Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Fetih ve Cihat: İstanbul'un Fethi

İbrahim Bölükbaşı

FETİH VE CİHAT: İSTANBUL'UN FETHİ


Aziz Müminler!

Hamd; zaferi dilediğine veren, mülkün sahibi olan Allah'a mahsustur. Salât ve selâm; fetih müjdecisi, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Muhammed Mustafa'ya (s.a.v.), âline, ashabına ve kıyamete kadar onun izinden gidenlerin üzerine olsun.

Muhterem Kardeşlerim!

Bugün sizlerle tarihin en büyük hadiselerinden biri olan İstanbul'un fethini konuşacağız. Ama özellikle şu sorunun cevabını arayacağız: Neden İstanbul asırlar boyunca fethedilemedi? Neden nice büyük ordular başarısız oldu? Neden nice komutanlar geri dönmek zorunda kaldı? Ve neden fetih ancak Sultan II. Mehmed Han'a nasip oldu?

Aziz kardeşlerim! Çünkü fetih sadece kılıç işi değildir, sadece asker işi değildir. Fetih önce iman işidir, teslimiyet işidir, maneviyat işidir.

Bugünkü sohbetimiz üç ana bölümden oluşacaktır:

1- Fetih ve cihat anlayışının Kur'an ve sünnetteki yeri

2- İstanbul'un fethinin manevî ve tarihî yönü

3- Günümüze düşen ibretler ve sonuç

Fetih sadece toprak kazanmak değildir; fetih insan kazanmak, gönül kazanmak, adalet götürmek ve Allah'ın adını yüceltmektir.

سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنِ الرَّجُلِ يُقَاتِلُ شَجَاعَةً وَيُقَاتِلُ حَمِيَّةً وَيُقَاتِلُ رِيَاءً أَيُّ ذَلِكَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَقَالَ مَنْ قَاتَلَ لِتَكُونَ كَلِمَةُ اللَّهِ هِيَ الْعُلْيَا فَهُوَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ

“Bir adam cesaretini göstermek, diğeri milletini korumak, öteki kendine yiğit adam dedirtmek için savaşan kimselerden hangisi Allah yolundadır, diye soruldu. Resûlullah (s.a.v.) şu cevabı verdi: "Kim Allah'ın sözü (İslam) yücelsin diye savaşıyorsa, o Allah yolundadır.”

Değerli Müslümanlar!

Bugün İstanbul'un fethini konuşurken sadece geçmişi anmayacağız; aynı zamanda bugün Müslümana düşen sorumluluğu da konuşacağız.

Fetih sadece bir şehri almak değildir. Fetih; gönülleri Allah'a açmaktır, zulmü kaldırıp adaleti hâkim kılmaktır, küfrün karanlığını iman nuruyla dağıtmaktır.

Allah Teâlâ Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyuruyor:

إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا

“Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik.”

Fetih, 48/1

Aziz Cemaat!

İstanbul'un fethi sadece askerî bir başarı değildir. O fetih; peygamber müjdesine nail olmuş bir ordunun, Allah'a teslim olmuş bir komutanın ve secdelerle yoğrulmuş bir milletin zaferidir.

FETİH RUHU VE CİHADIN MANASI

Kardeşlerim! Bugün "cihat" denildiğinde birçok insan yanlış anlamaktadır. Cihat sadece savaş değildir; cihat Allah yolunda mücadeledir: Nefisle mücadeledir, şeytanla mücadeledir, kötülükle mücadeledir, İslam'ı yaşama ve yaşatma mücadelesidir.

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

الَّذِينَ آمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ أَعْظَمُ دَرَجَةً عِنْدَ اللَّهِ وَأُولَئِكَ هُمُ الْفَائِزُونَ

“İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad eden kimselerin mertebeleri Allah katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir.”

Tevbe, 9/20-21

الْمُجَاهِدُ مَنْ جَاهَدَ نَفْسَهُ فِي طَاعَةِ اللَّهِ

“Mücahit, Allah'a itaat konusunda nefsiyle mücadele edendir.”

Tirmizî, Fedâilü'l-Cihâd, 2

Ey Müslümanlar! Bugün bizim cihadımız; namazı korumaktır, imanı muhafaza etmektir, aileyi ayakta tutmaktır, evlatlarımızı Kur'an ile yetiştirmektir, ahlakı korumaktır, haramlara karşı direnç göstermektir.

