Bunlar onları imtihan etmemiz içindir.”
(Tâhâ Suresi, 131. Ayet)
30. Hadis-i Şerif
تَعِسَ عَبْدُ الدِّينَارِ تَعِسَ عَبْدُ الدِّرْهَمِ
“Dinarın kulu olan helak olsun, dirhemin (paranın) kulu olan helak olsun!”
(Buhârî, Cihâd 70)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Başkalarının hayatlarına özenerek, eşini gücünün yetmediği harcamalara zorlayan veya daha fazla para kazanması için onu gayrimeşru yollara (rüşvet, haksız kazanç vb.) teşvik edenlerin hırslarını dizginlemek üzere nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Bir kadının, başkalarındaki elbiseleri, eşyaları veya evleri örnek göstererek kocasını "Sen de yap, sen de al" diye sıkıştırması ve erkeğin bu baskı altında harama el uzatması ebedi bir felakettir. Ayet, dünya süsünün bir "fitne" (imtihan) olduğunu haykırır. Hadisteki "helak olsun" bedduası, parayı ve eşyayı eşinden ve Allah’ın rızasından üstün tutanlar içindir. Dünyalık hırs uğruna eşinin huzurunu ve ahiretini yakan, aslında kendi elleriyle cehennem odunu toplamaktadır. Aile, "daha fazlası" için değil, "helal olan" için kurulmuş bir kaledir.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Fatıma (Hz.) annemiz, evinde yiyecek hiçbir şey kalmadığında bile Hazreti Ali (Hz.)’ye gelip bir şey istemezdi. Bir defasında Hazreti Ali (Hz.) bunu fark edince "Neden bana söylemedin?" dediğinde, Fatıma (Hz.) annemiz: "Babam bana, 'Gücü yetmeyen bir şeyi isteyip kocalığını zora sokma' diye tembih etti" demiştir. İşte gerçek asalet, eşini haramın veya mahcubiyetin pençesine atmamaktır.
Kıssadan Hisse:
Başkasının malına göz dikmek, evindeki bereketin düşmanıdır.
Helalinden bir lokma, haramdan gelen saraylardan daha huzurludur.
Eşini dünyaya köle eden, onu ebedi hüsrana sürüklemiş olur.
31. BÖLÜM: EŞLERİN BİRBİRİNE KÜSMESİ VE SELAMI KESMENİN VEBALİ
31. Ayet-i Kerime
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ فَاَصْلِحُوا بَيْنَ اَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki size merhamet edilsin.”
(Hucurât Suresi, 10. Ayet)
31. Hadis-i Şerif
لَا يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أَنْ يَهْجُرَ أَخَاهُ فَوْقَ ثَلَاثِ لَيَالٍ
“Bir Müslümanın (din) kardeşiyle üç günden fazla küs durması helal değildir!”
(Buhârî, Edeb 57; Müslim, Birr 23)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Müslümanlar arasındaki soğukluğun, özellikle de aynı yastığa baş koyan eşler arasındaki dargınlığın toplumu ve aileyi çürütmesini engellemek; öfkenin adaletin önüne geçmesine set çekmek üzere nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Eğer bir Müslümanın din kardeşiyle üç günden fazla küs kalması haram ise, hayat arkadaşı ve Allah’ın emaneti olan eşiyle günlerce, haftalarca konuşmaması, onu yok sayması ve selamı kesmesi çok daha büyük bir vebaldir. Ayet, barışı ve ıslahı Allah’tan korkmanın bir gereği olarak sunar. Küskünlük, şeytanın o yuvaya yerleşmesi için açılmış en geniş kapıdır. Eşine küserek onu manevi bir yalnızlığa mahkum eden, Allah’ın rahmetinden de mahrum kalmaya davetiye çıkarır. Bir evde selam yoksa, orada bereket de yoktur.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Peygamberimiz Efendimiz (S.a.v.) bir defasında Hazreti Ali (Hz.) ile Hazreti Fatıma (Hz.) annemizin aralarının biraz açıldığını fark edince, hemen müdahale ederek onları barıştırmıştır. Evden çıktığında yüzündeki sevinci görenlere, "En sevdiğim iki insanın arasını düzeltim" buyurmuştur. Sahabe efendilerimiz, eşleriyle bir tartışma yaşasalar dahi güneş batmadan helalleşmeye ve selamı iade etmeye gayret ederlerdi; çünkü amellerin Allah Teâlâ'ya sunulduğu vakit küs olmayı dehşetle karşılarlardı.
