HAC İBADETİ
İslam Dininin temel ibadetlerinden birisi olan ve imkânı olan her müslümanın, belirli bir zaman içinde Kabe’yi, Arafat ve Mina’yı ziyaret ederek belli bazı dînî görevleri yerine getirmek suretiyle yaptığı ibadetin adı Hac’tır. Hac ibadetini yaparken çeşitli zaman ve mekanlarda icra edilen uygulamalara “menâsik” denir.
Kutsal mekân kavramı ve bu yerleri ziyaret, insanlık tarihi boyunca bütün din ve inanç sistemlerinde görülmüştür.[2] İslâmî bazı kaynaklara göre Hac ibadeti Hz.Âdem’e kadar uzatılsa da, Kur’ân-ı Kerim’in bildirdiğine göre[3], daha önce tahrip olmuş Kabe’nin eski temelleri Hz.İbrahim ve oğlu Hz.İsmail tarafından bulunarak Kutsal Mabed yeniden inşa edilmiş, Hac Suresi’nin 27-29. ayetlerine göre de insanları hac yapmak üzere Mekke’ye ilk davet eden peygamber Hz.İbrahim Peygamber olmuştur. Bu tarihten itibaren diğer peygamberler ve inananlar da Kabe’yi ziyaret etmişlerdir.
İslam'ın doğuşu sırasında Kabe’yi tavaf, Umre, Arafat ve Müzdelife’de vakfe ve kurban kesme gibi adetler devam ettirilmekte, ancak hac, putperest geleneklerine uygun olarak sürdürülmekteydi. Sonra hicretin 9. yılında Al-i İmran Suresi’nin şu ayetleri nazil oldu;
إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ
“İnne evvele beytin vudia lin nâsi”
“ Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi,
لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِّلْعَالَمِينَ
“lellezî bi bekkete mubâreken ve huden lil âlemîn”
Mekke’de alemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kabe’dir.
فِيهِ آيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَّقَامُ إِبْرَاهِيمَ
“Fîhi âyâtun beyyinâtun makâmu ibrâhîm,”
Onda apaçık deliller, Makâm-ı İbrahim vardır.
وَمَن دَخَلَهُ كَانَ آمِنًا
“ve men dahalehu kâne âminâ,”
Oraya kim girerse güven içinde olur.
وَلِلّهِ عَلَى
النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلاً
“ve lillâhi alen nâsi hiccul beyti menistetâa ileyhi sebîlâ,”
Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır.
وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ الله غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ
“ve men kefere fe innallâhe ganiyyun anil âlemîn”
Kim inkar ederse şüphesiz Allah bütün alemlerden müstağnîdir” ( Âl-i İmran, 96-97)
Bu ayetlerle Hac ibadeti Müslümanların üzerine farz kılınmış oldu. Ve bundan sonra Peygamber Efendimiz tarafından Hac ibadeti putperest âdetlerinden arındırılarak İslâmî usullere uygun hale getirildi.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Hac ibadetinin İslam’ın beş temelinden birisi olduğunu belirtiyor ve şöyle buyuruyor:
بُنِىَ الإِسْلاَمُ عَلَى خَمْسَةٍ
““İslam beş şey üzerine bina edilmiştir.”
عَلَى أَنْ يُوَحَّدَ اللَّهُ
“Allah’tan başka ilah olmadığına iman etmek,”
وَإِقَامِ الصَّلاَةِ
“namaz kılmak,”
وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ
“zekat vermek,”
وَصِيَامِ رَمَضَانَ
“Ramazan orucunu tutmak”
وَالْحَجِّ
“ve haccetmek.”[4]”
Haccın ömürde bir defa farz olduğu da, Ebû Hüreyre’nin Peygamberimiz’den naklettiği şu hadisten anlaşılıyor:
Peygamberimiz sahabeye “-‘Ey insanlar! Allah size haccı farz kıldı, haccediniz.” Diyor.
