Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Ey İman Edenler, İman Ediniz

İsmail Sezkin

EY İMAN EDENLER!.. İMAN EDİNİZ


EY İMAN EDENLER! .. İMAN EDİNİZ

Değerli Kardeşlerim!.. Cenab-ı Allah Kur'an-ı Kerim'de peygamberlerin bazı özelliklerinden ve yaşanmış olan mücadelelerinden bahseder… Biz bunlara peygamber kıssaları diyoruz… Cenab-ı Hakk o kıssalarla ilgili olarak;

نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ اَحْسَنَ الْقَصَصِ بِمَا اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ هٰذَا الْقُرْاٰنَ

““Sana bu Kur'an'ı vahyetmekle kıssaların en güzelini anlatıyoruz…”(YUSUF;3) Yani Allah-u Teâlâ geçmiş kavimlerde yaşayan insanlardan, peygamberlerin mücadelesinden, Allah'a olan teslimiyetlerinden, istikametlerinden bahseder… Bahseder ki; ‘ey Ümmet-i Muhammed!.. Allah'ın dinini yaşama konusunda sizin de mücadeleniz ömrünüzün sonuna kadar böyle devam etsin’ diye mesaj veriyor bize Cenab-ı Allah…”

Bu dünyada, insan yaşadığı sürece o kıssalarda anlatılan, helak edilmiş kavimlerin yaptıkları hep olacak… Ama sizin gittiğiniz yol sırat-ı müstakim olsun… Sizin gittiğiniz yol eğriliği olmayan ve sonu cennete varan, Allah'ın rızasına varan peygamberlerin yolu, Hz. Muhammed Mustafa (SAV)'in yolu olsun mesajını veriyor bize…

Değerli Kardeşlerim!.. Kur’an’ın kıssalarında; mesela Hz. Adem’in yaratılması, kendisine bütün isimlerin öğretilmesi, meleklerin ona secde etmeleri, İblisin Allah'ın emrine uymayıp secde etmeyerek baş kaldırması, kibirlenmesi ve Allah'ın rahmetinden uzaklaşması ve İblisin Hz. Adem ile Havva’yı kandırmak suretiyle onların Cennetten çıkarılmaları anlatılır…

Yine Hz. İbrahim'in babasıyla olan mücadelesi, tartışması, babasını Allah'ın dinine davet etmesi… Kavminin tapmış olduğu putlarla mücadelesi… Allah-u Teâlâ’nın yerleri gökleri yaratan tek İlah olduğunu insanlara anlatması… İnsanlara zulmeden Nemrut’la tartışması ve sonra Kâbe’yi inşa etmesi anlatılır…

Yine mesela; Hz. Musa Peygamberle ilgili de, doğduğu ortam, daha çocukken ırmağa bırakılması ve Allah-u Teâlâ’nın koruması ile Firavunun sarayında büyütülmesi… Çünkü o dönemde bütün çocuklar öldürülmekteydi… Ama Allah-u Teâlâ inananları ve Musa (AS)'ı korudu, hatta bizzat o zalimin sarayında muhafaza ederek büyüttü… Sonra kendisine Risaletin verilmesi ve Risaletle beraber Firavunu Hakk'a davet etmesi… Sonra Firavun ve sihirbazlar ile karşılaşması ve imanının bir gereği olarak bedel ödemesi… İsrailoğullarıyla beraber Mısır'dan çıkışı… Tur Dağı’nda Allah'la buluşması… İsrailoğullarının hemen yoldan çıkarak buzağıya tapmaları ve Allah’ın lanetine uğramaları anlatılır…

Değerli Mü’minler!.. Bu anlatılanlara göre; Fatiha Suresi’nde

غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ

iye bahsedilen; Allah'ın rahmetinden atılanlar kimdir derseniz… Birincisi İblistir… İblis Allah-u Teâlâ’nın secde emrine uymadı ve Allah'ın rahmetinden kovuldu…

Allah-u Teâlâ’nın rahmetinden kovulan ikinci bir sınıf ise, İsrailoğullarıdır… Çünkü onlar ırkçılık yapmışlardı… Hz. Musa vahiy almak için Tur Dağı’na gittiğinde, ilk fırsat bulduklarında, 40 gün içinde hemen inkâra ve putçuluğa geri döndüler… Kendi yaptıkları bir buzağı heykeline taptılar… Bu inkârları ve peygamberlerini yalnız bırakmaları nedeniyle… Yani imanlarında sebatkâr ve samimi olmadıklarından dolayı; İblis gibi İsrailoğulları da lanete uğradılar…

