Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Hakiki Manada Müslüman Olmak

İsmail Sezkin

HAKİKİ MANADA MÜSLÜMAN OLMAK


وَلَا تَمْشِ فِى الْاَرْضِ مَرَحًا اِنَّكَ لَنْ تَخْرِقَ الْاَرْضَ وَلَنْ تَبْلُغَ الْجِبَالَ طُولًا

Yerin-göğün sahibi, bütün kâinatın maliki olan Cenab-ı Rabbül Alemin’e hamd-ü senalar, şükürler olsun… El-hamd-ü lillâh… Tüm zamanların en büyük lideri olan, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa(S.A.V)’e salat ve selam olsun… Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali Muhammed…

Resul-ü Zişan Efendimizin ismi anıldığı zaman ona salavat söylemek bizim milletimizin, İslam ahlakının bir terbiyesidir, geleneğidir… Çünkü bize İslamiyet’in getirilmesi, ulaştırılması noktasında; sahabesi ile birlikte büyük özveriler, vefakârlıklar göstermiş Peygamber Efendimiz… Arasat meydanında da, sancağının altında toplanıp onun önderliğinde, Cenab-ı Rabbi’l Alemin’in cennetine gitmeyi hepimize nasib-i müyesser eylesin inşallah…

Değerli Mü’minler!.. Peygamber Efendimizin sevgisini ve ahlakını hayatınızın merkezine koyarsanız, hem bu dünyada, hem ahirette rahat edersiniz… Ama öyle nam olsun diye, işte biz Peygamberimizin yolundan gidiyoruz diye konuşmak değil… O’nun hayatını, ahlakını kendi hayatımıza uyguladığımız zaman, İslam âlemi olarak, Müslümanlar olarak yeniden yükselir, kalkınırız…

Peygamberimizin hayatı Kur’an’dı… İndiği aya yani Ramazan ayına, diğer aylardan ayrı bir değer ve kıymet veren, Ramazan ayını on bir ayın sultanı yapan Kur’an… Cenab-ı Hakk’ın onu Kadir Gecesi'nde indirdik diyerek, o bir geceyi bin aydan daha hayırlı yaptığı Kur’an…

Kur’an’ın dünyada yaşanmış bir modeli olarak, Peygamberimizin hayatı ve ahlakı Kur’an’dı… Vefatından sonra, bir gün Hz. Ayşe'ye gelip “O’nun ahlakı nasıldı?” diye sordular… Hz. Ayşe “Siz Kur'an okumaz mısınız?” diye sordu onlara… “Okuruz” dediler… “İşte O’nun ahlakı Kur’an’dı” dedi Hz.Ayşe…

Evet; Hz. Muhammed'in ahlakı Kuran'dı… Çünkü Peygamberimiz Allah'ın terbiyesinde yetişmişti… Şimdi biz Ümmet-i Muhammed olarak Cenab-ı Hakk'ı ve Peygamberimizi ne kadar çok seversek… O’nun direktiflerine, talimatlarına ne kadar uygun yaşarsak… Hem bu dünyada, hem de ahirette rahat ederiz… İslam toplumu olarak da yeniden yükseliriz… Yoksa küffarın ve batılıların müstemlekesi, kölesi olmaya mahkum oluruz…

Değerli Müminler!.. Bugün İslam âlemine bakın; hiçbir şey üretmeyen bir toplum… Üretici değiliz… Biz de artık öyle olduk… Eskiden üretici bir milletti bu millet… Ama herkes hazırcı oldu…

Peygamberimizin hayatı ve ahlakı üretmekti… Peygamberimiz çalışanı ve üreteni sevmiştir, kutlamıştır… Bir gün Tebük seferinden dönüyorlar… Muaz bin Cebel denilen sahabe, mazereti sebebiyle bu sefere katılamamış…

