İHLAS DİN SAMİMİYETTİR
Değerli Mü’minler!.. Cenab-ı Allah dinini yaşamak için göndermiş… Dini nasıl yaşayacağımızı bize göstermek için de kitaplar, peygamberler göndermiş… Nitekim insanlar karşılarında hep İslam’ı yaşayan bir Peygamber gördüler… Onun için;33.21*************
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فٖى رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ
““Peygamberimiz bizim için güzel bir örnektir”(AHZAP;21)”
Âlemlere rahmet olarak gönderilen ve
وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظٖيمٍ
““En güzel ahlakın sahibi”(KALEM;4) olan Peygamberimiz güvenilir bir insandı… Sözlerinde samimilik vardı… Namazlarında ihlas ve samimiyet olduğu gibi; gariplere, kimsesizlere yaklaşımında, adaletinde ihlas ve samimiyet vardı… Peygamberimizin hayatında bu ihlas ve samimiyeti gören herkes, hemen ona tabi oldu…”
Peygamberimizde bu ihlas ve samimiyeti gören sahabe-i kiram da; hep samimi davrandılar… Kendi hayatlarını ve yaşantılarını, Peygamberimizin hayatına benzetmeye çalıştılar…
Değerli Kardeşlerim!.. O insanlar, en acımasız işkencelere maruz kaldılar, şehit oldular… Ama inandıkları davadan asla vazgeçmediler…
Mesela; Habbab bin Eret, çıplak vücudu kor ateşlerin üzerine yatırılırdı… Ama o bu zor şartlarda bile Rabbim Allah demekten vazgeçmezdi…
Mesela Bilal-i Habeşi… Bilal Müslüman olduğunda bir köleydi… Sahibi Ümeyye bin Halef onu kızgın kumlar üzerine yatırıyor… Kocaman, kızgın taşları üzerine koyuyor ve inandığı dinden vazgeçmesini istiyordu… Ama Bilal-i Habeşi o zor şartlarda dahi ‘ehad Allah’ yani ‘Allah bir’ demekten vaz geçmiyordu…
Mesela Ammar bin Yasir’in annesi ve babası işkence edilerek şehit edildi… Annesi Sümeyye acımasız işkenceler sonunda… Bir ayağı bir deveye, diğer ayağı başka bir deveye bağlanıp, develer ters istikametlere sürülerek, vücudu param parça edilerek şehit edildi…
Değerli Kardeşlerim!.. Mü’min olmanın elbette ki bir bedeli olacak… Onlar o bedeli yaşadılar… Bugün de insanlar sadece Müslüman oldukları için yurtlarından-yuvalarından uzaklaştırılıyor… Bu din öyle, dil ile kalp arasına sıkışacak bir olgu değildir… Ben de Allah'ı seviyorum, sen benim kalbime bak demekle Müslümanlık olmuyor yani…
Abdestsiz-namazsız, şükürsüz, oruçsuz, Allah'ın emirlerini, İslam'ın beş şartını yerine getirmeden, ben de Müslümanım demek Müslümanlık değil yani… İslam öyle sadece bazı zamanlarda, bazı kutsal mekânlarda, mübarek gün ve gecelerde hatırlanacak bir din de değil…
Tam aksine; İslam insanın doğumundan ölümüne kadar, hayatın tamamını kuşatan, hayatımızın her alanına müdahale eden bir sistemin adı… Bir hayat nizamı… Bu yüzden Cenab-ı Hakk;
اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَنْ يُتْرَكَ سُدًى
““İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zannediyor”(KIYAME;36)”
وَلَتُسْئَلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Yaptığınız her şeyden mutlaka sorguya çekileceksiniz”(NAHL;93) diyor…
