FETİH VE MESCİD-İ AKSA
Değerli Kardeşlerim!.. Bir taraftan Peygamberimizin müjdesi olan İstanbul’un fethinin yıldönümü olan bu günlerde, diğer taraftan Kudüs ve Mescid-i Aksa yine yanıyor… Mescid-i Aksa’ya saldırılar devam ediyor… Artık bu dert biz Müslümanları harekete geçirmesi lazım… Artık bu zillet bizi ayağa kaldırması lazım… İstanbul’u fethettiğimiz zamanlardaki gibi, yeni bir kıyamın meşalesini tutuşturmamız lazım… Tıpkı İstanbul’u fetheden ecdadımız gibi, şu coğrafyada yeni bir direnişi ve şahlanışı yeniden başlatmamız lazım… Peki bunu nasıl yapacağız?..
Bunu beş kelimeyle yapacağız Bu günkü sohbetimizde bu beş kelimeden bir sorgulama yapmaya çalışacağım… Kendi iç dünyamızdan, özelimizden başlayarak; Ümmet bilincini de hesaba katarak, bu beş kavramla Müslüman oluşumuzu takdir edip edemediğimizi konuşacağım…
Değerli Mü’minler!.. Konuşacağımız ilk kelime kulluk olacak… Kulluğu gereği gibi takdir ediyor muyuz?.. Kul olmanın kadr-u kıymetini biliyor muyuz?.. Cenab-ı Allah bizlere hidayet etti… Kullara kul olmaktan bizleri kurtardı… Sadece ve sadece kendisine kul olabilmenin izzetini, şerefini, onurunu ve güzelliğini bize nasib etti… Acaba bunun ne kadar farkındayız?.. Şükrünü, hamdini ne kadar yapıyoruz?.. Allah korusun; kullara kul olmak da vardı… Putlara, tağutlara kul olma riski de vardı…
Ama Cenab-ı Mevlâ hidayet etti ve bizi tüm cahili duygulardan, saplantılardan, takıntılardan, kirlerden ve çirkinliklerden, şirkin her türlüsünden berî kıldı… Her şeyden önce bu hidayetin kıymetini bilmemiz lazım… Kullukla nasıl bir izzeti elde ettiğimizin farkına varmamız lazım… Bu bilinci kuşanmamız gerekiyor… İstanbul’un bu bilinçle fethedildiğini bilmemiz lazım…
O zaman şimdi, başta kendim olmak üzere, nefislerimize soralım… Kulluğun neresindeyiz?.. Hakiki bir kulluğun, gerçek bir kulluğun neresindeyiz?..
Cenab-ı Allah bizden parçalı bir kulluk istemiyor… Çarpıtılmış bir kulluk istemiyor… Özüyle oynanmış, ruhu alınmış bir kulluk istemiyor… Şekli, sathi yüzeysel bir kulluk istemiyor… Sadece görüntüde, gösterişte bir kulluk istemiyor…
Bize
وَذٰلِكَ د۪ينُ الْقَيِّمَةِۜ
diyor…(BEYYİNE;5) Bizden düzgün bir kulluk istiyor… Sağlam bir kulluk istiyor…
Bizim öncelikle Allah’a karşı dürüst olmamız gerekiyor… Allah’a kulluk ahdimizi yani ahd-i misakimizi yeniden güncellememiz gerekiyor… Cenab-ı Allah’la sözleşmemizi sağlam tutmamız gerekiyor…
Bu gün şöyle bir bakın… Hevasını ilah edinenleri, efendisini ilah edinenleri, kapitali ilah edinerek kapitalizm kirine bulaşanları, makamı-mevkiyi ilah edinenleri tek tek göz önüne getirin…
Oysa bizden ilk istenen; halis kulluktur… Yani kirletilmemiş, çarpıtılmamış, karartılmamış, mecrasından uzaklaştırılmamış bir kulluk bizden isteniyor… İşte bu kulluğun neresindeyiz?..