Peygamber Efendimiz bu seferden dönünce, halk Medine’de karşılama merasimi yapıyor… O merasimde Peygamberimiz herkesle, sıradan musafaha ediyor Derken; Muaz’a sıra gelince, Muaz elini vermiyor Peygamberimize… Ama Peygamberimiz ısrar ediyor ve tutuyor Muaz’ın elini… Peygamberimiz tutunca, bakıyor Muaz’ın eli çok sert, nasır bağlamış… “Ya Muaz!.. Bu elinin hali ne?” diyor… “Ya Resulallah!. Ben çoluk-çocuğumun rızkı için, kazma-kürek sallarım, balta tutarım… Ondan dolayı, yani çalışmaktan dolayı ellerim böyle nasır oldu… Onun için böyle sert… Ben sizin elinizi incitmesin diye, size elimi vermedim Ya Rasulallah” diyor… Peygamberimiz, Muaz’ın o nasırlı elini alıyor ve içindeki nasırlardan öpüyor ve şöyle söylüyor…

“Eğer bir kimse eşinin ve çocuklarının geçimi için çalışırsa, Allah yolundadır… Helalinden rızık kazanmak için çalışan bu nasırlı elleri Cehennem yakmaz…

كَفَى بِالْمَرْءِ إِثْمًا أَنْ يُضَيِّعَ مَنْ يَقُوتُ

akmakla yükümlü olduğu kimseleri ihmal etmesi de, kişiye günah olarak yeter” diyor…

أَعْطُوا الْأَجِيرَ أَجْرَهُ، قَبْلَ أَنْ يَجِفَّ عَرَقُهُ

“mekçinin yani işçinin teri kurumadan hakkını verin” diyor Peygamberimiz… İşte Peygamber ahlakı deyince bunları anlayacağız…”

Şimdi bizim Müslümanlar işçisinin maaşından nasıl kırparım diye, onun hesabını-kitabını yapıyor… Sonra Müslüman oluyor, dindar oluyor bunlar… Bir de namaz kılıyor… Ama hak yedin az önce, işçinin hakkını yedin… Hak yiyen adamın namazı kabul olmaz… Kul hakkına tecavüz edenin orucu kabul olmaz…

Bir gün pazarda geziyor Peygamberimiz… Esnaftan birinin ürününe şöyle elini daldırdığı zaman, bir bakıyor ki, terazide ağır gelsin diye buğdayı ıslatmış adam… Hemen olayı anlıyor ve

مَنْ غَشَّنَا فَلَيْسَ مِنَّا

““Bizi aldatan, bizden değildir” diyor Peygamberimiz…”

Yani insanları kandıran, başkalarının hakkına tecavüz eden Müslüman değildir demek bu… Ben söylemiyorum, bakın Peygamberimiz söylüyor bunu…

مَنْ غَشَّنَا فَلَيْسَ مِنَّا

Peygamber sözü bu… Bu sözün ne anlama geldiğini iyi düşünün… İki kuruş fazla kazanacağım diye dinin gidiyor… Allah muhafaza… Çok af edersiniz, iki kuruş fazla kazanacağım diye terbiyesizlik-arsızlık yapıyor, ama dini-imanı gidiyor, haberi yok… Sanki servet götürecek öbür tarafa…

Böyle hesapsız-kitapsız kazanan ne adamlar gelip-geçti şu dünyadan… Kim ne götürmüş şu dünyadan… “Mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi… Mal da yalan, mülk de yalan… Var, biraz da sen oyalan…”

(Seye'tî zemânün alâ ümmetî yuhibbûne hamsen ve yensevne hamsen) diyor Peygamberimiz… “Ümmetimin üzerine öyle bir zaman gelecek ki, beş şeyi sevecekler, ama beş şeyi de unutacaklar” diyor…

Birincisi; (Yuhibbûned dünyâ, ve yensevnel ukbâ) “Dünyayı sevecekler, ama ahireti unutacaklar İbâdet-ü tâatten mahrum, hayr-ü hasenâttan mahrum yaşayacaklar Sadece dünyayı sevecekler…

Değerli Mü’minler!.. Hâlbuki ebedi olan ahiret… Ölümsüz olan orada… Dünya geçici… Emr-i ilâhi olan ilahi kanun cereyan ettiği zaman, talimat verilip Azrail geldiği zaman; onun önüne engel koyacak ikinci bir güç yok…

Çünkü

وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللّٰهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُ اِلَّا هُوَ

