EVLATLARIMIZ BİZE RABBİMİZİN EMANETİDİR
Değerli Mü’minler!.. Evlatlarımız bizlere verilmiş bir imtihan vesilesidir… Nitekim Cenab-ı Hak;
وَاعْلَمُوا اَنَّمَا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ
““Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer imtihan vesilesidir”(ENFAL;28) buyuruyor… Peygamberimiz de;”
مَا نَحَلَ وَالِدٌ وَلَدًا مِنْ نَحْلٍ أَفْضَلَ مِنْ أدَبٍ حَسَنٍ
““Hiçbir baba, çocuğuna, güzel terbiyeden daha üstün bir hediye veremez” buyuruyor…”
Hz. Nuh Peygamber bir peygamber olmasına rağmen eşi ve evladı ona iman etmemiş, mü’minlerden olmamıştı… Tufan olduğunda ölümle burun buruna geldikleri zaman, son anda Nuh Peygamber’in vicdanı el vermez ve evladına tekrar seslenir…
يَا بُنَیَّ ارْكَبْ مَعَنَا
““Yavrum!.. Yavrucuğum!.. Bizimle beraber sen de gel gemiye bin””
وَلَا تَكُنْ مَعَ الْكَافِرٖينَ
““Şu inançsızlarla, inkârcılarla, kâfirlerle beraber olma” diye son seslenişinde bir babanın evladına şefkatini, merhametini, ilgisini en yalın ifadesiyle görüyoruz…”
Hz. Nuh'tan sonra yine peygamberlerin babası olarak bildiğimiz, Ebu'l Enbiya Hz. İbrahim'in evlatlarıyla olan konuşmalarında, evlatlarına hitap ederken onda da görüyoruz…
يَا بُنَیَّ
diye Hz. İsmail'e hitabı var Kur'an'ı Kerim'de birkaç defa
Yine biz Hz. Yakub'u görüyoruz… Hz. Yakub’un evlatları kardeşlerini kuyuya atmak gibi bir büyük hata işlemişlerdi… Buna rağmen Yakup Peygamber “Bu Rabbimin bana verdiği bir imtihandır” diyerek, asıl imtihanın nereden geldiğinin farkındaydı ve sabrını Allah’tan isteyen bir kul, bir peygamberdir ve evlatları için Allah'a istiğfarı hiç terk etmeyen bir baba olarak Allah'tan onları affetmesini dilemiş… Ve bu hususta dua etmiş bir peygamber olarak biz Hz. Yakub'u görüyoruz Vefatı anında bile, benden sonra siz kime ibadet edeceksiniz diye soruyor ayet-i kerimede… Evlatları diyorlar ki; senin ibadet ettiğin ilaha, atalarımız İbrahim'in, İsmail'in, İshak'ın ilahı olan Rabbül Alemine Vefat anında bile evlatlarım diye onlara hitap ediyor…
Yine Hz. Lokman’ı görüyoruz biz ayetlerde…
يَا بُنَیَّ لَا تُشْرِكْ بِاللّٰهِ
diye…(LOKMAN;13) O da hep
يَا بُنَیَّ
diyor…
Burada dikkatimizi çeken husus şu… Ailede baba otorite olarak bilinir, kabul edilir… Fakat Kur'an-ı Kerim'in başından sonuna kadar, bütün peygamberlerin evlatlarına hitabı
يَا بُنَیَّ
şeklinde olduğunu görüyoruz…
يَا بُنَیَّ
“ir şefkat ve benimseme ifadesidir… Evlat değil; yavrucuğum, oğulcuğum, evlatçığım diyebileceğimiz bir mana taşıyor… Kız olsun, erkek olsun;”
يَا بُنَیَّ
“ediğimiz zaman, işte onu sahiplenen, şefkatle benimseyen bir babanın, yahut annenin sözüdür bu…”
O sebeple bizden Kur'an-ı Kerim istiyor ki; annenin zaten şefkatine diyecek bir şey yok… Babalar da bu şefkatli sözleri, bu merhametli davranışları bu ayetlerden çıkarmalıdır, anlamalıdır, öğrenmelidir… Bu ayetlerin hepsinde
يَا بُنَیَّ
eklinde geçmiş olması işte bize bu daveti sağlıyor ve gerektiriyor…
Bu ayetlerin nazil olduğu coğrafya, Arap Yarımadası… İnsanların kız evladını horladığı, bundan dolayı utanç duyduğu bir toplum… Mekke'de Peygamber Efendimiz daha kendisine peygamberlik verilmeden önce
