HAKKI İSİMLER DEĞİL, VAHİY BELİRLER
HAK ŞAHISLARLA DEĞİL, DELİLLE BİLİNİR;
TEFRİKA DEĞİL, TESLİMİYET KURTARIR
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِينَ
AZİZ MÜMİNLER!
İnsanlar birbirine nice isimler takar.
Birbirini övüp yüceltir, birbirini yerip küçültür.
“Kurtuldu” derler, “sapıttı” derler.
“Ehl-i sünnet” derler, “selefî” derler.
“Bid’at ehli” derler, “fırka” derler, “cemaat” derler, “tarikat” derler.
Fakat asıl mesele isimler midir?
Bugün çok ağır bir hakikati konuşuyoruz: İnsan bazen dini, Allah’ın kitabından değil; sevdiği adamdan öğrenir. Bazen hakikati Kur’ân’dan değil; bağlı olduğu çevreden tartar. Bazen sünneti Resûlullah’tan değil; mensup olduğu grubun dilinden okur. Sonra da kendi bağlılığını din zanneder, kendi çevresini hak ölçüsü sanır, kendi dar halkasını “doğru yol” diye kutsar.
Hâlbuki İslam, şahısları ilahlaştırma dini değildir.
İslam, kurumları dinin önüne geçirme dini değildir.
İslam, “benim hocam”, “benim şeyhim”, “benim cemaatim”, “benim tarikatım” diyerek hakikati perdeleme dini değildir.
İslam, Allah’ın kitabına ve Resûlullah’ın sahih sünnetine teslimiyet dinidir.
ÖYLEYSE ŞU SORULARI KENDİMİZE SORALIM:
"Bir insan, sevdiği kişiden dolayı yanlışı da doğru sayıyorsa, orada hak kalmış mıdır?”Bir insan bağlı olduğu yapıdan dolayı başka Müslümanı küçümsüyorsa, orada takvâ kalmış mıdır?
Bir insan kendi çevresinin dışındakileri kolayca dışlıyor, tekfir ediyor, fasıklıkla damgalıyor, münafıklıkla yaftalıyorsa, orada rahmet kalmış mıdır?
Bir insan “Ben Ehl-i sünnetim” diyerek başkasına hakaret ediyor, öbürü “Ben selefiyim” diyerek herkesi sapıklıkla suçluyor, bir başkası “Ben tarikattayım” diyerek diğerlerini küçümsüyorsa, bu dinin neresindeyiz?
Hakikat isimlerde değil, teslimiyettedir.
Doğruluk grupta değil, vahiydedir.
Kurtuluş bağlılıkta değil, takvâdadır.
1. AYET
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ
“Müminler ancak kardeştirler.”
(Hucurât, 49/10)
1. HADİS
لَا تَبَاغَضُوا وَلَا تَدَابَرُوا وَلَا تَحَاسَدُوا وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إِخْوَانًا
“Birbirinize buğzetmeyin, sırt çevirmeyin, haset etmeyin; Allah’ın kulları olarak kardeş olun.”
(Buhârî, Edeb, 57; Müslim, Birr, 30)
KARDEŞLERİM!
Allah müminleri kardeş ilan ediyor. “Aynı gruptan olanlar kardeştir” demiyor. “Aynı cemaatten olanlar kardeştir” demiyor. “Aynı tarikatten olanlar kardeştir” demiyor. “Aynı hocaya bağlananlar kardeştir” demiyor.
Müminler kardeştir,buyuruyor.
Peki kardeşlik varsa, bu buğz neden?
Peki iman varsa, bu dışlama neden?
Peki aynı kıbleye yöneliyorsak, birbirimizi ötekileştirme neden?
Bir Müslüman, kendi çizgisinde olmayanı hemen sapmış sayarsa ne olur?
Bir Müslüman, sevdiği şeyhin sözüne muhalefet edeni direkt düşman görürse ne olur?
Bir Müslüman, “benden değilse benden uzaktır” anlayışına düşerse ne olur?
İşte fitne burada başlar.
Önce kalp daralır.
Sonra dil sertleşir.
Sonra kardeşlik zedelenir.