Kıssadan Hisse:
Selamı kesmek, rahmet bağını koparmaktır; ilk selamı veren cennete daha yakındır.
Öfke geçer, kelam kalır; eşine sükutla eziyet eden, kalbine pas bağlatır.
Evlilik, küs kalma değil, kusur örtme ve özür dileme makamıdır.
32. BÖLÜM: ÇOCUKLARIN YANINDA EŞİNİ KÜÇÜK DÜŞÜRMENİN TAHRİBATI
32. Ayet-i Kerime
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاءَ تُلْقُونَ إِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ
Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Siz onlara sevgi gösteriyorsunuz...
(Mümtehine Suresi, 1. Ayet)
32. Hadis-i Şerif
كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ
“Hepiniz çobansınız ve hepiniz elinizin altındakilerden (yönettiklerinizden) sorumlusunuz.”
(Buhârî, Cum'a 11; Müslim, İmâre 20)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Müminlerin sadece dış düşmanlara karşı değil, ev içindeki disiplin ve saygı nizamına karşı da uyanık olmaları; otoritenin ve sevginin temelini sarsacak davranışlardan kaçınmaları gerektiğini ihtar etmek üzere nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Bir erkeğin çocuklarının önünde annelerini aşağılaması veya bir kadının çocukların yanında babalarının otoritesini sarsıp onu küçük düşürmesi, sadece eşe yapılan bir zulüm değil, aynı zamanda o çocukların ruh dünyasına atılan bir bombadır. Hadisteki "çoban" vasfı, koruyuculuğu temsil eder. Kendi eşini çocuklarının gözünde itibarsızlaştıran, aslında kendi "çobanlık" makamını ve ailenin geleceğini zayi etmiştir. Bu durum, çocuklara anne-babaya isyanı pratik olarak öğretmektir ki, bu da ebeveyn için ahirette acı bir azap vesilesidir.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Ebubekir (Hz.) kızı Hazreti Ayşe (Hz.)’nin Hazreti Peygamberimiz Efendimiz (S.a.v.)’e karşı sesini biraz yükselttiğini duyduğunda hemen araya girmiş ve bu durumdan dolayı kızını şiddetle uyarmıştır. Sahabe efendilerimiz, eşlerin birbirine olan saygınlığının çocuklara bırakılacak en büyük miras olduğunu bilirlerdi. Onlar için eşe saygı, Allah’ın koyduğu aile nizamına saygı demekti.
Kıssadan Hisse:
Eşini çocukların önünde ezen, kendi geleceğini ve evinin saygınlığını yıkar.
Saygı bitmişse, sevgi ayakta duramaz; çocukların yanında eşine "Efendi" gibi davranmak asalettir.
Ailede bir tarafın onuru kırılırsa, o evin tavanı herkesin başına çöker.
33. BÖLÜM: BOŞANMIŞ EŞE VE ÇOCUKLARINA NAFAKA VERMEME ZULMÜ
33. Ayet-i Kerime
لِيُنْفِقْ ذُو سَعَةٍ مِنْ سَعَتِه۪ۜ وَمَنْ قُدِرَ عَلَيْهِ رِزْقُهُ فَلْيُنْفِقْ مِمَّا اٰتٰيهُ اللّٰهُۜ
“Eli geniş olan, genişliğine göre nafaka versin. Rızkı daralmış olan da Allah’ın kendisine verdiğinden versin.”
(Talâk Suresi, 7. Ayet)
33. Hadis-i Şerif
دِينَارٌ أَنْفَقْتَهُ عَلَى أَهْلِكَ أَعْظَمُهَا أَجْرًا
“Ailen için harcadığın dinar (para), ecir bakımından (sadaka olarak verdiklerinden) daha büyüktür.”
