Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Güven Toplumu: Emin İnsan Olmak

İsmail Sezkin

GÜVEN TOPLUMU


Değerli Mü’minler!.. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (SAV), kendisi bir güven insanı olduğu gibi; Medîne İslam toplumunu da güven temelinde kurmuştu Ashab-ı Kiram da güvenilir insan ve güvenilir toplum olma konusunda Peygamberimizi kendilerine örnek almışlardı

İslâm dini, insanı insan-ı kâmil mertebesine çıkartmak için gönderilmiş bir dindir malumunuz… Bunun için de İslam dini birtakım ahlâkî prensipler getirmiştir… Bu prensiplerin hepsi hangi devirde yaşarsa yaşasın, kıyamete kadar insanların muhtaç oldukları ilkelerden meydana gelir… Dolayısıyla günümüz insanının da bu evrensel ahlâkî prensiplere uyması gerekir…

İslam’ın evrensel dediğimiz o ahlâkî prensipleri; doğruluktur, dürüstlüktür, güvenilir olmaktır, ahde vefa göstermektir, nezakettir, adalettir, hoşgörü ve cömertliktir Bugünkü sohbetimizde bu ahlâkî prensiplerden güvenilir olmayı konuşalım istiyorum…

Değerli Kardeşlerim!.. Kur’an ve İslam ahlâkının en önemli özelliklerinden biridir güvenilir olmak… Bu güvenilir olma meselesi, aynı zamanda peygamberlerin sıfatlarından biridir Zaten Kur'an-ı Kerim de, Peygamberlerin bu sıfatlarını birçok ayette haber veriyor bize…

Ayrıca Cenab-ı Allah'ın doksan dokuz isimi vardır ve biz buna Esma’ül Hüsna diyoruz… O isimlerden birisi mü'mindir… "Mü'min" ismi; aynı zamanda, O'na inanan insanların da en önemli isimlerinden de birisi malumunuz

Peygamberler de bulunması gereken beş sıfat var Nelermiş bunlar, yeri gelmişken şöyle bir hatırlayalım isterseniz

Sıdk; “Doğru olmak” demek

Emanet; “Güvenilir olmak” demek…

İsmet; “Günah işlememek, günahtan korunmuş olmak” demek

Fetânet; “Akıllı, zeki ve uyanık olmaları” demek

Tebliğ; “Allah'tan aldıkları buyrukları ve yasakları ümmetlerine eksiksiz iletmeleri” demek

Değerli Kardeşlerim!.. Peygamberlerin sıfatlarından birisinin de emanet olması, emanetin ne kadar önemli olduğunu anlatıyor bize… Bu sıfat, peygamberlerin her yönü ile güvenilir olduklarını ifade ediyor

İşte bütün peygamberlerin en önemli sıfatı emanet olduğu gibi, bizim Peygamberimizin de en önemli sıfatı emanet Yani güvenilir olmak Üsve-i hasene olan Peygamber Efendimizin ümmetine örnek olduğu hususlardan birisi, O’nun her hususta güvenilir olmasıdır…

Mesela; Peygamber Efendimizin daha 35 yaşında, yaşadığı Kâbe Hakemliğini hepimiz biliriz Mekke’de yağan yağmurlardan dolayı tahrip olan Kâbe’nin tamirinde sıra Hacer’ül-Esved taşının yerine konulmasına geldiği zaman, yaptığı hakemlik görevi ile Kureyş toplumunu büyük bir kavgadan ve tehlikeden kurtarmış… O’nun yaptığı bu hakemliği, o gün orada verdiği karar bütün Kureyş’i sevindirmişti Peygamberimizin hakemliğine o gün orada Kureyş’in razı olması ve sevinmesi O’na olan güven ve itimadı gösteriyor bize…

Yine

فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَاَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكٖينَ

““Ey Muhammed!.. Artık sana buyrulanı açıkça ortaya koy, müşriklere aldırış etme” (Hicr;94) ayeti nazil olunca Peygamberimiz akrabalarını Safa tepesinde toplamış ve onlara şunları demişti…”

“Size şu dağın ardından düşman askerlerinin gelmekte olduğunu haber versem beni tasdik eder misiniz?” diye sorunca Kureyşliler:

“Elbette inanırız, biz senin yalan söylediğini hiç duymadık” demişlerdi Onun geçmişini çok iyi bilenler; O’nun dürüst ve güvenilir biri olduğunu inkar edememişlerdi o gün orada