Sonra tekfir kolaylaşır.
Sonra nifak suçlaması yaygınlaşır.
Sonra ümmetin kalbi paramparça olur.
Ey nefsim!
Allah’ın kardeş kıldığı birine sen nasıl düşmanlık beslersin?
Allah’ın muhterem saydığı bir mümine sen nasıl ağır sözler söylersin?
Bir müminin namusuna, imanına, dinine dil uzatırken Allah’tan korkmuyor musun?
2. AYET
وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; parçalanıp ayrılmayın.”
(Âl-i İmrân, 3/103)
2. HADİS
يَدُ اللَّهِ عَلَى الْجَمَاعَةِ
“Allah’ın eli cemaat üzerinedir.”
(Tirmizî, Fiten, 7)
AZİZ MÜMİNLER!
Allah’ın ipi birdir. Fakat insanlar o ipe değil, kendi iplerine sarılınca ayrılık başlar.
Bir grup kendi hocasını, öbürü kendi şeyhini, bir başkası kendi kurumunu ölçü edinirse; Kur’ân nereye, sünnet nereye?
Kendi bağlı olduğu yeri öven herkes var.
Kendi şeyhini yücelten herkes var.
Kendi cemaatini hakikatin merkezi sanan herkes var.
Kendi tarikatını kurtuluş gemisi gibi gören herkes var.
Kendi dışındakini eksik, kusurlu, yanlış, sapmış, hatta bazen tekfir edilebilir görenler var.
Peki bu tavır, Allah’ın ipine sarılmak mıdır?
Yoksa insanları kendi çevresinin ipine bağlamak mıdır?
Düşünün: Eğer herkes kendi grubunu dinin ölçüsü yaparsa, ümmet kaç parçaya ayrılır?
Eğer herkes sevdiğine din adına dokunulmazlık verir, sevmediğine de din adına ağır hüküm keserse, geriye hakikat kalır mı?
Kur’ân bizi birleştirir; nefis ayırır.
Sünnet bizi tevhide çağırır; taassup gruplara hapseder.
İhlas birleştirir; tarafgirlik böler.
Ey kardeşim!
Bir yerde yanlış varsa, orası yanlış olur.
O yanlışı söyleyebilmek gerekir.
Bir kurumun hatasını söylemek, o kuruma düşmanlık değildir.
Bir hocanın yanlışı varsa uyarmak, hocayı yok etmek değildir.
Bir şeyhin hatası varsa “bu doğru değil” demek, din dışına çıkmak değildir.
Hak, şahsa göre değişmez.
3. AYET
فَإِنْ تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ
“Herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah’a ve Resûl’e götürün.”
(Nisâ, 4/59)
3. HADİS
مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ مِنْهُ فَهُوَ رَدٌّ
“Kim bizim bu işimizde ondan olmayan bir şey ortaya çıkarırsa o reddedilir.”
(Buhârî, Sulh, 5; Müslim, Akdıye, 17)
Kardeşlerim!
Anlaşmazlıkta ölçümüz kim olacak?
Bize en çok tesir eden kişi mi?
En çok sevdiğimiz hoca mı?
En yakın olduğumuz cemaat mi?
Yoksa Allah ve Resûlü mü?
İşte burada insanın imanı ortaya çıkar.
Çünkü delili terk edip şahsa sarılan, yavaş yavaş hakikatten uzaklaşır.
Başta “onu seviyorum” der.
Sonra “onu savunmalıyım” der.
Sonra “onun hatası olamaz” der.
Sonra “ona muhalefet eden yanlıştır” der.
Sonra “bizim dışımızdakiler eksiktir” der.
Sonra tekfir, tebdî, tahkir başlar.
Sonra kardeşlik ölür.
Oysa bir Müslüman’ın yegâne ölçüsü Allah ve Resûlü'dür. Bunun dışındaki tüm ölçüler noksandır.”Bir söz Kur’ân’a uygunsa kabul edilir.
Sahih sünnete uygunsa alınır.
Değilse, kim söylemiş olursa olsun reddedilir.
Bugün insanlara değil, delile teslim olma zamanıdır.