Şayet Allah’a gereği gibi teslim olmazsak, o zaman Allah’tan başkaları bizi teslim alır… Yüz elli yıldır bu Ümmetin çektiği esaretin, sefaletin sebebi işte bu… Rabbimizin bizden istediği teslimiyeti gereği gibi kuşanamadığımız için emperyalistler bu Ümmeti esir aldılar, teslim aldılar…
Siyonizm İslam topraklarını, Kudüs’ü nasıl teslim aldı sanıyorsunuz… Allah’ın bizden istediği teslimiyeti Allah’a arz etmediğimiz için, Bilâd-i İslam emperyalizme, Siyonizime teslim olmak durumunda kaldı
Dediğim gibi; kirli kulluklarla bu işler yürümüyor… Hasarlı, defolu kullukla bu işler yürümüyor… Önce şu kulluğumuzu sahileştirmemiz, sağlamlaştırmamız, meşrulaştırmamız gerekiyor…
Bu dini bid’atlerden, hurafelerden, beşeriyetin müdahalesinden, tahakküm ve tasallutundan arındırmamız gerekiyor… Arı ve duru bir kulluk gerekiyor… Net ve nitelikli bir kulluk bizden isteniyor… Güzel ve güçlü bir kullukla Allah’a yönelmemiz lazım…
İşte bu yaşananlarla ilk sorgulayacağımız şey bu olacak… Yani kendi kulluğumuz ve kendi ibadetlerimiz olacak… Kısaca;
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ
““Ben cinleri ve insanları, başkasına değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım.”(ZARİYAT;56) ayetini… Özellikle de bu ayetteki”
اِلَّا
““başkasına değil, sırf bana” ifadesini hayatımıza taşımak olacak…”
Değerli Kardeşlerim!.. Sadece kulluğun kıymetini bilmek yetmez… İkincisi; kardeşliğin kıymetini biliyor muyuz?.. Kardeşliğin nasıl bir nimet olduğunun farkında mıyız?..
وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ
“Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini bir düşünün…”
اِذْ كُنْتُمْ اَعْدَٓاءً
“Bir zamanlar sizler bir birinize düşman iken…”
فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ
“Allah sizin gönüllerinizi birleştirdi”
فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِه۪ٓ اِخْوَاناًۚ
“Allah’ın lütfu sayesinde, nimeti sayesinde kardeş oldunuz… O halde dönelim ayetin başına…”
وَلَا تَفَرَّقُواۖ
“Bölünüp, parçalanıp bir birinizden ayrılmayın…(AL-İ İMRAN;103)”
Hasarlı kulluğumuzdan sonra, şimdi bir de kardeşliğimize bir bakalım… Hasarlı kulluğumuz gibi hastalıklı bir kardeşlikle de yüz yüzeyiz… Kinlerimiz, nefretlerimiz, husumetlerimiz kime yönelik, kim için… Ümmetin içine düştüğü taassup ve tefrikalarla biz kulluğun kadrini bilmeden Mescid-i Aksa’nın kıymetini bilemeyiz… Bu davada ne kadar samimi olduğumuzu ortaya koyamayız… Samimiyetimizi önce kullukta ve kardeşlikte göstermemiz gerekiyor… İşte ancak o zaman Allah’ın bütün nimetlerinin hayrı, bereketi üzerimizde olur… İşte ancak o zaman İstanbul’u fetheden ecdadın yaşadığı izzeti ve onuru yaşayabiliriz…
Ama şu kardeşliğimizi, kardeşlik iddiamızı bir gözden geçirelim bakalım… Hizipçi, grupçu, mezhepçi, fırkacı, cemaatçi anlayışlarla Ümmet paramparça…
Müslümanlar iç kanamalarının önüne geçemedikleri için Kudüs kan ağlıyor… Müslümanlar bir birlerinin kuyularını kazdıkları için Mescid-i Aksa’nın altı oyulmaya devam ediyor… Müslümanlar bir birine düştüğü için Kudüs düştü… İstanbul fethedilirken böyle miydi?..
Acı ama bunları konuşmak durumundayız… Kardeşlik nimetine sahip çıkmak durumundayız… Neden bir birimize karşı ülfet, muhabbet, uhuvvet, vahdet ikliminden uzak düştük?.. Neyimizi paylaşamıyoruz?..