Değerli Mü’minler!.. Peygamber Efendimiz güvenilir bir kimse olduğu için, bütün Mekkeliler en değerli eşyalarını, kıymetli mallarını O’na emanet ederlerdi… Zaten güvenirliliği yüzünden O’na “Muhammed’ül-Emin” ismini de onlar vermişlerdi…

Peygamber Efendimiz kendisine Medine’ye hicret izni verildiği zaman, Hz. Ali’ye: “Ben Medine’ye gidiyorum Sen bu gece benim yatağımda yat… Şu hırkamı üstüne ört… Müşrikler beni yatıyor sansınlar… Onlara bir şey sezdirme Sabahleyin de şu emanetleri sahibine teslim et” demişti…

Yani Peygamberimiz; kendisini öldürme planları kuranların ve canına kastedenlerin bile, emanetlerine hıyanet etmemiş, hepsini sahiplerine ulaştırmıştı…

Değerli Kardeşlerim!.. Peygamber Efendimiz insanlara güven veren bir insandı… Çünkü O, ‘Muhammedü'l-Emîn’di Hem de taa küçüklüğünden beri… Yani İslâmiyet’ten yirmi-yirmi beş yıl öncesinden beri… Peygamberimize daha on-on beş yaşında ‘Emin’ sıfatı verilmişti… İnsanlar Peygamberimize her yönden güveniyorlardı… Bu sıfatı Peygamberimize Mekke’nin ileri gelen insanları vermişti Bu insanlar, kendi asaletleriyle O’nun alay etmeyeceğini biliyorlardı Tacirler kendisiyle alış-verişte O’nun kendilerine hile yapmayacağını biliyorlardı…

Evet¸ herkes güveniyordu Peygamberimize Çünkü hiç kimse küçüklüğünden beri, Peygamberimizin hiçbir yanlışını görmemişlerdi… Fakirler kendileri için Peygamberimizi bir sığınak olarak görüyorlardı Zalimlerin zulmüne ancak onunla karşı koyacaklarına inanıyorlardı…

Değerli Mü’minler!.. İslâm Dininin başarıya ulaşmasında; Peygamber Efendimizin güvenilir oluşunun çok büyük payı var Kur’an’da da buyurulduğu gibi; Peygamberimiz, eğer davranışlarıyla güven vermeyen birisi olsaydı, insanlar O’nun etrafında toplanmazlardı Peygamberimiz insanlara ve insanların mallarına ihanet etmediği gibi, kamu malına da ihanet etmemiş ve yasaklamıştır Nitekim Huneyn Savaşı’ndan sonra ganimetlerin toplandığı yerde durmuş ve eline devesinin hörgücünden bir tüy alarak: "Ey İnsanlar!.. Benim sizin ganimetinizde gözüm yoktur Hatta şu tüyde bile" demişti

Peygamberimiz sahabelerine her zaman güvenilir olmayı telkin ederdi Emanetin zıddı olan hıyanetin çirkin bir davranış olduğunu söylerdi

Peygamber Efendimiz imanla, güvenilir kimse olmak arasında sıkı bir bağ bulunduğunu bildiriyor bize…

الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ

““Müslüman, elinden ve dilinden başkalarının güvende olduğu kimsedir” buyuruyor…”

مَنْ غَشَّنَا فليْسَ مِنَّا

““Bizi aldatan bizden değildir” diyor”

قُلْ آمَنْتُ بِاللَّهِ فَاسْتَقِمْ

““Allah’a inandım, de… Sonra da dosdoğru ol” buyuruyor…”

Dolayısıyla Değerli Mü’minler!.. Müslüman birisinin; iman etmiş bir mü’min ve İslam’a girmiş bir müslim olmanın gereği olarak, sadece Müslümanlara karşı değil, toplumsal hayatı paylaştığı bütün herkese güven vermesi gerekiyor Müslümanın herkese karşı faydalı ve emin olması gerekiyor Müslüman emanete ihanet edemez Müslümanın ahde vefa gösterir… Müslümanın konuştuğu zaman doğru konuşması gerekir Müslüman söz verdiği zaman sözünü yerine getirmesi lazım Müslüman kırıcı olamaz Müslüman medeni olur Müslüman komşularıyla iyi geçinir Müslüman annesine-babasına iyilik yapar Müslüman alışveriş yaptığı zaman hile yapamaz

