Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Hz. Peygamber Sevgisinin Tezahürleri

İsmail Sezkin

HZ. PEYGAMBER SEVGİSİNİN TEZAHÜRLERİ


Peygamber’e iman etmek farzdır. İmanın şartlarından birisi Peygamberlere iman etmektir. Bundan dolayı her Müslüman’ın Peygamberin Allah tarafından gönderilmiş bir elçi olduğuna şehâdet etmesi gerekir. Peygamberlerin Allah’tan getirdiği her şeyi tasdik etmesi gerekir. Peygamber’den gelen bütün sözleri ve fiilleri kabul ederek, hayatında Peygamber’i kendisine örnek alması gerekir.

Peygamber Efendimiz, bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor:

"Bir kul, beni eşinden, malından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe (tam anlamıyla) îmân etmiş olmaz."

Sahabeden Abdullah b. Hişam da şunu anlatıyor:

"Peygamber Efendimiz bir gün arkadaşları ile birlikte otururken Hz.Ömer'in elini tutar. Hz.Ömer buna çok mutlu olur ve;

"Ya Rasulallah! Allah'a yemin ederim ki ben, seni nefsimden başka, her şeyden daha çok seviyorum," der.

Peygamberimiz Hz. Ömer’in bu sözüne şu cevabı verir:

"Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, beni kendi canından daha çok sevmedikçe olmaz (tam îmân etmiş olmazsın)."

Bunun üzerine Hz.Ömer Peygamberimiz’e:

"Allah'a yemin ederim ki şimdi seni nefsimden daha çok seviyorum." der.

Peygamber Efendimiz de:

“Şimdi imanın kemale ermiştir ey Ömer” der.

Cenab-ı Allah, bir ayet-i kerimede Peygamber Efendimiz’e hitâben şöyle buyuruyor:

قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللهَ فَاتَّبِعُونِى يُحْبِبْكُمُ اللهُ

وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ

“"(Ey Peygamber!) De ki: Eğer gerçekten Allah'ı seviyorsanız bana uyun (açık ve gizli bana îmân edin) ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah (mü'min kullarının günahlarını) çok bağışlayıcıdır, (onlara) çok merhametlidir."”

Cenab-ı Allah’ı bilip tanımamızın iki yolu var. Onlardan birincisi akıldır… İkincisi Peygamberdir.

Fakat Cenab-ı Allah’ı sadece akılla bilip anlamak yeterli olmaz.

Varlık âlemindeki çok mükemmel planı aklımızla anlayabiliriz… Şu kainattaki şaşmayan kanunların bir planlayıcısının olduğunu aklımızla anlayabiliriz…

Fakat Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarını aklımızla bulup bilemeyiz…Cenab-ı Allah’ın kullarına neleri emrettiğini, neleri yasakladığını aklımızla bulup bilemeyiz… Cenab-ı Allah’ın bu dünyayı insanlara neden hazırladığını, bu dünyada sonra gideceğimiz bir ahiret hayatının var olduğunu aklımızla çözüp bilemeyiz…

Ne kadar zeki ve akıllı olursak olalım bunları biz peygamberimizden öğreniyoruz…

O halde; Peygamber, ilahî rahmeti ve Cenab-ı Hakk’ın emir ve buyruklarını kullarına yansıtan bir aynadır. Peygamber; Cenab-ı Allah’ın kanunlarını kullarına haber veren bir elçidir. Peygamber; Cenab-ı Rabbil Alemin’i kullarına tanıtan bir rehberdir. Peygamber bir de; kulluk görevinin anlamını ve ölçüsünü insanlara öğreten bir öğretmendir.

Bu nedenle Allah’ı sevmenin yolu, peygamberi sevmekten başlar. Peygamberi sevmek ise Peygamber’in Allah’tan getirdiklerini gönülden benimseyip kabul etmekle olur.

Muhterem Kardeşlerim;

Peygamber Efendimiz’i gerçekten seven bir mü’minde bulunması gereken bazı vasıflar vardır. Yani öyle kuru kuruya ben Peygamberi çok seviyorum demekle olmuyor bu iş. Yani bu sevgiyi dünyamıza yansıtan bir takım emarelerin olması lazım hayatımızda.