Şayet Allah sana bir zarar dokundursa, bunu Allah’tan başka hiç kimse gideremez

وَاِنْ يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ

“Allah sana bir hayır dokunduracak olsa; ona da kimse engel olamaz ” (En’am;17)”

İkincisi; (Ve yuhibbûned dûr, ve yensevnel kubûr) Güzel evleri severler, fakat kabirleri unuturlar… Hani bir şiir vardı… Bestesi de yapılmıştı galiba…

O dünyada malın varsa sat baba,

Evlatlarım etsinler diye rahat,

Satmadın geçindin kıt kanaat,

Evladından sana olsun nasihat,

O dünyada malın varsa sat baba…

Mal bıraktın da, şimdi mal yüzünden kardeş kardeşe düşman olduk diyor… Sen evladım rahat etsin diye, onu alıyorsun, bunu alıyorsun… Bir de bakıyorsun ömrün bitmiş… Ama kendine hiç yatırım yapmadın… O zaman heba olup gitti bir ömür, boşu boşuna…

Değerli Kardeşlerim!.. Peygamberimizden çok güzel bir örnek anlatayım size… İki genç babalarından miras kalan malı-mülkü paylaşıyor… Peygamberimiz yanlarına gelmiş “Ne yapıyorsunuz gençler?” demiş… “Ya Resulüllah!.. Babamız öldü de, biz de şimdi ondan kalan bu bahçeleri paylaşıyoruz” demişler… “Bu gördüğün hurma bahçeleri benim, şu gördüğünüz hurma bahçeleri de kardeşimin, paylaştık” demiş… Peygamberimiz “Peki şu hurma bahçesi kimin?” demiş… Büyük olan kardeş; “Ya Resulüllah!.. Onu da babamızın ruhu için fakir fukaraya vereceğiz” demiş… Bunun üzerine Peygamber Efendimiz; “Keşke sağlığında kendi eliyle verseydi” demiş… Bunu hiç unutmayın…

Şunlar ki, çoktur malları,

Gör nice oldu halleri,

Sonucu bir gömlekmiş,

Onun da yoktur yenleri…

Ne cebi var kefenin, ne de kolu, değil mi?.. Paket gibi sarıp götürüyorlar adamı valla… At tabutun içine, yallah bir buçuk metrekare çukura… Toprağı da doldurdular mı üzerine, valla hiç kimse arkasına bile bakmıyor daha… Bir an önce eve gideyim de, güzelce karnımı doyurup, çayımı içeyim diye bakıyor herkes… Senin yüzünden dükkânını açamadı, bahçeye gidip fındık toplayamadı… Herkes bunu düşünüyor… Olan ölene oluyor…

Peki sen ne götürdün?.. Kocaman bir hiç, her şey dünyada kaldı… Akıllı adam ahiretine taşıyandır, dünyaya bırakan değil…

Dünyaya ne bırak biliyor musun?.. İyilik bırak… Hayır bırak… Güzellik bırak… İyi bir evlat yetiştir… Bir yetimin, ileride bu memlekete ve millete hizmet edecek bir üniversite öğrencisinin, seni minnetle anarak sana edeceği hayır-duayı bırak… Bunları götür öbür tarafa… İşte böyle yaparsan dünyaya güzel bir mülk bırakmış olursun…

Üçüncüsü; (Ve yuhibbûnel mâl, ve yensevnel hisâb) Malı severler, ama hesabı unuturlar…

Dördüncüsü; (Ve yuhibbûnel ıyâl, ve yensevnel cenneh) Şehveti severler, ama cenneti unuturlar…

Beşincisi; (Ve yuhibbûnen nefse ve yensevnellàh) Kendilerini severler, ama Allah'ı unuturlar… Şimdi dikkat edin buraya…

(Hüm minnî bürâü) Onlar benden uzaktır (ve ene minhüm berîün) ben de onlardan uzağım!..”