(Müslim, Zekât 38)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Boşanma aşamasında veya sonrasında erkeklerin, eski eşlerine ve kendi çocuklarına olan maddi sorumluluklarından kaçarak onları perişan etmelerini, intikam almak için nafakayı kesmelerini kesin bir dille yasaklamak üzere nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Ayrılık bir son değil, bir hukuk devridir. Bir erkeğin, "Madem benden ayrıldı, ne hali varsa görsün" diyerek çocuklarının ve (iddet süresince) eşinin rızkını kesmesi, doğrudan Allah’ın emrine isyandır. Ayet, kişinin maddi durumuna göre bu harcamayı yapmasını "fariyzaten" (farz olarak) emreder. Hadis ise, kişinin ailesine harcadığı paranın en büyük sadaka olduğunu hatırlatır. Kendi kanından olan çocuklarını açlığa veya mahrumiyete terk eden erkek, "zalim" sıfatıyla Allah’ın huzuruna çıkar. Bu zulüm, dünyada bereketi, ahirette ise cenneti engelleyen bir settir.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Hind binti Utbe, kocası Hazreti Ebu Süfyan’ın (Hz.) cimriliğinden şikayet ederek Hazreti Peygamberimiz Efendimiz (S.a.v.)’e geldiğinde; Efendimiz ona, kocasının malından kendisi ve çocukları için "maruf" (yeterli) miktarda olanı izinsiz bile olsa alabileceğini söylemiştir. Bu, İslam hukukunda kadının ve çocukların rızık hakkının ne kadar dokunulmaz olduğunun ve erkeğin bu hak üzerindeki mutlak mesuliyetinin sarsıcı bir delilidir.
Kıssadan Hisse:
Evlatların rızkını kesmek, Allah’ın Rezzâk ismine karşı gelmektir.
İntikam için nafaka kesen, kendi ahiret rızkını kesmiş olur.
Gerçek erkeklik, ayrılıkta bile adalet ve merhamet terazisini bozmamaktır.
34. BÖLÜM: EŞİNİN İBADETİNE VE TESETTÜRÜNE ENGEL OLMANIN DEHŞETİ
34. Ayet-i Kerime
اَرَاَيْتَ الَّذ۪ي يَنْهٰىۜ ۞ عَبْدًا اِذَا صَلّٰىۜ
“Gördün mü o engel olanı, namaz kılan bir kulu (namazından)?”
(Alak Suresi, 9-10. Ayetler)
34. Hadis-i Şerif
لَا طَاعَةَ لِمَخْلُوقٍ فِي مَعْصِيَةِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ
“Allah’a isyan olan bir hususta, kula (eşe) itaat yoktur.”
(Müsned-i Ahmed, 1/94)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Ebû Cehil’in, Hazreti Peygamberimiz Efendimiz (S.a.v.)’i Kabe’de namaz kılarken engellemeye çalışması üzerine nazil olmuştur. Ayet, bir insanın Allah’a yönelmesine set çekenlerin, aslında Ebû Cehil zihniyetini taşıdıklarını ihtar eder.
Az ve Öz Tefsir: Bir erkeğin; eşinin namazına, orucuna veya Allah’ın emri olan tesettürüne engel olması, ona bu hususta baskı yapması veya dini vecibelerini yerine getirdiği için onu aşağılaması, doğrudan Allah ile savaşa girmektir. Hadis-i şerif net bir sınır çizer: Eşin rızası Allah’ın emrinden önce gelemez. Hanımına "başını aç" veya "namazı sonra kıl" diyen erkek, emanete hıyanet etmiş ve onu cehennem ateşine itmiş sayılır. Bu durum, ailedeki rahmet perdelerini tamamen yırtan bir zulmür.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Asiye (Hz.)’nin zalim kocası Firavun, onun imanına engel olmak için ona her türlü işkenceyi yapmıştır. Asiye (Hz.) ise canı pahasına Allah’a olan sadakatinden vazgeçmemiştir. Sahabe hanımları, İslam ile müşerref olduklarında, müşrik kocalarının her türlü baskısına rağmen dinlerinden dönmemiş, gerekirse hicreti göze almışlardır. Bir eş, diğerinin ahiret yolunda ancak destekçisi olabilir; engelleyicisi olursa o bağ artık rahmet bağı değildir.
