Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Hesap Günü ve Ahiret: Mahşer, Mizan, Amel Defteri ve Ahiret Hesabı

MEHMET ERÇELİK

CUMA VAAZI


HESAP GÜNÜNE HAZIR MISIN?

BUGÜN YAŞADIĞIN HAYATIN HESABINI VERMEYE HAZIR MISIN?

EY İNSAN! HESAP VAR, HAZIR OL!

HESAP GÜNÜ MUTLAKA GELECEKTİR!

DÜNYA GEÇİCİ, AHİRET EBEDÎDİR!

اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي خَلَقَنَا لِلْعِبَادَةِ، وَجَعَلَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ ابْتِلَاءً، وَأَعَدَّ يَوْمَ الْحِسَابِ جَزَاءً. نَحْمَدُهُ وَنَسْتَغْفِرُهُ، وَنُصَلِّي وَنُسَلِّمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الَّذِي ذَكَّرَ بِالْآخِرَةِ.

“Hamd, bizi kulluk için yaratan, ölümü ve hayatı imtihan kılan ve hesap gününü hazırlayan Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan bağışlanma dileriz. Salât ve selâm, ahireti hatırlatan Efendimiz Muhammed’e olsun.”

EBEDÎ YOLCULUĞUN EŞİĞİNDE: BİR UYANIŞ ÇIĞLIĞI.

AZİZ MÜMİNLER, DEĞERLİ MÜSLÜMANLAR

Ey ademoğlu! Ey bir damla sudan yaratılıp da kainata meydan okuyan aciz yolcu! Dur ve bak! Üzerine bastığın toprak, senden önce gelen nice kibirli başların, nice kudretli ellerin son durağıdır. Altında feryatlar yükselen şu toprak, yarın senin de yorganın olmayacak mı? Sen, zamanın öğüttüğü bir ekin tanesiyken, hangi cüretle ebediyet rüyasına dalarsın?

Ey dünya hırsıyla gözleri körleşmiş nefis! Şu topladığın mülk, şu titreyerek sakladığın servet; hani nerede o mülkün eski sahipleri? Hani nerede o saraylarda hüküm sürenler? Onlar mı dünyaya sahip oldular, yoksa dünya mı onları bir lokmada yuttu? Sen de onlar gibi, topladığını bırakıp, sadece iki parça bezle o karanlık kuyuya inmeyecek misin? Söyle! O daracık kabirde seni makamın mı koruyacak, yoksa unvanların mı?

Ey Rabbini unutup da aynalara aşık olan kul! Sen kendini çok mu güçlü sandın? Bir nefese muhtaç olan ciğerinle, bir an duruverse kalbin, kim seni geri döndürebilir? Sen ki gece olduğunda uykunun pençesine düşüp ölü gibi yatan birisin; her gece öldüğün halde, nasıl olur da o büyük dirilişi inkar edersin? Gözlerini kapattığında dünya silinip gidiyorsa, Azrail kapını çaldığında bu alemden geriye ne kalacak sanıyorsun?

Düşün! Mahşer meydanında, güneşin bir mil yaklaştığı o kavurucu günde; ter boğazına kadar çıkmışken, her nefes kor bir ateş gibi ciğerini yakarken, kimin gölgesine sığınacaksın? O gün, diller susacak! O gün, kalemler kırılacak! O gün, senin yerine ellerin konuşacak, ayakların şahitlik edecek! Yeryüzünde attığın her adım, bastığın her zerre dile gelip "Ya Rabbi, benim üzerimde şu günahı işledi!" dediğinde, hangi yüzle Rahman’ın huzurunda duracaksın?

Ey tevbeyi yarına bırakan gafil! Yarınların sahibi sen misin? Ölüm, yaşlılara gelen bir misafir değil, her yaştan kulu alıp götüren bir fırtınadır. Sen "yarın yaparım" dedikçe, şeytan senin mezar taşını yontuyor! Sen "daha gencim" dedikçe, kefenin dokunuyor! Nice tabutlar taşındı ki içindekiler henüz "elveda" bile diyememişti. Nice sofralar kuruldu ki sahibi tadına bakamadan toprağa girdi!

Bak ve ibret al! Gökyüzü bir gün kağıt gibi dürüldüğünde, dağlar hallaç pamuğu gibi atıldığında, yıldızlar birer birer söndüğünde; senin o çok güvendiğin sığınakların nerede olacak? O gün "Nereye kaçayım?" diye feryat edeceksin ama kaçacak tek bir gölge, sığınacak tek bir duvar bulamayacaksın! O gün tek melik, tek hakim, tek kahhar olan Allah’tır!

Ey kul! Henüz vakit varken, henüz güneş batıdan doğmamışken, henüz son nefes boğazına düğümlenmemişken dön! Pişmanlık, mahşerde bir azaptır; dünyada ise bir rahmettir. Gel, gözyaşınla o kirli defterini yıka! Gel, kimse duymadan kalbinin en derininden bir "Allah!" de ki, o nida mahşerde senin burhanın olsun.

Çünkü unutma:

Ölüm, bir bitiş değil; hesabın başlangıcıdır.

Dünya, bir vatan değil; geçici bir handır.

İnsan, bir sahip değil; sadece bir emanetçidir.

Akıllı odur ki; mizan kurulmadan önce kendi nefsini tartar.

Bahtiyar odur ki; kitabı sağından verilen nurlu kervana katılır.

Vay o kimsenin haline ki; ömrünü bir hayal uğruna tüketmiş de, gerçeği ancak mezarın karanlığında fark etmiştir!

1. MADDE: MUTLAK HAKİKAT — HESAP GÜNÜNÜN DEHŞETİ VE AYRILIŞ

1. AYET-İ KERİME

يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ مُحْضَرًا وَمَا عَمِلَتْ مِنْ سُوءٍ تَوَدُّ لَوْ أَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُ أَمَدًا بَعِيدًا

Meali: "O gün her nefis, hayırdan ne işlemişse onu huzurunda hazır bulur. İşlediği kötülükten dolayı da kendisiyle o kötülük arasında çok uzak bir mesafe olmasını ister."

(Kaynak: Âl-i İmrân Suresi, 30. Ayet)

1. HADİS-İ ŞERİF

يُجَاءُ بِالْعَبْدِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيُقَالُ لَهُ: أَلَمْ أَجْعَلْكَ سَمِيعًا بَصِيرًا؟ أَلَمْ أَجْعَلْ لَكَ مَالًا وَوَلَدًا؟

Meali: "Kıyamet günü kul (huzura) getirilir. Allah Teâlâ ona: 'Seni işiten ve gören bir varlık kılmadım mı? Sana mal ve evlat vermedim mi?' buyurarak (tek tek nimetlerin hesabını sorar)."

(Kaynak: Tirmizî, Kıyâmet 6) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Kalplerinde nifak olanların ve dünya hırsıyla ahireti bir masal gibi görenlerin, yaptıklarının yanlarına kâr kalacağını sanmaları üzerine; her amelin istisnasız bir şekilde karşılarına çıkacağını ve o gün pişmanlığın fayda vermeyeceğini bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Allah yokmuş gibi yaşamak, insanın kendi elleriyle hazırladığı akıbeti görmezden gelmesidir. Ayet-i kerime, insanın sadece günahlarından değil, o günahlarla yüzleşmekten duyacağı utançtan da bahseder. İnsan, işlediği haramın o gün somut bir şekilde karşısına dikildiğini görünce, ondan fersah fersah kaçmak isteyecektir. "Allah var" diyen mümin, her adımını o gün yüzünün ak olması için atar. Hesaba çekilmeden önce kendini hesaba çekmek, mahşerin ağır yükünü dünyada hafifletmektir.

Sahabe Kıssası: Hz. Abdullah b. Şeddâd (Hz. Hazretleri) anlatıyor: "Hz. Ömer (Hz. Hazretleri) sabah namazında Yusuf Suresi'ni okuyordu. 'Ben kederimi ve hüznümü sadece Allah'a arz ederim' (Yusuf, 86) ayetine geldiğinde hıçkırıklara boğuldu. Arka saflardan hıçkırık sesleri duyuluyordu. Namazdan sonra 'Neden bu kadar ağladınız?' diye sorulduğunda; 'O büyük hesap günü ya Rabbim benden bu makamın hesabını sorarsa, ben ne derim?' diyerek titremeye devam etmiştir."

Kıssadan Hisse:

Bugün gizlediğin her şey, yarın senin en büyük şahidin veya düşmanın olacaktır.

Allah'ın verdiği nimetleri O'na isyan için kullanmak, hesabı en zor olan borçtur.

Akıllı kişi, amel defterine mahşerde utanacağı bir satır eklemeyendir.

2. MADDE: SORGULANACAK GENÇLİK VE ÖMÜR SERMAYESİ

2. AYET-İ KERİME

أَيَحْسَبُ الْإِنْسَانُ أَنْ يُتْرَكَ سُدًى

“Meali: "İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını (ve yaptıklarından sorumlu tutulmayacağını) mı sanır?"”

(Kaynak: Kıyâmet Suresi, 36. Ayet)

2. HADİS-İ ŞERİF

لَا تَزُولُ قَدَمَا ابْنِ آدَمَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ عِنْدِ رَبِّهِ حَتَّى يُسْأَلَ عَنْ خَمْسٍ: عَنْ عُمْرِهِ فِيمَا أَفْنَاهُ، وَعَنْ شَبَابِهِ فِيمَا أَبْلَاهُ...

Meali: "Âdemoğlu şu beş şeyden sorgulanmadıkça Rabbinin huzurundan bir milim kımıldayamaz: Ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede çürüttüğünden, malını nereden kazanıp nereye harcadığından ve bildiği ile ne amel ettiğinden."

(Kaynak: Tirmizî, Kıyâmet 1) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Müşriklerin ve kalbi dünyaya dönük olanların, "Biz dilediğimiz gibi yaşarız, bize kimse karışamaz" diyerek sergiledikleri küstahça tavırlara ve hayatın bir gayesi olmadığını savunan batıl anlayışlara karşı; yaratılışın bir sorumluluk gerektirdiğini ihtar etmek üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, başıboş olmadığını bilmektir. İnsan, kainatın en şerefli varlığı olarak yaratılmışsa, bu şerefin bir bedeli ve hesabı vardır. Özellikle "gençlik" ve "ömür" sermayesi, geri dönüşü olmayan en kıymetli emanetlerdir. Allah'ın huzurunda adalet terazisi kurulduğunda; geçen her saniyenin, dökülen her terin ve harcanan her kuruşun hesabı tek tek sorulacaktır. Akıllı mümin, o gün ayaklarının sabit kalması için bugün adımlarını Allah'ın rızasına göre atan kişidir.

Sahabe Kıssası: Hz. Muâz b. Cebel (Hz. Hazretleri) vefat edeceği zaman ağlamaya başladı. Yanındakiler "Neden ağlıyorsun?" dediklerinde şu sarsıcı cevabı verdi: "Ölüm korkusundan ya da dünyadan ayrılacağımdan değil; o büyük hesap gününde ömrümü nerede tükettiğimin hesabını verirken Rabbimin huzurunda duyacağım mahcubiyetten dolayı ağlıyorum."

Kıssadan Hisse:

Hiçbir nefes boşa verilmemiştir; her nefes bir sorunun cevabıdır.

Gençlik bir kere verilir, hesabı ise ebediyen sürer.

Mahşerde "kımıldayamayacak" o ana gelmeden önce, dünyada hakkın yolunda koşmak lazımdır.

3. MADDE: SAKLANACAK YERİN OLMADIĞI GÜN — EL-FİRÂR (KAÇIŞ)

3. AYET-İ KERİME

يَقُولُ الْإِنْسَانُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ الْمَفَرُّ * كَلَّا لَا وَزَرَ * إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ الْمُسْتَقَرُّ

“Meali: "O gün insan: 'Kaçacak yer neresi?' der. Hayır, sığınacak hiçbir yer yoktur! O gün varılacak yer, sadece Rabbinin huzurudur."”

(Kaynak: Kıyâmet Suresi, 10-12. Ayetler)

3. HADİS-İ ŞERİF

مَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ إِلَّا سَيُكَلِّمُهُ رَبُّهُ لَيْسَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ تُرْجُمَانٌ

“Meali: "Sizden her birinizle, Rabbi araya bir tercüman koymaksızın bizzat konuşacaktır (hesaba çekecektir)."”

(Kaynak: Buhârî, Zekât 20; Müslim, Zekât 67) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Ölümü bir son sanıp, mahşerdeki o büyük buluşmayı ve ilahi huzura çıkmayı reddedenlere; o gün ne bir şefaatçinin ne de bir sığınağın Allah'ın izni olmadan fayda vermeyeceğini kesin bir dille bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, kulun Rabbiyle baş başa kalacağı o andan korkmasıdır. Dünyada suç işleyen birinden, bir makamdan kaçabilirsin; ama mülkün sahibinden, O'nun mülkü olan bir yerde kaçamazsın. O gün tercüman yok, aracı yok, mazeret yok. Sadece sen ve yaptıkların varsın. Kaçacak yer aramak yerine, henüz vakit varken Allah'tan yine Allah'ın rahmetine sığınmak yegane kurtuluştur.

Sahabe Kıssası: Hz. Ebû Ubeyde b. Cerrâh (Hz. Hazretleri) şöyle derdi: "Keşke ben bir koç olsaydım da ailem beni kesseydi, etimi yiyip kemiklerimi atsalardı da şu hesap gününde 'Rabbimle aramda tercüman olmadan' yüzleşmek zorunda kalmasaydım." Bu büyük sahabi, cennetle müjdelendiği halde hesap gününün dehşetinden böyle titrerdi.

Kıssadan Hisse:

Allah’tan kaçış yoktur, Allah’a dönüş vardır.

Tek başımıza hesaba çekileceğimiz o güne, kalabalıkların arkasına saklanarak hazırlanamayız.

İlahi huzurda mahcup olmamak için, bugün O'nun huzurunda (secdede) huzur bulmak gerekir.