Bir gün Nasrettin Hocaya gelip “Hocam falanca kimse öldü demişler…” “Ölene yuh olsun” demiş Nasrettin Hoca… Ne zaman hocaya birinin öldüğünü söyleseler, hoca hep “Ölene yuh olsun” dermiş… Malumunuz; Nasrettin Hoca sevilen, sayılan, düşündüren, güldüren nüktedan bir âlim…

Nihayetinde bir gün emr-i hak vaki oluyor… Nasrettin Hoca ölüyor… İnsanların omuzlarında tabutu gidiyor… Maalesef bizim de çok yaptığımız gibi, cenazenin arkasından iki tane fesat konuşuyor… “Hah, ölene yuh olsun, ölene yuh olsun diyordun… Aha şimdi sen de öldün… Sana da yuh olsun hoca” diye iki fesat konuşuyor… Dedikoducu ya; cenaze de olsa, huylu huyundan vaz geçmez…

Değerli Kardeşlerim!.. Maalesef dedikoduyu, gıybeti çok seven bir toplum olduk… Laf ürettiğimiz kadar, sosyal medyadan vs. birbirimize saldırdığımız, iftira attığımız kadar; mal üretseydik, sanayi üretseydik; bu memleket bu hale gelmezdi… Bakıyoruz bu gün ecdadın kaç yüzyıl önce yaptığı eserler dimdik ayakta duruyor… Ama bizim yaptığımız binaların altında, deprem olunca binlerce insanımız ölüyor… Çünkü işimizi düzgün yapmıyoruz… Çünkü her şeyden, her şeyi çalıyoruz…

Nasrettin Hoca’nın cenazesinde “Hah, ölene yuh olsun, ölene yuh olsun diyordun… Aha şimdi sen de öldün… Sana da yuh olsun” demiş iki fesat… İki dedikoducu…

İbadetlerini dedikodu-gıybetle yok eden o iki dedikoducu; Nasrettin Hoca’nın cenazesinin peşinden O’nu çekiştirirlermiş…

Derken; Nasreddin Hoca’nın tabutunun kapağı açılmış… Tabutun kapağı açılınca herkes korkmuş tabii; ölü mü diliyor diye… Ölü dirilmez mi?.. Dirilir… Ama Arasat meydanında dirilir, ahiret yurdunda dirilir… Şimdi dirilmez…

Ama fıkra bu ya; Nasrettin Hoca dirilmiş… Kefeni açıp, başını kaldırmış… O iki fesadın gözlerine, gözünü dikmiş… “Ağalar, ben öldüysem, bana da yuh olsun” demiş, yatmış geri…

Ne anladınız bundan?.. Nasrettin Hoca öleli 750 sene oldu… Şu anda bakın Fatsa’nın Gölbaşı Camii'nde yaşıyor… Yani Nasrettin Hoca ölmeden önce dünyaya ismini yazdırmış, mührünü vurmuş…

Evet; ölü dirilmez… Ama ben başka bir şey anlatmaya çalışıyorum… Biz öldükten 750 sene sonra, bakalım bizi anan, bilen, hatırlayan olacak mı hiç?..

Değerli Kardeşlerim!.. Maalesef düzgün çalışmıyoruz… Oysa Müslümanlığın dayandığı ana temel adalettir… Dürüstlüktür… Doğruluktur… Kısaca, topyekûn güzel ahlaktır…

Bir adam adil değilse, dürüst ve doğru bir insan değilse; onun secdesi Allah'a ulaşmaz Bir adam kul hakkı yiyorsa, devletin malını yiyorsa, fütursuzca, yetimin hakkına el uzatıyorsa; alnı secdeden hiç kalkmasa bile, Allah'ın katına ulaşmaz… Kâbe’de yatsa neye yarar…

Peygamberimiz bu tip insanların cenaze namazını bile kılmamış… Çünkü Müslümanlık doğruluk dinidir… Doğru değilsek, biz Müslümanlıkla hiçbir ilgimiz yok demektir… Hiç kendimizi kandırmayalım… Hele başkalarını kandırarak da, İslam’a, Müslümanlığa dil uzattırıp, laf söyletmeyelim…

Bir gün Pazar yerinde, çarşıda dolaşırken, elini bir buğday çuvalına daldırmış Peygamberimiz… Bakmış altı ıslak… Yani kandırıyor adam… Terazide ağır gelsin diye ıslatmış buğdayı… “Bu ne?” diyor Peygamberimiz… Adam mırın-kırın ediyor… Bunun üzerine bakın ne diyor Peygamberimiz..