Paramparça olan Ümmetin gidişatına bir bakın… Bu şekilde neyi savunabiliriz?.. Hangi değerlerimize, hangi kutsalımıza sahip çıkabiliriz?.. Gerçekçi olmamız lazım…
Gücümüzü, enerjimizi ancak bir birimize karşı tüketiyoruz… Aramızdaki isyanları, ihanetleri bitiremiyoruz…
Hatta öyle ki; daha ötesini söyleyeceğim… Cenab-ı Allah kurşunla kaynatılmış gibi sağlam örülmüş duvar olmamızı bizden istiyor…(SAF;4)
اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الَّذ۪ينَ
يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِه۪ صَفاًّ كَاَنَّهُمْ بُنْيَانٌ مَرْصُوصٌ
““Allah kendi yolunda sağlam örülmüş bir duvar gibi kenetlenmiş saflar halinde çarpışanları sever.” diyor…”
Birbirine kurşun sıkan Müslümanlar, birbirinin camisini bile hedef alan Müslümanlar; Siyonizmin kurşunlarına karşı nasıl direnebilir?.. Kahpe Yahudinin saldırısını nasıl durdurabilir?..
Velhasıl-ı Değerli Mü’minler!.. Kardeşlikte dökülüyoruz… Peygamber Efendimiz(SAV) yemin ediyor…
“İman etmedikçe cennete giremezsiniz… Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş sayılmazsınız” buyuruyor…
Ama biz sevgiyi bir birimize çok görüyoruz… Ama biz saygıyı bir birimizden esirgiyoruz… Ama biz bir birimize karşı ilgi ve alakada cimrilik ediyoruz… Acaba neyimizi paylaşamıyoruz?..
Tüm değerlerimiz ayak altı olmuş… Bütün kutsallarımıza saldırıyorlar… Ama biz hâlâ bir birimize tahammül edemiyoruz… Müslüman Müslümana katlanamıyor… Birbirimizi taşıyamıyoruz…
وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ
(ENFAL;46) “Bir birinizle çekişmeyin… Bir birinize düşmeyin… Parçalanırsınız…
وَتَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ
arçalanırsanız ne olur biliyor musunuz?.. Rüzgârınızı kaybedersiniz… Onurunuzu, izzetinizi, şerefinizi kaybedersiniz… Kudüs’ünüzü kaybedersiniz… Endülüs’ünüzü kaybedersiniz… Şam’ınızı, Bağdat’ınızı kaybedersiniz… Uç boyunuz Doğu Türkistan’ınınızı kaybedersiniz… Mekke’nizi, Medine’nizi kaybedersiniz… Niçin?.. Bir birinize düştüğünüz için… Bir asırdan beri bir birimize düştüğümüz için bir İstanbul kaldı ümmetin elinde…
Değerli Kardeşlerim!.. Cenab-ı Allah’ın rahmetinin üzerimizden kesilmesinin sebebi biziz… Başka yerde, başka adreslerde sebep aramayın…
Biz sevmeyi bilemedik… Vesveselerden, önyargılardan, zanlardan, peşin hükümlerden, yargısız infazlardan kurtulamadık… Bizi emperyalizm bitirmedi Biz kendi kendimizi bitirdik… Şimdi de yakınıyoruz, dövünüyoruz, sızlanıyoruz…
Şimdi size küskün olduğunuz, darıldığınız üç arkadaşınızı arayın desem nefsinizi yenebilir misiniz?.. Bu teklifime evet diyebilir misiniz?.. Kime sorsan ben haklıyım diyor…
Oysa bizim haklıyken özür dilemesini bilmemiz gerekiyor… Varsın karşıdaki haksız olsun… Kardeşliği kurtarmak için bu adımı biz atacağız… Kulluğumuzu kurtarmak için buna mecburuz…
Şu yeryüzünde evrensel İslam kardeşliğinin düştüğü duruma bakın… Ne haldeyiz?.. Arakan niye bu durumda?.. Suriye’de yıllardır zulüm var… Ama hâlâ Suriyeli Müslümanlar kendi aralarında bile bir araya gelemiyorlar… Gönül coğrafyamızda nereye baksak iç savaş bitmiyor… Bu durumda kardeşliğin neresinde olduğumuzu, kulluğun neresinde olduğumuzu konuşmak, sorgulamak zorundayız…
Kulluğu takdir edemeyen her Müslüman, kardeşliği takdir edemeyen her Müslüman; yarın bu nankörlüğünden hesap verecek Cenab-ı Hakk’ın huzurunda… Bu halimizle Allah’tan ne isteyebiliriz, neyi bekleyebiliriz…