Ama tarih boyunca gerektiğinde Müslümanlar canlarını da Allah yolunda ortaya koymuşlardır. İşte İstanbul'un fethi bunun en büyük örneklerinden biridir.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN İSTANBUL MÜJDESİ

Aziz Müminler!

İstanbul'un fethi daha Peygamber Efendimiz hayattayken müjdelenmiştir. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

لَتُفْتَحَنَّ الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ فَلَنِعْمَ الْأَمِيرُ أَمِيرُهَا وَلَنِعْمَ الْجَيْشُ ذَلِكَ الْجَيْشُ

“Konstantiniyye mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden asker ne güzel askerdir!”

Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 335

İşte bu hadis asırlar boyunca Müslümanların gönlünde bir ateş gibi yanmıştır. Nice sultanlar, nice kumandanlar ve ordular İstanbul'u fethetmek için yola çıkmıştır. Emevîler döneminde İstanbul kuşatılmış; sahabe-i kiramdan Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri yaşlı hâliyle ordunun içinde yer almıştır.

Düşünün ey müminler! Seksen yaşını geçmiş bir sahabî, Medine'den kalkıyor, binlerce kilometre yol geliyor. Neden? Çünkü peygamber müjdesine nail olmak istiyor.

Hastalanıyor ve ölüm döşeğinde komutana şöyle diyor: "Beni ordunun ulaşabildiği en ileri noktaya götürün ve oraya defnedin." İşte fetih ruhu budur, işte cihat aşkı budur, işte Allah yolunda adanmışlık budur! Bugün Eyüp Sultan olarak ziyaret ettiğimiz o mübarek zat işte o büyük sahabîdir.

FATİH SULTAN MEHMED'İN ÇOCUKLUĞU VE MANEVÎ TERBİYESİ

Aziz Kardeşlerim!

Bir fetih tesadüfen olmaz, bir zafer bir gecede gelmez. Fatih Sultan Mehmed'i Fatih yapan sadece kılıcı değildi; onu Fatih yapan imanıdır, terbiyesidir, secdesidir, ilim aşkıdır.

Fatih küçük yaşlardan itibaren büyük âlimlerin terbiyesinde yetişti. Akşemseddin Hazretleri ona sadece ilim öğretmedi; ona dava ruhu aşıladı. Çocuk yaşta Fatih'in kulağına "Ne güzel komutan!" hadisi okunuyordu ve Fatih kendi kendine diyordu ki: "Acaba o komutan ben olabilir miyim?"

İşte büyük insanlar büyük ideallerle yetişir. Fatih geceleri haritalar inceliyor, surların planlarını çıkarıyor, teknolojiler geliştiriyordu. Ama bütün bunlardan önce secdeye kapanıyordu; çünkü biliyordu ki zafer Allah'tandır:

وَمَا النَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ

“Zafer ancak Allah katındandır.”

Âl-i İmrân, 3/126

AKŞEMSEDDİN HAZRETLERİ VE MANEVÎ ORDU

Muhterem Müslümanlar!

İstanbul'u sadece toplar fethetmedi; İstanbul'u dualar fethetti. Fatih Sultan Mehmed'in arkasında büyük veliler vardı: Akşemseddin Hazretleri vardı, Molla Gürânî vardı.

Akşemseddin Hazretleri ordunun manevî mimarıydı; askerlerin arasına giriyor, onlara sabrı, tevekkülü ve şehadeti anlatıyordu. Bir gün kuşatma uzayınca orduda moral bozukluğu başladı, bazıları "Bu surlar aşılmaz" demeye başladı. Fatih üzgündü. Akşemseddin Hazretleri ona mektup gönderdi: "Padişahım! Gevşemeyin, Allah'ın yardımı yakındır."

İşte iman budur; mümin ümitsiz olmaz. Kur'ân-ı Kerîm'de Rabbimiz şöyle buyuruyor:

وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَنْتُمُ الْأَعْلَوْنَ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ

“Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer gerçekten inanıyorsanız üstün gelecek olan sizsiniz.”

Âl-i İmrân, 3/139

GEMİLERİN KARADAN YÜRÜTÜLMESİ

Aziz Cemaat!