Hz. Hatice ile kurduğu yuvasında, peygamberlik kendisine verilinceye kadar geçen süre 15 yıl… Bu zaman zarfında dünyaya gelen çocuklarına öyle güzel muamelede bulundu ki… Erkek çocukları yaşamadı… Ama kızları; Hz. Zeynep, Ümmü Gülsüm, Rukiye ve Fatıma… Onlar Peygamberimizden hep bu örnekliği gördüler… Bütün insanlığa Allah'ın armağanı, bağışı olarak lütfettiği evlada, son derece büyük bir sevgi, ilgi, alaka ile muamele ettiğine, kendileri de şahit oldular… İnsanlar da bu farklı durumu müşahede ettiler… Yani Peygamberimiz daha Peygamber olmadan önce, kendisine daha bu ayetler indirilmeden önce, yine bu manada kızlarına karşı çok şefkatli ve merhametliydi…
Sonra evlenip yuvadan ayrılıyorlar… Hz. Fatıma daha uzun süre Peygamberimize evlat olarak hizmet ediyor… Peygamberimizin ona karşı ifadesi çok dikkat çekici, çok muhteşem güzellikte bir ifade… Kızı Fatıma’ya hep “Ya umme ebîha” dermiş… Bu Peygamberimizin kızına yönelik muhteşem güzellikte bir iltifatı… “Ya umme ebîha” “Babasının annesi” diye hitap edermiş Peygamberimiz, kızı Hz. Fatıma’ya…
İnsanlara tebliğ etmesi için indirdiği bu ayet-i kerimelerde de, Allah-u Teala bize o zamanın halini aktarıyor… Bu ayetlerde bir kız evladı dünyaya geldiğinde öfkesinden dolayı yüzü kararan, onu ne yapacağını düşünen müşriklerin insan tiplerinden bahseder Cenab-ı Allah…
بِاَىِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْ وَاِذَا الْمَوْءُدَةُ سُئِلَتْ
“Mahşer günü sorulacak o masum kız çocuğuna “Sen hangi sebeple kumlara gömüldün”(TEKVİR;8-9) diye…”
Velhasıl Değerli Kardeşlerim!.. Peygamber Efendimiz böyle bir ortamda, İslam dinini insanlara, önce kendisi yaşayarak göstermişti İslam'ın ona emrettiklerini… Bu meyanda işte kızlarına karşı son derece şefkatli bir muallim olarak görüyoruz Peygamberimizi… Hem kendisi yaşıyor, hem de insanlara bu önemli konuları yaşayarak öğretiyordu…
İslam dünyasında da terbiyetül evlat yani İslam'da çocuk terbiyesi konulu pek çok kitap yazılmış… Çünkü hiçbir peygamberin, bizim Peygamberimiz kadar aile hayatı, çocuk terbiyesi hususunda, insanlara yol gösterici tavsiyelerine, rehberliğine sahip değiliz… Peygamberimizin bu hususta bizlere bıraktığı o kadar miras var ki; ciltler dolusu kitaplar yazılmış, tezler ortaya konulmuş… Böyle insanları bilgilendiren bir Peygambere sahibiz biz… Bunu da ifade etmiş olalım… Bizim Peygamberimiz, hem eşine karşı çok nezaketli, kişilik haklarına saygılı bir peygamber… Aynı zamanda da evlatlarına şefkatli bir baba… Torunlarını da hem seven, hem de terbiyelerini ihmal etmeyen… Bu çok önemli; dedeler, büyük anneler torunlarını çok severler… Ama sadece sevmek yetmiyor, beraberinde yetiştirici olmak da, yine Peygamberimizden bize yansıyan bir özellik…
