İFTAR VE SAHUR’UN RUHU VE BERKETİ
Değerli Mü’minler!.. İftar ve sahur Ramazanın rükünlerindendir… Orucu ne kadar ve nasıl tuttuğumuz çok önemli değil… Önemli olan, orucu nasıl açtığımız… Çünkü Cenab-ı Allah orucu açma ânımıza göre sevap verecek bize… Peygamberimiz “Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz… Allah amellerinize ve kalbinize bakar” buyuruyor…
Değerli Mü’minler!.. Peygamberimiz “Mü’min bir mide ile yemek yer… Kâfir yedi mide ile yemek yer” buyuruyor… Ama yanlış anlamayın; mü’minlerin karnında bir tane, kâfirlerin karnında yedi tane mide var demiyor Peygamberimiz… Sofraya oturduğunda midenin nasıl şekillendiğini anlatıyor… Şimdi peygamberimizin bunu ne zaman söylediğini anlatınca hadisi daha iyi anlayacağız inşallah…
Değerli Kardeşlerim!.. Sümame bin Üsâl adında Yemenli birisi Peygamberimize büyük kin gütmektedir… Bu adam Peygamberimizi öldürmek için Medine’ye gelir… Ama sahabeler bu adamı yakalarlar ve Peygamberimizin huzuruna getirirler… Sümame Peygamberimize onu öldürmek için geldiğini itiraf eder ve “Dünyada senden daha çok nefret ettiğim hiç kimse yok” der… Bunun üzerine sahabe onu hemen orada öldürmek ister, ama Peygamberimiz buna müsade etmez… Sümame’yi Mescid-i Nebevi’nin bir direğine bağlamalarını emreder… Peygamberimiz akşam namazını kıldırdıktan sonra sahabeye “Sümame bizim esirimizdir… Onu kim doyurmak ister?” der… Sahabeden bir tanesi “Ben ilgilenirim Ya Rasulüllah” der… Sonra Peygamberimiz mihrabından kalkar Sümame’nin yanına gelir ve “Benim hakkımda ne düşünüyorsun?” diye sorar… Sümame “Dünyada senden daha çok nefret ettiğim hiç kimse yok” der… Bu sözü duyan sahabe Sümame’ye yemek vermek istemez ama Peygamberimiz emrettiği için yedirip-içirirler… Ertesi gün akşam yine “Sümame’yi bu gün kim doyurmak ister?” diye sorar Peygamberimiz… Dün akşam yedirip-içiren sahabe “Ya Resulüllah!. Ne varsa verdim, ama ben bu adamı doyuramadım… Onun için kusura bakmayın, benim yedirip-içirecek başka bir şeyim kalmadı” der… Başka bir sahabe “Ben yediririm” der… Peygamberimiz Sümame’ye “Benim hakkımda ne düşünüyorsun?” diye tekrar sorar… Sümame yine “Dünyada senden daha çok nefret ettiğim hiç kimse yok” der… Üçüncü gün de aynı şeyler olur… Ama bu üç günde de sahabe bir türlü doyuramazlar Sümame’yi…
Üçüncü günden sonra Peygamberimiz Sümame’nin çözülmesini emreder ve “Serbestsin… Gidebilirsin…” der… Sümame Peygamberimize “Şimdi sen beni gönderiyormuş gibi yapacaksın… Ama arkamdan adamlarını gönderip beni öldürteceksin… Medine’deki bu insanlar da senin ne kadar bağışlayıcı olduğunu sanacaklar… Onun için beni serbest bırakıyorsun” der ve ayrılır Medine’den… Epey bir kaçtıktan sonra bir ağacın gölgesinde dinlenmek için durur… Ama bakar ki peşinden gelen falan yok… Sümame Mescid-i Nebevi’de üç gün boyunca gördüğü şeyleri düşünür… Ve tekrar biner atına ve geri döner Medine’ye Çıkar Peygamberimizin karşısına “Ben Müslüman olmak istiyorum” der ve Müslüman olur… Peygamberimiz akşam namazında yine “Sümame’ye kim bakacak?” der ve bir sahabe Sümame’yi alır götürür evine… Sümame’yi