Bir adam, ‘her sene mi ya Resûlallah?’ diye soruyor Peygamberimize. Peygamberimiz cevap vermiyor adama. Adam sorusunu üç kere tekrarlayınca Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
-‘Evet desem size zorunlu olurdu ve buna güç yetiremezdiniz. Sizi (serbest) bıraktığım hususlarda siz de beni (rahat) bırakın. Sizden öncekiler, çok soru sormaları ve Peygamberleri hakkında ihtilafa düşmeleri sebebiyle helak oldular. Size bir şeyi emredersem gücünüz yettiğince yerine getirin. Bir şeyden men edersem onu da terk edin.”[5]
Peygamber Efendimiz (SAV), kendisinin tek haccını, haccın farziyyetini bildiren ayetin inişini takib eden yıl olan hicretin 10. yılında yerine getirmiştir.
Peygamberimiz, hicretin 8. yılında (m.630) Mekke fethedildikten sonra Hac zamanını beklemeden Medine’ye dönmüştü. Zaten Mekke’nin fethinden önce de hac henüz farz kılınmamıştı. Hacc’ın farz kılındığı hicretin 9. yılında ise Hz. Peygamber hacc’a gitmeyerek, Hz. Ebûbekir’i hac emîri olarak Mekke’ye göndermiş, kendisi de bir sene sonra, yani hicretin 10. yılında haccetmişti.
Peygamberimizin yaptığı bu hacca, son haccı olduğu ve sahabîlerle vedalaştığı için “Veda Haccı” denir.
Peygamberimiz hicretin onuncu yılının Zilkade ayında Hac için hazırlanmaya başlar. Bunu Müslümanlara duyurarak onların da hazırlanmalarını ister. Onunla birlikte haccetmek isteyenler Medine’de toplanırlar.
Peygamberimiz Zilkade ayının 26’sına denk gelen 632 yılının 22 Şubat Cumartesi günü yanında hanımları ve kızı Fâtıma da olduğu halde, muhacir, ensar ve diğer Arap kabilelerinden oluşan Müslümanlarla birlikte Medine’den hareket eder. Yanına kurbanlık yüz tane deve alır. Zülhuleyfe denilen yere vardığı zaman öğle namazını seferî olarak iki rekat kılar ve aynı gün burada ihrama girer.
Peygamber Efendimiz (SAV), 4 Zilhicce Pazar günü kuşluk vakti Mekke’ye ulaştı. Kabe’yi tavaf edip iki rekat namaz kıldı ve Safâ ile Merve arasında sa’y etti. Veda Haccı süresince Mekke’nin Ebtah mevkiinde kendisi için kurulan çadırda konakladı. Perşembe gününe kadar Mekke’de kaldı. Aynı gün (Terviye günü) Mina’ya hareket etti.
Öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını orada kıldı. Geceyi de burada geçirdi. Ertesi sabah, namazı kıldıktan sonra güneş doğuncaya kadar burada kaldı. Arafat’taki Nemire mevkiinde çadır kurulmasını emretti. Sonra Mina’dan hareket edip Müzdelife’den geçerek Cuma günü, Arafat’ta hazırlanan çadıra varıp konakladı. Zeval vaktinden sonra çadırından çıkıp devesine binerek Arafat vadisinin ortasına geldi.
Urane vadisinde meşhur Veda Hutbe’sini okudu. Bir ezan okutarak ayrı ayrı ikametle öğle ile ikindiyi birlikte kıldırdıktan (cem’i takdim) sonra devesinin üzerinde Arafat’a çıktı. Kıbleye dönüp akşama kadar dua ile meşgul oldu. Arafat’ta iken, kendisine, ilâhî tebliğ görevinin tamamlandığını bildiren şu ayet-i kerime nazil oldu:
الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ
““Bugün size dininizi ikmal ettim,”
وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي
“üzerinize nimetimi tamamladım”
وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ دِيناً
“ve sizin için din olarak İslam’a razı oldum” (Mâide, 5/3).”
