GIYBET, İFTİRA, YALAN VE SOSYAL MEDYA
Kıymetli Müminler!
İnsanın başkalarının onur ve haysiyetini zedeleyecek ifadelerde bulunması kuranın ifadeleriyle yasaklanmış konular arasındadır. Küfür gibi, alay gibi, hakaret gibi kötü ve çirkin söz ve ifadeler kâmil bir müminin hayatında olmamalıdır. Bunların açıkça söylenmesini yüce rabbimiz yasaklamıştır. İnsan eline diline ve beline sahip olduğu kadar insandır. Dilimizi muhafaza etmeye gayret ederken şu ayeti kerimenin ifadelerini iyice düşünmeliyiz.
Yüce Rabbimiz öncelikle bizi alay etmememiz konusu, çirkin lakap takma ve birbirimizin kusurlarını ortaya dökerek ayıplama ile ilgili uyarır. bunu hem erkekler için hem de kadınlar için ifade eder;
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ عَسٰٓى اَنْ يَكُونُوا خَيْراً مِنْهُمْ وَلَا نِسَٓاءٌ مِنْ نِسَٓاءٍ عَسٰٓى اَنْ يَكُنَّ خَيْراً مِنْهُنَّۚ وَلَا تَلْمِزُٓوا اَنْفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْاَلْقَابِۜ بِئْسَ الِاسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْا۪يمَانِۚ وَمَنْ لَمْ يَتُبْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir (Hucurat 49/11)
KÖTÜ ZAN, VE BOŞ SÖZLER
حُسْنُ الظَّنِّ مِنَ الْاِيمَانِ
“Güzel zanda bulunmak imandandır.” (Ebu Davud, Cenaiz, 13)
Zan: Sanma, sezme, tahmin etme şüphe ve kesin olmayan bilgi anlamlarına gelir. Sebepsiz yere birini suçlamak, delilsiz olarak birinin herhangi bir kötü iş yaptığını sanmaktır.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اجْتَنِبُوا كَث۪يرًا مِنَ الظَّنِّۚ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ
“Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.” (49-Hucurat:12)
إِيَّاكُمْ وَالظَّنَّ ، فَإِنَّ الظَّنَّ أَكْذَبُ الْحَدِيثِ.
“Zandan sakının. Çünkü zan, sözlerin en yalanıdır.” (Buhari, Edeb, 58/6064)
Müslüman boş sözlerleden yüz çevirmelidir.
Boş söz ve lakırdı, malayani cinsinden olan konuşmalardır. Hiçbir hedef gözetilmeyen, maksadı bulunmayan, vakit geçirmek için yapılan konuşmalardır.
وَالَّذٖينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ
“Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler” (Müminun 23/3)
İnanan insan ya hayır konuşmalı ya da susmalıdır.
مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ
“Kim Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsa, ya hayır söylesin veya sussun.” (Müslim, Îman, 7;Buhârî, Edeb, 31)
! Casusluk yapmayın
وَلَا تَجَسَّسُوا
. Casusluk yapmak yani kusurları araştırmak kapı pencere dinlemek ;Bu da Rabbimiz tarafından yasaklanmıştır
Muhterem Müslümanlar
Ğıybet; Bir kimsenin arkasından hoşuna gitmeyeceği bilinen bir şeyini konuşmak, başkalarına aktarmak da dilin afetlerinden olan gıybettir ve câiz değildir. Halk arasında “Dedi-Kodu” denen şeyde gıybet kapsamında değerlendirilir. Peygamberimiz (s.a.s.), ashabına;
أَتَدْرُونَ ماَ الْغِيْبَةُ"
“Gıybet nedir bilir misiniz?" diye sormuş,”
قَالُوا اللّٰهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ
“" Allah ve Resûlü daha iyi bilir" cevabını vermişler, bunun üzerine”
قاَلَ ذِكْرُكَ أَخَاكَ بِماَ يَكْرُهُ
“Peygamberimiz (s.a.s.); "Kardeşini onun hoşlanmadığı bir nitelik ile anmandır." diye tarif etmiştir.”