Değerli Mü’minler!.. Allah-u Teâlâ her şeyi bir amaç, bir gaye ile yarattığı gibi, Peygamber kıssalarının Kur'an-ı Kerim'de zikretmesinde de bir amaç ve bir gaye var…

Birincisi; Peygamberimizin nübüvvetini ispat etmek… Çünkü ayet-i kerimede Rabbimiz

وَاِنْ كُنْتَ مِنْ قَبْلِهٖ لَمِنَ الْغَافِلٖينَ

““Ey Peygamber!.. O anlatılan kıssalarla ilgili olarak senin önceden bir bilgin yoktu… Sen onlardan haberdar değildin… Onları sana biz vahiyle bildiriyoruz” (YUSUF;3) diyor…”

İşte bu Peygamberimizin peygamberliğinin ispatıdır… Bu ayette ‘Sen böyle bir bilgiye sahip değildin Sana bunları Allah bildiriyor’ denmesi Peygamberimizin Allah'tan vahiy aldığının ifadesi ve işaretidir… Başka bir ayet-i kerimede de;

وَمَا كُنْتَ بِجَانِبِ الْغَرْبِىِّ اِذْ قَضَيْنَا اِلٰى مُوسَى الْاَمْرَ وَمَا كُنْتَ مِنَ الشَّاهِدٖينَ

““Ey peygamber!.. Biz Musa'ya vahyimizi bildirirken sen Tûr Dağı’nın yamaçlarında değildin… Orada değildin… Sen bu hadiseyi görenlerden değildin” diyor…”

Allah-u Teâlâ Peygamberimize ‘sen o dönemde yaşamadın… Ama bak ben sana bildiriyorum’ diyor… Peygamberimiz de ‘Ey insanlar!.. Evet, ben orada değildim… Geçmiş kavimlerin, peygamberlerin durumunu Allah bana bildiriyor… Ben de Allah'tan gelen bu vahiyi size bildiriyorum’ diyor… İşte burada Peygamberimizin peygamberliğinin ispatı var…

Birdiğeri ise; bu kıssalar bütün peygamberlerin hep Allah'ın varlığını ve birliğini, İslam'ı, tevhidi anlattıklarını haber veriyor bize… Yani bütün peygamberler hep tevhidi anlattılar… Onların hepsinin bütün amaçları, gayeleri İslam'ı anlatmaktı ve anlattılar… Nitekim Cenab-ı Hakk bunu da ayet-i kerimede;

اِنَّ هٰذِهٖ اُمَّتُكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَاَنَا رَبُّكُمْ فَاعْبُدُونِ

““Muhakkak ki sizin ümmetiniz bir tek ümmettir… Dininiz tek bir dindir… O da İslam'dır… Ben de Rabbinizim… Onun için sadece bana kulluk edin”(ENBİYA;92) diye bildiriyor bize…”

Değerli Kardeşlerim!.. Bizim Peygamberimiz de dahil bütün peygamberler hep tevhidi anlattılar… Sizi yaratan Allah, sizi var eden Allah, bir tane olan Allah, size hayat veren Allah, sizi bir gün öldürecek olan Allah ve kıyamet günü sizi hesaba çekecek olan Allah diye bütün peygamberler Allah'ın varlığını ve birliğini anlattılar… Hepsinin anlattığı tevhit inancı aynıdır…

Kur'an-ı Kerim'de o peygamber kıssalarıyla anlatılmak istenen bir diğer sebep ise; dinleyenler için ders almalarını, Peygamberlerin mücadelesini örnek almalarını istenmesidir…

Bu anlamda sizler Allah'a, Peygambere iman eden, istikamet üzere yaşamayı amaç edinen Müminler olarak… Beş vakit namazınızda günde 40 defa

اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقٖيمَ

izi sırat-ı müstakime ilet Ya Rabbi!..” diye dua edip yalvarıyorsunuz… Sizin istediğiniz, örnek aldığınız peygamberlerin sırat-ı müstakim olan yolu işte bu yol diyor… Allah'ın dinini yaşama ve yeryüzüne hâkim kılma konusunda, malıyla-mülküyle fedakârlıkta bulunup canını da ortaya koyan şehitlerin yolu işte bu yol diyor… Hayatında dürüst olan, doğru olan, özü-sözü bir olan, ahlakı-ibadeti-muamelatıyla Allah-u Teâlâ’nın istediği şekilde yaşayan salihlerin, sıddıkların yolu işte bu yoldur diyor…

Allah-u Teâlâ, ömrünün sonuna kadar sırat-ı müstakim üzere olmak isteyen müminlere; sizler de o peygamberlerin gayretini örnek alın… Sıddıkların, şehitlerin, salihlerin yolunu sizler de kendinize rehber edinin anlamına geliyor bu…

Yoksa bir hikâye gibi, masal gibi okuyup geçmek için değil… Darlandın mı?.. Zorlandın mı?.. Bunaldın mı?.. 950 sene Allah’ın dinini insanlara ulaştırmak için mücadele eden bir Peygamber olan Nuh Peygamberi hatırla mesela…

جَاهِدُوا بِأَيْدِيكُمْ وَأَلْسِنَتِكُمْ وَأَمْوَالِكُمْ

“buyuruyor… “Mallarınızla cihat edin, nefislerinizle cihat edin, dillerinizle cihat edin”(HADİSLERLE İSLAM;4/473) diyor Peygamberimiz…”

O halde biz namaz kılmayı, sabah namazına kalkmayı bir cihat olarak görebiliyor muyuz?.. Evladımızı yetiştirmeyi, evladımıza zaman ayırmayı bir cihat olarak görebiliyor muyuz?.. Yardıma muhtaç insanların, hatta bütün canların ihtiyacını görmeyi bir cihat olarak görebiliyor muyuz?.. Eğer görebiliyorsak; işte o zaman, sırat-ı müstakimi anlamışız demektir… İşte o zaman, Peygamberlerin mücadelesini anlamışız demektir…

Ohalde, bize ne oluyor ki; hiç kimseye yardım edemiyoruz, bir yardımda bulunamıyoruz… Bize ne oluyor ki; malımızla-mülkümüzle Allah'ın dinini yüceltme adına geri kalıyoruz… Oturduğumuz yerden kalkamıyoruz

Biz dünya hastalığına mı yakalandık acaba?.. Peygamber Efendimiz öyle buyuruyor… Defalarca anlattım bu hadisi bu kürsüden, bir daha anlatayım… Vehin hastalığından bahsediyor Peygamberimiz…

“Öyle bir zaman gelecek ki; aç insanların yemek kabına üşüştüğü gibi kâfirler sizin üzerinize, sizin memleketlerinize üşüşecekler” diyor…

Değerli Kardeşlerim!.. Şu anda dünyanın dört bir yanına baktığımız zaman, bütün Müslüman memleketlerinde bu hadis-i şerifin aynen yaşandığını görüyoruz… İşte dünyanın her yerinde, Müslümanların tamamı, Peygamberimizin haber verdiği şeyin aynısını yaşıyor bu gün…

Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki; aynı Peygamberimizin dediği gibi, aç insan nasıl yemek kabına saldırırsa, bu gün aynen öyle kâfirler Müslümanlara saldırıyorlar… Çoluk çocuk demeden, sivil demeden, kadın demeden… Her türlü saldırıyı, zulmü kendilerine meşru görüyorlar… Kendilerine hak olarak görüyorlar…

Ama esas hak dediğimiz şey, esas insan hakları dediğimiz şey; bana olduğu zaman itiraz etmeyip başkasına olduğu zaman itiraz edilen şey değildir… İnsan hakları her zaman evrenseldir… Bu anlamda insan hakları okumak istiyorsanız, Peygamberimizin veda hutbesini açıp okuyacaksınız… Peygamberimiz orada “Müslüman kendisine yapılmasını istemediğini hiç kimseye yapmayan insandır” diyor… Peygamberimiz savaşın bile bir hukukunun olduğunu söylüyor… Savaşta sakın kâfirlerin bile çocuklarına, kadınlarına, eli silah tutmayan yaşlılarına, mabetlere, ilim adamlarına dokunmayın diye bize talimat veriyor Peygamberimiz…