Kıssadan Hisse:
Eşinin ibadetlerine engel olan, kendi cennet yoluna barikat kurmuştur.
Allah’ın hukukunu çiğneyerek eşine yaranmaya çalışanın sonu hüsrandır.
Aile; birlikte rükuya eğilinen ve birbirini takvaya zorlayan kutsal bir mekteptir.
35. BÖLÜM: YALAN ÜZERİNE KURULU EVLİLİK VE GÜVEN İHANETİ
35. Ayet-i Kerime
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ
Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla (doğru olanlarla) beraber olun.
(Tevbe Suresi, 119. Ayet)
35. Hadis-i Şerif
إِيَّاكُمْ وَالْكَذِبَ فَإِنَّ الْكَذِبَ يَهْدِي إِلَى الْفُجُورِ وَإِنَّ الْفُجُورَ يَهْدِي إِلَى النَّارِ
“Yalandan sakının! Çünkü yalan kötülüğe (fucûra), kötülük de cehenneme götürür.”
(Buhârî, Edeb 69; Müslim, Birr 105)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Münafıkların yalanlarla Müslümanları aldatmaya çalışması ve sadakatin imanın temeli olduğunun vurgulanması için nazil olmuştur. İnsan ilişkilerinde, özellikle en mahrem bağ olan evlilikte yalanın her türlü iyiliği bitirdiğini tescil eder.
Az ve Öz Tefsir: Evlilik kalesi "sıdk" (doğruluk) üzerine kurulur. Bir eşin diğerine maddi veya manevi konularda yalan söylemesi, onu aldatması veya gizli işler çevirmesi, o kaleyi içten içe çürüten bir kurttur. Hadisteki silsile dehşet vericidir: Yalan -> Kötülük -> Ateş. Eşine yalan söyleyen, aslında ona "sen güvenilmeye layık değilsin" demiş olur ve kalpteki itimadı öldürür. Güvenin öldüğü bir evde kılınan namazlar ve edilen dualar, o yalanın ağırlığı altında ezilir.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Peygamberimiz Efendimiz (S.a.v.)’e "Mümin korkak olabilir mi?" diye sorulduğunda "Evet" demiş; "Cimri olabilir mi?" denildiğinde "Evet" demiş; ancak "Yalan söyler mi?" denildiğinde "Hayır, asla!" buyurmuştur. Sahabe efendilerimiz, eşlerine karşı en küçük bir meselede bile yalanı kendilerine zül görürlerdi. Bilirlerdi ki, yalan giren eve melekler girmez.
Kıssadan Hisse:
Eşine yalan söyleyen, aslında kendi onurunu ayaklar altına almıştır.
Sadakatle söylenen acı bir gerçek, yalanla kurulan bin sahte mutluluktan evladır.
Evlilikte dürüstlük, en büyük hazinedir; onu kaybeden her şeyini kaybeder.
36. BÖLÜM: EŞİNİ HASTALIĞINDA VEYA ZOR GÜNÜNDE ONU TERK ETMEK
36. Ayet-i Kerime
وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِه۪ شَيْـًٔا وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبٰى
“Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne babaya, akrabaya... (ve hayat arkadaşına) ihsanla davranın.”
(Nisâ Suresi, 36. Ayet)
36. Hadis-i Şerif
الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ لَا يَظْلِمُهُ وَلَا يُسْلِمُهُ
“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez ve onu (zor zamanda) yalnız ve yardımsız bırakmaz!”
(Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 58)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: İnsanların bencilce sadece kendi rahatlarını düşündükleri, zayıf düşeni veya hastalananı yük görerek terk ettikleri cahiliye zihniyetini yıkmak; sadakatin sadece iyi günde değil, en zor günde belli olduğunu beyan etmek üzere nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Eşlik, sadece gençlik ve sağlık günlerinin ortaklığı değildir. Bir erkeğin; hastalanan, yaşlanan veya ağır bir imtihandan geçen eşini "yük" olarak görüp ondan uzaklaşması veya onu manen yalnızlığa terk etmesi, hem "ihsan" emrine hem de emanet bilincine hıyanettir. Ayette geçen "ihsan", bir şeyi en güzel şekilde ve Allah Teâlâ görüyormuşçasına yapmaktır. Zor günde eşine sırt dönen, Allah’ın rahmetine en muhtaç olduğu günde (mahşerde) yardımsız kalmaya müstahaktır. Vefa yoksa, iman da yaralıdır.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Osman (Hz.), Bedir Savaşı sırasında hanımı Hazreti Rukiyye (Hz.) ağır hasta olduğu için Hazreti Peygamberimiz Efendimiz (S.a.v.)’in izniyle savaşa gitmemiş ve eşinin başında beklemiştir. Efendimiz (S.a.v.) onu savaşa katılanlarla bir tutmuş ve ganimetten pay vermiştir. İşte sahabe anlayışı budur: Eşinin zor gününde yanında olmak, cihad kadar kutsal bir vazifedir.
Kıssadan Hisse:
İyi günün dostu çoktur; hakiki eş, darlıkta ve hastalıkta belli olur.
Eşini acısıyla baş başa bırakan, Allah’ın emanetine sırt çevirmiştir.
Vefa, imanın kemalidir; vefası olmayanın duası semaya ulaşmaz.
37. BÖLÜM: AİLEDE GIYBET VE EŞİNİ BAŞKALARINA ŞIKÂYET ETMENİN İĞRENÇLİĞİ
37. Ayet-i Kerime
وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًاۜ اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ اَخ۪يهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُۜ
“Birbirinizin gıybetini yapmayın. Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte bundan iğrendiniz.”
(Hucurât Suresi, 12. Ayet)
37. Hadis-i Şerif
لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ نَمَّامٌ
“Söz taşıyan (veya eşinin sırlarını/hatalarını başkalarına taşıyan) cennete giremez.”
(Müslim, Îmân 168; Buhârî, Edeb 50)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: İnsanların bir araya geldiklerinde en yakınlarının (eşlerinin) kusurlarını meze yaparak sohbet etmeleri, mahremiyeti sokağa dökmeleri ve bu yolla toplumsal ve ailevi güveni sarsmaları üzerine bu sarsıcı "ölü eti" benzetmesiyle nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Bir erkeğin veya kadının; eşinin bir hatasını, bir zafiyetini veya ev içindeki bir halini arkadaşlarına, akrabalarına veya komşularına anlatması "ailevi bir leş yemek" gibidir. Ayet, bu eylemi en iğrenç fiziksel tasvirle lanetler. Hadisteki "cennete giremez" ihtar ise, diline hakim olamayanın imandan gelen vakarı kaybettiğini gösterir. Eşini başkasına şikâyet eden, aslında kendi seçimini ve kendi mahremini aşağılamaktadır. Evin sırrı evin içinde kalmıyorsa, o ev artık bir "yuva" değil, bir "sergi" haline gelmiş demektir.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Ömer (Hz.) bir adamın eşini şikâyet etmek için kapısına geldiğini ancak içeriden hanımının sesinin yükseldenğini duyunca adamın geri döndüğünü görür. Ömer (Hz.) adamı çağırıp neden gittiğini sorunca adam: "Seni şikâyete gelmiştim ama senin de durumun aynıymış" der. Ömer (Hz.) şöyle buyurur: "O benim çocuklarımın anası, evimin bekçisidir; bir anlık öfkesine sabrederim, kimseye de anlatmam." İşte sahabe ahlakı; eşinin eksiğini dille yaymak değil, sabırla örtmektir.
Kıssadan Hisse:
Eşinin ayıbını başkasına anlatan, kendi evinin çatısını kendi eliyle yıkar.
Evlilik bir kale ise; gıybet o kalenin altını kazan bir tüneldir.
Dilini eşinin onuruna kalkan yapanın, Allah Teâlâ da kıyamette onurunu korur.