Bugün cemaatleri değil, hakkı konuşma zamanıdır.
Bugün şeyhleri değil, vahyi ölçü alma zamanıdır.
Bugün sevdiğini putlaştırmama zamanıdır.
4. AYET
إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ
“Allah katında en değerliniz, O’na karşı en çok takvâ sahibi olanınızdır.”
(Hucurât, 49/13)
4. HADİS
إِيَّاكُمْ وَالْغُلُوَّ فِي الدِّينِ
“Dinde aşırılıktan sakının.”
(Nesâî, Menâsik, 217; İbn Mâce, Menâsik, 63)
Aziz müminler!
Allah katında üstünlük ölçüsü tarikat değildir.
Cemaat değildir.
Hocanın adı değildir.
Şeyhin ünvanı değildir.
Grubun büyüklüğü değildir.
Takvâdır.
O hâlde niçin insanlar kendi bağlı olduklarını yüceltirken başkasını küçültüyor?
Niçin birileri kendi yolunu tek doğru ilan ederken diğerlerine hakaret ediyor?
Niçin birileri “benim yolum en iyisi” derken başkasını fasıklıkla, bid’atla, sapıklıkla itham ediyor?
Dinde aşırılık, insanı hakikatten uzaklaştırır.
Aşırılık, sevgiyi putlaştırır.
Aşırılık, nefret doğurur.
Aşırılık, tekfir doğurur.
Aşırılık, kardeşliği bitirir.
Allah Teâlâ üstünlüğü takvâya bağladı.
Takvâ ise Allah’tan korkmak, O’na teslim olmak, günaha değil hakka yönelmektir.
Bir insanın takvâsı, dilindeki unvanla değil; kalbindeki ihlâsla anlaşılır.
Bir insanın doğruluğu, mensubiyetle değil; Kur’ân ve sünnete bağlılığıyla anlaşılır.
Ey kardeşim!
Senin grubun seni kurtarmaz.
Senin şeyhin seni kurtarmaz.
Senin hocan seni kurtarmaz.
Senin ismin seni kurtarmaz.
Seni kurtaracak olan, Allah’a teslimiyetin, Resûlullah’a ittibân ve salih amellerindir.
5. AYET
أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْآنَ
“Sonlar Kur’ân’ı hiç düşünmüyorlar mı?”
(Nisâ, 4/82)
5. HADİS
خَيْرُ النَّاسِ أَنْفَعُهُمْ لِلنَّاسِ
“İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olandır.”
(Dârakutnî, Sünen, 3/77; çeşitli rivayet yollarıyla meşhur)
Kardeşlerim!
Kur’ân’ı düşünüyor muyuz, yoksa sadece sevdiğimizin cümlesini mi tekrarlıyoruz?
Hakikati araştırıyor muyuz, yoksa kendi taraftarımızın sesini mi büyütüyoruz?
Bir müminin hayrı, başka mümini küçültmek midir?
Bir müminin hayrı, kendinden olmayanı dışlamak mıdır?
Bir müminin hayrı, Kur’ân’ı bırakıp insanları mutlak doğru ilan etmek midir?
Hayır! En hayırlı insan, insanlara faydalı olandır.
İnsanlara fayda ise önce hak ile olur, sonra ahlak ile olur, sonra merhamet ile olur.
Kardeşini tekfir ederek değil.
Onu fasık ilan ederek değil.
Onu münafık diye damgalayarak değil.
Onu ötekileştirerek hiç değil.
Bugün ümmetin en büyük hastalıklarından biri, kendi grubunu dinin yerine koymasıdır.
Herkes kendi çevresini sever; bu fıtrîdir.
Fakat sevgi, hakkın önüne geçerse fitne başlar.
Her insan kendi bağlı olduğu kurumu övmek ister; bu anlaşılır.
Fakat övgü, hakikati örterse işte orada zulüm doğar.
Ey nefsim!
Hak, sevdiğin tarafta değilse ne yapacaksın?
Hak, bağlandığın yapının dışında görünürse ne yapacaksın?
Hakkı seviyor musun, yoksa sadece “senin” olanı mı seviyorsun?