وَمَنْ غَشَّنَا فَلَيْسَ مِنَّا

izi aldatan bizden değildir…”

Bu, bizden değildir demek, ne demek biliyor musunuz?.. Gâvur demek, dinin gidiyor demek, dinden çıkıyorsun demek bu… Allah muhafaza… Bu kadar büyük bir tehdit…

Onun için; ‘Elhamdülillah Müslümanın’ diyorsan eğer; doğru olacaksın, dürüst olacaksın, düzgün olacaksın… İbadetinin eksiğini-gediğini Cenab-ı Allah bağışlar… Ama insanları kandırıyorsan, insanların hakkını-hukukunu yiyorsan; o zaman vallahi senin secden Allah'ın katında boş… Hiçbir kıymeti yok… Benim İslamiyet’ten öğrendiğim bu, başka bir şey öğrenen varsa, o onun sorunu…

Çünkü Kur’an-ı Kerim'de öyle bir ayet var ki; Peygamber Efendimiz “Beni bu ayet ihtiyarlattı” diyor… “Beni bu ayet kocattı” deyince, “Hangi ayet o?” diye soruyorlar Peygamberimize… Hud Suresi’nin 112. ayetini okuyor Peygamberimiz…

فَاسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ

mrolunduğun gibi dosdoğru ol…” Hayatı dümdüz, harika bir insan… Ahlakın zirvesi… Emniyetin ve adaletin şahikası Hz. Muhammed Mustafa (SAV)… Ama bu ayet beni kocattı diyor…

Torunu Hz.Hasan küçücük çocuk, daha 5-6 yaşında… Gidiyor, zekât mallarından, devletin hurmasından bir tane hurmayı ağzına atıyor… Peygamberimiz onu görür görmez, hemen ağzından hurmayı çıkarıyor… Devletin malını yedirmiyor yani… “Ya Resulallah!.. O daha çocuk, bırak yesin, ne olacak” diyorlar… “O benim evladım, haram olan devlet malını yiyemez” diyor…

Peygamberimize “Ey Muhammed!..

فَاسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ

Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” dediği ayetin devamında bize de emrediyor Allah-u Teala…

وَمَنْ تَابَ مَعَكَ

Ey Muhammed’e iman edip tabi olan Müslümanlar! .. “Siz de dosdoğru olun” diyor…

وَلَا تَطْغَوْا

““Hak ve adalet ölçülerini aşmayın” diyor…”

Demek ki Değerli Kardeşlerim!.. Din adaletmiş… Din güzel ahlakmış… Din doğrulukmuş… İbadet; namaz, oruç, hac, zekât… Bunlar tabi ki olacak… Bunlar olmadan da hakiki manada Müslüman olunmaz… Ama bunlar senin Allah'a olan ruhi olgunluğunu sağlar… Seni Allah'a yaklaştırır…

Ama doğru bir insan değilsen, bunlar seni Allah’a yaklaştırmaz… Ben bunu anlatıyorum…

Oruç da öyle… Her Ramazan ayında mutlaka hatırlatıyoruz hep… Gıybet etmeyin, dedikodu yapmayın; bunlar oruca zarar veriyor diye… Bakın iş yine ahlaka geldi… Dedikodu, gıybet ahlak meselesidir çünkü… Ramazan ayında bir yudum su içsen oruç bozuluyor… Ama adam hak yiyor, terazide hile yapıyor, gıybet yapıyor… Ama oruç bozulmuyor… Böyle bir fıkıh yok… Bir yudum sudan oruç bozar… Ama kul hakkından, terazideki haktan, fahiş fiyattaki haktan oruç bozulmaz… Böyle fıkıh olmaz… Dini doğru anlayacaksın…