4. MADDE: DÜNYA TARLASININ HASADI — ZERRE KADAR HAYIR VE ŞER

4. AYET-İ KERİME

فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ * وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ

“Meali: "Kim zerre miktarı hayır işlemişse onun karşılığını görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onun karşılığını görür."”

(Kaynak: Zilzâl Suresi, 7-8. Ayetler)

4. HADİS-İ ŞERİF

إِيَّاكُمْ وَمُحَقَّرَاتِ الذُّنُوبِ فَإِنَّمَا مَثَلُ مُحَقَّرَاتِ الذُّنُوبِ كَقَوْمٍ نَزَلُوا فِي بَطْنِ وَادٍ...

Meali: "Küçük görülen günahlardan sakının! Onlar bir vadide konaklayan ve her biri birer çöp getirerek kocaman bir ateş yakan topluluk gibidir (küçük günahlar da birikince sahibini yakar)."

(Kaynak: Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/331) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Küçük iyiliklerin sevap kazandırmayacağını veya küçük günahların önemsiz olduğunu düşünen; adaletin hassas terazisini kavrayamayan kimseleri uyarmak ve teşvik etmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret, mutlak bir adalet meydanıdır. Oradaki terazi (Mizan), bizim bildiğimiz hiçbir teraziye benzemez; atom çekirdeği kadar (zerre) bir ağırlığı dahi tartar. Hiçbir iyilik "bundan ne olur" denilerek terk edilmemeli, hiçbir günah da "bundan ne çıkar" denilerek işlenmemelidir. Denizleri oluşturan damlalardır; cehennemi körükleyen de o "küçük" denilip biriktirilen odun parçaları, yani günahlardır.

Sahabe Kıssası: Hz. Âişe (Hz. Hazretleri) validemize bir dilenci gelmişti. Yanında sadece bir adet üzüm tanesi vardı. Onu dilenciye verdi. Yanındakiler şaşırınca; "Bu üzüm tanesinde kaç tane zerre vardır biliyor musunuz?" buyurarak Zilzâl Suresi'ndeki bu ayete işaret etmiştir.

Kıssadan Hisse:

Küçük iyilikler cennetin kapısını, küçük günahlar cehennemin yolunu açar.

Rabbimiz her şeyi kaydetmektedir; senin unuttuğunu O asla unutmaz.

Zerrenin hesabını veren, büyük günahların altında ezilmemek için titremelidir.

5. MADDE: GİZLİLERİN ORTAYA ÇIKMASI — ES-SERÂİR

5. AYET-İ KERİME

يَوْمَ تُبْلَى السَّرَائِرُ * فَمَا لَهُ مِنْ قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍ

“Meali: "Bütün sırların (gizlenenlerin) ortaya döküleceği gün; artık insan için ne bir kuvvet ne de bir yardımcı vardır."”

(Kaynak: Târık Suresi, 9-10. Ayetler)

5. HADİS-İ ŞERİF

يُنْصَبُ لِكُلِّ غَادِرٍ لِوَاءٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يُقَالُ: هَذِهِ غَدْرَةُ فُلَانٍ

Meali: "Kıyamet günü her vefasız/hain için (yaptığı işin büyüklüğüne göre) bir sancak dikilir ve 'Bu, falanın vefasızlığıdır (ihanetidir)' denilerek ilan edilir."

(Kaynak: Buhârî, Edeb 99; Müslim, Cihâd 11) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: İnsanların görmediği yerlerde günah işleyen, kalplerindeki kötü niyetleri maskeleyen ve "kimse bilmez" diyerek hile yapan münafık ruhlu kimselerin, mahşer meydanındaki büyük rüsvalığını haber vermek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret, maskelerin düştüğü gündür. Dünyada makamla, parayla veya güzel sözlerle örtülen tüm çirkinlikler o gün gün ışığına çıkacaktır. İnsanın en büyük korkusu, kalbindeki o karanlık noktaların herkesin içinde ilan edilmesidir. "Allah var" diyen kul, sadece dışını değil, Allah'ın nazar ettiği yer olan içini (kalbini) de temiz tutmaya çalışır. O gün yardımcın baban değil, dünyada gizlediğin değil; Allah için terk ettiğin haramlar olacaktır.

Sahabe Kıssası: Hz. Selmân-ı Fârisî (Hz. Hazretleri) vefat edeceği zaman hıçkırarak ağladı. "Ey Allah'ın Resulü'nün dostu, neden ağlıyorsun?" dediklerinde; "Ben insanların gördüğü amelime değil, kalbimde saklı olup da sadece Allah'ın bildiği ve mahşerde önüme koyacağı o niyetlerimden korkuyorum" demiştir.

Kıssadan Hisse:

Allah dış görünüşüne değil, kalbine ve niyetine bakar.

Gizlide işlenen günahın şahidi, aynı zamanda hakimidir.

Mahşerde utanmamak için, bugün yalnızken de iffetli ve dürüst kalmak şarttır.

6. MADDE: ORGANLARIN ŞAHİTLİĞİ — DİLLERİN SUSTUĞU AN

6. AYET-İ KERİME

اَلْيَوْمَ نَختِمُ عَلٰٓى اَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَٓا اَيْد۪يهِمْ وَتَشْهَدُ اَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

“Meali: "O gün onların ağızlarını mühürleriz; yaptıklarını bize elleri anlatır, ayakları da kazandıklarına şahitlik eder."”

(Kaynak: Yâsîn Suresi, 65. Ayet)

6. HADİS-İ ŞERİF

يَجِيءُ ابْنُ آدَمَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَأَنَّهُ بَذَجٌ فَيُوقَفُ بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ فَيَقُولُ اللَّهُ: أَعْطَيْتُكَ وَخَوَّلْتُكَ فَمَاذَا صَنَعْتَ؟

Meali: "Âdemoğlu kıyamet günü (ilahi huzura) getirilir. Allah Teâlâ ona: 'Sana nimetler verdim, imkânlar tanıdım; peki sen (bunlarla) ne yaptın?' buyurur."

(Kaynak: Tirmizî, Kıyâmet 6) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Mahşer meydanında suçlarını inkâr edip, yalan yere yemin ederek kurtulacağını sanan münafıkların ve günahkârların sahte savunmalarını çürütmek; hakikatin bizzat insanın kendi bedeniyle tescil edileceğini bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, insanın kendi bedeniyle dahi yüzleşmesidir. Dünyada haramı tutan eller, harama yürüyen ayaklar, o gün Sahibinin emriyle dile gelecektir. Dil yalan söylese de deri ve kemik hakikati haykıracaktır. İnsan, kendi organlarının kendisine ihanet etmesiyle sarsılacaktır. "Allah var" diyen mümin, organlarını ahirette aleyhine değil, lehine şahitlik edecek işlerde (abdest, sadaka, hizmet) kullanır.

Sahabe Kıssası: Hz. Enes b. Mâlik (Hz. Hazretleri) anlatıyor: "Resulullah (S.a.v) ile beraberdik, aniden güldü ve buyurdu ki: 'Kulun Rabbiyle olan konuşmasına güldüm. Kul der ki: Ey Rabbim! Sen beni zulümden korumadın mı? Allah: Evet, buyurur. Kul: Ben bugün kendime bizzat kendi organlarımdan başkasının şahitliğini kabul etmiyorum! der. Bunun üzerine ağzı mühürlenir ve organları konuşmaya başlar...'"

Kıssadan Hisse:

Bugün senin emrinde olan bedenin, yarın senin en dürüst davacın olacaktır.

Gizli işlenen günah yoktur; şahidi üzerinde taşıyan insan vardır.

Azaların şahitliğinden korkan, onları Allah'ın razı olduğu yola ram etmelidir.

7. MADDE: MÜFLİSİN DURUMU — HAK SAHİPLERİNİN TOPLANMASI

7. AYET-İ KERİME

وَنَضَعُ الْمَوَاز۪ينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيٰمَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـٔاًۜ وَاِنْ كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ اَتَيْنَا بِهَاۜ وَكَفٰى بِنَا حَاسِب۪ينَ

Meali: "Kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Hiç kimseye zerre kadar zulmedilmez. İşlenen amel bir hardal tanesi kadar dahi olsa onu getirip (teraziye) koyarız. Hesap görücü olarak biz yeteriz."

(Kaynak: Enbiyâ Suresi, 47. Ayet)

7. HADİS-İ ŞERİF

أَتَدْرُونَ مَا الْمُفْلِسُ؟ قَالُوا: الْمُفْلِسُ فِينَا مَنْ لاَ دِرْهَمَ لَهُ وَلاَ مَتَاعَ. فَقَالَ: إِنَّ الْمُفْلِسَ مِنْ أُمَّتِي يَأْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِصَلاَةٍ وَصِيَامٍ وَزَكَاةٍ...

Meali: "Müflis kimdir bilir misiniz? Ashab: 'Parası ve malı olmayandır' dedi. Buyurdu ki: 'Ümmetimin müflisi; kıyamet günü namaz, oruç ve zekatla gelir. Ancak birine sövmüş, birine iftira atmış, ötekinin malını yemiştir. Sevapları bunlara dağıtılır; sevabı biterse onların günahı buna yüklenir ve cehenneme atılır.'"

(Kaynak: Müslim, Birr 59) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: İbadetlerine güvenip insan haklarını çiğneyenlerin, kul hakkıyla Allah'ın huzuruna gelmenin dehşetini kavramaları ve mutlak adaletin tecelli edeceği günde kimsenin kimsede alacağının kalmayacağını ihtar etmek üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret, hakların iade edildiği gündür. Sadece Allah'a karşı sorumluluklar değil, mahlûkata karşı yapılan haksızlıklar da o büyük terazidedir. Bir gıybet, bir kalp kırıklığı veya bir kuruşluk haram; dünyada yapılan binlerce rekat namazı mahşerde alıp götürebilir. "Allah var" diyen kul, ibadetiyle mağrur olmaz; aksine üzerinde kul hakkı kalmasın diye titrer.

Sahabe Kıssası: Hz. Ebû Bekir (Hz. Hazretleri) vefat edeceği zaman, devlet hazinesinden kendine düşen maaştan artanları bir kaba koydurmuş ve "Benden sonraki halifeye verin, müslümanların malı bende kalmasın, hesabını veremem" demiştir. Hz. Ömer bunu görünce; "Ebû Bekir, kendisinden sonrakilere çok ağır bir yük bıraktı" diyerek ağlamıştır.

Kıssadan Hisse:

İbadet seni kurtarabilir ama kul hakkı seni batırabilir.

Mahşerin en büyük iflası, sevaplarla gelip günahlarla gitmektir.

Helalleşmek için mahşeri bekleyen, ebedî bir kayba razı olmuş demektir.

8. MADDE: ARŞIN GÖLGESİ — DEHŞET ANINDAKİ EMNİYET

8. AYET-İ KERİME

اَلْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ الْحَقُّ لِلرَّحْمٰنِۜ وَكَانَ يَوْماً عَلَى الْكَافِر۪ينَ عَس۪يراً

“Meali: "O gün gerçek hükümranlık Rahmân'ındır. Kâfirler için ise o, pek zorlu bir gündür."”

(Kaynak: Furkân Suresi, 26. Ayet)

8. HADİS-İ ŞERİF

سَبْعَةٌ يُظِلُّهُمُ اللَّهُ فِي ظِلِّهِ يَوْمَ لَا ظِلَّ إِلَّا ظِلُّهُ...

Meali: "Başka hiçbir gölgenin bulunmadığı o (dehşetli) günde Allah, yedi sınıf insanı Arş'ın gölgesinde gölgelendirecektir: Adil yönetici, Rabbine ibadetle büyüyen genç, kalbi mescitlere bağlı adam..."

(Kaynak: Buhârî, Ezân 36; Müslim, Zekât 91) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Kıyametin o kavurucu hararetini, güneşin insanlara yaklaştırıldığı o dehşet anını haber vererek; müminleri dünyada salih amellere ve takvaya yönlendirmek, sadece Allah'ın himayesinin kurtarıcı olduğunu vurgulamak için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, herkesin kendi derdine düştüğü o ter dökülen günde bir "gölge" arayışıdır. O gün ne bir ağaç gölgesi ne de bir sığınak vardır; tek sığınak Allah'ın rahmetidir. O gölgeye girmek ise dünyadaki tercihlere bağlıdır. Hevasına değil Allah'a kul olan genç, adaletle hükmeden makam sahibi, iffetini koruyan mümin o gün emniyettedir. "Allah var" diyen kişi, mahşerin sıcağını dünyada hisseder ve Arş'ın gölgesine talip olur.

Sahabe Kıssası: Hz. Ömer b. Abdülaziz (Hz. Hazretleri), bu "yedi sınıf insan" hadisini her okuduğunda; "Ya Rabbi! Ben bunlardan hangisiyim? Eğer birincisi (adil yönetici) olamazsam helak olurum" diyerek sabahlara kadar ağlardı. Koskoca İslam halifesi, Arş'ın gölgesine girebilmek için uykusunu feda ederdi.

Kıssadan Hisse:

Mahşerde gölgelenmek isteyen, dünyada günahın ateşinden kaçmalıdır.

Allah'ın himayesi, dünyada O'nun sınırlarını koruyanlar içindir.

Zor günde emniyette olmak, huzurlu günlerde Allah'ı unutmamaya bağlıdır

9. MADDE: AMEL DEFTERİNİN NEREDEN VERİLECEĞİ — SAĞ VE SOL

9. AYET-İ KERİME

فَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ فَيَقُولُ هَاؤُمُ اقْرَءُوا كِتَابِيَهْ * إِنِّي ظَنَنْتُ أَنِي مُلَاقٍ حِسَابِيَهْ

“Meali: "Kitabı sağından verilen: 'Alın, kitabımı okuyun! Şüphesiz ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum' der."”

(Kaynak: Hâkka Suresi, 19-20. Ayetler)

9. HADİS-İ ŞERİF

تُدْنَى الشَّمْسُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنَ الْخَلْقِ حَتَّى تَكُونَ مِنْهُمْ كَمِقْدَارِ مِيلٍ فَيَكُونُ النَّاسُ عَلَى قَدْرِ أَعْمَالِهِمْ فِي الْعَرَقِ

Meali: "Kıyamet günü güneş insanlara bir mil yaklaşıncaya kadar yaklaştırılır. İnsanlar amelleri miktarınca tere batarlar; kiminin teri topuklarına, kimininki dizlerine, kimininki omuzlarına kadar çıkar, kimi de ter içinde kaybolur."

