Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Hz. Peygamber'in Örnek Ahlakı

İsmail Sezkin

HZ. PEYGAMBER’İN ÖRNEK AHLAKI


Rabbimiz, biz insanoğlunu mükemmel bir şekilde yaratmış, kendisine kulluk yapmamızı istemiş, ne şekilde kulluk yapacağımızı da insanlar arasından görevlendirmiş olduğu peygamberleri aracılığıyla bizlere bildirmiştir. Cenab-ı Allah insanoğluna yol gösterici önder ve rehber olarak peygamberler göndermiştir. Bu hakikati Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de şöylece bildiriyor;

Lekad mennallâhu alâl mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete, ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn

“And olsun ki içlerinden, kendilerine Allah'ın ayetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Hâlbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.”

Önceki peygamberler belirli kavim ve toplumlara gönderilmişken, Peygamber Efendimiz (s.a.v) bütün alemlere, canlı-cansız bütün varlıklara, yerlere ve göklere, zamana ve mekana bilhassa da insanoğluna rahmet peygamberi olarak gönderilmiştir. Bu husus Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilmiştir;

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ

““Seni Biz, sadece âlemlere rahmet olarak gönderdik.””

Yâ eyyuhen nebiyyu innâ erselnâke şâhiden ve mubeşşiren ve nezîrâVe dâîyen ilâllâhi bi iznihî ve sirâcen munîrâ

“Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Allah’ın izniyle, bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak (gönderdik).”

Ve inneke le alâ hulukın azîm:

“Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.”

Muhammed Ali es-Sabuni: Yüce ahlak’ın ilim, hilim, aşırı haya çok ibadet ve çok cömertlik, sabır, şükür, alçak gönüllülük, zühd, merhamet, şefkat, iyi geçinme, edepli olma ve benzeri güzel huy ve hoşa giden davranışlar olduğunu ifade etmiştir.

Lekad kâne lekum fî resûlillâhi usvetun hasenetun limen kâne yercûllâhe vel yevmel âhıre ve zekerallâhe kesîrâ

“And olsun ki, Rasülullah, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.”

Kul in kuntum tuhibbûnallâhe fettebiûnî yuhbibkumullâhu ve yagfir lekum zunûbekum, vallâhu gafûrun rahîm

“(Resûlüm!) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”

İbn-i Kesir bu ayetin tefsirinde:“Biz Allah-ı severiz fakat ona tabi olmayız demek yok. Gerçekten Allah’ı seven ona tabi olmalıdır, yoksa o yalancıdır.” açıklamasını yapmıştır.

Ayet-i Kerimelerde görüyoruz ki Peygamberimize itaat etmek, hakka itaat etmek demektir. Çünkü Peygamber Efendimiz’in hayatı Kur’an’ın canlı tefsiri gibidir. Nitekim hatırlarsınız Hz. Ayşe kendisine Rasûlüllah’ın ahlakı sorulduğu zaman “O’nun ahlakı Kur’an’dı.” buyurmuştu. Bizim peygamberimiz, hayatının tamamı en ince teferruatına kadar tespit edilebilen ve bilinen tek peygamber ve dünyaya gelip geçmiş tek insandır. Cenab-ı Hakk’ın sevgisini kazanmak ve ona karşı kulluk vazifelerimizi hakkıyla yerine getirmek, hem dünya hem de ahret saadetini kazanmak Peygamber Efendimiz s.a.v.’in hayatını örnek almaktan ona tabi olmaktan ve O’nun ahlakıyla ahlâklanmaktan geçmektedir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) de kendi gönderiliş gayesini ve ahlak güzelliğinin önemini Hadis-i Şeriflerde şöyle bildiriyor;

Rasulüllah (SAV) "Ben güzel ahlâkî tamamlamak üzere gönderildim." buyuruyor.

Bir başka Hadis-i Şeriflerinde ise,

“Beni Rabbim terbiye etti,terbiyemi de pek güzel kıldı.”