قِيلَ أَفَرَأَيْتَ إِنْ كَانَ فِي أَخِي مَا أَقُولُ
“Kendisine,“Kardeşimde dediğim nitelik varsa, ne buyurursunuz?” denilmesi üzerine;”
قَالَ إِنْ كاَنَ فِيهِ مَا تَقُولُ فَقَدِ اغْتَبْتَهُ وَإِنْ لَمْ يَكُنْ فِيهِ فَقَدْ بَهَتَّهُ “
“Eğer dediğin sıfat kardeşinde varsa, işte o zaman gıybet olur. Yoksa ona bühtan ve iftira etmiş olursun” (Müslim, Birr, 28).buyurmuştur.”
وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًا اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخٖيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ تَوَّابٌ رَحٖيمٌ
“… Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.” (Hucurat 49/12)
İbrahim b. Etem hazretleri bir topluluğa evinde ziyafet vermişti. Davetliler sofraya oturur oturmaz hemen birini çekiştirmeye başladılar. İbrahim b. Etem hazretleri şunu dediler: “Bizden önceki Müslümanlar, etten önce ekmek yerlerdi. Siz ise ekmekten önce et yemeğe başladınız.”
Enes (ra)'den rivayet edildiğine göre Resûlullah (sas) şöyle buyurdu:
«لَمَّا عُرِجَ بِي مَرَرْتُ بِقَوْمٍ لَهُمْ أَظْفَارٌ مِنْ نُحَاسٍ يَخْمُشُونَ بها وُجُوهَهُمْ وَصُدُورَهُمْ، فَقُلْتُ: مَنْ هَؤُلَاءِ يَا جِبْرِيلُ، قَالَ: هَؤُلَاءِ الَّذِينَ يَأْكُلُونَ لُحُومَ النَّاسِ، وَيَقَعُونَ فِي أَعْرَاضِهِمْ».
"Mi'raca çıkarıldığımda, bakırdan tırnaklarla yüzlerini ve göğüslerini tırmalayan bir topluluğun yanından geçtim. Ey Cebrâil! Bunlar kimlerdir? diye sordum.” Cebrail: “Bunlar, (gıybet etmek suretiyle) insanların etlerini yiyenler ve onların şeref ve namuslarıyla oynayanlardır”, cevabını verdi. (Ebû Dâvûd, Edeb 35)
Hasan-ı Bari’ye “adamın biri seni arkadan çekiştirdi” dediler. Bunun üzerine Hasan Basri, adama bir tabak hurma ile birlikte şu haberi gönderdi:
- Duyduğuma göre sen bana iyiliklerini hediye ettin. Ben de buna karşılık vermek istedim. Fakat senin hediyene denk gelecek bir hediye veremediğim için özür dilerim”
Gıybetle ilgili bir kıssa anlatılır. Adamın biri çok kimse hakkında gıybet etmiş ancak sonunda pişmanlık duymuş, tövbe etmek üzere çareler aramış ona bir âlimi tavsiye etmişlerdir. Adam alimin kapısına varıp durumu anlatmış. Alim biraz düşünmüş, sonra çarşıya gidip bir tavuk almasını, sonra onu yolmasını ve yolduğu tüyleri geri gelirken yolun kenarına bıraka bıraka gelmesini söylemiş. Adam bir bildiği vardır diyerek alimin dediği gibi yapmış ve alimin kapısına tekrar gelmiş. Dediğinizi yaptım günahım affedilmiş midir? diye sorunca alim: “şimdi yolun kenarına bıraktığın tüyleri gidip topla ve gel” demiş. Adam tekrar geriye dönerek toplamaya çalışmış ama nafile 3-5 tüyden başkasını bulamamış. Âlim cevabını vermiş. Gıybetini yaptığın şeylerde bu şekilde dağılıp gitmiştir. Arayıp bul ki helallik alabilesin…
GIYBET DİNLEMEK DE AYNI GÜNAHI TAŞIR:
Efendimiz buyudular ki:
اَلْمُسْتَمِعُ اَحَدُ الْمُغْتَابِينَ “
“Dinleyenler de gıybet edenlerden biridir.””
“Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken kardeşine yardım etmezse, Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar” sözü, gıybeti dinleyenin sorumluluğuna işaret eder.
Son zamanlarda maalesef kahvehanelerde, evlerde, misafirliklerde, gurup toplantılarında velhasıl bazı mekan ve zamanlarda birbirinin ayıplarını araştırmak, konuşmak, paylaşmak suretiyle muhabbet adı altında günahlar işlenmektedir. Buna dur demek gerekir.
Gıybet bazen yazıyla bazen sosyal medyada paylaşımla, beğeni ile olur. Zira bütün bunlar manevi kişiliği ihlal eden hatalardır. Gıybetin sebepleri kin, öfke, hased, kibir, insanın kusurlarını araştırma gibi kötü duygulardır
Kıymetli Kardeşlerim! Bir gün Peygamberimiz (s.a.s)’e sahabeden biri:
يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا النَّجَاةُ“
“Kurtuluşun yolu nedir?” şeklinde bir soru sorduğunda,”
Peygamber Efendimiz (s.a.s):
أَمْسِكْ عَلَيْكَ لِسَانَكَ وَلْيَسَعْكَ بَيْتُكَ وَابْكِ عَلَى خَطِيئَتِكَ
“Diline sahip ol; evin başına dar gelmesin, günahlarından dolayı ağla.” (Tirmizî, Zühd, 60) buyurmuş, ağızdan çıkabilecek yanlış söze dikkat çekmişti.
RABBİMİZ BİZE DİLİMİZE DOĞRU KONUŞMAYI EMREDER
يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَقُولُوا قَوْلاً سَدٖيداًۙ
يُصْلِحْ لَكُمْ اَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْؕ وَمَنْ يُطِـعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزاً عَظٖيماً
“Ey iman edenler! Allah’a itaatsizlikten sakının ve doğru söz söyleyin ki, Allah sizin işleri-nizi düzeltsin, günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve resulüne itaat ederse gerçekten büyük bir kazanç elde eder.” (Ahzab, 33/70-71) buyurmaktadır.
Yine Rasulullah (sav) EN ŞERLİ VE EN HAYIRLI OLANIMIZI ŞÖYLE İFADE EDİYOR.
أَلَا أُنَبِّئُكُمْ بِشِرَارِكُمْ فَقَالَ هُمْ الثَّرْثَارُونَ الْمُتَشَدِّقُونَ أَلَا أُنَبِّئُكُمْ بِخِيَارِكُمْ أَحَاسِنُكُمْ أَخْلَاقًا
“En kötü olanlarınızı haber vereyim mi? Onlar gevezelik edip ne söylediğine dikkat etmeden konuşanlardır.” EN HAYIRLI OLANIZI HABER VEREYİM Mİ AHLAKI GÜZEL OLANDIR. (İbn Hanbel, II, 370) buyurarak Müslümanın konuşmasında bir ölçü, nezaket ve seviye olması gerektiğini ifade etmiştir
CEHENNEMİ EN ÇOK DOLDURAN DİLLERİN İŞLEDİĞİ GÜNAHLARDANDIR.
وَهَلْ يَكُبُّ النَّاسَ فِى النَّارِ عَلَى وُجُوهِهِمْ أَوْ عَلَى مَنَاخِرِهِمْ إِلاَّ حَصَائِدُ أَلْسِنَتِهِ
“İnsanları yüzükoyun veya burunları üstünde süründürerek cehenneme dolduran, dillerinin kazandığından başkası değil midir?” (Tirmizî, Îman, 8) diye buyuran efendimiz dilin, aslında dilin ifade ettiklerinin sonucunun vehametine dikkat çekmektedir.