Değerli Kardeşlerim!.. Peygamberimiz dini anlatırken “Din samimiyettir” buyurunca ashab-ı kiram “Kime samimiyettir Ya Rasulüllah?” diye soruyor… Peygamberimiz “1-Allah'a, 2-Kitabına, 3-Peygamberine, 4-Yöneticilere-idarecilere ve 5-Bütün Müslümanlara” diyor…
Hz. Ebu Bekir bir gün çarşıda Peygamberimizin kâtiplerinden Hanzala bin Rebi ile karşılaşır… Hanzala bir yere oturmuş, kara kara düşünüyor… Hz. Ebubekir “Hayırdır?.. Neden bu kadar düşüncelisin?” der… Hanzala; “Hanzala münafık oldu” der… Ebubekir “FeSübhanallah… Sen neden bahsediyorsun… Bu ne demek şimdi” dediğinde… Hanzala içini döker; “Biz Peygamberin huzurundayken, o bize cenneti-cehennemi anlatırken, sanki cennet ve cehennem gözümüzün önüne geliyor… Biz Peygamberin yanında duymuş olduğumuz o duyguları, huzurundan ayrılıp, ailemizin, çoluk-çocuğumuzun, işimizin-gücümüzün başına gittiğimizde aynı şekilde hissedemiyoruz” deyince… Ebubekir “Vallahi biz de aynıyız… O zaman hadi gidelim, Peygamberimize bu durumu arz edelim” der ve giderler huzura ve aynı şeyleri anlatırlar… Peygamberimiz; “Korkmayın… Siz hem ibadetle, hem de dünya işleriyle meşgul olun” diyor…
Değerli Kardeşlerim!.. İhlas ve samimiyet yolunda dört büyük engel vardır… Birincisi; dünyadır… Dünya sevgisi bir insanda çok fazla olursa, dünyevileşirse, dünyayı ahirete tercih ederse; onda ihlas olmaz… Bir diğer engel; şeytandır… İnsan Allah'ın değil de şeytanın yolundan giderse, şeytan arkadaşı olursa; onda ihlas ve samimiyet olmaz… Üçüncüsü; nefistir… Bir insan nefsine uyarsa,
اَفَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰیهُ
ayet-i kerimesinde(CASİYE;23) buyurulduğu gibi, nefsine uyanda da ihlas, samimiyet olmaz… Dördüncüsü; şehvettir… Bir insan heva ve hevesine, arzusuna, şehevi arzularına boyun eğerse onda da ihlas olmaz…
Değerli Kardeşlerim!.. İnsan nasıl yaşarsa öyle ölür… Nasıl ölürse öyle dirilir… Allah-u Teâlâ bizi kulluk için yaratmış… Öyleyse, bizim görevimiz dinimizi sadece Allah'a has kılarak yaşamak… Peygamberimiz amcası Abbas'ın oğlu Abdullah’a; “Allah'ın emir ve yasaklarını gözet ki, yanında Allah'ı bulasın… Rahat zamanlarında Allah'ı hatırlayarak, Allah rızası için iyilik ve hayır yap ki, o da seni zor zamanlarında kollasın” demiştir…
Kur’an-ı Kerim'de münafıkların özelliklerinden bahseden ayetlerde, münafıkların Peygamberimizle birlikte namaz kıldıkları, oruç tuttukları, zekât verdikleri, hatta cihada bile katıldıklarından bahsedilir… Peygamberimiz de; “Allah samimi olmayan ameli kabul etmez… Ancak rızası gözetilerek yapılan ameli kabul eder” buyurarak, bu yaptıklarının Allah katında hiçbir kıymetinin, değerinin olmadığını söylüyor… Bunun en canlı örneğini de Peygamberimiz şöyle anlatıyor…
“Şu üç kişi kıyamet gününde Allah'ın huzuruna getirilir… Bunlardan birincisi zengindir… Allah ona ‘Ey kulum!.. Ben sana dünyada mal verdim… Mülk verdim… Servet verdim… Sen onu ne yaptın?’ diye soracak… O zengin olan kul da; ‘Allah'ım senin bana vermiş olduğun bu serveti, senin yolunda harcadım’ diyecek… Cenab-ı Hak; ‘Hayır, sen doğru söylemiyorsun… Sen onu desinler diye… Seni övsünler diye yaptın… Atın bunu cehenneme’ diyecek…”