(Kaynak: Müslim, Cennet 62) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Ahiret hayatını ve hesap verme gerçeğini ciddiye almayan, "Biz ne yaparsak yapalım başımıza bir şey gelmez" diyen müşrik mantığını yıkmak; müminlerin ise dünyada çektikleri zorlukların meyvesini o büyük sevinçle alacaklarını müjdelemek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, o büyük teşhir gününde defterini şerefle taşıyabilme kaygısıdır. Sağdan verilen defter, dünyadaki her adımın Allah rızası için atıldığının belgesidir. O gün güneşin hararetiyle herkes kendi derdine düşmüşken, dünyada hesap günü geleceğine "zaten inananlar" emniyet içindedir. "Allah var" diyen mümin, mahşerdeki o kavurucu terin içinde boğulmamak için, bugün dünyada alnını secde teriyle ıslatır.

Sahabe Kıssası: Hz. Ebû Hüreyre (Hz. Hazretleri) vefat edeceği zaman; "Yolun uzaklığından, azığın azlığından ve varılacak olan (cennet veya cehennem) iki yoldan hangisine gireceğimi bilememenin dehşetinden ağlıyorum" demiştir. Sahabe, defterini sağdan alacağından emin olamadığı için son nefesine kadar titrerdi.

Kıssadan Hisse:

Mahşer meydanında kitabını sevinçle okutmak isteyen, bugün defterine utanç duyacağı bir satır eklememelidir.

Dünya rahatlığı mahşer terini artırır; dünyadaki kulluk teri ise mahşerin hararetini söndürür.

"Ben biliyordum" diyebilmek, dünyada "yaşıyordum" diyebilmekle mümkündür.

10. MADDE: MAHLÛKATIN HESAPLAŞMASI — BOYNUZSUZ KOYUNUN HAKKI

10. AYET-İ KERİME

وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ

“Meali: "Vahşi hayvanlar (bir araya getirilip) toplandığı zaman (bile hesap görülecektir)."”

(Kaynak: Tekvîr Suresi, 5. Ayet)

10. HADİS-İ ŞERİF

لَتُؤَدُّنَّ الْحُقُوقَ إِلَى أَهْلِهَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَتَّى يُقَادَ لِلشَّاةِ الْجَلْحَاءِ مِنَ الشَّاةِ الْقَرْنَاءِ

“Meali: "Kıyamet günü haklar sahiplerine mutlaka iade edilecektir. Hatta boynuzsuz koyunun hakkı, boynuzlu koyundan alınacaktır."”

(Kaynak: Müslim, Birr 60) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: İnsanların sadece kendi aralarındaki haklardan değil, zerreden kürreye her türlü zulümden sorumlu olduklarını anlamaları; adaletin ne kadar hassas olduğunu ve hiçbir haksızlığın karşılıksız kalmayacağını idrak etmeleri için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, adaletin mutlak tecellisidir. Eğer akıl ve iradesi olmayan hayvanlar arasında bile bir hesaplaşma olacaksa, kainatın en şerefli varlığı olan insanın sorumluluğu ne büyüktür! Bu ayet ve hadis, zulmün hiçbir türüne Allah'ın razı olmayacağının en çarpıcı kanıtıdır. "Allah var" diyen bir mümin, değil bir insana, karıncaya bile basarken titrer; çünkü bilir ki o karıncanın hakkı bile mahşer meydanında karşısına dikilecektir.

Sahabe Kıssası: Hz. Ebû Zer el-Gıfârî (Hz. Hazretleri), iki keçinin birbirini boynuzladığını gördüğünde yanındaki Peygamber Efendimiz (S.a.v)'e; "Ya Resulullah, bunlar neden kavga ediyor?" diye sordu. Efendimiz: "Allah biliyor ve aralarında hükmedecek" buyurdu. Ebû Zer bu andan sonra her canlının hukukuna dair ömrü boyunca derin bir tefekkürle yaşamıştır.

Kıssadan Hisse:

Adaletin olmadığı bir zerre bile yoktur; mahşer, her zerrenin hakkını alış yeridir.

Hayvanların bile hesaba çekildiği bir günde, insanın "hesapsız kalacağını" sanması akıl kârı değildir.

Zalim, zulmünün büyüklüğüyle değil, mazlumun hakkının kutsallığıyla mahvolacaktır.

11. MADDE: SORGUNUN ŞİDDETİ — EL-MÜNAKAŞA

11. AYET-İ KERİME

فَوَرَبِّكَ لَنَسْأَلَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ * عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ

“Meali: "Rabbin adına yemin olsun ki, biz onların hepsini yaptıklarından dolayı mutlaka sorguya çekeceğiz."”

(Kaynak: Hicr Suresi, 92-93. Ayetler)

11. HADİS-İ ŞERİF

مَنْ نُوقِشَ الْحِسَابَ عُذِّبَ

“Meali: "Kıyamet günü hesaba çekilirken sorgusu ince elenip sık dokunan herkes azaba uğrar (çünkü mazereti kalmaz)."”

(Kaynak: Buhârî, İlim 35) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Mekke müşriklerinin, "Biz atalarımızın yolundayız, kimse bizi sorgulayamaz" şeklindeki kibirli duruşlarına ve amellerinin birer birer önlerine döküleceğine inanmayanlara karşı ilahi bir yeminle cevap vermek üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, "mutlaka" sorgulanacağının farkında olmaktır. Allah Teâlâ burada bizzat kendi şanına yemin ederek sorgunun kaçınılmazlığını vurgular. "İnce sorgu" (münakaşa), insanın her nimetin şükrünü, her nefesin gayesini tek tek anlatması demektir. Eğer Allah bir kulu sadece adaletiyle sorgularsa, o kulun hiçbir ameli cennete yetmez. "Allah var" diyen mümin, sorgusunun kolay geçmesi için bugün dünyada kendi nefsini en ağır sorgulara tabi tutar.

Sahabe Kıssası: Hz. Âişe (Hz. Hazretleri) validemiz bu hadisi duyunca; "Ya Resulullah, Allah 'Kitabı sağından verilen kolayca hesaba çekilir' buyurmuyor mu?" diye sordu. Efendimiz (S.a.v) şöyle cevap verdi: "O kolay hesap, sadece bir arzdan (sunulmaktan) ibarettir. Ama kimin hesabı ince ince sorgulanırsa o helak olur!"

Kıssadan Hisse:

Allah’ın sorgulamayacağı hiçbir kul, sormayacağı hiçbir eylem yoktur.

Kolay bir hesap için, dünyada samimi bir tövbe şarttır.

Kendi nefsini dünyada hesaba çekmeyeni, ahirette Allah en ince ayrıntısıyla hesaba çekecektir.

12. MADDE: YERİN ŞAHİTLİĞİ — ARZIN HABERLERİ

12. AYET-İ KERİME

يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ أَخْبَارَهَا * بِأَنَّ رَبَّكَ أَوْحَىٰ لَهَا

“Meali: "O gün yer, kendi haberlerini anlatır. Çünkü Rabbin ona (konuşmasını) vahyetmiştir."”

(Kaynak: Zilzâl Suresi, 4-5. Ayetler)

12. HADİS-İ ŞERİF

تَحَفَّظُوا مِنَ الْأَرْضِ فَإِنَّهَا أُمُّكُمْ، وَإِنَّهُ لَيْسَ مِنْ أَحَدٍ يَعْمَلُ عَلَيْهَا خَيْرًا أَوْ شَرًّا إِلَّا وَهِيَ مُخْبِرَةٌ بِهِ

Meali: "Yere (toprağa) karşı dikkatli olun, çünkü o sizin ananızdır. Onun üzerinde hayır veya şer işleyen hiçbir kimse yoktur ki, o yer (mahşerde) bunu haber vermesin."

(Kaynak: Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, 4652) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: İnsanların, kimsenin görmediği tenha yerlerde veya yerin derinliklerinde işledikleri günahların gizli kalacağını sanmaları üzerine; cansız sanılan toprağın bile ilahi emirle dile gelip her şeyi ifşa edeceğini bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, her an bir kayıt altında olduğunu bilmektir. Üzerinde yürüdüğümüz toprak, sadece rızık veren bir kucak değil, aynı zamanda her adımımızı kaydeden bir şahittir. Gizli odalarda, ıssız köşelerde işlenen her günahın mekanı, o gün dile gelip "Şu kulun üzerimde şu işi yaptı" diyecektir. "Allah var" diyen mümin, bastığı yerin yarın lehine şahitlik etmesi için her adımını edeple atar.

Sahabe Kıssası: Hz. Ebû Hüreyre (Hz. Hazretleri) bu ayeti okuyan Resulullah (S.a.v)’in yanındaydı. Efendimiz; "Yerin haberleri nedir bilir misiniz?" diye sordu. Sahabe "Allah ve Resulü daha iyi bilir" deyince: "Onun üzerindeki her erkek ve kadının yaptığına, 'şu gün şu saatte şunu yaptı' diyerek şahitlik etmesidir" buyurdu.

Kıssadan Hisse:

Mekânın sahibi Allah olduğu gibi, şahidi de O'nun yarattığı mekândır.

Gizli günah yoktur; sadece ifşası mahşere bırakılmış gerçekler vardır.

Yerin üzerinde günah işleyen, yerin altında pişman olur.

13. MADDE: İNCE HESAP — HARALİ GÜNÜN ÇETİNLİĞİ

13. AYET-İ KERİME

تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ

“Meali: "Melekler ve Ruh (Cebrail), miktarı (dünya senesiyle) elli bin yıl olan bir günde O’na yükselirler."”

(Kaynak: Meâric Suresi, 4. Ayet)

13. HADİS-İ ŞERİF

فَوَاللَّهِ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْكُمْ خَافِيَةٌ، وَلَا يُظْلَمُ مِنْكُمْ أَحَدٌ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ

“Meali: "Vallahi, sizden hiçbir gizli hal Allah’a gizli kalmayacaktır ve hiçbirinize zerre kadar zulmedilmeyecektir."”

(Kaynak: Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/191) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: İnsanların dünya hayatının kısalığına aldanıp, ahiretteki o çok uzun ve çetin bekleme süresini (vakfe) önemsememeleri; zamanın ve mekanın değişeceği o güne hazırlık yapmaları için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, zamanın durduğu ve hesabın başladığı o büyük "gün"ün farkında olmaktır. Elli bin yıl sürecekmiş gibi gelen o bekleyiş, mümin için bir namaz vakti kadar kısalırken, kafir ve günahkar için bitmek bilmeyen bir azaba dönüşür. Allah'ın huzurunda beklemek, dünyadaki bekleyişlere benzemez. "Allah var" diyen kişi, o uzun günde perişan olmamak için, bugün kısa dünya hayatında Rabbine kul olur.

Sahabe Kıssası: Hz. Abdullah b. Mesud (Hz. Hazretleri) şöyle derdi: "Kıyamet günü geldiğinde, kulun önüne öyle bir terazi konur ki, eğer onun üzerine gökler ve yer konulsa onları dahi tartardı. Melekler 'Ya Rabbi bunu kimin için tartacağız?' deyince Allah: 'Kullarımdan dilediğim için' buyurur."

Kıssadan Hisse:

Mahşer, sabrın ve imanın en büyük imtihan yeridir.

Dünyada Allah için yorulan, mahşerin o uzun gününde dinlenir.

Rabbimiz hiçbir detayı atlamaz; O'nun hesabı en ince olandır.

14. MADDE: İHTİŞAM VE MÜLKÜN TEK SAHİBİ — LİMENİ’L-MÜLK

14. AYET-İ KERİME

يَوْمَ هُمْ بَارِزُونَ ۖ لَا يَخْفَىٰ عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ ۚ لِمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ ۖ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ

Meali: "O gün onlar (kabirlerinden) meydana çıkarlar. Onlardan hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. (Allah buyurur:) 'Bugün mülk/egemenlik kimindir?' (Yine kendisi cevap verir:) 'Tek ve Kahhâr olan Allah’ındır!'"

(Kaynak: Mü'min Suresi, 16. Ayet)

14. HADİS-İ ŞERİF

يَطْوِي اللَّهُ السَّمَوَاتِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، ثُمَّ يَأْخُذُهُنَّ بِيَدِهِ الْيُمْنَى، ثُمَّ يَقُولُ: أَنَا الْمَلِكُ، أَيْنَ الْجَبَّارُونَ؟ أَيْنَ الْمُتَكَبِّرُونَ؟

Meali: "Allah kıyamet günü gökleri dürer ve sağ eliyle (kudretiyle) tutar, sonra şöyle buyurur: 'Ben Melik'im (Hükümdarım)! Nerede o zalim cebbarlar? Nerede o kibirlenenler?'"

(Kaynak: Müslim, Münâfıkûn 24) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Dünyada makam, mevki ve güç sahibi olup, bu güçle insanlara zulmeden; kendilerini ölümsüz ve hesapsız sanan firavun meşrepli kimselerin, mahşer günü ne kadar aciz kalacaklarını ilan etmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, asıl gücün kimde olduğunu anlamaktır. Dünyadaki tüm krallıklar, koltuklar ve ünvanlar o gün yerle bir olacaktır. İnsanların önünde eğildiği "büyükler", o gün zerre kadar değer görmeyecektir. Sadece Allah'ın otoritesi kalacaktır. "Allah var" diyen kul, hiçbir beşeri güçten korkmaz ve hiçbir sahte ihtişama aldanmaz; çünkü bilir ki mahşerde sadece "Melik" olan Allah konuşacaktır.

Sahabe Kıssası: Hz. Ömer (Hz. Hazretleri) halife iken bu ayeti okuduğunda hıçkırıklara boğulur ve "Ey Ömer! Bugün halifesin ama o gün mülk senin değil, Allah'ındır. Bakalım o gün halin ne olacak?" diyerek kendi nefsini yere çalardı.