Fetih sadece güç işi değildir; akıl işidir, iman işidir, azim işidir. Bizans, Haliç'e zincir germişti; Osmanlı donanması içeri giremiyordu. İnsanlar "Artık bu iş olmaz" diyordu.

Ama Fatih pes etmedi; çünkü iman eden insan çıkış yolu arar. Ve tarihin en büyük hamlelerinden biri yapıldı: Gemiler karadan yürütüldü, bir gecede dağlardan gemiler geçirildi. Sabah Bizanslılar gözlerine inanamadılar; Haliç'te Osmanlı gemileri vardı.

Ey Müslümanlar! İman varsa imkân vardır, teslimiyet varsa çözüm vardır, Allah'a güven varsa çıkış yolu vardır. Bugün ümmetin de buna ihtiyacı vardır: Ümitsizliğe değil, imana ve gayrete ihtiyacı vardır.

ULUBATLI HASAN'IN KAHRAMANLIĞI

Aziz Kardeşlerim!

Fetih günü geldi: 29 Mayıs 1453. Toplar gürlüyor, tekbirler semayı inletiyor, askerler surlara hücum ediyordu. Ama surlara sancak dikmek kolay değildi. İşte o sırada Ulubatlı Hasan ortaya çıktı; elinde sancakla surlara tırmandı. Oklar yağıyor, mızraklar geliyordu; ama o durmuyordu.

Vücudu yaralar içinde kaldı, kanlar aktı; ama sancağı bırakmadı ve sonunda Osmanlı sancağını surlara dikti. İşte iman budur, işte şehadet aşkı budur!

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُمْ مَنْ قَضَى نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلًا

“Müminlerden öyle adamlar vardır ki Allah'a verdikleri söze sadık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur); bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.”

Ahzâb, 33/23

FATİH'İN İSTANBUL'A GİRİŞİ

Muhterem Müslümanlar!

Nihayet fetih gerçekleşti, kapılar açıldı, İstanbul fethedildi. Fatih Sultan Mehmed şehre girerken kibirle girmedi; atından indi, toprağı eline aldı, başına koydu ve secde etti. Çünkü biliyordu: Bu zafer onun değil, Allah'ındı. İşte gerçek liderlik ve işte tevazu budur.

Fatih Ayasofya'ya girdi; insanlar korku içindeydi. Ama Fatih: "Korkmayınız! Canınız da malınız da emniyet altındadır" dedi. İslam'ın fetih ahlakı budur; İslam zulüm değil merhamet getirir.

Allah Resûlü şöyle buyuruyor:

الرَّاحِمُونَ يَرْحَمُهُمُ الرَّحْمَٰنُ ارْحَمُوا مَنْ فِي الْأَرْضِ يَرْحَمْكُمْ مَنْ فِي السَّمَاءِ

“Merhametli olanlara Rahmân merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki gökteki de size merhamet etsin.”

Ebû Dâvûd, 4941

FETHİN MANEVÎ SIRRI

Aziz Müminler!

Peki İstanbul neden fethedildi? Çünkü o ordu namaz ordusuydu, o askerler haramdan sakınıyordu, o orduda gece ibadeti vardı, Kur'an vardı, dua vardı.

Rivayet edilir ki Fatih Sultan Mehmed şöyle demiştir: "Ordumda sabah namazını cemaatle kılmayan bir tek asker olsaydı İstanbul'u fethedemezdik."

Bugün ümmetin yeniden fetih ruhuna ihtiyacı vardır; ama önce gönüller fethedilmelidir, önce nefis fethedilmelidir, önce şeytan yenilmelidir.

GÜNÜMÜZDE FETİH ŞUURU

Kardeşlerim! Bugün bizim surlarımız farklıdır: Gençliği kuşatan ahlaksızlık vardır, inançsızlık vardır, madde bağımlılığı vardır, aileyi yıkan fitneler vardır.

Bugün fetih; çocuklarımızı kurtarmaktır, gençlerimizi Kur'an'la buluşturmaktır, evlerimizi namazla ihya etmektir.

Bugün cihat; haramlara karşı mücadeledir, İslam'ı yaşamaktır, doğru olmaktır, helâl kazanmaktır, kul hakkından sakınmaktır. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor:

أَفْضَلُ الْجِهَادِ كَلِمَةُ عَدْلٍ عِنْدَ سُلْطَانٍ جَائِرٍ

“Cihadın en faziletlisi, zalim yöneticinin yanında hakkı söylemektir.”