Eğer ahlak arıyorsanız; Peygamberimizin Veda Hutbesini ve hadislerini okuyacaksınız… Eğer insan hakları arıyorsanız; Peygamberimizin emirlerini, talimatlarını okuyacaksınız… İşte bunları okumak ve yaşamak sırat-ı müstakimdir…

Evet, Peygamberimiz “Öyle bir zaman gelecek ki, aç insanların yemek kabına üşüştüğü gibi kafirler sizin üzerinize üşüşecekler” diyor… Sahabe “Ya Resulallah!.. O zaman Müslümanların sayısı çok az mı olacak?..” diye soruyorlar…

Böyle çoluk çocuk demeden, kadın demeden, mabetlerimiz-camilerimiz demeden yakıp yıkacaklar… Hastaneleri bile bombalayacaklar… Yani ‘bizi az gördükleri için mi böyle olacak’ diye soruyorlar…

Peygamber Efendimiz “Hayır” diyor… Aslında sizin sayınız çok olacak, günümüzün ifadesiyle sayınız milyarları bulacak, hatta farklı coğrafyalarda ülkeleriniz de olacak… “Ama sizin çokluğunuzu kimse kale almayacak… Çünkü siz suyun üzerindeki saman çöpü gibi olacaksınız, bir ağırlığınız olmayacak” diyor… Yani bir kıymeti harbiyeniz, dünyada bir etkiniz, bir yetkiniz, bir değeriniz, sizi dinleyen olmayacak diyor…

Bir de “Siz vehin hastalığına yakalanacaksınız” diyor… Sahabe böyle bir hastalığı daha önce hiç duymamış… “Ya Resulullah!.. Vehin hastalığı nedir?” diye soruyorlar… Peygamberimiz de diyor ki; “Dünyayı çok seveceksiniz ve ahireti unutacaksınız… Ölümden korkacaksınız… Hiç ölmek istemeyeceksiniz… Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayıp dünyaya bağlanacaksınız… Sadece dünya için çalışıp çabalayacaksınız”

Değerli Kardeşlerim!.. Allah-u Teâlâ da Münafikun Suresi’nde bu anlamda bizi uyarıyor…

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تُلْهِكُمْ اَمْوَالُكُمْ وَلَا اَوْلَادُكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِ

““Ey iman edenler!.. Mallarınız ve evlatlarınız, dünyanın malı-mülkü sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın” diyor…”

Peygamber Efendimiz de “Dünya sevgisi her kötülüğün başıdır… Dünya tatlı bir yeşillik gibidir ve Allah sizi bu dünyaya nasıl amel edeceğinizi göstermek için getirmiştir” buyuruyor…

Ohalde Değerli Kardeşlerim!.. Kendimizi şöyle bir muhasebe edelim… Her sabah; acaba bizim ilk planımız-programımız, hedeflerimiz neler diye kendimizi bir hesaba çekelim…

Tabii ki; dünyalık hedeflerimiz olacak, olmalı da… Ama acaba her günümde ben Rabbimin razı olacağı bir iş olarak ne yapabilirim diye… Beni Allah'a yaklaştıracak ne yapabilirim diye de derdimiz olmak zorunda… İşte dünya sevgisine, vehin hastalığına kapılmamak budur…

Mesela, çok basit bir muhasebe; acaba dünyanın işlerine göre mi namazımızı planlıyoruz, yoksa namazımıza göre mi işimizi-gücümüzü planlıyoruz… Diğer bir ifadeyle; acaba dünyanın işlerini, Allah'ın emirlerine ve imanımıza göre planlayabiliyor muyuz?.. İşte aradaki farkın adı bizim imanımızdır…

Değerli Kardeşlerim!.. Şunu unutmayın; Peygamberimizin ifadesiyle “Bu dünya müminin zindanı, kâfirin ise cennetidir…” O halde dünyanın malına- mülküne imrenmeyeceksin… İmrenmeyeceksin ki; ahiretteki cennete kavuşasın…

İnşallah Rabbimiz bizleri cennetinde buluştursun… Cenneti kazanacak samimiyeti, mücadeleyi de hayatımızda yaşamayı nasip eylesin…

Ama mesele sadece dua ile de olmuyor işte… Allah'ım bana yardım et derken, Ya Rabbi! Gazze’deki kardeşlerimize yardım et derken, o yardımı isterken hayatımızla da o yardımı isteyelim… Hep Allah’a sipariş vermeyelim… Yaşantımızda da Allah'a olan teslimiyetimizi ve samimiyetimizi gösterelim…