Cenab-ı Allah aranızda helalleştikten sonra huzuruma gelin diyor… Öylece mahşere gelin diyor… Evimizde bir birimize yaptığımız zulümleri, iş yerimizde işçi işveren arasındaki zulümleri, müşteri esnaf arasındaki zulümleri, komşular ve akrabalar arasındaki zulümleri gidermeden, kardeşliğe bir kalite katmadan, bir nitelik yüklemeden; Cenab-ı Allah o ümmetin önünü açmaz…
Her şeyden önce bizim bütün Müslümanlar olarak tövbe etmemiz gerekiyor… Ya Rabbi biz kardeşliği zedeledik… Biz kardeşliği hırpaladık diye tövbe etmemiz gerekiyor… Bu gün en çok Müslüman Müslümanı yoruyor… En çok Müslümanlar birbirlerini itibarsızlaştırıyor… Hani düşman bunu yapsa gam yemezsin… Düşman düşmanlığını yapıyor dersin… Ama Müslümanın Müslümana yaptıkları, Müslümanın Müslümana çektirdiklerine baktığın zaman; bir türlü bir yere oturtamıyorsun… İşin içinden gerçekten çıkılmıyor
Cemaatlerimiz ayrı olabilir, mezheplerimiz ayrı olabilir… Ama bizim Allah’a bir sözümüz var… Biz Ümmet-i Muhammediz… Allah’la bir ahdimiz var… Kardeşlik ahdimiz var… Bunu tüketmeye hakkımız yok
Değerli Mü’minler!.. İstanbul’u fethetme şanını, şerefini yaşayan ve bünyesinde taşıyan bu Ümmetin mensupları olarak; niçin tükendiğimizin sebebini söylüyorum… Anlatmaya çalışıyorum… Kâbe’yi gereği gibi takdir edemedik biz… Kıblenin yeterince kıymetini bilemedik Namaz vakti gelince Kâbe’ye yöneldik… Ama içinde yaşadığımız şu toplumun yüzde yetmiş beşi namazsız ve Kur’ansız yaşıyor… Şu toplumun yüzde yetmiş beşi kıblesiz yaşıyor… Kâbesiz yaşıyor… Belki evimizde de, ailemizde de Kâbesiz yaşayan çocuklarımız var… Nesillerimiz var…
Kabe’nin, kıblenin kıymetini bilemedik biz… Hayatımıza başka kıbleler girmeye başladı… Mideyi kıbleleştirenler… Maddeyi kıbleleştirenler… Doları-Euroyu kıbleleştirenler… Avrupa’nın değerlerini ve kültürünü kıbleleştirenler… Makamı-mevkiyi kıbleleştirenler… Karşı cinsi kıbleleştirenler… Cinselliği kıbleleştirenler… Şiddeti kıbleleştirenler… Nefreti kıbleleştirenler… İhtiraslarını kıbleleştirenler… Hangisini anlatayım… Bu durumda ya tamamen kıblesiz bir nesil, ya da çok kıbleli bir nesil karşımıza çıkıyor…
Ama bizim Allah’ın işaret ettiği kıblenin kıymetini bilmemiz gerekiyor… Sadece namazdaki kıblemiz Kabe olmasın… Evimizden alışverişimize kadar bütün hayatımızda kıblemiz Kâbe olsun… Sokaktaki yürüyüşümüzden mesleğimize kadar her yerde kıblemiz Kâbe olsun… Yani Kâbe kriterlerine göre hayatımızı yeniden gözden geçirmeliyiz… Kâbe standartlarına göre bir hayat yaşamanın gayretinde olmalıyız… Buna çok ihtiyacımız var… Yoksa hayatımızın ibresi kayar gider… Hayatımızın dengesi bozulur… Düzenimiz alt üst olur… Bunalımlardan, buhranlardan kurtulamayız…
Bu gün en tehlikeli kriz pandemi krizi değil… Siyasi ve ekonomik krizler değil… Müslümanlar için en tehlikeli ve en büyük kriz kıble krizidir… Onun için kıblemize sahip çıkmalıyız… Hem ilk kıblemize, hem de son kıblemize sahip çıkalım… Kıymetini bilelim…
Değerli Mü’minler!.. Biz bir de Kur’an’ın kıymetini bilemedik… Bakara Suresi 121. ayette Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor…
اَلَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلَاوَتِه۪ۜ
“Kendilerine kitap verdiklerimiz, kitabı hakkıyla tilavet ederler” diyor..”