Ebû Dâvûd, Melâhim, 17

Demek ki cihat; hakkı savunmaktır, adaleti ayakta tutmaktır, doğruluktan ayrılmamaktır.

EBÛ EYYÛB EL-ENSÂRÎ HAZRETLERİNİN İSTANBUL AŞKI

Aziz Müminler!

Şimdi sizlere öyle bir sahabîden bahsedeceğim ki onun hayatı başlı başına bir cihat destanıdır. Bu büyük sahabî; Peygamber Efendimizi Medine'de evinde misafir eden, Resûlullah'ın sevgisine mazhar olan Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleridir.

Efendimiz Medine'ye hicret ettiğinde herkes "Yâ Resûlallah! Bize misafir olun!" diyordu. Ama Allah Resûlü devenin çöktüğü yere göre hareket etti ve deve Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin evinin önüne çöktü. Ebû Eyyûb Hazretleri sevinçten ağlıyordu; çünkü Allah Resûlü onun evine misafir olmuştu.

O günden sonra Ebû Eyyûb'un hayatı tamamen Allah ve Resûlüne adandı; bütün savaşlara katıldı, hiç geri durmadı.

Aradan yıllar geçti, Peygamber Efendimiz vefat etti, sahabeler dünyanın dört bir yanına İslam'ı ulaştırmak için dağıldılar. Bir gün İstanbul seferi hazırlandı. O sırada Ebû Eyyûb Hazretleri çok yaşlıydı, seksen yaşını geçmişti. Bazıları ona: "Ey Ebû Eyyûb! Sen artık yaşlandın; bu kadar uzak sefere gitmesen de olur" dediler.

Ama o şu cevabı verdi: "Allah yolunda cihat çağrısını duyduğum hâlde geri duramam." İşte iman budur, işte dava adamlığı budur!

Düşünün ey Müslümanlar! Seksen yaşında bir insan çölleri geçiyor, dağları aşıyor, hastalık çekiyor, yorgunluk çekiyor; ama geri dönmüyor. Neden? Çünkü gönlünde peygamber müjdesi var.

İstanbul surlarının önüne kadar geliyor; ama burada ağır şekilde hastalanıyor. Komutan yanına geliyor: "Ey sahabî! Sana ne yapalım?" diye soruyor. Ebû Eyyûb el-Ensârî şu tarihî sözleri söylüyor: "Beni ordunun ulaşabildiği en ileri noktaya götürün, beni oraya defnedin. Belki kıyamete kadar gelecek Müslüman nesiller benim burada yattığımı görür ve cihat aşkıyla dolar." Ve oraya defnediliyor.

Asırlar sonra Fatih Sultan Mehmed İstanbul'u fethettiğinde Akşemseddin Hazretleri onun kabrini keşfetti. Bugün Eyüp Sultan diye ziyaret edilen mübarek makam işte odur.

Ey müminler! Bir sahabînin seksen yaşında bile Allah yolundan vazgeçmemesi bize ne anlatıyor? Demek ki Müslüman yorulmaz, Müslüman geri durmaz, Müslüman davasını terk etmez.

AKŞEMSEDDİN HAZRETLERİNİN FATİH'E VERDİĞİ DERS

Aziz Cemaat!

Fatih Sultan Mehmed sadece bir hükümdar değildi; o aynı zamanda büyük bir maneviyat terbiyesiyle yetişmişti. Hocası Akşemseddin Hazretleri onu sadece ilimle değil, takvayla yetiştiriyordu.

Rivayet edilir ki bir gün genç Şehzade Mehmed büyük bir heyecanla İstanbul'un haritalarını inceliyor ve "Bu şehri mutlaka fethedeceğim!" diyordu. Akşemseddin Hazretleri ona baktı ve şöyle dedi: "Evladım! Önce nefsini fethetmeden şehir fethedilmez."

Bu söz Fatih'in kalbine ok gibi saplandı. O günden sonra Fatih geceleri teheccüde kalkmaya, Kur'an okumaya başladı, duasını artırdı, nefsini terbiye etmeye başladı. Çünkü biliyordu: Nefsine mağlup olan, dünyayı fethetse bile aslında kaybetmiştir.