Yani Peygamber Efendimiz’in muallimi, öğretmeni Cenab-ı Hak’tır.

PEKİ; AHLAK NEDİR ?

Ahlak kelimesi, yaradılış anlamındaki halk kelimesi ile aynı kökten gelir, insanın yaradılışından gelen ve toplum içinde yaşanarak kazanılan iyi ve güzel huylar demektir.

Peygamber Efendimizi (s.a.v) yakından tanımak, Sünnet-i Seniyyesine tabi olmak O’nun ahlakıyla ahlaklanmak her Müslüman için olmazsa olmaz bir şarttır. Bizim için her konuda en güzel örnek olan Peygamber Efendimizin (s.a.v.) ahlakını anlatmak O’nun hayatını anlatmakla aynı şeydir. Fakat süremizin sınırlı olması, vaazımızın uzun tutulamaması vb. sebeplerle, meselenin anlaşılması bağlamında birkaç örnekten yola çıkarak, Peygamber Efendimizin ahlakını anlatmaya ve hatırlamaya çalışalım.

O’NUN AHLAKI NASILDI?

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) adeta Kur’an’ın yaşayan canlı bir örneği idi. Tamamen Kur’an ahlâkı ile ahlâklanmıştı.

Peygamber Efendimiz her şeyden önce Rabbimize karşı son derece saygılı ve güzel ahlaklı idi. İbadetler hususunda çok titizdi. Farz ibadetlerin yanı sıra nafile ibadetlerle Cenab-ı Allah’a karşı güzel bir kul olunabileceğini söylerdi her zaman.

Nafile ibadetlerde bile çok gayretli olduğunu gören Hz. Aişe validemizin: “Gelmiş geçmiş bütün günahların bağışlandığı halde neden kendini bu kadar yoruyorsun-zorluyorsun?” sorusuna “Rabbime karşı daha çok şükreden bir kul olmayayımmı? ” diye cevap vermişti. Peygamber Efendimiz (s.a.v) Rabbimize karşı iyi bir kul olma hususunda bize örnek olduğu gibi, yaratılmış tüm mahlûkata karşı da ahlakı ve davranışları ile güzel bir örnektir.

PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V) HER ŞEYDEN ÖNCE ÇOK DÜRÜST VE GÜVENİLİR BİR İNSANDI

Daha peygamber olarak görevlendirilmeden önce bile güvenilir insan anlamında ona Mekke’de el-Emin sıfatı verilmişti. Onu tenkit edenler ve getirdiği ilahi mesajı kabul etmeyenler ona çeşitli ithamlarda bulundular. Cin çarpmış dediler, delirmiş dediler, sihirbaz dediler ama hiç kimse hiçbir zamana peygamberimize yalancı diyemedi.

Medine’ye hicret ederken, yatağına Hz Ali’yi yatırmış evden gizlice çıkıp gitmişti. Hz. Ali’ye “Yanımda bulunan emanetleri yarın sahiplerine teslim edersin” buyurmuştu. O zaman elinde emanet olarak bulunan eşyaların çoğu müşriklere aitti ve onlar da Peygamberimize güvendikleri için eşyalarını ona teslim etmişlerdi.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) öylesine sadakat ve doğruluk hali üzereydi ki, henüz O’na iman etmediği devrede büyük bir İslam düşmanı olan Ebu süfyan bile Bizans imparatoru Herakliyus kendisine “Hiç sözünde durmadığı oldu mu? ” diye sorduğu zaman “-Hayır! O,verdiği her sözü tutar!” ifadesinden başka bir şey söyleyemedi. Yani en azılı düşmanları kâfirler bile Peygamberimize itimat ediyorlar, güveniyorlardı.