Peygamberimiz güneş battıktan Arafat’tan ayrıldı ve Müzdelife’ye geldi. Yatsı vaktinde, akşam namazıyla birlikte yatsı namazını birleştirerek (cem’i te’hir), akşamı üç, yatsıyı da iki rekat olarak, tek ezan ve iki ayrı ikâmetle kıldırdı. Geceyi Müzdelife’de geçirdi.
Ertesi sabah, yani Cumartesi (bayramın birinci) günü sabah namazını Müzdelife’de kıldıktan sonra Meş’ar-i Haram’a geldi.
Cemre-i Akabe’ye (büyük şeytan) ufak taşlardan yedi tane attıktan sonra Mina’ya gitti. Burada yine deve üstünde bir konuşma yaptı. Kurbanlık olarak hazırladığı yüz deveden altmış üçünü, ömrünün her yılı için bir deve hesabıyla bizzat kendisi kurban olarak kesti. Diğer develeri de Hz.Ali kesti. Kurban etinden bir parça yiyen Peygamberimiz, geri kalanını Müslümanlara dağıttı.
Daha sonra tıraş olup ihramdan çıktı. Sonra Kabe’ye gidip tavaf yaptı ve öğle namazını kıldı. Tekrar Mina’ya dönerek bayram günlerini burada geçirdi. Bayramın ikinci, üçüncü ve dördüncü günleri taşlamalarını tamamladı. Bayram’ın ikinci günü Mina’da Müslümanlara üçüncü konuşmasını yaptı. Bayramın beşinci günü Mina’dan tekrar Mekke’ye gelip vedâ tavafını yaptıktan sonra 29 Zilhicce 10 / 26 Mart 632 tarihinde Medine’ye döndü.[6]
Hac ibadeti uygulanışı bakımından, “ifrad”, “temettu” ve “kıran” şeklinde üçe ayrılır.
İfrad haccı, umre[7] yapmaksızın, sadece hac menâsikini yerine getirmek suretiyle yapılır.
Temettû’ haccında umre yapıldıktan sonra ihramdan çıkılır, ardından aynı dönemde tekrar hac için ihrama girilerek hac menâsiki edâ edilir.
Kıran haccında ise ihrama girerken hem umreye, hem de hacca niyet edilir ve aynı ihramla her iki ibadet yerine getirilir.
Hac ibadetinin yerine getirilebilmesi için bazı şartlar vardır. Bir kimseye haccın farz olması için onun; öncelikle Müslüman olması gerekir, sonra Akıllı, baliğ (ergen) olması gerekir, Sağlıklı olması lazım, özgür olması lazım, günümüz şartlarında yurtdışına çıkış yasağı olmaması lazım, yol güvenliğinin bulunması lazım, Hac mevsime yetişmiş olmak gerekiyor, can, mal ve namus güvenliğinin sağlanmış olması lazım ve nihayetinde ekonomik yönden hac görevini yapma imkanına sahip bulunması gerekir.
Son şart, hac yolculuğuna çıkacak kişinin, gidip dönünceye kadar hem kendisinin, hem de bakmakla yükümlü olduğu kimselerin sosyal seviyelerine uygun biçimde geçimlerini sağlayacak mâlî güce ve hac için yeterli zamana sahip olması anlamına geliyor.
Bu şartları taşıyan kimsenin yapacağı haccın geçerli olabilmesi için; İhrama girmek (niyet edip telbiye getirmek) gerekiyor, haccı belirlenen zaman içinde yapmak gerekiyor ve hac menâsikini belirlenen mekanlarda yapmak gerekiyor.
Hanefîlere göre haccın üç farzı vardır. Bunlar, 1- ihrama girmek, 2- Zilhicce’nin 9. günü Arafat vakfesinde bulunmak ve 3- ziyaret tavafı yapmak. Hanefîler ihramı şart, diğerlerini aslî unsur (rukün) kabul ede0r. İhrama girdikten sonra bu iki rukün yerine getirilmedikçe hac tamamlanmış olmaz ve ihramdan çıkılmaz. Buna göre zamanında Arafat’ta vakfe yapamayan kimse o yıl hac yapma imkanını kaybetmiş olur. Bu kişinin yarım bıraktığı haccını daha sonra kaza etmesi gerekir.