Bir gece kuşatma sırasında Fatih çadırında ağlıyordu. Akşemseddin Hazretleri geldi: "Niçin ağlıyorsun Sultanım?" dedi. Fatih: "Hocam! Bu kadar şehit veriyoruz; ümmetin yükü ağırdır" dedi. Akşemseddin Hazretleri şöyle cevap verdi: "Sultanım! Büyük davalar büyük fedakârlık ister; Allah sabredenlerle beraberdir."

İşte o gece Fatih yeniden ayağa kalktı, yeniden azim kazandı ve fethe yürüdü.

Ey Müslümanlar! Bugün bizim de Akşemseddinlere ihtiyacımız vardır; gençleri sadece dünyaya değil, ahirete hazırlayan mürşitlere ihtiyacımız vardır.

GEMİLERİN KARADAN YÜRÜTÜLMESİNİN HİKÂYESİ

Muhterem Müminler!

Kuşatma uzamıştı, Bizans çok direniyordu; Haliç'e büyük zincir çekilmişti, Osmanlı donanması içeri giremiyordu. Askerlerin arasında ümitsizlik başladı; bazıları "Bu surlar aşılmaz" diyordu.

Ama Fatih Sultan Mehmed geceler boyu düşünüyor, haritaları inceliyor, dua ediyordu. Bir gece çadırından çıktı, gökyüzüne baktı, ellerini açtı: "Allah'ım! Bu ümmeti mahcup etme!" diye dua etti.

Sonra dâhiyane bir fikir ortaya çıktı: Gemiler karadan yürütülecekti. İnsanlar şaşkındı, bazıları bunun imkânsız olduğunu düşünüyordu. Ama iman eden insan "olmaz" demez.

Dağlara kızaklar kuruldu, ağaç gövdeleri döşendi, gemilerin altı yağlandı ve bir gece tekbirler eşliğinde gemiler dağlardan yürütüldü. Sabah olduğunda Bizans halkı gözlerine inanamadı: Dün denizde olmayan gemiler bugün Haliç'in içindeydi.

İşte azim budur, işte teslimiyet budur, işte imanın gücü budur! Bugün ümmet de aynı ruhu yeniden kuşanmalıdır; çünkü Müslüman çözümsüz değildir, Allah'a dayanan insan asla çıkmazda kalmaz.

ULUBATLI HASAN'IN ŞEHADETİ

Aziz Kardeşlerim!

Fetih günü gelmişti: 29 Mayıs sabahı. Top sesleri göğü inletiyor, tekbirler semayı titretiyordu. Fatih Sultan Mehmed askerlerine şöyle seslendi: "Bugün ya ben İstanbul'u alırım ya İstanbul beni!"

Askerler coşmuştu, herkes şehadet aşkıyla dolmuştu. Ama surlara sancak dikmek çok zordu; Bizans askerleri ok yağdırıyor, kaynar yağlar döküyordu. İşte tam o sırada Ulubatlı Hasan ortaya çıktı; eline sancağı aldı, arkadaşlarına döndü: "Arkamdan gelin!" dedi ve surlara doğru koşmaya başladı.

Oklar bedenine saplanıyor, kılıç darbeleri alıyordu; ama geri dönmüyordu. Bir eliyle surlara tutunuyor, öbür eliyle sancağı bırakmıyordu. Yanındaki askerlerin çoğu şehit düştü; ama Ulubatlı Hasan hâlâ ayaktaydı. Nihayet surların tepesine ulaştı ve kanlar içinde Osmanlı sancağını dikti. O anda tekbir sesleri göğü kapladı, Osmanlı ordusu coşkuyla hücuma geçti. Ulubatlı Hasan ise yere düştü, şehit oldu; ama adı tarihe geçti.

Ey Müslümanlar! Bugün insanlar rahat koltuklarını bırakamıyor; ama ecdat bu din için canını veriyordu. İşte fetih böyle kazanıldı: Konforla değil, fedakârlıkla, kanla, gözyaşıyla ve dua ile.

FATİH SULTAN MEHMED'İN TEVAZUSU

Aziz Müminler!