PEYGAMBER EFNDİMİZ(S.A.V), SON DERECE ADALETLİ VE SABIRLIYDI

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), zengin-fakir, büyük-küçük herkese adil davranır, kimseyi kayırmazdı. Her şeyi ve herkesi hak ölçüsüne göre değerlendirirdi. Tebliğ ettiği hak nizamını önce kendi şahsında uygulardı, sonra da en yakınlarından başlamak üzere uygulamaya koyardı.

Bir defasında hırsızlık yapmış Kureyş’li bir kadının affedilmesi istenmişti kendisinden. Bunun üzerine şöyle buyurmuştu:

“Sizden öncekilerin helak olmalarının sebebi, büyüklerden biri hırsızlık ettiğinde ceza tatbik etmedikleri halde, aşağı tabakadan yani zayıflardan biri hırsızlık ettiğinde ceza tatbik etmeleri olmuştur. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed (s.a.v.)’in kızı Fatıma hırsızlık etseydi, onun da elini keser, cezasını verirdim.”

Müminleri de her zaman şöyle uyarırdı:

“Haksızlık etmekten çekinin. Zira haksızlık kıyamet gününde zulmettir.”

Peygamber Efendimiz (SAV) en büyük zorluklar karşısında bile sabırlı davranır ümmetine de hep bunu yani sabırlı olmayı tavsiye ederdi.

Yedi evladından altısının vefatına şahit olmuş, Taif’te hakaret görmüş, taşlanmış, nice ızdırap ve cefalara maruz kalmış, Bedir savaşında, Uhud savaşında çok sevdiği güzide sahabilerin şehadetini görmüş, gönlü nice acılarla dağlanmasına rağmen gül yüzünden tebessüm hayatı boyunca hiç eksik olmamıştı.

PEYGAMBER EFENDİMİZ İSTİŞAREYE ÇOK ÖNEM VERİRDİ

Peygamber Efendimiz (SAV) her konuda ashabıyla ve eşleriyle istişare etmişti. Peygamber Efendimiz’in daha ilk vahiyle karşı karşıya kaldığındaki tavrında görüyoruz. Allah Resûlü (s.a.s.) ilk defa Cibril’le karşılaşınca, hemen sevgili eşi Hz. Hatice (r.a.) Validemiz’e gitmiş ve başından geçenleri en önce onunla paylaşmıştı.

O firaset sahibi Hz. Hatice de Peygamber Efendimiz’i teselli ederek gönül okşayıcı ve heyecan yatıştırıcı rahatlatan, sakinleştiren sözler söylemişti.

Peygamber Efendimiz (SAV) değişik zaman ve durumlarda ashabıyla ve eşleriyle istişare mekanizmasını ihmal etmemiş, böylece konunun ne denli önemli olduğunu göstermişti. Mesela Peygamber Efendimiz (SAV), Hudeybiye gibi son derece önemli olan bir anlaşmayı yaparken şartların görünürde kendilerinin aleyhine olduğunu gören müslümanlar, yaşadıkları şokun tesiriyle Peygamber Efendimiz’in, “kurbanlarını kesip ihramdan çıkmaları” şeklindeki emrini yerine getirmede işi ağırdan almışlardı. Bu, bir peygamber için oldukça zor ve hassas bir durumdu. İşte böyle zor bir durum karşısında Peygamber Efendimiz (SAV) eşlerinden Ümm-ü Seleme Validemiz’le istişare etti. Yaptığı istişarenin de hakkını vererek kendisi kurbanını kesip ihramdan çıktı.

Bunu gören ashab-ı kiram da hemen durumu anlayıp aynı şeyi yaptılar. Böyle bir danışma, tarihin belki de şahit olmadığı bir danışmaydı.

Resûlüllah’ın hayatı böyle olmasına rağmen, bugün “Kadına danış ama tersini yap!” şeklindeki bir anlayışın, nebevî çizgiden ne kadar uzak olduğu bir düşünce olduğu da bir gerçektir.

PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV), ÇALIŞMAYA ÇOK ÖNEM VERİR ASHABINA VE EŞLERİNE YARDIMCI OLURDU

Mescid-i Nebevi’nin inşasından hendek kazılmasına kadar her konuda ashabı ile beraber çalışır, ev işlerinde eşlerine her konuda yardım ederdi.

İşte Âlemlerin Efendisi’nin (s.a.s.) eşlerine yardımdaki birkaç örneği. Evinde ailesinin işleriyle kendisi ilgilenir, elbisesini mübarek elleriyle kendisi dikip yamardı.

Hz. Ebu Hüreyre (r.a)anlatıyor: "Resûlullah (s.a.v)buyurdular ki: "Mü'minler arasında imanca en kâmil olanı, ahlâkça en güzel olanıdır. En hayırlınız da ailesine hayırlı olandır."

PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV) HERKESE DEĞER VERİR VE HERKESİ SEVERDİ

Ashabının tümüne ilgi gösterir, onlara değer verir ve onları aynı derecede severdi. Herkesin birbirini sevmesini ve sevdiğini de karşısındakine söylemesini isterdi.

Ashabını ve eşlerini sevdiğini bizzat ifade ederdi. Aynı zamanda eşlerine kendilerinde bulunan faziletlerini belli eder ve söylerdi. Hanımlarının hayvana binmesi için yardımcı olma gibi (Buhari, Megâzî 38) sevginin bir yansıması olarak kabul edeceğimiz nazik davranışı yaparak, aradaki sıcaklığı pekiştirirdi. Bir gün kendisini bir yemeğe davet etmişlerdi de, O Nezaket Âbidesi (SAV) Efendimiz, böyle bir davete katılmasının şartı olarak: “Hanım da olursa gelirim” kaydını koymuştu.

Eşlerinin bir sıkıntısı olduğunda onlarla ilgilenir, ağlayan birini gördüğünde teselli eder, elleriyle onun gözyaşlarını siler ve böylece ağlamasını dindirmiş olurdu.

Peygamber Efendimiz’in hanımlarıyla ilişkisinde dikkate değer bir davranışı da, eşlerinin yakınlarına ve dostlarına itibar göstermesi, zaman zaman onlara hediye göndermesiydi. Evine uğrayan yaşlı bir kadına itibar gösterir, iltifat ederdi. Hz. Aişe Validemiz sebebini sorunca,

“Ey Aişe, bu kadın Hatice’nin arkadaşıdır. Onun sağlığında bize uğrardı. Dostluğa vefa göstermek imandandır.” demiş, böyle bir davranışı Hz. Hatice’yi sevmenin bir belirtisi olarak kabul etmişti.

Aynı zamanda Peygamber Efendimiz (SAV) her koyun kestiğinde Hz. Hatice’nin arkadaşlarına da bir pay gönderirdi.

Peygamber Efendimiz (SAV) o kadar yoğun işlerinin arasında şefkatli bir eş olarak eşlerine kıymet veriyor, onları dinliyor, anlattıkları haberlerle ilgili onlara yorumlar yapıyor ve sevdiğini söylüyordu.

Peygamber Efendimiz’in eşlerine karşı gösterdiği sevginin bir alameti de, onlarla birlikte vakit geçirmesidir. Hem bir devlet başkanı, hem bir peygamber olmasına ve hem de yoğun işlerine rağmen ailesini hiç ihmal etmiyordu. Peygamber Efendimiz’in en mükemmel kul olmasından dolayı ibadet hayatı ve sahabesiyle geçirmek zorunda kaldığı çok önemli zaman dilimleri, asla ailesini ihmal etmesine sebep omuyordu. Buna son derece dikkat ediyor, onlarla beraberliklerinde sohbet ediyor, hâl ve hatırlarını soruyor ve şakalaşıyordu.

PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV) TÜM İNSANLARA, ÖZELLİKLE DE ÇOCUKLARA KARŞI ÇOK MERHAMETLİYDİ

Peygamber Efendimiz (SAV) çok şefkatli ve merhametliydi. O’nun merhameti bütün canlıları kapsamıştı. Peygamber Efendimiz (SAV) kendisine hakaret edip alaya alan, eziyette bulunup canına kastetmek isteyen düşmanlarına bile merhametini hiç bir zaman esirgememişti. O’nun adeta güneşe benzeyen engin şefkatinden herkes istifade ediyordu. Hasta, fakir, köle ve yetimlere iyilik ve yardım hususunda mutlaka öncelik tanıyordu. Peygamberimiz özellikle çocukları çok sever, onları öper ve okşardı. Arabistan’da çocukları sevmek pek hoş karşılanmazdı. Hatta ayıp bile sayılırdı. Çünkü o zamanlar orada bir vahşet hüküm sürüyordu. Kız çocuklarını diri diri toprağa gömecek kadar merhametten yoksun bir toplum yaşıyordu. Bir gün Peygamber Efendimiz (SAV) torunu Hz. Hasan (r.a.)’ı kucağına almış, seviyordu. Huzuruna gelen bir kişi bu olaya hayret etti. Benim on tane çocuğum var, bugüne kadar bunlardan hiçbirini öpmedim, dedi.

Peygamber Efendimiz (SAV) o adama şöyle dedi: “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.” Başka bir Hadis-i Şeriflerinde de şöyle buyurmuştu: “Yerde olanlara merhamet ediniz ki gökte olanlar da size merhamet etsinler.” Bir gün Peygamber Efendimiz (SAV) namazda secdede iken, torunu Hz. Hasan (r.a.) sırtına çıktı. Çocuğun sırtından düşmemesi için Peygamberimiz secdeyi uzattı. Ve sırtından ininceye kadar onu bekledi. (HUTBE KONUSU) Peygamber Efendimiz (SAV) her zaman öksüz ve yetim çocukları himaye eder, keder ve sevinçlerine ortak olurdu. Peygamber Efendimiz (SAV) hayatı boyunca hep yoksul ve fakir çocuklarla beraber olmuş, onlara ikram ve yardımda bulunmuştur.

Sonuç olarak Cenab-ı Rabbil Âlemin bütün kavimlere peygamberler göndermiş son peygamberini ise bir kavme değil tüm insanlığa, âlemlere rahmet olarak göndermiştir. Peygamber Efendimiz’in en yüce ahlak üzere şahit, müjdeci ve uyarıcı olduğunu ve her konuda Peygamber Efendimiz’e tabi olmamız gerektiğini, Peygamber Efendimiz’i sevmemizi, Peygamber Efendimiz (SAV) gibi bir hayat yaşamamızı istemiştir. Cenab-ı Hakk Ancak bu şartla bizleri seveceğinin müjdesini haber vermiştir.

Bizler de dünya ve ahiret mutluluğumuz için Necip Fazıl’ın şu mısralarında ifade ettiği gibi her hususta Peygamber Efendimizi önder ve rehber edinerek, davasını davamız belleyerek, yolunu yolumuz addederek son nefesimize kadar onu takip etmeye devam etmeliyiz.

Müjdecim, kurtarıcım, efendim, peygamberim; Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim! (Necip Fazıl Kısakürek)

Rabbimin salat ve selamları her zaman ve her an Peygamber Efendimiz’in üzerine olsun.

Cenab_ı Hakk, bizlere dünya ve ahiret mutluluğumuz için mucize kelamı Kur’an’ı Kerim’in ve onun canlı bir tefsiri olan Rasûlüllah Efendimiz’in kadr-u kıymetini layıkıyla anlamayı, dünyamızı da ahretimizi de kazanmayı lutfeylesin.

Peygamberimizin Sünnet’i üzere yaşayıp, onun ahlakıyla ahlaklanmayı, ahirette de şefaatine erebilmeyi Cenab-ı Allah cümlemize nasip eylesin.