38. BÖLÜM: KADININ KOCASINA KARŞI SEBEPSİZ BOŞANMA İSTEĞİ (HUL')
38. Ayet-i Kerime
فَلَا تَعْتَدُوا الْحُدُودَۜ وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّٰهِ فَاُولٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
(Evlilik hukukundaki) Allah’ın sınırlarını aşmayın. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
(Bakara Suresi, 229. Ayet)
38. Hadis-i Şerif
أَيُّمَا امْرَأَةٍ سَأَلَتْ زَوْجَهَا طَلَاقًا فِي غَيْرِ مَا بَأْسٍ فَحَرَامٌ عَلَيْهَا رَائِحَةُ الْجَنَّةِ
“Hangi kadın, (geçerli) bir sıkıntı/meşru bir sebep yokken kocasından boşanmak isterse, cennetin kokusu ona haram olur.”
(Ebû Dâvûd, Talâk 18; Tirmizî, Talâk 11)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Evliliği bir çocuk oyuncağı gibi görüp, en küçük bir tartışmada veya dünyevi bir heves uğruna nikah bağını koparmaya çalışanların, bu mukaddes akdi hafife almalarını engellemek üzere nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: İslam’da boşanma bir haktır ancak "zaruret" halidir. Bir kadının; kocası kendisine zulmetmediği, rızkını kesmediği ve harama zorlamadıysa sırf canı sıkıldığı veya başka birine meylettiği için boşanma davası açması, arşı titreten bir günahtır. Hadisteki "cennetin kokusu haram olur" uyarısı dehşet vericidir. Çünkü nikah, Allah Teâlâ adına verilen bir sözdür. Bu sözü meşru bir sebep yokken bozan, Allah’ın koyduğu sınırı (hududullah) çiğnemiş bir zalimdir. Aile, heveslerin değil, ilkelerin üzerine bina edilmelidir.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Sabit b. Kays'ın hanımı (Hz.), eşinin ahlakından veya dininden bir şikâyeti olmadığını ancak ona karşı ısınamadığını belirterek Hazreti Peygamberimiz Efendimiz (S.a.v.)’e gelmiştir. Efendimiz (S.a.v.) ona mehri (bahçeyi) geri vermesi şartıyla ayrılmalarına izin vermiştir. Burada meşru bir "geçimsizlik" vardır. Ancak sahabe hanımları, dünya sıkıntısı için asla nikahı bir kenara itmemiş, ebedi hayatı dünyalık bir rahatlığa değişmemişlerdir.
Kıssadan Hisse:
Sabırsızlık ve şımarıklıkla bozulan yuvanın vebali arşı titretir.
Cennet kokusu, eşinin hukukuna sabreden ve meşruiyete sığınan kadınlar içindir.
Nikah bağı, pamuk ipliği değil, Allah’ın sağlam bir kulpudur (urvetü’l-vüskâ).
39. BÖLÜM: ERKEĞİN EŞİNI BOŞAMAKLA TEHDİT ETMESİ VE SÖZÜN DEHŞETİ
39. Ayet-i Kerime
وَلَا تَتَّخِذُٓوا اٰيَاتِ اللّٰهِ هُزُوًاۘ
“Allah’ın ayetlerini (ve emirlerini/nikah hükümlerini) sakın alaya almayın!”
(Bakara Suresi, 231. Ayet)
39. Hadis-i Şerif
ثَلَاثٌ جِدُّهُنَّ جِدٌّ وَهَزْلُهُنَّ جِدٌّ النِّكَاحُ وَالطَّلَاقُ وَالرَّجْعَةُ
“Üç şey vardır ki; onların ciddisi de ciddidir, şakası da ciddidir: Nikah, boşanma ve (boşanmadan) dönme.”