Kıssadan Hisse:

Dünyada mülk sahibi olduğunu sanan, mahşerde mülksüzlüğünü anlar.

Allah'ın huzurunda tüm ünvanlar söner, sadece "kul" ünvanı kalır.

Zalimlerin kibri, Allah'ın "Kahhâr" isminin tecellisiyle tuzla buz olur.

15. MADDE: SİTEM VE PİŞMANLIK — NEDEN UNUTULDUK?

15. AYET-İ KERİME

قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِي أَعْمَىٰ وَقَدْ كُنْتُ بَصِيرًا * قَالَ كَذَٰلِكَ أَتَتْكَ آيَاتُنَا فَنَسِيتَهَا ۖ وَكَذَٰلِكَ الْيَوْمَ تُنْسَىٰ

Meali: "(O gün insan) der ki: 'Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben (dünyada) gören bir kimseydim.' Allah buyurur ki: 'İşte böyle! Ayetlerimi sana geldi de sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutulursun!'"

(Kaynak: Tâhâ Suresi, 125-126. Ayetler)

15. HADİS-İ ŞERİF

يُقَالُ لِلرَّجُلِ مِنْ أَهْلِ النَّارِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ: أَرَأَيْتَ لَوْ كَانَ لَكَ مَا عَلَى الْأَرْضِ مِنْ شَيْءٍ أَكُنْتَ تَفْتَدِي بِهِ؟ فَيَقُولُ: نَعَمْ

Meali: "Kıyamet günü cehennemliklerden birine denilir ki: 'Eğer yeryüzündeki her şey senin olsaydı (şu azaptan kurtulmak için) hepsini feda eder miydin?' O kişi: 'Evet' der. (Allah buyurur ki: 'Ben senden dünyadayken bundan çok daha kolayını, bana ortak koşmamanı istemiştim.')"

(Kaynak: Buhârî, Enbiyâ 1; Müslim, Münâfikûn 51) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Kur'an'ın uyarılarını hafife alan, Allah'ın helal ve haramlarını hayatından çıkaranların, mahşerdeki çaresizliğini ve dünyada sahip oldukları her şeyin o gün hiçbir değer taşımayacağını bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, bugün Allah'ı hatırlamanın, yarın Allah tarafından hatırlanmak demek olduğunu kavramaktır. Dünyada Allah'ın ayetlerine karşı gözlerini kapatanlar, ahirette nurdan mahrum kalacaklardır. İnsanın o gün yeryüzü dolusu altınını fidye olarak vermek istemesi, aslında dünya hayatının ahiret yanında ne kadar küçük olduğunun bir itirafıdır. "Allah var" diyen mümin, mahşerde "unutulanlardan" olmamak için bugün zikirle ve taatle Rabbini anar.

Sahabe Kıssası: Hz. Huzeyfe b. el-Yemân (Hz. Hazretleri) vefat edeceği zaman şöyle demiştir: "Habib (ölüm) ihtiyaç anında geldi. Pişman olan felah bulmaz. Ya Rabbi, biliyorsun ki ben zenginliği fakirliğe, ölümü hayata her zaman tercih ettim; yeter ki Senin huzurunda unutulanlardan olmayayım."

Kıssadan Hisse:

Allah’ı hayatının merkezinden çıkaranı, Allah mahşerde rahmetinden çıkarır.

Bugün bedava olan tövbe, yarın dünya dolusu altınla bile satın alınamaz.

Gözlerin dünyada harama kör olması, ahirette nura açılmasına vesiledir.

16. MADDE: ÜMMETLERİN DİZ ÇÖKMESİ — EL-CÂSİYE

16. AYET-İ KERİME

وَتَرَىٰ كُلَّ أُمَّةٍ جَاثِيَةً ۚ كُلُّ أُمَّةٍ تُدْعَىٰ إِلَىٰ كِتَابِهَا الْيَوْمَ تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

Meali: "O gün her ümmeti diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına (amel defterine) çağrılır. (Onlara şöyle denilir:) 'Bugün yaptıklarınızın karşılığını alacaksınız!'"

(Kaynak: Câsiye Suresi, 28. Ayet)

16. HADİS-İ ŞERİF

يُحْشَرُ النَّاسُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حُفَاةً عُرَاةً غُرْلًا

“Meali: "İnsanlar kıyamet günü (ilk yaratıldıkları gibi) yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak haşredileceklerdir."”

(Kaynak: Buhârî, Rikâk 45; Müslim, Cennet 55) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Dünyada topluluklarına, ordularına ve soylarına güvenip kibirlenenlere; o gün herkesin aynı acziyet içinde diz çökeceğini ve kimsenin başkasının arkasına saklanamayacağını ihtar etmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, ilahi azamet karşısında kulun hiçliğini anlamasıdır. "Câsiye" kelimesi, korku ve dehşetten dizlerin bağının çözülmesini ifade eder. En kudretli kralların dahi diz çöktüğü o günde, insanın tek örtüsü ameli olacaktır. Dünyevi hiçbir kıyafetin, rütbenin ve malın gitmediği o yere sadece "selim bir kalp" ve "salih amel" götürülebilir. "Allah var" diyen mümin, o gün başı dik olabilmek için bugün Rabbine secde ederek diz çöker.

Sahabe Kıssası: Hz. Âişe (Hz. Hazretleri) validemiz bu hadisi duyunca; "Ya Resulullah! Erkekler ve kadınlar birbirlerine bakmazlar mı?" diye sordu. Efendimiz (S.a.v) şöyle cevap verdi: "Ya Âişe! O günkü durum, birbirlerine bakamayacakları kadar dehşetlidir!"

Kıssadan Hisse:

Mahşer meydanında rütbe değil, sadece takva konuşur.

Dünyada kime güveniyorsan güven; o gün herkes diz çökmüş haldedir.

Bedeni değil, ruhu ve ameli süslemek asıl yatırımdır.

17. MADDE: AMEL TERAZİSİNİN HAKİKATİ — EL-MÎZÂN

17. AYET-İ KERİME

وَالْوَزْنُ يَوْمَئِذٍ الْحَقُّ ۚ فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

“Meali: "O gün (amelleri tartacak) terazi haktır. Kimin sevap tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir."”

(Kaynak: A'râf Suresi, 8. Ayet)

17. HADİS-İ ŞERİF

كَلِمَتَانِ خَفِيفَتَانِ عَلَى اللِّسَانِ، ثَقِيلَتَانِ فِي الْمِيزَانِ، حَبِيبَتَانِ إِلَى الرَّحْمَنِ: سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ، سُبْحَانَ اللَّهِ الْعَظِيمِ

Meali: "Dile hafif, mîzana (teraziye) konulduğunda ağır gelen ve Rahmân olan Allah’a en sevgili olan iki cümle şunlardır: 'Subhânallâhi ve bihamdihî, Subhânallâhi’l-Azîm.'"

(Kaynak: Buhârî, Daavât 65; Müslim, Zikir 31) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Amellerin sadece sayısına değil, ihlasına ve Allah katındaki değerine bakılacağını öğretmek; müminleri en küçük zikirden en büyük cihada kadar her türlü hayra teşvik etmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, terazinin öte tarafını doldurma gayretidir. Mîzan, adaletin en ince noktasıdır. O gün öyle anlar olur ki, bir tek "Sübhanallah" terazinin kefesini ağırlaştırıp kulu ebedî hüsrandan kurtarabilir. Allah katında ağırlık, hacimle değil ihlasla ölçülür. "Allah var" diyen kişi, dilini boş sözlerden arındırıp mîzanını ağırlaştıracak zikir ve amellere ram eder.

Sahabe Kıssası: Hz. Abdullah b. Mesud (Hz. Hazretleri) zayıf yapılı bir sahabiydi. Bir gün bir ağaca çıktığında bacaklarının inceliği göründü ve bazıları güldü. Resulullah (S.a.v) buyurdu ki: "Neye gülüyorsunuz? Allah’a yemin ederim ki, onun o ince bacakları mîzanda Uhud dağından daha ağır gelecektir!"

Kıssadan Hisse:

Görünüşe değil, amelin içindeki samimiyete odaklan.

Teraziyi ağırlaştıran; çok söz değil, öz ve halis işlerdir.

Dünyada hafif görünen zikirler, ahiretin en büyük hazineleridir.

18. MADDE: ÜMMETLERİN ŞAHİDİ — ŞEHİDLİK MAKAMI

18. AYET-İ KERİME

فَكَيْفَ إِذَا جِئْنَا مِنْ كُلِّ أُمَّةٍ بِشَهِيدٍ وَجِئْنَا بِكَ عَلَىٰ هَٰؤُلَاءِ شَهِيدًا

“Meali: "Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onların üzerine şahit yaptığımız zaman (günahkârların hali) nice olur?"”

(Kaynak: Nisâ Suresi, 41. Ayet)

18. HADİS-İ ŞERİF

يُجَاءُ بِنُوحٍ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، فَيُقَالُ لَهُ: هَلْ بَلَّغْتَ؟ فَيَقُولُ: نَعَمْ يَا رَبِّ. فَيُقَالُ لِأُمَّتِهِ: هَلْ بَلَّغَكُمْ؟ فَيَقُولُونَ: مَا جَاءَنَا مِنْ نَذِيرٍ

Meali: "Kıyamet günü Hz. Nuh (Hz. Hazretleri) getirilir. Allah: 'Tebliğ ettin mi?' buyurur. Nuh: 'Evet' der. Ümmetine: 'Size tebliğ etti mi?' denilince: 'Bize bir uyarıcı gelmedi' derler. (Bunun üzerine bu ümmet, diğer peygamberlerin tebliğine şahitlik edecektir.)"

(Kaynak: Buhârî, Enbiyâ 3) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Peygamberlerin uyarılarını kulak ardı eden ve mahşerde "Haberimiz yoktu" diye bahane üretecek olan ümmetlerin yalanlarını yüzlerine vurmak; hakkın şahitlerle ispat edileceği o dehşetli anı haber vermek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, her anın bir peygamber şahitliğinde kaydedildiğini bilmektir. O gün sadece melekler ve azalar değil, bizzat Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.a.v) de ümmetinin amellerine şahitlik edecektir. "Haberim yoktu" mazeretinin sökmediği o günde, şahitlerin huzurunda mahcup olmak en büyük azaptır. "Allah var" diyen mümin, Şahid-i Mutlak olan Allah'ın ve O'nun Resulü'nün huzurunda yüzünü kara çıkaracak işlerden kaçınır.

Sahabe Kıssası: Hz. Abdullah b. Mesud (Hz. Hazretleri) anlatıyor: "Resulullah (S.a.v) bana Nisâ Suresi'ni okumamı buyurdu. Bu ayete (41. ayet) geldiğimde; 'Şimdilik yeter' buyurdu. Bir de baktım ki Efendimiz (S.a.v)'in gözlerinden yaşlar boşanıyordu." Ümmetinin hesabından duyduğu endişe O'nu böyle ağlatmıştı.

Kıssadan Hisse:

Peygamberin şahitliği, mümin için müjde, zalim için korkudur.

"Duymadım, görmedim" mazereti mahşer meydanında kapalıdır.

Şahidi Peygamber olan bir davanın şakası olmaz; hazırlıklı ol!

19. MADDE: PİŞMANLIĞIN ZİRVESİ — TOPRAK OLMA ARZUSU

19. AYET-İ KERİME

إِنَّا أَنْذَرْنَاكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنْظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَا لَيْتَنِي كُنْتُ تُرَابًا

Meali: "Şüphesiz biz sizi yakın bir azapla uyardık. O gün kişi kendi ellerinin önceden gönderdiklerine (amellerine) bakacak ve kâfir: 'Keşke toprak olsaydım!' diyecektir."

(Kaynak: Nebe Suresi, 40. Ayet)

19. HADİS-İ ŞERİF

لَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ لَضَحِكْتُمْ قَلِيلًا وَلَبَكَيْتُمْ كَثِيرًا

“Meali: "Eğer benim bildiklerimi (ahiretin dehşetini) bilseydiniz, az güler çok ağlardınız."”

(Kaynak: Buhârî, Rikâk 27; Müslim, Fezâil 134) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Ölümden sonrasını uzak gören, "Nasıl olsa daha vakit var" diyerek günaha sapanlara; o günün aslında ne kadar yakın olduğunu ve azabın dehşetinden dolayı insanın varlığından utanıp yok olmayı dileyeceğini bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, pişmanlık kapısı kapanmadan önce uyanmaktır. Ayette geçen "toprak olma" arzusu, hesabın şiddetinden duyulan o derin çaresizliğin ifadesidir. Hayvanların hesabı görülüp toprak olduklarını gören günahkâr insan, kendisinin ebedî hesaba çekileceğini anlayınca keşke ben de bir toprak yığını olsaydım da bu rüsvalığı yaşamasaydım diyecektir. "Allah var" diyen kişi, o gün yok olmayı dilemek yerine, bugün varken Allah yolunda olmayı seçer.

Sahabe Kıssası: Hz. Ebû Zer el-Gıfârî (Hz. Hazretleri) bazen bir ağacın altına oturur ve şöyle derdi: "Keşke ben de şu kesilen ve sonra toprak olup giden ağaç gibi olsaydım da hesabım sorulmasaydı!" O büyük sahabi bile hesap verme endişesiyle böyle tefekkür ederdi.

Kıssadan Hisse:

Mahşerde "keşke" dememek için, dünyada "iyi ki" diyeceğin ameller biriktir.

Ölüm yakındır, hesap ondan da yakındır.

Varlığından utanacağın bir hayat sürme ki, mahşerde yok olmayı dilemeyesin.

20. MADDE: SIRAT KÖPRÜSÜ — HIZ VE AMEL İLİŞKİSİ

20. AYET-İ KERİME

وَإِنْ مِنْكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا ۚ كَانَ عَلَىٰ رَبِّكَ حَتْمًا مَقْضِيًّا

“Meali: "Sizden (cehenneme) uğramayacak/onun üzerinden geçmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin katında kesinleşmiş bir hükümdür."”