Hemen yeri gelmişken güzel bir örneği paylaşayım sizlerle… Bir gün ashab-ı kiramdan iki üç kişiyle beraber bir yere gidiyorlarmış… Torunu Hasan'ın elinden tutmuş, yürüyerek gidiyorlar… Birden Hasan Peygamberimizin elinden kurtulup; sadaka, zekat hurmalarının birine, bir hurma yığınına doğru koşuyor ve oradan bir hurma alıp hemen ağzına atıyor… Çocuk hali, çocukluk tamamen Normal hayatta bizim de gördüğümüz şeyler… Peygamberimiz ardından hemen yetişiyor ve eliyle o hurmayı Hasan'ın ağzından çıkarıyor, suyunu bile yutmasına izin vermiyor… Diyorlar ki; “Ya Resulallah!.. Yediği bir tek hurma, ne olur izin verseydiniz, yeseydi…” Peygamberimiz; “Bana ve aileme zekât için ayrılmış olan hiçbir şey helal değil” diyor… Hz. Hasan bunu bize anlatıyor… Sahabilerin de gördüğü bu olay ve bir çocukluk hatırası olarak, onu çok seven dedesinin kendisine böyle bir izni vermediğini hatırlıyor ve ondan sonraki hayatında da bunlara şahit oluyor… O sebeple Peygamberimiz ve ailesi Allah'ın müminlere farz kıldığı zekat ibadetinden dolayı oluşan herhangi bir bedeli; para olsun, mal olsun; hiçbir surette almamışlardır… Peygamberimiz orada Hasan'a izin verseydi, Hasan belki bunun doğru bir şey olduğunu zannederek tekrar yapacaktı… Ama bırakınız, onun midesine girmesine izin vermek şöyle dursun, ağzında oluşan suyunu bile yutmasını istememiş… Peygamberimiz bu kadar hassasiyet göstermiş… İşte o sayede böyle yetişmiş seyyidler… Yani Peygamberimizin soyundan gelenler, böyle hassas yetiştirilmişler…
Değerli Kardeşlerim!.. Kısacası Peygamberimiz hem kendi çocuklarına karşı çok şefkatli… Torunlarına ve yakınlarının evlatlarına… Hem de ashab-ı kiramın çocuklarına aynı şefkati, ilgiyi gösteren… Hatta gayrimüslim çocuklara bile bu manada aynı şefkatle ve merhametle davranan bir peygamberdir ve bize örnektir…
Onun bazı tavır ve davranışlarını size zikrederek bunu çocuklara nasıl hissettirdiğine de şahit oluyoruz yaşanan hatıralarda… Mesela Peygamberimiz selam konusunda, malumunuz çok hassasiyet göstermektedir… Selam vermek, konuşmadan önce selam ile başlamak, ayrılırken aynı duayı yani son sözünü selam yapıp ayrılmak… Bunu çok önemser Peygamberimiz… Hamdolsun hala toplumumuzda güzel bir şekilde yaşıyor bu sünnet-i seniyye… Çocuklara da selam verirmiş… Çocuklara selamı da özel bir selam… “Esselamu aleyküm eyyüssıbyan” diye selamlarmış… Sıbyan; sabi kelimesinin çoğuludur… “Allah'ın selamı üzerinize olsun çocuklar” diye selam verirmiş… Onların oynadıklarını görünce, yanlarına gidip hal-hatırlarını sorarmış… Bazen onların oyunlarına eşlik edermiş… Bu onları muhatap kabul etme manasına geliyor ve İslam'ı tebliğ ettiği kimselerdir çocuklar… Yani çocuk deyip geçmiyor Peygamberimiz, ona bir adam muamelesi yapıyor, İslam'ı tebliğ ediyor, telkin ediyor ve onun biatini kabul ediyor… Ellerini tutarak, ben senin Allah'ın Resulü olduğuna inanıyorum, sana biat ediyorum diyen çocuğun duygularını, düşüncelerini yetişkin bir insan gibi kabul ediyor… Ve onlara özel dualarda bulunması, gönüllerini hoş edecek ikramlar da bulunarak onları sevindirmesi de çok manidar örneklerdir… Buna dair pek çok hadisi şerif aktarabiliriz… Çocuklara karşı muhabbet dolu bir gönülle onlara sevdiğini söylemesi… Medine’ye ilk geldikleri zaman kendisini Taleal Bedru şiiriyle karşılayan çocuklara “Allah kalbimi biliyor ya ben hepinizi çok seviyorum” diyor peygamberimiz… Bu hatıralar asr-ı saadet çocuklarının hafızalarında yaşamış ve bize aktarılmış hatıralar…