Birincisi; Cenab-ı Allah’tan sonra en çok Peygamber Efendimiz’i sevdiğimizin emaresi olarak; yaşantımızda Peygamberimiz’in sünnet-i seniyyesine uymamız lazım. Yani hayatımızı Peygamberimizin hayat tarzına uydurmamız lazım. Nitekim Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor Kur’an’da:

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِى رَسُولِ اللهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ

لِمَنْ كَانَ يَرْجُو اللهَ وَالْيَوْمَ اْلآخِرَ وَذَكَرَ اللهَ كَثِيرًا

““Andolsun ki Allah’ın Resulünde sizin için, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnek vardır.””

Bir müslüman bu dünyada niye yaşar? Cenab-ı Allah’ın rızasını ve sevgisini kazanmak için yaşar. Yani Allah’ın razı olduğu ve sevdiği bir kul olmaktır müslümanın amacı. Bunu da öncelikle Peygamberimiz’in sünnetlerine uyarsak kazanabiliriz.

Yani Cenab-ı Allah’ın razı olduğu ve sevdiği bir kul olabilmek için hayatımızda her konuda kendimize Peygamber’i örnek almamız lazım… Peygamberin yolundan yürümemiz lazım…

Eğer amacımız, idealimiz kendimizi Allah’a sevdirmekse, mecburuz buna. Çünkü Allah’ın rızasını kazanmak demek, gazabından korunmak demektir.

فَاِنْ حَآجُّوكَ فَقُلْ اَسْلَمْتُ وَجْهِىَ لِلَّهِ وَمَنِ اتَّبَعَنِ

“Kur’an’ın ifadesi bu…“Ben özümü Allah’a teslim ettim, bana uyanlar da öyle.””

Peygamber’e uymak demek; bu ayetteki gibi ihlas ve samimiyetle, “Ben özümü Allah’a teslim ettim.” deyip Peygambere uymak ve O’nu örnek almakla olur.

Cenab-ı Allah’ın veli kullarından olan Sehl b.Abdullah et-Tüsterî şöyle diyor:

“Allah’ı sevmenin alameti, Kur’an’ı sevip anlamaktır.

Kur’an’ı sevmenin alameti, Peygamber Efendimizi sevmektir.

Peygamber’i sevmenin alameti ise, O’nun sünnetini severek yerine getirmektir.”

“Allah’ı, Kur’an’ı, Peygamberi ve Peygamber’in sünnetini sevmenin alameti ise, ahireti sevmek ve ona hazırlanmaktır.

Ahireti sevmenin alameti ise, kendini bilip sevmektir.

Kendini sevmenin alameti ise, dünyanın aldatıcı, oyalayıcı yanlarını sevmemektir.

Bunun da alameti, insanı amacına ulaştıracak kadar rızkı helâl yoldan kazanmaktır.”

Peygamber Efendimiz’i sevmenin alametlerinden ikincisi ise; Peygamberimiz’in sözünü kabul edip, hükmüne razı olmaktır. Bir ayet-i kerimede Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor:

فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ

ثُمَّ لاَ يَجِدُوا فِى اَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا

““Hayır; Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp, sonra da verdiğin hükme karşı, içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olamazlar.””

Cenab-ı Allah bu ayette şu üç noktaya dikkatimizi çekiyor:

1. Her meselede Peygamber’in hakemliğine başvuracaksınız.

2.Peygamber’in verdiği bir hükümden dolayı içinizde hiçbir sıkıntı ve rahatsızlık duymayacaksınız.

3. Tam bir teslimiyetle Peygamber’e boyun eğeceksiniz.

Peygamberi sevmenin alametlerinden üçüncüsü ise; insanlar arasında O’nun dini olan İslam’ı yaymak, her yerde ve her zaman tevhid bayrağını yükseltmek ve Cenab-ı Allah’ın kesinlikle izin vermediği putperestliği ortadan kaldırmaktır.