Ama biz kitabın hakkını veremedik… Bu kitap edebiyat kitabı değil, hayat kitabıdır… Kur’an bu gün bizim hayatımızın neresinde?.. Hafızamızdaki, hıfzımızdaki Kur’an bizi kurtarmayacak… Hayatımızdaki Kur’an bizim için kurtarıcı olacak… Tekrar ediyorum; ezberimizdeki Kur’an bizim için kurtarıcı olmayacak… Hayatımızdaki Kur’an bizim için kurtarıcı olacak…
Çünkü Kur’an hayat kitabıdır… Ama Kur’an nerde, biz neredeyiz?.. Kur’an hayatımızın kenarında mı yoksa merkezinde mi diye bir muhasebe edelim kendimizi… Alışverişimizin merkezinde, evimizin merkezinde, sosyal ve toplumsal hayatımızın merkezinde Kur’an’ın olup olmadığından meseleye bakmamız lazım…
Bütün hayatımızda Kur’an olacak… Kur’an’da karar kıldıktan sonra Allah’ın kitabı bizim için vaz geçilmez olacak… Her ânımızda, her alanımızda, hayatımızın tüm kararlarında belirleyici olan son söz Allah’ın sözü olacak… Onun sözünden başka sözümüz olmayacak… Onun için; Kur’an’ın hayatımızda ne kadar yaşam bulduğunu yeniden bir muhasebe edelim…
Kur’an’ın kadrini, kıymetini bilmek derken aklıma geldi… Bir anket sonucunu sizinle paylaşayım… Türkiye’de Kur’an okumasını bilenlerin sadece yüzde dört buçuğu Kur’an’ın anlamıyla ilgileniyor… Kur’an okuyanların yüzde doksan beş buçuğu; Kur’an’ın anlamıyla, mealiyle, tefsiriyle ilgilenmiyor… Yani Kur’an’ı mehcur bıraktık farkında değiliz… Kur’an’la aramıza nasıl mesafe koyduğumuzun farkında değiliz… Kur’an başka bir vadide, biz başka bir vadide geziniyoruz…
İşte bu gün bütün Ümmet-i Muhammedin Kur’an’la ilişkisini yeniden gözden geçirmesi gerekiyor Kâbe ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmesi gerekiyor Kardeşlik ilişkilerini yeniden masaya yatırmamız gerekiyor… Ve kulluk düzeyimizi, kulluk kalitemizi, kulluğumuzdaki nitelikleri yeniden muhasebe etmemiz gerekiyor… Öyle İsrail’i kınamakla, dünyaya bağırıp çağırmakla, birbirimizi suçlamakla olmuyor bu işler…
Değerli Kardeşlerim!.. Şimdi gelelim beşinciye… Kısaca beş K formülü diyebiliriz buna… Kulluk, Kardeşlik, Kâbe, Kur’an ve Kudüs… Bu beş K ile muhasebeye çekelim kendi kendimizi… Bu beş K ile konuşalım meseleyi… Eğer bu beş K’yı konuşmazsak bütün sözlerimiz slogandan başka bir şey olmaz… Samimi olalım; bu iş slogan işi değil… Bakın yüz yıldan beri Kudüs sınavından sınıfta kalıyoruz
Peki; Kudüs neden bu hale düştü… Müslümanlar birbirlerini düştükleri için Kudüs bu hale düştü… Müslümanlar dünyevileştikleri için, dünyanın peşine düştükleri için Kudüs düştü… Müslümanlar günahı küçümseyip, günaha düştükleri için Kudüs bu hale düştü…
وَمَٓا اَصَابَكُمْ مِنْ مُص۪يبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ اَيْد۪يكُمْ
““Başınıza gelen her musibet kendi ellerinizle işlediğiniz günahlarınızdan dolayıdır…”(ŞURA;30)”
İşte Müslümanlar kendi elleriyle günaha bulaştıkları için, günaha alıştıkları için Kudüs ve Ümmet-i Muhammed bu hale düştü…
Tevbe Suresi’nin 38. ayetinde Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor…
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَا لَكُمْ اِذَا ق۪يلَ لَكُمُ انْفِرُوا
ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ اثَّاقَلْتُمْ اِلَى الْاَرْضِۜ
اَرَض۪يتُمْ بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَا مِنَ الْاٰخِرَةِۚ
فَمَا مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا فِي الْاٰخِرَةِ اِلَّا قَل۪يلٌ
““Ey iman edenler!..” diye bize sesleniyor Allah… “Ey iman edenler!.. Size ne oldu ki; Allah yolunda harekete geçin, Allah yolunda ayağa kalkın, Allah yolunda seferber olun denildiği zaman yere çakılıp kaldınız… Ne oldu size?..””
