İMAN EN BÜYÜK NİMET
اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّهٖ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَمَلٰئِكَتِهٖ وَكُتُبِهٖ وَرُسُلِهٖ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِهٖ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَاِلَيْكَ الْمَصٖيرُ
Değerli Mü’minler!.. Cenab-ı Allah'a iman etmek; Cenab-ı Hakk’ın insan üzerindeki hakkıdır… Biraz önce okuduğum Amenerrasulü olarak bildiğimiz Bakara Suresi’nin son iki ayeti bizlere imanı anlatıyor… Peygamberlerin ve mü’minlerin imanları dile getiriliyor bu ayette…
اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّهٖ
““Allah tarafından kendisine gönderilen şeye o peygamber inandı… İman etti…” diye peygamberin imanı dile getiriliyor ve”
وَالْمُؤْمِنُونَ
“buyurularak “Müminler de iman ettiler” deniyor…”
Sonra sırasıyla iman esasları bildiriliyor…
كُلٌّ اٰمَنَ بِاللّٰهِ
“Mü’minler Allah'a iman ederler… Allah'ın varlığını birliğini kabul ederler…””
وَمَلٰئِكَتِهٖ
“Allah’ın meleklerine iman ederler…””
وَكُتُبِهٖ
““Allah tarafından gönderilen kitaplara iman ederler…””
وَرُسُلِهٖ
““Allah'ın insanlara gönderdiği peygamberlere iman ederler…””
Değerli Kardeşlerim!.. Allah'a iman, Allah'ın gönderdiği kitaplara imanı gerektirir… Aynı zamanda, Allah'a iman Allah'ın gönderdiği peygamberlere imanı gerektirir… Allah'a iman, meleklere imanı da gerektirir…
Peygamberimiz bir gün ashabıyla otururlarken beyaz giysilerle, saçı sakalı simsiyah ve hiç kimsenin de tanımadığı bir adam gelir… Peygamberimize o kadar yaklaşır ki, dizlerini dizlerine dayar… Avuçlarını da dizi üzerine koyarak;
أَخْبِرْنِي عَنِ الْإِسْلَامِ
““Bana İslam'dan haber ver… Yani bana İslam'ı anlat” der… Peygamberimiz de İslam'ın ne olduğunu sayar…”
Peygamberimiz arkadaşlarının hiç tanımadığı, uzaklardan geldiğine kanaat ettikleri bu kişiye İslam'ın ne olduğunu anlatır…
Tanımadıkları o yabancı
صَدَقْتَ
““Doğru söyledin” der… Sahabe görüp duyduklarına çok şaşırır… Çünkü bir yabancı geliyor, Peygambere o kadar yaklaşıyor… Hem soru soruyor, hem de sorunun cevabını alınca ‘doğru söyledin ey Muhammed’ diyerek Peygamberimizi tasdikliyor…”
Sonra;
فَأَخْبِرْنِي عَنِ الْإِيمَانِ
““İmandan bize haber ver?.. Yani iman nedir?.. İmanı anlat” diyor… Peygamberimiz de işte inanılacak esasları bir bütün içerisinde gördüğümüz o özel cümleleri ifade ederek şöyle buyuruyor…”
أَنْ تُؤْمِنَ بِاللهِ، وَمَلَائِكَتِهِ،
وَكُتُبِهِ، وَرُسُلِهِ، وَالْيَوْمِ الْآخِرِ، وَتُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ
أَنْ تُؤْمِنَ بِاللهِ،
““İman Allah'a inanmandır…””
وَمَلَائِكَتِهِ،
““Meleklerine inanmandır…””
وَكُتُبِهِ،
““Kitaplarına inanmandır…””
وَرُسُلِهِ،
““Peygamberlerine inanmandır…””
وَالْيَوْمِ الْآخِرِ،
““Ahiret gününe inanmandır…””
وَتُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ
“Hayır ve şerrin olduğuna, kadere inanmam andır…””
Değerli Mü’minler!.. Burada gördüğümüz gibi, hepimizin de ezberinde olan;
Amentü diye bildiğimiz ama esaslarını Peygamberimiz işte bu Cibril hadisi olarak bildiğimiz hadiste ifade ediyor… Burada imanın temel çerçevesi çiziliyor…
Allah'a iman, meleklerine iman, peygamberlerine iman, kitaplarına iman, ahiret gününe iman, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna iman… Bunlar bir müminin temel kabul edeceği iman esasıdır ve mümin bunlara bağlanmak, bunlara sahip olmak, bunlarla amel etmek, yaşamak durumundadır…
Allah'a imanı olmayandan meleklere iman beklenemez… Ahirete iman beklenemez… Hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna iman beklenemez…
Nitekim bugün bazı hadiseler karşısında çok duyarsız davranan… Hayır ve şerre rıza göstermeyerek, adeta isyan derecesine gelen insanlara baktığınız zaman da bunların imanlarının tehlikede olduğunu… Bazılarının tamamen imansız olduğunu… Bazılarının iman dairesinde ama bütüncül olarak kabul etmedikleri için imanlarının tehlikede olduğunu görmek mümkün…
Demek ki inanılacak esasları bir bütünlük içerisinde kabul etmek gerekiyor… Ben Allah'a inandım ama kitapların hepsine inanmıyorum diyen bir insan mü’min sayılmaz… Ya da çerçeveyi biraz daha daraltalım… Ben Allah'a inandım, Kur’an'a da inanıyorum… Ama Kur’an-ı Kerim'deki şu ayetler, şu hüküm bizlere hitap etmiyor… Geçmişte kaldı… Geleceğe taşınacak… Şu oldu, bu oldu gibi itiraz sahibi olan insanlar inanmış kabul edilemez…