Haccın vacib sayılan birtakım menâsiki daha vardır ki bunların terkinden dolayı hac geçersiz olmaz. Ancak meşrû mazeret olmaksızın terk edilen her vacib için keffaret ödenmesi gerekir. Meşrû mazeretler nedir derseniz, bunlar, yaşlılık, hastalık, aşırı zayıflık, bayılma ve kadınlara özgü bazı haller gibi beşerî gücün sınırlarını aşan engellerdir.
Hanefî mezhebine göre haccın başlıca vacipleri şunlardır:
1. Mekke’ye geliş yönlerine göre belirlenen yerlerde (mikat) veya buralara gelmeden önce ihrama girmek.
2. Safâ ile Merve arasında sa’y etmek.
3. Müzdelife’de vakfede bulunmak.
4. Arefe günü akşam ve yatsı namazlarını Müzdelife’de, yatsı namazının vaktinde cem ederek ( birleştirerek) kılmak.
5. Cemrelere taş atmak (şeytan taşlamak).
6. İhramdan çıkmak için saçları tıraş etmek veya kısaltmak.
7. Vedâ tavafı yapmak.( Mekkeli olmayan veya Mekkeli hükmünde sayılmayanlar için.)
Hac yapacak kişinin ilk işi ihrama girmektir. Haccın şartlarından biri olan ihram, hac ya da umre yapmaya niyet eden kişinin, başka zamanlarda işlemesi mübah olan bazı fiil ve davranışları belirli bir süre kendisine haram kılması, yasaklamasıdır. Buna “ihrama girme” denir. İhrama girmenin gereklerinden biri olarak erkeklerin büründüğü havlu ve benzeri türden dikişsiz kıyafete halk arasında ihram denilir ama ihram aslında bu değildir. Onun için, usulüne göre ihrama girilmediği sürece söz konusu örtülere bürünmekle ihrama girilmiş olmaz. İhrama girme konusunda kadınlar da erkekler gibidir.
Ancak erkekler “izar” (belden aşağı sarılan örtü) ve “ridâ” (belden üstü sarılan örtü) denilen iki parça havlu veya benzeri türden dikişsiz elbise giyerken, kadınlar normal elbiseleriyle ihrama girerler. İhrama girme işi niyet ve telbiye ile başlar. Yapacağı hac türüne göre niyetini yapan kimse ihrama girerken söylenmesi gerekli olan telbiye duasını okur:
لَبَّيْكَ اللَّهُمَّ لَبَّيْكَ ،
““Allah'ım! Davetine uydum. Emrine boyun eğdim.”
لَبَّيْكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ لَبَّيْكَ ،
“Senin hiçbir ortağın yoktur. Davetine icabet ederek huzuruna geldim.”
إِنَّ الْحَمْدَ وَالنِّعْمَةَ لَكَ وَالْمُلْكَ ،
“Hamd sana mahsustur. Nimet ve mülk senindir.”
لاَ شَرِيكَ لَكَ
“Senin hiçbir ortağın yoktur.””
Bu Cenab-ı Allah’ın davetine icabet ettiğini bildirmek demektir. Böylece mü’min hac menâsikini yerine getirmek için ilk adımını atmış olur.[8]
Bedenî ve mâlî bir ibadet olan haccın birçok faydaları ve hikmetleri vardır. Kur’ân-ı Kerim’de hac ibadetinin muhtelif safhaları hem şeklî, hem de manevî ve rûhî yönlerden tasvir edilerek çeşitli yararlarının bulunduğu belirtilir.
Şimdi bu ayetlere bakalım. Hac suresinin 27 ve 28. ayetlerinde Hz.İbrahim’e hitaben şöyle buyurulur:
وَأَذِّن فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ
“Ve ezzin fîn nâsi bil hacci”
“İnsanlar arasında haccı ilan et ki,
ارِجَالً يَأْتُوكَ
“ye’tûke ricâlen”
gerek yaya olarak sana gelsinler,
وَعَلَى كُلِّ ضَامِرٍ
“ve alâ kulli dâmirin”
Gerek her türlü bineklerle gelsinler,
يَأْتِينَ مِن كُلِّ فَجٍّ عَمِيقٍ
“ye’tîne min kulli feccin amîk”
bütün geniş yollardan, uzak, derin vadilerden gelsinler.”