Bir toplumu ayakta tutan tek dümen, güvendir Eğer bir toplumun özgürlük seviyesini ölçmek istiyorsanız, o toplumdaki insanlar kendilerini ne kadar emniyette/güvende görüyorlar, ona bakacaksınız…

Şöyle bir muhasebe yapalım… Değerli bir malınızı kapının önünde bırakın bakalım.. Acaba kaç saat orada kalabilir?.. Ya da çocuğunuzu, herhangi bir komşunuza ne kadar bırakabilirsiniz Ya da bir arkadaşınıza önemli bir sırrınızı verseniz… Hangi şartlara kadar o sırrınızı saklayabilir?.. Ya da kıymetli eşyalarınız var, kime emanet bırakabilirsiniz?.. Ya da açsınız, kaçıncı gün bir komşunuz sizin kapınızı çalar ve sizi doyurur… Ya da utanılacak bir hata yaptınız?.. Bu hatanız kaç gün deşifre edilip, ortalığa yayılmaz

Bu sorular böyle uzar gider… Ama şu yaşadığımız zamanda bu sorulara hep “kem küm” cevaplar alırız maalesef… Çünkü tam güven; İslam ilkelerinin ve imanın yerleşik olduğu bir hayatta mümkündür

İmanın yaşandığı toplumlarda herkesin iş yeri açıktır Hele cuma saatlerinde kimse tezgâhında durmaz… Yine de kimse o satılanlara karışmaz

Kadınlara değil tacizde bulunmak, bakışı bile haram sayar İslam toplumu… Kimse kimsenin malına göz koymaz Haram lokmanın kimseye hayrı olmayacağının bilincinde olur Müslüman… Ürünler tarlada toplanır ve bırakılır… Ama hiç kimse korkmaz bahçemden fındık çuvalım çalınır diye… Kimse kimsenin emeğini gasp edemez… Komşu, komşusu açken uyuyamaz İslam’da…

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثٖيرًا مِنَ الظَّنِّ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًا

Özel hayata dokunulmaz İslam’da… Bilir ki o alan, onun özelidir… Gıybet gibi, zan gibi, yalan gibi, iftira gibi insanların kişisel onurunu zedeleyecek şeyleri yapmaz, yapamaz Müslüman (HUCURAT;12) Çünkü kul hakkından korkar Müslüman Kâr zarar merkezine maddeyi değil, maneviyatı koyar Müslüman Erdemlere önem verir Müslüman… Kimsenin duygularıyla oynamaz Müslüman Cehaleti küçümser, ilim öğrenmeyi ibadet olarak kabul eder Müslüman Bunları teker teker anlatmaya kalksak saatlerce bitmez bu Kısaca şunu anlıyoruz ki; İslam’ın ilkelerinin yaşandığı yerde güven olur

Değerli Mü’minler!.. Bir toplumda güveni bozan davranışların başında ikiyüzlülük ve yalan gelir… Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de;

اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدٖى مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ كَذَّابٌ

““Şüphesiz Allah, haddi aşan, yalancı kimseyi doğru yola eriştirmez.”(MÜMİN;28)”

وَيْلٌ لِكُلِّ اَفَّاكٍ اَثٖيمٍ

““Yalancı ve günahkâr kişinin Vay haline!”(CASİYE;7) buyuruyor”

Peygamberimizin yalancılık konusundaki tavrını da şöyle anlatıyor sahabe: Bir gün Peygamberimiz; “Günahların en büyüğünün, Allah’a ortak koşmak ve anne-babaya âsi olmak” olduğunu söylüyor ve oturduğu yerden ayağa kalkarak “Özellikle yalan konuşmamaya, yalan yere şâhitlik etmemeye dikkat ediniz” buyuruyor Yalancılık ve yalancı şahitlik yapmaktan sakınmak üzerine o kadar uzun bir konuşma yapıyor ki; o gün orada, sahabe “Konuşmasını hiç bitirmeyecek zannettik" diyor (Müslim, İman, 87)

Bir toplumda güveni bozan davranışlardan birisi de sözünde durmamaktır… Onun için yapamayacağımız şeyler için söz vermemeliyiz Zira Cenab-ı Hak;

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اَمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ

““Ey İman edenler!.. Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz…””

كَبُرَ مَقْتًا عِنْدَ اللّٰهِ اَنْ تَقُولُوا مَا لَا تَفْعَلُونَ

““Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz… Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir”(Saff;2-3) buyuruyor”