(Ebû Dâvûd, Talâk 9; Tirmizî, Talâk 9)
Sıhhat Derecesi: Hasen
Nüzul Sebebi: Bazı erkeklerin, eşlerini baskı altında tutmak için sürekli "Seni boşarım", "Boş ol" gibi ifadeleri ağızlarına dolamaları veya şaka yollu boşanmaktan bahsetmeleri üzerine; bu kelimelerin ağırlığını ve hukuki bağlayıcılığını tescil etmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Boşanma kelimesi (talak), bir erkeğin elindeki en ağır silahtır ve sadece "imha" anında kullanılmalıdır. Bu kelimeyi bir tehdit aracı olarak kullanan, eşinin yüreğine her gün bir korku hançeri saplayan erkek, Allah’ın ayetlerini alaya almış sayılır. Hadis-i şerif uyarır: "Şakam vardı" diyemezsin. Ağızdan çıkan talak kelimesi, kılıçtan çıkan ok gibidir, geri dönmez. Eşine bu dille eziyet eden, aslında kendi nikahını ve evinin helalliğini tehlikeye atan bir cahildir. Bu, manevi bir intihardır.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Peygamberimiz Efendimiz (S.a.v.), bir adamın karısını üç talakla birden boşadığını duyduğunda hiddetle ayağa kalkmış ve "Ben aranızdayken Allah’ın kitabıyla mı oynanıyor?" buyurmuştur. Sahabe efendilerimiz, boşanma kelimesini ağza almaktan ateşten kaçar gibi kaçarlardı. Onlar için bu kelime, yuvanın yıkılışı ve Allah’ın en sevmediği helalin vuku bulması demekti.
Kıssadan Hisse:
Dilini boşanma tehdidine alıştıran, bereketini ve erkeklik vakarını kaybeder.
Nikah şaka kaldırmaz; her "boş ol" tehdidi, arşta bir sarsıntıya sebep olur.
Kadına güven değil, korku veren bir dil; mümin ahlakından uzaktır.
40. BÖLÜM: MAHŞER MİZANINDA EMANET SORGUSU VE SON NEFES VASİYETİ
40. Ayet-i Kerime
وَالَّذِينَ هُمْ لِأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ
“O müminler ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere (sadakatle) riayet ederler.”
(Müminûn Suresi, 8. Ayet)
40. Hadis-i Şerif
اتَّقُوا اللَّهَ فِي النِّسَاءِ فَإِنَّكُمْ أَخَذْتُمُوهُنَّ بِأَمَانَةِ اللَّهِ وَاسْتَحْلَلْتُمْ فُرُوجَهُنَّ بِكَلِمَةِ اللَّهِ
“Kadınlar hakkında Allah'tan korkun! Çünkü siz onları Allah'ın emaneti olarak aldınız ve iffetlerini Allah'ın kelimesi (nikah) ile kendinize helal kıldınız.”
(Müslim, Hac 147; Ebû Dâvûd, Menâsik 56)
Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: İnsanlık tarihinin en büyük beyannamesi olan Veda Hutbesi'nde, kıyamete kadar gelecek tüm ümmete bir "vasiyet" olarak irad edilmiştir. Müslüman erkeğin eşine olan bakış açısını "mülkiyetten" çıkarıp "emanete" dönüştürmek için nazil olan ilahi düsturların özüdür.
Az ve Öz Tefsir: Bu hadis ve ayet, evliliğin tapusunun erkekte değil, Allah Teâlâ'da olduğunun ilanıdır. "Benim karım değil mi, istediğimi yaparım" diyen kişi, hadisteki "Allah'ın emaneti" ifadesini çiğnediği an, karşısında eşini değil, emanet sahibi olan Allah Teâlâ'yı bulur. Mahşer mizanında ilk sorulacak haklardan biri, o emanete nasıl davranıldığıdır. Emanete hıyanet edenin namazı, orucu ve haccı, o mazlumun ahı karşısında bir kalkan olamaz. Eşine gösterdiğin merhamet, Allah’tan beklediğin merhametin aynasıdır.
Sahabe Hayatından Kıssa: Hazreti Peygamberimiz Efendimiz (S.a.v.) vefat döşeğindeyken, konuşmakta bile güçlük çekerken üç şeyi defalarca tekrar etti: "Namaz, namaz! Elinizin altındakiler ve kadınlar hakkında Allah'tan korkun!" O'nun (S.a.v.) son nefesinde dert edindiği bu emaneti, bugün bizler nefsimiz uğruna harcıyor muyuz? Sahabe efendilerimiz, eşlerine seslerini yükselttiklerinde "Emanete fırtına değdirdik" diye ağlayarak tövbe ederlerdi.
Kıssadan Hisse:
Eşine zulmeden, Allah'ın kelimesine ve emanetine savaş açmış sayılır.
Kıskançlık (gayret) imandandır; eşini haramdan korumayan, Allah'ın korumasından mahrum kalır.