KONUŞTUĞUMUZ SÖZÜ ÖNEMSEYELİM
إِنَّ الرَّجُلَ لَيَتَكَلَّمُ بِالْكَلِمَةِ مِنْ سُخْطِ اللَّهِ لَا يَرَى بِهَا بَأْسًا، فَيَهْوِي بِهَا فِي نَارِ جَهَنَّمَ سَبْعِينَ خَرِيفًا
“İnsan bazen hiç önemsemediği öyle bir söz söyler ki, bu söz sebebiyle cehennemin yetmiş yıllık mesafedeki dibine düşer”( İbn Mâce, Fiten, 12)
Muhterem Müslümanlar,
Tüm peygamberlerin ortak özelliği, doğruluktur. Allah’ın elçileri, asla yalan söylemeyen, doğru ve dürüst insanlardır. Ne peygamberliklerinden önce ne de sonra yalan söylemişlerdir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) de İslam’dan önce Muhammedü’l-Emin olarak bilinirdi. Rabbimiz:
وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِ …
“Yalan sözden sakınınız” (Hac 22/30) buyurarak yalanı yasaklamıştır.
Hz. Peygamber (s.a.s.):Ebû Hüreyre (ra) Resûlullah’ın (s.a.s.) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:
لاَ يَجْتَمِعُ الْإِيمَانُ وَالْكُفْرُ فِي قَلْبِ امْرِئٍ وَلَا يَجْتَمِعُ الصِّدْقُ وَالْكَذِبُ جَمِيعًا وَلَا تَجْتَمِعُ الْخِيَانَةُ وَالْأَمَانَةُ جَمِيعًا
“İman ile küfür, doğruluk ile yalancılık, hıyanet ile emanet bir şahsın kalbinde birlikte bulunamaz.” (İbn Hanbel, II, 349)
Bir zamanlar devesiyle birlikte çölde yol alan olan bir adam, güçlükle yürüyen, susuzluktan dudakları kurumuş bir adama rastlamış. Susayan adam, binekli adamı görünce su istemiş. Binekli adam, içmesi için bir kap su vermiş. Suyu içen adam birden devedeki adamı iterek deveye atladığı gibi kaçmaya başlamış. Yere düşen adam, deveyle kaçan hırsıza arkasından şöyle seslenmiş: “Tamam, deveyi al git ama senden bir ricam var. Sakın bu olayı kimseye anlatma!” Bu isteği tuhaf bulan hırsız, biraz duraklayıp, geri dönmüş ve neden böyle dediğini sormuş: “Eğer bu olanları anlatırsan, bu her yere yayılır ve insanlar bir daha çölde muhtaç birini görünce yardım etmezler.”
Çocukluğunda sahabeden Abdullah b. Âmir’in yaşadığı şu olay ailede anne babanın nasıl rol-model olduğunu bize göstermektedir: Abdullah b. Âmir anlatıyor: Bir gün annem, “Gel sana bir şey vereceğim.” diyerek beni çağırdı. Resûlullah (s.a.s.) de bizim evimizde idi. Allah Resulü, anneme
وَمَا أَرَدْتِ أَنْ تُعْطِيهِ “
“Çocuğa vermekle ne kastettin?” buyurdu. Annem:”
أُعْطِيهِ تَمْرًا “
“Kuru hurma.” dedi. Resûlullah (s.a.s.):”
أَمَا إِنَّكِ لَوْ لَمْ تُعْطِيهِ شَيْئًا كُتِبَتْ عَلَيْكِ كِذْبَةٌ “
“Dikkatli ol, ona bir şey vermemiş olsaydın, bu senin için bir yalan olarak yazılacaktı.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 80)”
KOĞUCULUK NEMMAMLIK (söz taşıma) yasağı: Birinden duyduğu sözü diğerine aktarmak anlamına gelen kovuculuk, insanların arasının açılmasına ve toplumda huzurun bozulmasına sebep olan kötü huylardan biridir.