İman edenlerden bahsediyor… Yani bizden bahsediyor… “Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatına mı razı oldunuz?.. Ama ahirete göre dünyanın sefası, rahatı çok az bir şeydir” diyor…
Bizim bulunduğumuz şu halden önce bir rahatsız olmamız lazım… Ümmet-i Muhammedin bu perişan hâli önce şu konforumuzu bir bozması lazım… Rahatımızı bozması lazım…
İşte ancak ondan sonra yeniden ayağa kalkabilir Ümmet-i Muhammed… Cenab-ı Allah bu ümmeti ancak temiz ellerle ayağa kaldırır… Dikkat edin bu sözüme; Cenab-ı Allah Ümmet-i Muhammed’i ancak temiz ellerle yeniden ayağa kaldırır…
Bu dirilişin olabilmesi için önce ellerimizi günahlardan çekip temizleyeceğiz… Faize bulaşan ellerimizi, harama bulaşan ellerimizi, haksızlığa, zulme bulaşan ellerimizi, kötülüğe, kibire bulaşan ellerimizi, merhametsizliğe bulaşan ellerimizi tertemiz kılmaya söz vereceğiz Allah’a..
Eğer gömleğimiz Hz.Yusuf’un gömleği gibi temiz olursa Mısır’ın hâkimiyetini Hz.Yusuf’a teslim eden Allah dünyanın hâkimiyetini bize yeniden teslim eder… 1453 yılında olduğu gibi, yeniden bu zulüm çağını kapatır huzur çağını açarız dünyaya… Yeter ki gömleğimiz temiz olsun, yeter ki gömleğimiz arkadan yırtık olsun…
Kirli eller İslam davasını taşıyamaz… Kirli eller bu davayı ne temsil edebilir, ne de tebliğ edebilir… Defalarca söyledim bu kürsüden… Müslümanlar düzelmeden dünya düzelmez… Tekrar söylüyorum… Müslümanlar düzelmeden dünya düzelmez…
Cenab-ı Allah önce bizim arınmamızı istiyor… Kudüs bizimdir demekle Kudüs bizim olmuyor… Kudüs Müslümanlarındır demekle de olmuyor… Kudüs hangi Müslümanlarındır sorusunu sormamız gerekiyor… O Müslümanların niteliği nedir, kalitesi nedir, samimiyeti nedir, ciddiyeti nedir, sadakati nedir?.. Bu soruları sorarak kendimizi muhasebe etmemiz lazım… Bu soruların cevabını ararken aynı zamanda İstanbul’u fetheden o komutanın ve askerlerinin bu müjdeye nasıl erdiğine ve layık olduğuna bakmamız lazım…
İstanbul’u fetheden komutanı ve askerleri müjdeleyen Peygamber Efendimiz üç mescit için ziyarete gidilebileceğini bize işaret ediyor… Mescid-i Haram yani Kabe, Mescid-i Nebevi yani Medine ve Mescid-i Aksa…
Bu hadis-i şeriften ilham alarak diyorum ki; Mekke mihraptır, Medine minberdir, Kudüs Miraçtır, İstanbul müjdedir… Mekke hidayetin beldesi, Medine rahmetin beldesi, Kudüs bereketin beldesi, İstanbul izzetin beldesi… Mekke doğuştur, Medine duruştur, Kudüs direniştir, İstanbul huzurdur… Mekke aklımız, Medine kalbimiz, Kudüs gözümüz, İstanbul başımızdır…