لِيَشْهَدُوا مَنَافِعَ لَهُمْ
“Li yeşhedû menâfia lehum”
“Gelsinler ki kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar
وَيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ فِي أَيَّامٍ مَّعْلُومَاتٍ
“ve yezkurusmallâhi fî eyyâmin ma’lûmâtin”
Belli günlerde Allah’ın ismini anarak
عَلَى مَا رَزَقَهُم مِّن بَهِيمَةِ الْأَنْعَامِ
“alâ mâ rezakahum min behîmetil en’âmi,”
فَكُلُوا مِنْهَا
“fe kulû minhâ”
Ondan siz de yeyiniz
وَأَطْعِمُوا الْبَائِسَ الْفَقِيرَ
“ve at’ımul bâisel fakîr”
Hem de yoksulu, fakiri doyurunuz.”
Peygamber Efendimiz de hac ibadetinin faziletini şöyle haber veriyor:
مَنْ حَجَّ لِلَّهِ
““Kim Allah için hacceder,”
فَلَمْ يَرْفُثْ وَلَمْ يَفْسُقْ
“çirkin söz ve günahlardan sakınırsa,”
رَجَعَ كَيَوْمِ وَلَدَتْهُ أُمُّهُ
“annesinden doğduğu gün gibi günahlarından arınmış olarak döner.” [9]”
الْعُمْرَةُ إِلَى الْعُمْرَةِ كَفَّارَةٌ لِمَا بَيْنَهُمَا
““Umre, diğer Umre’ye kadar yapılan günahların keffaretidir.”
وَالْحَجُّ الْمَبْرُورُ لَيْسَ لَهُ جَزَاءٌ إِلاَّ الْجَنَّةُ
“Makbul bir Haccın karşılığı da Cennetten başka bir şey değildir.”[10]”
Hac ibadetini eda eden kimse her şeyden önce, Allah’ın bir emrini yerine getirmiş ve böylece O’nun rızasını kazanmayı amaçlamıştır. İlâhî buyrukların hepsinin en önemli esprisi ve hikmeti budur zaten.
Hac yolculuğuna hazırlanan kişi bir taraftan gerekli hazırlıkları yaparken, diğer taraftan günahlarına tövbe eder, üzerinde kul hakkı varsa bunların sahipleriyle görüşüp helalleşir ve borçlarını öder. Eş, dost ve akrabaları ile vedalaşır, özellikle, sağ ise, anne- babasının rızasını alır. Bu bir nevi, büyük yolculuk diyebileceğimiz Âhiret yolculuğunun adeta bir provası gibidir.
Mekke’ye varan hacı adayı, Kâbe etrafında, cins, ırk, renk, mevki, makam, zengin, fakir ayrımı olmadan omuz omuza saf tutan, tavaf eden, Arafat’ta dualarıyla Allah’a yönelen büyük kalabalık içerisinde kendisini, adeta mahşer yerinde Allah’ın huzuruna çıkmış birisi olarak algılar.
Hacı, her gün en az beş defa yöneldiği ve Kur’anda Allah’ın evi olarak nitelenen Kâbe’yi bizzat yerinde görüp, orada, başta Hz.Muhammed Mustafa (SAV) olmak üzere, geçmiş peygamberlerin hak din uğrunda verdikleri mücadeleleri hatırlar ve asırlar boyunca birçok mü’minin namaz ve niyazlarına sahne olan bir atmosferde yaşayarak bu manevi zevki tatmış olur.
Ayrıca, hac esnasında Peygamberimizin ve ashabının bulunduğu coğrafî mekanları ziyaret ederek, Kur’ân’da, “Allah’ın koyduğu dînî işaret ve nişanlar (şeâirullah)” olarak nitelenen[12] mekanlarda bulunarak o dönemin havasından nasiplenmiş olur.