Ve şurası da önemli; bazen gönüllerini hiç kırmadan terbiye maksatlı olarak onlara uyarılarda bulunduğunu da görüyoruz… Peygamberimizin hanımlarından Ümm-ü Seleme’nin önceki eşinden Ömer isminde bir oğlu vardır… Babasının vefatından sonra annesi Ümm-ü Seleme Peygamberimizle evleniyor… Onun oğlu Ömer diyor ki; “Ben küçük bir çocuktum, Peygamberimizin yanında yetiştim… Elim sofranın her tarafına ulaşır, besmele çekmeden yerdim… Sağ elimle, sol elimle hiç dikkat etmezdim… Bir gün Peygamberimiz bana evladım dedi, oğlum dedi, sen besmele çekerek yemeye başla, kendi önünden ye, bir de sağ elinle ye… Ben bunu hiç unutmadım… Bana bu şefkatli sözlerini hatırlıyorum” diyor…
Yine bir gün bir sahabi çocuğu Rafi bin Amr hurma ağaçlarını taşlıyor… Bahçe sahibi de tutup, Peygamberimizin huzuruna çıkarıyor, şikâyetçiyim diyor… Rafi bin Amr “Peygamberimiz bana hurmalar niye taşlıyorsun bakalım deyince, ben de karnım acıkmıştı da o sebeple deyi verdim” diyor… Peygamberimiz de “Bir daha ağaçları taşlama, ama altına düşenleri alıp yiyebilirsin” diyor… Bakınız; Peygamberimizin bir tarafı kapatırken bir alternatif sunması da çok önemli… “Ağaçları taşlama, ama altına düşenlerden alıp yiyebilirsin diyor ve benim başımı okşadı, dua etti, ya Rabbi şu yavrucağın karnını sen doyur diye de bana dua etti” diyor…
Değerli Mü’minler!.. Bütün bunlar şunu ortaya koyuyor… Peygamberimiz çocukların gönlünü kırmadan terbiyesini de eksik etmiyor… Bu konuda onu çok şefkatli ve merhametli görüyoruz… Zira karşımızdaki o küçük insan, bizim gibi büyükçe düşünebilecek imkana sahip olmaz… O çocuktur ve çocukluğunu yapacaktır… Bizden beklenen Peygamberimizin şu tarihi sözüdür… “Küçüklerimize şefkat göstermeyen, büyüklerimizin de şerefini bilmeyen, kadrini bilmeyen bizden değildir” hadis-i şerifi… Bakın bunu Müslümanlığın önemli bir şartı gibi görüyor Peygamberimiz ve onun için bizi uyarıyor “Bizden değildir” diyor…
Muhterem Mü’minler!.. Anne-babalar çocukların dünyaya gelmesine Allah'ın vesile kıldığı kimselerdir… Dilediğine erkek, dilediğine kız evlatlar veren, dilediğine ikiz veren, dilediğine de bir hikmete mebni olarak vermeyendir…
يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ
dilediği şekilde yaratma hakkı ona aittir ayetinin mealidir bu aktardıklarım… Ama bir insan evlat sahibi ise eğer, şunu bilelim ki, onun maliki değildir… Evlat bir mal-mülk gibi ona ait değildir… Bizim de sahibimiz ve malikimiz olan Allah Teala'dır…
Evlat bir emanettir diyor İslam âlimleri… Bu emanete riayet etmek lazım… Yedirip içirmek, giyindirip kuşandırmak yetmez… Başka bir vazifemiz daha var… Onları en güzel şekilde eğitmek terbiye etmek de bizim için son derece önemli bir vazife… Ve Enfal Suresi’nden bir ayet…
وَاعْلَمُوا اَنَّمَا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ
““Bilin ki, hiç şüpheniz olmasın ki; sizin sahip olduğunuz mal ve sizin evlatlarınız sınanma aracınızdır, imtihan sebebinizdir…””
Bu imtihanı başarıyla vermek, gerçekten ders çalışmakla olur… Hem de çok iyi çalışmamızı gerektirecek bir iştir evlat yetiştirme işi… İşte bunu Peygamberimiz başarı ile yapalım diye, bize gerçekten çok önemli nasihatlerde bulunmuş…