Kesinlikle iman bir bütündür… Bir bütünlük içerisinde bütün esaslarını kabul etmek şarttır… Ayet-i kerimede Cenab-ı Hakk’ın buyurduğu gibi…
اَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ
““Kur'an'ın bazısına inanır, kabul eder Bazısını inkar mı edersiniz… Böyle bir şey kabul edilemez…”(BAKARA;85)”
Bu söz, bu kelam Allah'ın kelâmı… Allah'ın kelâmı olunca onda hiç bir eğrilik, yanlışlık, doğruya muhalif bir durumun olması söz konusu değildir… Nitekim Kehf Suresi’nin ilk ayetinde de;
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖى اَنْزَلَ عَلٰى عَبْدِهِ الْكِتَابَ وَلَمْ يَجْعَلْ لَهُ عِوَجًا
buyuruyor Cenab-ı Hakk… Gerçekten her bir kelimesi her bir bölümü tek tek ele alınıp incelenebilecek, dersler alınacak bir ayet-i kerime bu… “Kuluna kitabı indiren Allah'a hamdolsun ki; o kitapta bir eğrilik bulamazsın… Hiç bir eğrilik, bir noksanlık yoktur…”
Bunu teyid eden ya da aynı meale gelecek, farklı yerlerde geçen ayet-i kerimeler, ifadeler de yer alır Kur’an’da…
Değerli Kardeşlerim!.. Burada şunu da ifade etmem gerekiyor… Kur’an-ı Kerim'i bu çağa yakıştırmayıp, geçmişte kalan hükümlerin de yer aldığı, günümüz insanının adeta bundan müstağni olduğu yani ihtiyaç duymadığı gibi bir yaklaşım içinde olan insana mü’min denemez… Aman ha; dikkatli olalım Bu Kur'an'ın her bir kelimesinin, her bir harfinin Allah'a ait olduğu birinciyle, kalbi bir imanla inanmak, iman esaslarını kabul etmek gerekiyor… İşte bunun için de imanın kapsamına baktığımız zaman da ne melekleri… Ya da meleklerden herhangi bir tanesini… Ne kitapları ya da kitaplardan birisini inkar etme durumunda olamaz bir mü’min…
İman; tarif olarak, ifade olarak şöyle dile getirilir… “El-iman ikrarun bil-lisan ve tastigun bil cenan ve amelün bil erkan” Yani iman dil ile ikrardır… İnandığını diliyle söylemektir… Kalp ile tasdiktir Rükünleriyle, esaslarıyla yaşamaktır…
Şimdi imanın ne olduğunu… Ne olması gerektiğini… Bir mü’minin Allah inancı çerçevesinde nelere dikkat etmesi gerektiğini… Bu üç madde ile özetlemek mümkün…
“İkrarun bil-lisan” Aslında her ne kadar ilk sırada bu cümle yer alsa da… Yani dil ile ikrar… Aslında işin başlangıcı kalptir… Çünkü imanın tasdik makamı kalptir… Bir insanın bir şey ifade edebilmesi için, onu önce kabullenmesi gerekir… Onun için de; imanda aslolan “tastigun bil cenan” dır… Önce inandığını kalbinin tasdik etmesi… Allah vardır… Birdir… Beni yaratan O’dur… Ben her şeyimde O’na muhtacım… O’nun kudretine muhtacım… O’nun korumasına muhtacım… O'nun vereceği rızka muhtacım… O’nun bahşedeceği sağlığa muhtacım… Sıhhate muhtacım… Benim teslimiyetim onadır… Benim tevekkülüm, yaslanmam, güvenmem onadır… Her şeyim Odur diye kalbin tasdiki ile başlayan iman sonrasında dil ile ikrar bulur…
Kalp ile tasdikin neden önemli olduğunu Peygamberimiz şöyle izah buyuruyor… “Herhangi bir kişi, Allah'tan başka ilah olmadığını ifade eder, şehadet eder… Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğunu da kabul ederse… Ama kalbinin doğrulamasıyla gönülden bunu kabul eder… İçten buna inanır… Zihnen buna itikat ederse… Sarsılmaz bir imanla buna sahip olursa… Allah o kişiyi cehenneme haram kılar… Ya da cehennem ateşine onu atmayı haram kılar…”
Değerli Kardeşlerim!.. Demek ki iman; kalp ile tasdik, dil ile ikrar, bir de amel ve rükünleriyle yani imanı dinin gerektirdiği şeylerle yaşamaktır…
Netice olarak mü’minin üstlendiği… İmanın getirdiği birtakım sorumluluklar vardır ki; Kur’an-ı Kerim'de
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا
““Ey iman edenler” diye başlayıp sonrasındaki açıklamaların tümü mü’mine hitaptır… Şöyle yapmanız sizin için farz kılındı denilenler mü’minin uyması gereken esaslardır… Bu da şunu gösteriyor… Çıplak bir ifade olan yani amel ile beslenmeyen, amel ile duyurulmayan iman yetersizdir… Yapılan bütün amellerde de iman esastır… Şarttır… Ne kadar iyi bir insan olduğunu ifade ederse etsin… Ne kadar faydalı olduğunu ifade ederse etsin… İman olmadığı takdirde hükümsüzdür…”