Cennetin yolu, evdeki emanetin rızasından ve hukukundan geçer.
AZAP VE RAHMET ARASINDAKİ SON ÇIĞLIK:
DEĞERLİ KARDEŞLERİM
Ey aklını vahyin önüne kara bir perde yapan, nefsinin zifiri karanlığında esir kalmış zavallı kişi!
Duy ve tefekkür et! Unutma ki; o kapıyı üzerine kapattığın, bazen sesini yükselttiğin, bazen yok saydığın eşin, sana Alemlerin Rabbi olan Allah’ın en mukaddes emanetidir. Emanet ise şakalaşmaya gelmez! İhmal edilmeye, hoyratça harcanmaya, nefsani arzuların oyuncağı olmaya asla gelmez! Onu bir meta, bir eşya, bir tüketim nesnesi gibi görme!
Ey heybetini eşine zulmetmekte bulan aciz!
Onu cahiliye zihniyetinin o çirkin çukuruna atma! Onu insanların önüne, yabancı bakışların tam ortasına, haramların kol gezdiği düğün ve eğlence meydanlarına bir süs eşyası gibi fırlatma! Sen, eşini insanların önünde sergilenen bir oyun ve eğlence malzemesine çeviremezsin! Sen ki; gökleri ve yeri titreten Allah’ın kitabıyla sorumlusun! Sen ki; kainatın efendisi olan Resûlullah’ın (S.a.v.) sünnetiyle yükümlüsün! O halde nefsine, modern dünyanın sahte parıltılarına değil; sarsılmaz ve eskimez olan Vahye teslim ol!
Ey Peygamber varisiyim diyen ama evinde Firavunlaşan kişi!
“Sizin en hayırlınız ailesine karşı en hayırlı olandır” buyuran bir Peygamberin ümmetisin sen! Sözle değil, sakalla, cübbeyle değil; ahlakla, şefkatle ve adaletle tabi olmakla mükellefsin!
Ey eşini kıskanmayan, namus gayretini yitirmiş, onu korumayan bedbaht!
Onu haram bakışların, kirli niyetlerin ve hoyrat ortamların kucağına terk eden kimse! Eğer kalbinde zerre kadar iman varsa, bu ölümcül vurdumduymazlığa son ver! Şunu aklına kazı: Kıskançlık (gayret) yoksa iman incinir! İffet korunmuyorsa, orada sünnet değil, sadece kupkuru bir iddia kalmıştır! Eşini korumak sadece bir duygu değildir; o bir imandır, o bir duruştur, o bir kulluk borcudur!
Ey bedbaht insan!
Yol yakınken Rabbine dön! Kitabına dön! Sünnete dön!
Evini zulümle değil, merhametin o yumuşak rahmetiyle imar et!
Eşini bir köle gibi değil, bir izzet ve şeref abidesi gibi koru!
Aileni, modern dünyanın hayasızlık fırtınalarına karşı iffet surlarıyla muhafaza et!
Unutma ve titretici bir tefekkürle hatırla:
Mahşerin o dehşetli hararetinde, herkesin birbirinden kaçtığı o günde, sana “Allah’ın sana teslim ettiği o canı, o emaneti nasıl korudun?” diye sorulacak. Ve o gün ne bankadaki malın, ne dünyadaki makamın, ne de seni alkışlayan o riyakar insanların sahte övgüleri sana bir zerre fayda verecek! O gün ya o emanetin şahitliğiyle cennete yürüyeceksin ya da o emanetin ahıyla ebedi bir hüsrana yuvarlanacaksın!
Allah’ım! Bizleri; ailesine merhamet nazarıyla bakan, eşine "Allah’ın Emaneti" bilinciyle yaklaşan ve yuvasını iffet kaleleriyle kuşatan sadık kullarından eyle. Bizleri; gücünü zayıfa kullanan zalimlerden, eşini harama peşkeş çeken deyyuslardan ve nefsinin kölesi olup ahiretini satan bedbahtlardan eyleme!
Evlerimizi Medine kokulu, gönüllerimizi nebevi dokulu eyle...
Hazırlayan
MEHMET ERÇELİK