Eğer biz bu sınandığımız hususu, inşallah başarıyla gerçekleştirebilip de, bu dünyadan vazifesini yapan birisi olarak gittiğimizde, bize Allah-u Teâla Rad Suresi’nin 23. ayetinde böyle müminlerin durumunu aktarıyor… Gerçekten çok dikkat çekici ve güzel bir müjde…
جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اٰبَائِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَالْمَلٰئِكَةُ يَدْخُلُونَ عَلَيْهِمْ مِنْ كُلِّ بَابٍ
““Bu adn cennetleri, cennette çok güzel bir mertebedir, oraya Allah'ın kendisinden bu dünyada razı olduğu salih amel sahipleri elbette gireceklerdir… Sadece onlar değil, atalarından ameli salih olan kimseleri de Allah onlarla buluşturacaktır”(RAD;23)”
Diyelim ki babanız dedesinden bahsetti, kendi dedenizden bahsetti, babasından veyahut kendi dedesinden bahsetti, büyük büyük dedem diye bir kaç kuşak önceden söz etti… Onlar içinden salih olanlarla cennette buluşacaksınız… Gerçekten çok dikkat çekici, ilgi çekici bir durum… Sizden kaç kuşak önceki dedenizle Allah sizi cennette buluşturmuş olacak…
وَذُرِّيَّاتِهِمْ
adece kendi evlatları değil, evlatlarının evlatlarını da, onların evlatlarını da Cenab-ı Allah salih, razı olduğu mümin kulundan ayrı tutmayacak… Çünkü bu dünyada sevdiği evladını, torununu ahirette, cennette de görmek ister insan… Ayrı kalmak istemez… Allah onun bu arzusuna cennette karşılık vermek için işte bu ayet-i kerimenin müjdesini veriyor bize…
Allah muhafaza; vazifesini yapmayan, gereği gibi yapamadan bu dünyadan ayrılıp giden, evladının yetiştirilmesi hususunda üzerine düşeni yapmaktan kaçınan ve maalesef bu dünyadan ayrılıp giden bir kişinin hali nasıl olur, onu da yine ayet-i kerime bize uyarıyla bildiriyor Zümer Suresi’nde…
اِنَّ الْخَاسِرٖينَ الَّذٖينَ خَسِرُوا اَنْفُسَهُمْ وَاَهْلٖيهِمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَلَا ذٰلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبٖينُ
“Hiç şüpheniz olmasın, gerçekten hüsrana uğrayan kaybeden kimseler kendilerine de, ailelerine de bu kaybı yaşatan, mahşer gününde böyle büyük bir kayıp ile, hüsran ile neticelenen bir sona sahip olan kimselerdir…
اَلَا ذٰلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبٖينُ
erçek kayıp, gerçek iflas etmek işte budur”(ZUMER;15) diyor ayet-i kerime…
Cenab-ı Hakk bizi böyle hüsrana düşenlerden eylemesin, her birimizi muhafaza buyursun…
Ve hep dualarımızda olması gereken şu duayı da tekrar hatırlayalım… Sık sık okuyoruz Furkan Suresi’nin bu son ayetlerini… Çünkü orada Allah-u Teâla razı olduğu kulların durumlarını, sözlerini, tavırlarını bize anlatıyor…
وَالَّذٖينَ يَقُولُونَ
“Allah'ın o has kulları, razı olduğu kullar derler ki;”
رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ اَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا
“Bize eşlerimizi, evlatlarımızı göz aydınlığı kıl…”
Bu duayı sadece erkekler değil, hanımlar da yapmalı… Onlar da eşleri için dua etmeli… “Evlatlarımızı göz aydınlığı eyle, bizi takva sahiplerine önder kıl, onlarla beraber eyle diye, hep bu duayı yapmalıyız… Mahşer günü gerçek kurtuluşa sahip olanlar, işte biraz önce bahsettiğimiz Adn cennetlerinin sahipleridir…