Gazzeliler ellerinden geleni yapıyorlar ve yapmaya da devam edecekler… Sen de Gazze'ye ve Kudüs'e buradan yardım edebilirsin…

Peygamberimizin yaptığını yapacaksın… Peygamberimiz Hayber’de Yahudileri kuşatma altına almıştı… Ama onlar muhkem evlerine çekilmişlerdi Bugün Demir Kubbe dedikleri savunma sistemini o gün de kurmuşlardı… Evleri yüksek, kaleleri sağlam ve ulaşılması imkânsızdı Peygamberimiz, Sahabesi ile birlikte uzun bir süre dışarıda bekledi… Ama bir türlü onların kale gibi korunaklı evlerine giremedi Çünkü onlara ok atsan sana geri dönüyordu Taş atsan yetişmiyordu Bağırsan sesin yetişmiyordu… Evleri aşılmıyor, duvarları yıkılmıyordu Günlerce bekledi İslam ordusu Ama Yahudiler kalelerden çıkmıyordu Müslümanların stoğu tükenmek, moralleri bitmek üzereydi… Günlerce beklediler Ama nafile Bu uzun bekleyişten sonra Peygamberimiz yeni bir strateji geliştirdi… Yahudilere ait hurma ağaçları kesilecekti Yahudilerinin ekonomik kaynakları birer birer kesilecekti… Servetleri devrilecekti… Gelecekleri köklerinden kazınacaktı… Zira Yahudi için para, servet ve zenginlik her şey demekti Ağaçlar kesildikçe Yahudiler kahroluyordu… Ağaçlar kesildikten sonra onlar için burada kalmanın bir anlamı kalmayacaktı… Yahudiler, ağaçların kesildiğini gördü… Zaten bir kaç ağacın kesilmesi yeterli oldu… Bu yüzden pes etmek zorunda kaldılar… Sonunda anlaşma yoluna gittiler ve taşıyabilecekleri kadar yükle bölgeyi terk etme kararı aldılar…

Sen de bugün Kudüs için, Mescidi Aksa için, Gazze için bir şey yapmak istiyorsan, bir ağaç da sen keseceksin… Sen de bugün sövsen sesin Yahudiye ulaşmaz Taş atsan İsraile ulaşmaz Ok atsan Telaviv'e yetişmez… Ama sen de Peygamberimizin stratejisini yapabilirsin Al eline baltayı, kes Yahudilerin ağaçlarını

Evine giren her Yahudi malı, bir ağaçtır… Kullandığın her Yahudi malı deterjan, bir ağaçtır… İçtiğin her kola, bir ağaçtır… İçtiğin her Yahudi malı su, bir ağaçtır… Yani Yahudilerin her ürünü, bugün bir ağaçtır…

Sen de Gazze savaşına katılmak istiyorsan, Mescid-i Aksa'yı buradan korumak istiyorsan; öyleyse alacaksın eline boykot baltasını ve keseceksin Yahudilerin ağaçlarını Alışveriş listeni kontrol edeceksin Mutfağına giren ve kullandığın yiyeceklerin markalarını kontrol edeceksin Banyodaki temizlik ürünlerine bir göz atacaksın

Yani gücünün yettiğini yapacaksın Gücün bir yaprak koparmaya yetiyorsa onu koparacaksın, bir dal kırmaya yetiyorsa onu kıracaksın, bir ağaç devirmeye yetiyorsa onu devireceksin

Çünkü Cenab-ı Allah

فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ

im zerre kadar bir iyilik yaparsa mutlaka karşılığını bulur" diyor bize!..