(Kaynak: Meryem Suresi, 71. Ayet)

20. HADİS-İ ŞERİF

فَيَمُرُّ الْمُؤْمِنُونَ كَطَرْفِ الْعَيْنِ وَكَالْبَرْقِ وَكَالرِّيحِ وَكَالطَّيْرِ وَكَأَجَاوِيدِ الْخَيْلِ وَالرِّكَابِ

Meali: "(Sırat üzerinde) müminlerin kimi göz açıp kapayıncaya kadar, kimi şimşek gibi, kimi rüzgâr gibi, kimi kuş gibi, kimi de iyi cins atlar ve develer gibi hızlı geçerler."

(Kaynak: Müslim, Îmân 302) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Herkesin istisnasız bir şekilde o büyük imtihan köprüsünden geçeceğini haber vererek; müminleri gevşeklikten kurtarmak ve dünyadaki amellerin ahiretteki "hız" ve "selamet" olduğunu idrak ettirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, Sırat'ın dünyada geçildiğini bilmektir. Sırat, cehennemin üzerine kurulmuş, kıldan ince kılıçtan keskin bir geçittir. Ancak bu keskinlik amele göredir. Dünyada Allah'ın emirlerine karşı ne kadar süratli ve kararlıysan, mahşerde o köprüden geçişin de o kadar hızlı olur. Allah'ın sınırlarını (hududullah) çiğneyenler, orada takılıp kalacaklardır. "Allah var" diyen mümin, Sırat'tan düşmemek için dünyada haram çukurlarına düşmemeye azmeder.

Sahabe Kıssası: Hz. Abdullah b. Revâha (Hz. Hazretleri) Mute savaşına giderken bu ayeti (Meryem 71) okumuş ve hüngür hüngür ağlamıştır. "Neden ağlıyorsun?" diyenlere: "Vallahi dünyayı sevdiğim için değil; bu ayet gereği cehennem üzerine uğrayacağımı biliyorum ama oradan nasıl selametle çıkacağımı bilmiyorum, ona ağlıyorum" demiştir.

Kıssadan Hisse:

Sırat'taki hızın, dünyadaki takva hızındır.

Herkes o geçide uğrayacak; kimi nuruyla geçecek, kimi günahıyla düşecek.

Dünyada istikametini bozmayan, ahirette Sırat'ı şimşek gibi geçer.

21. MADDE: İLAHİ HUZURDAKİ YALNIZLIK — EL-FERD

21. AYET-İ KERİME

وَكُلُّهُمْ اٰت۪يهِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَرْداً

“Meali: "Onların her biri kıyamet günü O'nun huzuruna tek başına (yapayalnız) gelecektir."”

(Kaynak: Meryem Suresi, 95. Ayet)

21. HADİS-İ ŞERİF

مَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ إِلَّا سَيَخْلُو بِهِ رَبُّهُ لَيْسَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ تُرْجُمَانٌ وَلَا حِجَابٌ يَحْجُبُهُ

“Meali: "Sizden her birinizle Rabbi, aralarında bir tercüman ve kendisini O'ndan gizleyecek bir perde olmaksızın baş başa kalacaktır."”

(Kaynak: Buhârî, Tevhîd 24) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Soyuna, sopuna, aşiretine ve dünyadaki çevresine güvenip; "Bizim arkamız kalabalıktır, başımıza bir şey gelirse bizi kurtarırlar" diyenlerin bu sahte güvenlerini yıkmak ve herkesin kendi ameliyle baş başa kalacağını bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, dünyaya kalabalıklarla gelip oradan tek başına çıkacağının farkında olmaktır. Mahşer meydanı milyonlarla doludur ama hesap anı en büyük yalnızlıktır. Ne evlat, ne eş, ne de sadık dostlar o mülakat anında yanında bulunabilir. İnsan, hayatı boyunca topladığı tüm sıfatlardan sıyrılır ve sadece "kul" olarak Yaratan'ın karşısına çıkar. "Allah var" diyen mümin, o büyük yalnızlık gününde kendisine yoldaş olacak salih ameller biriktirir.

Sahabe Kıssası: Hz. İbrahim ateşe atılacağı zaman Cebrail gelip "Bir ihtiyacın var mı?" diye sorduğunda; "Sana hayır, Allah bana yeter" demiştir. O, dünyada bu yalnızlığı ve teslimiyeti yaşadığı için, mahşerdeki o tek başına kalışın provasını daha dünyadayken en ağır imtihanda başarıyla vermiştir.

Kıssadan Hisse:

Kabre tek girdiğin gibi, hesaba da tek çekileceksin.

Başkalarının rızasını kazanmak için Allah’ın rızasını feda etme; çünkü o gün "başkaları" yanında olmayacak.

Rabbine en yakın olduğun an, dünyadaki secden ve mahşerdeki hesabındır.

22. MADDE: AMEL DEFTERİNİN ŞAHİTLİĞİ — KİRÂMEN KÂTİBÎN

22. AYET-İ KERİME

وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظِينَ * كِرَامًا كَاتِبِينَ * يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ

“Meali: "Şüphesiz üzerinizde koruyucular (denetleyiciler) vardır. Değerli kâtipler (yazıcı melekler) vardır. Onlar ne yaparsanız bilirler."”

(Kaynak: İnfitâr Suresi, 10-12. Ayetler)

22. HADİS-İ ŞERİF

إِنَّ اللَّهَ كَتَبَ الْحَسَنَاتِ وَالسَّيِّئَاتِ ثُمَّ بَيَّنَ ذَلِكَ فَمَنْ هَمَّ بِحَسَنَةٍ فَلَمْ يَعْمَلْهَا كَتَبَهَا اللَّهُ عِنْدَهُ حَسَنَةً كَامِلَةً

Meali: "Allah iyilikleri ve kötülükleri (yazılmasını) takdir etti, sonra bunu açıkladı: Kim bir iyilik yapmaya niyetlenir de yapamazsa, Allah onu tam bir iyilik olarak yazar..."

(Kaynak: Buhârî, Rikâk 31) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: İnsanların, kimsenin görmediği kapalı kapılar ardında veya kalplerinden geçirdikleri niyetlerin kaybolup gideceğini sanmalarına karşılık; her anın, her nefesin ve hatta niyetlerin bile kaydedildiğini hatırlatmak için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, hayatın bir "canlı yayın" olduğunu bilmektir. Yanımızdaki yazıcı melekler, bizim en sadık biyografi yazarlarımızdır. Onlar rüşvet almaz, unutmaz ve hatır gönül dinlemezler. Defterin sayfaları her gün bizim amellerimizle dolmaktadır. "Allah var" diyen mümin, o şerefli katiplerin defterine utanç verici bir satır yazdırmamak için haya eder. Kalbinden geçen bir iyilik niyetinin bile kaybolmadığını bilmek, mümin için en büyük tesellidir.

Sahabe Kıssası: Hz. Nuh, 950 yıl boyunca kavmini davet ederken her anını bu bilinçle yaşamıştır. Kavmi onu her yalanladığında ve hakaret ettiğinde, o ellerini açıp "Rabbim, Sen her şeyi görüyorsun, şahidim Sensin" diyerek o meleklerin yazdığı defterin hakikatine sığınmıştır.

Kıssadan Hisse:

Görünmez şahitlerin varken, kendini asla yalnız ve gizli sanma.

Amel defterin senin ebedî hayatının senaryosudur; onu güzel yaz.

Allah, niyetindeki hayrı bile karşılıksız bırakmayan kerem sahibidir.

23. MADDE: ARZIN DÜRÜLMESİ — KUDRET-İ İLAHİYE

23. AYET-İ KERİME

وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ وَالْأَرْضُ جَمِيعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَالسَّمَاوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ

Meali: "Onlar Allah’ın kudretini hakkıyla takdir edemediler. Halbuki kıyamet günü yeryüzü bütünüyle O’nun avucundadır; gökler de O’nun sağ eliyle (kudretiyle) dürülmüştür."

(Kaynak: Zümer Suresi, 67. Ayet)

23. HADİS-İ ŞERİF

يُقْبَضُ الْعِلْمُ وَيَظْهَرُ الْجَهْلُ وَالْفِتَنُ وَيَكْثُرُ الْهَرْجُ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا الْهَرْجُ فَقَالَ هَكَذَا بِيَدِهِ فَحَرَّفَهَا كَأَنَّهُ يُرِيدُ الْقَتْلَ

Meali: "Kıyamet yaklaşınca ilim çekilip alınır, cehalet ve fitneler zuhur eder ve 'herc' çoğalır. (Sahabe sorar: Herc nedir?) Efendimiz eliyle 'öldürme' işareti yaparak karşılık verdi."

(Kaynak: Buhârî, Fiten 5) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Allah'ın gücünü kendi kısıtlı akıllarıyla ölçmeye çalışan, kainatın bu düzeninin hiç bozulmayacağını iddia eden ve mahşeri imkansız görenlere karşı; Allah'ın mutlak hakimiyetini ve kıyametin dehşetini ilan etmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, her şeyin sahibinin kim olduğunu hatırlamaktır. Bugün üzerinde debelendiğimiz, uğrunda birbirimizi kırdığımız şu koca dünya, kıyamet günü Allah'ın kudret eli karşısında bir kağıt parçası gibi dürülecektir. Fitnelerin arttığı, canın ucuzladığı bir dönem, aslında o büyük sarsıntının ayak sesleridir. "Allah var" diyen mümin, dürülecek olan dünyaya değil, baki kalacak olan Allah'ın rızasına tutunur. Kudret karşısında kibrini terk edip acziyetini kuşanır.

Sahabe Kıssası: Hz. İbrahim, göklerin ve yerin melekûtunu (iç yüzünü) temaşa ettiğinde, Allah'ın her şeye nasıl hakim olduğunu görmüş ve "Ben yüzümü, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim" demiştir. O, dürülecek olanın değil, dürülenin sahibinin peşinden gitmiştir.

Kıssadan Hisse:

Dünyayı gözünde büyütme; o Allah katında bir avuç toprak kadardır.

Kudret sahibi olduğunu sanan zalimler, o gün Allah'ın avucunda ne kadar küçük olduklarını görecekler.

Fitne zamanı imana sarılmak, mahşer günü emniyette olmanın anahtarıdır.

24. MADDE: İLAHİ ADALETİN TECERDÜDÜ — GÖZLERİN DEHŞETLE BAKAKALDIĞI GÜN

24. AYET-İ KERİME

إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الْأَبْصَارُ * مُهْطِعِينَ مُقْنِعِي رُءُوسِهِمْ لَا يَرْتَدُّ إِلَيْهِمْ طَرْفُهُمْ ۖ وَأَفْئِدَتُهُمْ هَوَاءٌ

Meali: "Allah onları, ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor. O gün onlar başlarını dikerek (çağırana doğru) koşarlar; gözleri kendilerine bile dönüp bakamaz, kalpleri ise bomboştur."

(Kaynak: İbrahim Suresi, 42-43. Ayetler)

24. HADİS-İ ŞERİF

لَا يَزَالُ الْمُؤْمِنُ فِي فُسْحَةٍ مِنْ دِينِهِ، مَا لَمْ يُصِبْ دَمًا حَرَامًا

“Meali: "Mümin, haram bir kan dökmediği sürece dininde bir genişlik (kurtuluş ümidi) içindedir (ancak can yakmak hesabı daraltır)."”

(Kaynak: Buhârî, Diyât 1) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Mazlumların feryadının karşılıksız kaldığını sananlara ve zalimlerin yanına kâr kalacağını düşünen bedbin ruhlara; Allah'ın ihmal etmediğini, sadece imtihan gereği mühlet verdiğini ve o dehşetli buluşma gününü haber vermek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, her haksızlığın bir "dosya" olarak beklediğini bilmektir. O gün geldiğinde, dünyada kibirle başını dik tutanlar, korkudan başlarını indiremeyecek, dehşetten gözlerini bile kırpamayacaklardır. Özellikle "kan" dökerek veya kul hakkına girerek Allah'ın huzuruna gelmek, o büyük genişliğin sona ermesi demektir. "Allah var" diyen mümin, hesabın bu kadar çetin olduğu bir günde kimsenin canını yakmamaya ve kalbini kırmamaya azami gayret gösterir.

Sahabe Kıssası: Hz. İbrahim, "Rabbim! Bu şehri emniyetli kıl" diye dua ederken, ahiretteki o korku anından tek sığınağın Allah'ın koruması olduğunu biliyordu. O, zalimlerin sonunu tefekkür ederek her zaman mazlumun yanında saf tutmuştur.

Kıssadan Hisse:

Allah zalime mühlet verir ama asla ihmal etmez.

Mahşer günü gözlerin dehşetten donmaması için, bugün harama bakmaktan sakınmak gerekir.

İnsanın en büyük sermayesi, huzura "elsiz ve dilsiz" (kimseye zarar vermemiş olarak) çıkabilmesidir.

25. MADDE: SESSİZLİĞİN HEYBETİ — RAHMÂN'IN HUZURUNDA KISIK SESLER

25. AYET-İ KERİME

يَوْمَئِذٍ يَتَّبِعُونَ الدَّاعِيَ لَا عِوَجَ لَهُ ۖ وَخَشَعَتِ الْأَصْوَاتُ لِلرَّحْمَنِ فَلَا تَسْمَعُ إِلَّا هَمْسًا

“Meali: "O gün hiçbir tarafa sapmadan o davetçiye uyarlar. Rahmân'ın heybetinden sesler kısılmıştır; artık fısıltıdan başka bir şey işitemezsin."”

(Kaynak: Tâhâ Suresi, 108. Ayet)

25. HADİS-İ ŞERİF

يَجْمَعُ اللَّهُ النَّاسَ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ، يُسْمِعُهُمُ الدَّاعِي وَيَنْفُذُهُمُ الْبَصَرُ

“Meali: "Allah, öncekileri ve sonrakileri bir düzlükte toplar. Bir davetçi seslendiğinde hepsine duyurur ve bir bakış hepsini görür."”