Değerli Mü’minler!.. Doğan her çocuk annesinden fıtrat üzere dünyaya gelir… Fıtrat; kendisini yaratan bir yaratıcının varlığına inanabilecek halde yaratılmış olmak demektir… Ama çocuk bu Yaratanın ismini bilemez… Ona ne telkin edilirse, o ona inanır… Onun bu hali konuşma çağına kadar devam eder diyor Peygamberimiz… Sonra anne babası onu Yahudi, Hristiyan, Mecusi ve ya müşrik haline getirir… Eğer anne babası Müslüman iseler çocuk da Müslüman olur… O sebeple bizim evlatlarımıza vereceğimiz terbiye, özellikle dini terbiye çok önemli… Peygamberimiz
مَا نَحَلَ وَالِدٌ وَلَدًا مِنْ نَحْلٍ أَفْضَلَ مِنْ أدَبٍ حَسَنٍ
““Anne-baba çocuğuna güzel terbiyeden daha önemli, daha değerli, daha kıymetli bir bağışta bulunduğunu düşünmeyin… Bırakabileceği en değerli miras güzel terbiyedir” buyuruyor…”
Bunu başarabilen bir insan için şu hadis-i şerifi de göz önüne alalım… Şöyle buyuruyor Peygamberimiz… “İnsan öldüğü zaman artık amel defteri kapanır… Çünkü öldükten sonra artık yazılacak bir şey işleyemez… Fakat üç husustan dolayı onun amel defteri kapanmaz, açık kalır… Bunlardan birisi; sadaka-i cariye… Yani insanlara ve insanlığa faydası olan herhangi bir şeye katkısı varsa, buna sadaka-i cariye denir… İkincisi; insanların istifade edeceği ilim, bilgi bırakmak, ilim ihtiva eden eserler bırakmak… Üçüncü olarak da; salih bir evlat… Kız olsun, erkek olsun; anne babası için dua eden, hayır hasenat yapan bir evlat…”
Son olarak şu hususla bitirelim; çocuklarımız bize emanet edilen, Allah'ın yarattığı insan varlığı olarak çok değerli… Emin olun; her bir davranışımız çocukta karşılığını buluyor… Peygamberimiz bir gün torunu Hasan'ı öpmekteydi, bağrına basıp dua etmekteydi… Akrabin Habis isimli, bir kabilenin reisi olduğu söylenen kişi dedi ki “Benim 10 tane evladım var, hiçbirini böyle öpmedim…” Peygamber Efendimiz ona şu şekilde mukabelede bulundu… “Merhamet etmeyen kimseye merhamet edilmez…” Çocuk özellikle annesinden babasından dualar duymalı… Bu çocuğun yetişmesinde ve dini tecrübesinde, ruhi hayatında çok önemli… Bu duaları hem yüzüne karşı, hem de gıyabında çok yapmalıyız… Seher vakitlerinde evlatlarımızın salih kimselerden olması için, yanlışlıklarından korunması ve kurtulması için çok dua etmeliyiz…
Son bilgi de şu olsun… İbrahim Suresi’nde Hz. İbrahim'in bir duası var…
رَبِّ اجْعَلْنٖى مُقٖيمَ الصَّلٰوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّتٖى رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاءِ
“"Rabbim!.. Beni namaza devam eden bir kimse eyle… Soyumdan da böyle kimseler yarat Rabbimiz!.. Duamı kabul eyle."(İBRAHİM;40) diye evlatlarına dua ediyor İbrahim Peygamber…”
Çünkü babanın duası çok önemli… “Bir Peygamberin ümmetine duası nasıl makbul ise, babanın da evladına duası o kadar makbuldür” buyuruyor Peygamberimiz… Babalar olarak evlatlarımıza dua vazifemizi de unutmayalım…
Rabbimiz cümlemize razı olduğu evlatlar yetiştirmeyi nasip eylesin…
Rabbimiz hepinizden razı olsun, amellerinizi makbul eylesin…