Peygamberi sevmenin alametlerinden Dördüncüsü ise; iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak, Allah için, kitabı için, Peygamberi için ve bütün Müslümanlar için nasihatte bulunmaktır. Ümmetlerin içinde en hayırlı ümmet Ümmet-i Muhammed’dir. Çünkü Ümmet-i Muhammed, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir ümmettir.

Peygamberi sevmenin alametlerinden birisi de; Peygamber Efendimiz’in güzel ahlâkıyla ahlâklanmalıyız ve bu meyanda bütün kötü ahlâk ve davranışlardan sakınmamız lazım. Eğer ahlakımız Peygamberimizin ahlakı gibi olmazsa Peygamber’i gerçek manada sevmiş olamayız.

Peygamber’in yolundan gitmek, onun ahlâkıyla ahlâklanmakla olacağına göre, herkesin kendisini, yaptıklarını ve kimin yolundan gittiğini ve kimin ahlâkıyla ahlâklandığını bilmesi ve kontrol etmesi lazım. Ama bu kontrolü yapabilmemiz için de öncelikle Peygamberimizin ahlakının nasıl olduğunu bilip öğrenmemiz gerekiyor. Peygamberin ahlakını öğrenmek ve bilmek ise Kur’an-ı Kerim’i okuyup anlamaktan geçiyor. Çünkü;

“İnnemâ buistü li ütemmime mekârimel ahlâk”

“Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.”

Buyuran Peygamberimizin ahlakının Kur’an ahlakı olduğunu Hz. Aişe validemiz söylüyor bize. Kendisine Peygamberi’in ahlakının nasıl olduğunu soranlara “Siz Kur’an okumuyor musunuz? O’nun ahlakı Kur’andı.” Diyor Aişe validemiz. Şimdi Peygamberimizin ahlakından bir misal anlatayım size…

Peygamber Efendimiz (SAV), mihraba geçmiş, namaz kıldıracak.

Dikkat ediniz! Namaz ve Resûlullah (SAV). “Gözümün nuru, huzur kaynağım.” dediği namaz. Medine’de, Resûlullah’ın mescidinde, mihrapta namaz kıldıracak. Kamet getirilmiş, Bilal-i Habeşi kamet getirmiş, namaz başlayacak. Peygamber mihrabına geçmiş. Sahabi üçü-beşi-yüzü, ne kadar varsa, hepsi arkada namaza hazırlanmışlar.

“Allah-u ekber” deyip iftitah tekbiri getirilecek ama Peygamber namaza başlayamıyor. Dakikalardır namazın başlamasını bekliyorlar. Ayaktalar; namazı bekliyorlar. Neden başlayamadığını merak ediyorlar.

"Peygamber’e bir şey mi oldu acaba" diye merak ediyorlar. Arkadakiler göremiyorlar önde, mihrapda ne olduğunu.

Hayır, bakıyorlar ki mihrapta bir Müslüman Peygamberimiz’e gelmiş derdini anlatıyor. O da onun derdini dinliyor. Bir dakika, iki dakika, üç dakika… Hâlâ Müslüman derdini anlatıyor. Resûlullah da “yav namazı kılalım, selamdan sonra gelirsin” demiyor. Ortada bir problem var, bir sorun var, birinin bir derdi var… Önce şu namazı kılalım demiyor… Önce o sorunu hallediyor

O Müslüman, kamet getirilmiş, iftitah tekbiri başlayacak, orada Peygamber’i yakalamış, orada derdini anlatıyor. O da dinliyor. Çaresini ürettikten sonra ona, mihrapta namaza başlıyor, "Allahuekber" diyebiliyor. Bir tiyatro sahnesi değil bu anlattığım. Resûlullah’ı mihrabında izleyen bir sahabenin hatırası bu.

Mihrapta Caminin dışında, elinde ayakkabısı camiye gelirken ve ya çıkarken değil. Yanlış anlamayalım, kamet getirilmiş, namaz başlayacak ve mihrapta Peygamberimiz. Orada yakalamış adam, derdini anlatıyor. Dinliyor, dinliyor ama namaz kılalım da sonra anlatırsın demiyor.