Değerli Mü’minler!.. Bir de Müslümanlar maddi manevi her türlü emanete riayet eder… Hainlik yapmaz Müslüman; çünkü bu imanın bir gereğidir

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَخُونُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُوا اَمَانَاتِكُمْ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

““Ey iman edenler!.. Allah'a ve Peygambere hainlik etmeyin… Sonra; bile bile kendi emanetlerinize hainlik etmiş olursunuz.” (Enfal;27)”

وَلَا تُجَادِلْ عَنِ الَّذٖينَ يَخْتَانُونَ اَنْفُسَهُمْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ خَوَّانًا اَثٖيمًا

““Kendilerine hainlik edenleri savunma… Muhakkak Allah hain günahkârları sevmez”(Nisa;107) buyuruyor Cenab-ı Hak…”

Peygamberimiz de; “Bir insanın kalbinde hem iman, hem küfür bir arada bulunmaz Güvenilirlik ve hainlik de bir arada olmaz” diyor

أَرْبَعٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ كَانَ مُنَافِقًا خَالِصًا

“''Dört huy vardır ki, bunlar kimde bulunursa, o kimse katıksız münafık olur.”

وَمَنْ كَانَتْ فِيهِ خَلَّةٌ مِنْهُنَّ كَانَتْ فِيهِ خَلَّةٌ مِنْ نِفَاقٍ

“Kimde bunlardan bir şey bulunursa -onu bırakıncaya kadar- kendisinde nifaktan bir haslet var demektir Bunlar:”

حَتَّى يَدَعَهَا إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ

“Konuştuğu zaman yalan söyler,”

وَإِذَا عَاهَدَ غَدَرَ

“öz verirse sözünde durmaz…”

وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ

“Vaat ederse vadinden döne”

وَإِذَا خَاصَمَ

“ir dava ve duruşma esnasında haktan ayrılır…''”

آيَةُ الْمُنَافِقِ ثَلَاثٌ

““Münafığın belirtisi üçtür:”

إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ

“onuştuğunda yalan söyler…”

وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ

“öz verdiğinde sözünden döner”

وَإِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ

“Kendisine güvenildiğinde hıyanetlik yapar…” Bu hadislerden anlıyoruz ki; münafıklar, insanların en güvensizi ve en tehlikelisidir Ben her zaman söylerim; bu günkü toplumun bir an önce öğrenmesi gereken mesele bu münafıklık meselesidir…”

Değerli Kardeşlerim!.. Bir de insani ilişkilerde dürüstlük esastır İslam ahlak anlayışında imandan sonra gelen en önemli anlayış doğruluk ve dürüstlük anlayışıdır

Mesela, ölçtüğünü eksik ölçmek Müslümanlıkla bağdaşmaz… Tarttığını eksik tartmak Müslümanlıkla bağdaşmaz… Konuştuğu zaman yalan söylemek Müslümanlıkla bağdaşmaz Kendisine verilen bir sırrı tutmamak Müslümana yakışmaz… Tüyü bitmemiş yetimin hakkını çeşitli alavere-dalavere ile yemek Müslümanlıkla, İslam’ın dürüstlük anlayışıyla bağdaşmaz Bakın ne buyuruyor Cenab-ı Hak Kur’an’da:

وَيْلٌ لِلْمُطَفِّفٖينَ

“ksik ölçüp tartanların vay haline!..”

اَلَّذٖينَ اِذَا اكْتَالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ

“nlar insanlardan kendilerine bir şey aldıkları zaman tam ölçerler…”

وَاِذَا كَالُوهُمْ اَوْ وَزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ

“endileri başkalarına bir şey ölçtükleri ve ya tarttıkları zaman eksik ölçer ve tartarlar…”

اَلَا يَظُنُّ اُولٰئِكَ اَنَّهُمْ مَبْعُوثُونَ

“nlar tekrar diriltileceklerini zannetmiyorlar mı?.. (Mutaffifin,;1-6)”

Değerli Mü’minler!.. Bir toplumda insanların bir birine güvenememesinin nedenlerinden bir de fasıklıktır

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اِنْ جَاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَاٍ فَتَبَيَّنُوا اَنْ تُصٖيبُوا قَوْمًا بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلٰى مَا فَعَلْتُمْ نَادِمٖينَ

““Ey iman edenler!.. Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de, sonra yaptığınıza pişman olursunuz…” (Hucurat;6)”