Mü’min, ihrama girerken büründüğü beyaz elbiseyle, kabre girerken bürüneceği kefenin benzerliğinin şuurunda olarak, bu kıyafeti üzerinde taşıdığı süre içinde, başka zamanlarda kendisine meşru olan bazı davranışlardan uzak kalıp, gündelik alışkanlıklarından ve bağımlılıklarından kurtulma ve kendisiyle hesaplaşma imkanına kavuşmuş olur.
Hac esnasında hiçbir şeye zarar vermemek esas olduğundan, insanın çevresiyle ilişkisinde son derece dikkatli davranması gerektiği ortaya çıkar. Bu husustaki titizliğin ölçüsü, Kur’ân-ı Kerim’deki yasaklardan ve bu yasakların çiğnenmesi halinde verilecek cezaları bildiren ayetlerden anlaşılıyor.[13] Özellikle bitki ve hayvan türünden canlılara karşı gösterilmesi gereken özen kişiye, başka zamanlarda kazanamayacağı ölçüde bir duyarlılık sağlar. Bunun yanında öfkelenmemek, kimseyi incitmemek, sabırlı ve güler yüzlü olmak gibi ahlakî davranışlar da haccı gereği gibi yerine getirenlerin elde edecekleri manevi kazançlar arasında yer alır.
Dolayısıyla Müslüman, hac esnasında, daha önce teorik olarak haberdar olduğu, fakat layıkı ile yaşayamadığı bir dizi imânî ve ahlâkî özellikler kazanır.
Hac görevini yerine getiren mü’minin bu özellikleri kazanabilmesi için yaptığı ibadetin bilincinde olması ve her davranışında Allah’ın rızasını elde etmeyi gaye edinmiş olması gerekir.
Bu nedenle, tavaf etmek, sa’y etmek, şeytan taşlamak, Hacerü’l-Esved’i öpmek gibi sembolik yönü ağır olan uygulamaların gerisinde yatan mesajı düşünmek, hac günleri boyunca ibadetin amacını göz önünde bulunduran bir ruh hali ve manevi atmosfer içinde olmak çok önemli.
Bu yüzden Hac ibadetini yaparken, kişinin kendisini tehlikeye atarcasına tedbirsiz davranması ve bu arada diğer mü’minleri rahatsız etmesi, elde edilecek sevaba mani olabileceği gibi, fazladan günah kazanmaya da vesile olabilir.
Vel hasıl-ı kelam; Hac, İslam Dininin temel ibadetlerinden biridir.
Bu bölüm Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. İsmail Hakkı ÜNAL tarafından hazırlanmıştır.
[2] Geniş bilgi için bk., Ömer Faruk Harman, “Hac” Maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 14 / 382-386. İstanbul-1996.
[3] Bakara, 2/127.
[4] Buhârî, İman, 1 I, 8; Müslim, İman, 19-22. I, 45.
[5] Müslim, Hac, 412. I, 975.
[6] İbrahim Sarıçam, Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı, s.386-388. Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara – 2003.
[7] Umre, belirli bir zamana bağlı olmaksızın ihrama girerek Kabe’yi tavaf etmek, Safâ ile Merve arasında sa’y yapmak ve tıraş olup ihramdan çıkmaktır.
[8] Haccın uygulanışı konusunda geniş bilgi için bk., Salim Öğüt, “Hac” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 14 / 394-396; İrfan Yücel, Hac Rehberi, Ankara-1981. bk. T.D.V. İlmihal, İstanbul, 1999
[9] Buhârî, Hac, 4. II, 141.
[10] Müslim, Hac, 437………..
[11] Buhârî, Hac, 4………….
[12]Bakara, 2/158, Hac, 22/32,36.
[13] bk. Bakara, 2/158, 196-200; Âl-i İmran, 3/96-97; Mâide, 5/2, 95-96; Hac, 22/26-29, 33-34.