Farz namaz bu üstelik, öyle nafile namaz falan değil. Belki de böyle bir Cuma namazı.

Bir mü’minin anlatacağı derdi varken onu dinlemeden namaza durmayan bir Peygamber’e ümmetiz biz elhamdülillah. İnsanlık diye bir şey varsa işte insanlık ölçüsü bu, insanlık standardı bu. Böyle bir Peygamber’e "Resûlullah" diye iman ettikten sonra kendi doğurduğu çocuğunun dertlerini bile dinlemeye vakit bulamayan mü’min suçludur. Suçlu!

Psikologluk bütün dünyada saygın bir meslek olabilir, olmalıdır da; ama Müslüman toplumlarında, ezanların okunduğu şehirlerde, psikologlar işsiz kalmalıydı. Çünkü Müslümanlar birbirlerinin dertlerini dinleyerek, ağabeylik yaparak, efendilikler, dedelikler, amcalıklar yaparak birbirlerine teselli olmalıydı.

Psikologlar bir ay sonrasına gün verecek kadar yoğun olmamalıydı İslam Toplumu'nda. Biz Ümmet-i Muhammediz, biz farklıyız. Farklı olmalıyız… Bizim farkımız olmalı… Benim Peygamber’imin tavrı bu. Mihrabında namazdan önce bir dertlinin derdini dinliyor. Sonra namaza duruyor, namaz kaç dakika sürecek ki, namazdan sonra konuşuruz demiyor. Namazdan sonra görüşebilirdi ama insanlık var. İnsanlığın efendisi olmak var.

“Ey dipdiri meyyit! İki el bir baş içindir. Davransana eller de senin, baş da senindir.”

Gerçekten de Merhum Akif’in dediği gibi, eller bizim elimizse ve taşıdığımız baş da eğer bizim başımız diyebiliyorsak, o zaman başımızı iki elimizin arasına alıp, biz neyiz ve kimin yolundayız diye düşünmemiz lazım bunları.

Peygamber’i sevmenin alametlerinden birisi de; Peygamberimiz’e her zaman salat ve selamda bulunmaktır. Her hafta Cuma namazında hem müezzinler hem de imamlar tarafından okunan bir ayet var.

اِنَّ اللهَ وَمَلَئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِىِّ

يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا

““Allah ve Melekleri, Peygambere salât etmekte (onun şerefini gözetmeye, şânını yüceltmeye özen göstermekte) dir. Ey inanlar! siz de O’na salât edin, (O’nun şânını yüceltmeye özen gösterin) içtenlikle selam edin (O’na esenlik dileyin.)””

Cenab-ı Allah, bu ayet-i kerimede bütün müslümanlara Peygamberine salât ve selâm etmelerini emrediyor ve O’na saygı göstermelerini istiyor. Ve Cenab-ı Allah’ın bu emri de bize her Cuma tekrar tekrar hatırlatılıyor.

اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ

“demek salât oluyor,”

السَّلامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ

“demek ise selam oluyor.”

Peygamber Efendimiz’den rivayet edilen çok sayıda Salavât-ı Şerife var hadislerde. Bunları okumak, mümkün olduğu kadar çok salãt ve selâm getirmek, Peygamberimiz’in sevgisini celb eder ve yarın huzur-u mahşerde Peygamberimiz’in bizlere şefaatine sebep olur inşallah. Onun için dilimizi bu salat-ü selama alıştıralım ve dilimizden eksik etmeyelim inşallah.

İşte Peygamber (sav)’i gerçekten seven her Müslümanın hayatında, yaşantısında ve dilinde bu gün konuştuğumuz bu vasıfların bulunması gerekir. Eğer bir insanın hayatında bunlar yoksa o kişi imanın meyvesinden tam manasıyla istifade edemez. Dolayısıyla -Allah muhafaza- Peygamber’in şefaatine nâil olamaz.

Cenab-ı Hak cümlemizi Peygamberimizin şefaatine nail eylesin.