(Kaynak: Buhârî, Enbiyâ 3; Müslim, Îmân 327) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Dünyada boş sözlerle, gürültüyle ve şatafatla gerçeğin sesini bastırmaya çalışanlara; mahşer meydanında sadece mutlak hakikatin ve ilahi kelamın hüküm süreceğini, en azgın dillerin bile korkudan lal olacağını bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, o büyük sessizliğe dünyadayken hazırlanmaktır. Mahşer meydanı, milyarlarca insanın toplandığı ama sadece derin bir fısıltının duyulduğu bir heybet makamıdır. Kimse izinsiz konuşamaz, kimse mazeret uyduramaz. Herkes boynu bükük bir şekilde hükmü bekler. "Allah var" diyen kişi, dilini dünyada yalandan ve boş lakırdıdan korur ki, o gün Rahmân'ın huzurunda mahcubiyet sessizliğine gömülmesin.

Sahabe Kıssası: Hz. Nuh, tufan koptuğunda ve sular yükseldiğinde yeryüzünde hakim olan o derin sessizliği ve sadece Allah'ın emrinin geçerli olduğunu bizzat yaşamıştı. O, mahşerdeki o büyük toplanmanın provasını gemideki teslimiyetiyle göstermiştir.

Kıssadan Hisse:

Dünyada çok konuşan değil, ahirette söyleyecek sözü (ameli) olan kazanır.

Allah'ın heybeti karşısında titremeyen kalp, mahşerde fısıldamaya bile güç bulamaz.

En gür sesin değil, en halis niyetin duyulduğu gündür mahşer.

26. MADDE: İHTİYARLATAN GÜN — ÇOCUKLARIN SAÇINI AĞARTAN DEHŞET

26. AYET-İ KERİME

فَكَيْفَ تَتَّقُونَ إِنْ كَفَرْتُمْ يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيبًا

“Meali: "Peki, inkâr ederseniz, çocukların saçlarını ağartacak o günden kendinizi nasıl koruyacaksınız?"”

(Kaynak: Müzzemmil Suresi, 17. Ayet)

26. HADİS-İ ŞERİF

شَيَّبَتْنِي هُودٌ وَالْوَاقِعَةُ وَالْمُرْسَلَاتُ وَعَمَّ يَتَسَاءَلُونَ وَإِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ

“Meali: "Hûd, Vâkıa, Mürselât, Nebe ve Tekvîr sureleri (içerdikleri kıyamet sahneleri sebebiyle) beni ihtiyarlattı."”

(Kaynak: Tirmizî, Tefsîr 56) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Ahireti bir oyun ve eğlence sanan, o günün dehşetini tasavvur edemeyen gafillere; yaşanacak sarsıntının fizyolojik olarak bile dayanılmaz olacağını, günahsız çocukların bile korkudan ihtiyarlayacağını bir temsil ile anlatmak için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, Peygamber Efendimiz (S.a.v)'i ihtiyarlatan o sancıyı kalpte hissetmektir. Bir çocuğun saçının ağarması, korkunun ve stresin zirve noktasıdır. Mahşer, sadece bir mahkeme değil, kainatın yeniden kurulduğu muazzam bir altüst oluştur. Eğer Allah'ın Resulü bu ayetleri okurken titriyorsa, bizlerin ne kadar uyanık olması gerekir? "Allah var" diyen mümin, o günün dehşetinden korunmanın tek yolunun Allah'a sığınmak olduğunu bilir.

Sahabe Kıssası: Hz. Ebû Bekir, Peygamber Efendimiz (S.a.v)'e "Ya Resulullah, saçlarına aklar düşmüş" dediğinde, Efendimiz yukarıdaki hadis-i şerifi söylemişti. Sıddık olan sahabi, bu cevabı alınca ahirete olan yakini bir kat daha artmış ve ömrünü o günden korunmak için vakfetmiştir.

Kıssadan Hisse:

Mahşer meydanı, şakası olmayan en ciddi duraktır.

Çocukları ihtiyarlatan o günden bizi ancak Allah'ın rahmeti gençleştirebilir.

Kur'an'ın kıyamet sahnelerini okurken titremeyen kalp, gaflet uykusundadır

27. MADDE: İHTİŞAMIN SONU — YERİN BAŞKA BİR YERE DÖNÜŞMESİ

27. AYET-İ KERİME

يَوْمَ تُبَدَّلُ الْاَرْضُ غَيْرَ الْاَرْضِ وَالسَّمٰوَاتُ وَبَرَزُوا لِلّٰهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ

“Meali: "O gün yer başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür ve insanlar Tek ve Kahhâr olan Allah’ın huzuruna çıkarlar."”

(Kaynak: İbrahim Suresi, 48. Ayet)

27. HADİS-İ ŞERİF

يُحْشَرُ النَّاسُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَى أَرْضٍ بَيْضَاءَ عَفْرَاءَ كَقُرْصَةِ النَّقِيِّ لَيْسَ فِيهَا مَعْلَمٌ لِأَحَدٍ

Meali: "Kıyamet günü insanlar, üzerinde (dağ, taş, bina gibi) kimseye ait hiçbir alamet bulunmayan, tertemiz unlanmış ekmek sacı gibi bembeyaz bir düzlükte toplanacaklardır."

(Kaynak: Buhârî, Rikâk 44; Müslim, Münâfıkûn 28) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Dünyadaki mülklerine, kalelerine ve sınırlarına güvenip "Burası benim" diyenlerin; o gün üzerinde hak iddia edebilecekleri tek bir dikili taşın dahi kalmayacağını, her şeyin mutlak bir düzlüğe ve ilahi bir mekana evrileceğini bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, mülkün sahibinin kim olduğunu mekanın değişiminden anlamaktır. Bugün sığındığımız dağlar, ovada yükselen binalar ve sahiplendiğimiz topraklar o gün yok olacaktır. Mahşer meydanı, üzerinde hiçbir imtiyazın, hiçbir gizli köşenin ve hiçbir aidiyetin bulunmadığı mutlak bir eşitlik meydanıdır. "Allah var" diyen mümin, mülkün dürüleceği o gün için kalıcı olan takva binaları inşa eder.

Sahabe Kıssası: Hz. İbrahim, Kâbe'nin temellerini yükseltirken bu binanın bile bir gün dürüleceğini ancak orada yapılan ibadetin o bembeyaz mahşer düzlüğünde bir nur olarak karşısına çıkacağını biliyordu. O, geçici mekanlarda baki işler yapmanın temsilcisi olmuştur.

Kıssadan Hisse:

Üzerinde hak iddia ettiğin toprak değil, üzerinde işlediğin amel seninle gelecektir.

Mahşer meydanı öyle bir saflıktadır ki, orada sadece yüreklerin saflığı değer görür.

Mekan değişse de, o mekanın sahibi olan Allah değişmez; O'na güven.

28. MADDE: ÜMMETLERİN ARZ EDİLMESİ — NURUN YOLCULUĞU

28. AYET-İ KERİME

يَوْمَ لَا يُخْزِي اللّٰهُ النَّبِيَّ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ نُورُهُمْ يَسْعٰى بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ

“Meali: "O gün Allah, Peygamberi ve onunla beraber iman edenleri utandırmaz. Onların nurları önlerinde ve sağlarında (yollarını aydınlatıp) koşar."”

(Kaynak: Tahrîm Suresi, 8. Ayet)

28. HADİS-İ ŞERİF

إِنَّ أُمَّتِي يُدْعَوْنَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ غُرًّا مُحَجَّلِينَ مِنْ آثَارِ الْوُضُوءِ

“Meali: "Benim ümmetim, kıyamet gününde abdest izlerinden dolayı yüzleri nurlu, el ve ayakları ışıl ışıl (parlar vaziyette) çağrılacaklardır."”

(Kaynak: Buhârî, Vudû 3; Müslim, Tahâret 35) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Müminlerin dünyada çektikleri sıkıntılara, hor görülmelerine ve alay edilmelerine karşılık; mahşerin o karanlık ve zorlu anlarında bizzat Allah ve Resulü tarafından nasıl bir izzet ve nurla karşılanacaklarını müjdelemek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, mahşerin karanlığında kendi nurunu hazırlamaktır. O gün herkes kendi nuru kadar görebilir. Abdest, namaz ve zikir; bugün zahmet gibi görünse de o gün bedeni aydınlatan birer meşaleye dönüşür. "Allah var" diyen kişi, o büyük rüsvalık gününde "utanmayanlardan" ve "nuru sönmeyenlerden" olmak için dünyada alnını secde iziyle mühürler.

Sahabe Kıssası: Hz. Nuh, tufanın o karanlık dalgaları arasında gemidekilerin emniyeti için nasıl çabaladıysa; mahşerin dehşetinde de müminler Peygamber Efendimiz (S.a.v)'in nurlu sancğı altında öylece toplanacaklardır. O, selametle karaya çıkanların ilki olduğu gibi, müminler de mahşerden nurla çıkanlar olacaktır.

Kıssadan Hisse:

Mahşerdeki aydınlığın, dünyada aldığın abdestin ve kıldığın namazın kadardır.

Allah, dostlarını o günün karanlığında yapayalnız ve nurşuz bırakmaz.

İzzet mahşerdedir; dünyada hor görülsen de nurun seni ele verecektir.

29. MADDE: AMEL DEFTERİNİN DİLİ — "KİTABINI OKU!"

29. AYET-İ KERİME

اِقْرَأْ كِتَابَكَ كَفٰى بِنَفْسِكَ الْيَوْمَ عَلَيْكَ حَس۪يباً

“Meali: "(O gün ona denilir ki:) 'Oku kitabını! Bugün hesap görücü olarak sana kendi nefsin yeter!'"”

(Kaynak: İsrâ Suresi, 14. Ayet)

29. HADİS-İ ŞERİF

يُعْرَضُ النَّاسُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ثَلَاثَ عَرْضَاتٍ، فَأَمَّا عَرْضَتَانِ فَجِدَالٌ وَمَعَاذِيرُ، وَأَمَّا الثَّالِثَةُ فَعِنْدَ ذَلِكَ تَطِيرُ الصُّحُفُ فِي الْأَيْدِي

Meali: "Kıyamet günü insanlar üç defa (Allah'a) arz olunurlar. İlk ikisinde tartışmalar ve mazeretler ileri sürülür. Üçüncüsünde ise artık amel defterleri ellerine uçuverir."

(Kaynak: Tirmizî, Kıyâmet 4; İbn Mâce, Zühd 33) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: İnsanların mahşerde kendilerini savunabileceklerini, suçlarını gizleyebileceklerini veya mazeretlerin arkasına sığınabileceklerini sanmalarına karşılık; en nihayetinde her şeyin yazılı olduğu o "kara kaplı defterin" bizzat kişinin eline verileceğini ve en büyük hakimin insanın kendi vicdanı olacağını ihtar etmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, bugün yazdığın hayat hikayesini yarın herkesin içinde okuyacağını bilmektir. "Oku kitabını" nidası, kaçışın bittiği andır. O defterde hiçbir "silinti" veya "yanlışlık" yoktur. Mazeretlerin tükendiği o üçüncü arzda, defter ya bir şeref madalyası gibi sağdan, ya da bir utanç vesikası gibi soldan gelecektir. "Allah var" diyen mümin, o gün okurken yüzünün kızarmayacağı bir hayat yazar.

Sahabe Kıssası: Hz. İbrahim, Rabbine "İnsanların diriltileceği gün beni utandırma" (Şuarâ, 87) diye dua ederken, bu defterin açılacağı anı kastediyordu. O, "Halilullah" (Allah'ın dostu) ünvanını, defterine bir an bile şirk ve isyan bulaştırmayarak kazanmıştır.

Kıssadan Hisse:

Kendi mahkemende kendi defterinle yargılanacaksın; kalemi elindeyken güzel yaz.

Mazeretler dünyada geçerlidir, mahşerde sadece gerçekler konuşur.

Bugün gizlediğin her sayfa, yarın en gür sesle okunacaktır.

30. MADDE: ŞEFAATİN HAKİKATİ — İZİN ALINMADAN SÖZ SÖYLENEMEYEN GÜN

30. AYET-İ KERİME

يَوْمَئِذٍ لَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلًا

“Meali: "O gün, Rahmân'ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez."”

(Kaynak: Tâhâ Suresi, 109. Ayet)

30. HADİS-İ ŞERİF

لِكُلِّ نَبِيٍّ دَعْوَةٌ مُسْتَجَابَةٌ فَتَعَجَّلَ كُلُّ نَبِيٍّ دَعْوَتَهُ وَإِنِّي اخْتَبَأْتُ دَعْوَتِي شَفَاعَةً لِأُمَّتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ

Meali: "Her peygamberin (dünyada) kabul olunan bir duası vardır ve her peygamber o duasını yapmıştır. Ben ise duamı, kıyamet gününde ümmetime şefaat etmek üzere sakladım."

(Kaynak: Buhârî, Daavât 1; Müslim, Îmân 334) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Putların veya sahte ilahların Allah katında kendilerine şefaat edeceğine inanan müşriklerin bu batıl inancını yıkmak; gerçek şefaatin ancak Allah'ın izniyle ve O'nun razı olduğu kullar (başta Peygamberimiz olmak üzere) vasıtasıyla gerçekleşeceğini bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, şefaati bir "torpil" değil, bir "ikram-ı ilahi" olarak görmektir. O gün kimse kendi başına birini kurtaramaz. Şefaat, dünyada Allah'ın rızasını kovalayan müminlere, hesap günü bir rahmet tecellisi olarak sunulur. "Allah var" diyen mümin, Peygamber Efendimiz (S.a.v)'in sakladığı o büyük duaya nail olabilmek için, O'nun sünnetine ve Allah'ın emirlerine sımsıkı sarılır.

Sahabe Kıssası: Hz. Nuh, tufan anında kendi oğlu için şefaat etmek (kurtarmak) istemiş ancak Allah'tan "O senin ailenden değildir, çünkü o salih olmayan bir amel işledi" uyarısını almıştır. Bu olay, şefaatin akrabalıkla değil, iman ve salih amelle mümkün olduğunu gösteren en büyük derstir.

Kıssadan Hisse:

Şefaat haktır, ancak anahtarı Allah'ın elindedir.

Kurtarıcıyı değil, kurtarılmaya değer bir ameli (imanı) aramalıdır.