götüren sahabe sabah gelir ve “Ya Resulüllah!.. Sümame bir şey yemiyor Lütfen söyler misiniz kendisine, diğer arkadaşların verdiklerini yediği gibi benim ikram ettiklerimi de yesin” der… Peygamberimiz “Neden yemiyorsun?” diye sorar Sümame’ye… Dikkat edin cevaba… “Yiyemiyorum Ya Resulüllah!.. İki lokma yiyor doyuyorum, ben de hayret ediyorum kendime” der Sümame… İşte bunun üzerine Peygamberimiz şöyle buyurur… “Mü’min bir mide ile yer… Kafir yedi mide ile yer…”
Değerli Mü’minler!.. Mesele, aslında niçin yaşadığımız meselesi… Eğer sadece yemek için yaşıyorsanız; ne yerseniz yiyin doyamazsınız… Eğer güzel bir iftar yapmak için oruç tuttuysanız, hiçbir iftar sofrası sizi doyurmaz…
Bu “Kâfir yedi mideyle yer” hadisini Kelâbâzi bize şöyle izah ediyor… “Yemek konusunda, insanda yedi tane şehvet vardır” der… Yani yedi tane şehvetin bizi sofra başına götürdüğünü söyler…
“Birincisi; zaruretle alakalı olan şehvettir” der… Bu her insanın doğal yeme-içme ihtiyacıdır… Bu hepimiz için zaruri bir ihtiyaçtır…
“İkincisi ise; kulak şehvetidir…” Yani yemeği öven sözler duydukça, yemeğe karşı bir istek başlar… Yani sabahtan akşama kadar iftarda ne var diye sorar, konuşursanız eğer; o iftar sofrası bir şehvete dönüşür midede…
“Üçüncüsü; gözün şehvetidir…” Ramazan ayı yaklaştığında ve ya geldiğinde market alış-verişlerinin artması, bir takım gıda maddelerinin zamlanıyor olmasının sebebi işte budur… Bu biz mü’minler için utanç verici bir durum gerçekten… Düşünsenize, yemeyi-içmeyi terk etmemiz gereken bir ayda daha fazla alış veriş ve daha fazla zam… Ramazan etkinliklerinin hepsi yemek içmek üzerine… Böyle olunca da; sofraya bir mideyle oturmamız gerekirken yedi mideyle oturuyoruz işte… Ondan sonra hadi doyurabilirsen doyur bakalım…
“Dördüncüsü; burun şehvetidir”…“Beşincisi; ağız şehvetidir…” Yemeğin lezzetidir yani… Ne yazık ki, yediğimiz-içtiğimiz şeylere öyle hormonlar kattılar ki; bir taraftan damağımıza hitap ederken, bir taraftan da midemize doymama hissi vererek, insanları yemeğin esiri, lezzetin esiri yaptılar… Oysa doyurmamız gereken ağzımız, burnumuz, gözümüz, kulağımız değil… Doyurmamız gereken bir avuç midemiz…
“Altıncısı; tabii şehvettir…” Bu da yemeğin kendi cazibesidir… Yemeğin kendisi zaten cazip olduğu için o da bir mide oluşturur…
Sonuncusu ise; dizginlenmesi en zor olanıdır… O da “Nefis şehvetidir…” Nefis de sürekli her şeyi tatmak ister… Evimizde, soframızda her şey olsun ister… İşte bu da nefis şehvetidir…
Değerli Mü’minler!.. Eğer iftar sofralarımızın Ramazanın ruhuna uygun olmasını istiyorsak; iftar sofralarımızı mütevazı hale getirmeliyiz… Eğer evimizde senenin en güzel sofraları Ramazanda kuruluyorsa, biz bu işin tadını kaçırıyoruz demektir… İftar sofralarında tıka-basa yemeyi esas alıyorsak; biz bu işin manasını kaçırıyoruz demektir…
Değerli Mü’minler!.. Yarınki oruca hazırlık için kalktığımız; seher kelimesiyle aynı kökten gelen, gecenin son bölümündeki zamana da, sahur vakti diyoruz… Peygamberimiz; “Bizim orucumuzla diğer ehl-i kitabın orucu arasındaki en önemli fark sahura kalkmaktır” buyuruyor… Bir yudum su içerek de olsa, bir lokma da olsa sahura kalkmamızı tavsiye ediyor Peygamberimiz…