Bu ayette Allah-u Teâlâ; fasığa güvenilmemesini, verdiği haberlerin doğru olup olmadığını araştırmadan inanılmamasını istiyor bizden

Aslında şu anlattıklarımızın hepsini bir hadisinde özetliyor Peygamberimiz… Bakın ne diyor Peygamberimiz:

الْمُسْلِمِ أَخُو الْمُسْلِمُ

“"Müslüman Müslümanın kardeşidir…”

لَا يَظْلِمُهُ

“Müslüman Müslümana zulmetmez…”

وَلَا يَخْذُلُهُ

“Müslüman Müslümanı tehlikede yalnız bırakmaz…”

وَلَا يَحْقِرُهُ

“Müslüman Müslümanı hor görmez…””

مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ، مَنْ نَفَّسَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ الدُّنْيَا نَفَّسَ اللَّهُ عَنْهُ كُرْبَةً

““Kim bir Müslümanın dünya sıkıntılarından bir sıkıntıyı giderirse, Allah da onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir”

وَمَنْ يَسَّرَ عَلَى مُعْسِرٍ يَسَّرَ اللَّهُ عَلَيْهِ فِى الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ،

“Kim darda kalan bir kimsenin işini kolaylaştırırsa, Allah da dünya ve âhirette onun işlerini kolaylaştırır…”

وَمَنْ سَتَرَ عَلَى مُسْلِمٍ سَتَرَ اللَّهُ عَلَيْهِ فِى الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ،

“Kim bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da dünya ve âhirette onun ayıplarını örter…”

وَاللَّهُ فِى عَوْنِ الْعَبْدِ مَا كَانَ الْعَبْدُ فِى عَوْنِ أَخِيهِ

“Kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece, Allah da onun yardımcısı olur…””

Dolayısıyla Değerli Kardeşlerim!.. Müslüman; iftira atmaz… Müslüman gıybet etmez… Müslüman dedikodu yapmaz… Müslüman hiç kimseyle alay etmez… Müslüman hiç kimsenin hakkında kötü zanda bulunmaz… Müslüman hiç kimsenin ayıbını araştırmaz…

Ve’l-hâsılı kelam; Müslüman başkalarına zarar veren her türlü söz ve davranıştan uzak durur Çünkü bunların hepsi haksızlığa yol açar… Bunların yapıldığı yerde insanlar bir birine güvenmez

İslâm dini insana büyük sorumluluklar yükler… İslâm dini¸ sınırsız hürriyetin zulme ve karanlığa uzandığını hatırlatır… Müslüman; hizmet aşkını biri Allah'a¸ diğeri hemcinsine olmak üzere iki yönden değerlendirir. Bu bakımdan İslâm Müslümanın doğru, dürüst ve çevresine güven telkin eden bir insan olmasını ister

Eskiden Müslümanlar, ahlâkî erdemlerden olan doğruluk ve güvenin doruğunda bulunuyorlardı Günümüzde ise maalesef bu konuda ahlâkî bir çöküş yaşanıyor Özellikle insanlar arasında dürüstlük ve güven hususunda bir buhran yaşanıyor

Doğruluğun ve dürüstlüğün olmadığı bir toplumda insanların birbirine güvenmesi söz konusu bile olamaz Dürüstlük ve güven olmayan bir toplumda da huzur ve barışın olması beklenemez İşte toplumsal güven ortamının yeniden tesis edilebilmesi için, Kur'an'ın öngördüğü evrensel ahlâkî prensiplere dönülmesi gerekiyor…

Bu gün maalesef insanlara hâkim olan bu durum, yani hiç kimsenin kimseye güvenemez hâle gelmesi, günümüzde Kur'an'ın getirmiş olduğu evrensel prensiplere ne kadar ihtiyacımızın olduğunu gösteriyor… İşte her hususta olduğu gibi; dürüst¸ emin ve güvenilir insan olma konusunda da Kur'an ahlâkıyla ahlaklanmalıyız… Peygamber Efendimizi kendimize örnek almalıyız…,

Hayâ sıyrılmış¸ inmiş: Öyle yüzsüzlük ki her yerde

Ne çirkin yüzler örtermiş meğer o incecik perde!..

Vefa yok ahde hürmet hiç¸ emanet lafz-ı bî-medlûl…

Ne tüyler ürpertir, yâ Rab, ne korkunç inkılab olmuş!..

Ne din kalmış, ne iman, din harab, iman türab olmuş…