En büyük şefaatçi, dünyada iken uyduğumuz Kur'an ve sünnettir.

31. MADDE: İLAHİ TERAZİDEKİ ÖLÇÜ — İHLASIN AĞIRLIĞI

31. AYET-İ KERİME

وَمَا تُقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللّٰهِ هُوَ خَيْراً وَاَعْظَمَ اَجْراً

“Meali: "Kendiniz için önceden (dünyada) ne hayır gönderirseniz, onu Allah katında daha hayırlı ve mükafatı daha büyük olarak bulursunuz."”

(Kaynak: Müzzemmil Suresi, 20. Ayet)

31. HADİS-İ ŞERİF

إِنَّ اللَّهَ لَا يَنْظُرُ إِلَى أَجْسَادِكُمْ وَلَا إِلَى صُوَرِكُمْ وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأَعْمَالِكُمْ

“Meali: "Allah sizin vücutlarınıza ve dış görünüşünüze bakmaz; fakat kalplerinize ve amellerinize bakar."”

(Kaynak: Müslim, Birr 34) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Amellerin çokluğuna ve gösterişine önem veren, kalplerindeki riyayı ve niyeti önemsemeyenlerin yanıldıklarını; Allah katında geçerli olanın "ne kadar çok yapıldığı" değil, "nasıl bir kalple yapıldığı" olduğunu vurgulamak için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, her amelin içine bir miktar "ihlas" katmaktır. Mahşerdeki mîzanda amellerin kilosu değil, nuru tartılır. Dağlar kadar amel, içinde ihlas yoksa bir tüy kadar hafif kalabilir; ancak bir bardak su, halis bir niyetle verildiğinde mîzanı doldurabilir. "Allah var" diyen kişi, insanların takdirine değil, Allah'ın kalbindeki o gizli niyetlere bakışına odaklanır.

Sahabe Kıssası: Hz. İbrahim, Kâbe'yi inşa ederken taşların büyüklüğünden ziyade kalbinin teslimiyetine odaklanmış ve "Rabbimiz! Bizden kabul buyur" diye dua etmiştir. O, ameli yaptıktan sonra bile kabul kaygısıyla titreyenlerin rehberidir.

Kıssadan Hisse:

Allah’ın nazar ettiği yer kalptir; orayı temiz tutmayan mahşerde kazanamaz.

Dünyada "görsünler" diye yapılan, mahşerde "görülmez" olur.

Ahiret azığı, kalpte biriktirilen samimiyettir.

32. MADDE: PİŞMANLIĞIN FAYDA VERMEDİĞİ AN — "KEŞKE"LERİN SONU

32. AYET-İ KERİME

أَنْ تَقُولَ نَفْسٌ يَا حَسْرَتَا عَلَىٰ مَا فَرَّطْتُ فِي جَنْبِ اللَّهِ وَإِنْ كُنْتُ لَمِنَ السَّاخِرِينَ

Meali: "Kişinin: 'Allah'a karşı işlediğim kusurlardan dolayı vay hasretime (pişmanlığıma)! Gerçekten ben (dini) alaya alanlardandım' diyeceği günden sakının."

(Kaynak: Zümer Suresi, 56. Ayet)

32. HADİS-İ ŞERİF

مَنْ خَافَ أَدْلَجَ، وَمَنْ أَدْلَجَ بَلَغَ الْمَنْزِلَ، أَلَا إِنَّ سِلْعَةَ اللَّهِ غَالِيَةٌ، أَلَا إِنَّ سِلْعَةَ اللَّهِ الْجَنَّةُ

Meali: "Korkan kimse geceleyin yol alır (hazırlığını yapar). Gece yol alan da menziline ulaşır. Dikkat edin! Allah'ın sattığı mal pahalıdır. Dikkat edin! Allah'ın malı cennettir."

(Kaynak: Tirmizî, Kıyâmet 18) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Hayatı sadece bir oyun ve eğlence sanıp ilahi gerçekleri hafife alanların, mahşerde duyacakları o telafisi imkansız "hasret" ve "pişmanlık" duygusunu daha dünyadayken ihtar etmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, son pişmanlığın fayda vermediği o sahneye gelmeden önce pişman olabilmektir. "Hasret", elindeki fırsatı kaybeden insanın duyduğu en derin acıdır. Mahşerdeki "eyvah"lar, dünyadaki "Allah" nidalarının yerini tutamaz. Cennet ucuz değildir; o yola girmek, nefsin uykusundan uyanıp gece yol alan yolcular gibi gayret ister. "Allah var" diyen mümin, cennetin bedelini bu dünyada takva ve ihlasla ödemeye çalışır.

Sahabe Kıssası: Hz. Nuh, gemiye binmeyen oğlunun sulara kapıldığını gördüğünde yaşadığı o derin hasreti, mahşerde sevdiklerini cehenneme gönderirken yaşayacak olan babalara bir ibret tablosu olarak bırakmıştır. O, "hasret" gelmeden önce "davet" için çabalayanların atasıdır.

Kıssadan Hisse:

Mahşer günü "keşke" demek, ateşe bir odun daha atmaktır.

Cennet bedava değil, paha biçilmezdir; bedeli ise istikamettir.

Bugünü hafife alan, yarın ağır bir hesapla karşılaşır.

33. MADDE: SORGULANACAK NİMETLER — EL-İFTİKAR

33. AYET-İ KERİME

ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّع۪يمِ

“Meali: "Sonra, o gün (size verilen) her nimetten mutlaka sorgulanacaksınız."”

(Kaynak: Tekâsür Suresi, 8. Ayet)

33. HADİS-İ ŞERİF

إِنَّ أَوَّلَ مَا يُسْأَلُ عَنْهُ الْعَبْدُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنَ النَّعِيمِ أَنْ يُقَالُ لَهُ: أَلَمْ نُصِحَّ لَكَ جِسْمَكَ، وَنُرْوِكَ مِنَ الْمَاءِ الْبَارِدِ؟

“Meali: "Kıyamet günü kula sorulacak ilk nimet şudur: 'Biz senin vücuduna sağlık vermedik mi? Sana soğuk su içirmedik mi?'"”

(Kaynak: Tirmizî, Tefsîr 102) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: İnsanların sahip oldukları sağlığı, huzuru, bir yudum suyu ve güvenliği kendi güçleriyle kazandıklarını sanıp şükürden gafil olmalarına karşılık; her bir imkanın aslında ağır birer hesap konusu olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, her nimetin bir "soru işareti" taşıdığını bilmektir. Kulun sofrasındaki ekmekten damarındaki kana, aldığı nefesten içtiği suya kadar her şey ilahi bir ikramdır ve her ikramın bir şükür bedeli vardır. Mahşerdeki hesap, sadece günahların değil, hakkı verilmemiş nimetlerin de hesabıdır. "Allah var" diyen mümin, nimeti tüketen değil, nimetin şükrünü eda ederek onu ebedileştiren kişidir.

Sahabe Kıssası: Hz. İbrahim, misafiri olmadan sofraya oturmazdı. Bir gün sofrasındaki nimetlere bakıp; "Ya Rabbi! Bu nimetlerin şükründen Sana sığınırım, zira senin lütfun çok, benim şükrüm ise azdır" diyerek ağlamıştır. O, nimetin çokluğunda hesabın zorluğunu görenlerin önderidir.

Kıssadan Hisse:

Boşa akan suyun, harcanan sağlığın ve israf edilen zamanın hesabı çetindir.

Şükrü eda edilmeyen her nimet, mahşerde sahibine bir yük olur.

Elindeki imkânı Allah yolunda kullanmak, en büyük şükürdür.

34. MADDE: AMELİN TEK BAŞINA YETMEMESİ — RAHMET-İ İLAHİYE

34. AYET-İ KERİME

قُلْ بِفَضْلِ اللّٰهِ وَبِرَحْمَتِه۪ فَبِذٰلِكَ فَلْيَفْرَحُواۜ هُوَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ

“Meali: "De ki: Ancak Allah’ın lütfu ve rahmetiyle, işte ancak bununla sevinsinler. Bu, onların (dünyada) topladıklarından daha hayırlıdır."”

(Kaynak: Yûnus Suresi, 58. Ayet)

34. HADİS-İ ŞERİF

لَنْ يُدْخِلَ أَحَدًا عَمَلُهُ الْجَنَّةَ. قَالُوا: وَلَا أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ: وَلَا أَنَا إِلَّا أَنْ يَتَغَمَّدَنِي اللَّهُ بِفَضْلٍ وَرَحْمَةٍ

Meali: "Hiç kimseyi (sadece) ameli cennete sokamaz. Ashab sordu: 'Seni de mi ya Resulullah?' Buyurdu ki: 'Evet, Allah beni fazlı ve rahmetiyle bürümedikçe beni de (sadece amelim kurtaramaz).'"

(Kaynak: Buhârî, Merdâ 19; Müslim, Münâfıkûn 71) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: İbadetlerine güvenip kibirlenen, cenneti amellerinin bir "ücreti" olarak gören ve Allah'ın rahmetine olan ihtiyacını unutan kimseleri uyarmak, gerçek kurtuluşun ancak ilahi lütufla mümkün olduğunu anlatmak için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, amelde kusursuzluğu arayıp rahmette son bulmaktır. Bizim amellerimiz, Allah'ın bize verdiği tek bir göz nimetinin bile şükrünü karşılamaya yetmez. İbadet, cennetin fiyatı değil, Allah'a olan sevgi ve bağlılığın bir işaretidir. Cennet ise Allah'ın kuluna olan sonsuz ikramıdır. "Allah var" diyen mümin, ameline güvenip gurura kapılmaz; her daim "Ya Rabbi, rahmetinle muamele eyle" diye iltica eder.

Sahabe Kıssası: Hz. Nuh, tufandan kurtulup karaya ayak bastığında, kurtuluşunu kendi yaptığı gemiye değil, sadece Allah'ın rahmetine bağlamıştır. Gemi sadece bir sebepti, asıl koruyan ise Allah’ın lütfuydu.

Kıssadan Hisse:

Ameline güvenen aldanır, Rabbine güvenen kazanır.

İbadet görevdir, cennet ise hediyedir.

Mahşer günü adalet değil, rahmet talep edilmelidir.

35. MADDE: KAÇIŞIN İMKANSIZLIĞI — NEREYE GİDİYORSUNUZ?

35. AYET-İ KERİME

فَاَيْنَ تَذْهَبُونَۜ

“Meali: "(Hal böyleyken) siz nereye gidiyorsunuz?"”

(Kaynak: Tekvîr Suresi, 26. Ayet)

35. HADİS-İ ŞERİF

مَنِ اسْتَطَاعَ مِنْكُمْ أَنْ يَسْتَتِرَ مِنَ النَّارِ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ فَلْيَفْعَلْ

“Meali: "Sizden kim, bir yarım hurma ile de olsa ateşten korunmaya güç yetirirse, bunu hemen yapsın."”

(Kaynak: Buhârî, Zekât 21; Müslim, Zekât 66) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Hayatın gerçeklerinden sapan, ahireti yok sayan ve batıl yollarda ömür tüketenlerin girdiği yolun sonunun uçurum olduğunu onlara en kısa ve sarsıcı şekilde sormak, onları bir "istikamet" sorgulamasına çekmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, "Nereden geldim, nereye gidiyorum?" sorusuna her an cevap verebilmektir. Dünya bir labirent değildir; sonu mahşere çıkan düz bir yoldur. İnsan her adımında ya ateşe ya da cennete yaklaşmaktadır. Küçük görülen bir sadaka (yarım hurma), mahşerin dehşetinde kişiye bir kalkan olabilir. "Allah var" diyen kişi, nereye gittiğini bilir ve adımlarını o büyük ateşe siper olacak hayırlarla sağlamlaştırır.

Sahabe Kıssası: Hz. İbrahim, Babil'den hicret ederken "Ben Rabbime gidiyorum, O bana yol gösterecektir" (Saffât, 99) demiştir. O, nereye gittiğini bilenlerin ve varış noktası Allah olanların en güzel örneğidir.

Kıssadan Hisse:

Gidilen yolun sonu Allah’a çıkmıyorsa, o yol çıkmaz sokaktır.

Az bir hayır, çok büyük bir azabı engelleyebilir.

Yolculuk her nefeste devam ediyor; varış yerin neresi olsun istersin?

36. MADDE: AMEL DEFTERLERİNİN DAĞITILMASI — UÇUŞAN SAYFALAR

36. AYET-İ KERİME

وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ

“Meali: "Amel defterleri açılıp ortaya döküldüğü zaman..."”

(Kaynak: Tekvîr Suresi, 10. Ayet)

36. HADİS-İ ŞERİF

يُؤْتَى بِالصَّحِيفَةِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَتُوضَعُ فِي الْمِيزَانِ فَتَطِيشُ بِهَا الْحَسَنَاتُ وَتَرْجَحُ بِهَا السَّيِّئَاتُ ثُمَّ يُؤْتَى بِبِطَاقَةٍ فِيهَا "لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ" فَتَرْجَحُ بِهِنَّ

Meali: "Kıyamet günü günahlarla dolu bir defter mîzana konur ve kötülükler ağır gelir. Sonra üzerinde 'Lâ ilâhe illallâh' yazılı bir kart (ihlaslı bir tevhid) getirilir; işte o, diğer tüm sayfalardan ağır gelir."

(Kaynak: Tirmizî, Îmân 17; İbn Mâce, Zühd 35) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Dünyada gizli kalan tüm defterlerin, kirli pazarlıkların ve saklanan günahların mahşer meydanında rüzgâra kapılmış sayfalar gibi herkesin önüne serileceğini, ilahi adaletin hiçbir şeyi gizli bırakmayacağını bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, her günün yeni bir sayfa olduğunu ve o sayfanın mahşerde "yayınlanacağını" bilmektir. "Nüşiret" ifadesi, defterlerin dürülü halden çıkıp herkesin okuyabileceği şekilde ilan edilmesini anlatır. İnsanın kurtuluşu ise sayfaların çokluğunda değil, o sayfaların ruhu olan "tevhid" ve "ihlas"tadır. "Allah var" diyen mümin, defteri açıldığında kendisini rüsvay edecek değil, şereflendirecek satırlar biriktirmeye gayret eder.