İstanbul fethedildiğinde herkes büyük bir kutlama bekliyordu. Ama Fatih Sultan Mehmed kibirlenmedi; şehre girerken atından indi, yerden bir avuç toprak aldı, başına koydu ve şöyle dedi: "Yâ Rabbi! Bana bu nimeti lütfeden sensin. Eğer sen yardım etmeseydin biz bunu başaramazdık." Sonra secdeye kapandı, gözyaşları içinde Rabbine şükretti.

İşte gerçek büyüklük budur. Bugün insanlar küçük bir başarı elde edince gururlanıyor, kendini beğeniyor. Ama Fatih, dünyanın en büyük şehirlerinden birini fethettiği hâlde Rabbine secde ediyordu; çünkü biliyordu ki zafer Allah'tandır.

FATİH VE PAPAZIN DİYALOĞU

Rivayet edilir ki fetih sırasında bir papaz Ayasofya'ya sığınmıştı; insanlar korkudan titriyordu. Fatih içeri girdiğinde herkes "Şimdi bizi öldürecekler" diye korkuyordu. Ama Fatih şöyle dedi: "Korkmayınız! Size zulmetmeyeceğiz; herkes inancında serbesttir." Papaz gözyaşları içinde şöyle dedi: "Biz kendi yöneticilerimizden böyle merhamet görmedik."

İşte İslam'ın fetih anlayışı budur: İslam, şehirleri yakıp yıkmak için değil adalet getirmek için gelmiştir. En güç koşullarda bile Ortodoksluktan vazgeçmeyen Bizans halkı, Latinlere borçlu kalmaktansa Osmanlılar tarafından yönetilmeyi tercih ediyordu. Nitekim Grandük Notaras, Bizanslıların duygularını "Şehirde Latin külahı görmektense Türk sarığını yeğlerim" diye en veciz biçimde ifade etmiştir.

ŞEHADET VE GAZİLİK MAKAMI

Aziz Müslümanlar!

Allah yolunda mücadele edenler büyük mükâfatlara nail olurlar. Kur'ân-ı Kerîm'de Rabbimiz şöyle buyuruyor:

وَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَمْوَاتًا بَلْ أَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın; bilakis onlar diridirler, Rableri katında rızıklandırılmaktadırlar.”

Âl-i İmrân, 3/169

Şehitlik büyük makamdır, gazilik büyük şereftir. Ecdadımız bunun için can verdi; bugün bize düşen, onların emanetine sahip çıkmaktır.

SONUÇ

Aziz Müslümanlar!

İstanbul'un fethi bize çok büyük dersler vermektedir:

Birincisi: Zafer sadece silahla kazanılmaz; imanla, dua ile ve sabırla kazanılır.

İkincisi: Büyük davalar büyük fedakârlık ister. Ebû Eyyûb el-Ensârî seksen yaşında sefere çıktı, Ulubatlı Hasan şehadeti göze aldı, Fatih Sultan Mehmed gecelerini ibadetle geçirdi.

Üçüncüsü: Gerçek fetih gönüllerin fethidir. Fatih Sultan Mehmed İstanbul'a kinle değil merhametle girdi, adalet gösterdi, insanların inançlarına dokunmadı. Bu yüzden asırlar boyunca İstanbul İslam medeniyetinin merkezi olmuştur.

Bugün bize düşen görev; ahlakımızı korumak, neslimizi Kur'an ile yetiştirmek, camilerimizi doldurmak ve imanımıza sahip çıkmaktır.

Bugün yeniden fetih ruhuna ihtiyacımız vardır; çünkü gönüller fethedilmeden şehirler fethedilemez, nefis yenilmeden zafer kazanılamaz.

Aziz Kardeşlerim!

İstanbul'un fethi bize şunu öğretiyor: İman varsa zafer vardır, sabır varsa fetih vardır, secde varsa yardım vardır, Allah'a teslimiyet varsa başarı vardır.

Evlerimizi fethedelim, kalplerimizi fethedelim, gençlerimizi fethedelim, nefsimizi fethedelim. Rabbim bizleri Fatihlerin, Akşemseddinlerin, Ulubatlı Hasanların ve Ebû Eyyûb el-Ensârîlerin yolundan ayırmasın. Rabbimiz bizlere imanla yaşamayı, Kur'an'la dirilmeyi ve Peygamber ahlakıyla ahlaklanmayı nasip eylesin.

Âmin.


İBRAHİM BÖLÜKBAŞI

Din Hizmetleri Uzmanı