6. AYET
وَمَنْ أَحْسَنُ قَوْلًا مِمَّنْ دَعَا إِلَى اللَّهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَقَالَ إِنَّنِي مِنَ الْمُسْلِمِينَ
“Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve ‘Ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim vardır?”
(Fussilet, 41/33)
6. HADİS
الدِّينُ النَّصِيحَةُ
“Din nasihattir.”
(Müslim, Îmân, 95)
Aziz müminler!
Bugün kalpleri kıran, dilleri sertleştiren, kardeşlik hukukunu zedeleyen, bir mümini diğerine karşı küçümseyen her tavır; hangi ad altında olursa olsun zarardır.
Din, adam büyütmek için değil; Allah’a kulluk için vardır.
Din, grup büyütmek için değil; hakikati büyütmek için vardır.
Din, rakip ilan etmek için değil; kardeşlik inşa etmek için vardır.
Bir Müslüman, sevdiği kişi yanlış yaptığında onu körü körüne savunmamalıdır.
Bir Müslüman, sevmediği biri doğru söylediğinde onu sırf kimliğinden dolayı reddetmemelidir.
Bir Müslüman, kendi bağlı olduğu yapıyı mutlak hakikat görmemelidir.
Bir Müslüman, kendi grubunun kitabını.Kur’ân’ın önüne geçirmemelidir.
Bir Müslüman, kendi hocalarını dinleyebilir; ama hakikati hocalarında hapsetmemelidir.
Bugün “Ehl-i sünnet”, “selefî”, “tarikat ehli”, “cemaat ehli” gibi isimler konuşuluyor.
Bunlar insanlar arasında ayırt edici başlıklar olabilir; fakat kurtarıcı olan başlıklar değildir.
Kurtarıcı olan, Allah’a ve Resûlü’ne teslimiyettir.
Kurtarıcı olan, takvâdır.
Kurtarıcı olan, ihlâstır.
Kurtarıcı olan, kul hakkından sakınmaktır.
Kurtarıcı olan, dilini tutmaktır.
Kurtarıcı olan, kardeşini küçümsememektir.
İnsanlar kendi düşüncelerini din sanınca, bölünme başlar.
İnsanlar kendi hocalarını ölçü sanınca, tefrika başlar.
İnsanlar kendi çevrelerini cennet sanınca, başkalarını cehennem ilan etmeye başlarlar.
Oysa cehennem ilan etmek bize düşmez.
Bize düşen, hakkı anlatmak batıldan sakındırmak, insanları Allah’a çağırmaktır.
O hâlde soralım:
Biz Müslüman mıyız, yoksa sadece bir çevrenin savunucusu muyuz?
Biz Kur’ân’a teslim miyiz, yoksa sevdiğimiz insanlara mı?
Biz sahih sünnete bağlı mıyız, yoksa kendi kanaatimize mi?
Biz hakikati mi seviyoruz, yoksa kendi aidiyetimizi mi?
Bu sorular, insanın kalbini titretmelidir. Çünkü kıyamet günü herkes kendi grubuyla değil, kendi ameliyle karşılaşacaktır.
Kimse kimsenin yerine kurtulmayacak.
Kimse kimseyi taşıyamayacak.
Kimse sevdiği şahısla değil, kendi kalbiyle sınanacak.
Ey nefsim!
Gerçek, senin o çok sevdiğin halkanın menfaatine dokunduğunda yine de arkasında durabilecek misin?
Adalet, mensup olduğun yapının sınırlarını aşıp başkasını haklı çıkardığında o hakkı teslim edecek misin?
Sen mutlak hakikatin mi sevdalısısın, yoksa sadece kendi nefsini ilahlaştıran aidiyetlerin mi?”
ALLAH’IM!
Bizi şahısları putlaştıranlardan eyleme.
Bizi grupları dinin yerine koyanlardan eyleme.
Bizi sevdiklerimizin yanlışını doğru sayanlardan eyleme.
Bizi sevmediklerimizin doğrusunu inkâr edenlerden eyleme.
Kalplerimize hakkı sevdir, batılı çirkin göster.
ÂMİN.
MEHMET ERÇELİK