Değerli Mü’minler!.. Sahuru; yarın acıkmamak için tıka basa yemek yeme vakti olarak görmememiz lazım… Eğer böyle görürsek, biz bu ibadetin ve sahur vaktinin manasını ve ruhunu kaybetmiş oluruz… Peygamberimiz sahur vaktinde uyanık olmamızı tavsiye ediyor bize… Gecenin bu son bölümü; Cenab-ı Mevla ile buluşma ve baş başa kalma vaktidir
Değerli Mü’minler!.. Kur’an sahur vaktinde nazil olmaya başlamıştı… Onun için; sahur vaktinde bizim de evlerimizde ve gönüllerimizde Kur’an sofraları açılması gerekiyor… Kur’an’ın Peygamberimize ilk inmeye başladığı an, gecenin bir kaç dakikalık bölümüydü… Ama o gecenin tamamı bereketli kılındı… Kadir Gecesini bin aydan daha hayırlı bir geceye dönüştürdü Gecenin o kısa bir anı Ramazan ayını on bir ayın sultanı yaptı… O gece ilk vahyin geldiği Peygamberimiz insanlığın efendisi oldu… İşte bunların hepsi sahur vakinde oldu… Onun için sahur vakti şeref vaktidir… Sahur vakti yol alma vaktidir… Yücelme, yükselme vaktidir… Cenab-ı Allah ile baş başa olma, uyanma vaktidir…
Peygamberimiz yeni Peygamber olduğu günlerde bir gün çok yorulmuş ve örtüsüne bürünmüş uyuyordu…
قُمْ فَاَنْذِرْ يَا اَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ
““Ey örtüsüne bürünen… Kalk… Kalk ve insanları uyar” dedi Cenab-ı Allah… (MÜDDESİR;1-2)”
يَا اَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ
““Ey örtüsüne bürünen…”
قُمِ الَّيْلَ اِلَّا قَلٖيلًا
““Gecenin bir miktarında kalk…”
وَرَتِّلِ الْقُرْاٰنَ تَرْتٖيلًا
““Kur’an’ı tane tane okumak için yatağından kalk ve uyan…” Çünkü gündüz seni çok büyük bir meşguliyet bekliyor diyordu Cenab-ı Allah (MÜZZEMMİL;1…)”
Değerli Mü’minler!.. Eğer yarın acıkmayayım diye karnımızı doyurmak için sahura kalkıyorsak, bizim sahurumuz mide sahuruna dönüşür… Ama yarın nefsimle büyük bir mücadeleye çıkacağım, nefsimi tutacağım, öfkemi tutacağım, kendimi tutacağım, şehvetimi tutacağım, dilimi, gözümü, kulağımı tutacağım dersek eğer; o zaman bunlar için geceden hazırlık yapmamız gerekiyor…
İşte
رَتِّلِ الْقُرْاٰنَ تَرْتٖيلًا
ayeti bunu anlatıyor bize… Bedeni için kalkanların sofrası yemek sofrası, davası için kalkanların sofrası ise Kur’an sofrası olur… Yarın nefsinle mücadelende taviz vermek istemiyorsan eğer, sahurda Kur’an’la beslenmen gerekiyor…
Ve’l hasıl-ı kelam Değerli Kardeşlerim!.. Oruç iç dünyamızda derinleşmemizi sağlamak isteyen bir ibadet… İç dünyamızda derinleşelim diye, bizi geceden ibadete kaldıran bir ibadet oruç… Hani “niyet hayır, akıbet hayır” deriz ya; sahur vakti akıbetimizin hayır olması için niyetlenme vaktidir işte… Yani iyi bir oruç tutabilmek için iyi bir sahur yapmamız gerekiyor… İyi sahur yapabilmemiz için de, sahura kalktığımızda, hangi davanın mücadelesini vereceğimize iyi niyet etmemiz gerekiyor…
Yani sahur vakti Allah’la buluşma vaktidir… Yarın nefsimizle yapacağımız mücadeleye niyet etme vaktidir… O halde sahurlarımızı, sadece midelerimizi yarına hazırlama vakti olarak görüp, ziyan etmeyelim…