İki kişi arasında götürülen söz doğru olsa dahi araların bozulmasına sebep olduğu için nemmamlık olarak kabul edilir. Laf getirip götürenler insanların arasını bozmakla kalmıyorlar, bazen düşmanlıklara, kin, nefret, intikam, düşmanlık gibi geri dönülmez hatalara sebep olmaktadır.
Nice aileler söz taşıyanlar yüzünden dağılmış, nice ortaklıklar son bulmuş, nice kanlar akmış, nice düşmanlıklar meydana gelmiştir. İslam dininim gayesi insanların arasını pekiştirmek, bağları güçlendirmektir.
Hz. Huzeyfe radıyallahu Anh anlatıyor: Hz. Peygamber (S.A.V) bir hadislerinde şöyle buyurdular: (Müslim, İman 169)
لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ نَمَّامٌ “
“emmâm (söz taşıyan cezalarını çekmeden ya da affedilmedikçe)cennete girmeyecektir.”
SONUÇ OLARAK
Müslüman, başkalarının hakkına saygı gösteren, insanlara zarar verecek davranışlardan sakınan ve insanların hakkında hayır umduğu kimsedir. Efendimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır
اَلْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ النَّاسُ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ
“Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.”( Tirmizî, Îmân, 12)
Kötülük mutlaka sahibini bulacaktır. Bu dünyada olmasa da kıyamette kötülüğüyle karşılaşacaktır:
Lokman hekim bizlere nasihatla oğluna diyor ki:“Ey oğul! Namazda iken kalbini, insanlar arasında iken dilini, sofrada iken elini, başkasının evinde iken gözünü muhafaza et ki kurtuluşa eresin.”
Bizlerde allah’a hiçbir şeyin gizli kalmayacağının şuurunda olarak dilimizi muhafaza etmeye çalışacağız. Yalandan, yalan şahitlikten, iftiradan, gıybetten, söz taşıma ve arkadan çekiştirmelerden, küfürden, kaba ve kötü sözlerden arındırmaya gayret sarf edeceğiz.
Toplumun en önemli kültür aracıdır. Dil, Allah’ın insanlara verdiği en önemli organlardan ve en büyük emanetlerden biridir. Bu emaneti iyi değerlendirmek gerekir. Aksi bizler için bir felaket olur.Dilin bozukluğu kalbin bozulmasına, kalbin bozulması ise imanın zayıflamasına sebep olur.
لا يَسْتَقيمُ إِيمانُ عبدٍ حتَّى يَستَقيمَ قلبُه، ولا يَسْتَقيمُ قلبُه حتَّى يَستَقيمَ لسانُه“
“Kulun kalbi doğru olmadıkça, imanı da doğru olmaz! Kulun dili doğru olmadıkça da kalbi de doğru olmaz! Komşusu zarar ve eziyetinden emin olmadıkça da kişi cennete giremez!Ahmed bin Hanbel Müsned 16/23433, Tergib ve Terhib 5/426”
Dilin afetlerinden sakınmak gerekir. Zira dile ait afetler insanlar arasındaki sevgi ve saygıyı yok edip insanları ve insanlığı itibarsızlaştırır. Dilin afetlerinin Süreklilik arz etmesi durumunda insanın iradesi zayıflar ve kötülükleri, işlediği dil kusurlarını meşru görmeye başlar ve Allah muhafaza imanının gitmesine sebep olabilir.
Rabbim dilimizi yalandan, iftiradan, gıybetten, tüm bedenimizi haramdan, fısk ve fücurdan, huzuruna kul hakkıyla çıkmaktan muhafaza eylesin. Bizi cennetine layık kullarından eylesin. Amin
İBRAHİM BÖLÜKBAŞI
DİN HİZMETLERİ UZMANI