Sahabe Kıssası: Hz. Nuh, kavmine tevhid mücadelesi verirken kendisine inanan bir avuç insanın amel defterlerinin o gün nasıl nurla parlayacağını görmüş ve onlara; "Sizin gerçek hayatınız bugün değil, o sayfaların açılacağı gündür" demiştir.

Kıssadan Hisse:

Bugün yazdıkların, yarın okunacak olanlardır.

İhlaslı bir kelime-i tevhid, binlerce sayfalık günahı silecek güçtedir.

Defterin açılmasından korkan, onu dünyada tövbe ile temizlemelidir.

37. MADDE: GÖKLERİN PARÇALANMASI — İNFİTÂR

37. AYET-İ KERİME

اِذَا السَّمَٓاءُ انْفَطَرَتْ * وَاِذَا الْكَوَاكِبُ انْتَثَرَتْ

“Meali: "Gök yarıldığı zaman, yıldızlar dağılıp döküldüğü zaman..."”

(Kaynak: İnfitâr Suresi, 1-2. Ayetler)

37. HADİS-İ ŞERİF

مَنْ سَرَّهُ أَنْ يَنْظُرَ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ كَأَنَّهُ رَأْيُ عَيْنٍ فَلْيَقْرَأْ: "إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ" وَ"إِذَا السَّمَاءُ انْفَطَرَتْ" وَ"إِذَا السَّمَاءُ انْشَقَّتْ"

“Meali: "Kim kıyamet gününü bizzat gözüyle görüyormuş gibi bakmak (anlamak) isterse; Tekvîr, İnfitâr ve İnşikâk surelerini okusun."”

(Kaynak: Tirmizî, Tefsîr 81) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Kainatın düzenine bakıp onun ebedî olduğunu sananlara, bu muazzam nizamın bir gün bir kâğıt gibi yırtılacağını ve sığınılan her şeyin yerle bir olacağını haber vererek kalpleri uyanışa çağırmak için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, fiziksel dünyanın faniliğini idrak etmektir. Yıldızların dökülmesi ve göğün yarılması, sığınılacak tek kalenin Allah olduğunu gösterir. Maddenin yok olduğu o an, mananın ve amelin tek gerçek olduğu andır. "Allah var" diyen kişi, dökülecek olan yıldızlara değil, o yıldızları söndürecek olan Zât'ın rızasına talip olur. Kıyameti anlamak, hayatı ciddiye almaktır.

Sahabe Kıssası: Hz. İbrahim, yıldızların, ayın ve güneşin batışını izlediğinde; "Ben batıp gidenleri sevmem" (En'âm, 76) diyerek asıl baki olan Allah'a yönelmişti. O, göklerin parçalanacağı günü daha o zaman ferasetiyle görmüştür.

Kıssadan Hisse:

Düzenin bozulmayacağını sanan gaflettedir; her nefes kıyamete bir adım daha yakındır.

Yıldızların bile döküldüğü bir günde, insan ancak imanıyla ayakta kalabilir.

Mahşeri anlamak isteyen, Kur'an'ın infitâr sahnelerini kalbiyle okumalıdır.

38. MADDE: MÜKÂFATIN BÜYÜKLÜĞÜ — GÖZLERİN GÖRMEDİĞİ NİMET

38. AYET-İ KERİME

فَلَا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَٓا اُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ اَعْيُنٍۚ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

“Meali: "Yaptıklarına karşılık olarak onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez."”

(Kaynak: Secde Suresi, 17. Ayet)

38. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ اللَّهُ أَعْدَدْتُ لِعِبَادِي الصَّالِحِينَ مَا لَا عَيْنٌ رَأَتْ وَلَا أُذُنٌ سَمِعَتْ وَلَا خَطَرَ عَلَى قَلْبِ بَشَرٍ

Meali: "Allah Teâlâ buyurdu ki: 'Ben salih kullarım için (cennette) hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insan aklının hayal edemeyeceği nimetler hazırladım.'"

(Kaynak: Buhârî, Bed'ü'l-Halk 8; Müslim, Cennet 2) Sıhhat Derecesi: Kudsî Hadis.

Nüzul Sebebi: Dünyada Allah için fedakarlık yapan, uykusunu secdede feda eden ve haramlardan kaçarken zorluk çeken müminlere; sabırlarının sonundaki o muazzam ve tarif edilemez ödülü müjdelemek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, görülmeyene (Gayb'a) olan sarsılmaz güvendir. Cennet, sadece süt ırmakları ve meyvelerden ibaret değildir; o, Allah'ın cemalini görmenin ve O'nun rızasına ermenin zirvesidir. Dünyadaki hiçbir lezzet, oradaki tek bir saniyenin karşılığı olamaz. "Allah var" diyen mümin, bu fani dünyanın geçici tatlarına değil, aklın ötesindeki o ebedî sürura talip olur ve bedelini takva ile öder.

Sahabe Kıssası: Hz. Nuh, kavminin alaylarına ve sıkıntılarına göğüs gererken, kurtuluşun sonunda Allah'ın hazırladığı o eşsiz nimetleri düşünerek direnmiştir. O, "gözün görmediği" kurtuluşa iman edenlerin öncüsüdür.

Kıssadan Hisse:

Sabrın sonu, hayal dahi edilemeyecek bir selamettir.

Dünyada fedakarlık yapan, ahirette karşılığını fazlasıyla bulur.

En büyük nimet, Allah'ın kulundan razı olmasıdır.

39. MADDE: NEFSİN KENDİNE ŞAHİTLİĞİ — EL-BASÎRA

39. AYET-İ KERİME

بَلِ الْاِنْسَانُ عَلٰى نَفْسِه۪ بَص۪يرَةٌۙ * وَلَوْ اَلْقٰى مَعَاذ۪يرَهُۜ

“Meali: "Artık insan, mazeretlerini ortaya dökse de, kendi nefsinin ne olduğunu bizzat kendisi görüp bilmektedir."”

(Kaynak: Kıyâmet Suresi, 14-15. Ayetler)

39. HADİS-İ ŞERİF

الْبِرُّ حُسْنُ الْخُلُقِ، وَالإِثْمُ مَا حَاكَ فِي نَفْسِكَ، وَكَرِهْتَ أَنْ يَطَّلِعَ عَلَيْهِ النَّاسُ

“Meali: "İyilik güzel ahlaktır; günah ise kalbini tırmalayan ve insanların bilmesini istemediğin şeydir."”

(Kaynak: Müslim, Birr 14) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Mahşer meydanında dilleriyle kendilerini savunmaya çalışan, hatalarını kadere veya başkalarına yüklemeye kalkan günahkârların; aslında hakikati en iyi kendi vicdanlarının bildiğini ve o gün hiçbir maskenin işe yaramayacağını bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, insanın kendi içindeki mahkemeyi dünyada kurmasıdır. Mahşer günü sadece bir dış yargılama değil, insanın kendi gerçeğiyle yüzleşmesidir. Ayette geçen "Basîra" ifadesi, insanın kendi ayıplarını ve niyetlerini apaçık görmesi demektir. "Allah var" diyen mümin, başkalarını kandırsa bile Allah’ı ve kendi vicdanını kandıramayacağını bilir ve kalbini tırmalayan her türlü şüpheli işten (günahtan) mahşer günü rüsva olmamak için uzak durur.

Sahabe Kıssası: Hz. İbrahim, ateşe atılırken nemrudun mazeretlerini değil, kendi kalbindeki o sarsılmaz imanı ve doğruluğu (basireti) kuşanmıştı. O, insanların ne dediğine değil, nefsinin Allah katındaki duruşuna bakmıştır.

Kıssadan Hisse:

Mahşerdeki en büyük tanık, senin kendi vicdanındır.

Mazeretler dili kurtarabilir ama kalbi ve hesabı kurtarmaz.

İnsanların görmesini istemediğin işleri, Allah'ın her an gördüğünü unutma.

40. MADDE: EBEDÎ YURT VE ASIL HAYAT — EL-HAYEVÂN

40. AYET-İ KERİME

وَمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌۜ وَاِنَّ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ

“Meali: "Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurdu ise asıl hayatın (ölümsüzlüğün) ta kendisidir. Keşke bilselerdi!"”

(Kaynak: Ankebût Suresi, 64. Ayet)

40. HADİS-İ ŞERİF

اللَّهُمَّ لاَ عَيْشَ إِلاَّ عَيْشُ الآخِرَهْ

“Meali: "Allah'ım! Asıl hayat, ancak ahiret hayatıdır."”

(Kaynak: Buhârî, Cihâd 33; Müslim, Cihâd 126) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Dünyanın geçici parıltısına aldanıp asıl vatanını unutanlara; bu hayatın bir rüya, ahiretin ise uyanış olduğunu, her şeyin zıttıyla baki kalacağı tek yerin öte dünya olduğunu vurgulamak için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ahiret bilinci, son durağın değil asıl başlangıcın farkında olmaktır. Ayetteki "Hayevân" kelimesi, içinde ölümün olmadığı, tam ve kâmil bir hayatı ifade eder. Dünya, o büyük saraya girmek için geçilen dar ve tozlu bir dehlizdir. "Allah var" diyen mümin, bu oyuna ve eğlenceye kapılıp ebedî saadeti riske atmaz. Efendimiz (S.a.v) hendek kazarken de, en sıkıntılı anlarda da "Asıl hayat ahirettir" diyerek ümmetine pusulayı göstermiştir.

Sahabe Kıssası: Hz. Nuh, 950 yıllık uzun ömrüne rağmen vefat edeceği zaman kendisine "Dünyayı nasıl buldun?" diye sorulduğunda; "İki kapılı bir ev gibi; birinden girdim diğerinden çıkıyorum" demiştir. O, asıl hayatın dünya olmadığını en uzun yaşayan insan olarak tescillemiştir.

Kıssadan Hisse:

Oyun biter, eğlence durur; sadece amel baki kalır.

Ölüm bir son değil, "Hayevân" denilen gerçek hayata açılan bir kapıdır.

Akıllı kişi, fani olanı baki olana feda etmeyendir.

EBEDÎ VEDA VE BÜYÜK HESAP

EY MÜSLÜMAN EY ADEMOĞLU! Yolun bittiği yere gelip çattığında, sadece arkanda bıraktığın fani gölgeleri değil, önünde duran dehşetli hakikati de göreceksin! O an, perdeler kalkacak! Gözlerin keskinleşecek! Kulakların, dünyanın gürültüsünden değil, mahşerin o uğultulu sessizliğinden titremeye başlayacak! Artık "Dönsem ne olur?" sorusunun hükmü kalmayacak; çünkü dönülecek bir yer, sığınılacak bir zaman dilimi kalmamıştır!

Düşün! Azrail (a.s) tam karşında durduğunda; elinden mülkün, dilinden yalanın, kalbinden dünya sevdan çekilip alındığında, elinde ne kalacak? Hangi dostun seninle o dar çukura inecek? Hangi evladın "Babamın günahını ben yükleneyim" diyecek? Hangi eşin senin yerine o karanlıkta bekleyecek? Söyle! O an geldiğinde, uğruna ömrünü feda ettiğin dünya mı sana el uzatacak, yoksa hor gördüğün o küçük secdeler mi?

Ey gafil! Sen "Hayat benim" sandın ama hayat, senin elindeki bir emanetti! Sen "Zaman çok" sandın ama zaman, senin aleyhine kurulmuş bir saatti! İşte o saat durduğunda; kainatın sahibi olan Allah, "Bugün mülk kimindir?" diye nida ettiğinde, sen kimin önünde eğileceksin? O gün dağlar pamuk gibi atılırken, gökyüzü erimiş maden gibi akarken, sen amellerinden başka hangi kaleye sığınabileceksin?

Ey kul! Bugün haramlara uzanırken titremeyen ellerin, yarın o haramların ateşiyle kavrulurken ne diyecek? Bugün yalan söyleyen dilin, mahşer meydanında mühürlendiğinde ve bizzat derilerin şahitlik ettiğinde, hangi savunmayı yapacaksın? Unutma ki; Allah ihmal etmez, imtihan eder! Allah unutmaz, mühlet verir! Ama o mühlet bittiğinde, ne bir ah fayda verir, ne de bir eyvah!

Ey nefis! Sen kendini başıboş mu sandın? Sen bu dünyaya sadece yiyip içmek, gülüp eğlenmek için mi gönderildin? Hayır! Sen, bir davanın, bir imtihanın, bir büyük hesabın yolcususun! Eğer bugün nefsini susturamazsan, yarın cehennemin uğultusu senin sesini susturacaktır! Eğer bugün gözyaşınla günahlarını yıkamazsan, yarın o günahların ateşiyle yanmaya mahkum olacaksın!

Ey insan! Artık uyan! Güneş hâlâ doğudan doğuyorken, nefes hâlâ göğüs kafesinde bir kuş gibi çarpıyorken, dizlerinde hâlâ rükûya gidecek mecal varken; gel, Rabbine dön! Gel, kibrini toprağa göm! Gel, secdede yok ol ki, mahşerde baki kalasın! Çünkü kabir kapısı kapandığında, pişmanlık sadece bir azap kamçısıdır.

Hesap çetindir... Terazi hassastır... Sırat incedir...

Mülk Allah’ındır ve sen mülkün sahibi değil, sadece bir misafirisin!

Misafirliğin bittiğinde, ev sahibine ne götüreceksin?

Karanlık bir geçmiş mi, yoksa nurla parlayan bir gelecek mi?

Ey Rabbimiz!

Bizi mahşerin o büyük dehşetinden, emin olan kullarının arasına kat!

Bizi, kendi nefsinin hilesine kurban gidip de hüsrana uğrayanlardan eyleme!

Gözlerimizi ebedî nurunla aydınlat, kalplerimizi takva ile mühürle!

Kitabımızı sağımızdan vererek bizi Peygamber Efendimiz Sav İn sancağı altında, Hz. İbrahim’in dostluğunda, Hz. Nuh’un selametinde haşreyle!

Hazırlayan MEHMET ERÇELİK