Değerli Kardeşlerim!.. Eğer Allah’ın varlığına ve birliğine, ahirete, cennete-cehenneme inanıp iman ediyorsan; hiç kimseye zulmetmeyeceğin, haksızlık etmeyeceğin gibi, aynı zamanda her zaman elinle, dilinle, malınla-mülkünle de mazlumların yanında olacaksın… Müslüman kardeşinin yanında olacaksın… İman budur…

İman etmek demek sabretmek ve mücadeleye devam etmektir… Çalışmak, gayret etmektir… Biz gayret etmekle mükellefiz… Biz sonuçla mükellef değiliz… Yani ne olacak demeyeceğiz, ben ne yapabilirim diyeceğiz…

Bizim vazifemiz Allah'ın nidasını insanlara ve dünyaya ulaştırmak… Bunun için gayret edeceğiz… Ama buna önce kendi kalbinden, kendi gönül dünyandan, kendi ailenden başlayacaksın… Sen İslam’ı kendi nefsine kendi hayatında hâkim kılmadan etrafına hiç bir faydan olmaz… O zaman sadece boşuna konuşmuş oluruz… Hiçbir sonuç elde edemeyiz…

Allah'ın emirlerini yaşama konusunda mücadele etmediğimiz için, Kur'an'ı, Peygamberimizi ve Peygamberlerin mücadelesini okuyup da kendi hayatımızda hakim kılmadığımız için… Kahrolsun Siyonizm demekle, kahrolsun İsrail demekle hiçbir şey kahrolmuyor…

O yüzden; Cenab-ı Allah

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اٰمِنُوا

Ey iman edenler! .. İman ediniz”(NİSA;136) diyor Kur’an’da… O halde önce kendimizi sorgulayacağız…

İşte o zaman değişecek dünya… Sen kendini değiştirirsen dünya değişecek… Sen kendini değiştirmeden dünya değişmeyecek… Biz Müslümanlar düzelmeden dünya düzelmeyecek…

Allah-u Teala'ya tam bir teslimiyetle, maddi manevi her yönüyle kendi hayatımızda İslam'ı hakim kılmadan hiç kimseye bir etkimiz olmayacak… Artık sadece ‘Elhamdülillah Müslümanım’ diyen değil, Kur'an ahlakını, Peygamber ahlakını yaşayacak örnek insanlar olmak zorunda Ümmet-i Muhammed… Bizim en büyük problemlerimiz bu… Biz hep başkalarından bekliyoruz… Bu sorumlulukları hep başkalarına attığımız için, başkalarına yüklediğimiz için bir türlü yeniden kıyama kalkamıyoruz…

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ

““Allah'ın ipi Kur'an'a sımsıkı sarılın”(AL-İ İMRAN;103) diyor Cenab-ı Allah… O halde önce Kur'an-ı Kerim'i okuyacağız… Ama sadece ölülerimiz için okumayacağız… O Kur'an acaba bana ne diyor diye okuyacağız… Okuduğumuzu anlamak ve hayatımızı Kur’an’a göre yaşamak için okuyacağız… Çünkü Cenab-ı Allah Ankebut Suresi’nde “Allah'ın vahyettiği o kitabı oku, okuduğunu anla, anladığını yaşa, yaşadığını da yaşat” diyor… Müslümanın vazifesi bu…”

Cenab-ı Allah bu Kur'an'ı Peygamberimizin şahsında bütün Ümmet-i Muhammed'e indirdi… Sadece müftülere indirmedi, imamlara indirmedi, hocalara indirmedi… Bütün Müslümanlara indirdi… Bütün insanlığa indirdi…

Yarın huzura vardığımızda Cenab-ı Allah ‘Ey kulum!.. Ben sana hayat rehberi Kur'an'ı göndermiştim… Onu baştan sona hiç okudun mu, anladın mı?’ diye sorduğunda; ‘Ya Rabbi ona sıra gelmedi mi diyeceğiz… Ya Rabbi çok işimiz vardı, sınavlarımız vardı, yapmamız gereken meseleler vardı, çözmemiz gereken sorunlar vardı… Ondan Kur'an'a sıra gelmedi’ mi diyeceğiz…

Onun için yeniden toparlanıp kendimizden başlayacağız işe… Kur'an'ı iyi okuyacağız… Peygamberler ne yapmışlar, nasıl yaşamışlar, ne anlatmışlar Bunları öğrenip anlayacağız ve yaşayacağız hayatımızda…

Şunu unutmayın; maddi anlamdaki en ufak bir eksiklik, dini anlamdaki bir eksiklik kadar bizim canımızı acıtmıyorsa bizim imanımızda, bizim Müslümanlığımızda problem var demektir… Daha doğrusu yerine getirilmeyen dini bir mesele, dünyevi bir şeyleri kaybetmek kadar canımızı acıtmıyorsa eğer, gerçekten imanımızı kontrol etmemiz gerekiyor…