Zekât, hac, umre de öyle… Adam çalıştırdığı işçilere asgari ücreti zoraki veriyor… Sigortasını eksik ödüyor… Ona servet kazandıran o insanlara hor bakıyor, kötü davranıyor… Ama zekatını hesaplıyor, gidiyor hiç tanımadığı yerlere veriyor… Ve ya zekâtıyla, hayır-hasenatıyla başkalarına selam çakıyor, ben buradayım, beni unutmayın mesajı veriyor… Ona servet kazandıran insanlar çoluk-çocuğunun nafakasını doğru dürüst alamıyor… Çocuğunun okul ihtiyaçlarını karşılayamıyor, evladına mahcup oluyor… Ömr-ü hayatında bir defa eşini sevindirip, gönlünü alamıyor… Her gün aynı çatının altında yaşadığı insanlar sefalet hayatı yaşatıyor… Ama her yıl hacca gidiyor… Yetmiyor, senede birkaç defa da umre yapıyor…

Böyle binlerce haccın, umren olsun isterse… Çuvallar dolusu zekâtın olsun isterse… Sen bunları yaparken, çalışanların sefalet çekiyorsa eğer… Hiç biri Cenab-ı Allah’a ulaşmaz… Çünkü böyle bir din yok… Böyle bir kulluk istemiyor Allah bizden…

Değerli Mü’minler!.. Namaz da, oruç da, hac da, zekât da; kısaca bütün ibadetler güzel ahlak kuşatmasıyla korunmazsa, o ibadetler Cenab-ı Mevla’nın katına çıkmaz… İşte din bize bunu anlatıyor… Tutarsan din bu, tutmazsan kendin bilirsin…

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَمٖيعًا

“e zaman birlik olup Allah'ın ipine sarılırsanız,(AL-İ İMRAN;103)”

وَاَطٖيعُوا الرَّسُولَ

“eygambere itaat ederseniz,(MAİDE;92)”

وَلَا تَوَلَّوْا عَنْهُ وَاَنْتُمْ تَسْمَعُونَ

“Kur’an’ın ve Peygamberin söylediklerini dinlerseniz… Yani O’nun sünnetini hayatınıza taşırsanız,(ENFAL;20)”

وَلَا تُبْطِلُوا اَعْمَالَكُمْ

“işte o zaman, amelleriniz boşa gitmez…(MUHAMMED;33) İşte o zaman ibadetleriniz Allah’a ulaşır, kurtuluşa erersiniz…”

Üstat Necip Fazıl Kısakürek… Bir gün hocası Abdülhakim Arvasi’ye “Hocam ben geçmişte çok günahlar işledim, çok isyan ettim, çok kötü şeyler yaptım… Beni Allah bağışlamaz” diyor… Seyyid Arvasi “Necip!.. Necip!.. Bir daha böyle konuşma… Sen kendini ne sanıyorsun… Senin günahın mı büyük; Allah’ın rahmeti mi büyük… Sen tövbe et yeter… Allah’ın işine karışma” demiş…

İşte bunun için Mevlana da; “Gel… Ne olursan ol, gel… İster putperest, ister kâfir… Allah’ın kapısı ümitsizlik kapısı değildir… Tövbeni yüz defa bozsan yine gel” diyor… Zaten nereye gideceksin, başka kapı mı var gidilecek… Hepimizin ruhları O’nun elinde…

Onun için; Yunus Emre’nin “Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım, sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz” dediği gibi; gelin biz de günahlardan tövbe edelim… Allah'ın rahmetini, bereketini talep edelim…

Değerli Kardeşlerim!.. Şu sözleri de hiç unutmayın, hayatınızın felsefesi yapın Bu sözleri lütfen hayatınıza taşıyın… Orucunuz da, namazınız da, bilumum ne yaparsanız yapın; felsefenizi bunun üstüne kurarsanız, dünya ahiret yakayı kurtarırsınız… Hatta mümkünse o çok özellikli telefonlarınızı açın, bunu çekin… Söylüyorum…

“İsteri sen Hakk’a varmayı, meslek edin gönül almayı… Bırak saraylarda mermer olmayı, toprak ol yani mütevazı ol, bağrında güller yetişsin…”

Allah'ın sevgisi, rahmeti, bereketi hepimizin üstüne olsun…

Bizleri şu Cuma vaktinde, beytinde buluşturduğu gibi, cennetinde de buluştursun…

Cenab-ı Hakk bu cennet vatanı bize armağan eden tüm şühedaya rahmet etsin… Bizleri de onlara layık torunlar eylesin…

Bizi sen-ben diye birbirimize düşünmesin…