“İkinci kişi huzura getirilir… O da ilim sahibidir… Cenab-ı Hak ona ‘Ey kulum sana ilim-irfan verdim Sen bu ilim-irfanla dünyada ne yaptın’ diye soracak… O da; ‘Allah'ım bana vermiş olduğun bu ilmi insanlarla paylaştım… Senin rızan için bunu yaptım’ diyecek… Cenab-ı Hakk ‘Hayır doğru söylemiyorsun… Sen ne kadar âlim desinler… Ne kadar güzel biliyor, güzel okuyor desinler diye bunu yaptın… Benim rızama başka şeyleri karıştırdın… Atın bunu cehenneme’ diyecek…”
“Üçüncü kişi huzura getirilir… O da öldürülen bir kişidir… Cenab-ı Hak ona ‘Ey kulum; sen ne yaptın’ diye soracak… O da ‘Allah'ım benim canımdan başka hiçbir şeyim yoktu… Sadece canımı senin yolunda feda ettim… Huzuruna geldim’ diyecek… Cenab-ı Hakk ‘Hayır; sen kahramanlığını, cesaretini göstermek için… Ganimet elde etmek için canını feda ettin… Benim için öldürülmedin… Bunu da atın cehenneme’ diyecek”
Değerli Kardeşlerim!.. Başkalarının bize övmesi, takdir etmesi için yapmış olduğumuz işlerin bize hiç bir faydası olmayacak… Onun için Peygamberimiz “Ameller niyetlere göredir” buyuruyor… “Allah sizin suretlerinize, mallarınıza bakmaz… Allah sizin kalplerinize ve amellerinize bakar” buyuruyor…
Değerli Kardeşlerim!.. Ve’l hasıl-ı kelam; ihlas, her türlü şirkten, her türlü batıl inançlardan, her çeşit kötü duygu ve düşüncelerden uzak kalmaktır… İbadetlerde riyadan, beşeri münasebetlerde menfaat hesaplarından uzak durmaktır…
Peygamberimize “Cenab-ı Allah bizim hangi amellerimizi kabul eder” diye sormuşlar… Peygamberimiz de “Allah'ın aldatılmadığı ameller” der… Sahabe-i kiram şaşırır ve “Biz Allah'ı nasıl aldatabilir, kandırabiliriz… Zaten O bizi her zaman, her yerde görüp işitiyor” derler… Bunun üzerine Peygamberimiz; “Siz Allah için kılmış olduğunuz namazın içerisine, tutmuş olduğunuz orucun içerisine, vermiş olduğunuz zekâtın, sadakanın içerisine Cenab-ı Allah'ın rızasının yanında, bir de övülmeyi, başkalarına hoş görünmeyi sıkıştırırsanız… İşte o zaman Cenab-ı Allah'ı aldatmış olursunuz… Bir insan, bu şekilde Allah'ı aldatırsa, o büyük bir hainlik içerisine girmiş olur” buyurur…
Elhamdülillah; mübarek Ramazan ayında oruçlarımızı tutuyoruz… Teravih namazlarımızı ve diğer namazlarımızı kılıyoruz… Mukabeleler okuyoruz… Hayır-hasenatlar yapıyoruz… Fitrelerimizi, zekâtlarımızı veriyoruz… Her akşam elimizden geldiğince, dilimiz döndüğünce vaaz-u sohbetler yapıyoruz… Sizlere bu sohbetleri sıradan bir sohbet olsun, vakit geçsin diye yapmıyoruz… Allah rızası için, eksiklerimiz neler… Kur'an ve Sünnet ekseninde eksiklerimizi tamamlamak istiyoruz… Yanlış bildiklerimizi düzeltmek istiyoruz… Unuttuklarımızı yeniden hatırlamak istiyoruz…
Bütün bunlarda tek gayemiz olacak… O da Allah’ın rızasını kazanabilmek Yani ihlas ve samimiyet… Eğer -Allah muhafaza- ihlas ve samimiyetten uzaklaşırsak… Riyaya düşersek… Allah rızası şöyle dursun, günaha gireriz… Hatta şirke düşeriz…
