İMAN ESASLARI (ÂMENTÜ)
Değerli Mü’minler!.. Bir müminin inanmak durumunda olduğu, mü’min sayılabilmesi için, Müslüman sayılabilmesi için mutlaka inanması gereken temel itikadi esaslara iman esasları denir… Bir başka deyişle imanın şartları denir… Bu esaslar akait kitaplarımızda Amentü esasları olarak yer alır… Bunları her Müslüman en asgari seviyede şöyle öğrenir ve ifade eder…
اْليَوْمِ اْلآخِرِ وَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَ شَرِّهِ مِنَ اللهِ آمَنْتُ بِاللهِ وَ مَلَئِكَتِهٍ وَ كُتُبِهِ وَ رُسُلِهِ وَ
تَعَالَى وَ اْلبَعْثُ بَعْدَ اْلمَوْتِ حَقٌّ
وَ اَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّداً عَبْدُهُ وُ رَسُولُهُ اَشْهَدُاَنْ لآ اِلَهَ اِلاَّ اَللهُ
Yani “Ben Allah'a, meleklerine, kitaplarına peygamberlerine, ahiret gününe, kader, hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna inandım… Öldükten sonra diriliş haktır… Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in O’nun kulu ve elçisi olduğuna tanıklık ederim, şahitlik ederim…”
Bu ifadelerde geçen inanç esasları altı tanedir… Bir; Allah'a iman, iki; meleklere iman, üç; kitaplara iman, dört; peygamberlere iman, beş; ahirete iman ve altı; kaza ve kadere iman…
Bu esasları hepiniz az çok biliyoruz… Bu altı esası İslam âlimlerimiz Kur'an ve sünnetten çıkarmışlardır… Çünkü Kur'an ve sünnette yer almayan hiçbir şey inanç esası olmaz… Bunların bazı ayetlerde topluca geçtiğini görüyoruz…
Mesela
وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَالْمَلٰئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيّٖنَ
ayetinde “Asıl iyi olan kimse Allah'a ahiret gününe, meleklere, kitaba, peygamberlere imandır”(BAKARA;177) gibi…
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهٖ وَالْكِتَابِ الَّذٖى نَزَّلَ عَلٰى رَسُولِهٖ وَالْكِتَابِ الَّذٖى اَنْزَلَ مِنْ قَبْلُ
““Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin…””
وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللّٰهِ وَمَلٰئِكَتِهٖ وَكُتُبِهٖ وَرُسُلِهٖ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعٖيدًا
““Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur…”(NİSA;136)”
Bunlar gibi daha çok ayet-i kerime var… Bunlardan başka bir de her şeyin Allah'ın takdiriyle olduğunu ifade eden ayetler var… Bunlar hadis-i şeriflerde de geçiyor…
Mesela şu ayette
وَخَلَقَ كُلَّ شَیْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْدٖيرًا
““O, her şeyi yaratmış ve yarattığı o şeyleri bir ölçüye göre takdir etmiştir”(FURKAN;2) buyuruluyor Yine bir başka ayette de;”
اِنَّا كُلَّ شَیْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ
Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık”(KAMER;49) diye ifade ediliyor…
Yine bütün inanç esaslarını içinde yer aldığı meşhur bir Cibril hadisi vardır… Cebrail(AS) bir insan şeklinde Hz.Peygamber'e geliyor ve Ona iman nedir, İslam nedir, ihsan nedir gibi sorular soruyor… İşte bu hadiste Cebrail’in “İman nedir?” sorusuna Peygamberimiz;
أَنْ تُؤْمِن بِاللَّهِ وملائِكَتِهِ ، وكُتُبِهِ ورُسُلِهِ ، والْيَوْمِ الآخِرِ ، وتُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وشَرِّهِ
diye cevap vererek; “Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır… Yine kadere, hayrına ve şerrine iman etmendir” buyuruyor…
Amentüde zikredilen iman esaslarını biz yine bu hadis-i şeriften öğrenmiş oluyoruz…
Değerli Mü’minler!.. Bu iman esaslarından birincisi olan Allah'a iman konusu bütün inanç esaslarının en temelini oluşturuyor… İnanç esasları bir bütün olarak amel ve davranışlarımızın temelini oluşturur… İnanç esaslarının temelini de Allah'a iman oluşturur…
Çünkü her şey Allah'a imanla başlar… Allah'a inanmayan bir kişi, imanın diğer esaslarına inansa da, inanmasa da çok fazla bir anlamı olmaz… Allah-u Teâlâ bütün kainatı yaratan, onu idare eden ve kendisine ibadet edilen yegane mabuttur… Tek ve en yüce varlıktır…
Dolayısıyla böyle yüce, böyle en üstün niteliklerle, en üstün sıfatlarla muttasıf olan Allah-u Teâlâ'ya inanmak inanç esaslarının, iman esaslarının en birincisidir ve en temelini oluşturur…
Aslında Tevhid ilkesine bağlı, aslı bozulmamış bütün dinlerde, Allah'a inanç, yani Tevhid ilkesi en önemli inanç esaslarından birisidir…
Bizim akaid kitaplarımızda Allah'la ilgili şu ifadeler yer alır… Allah varlığı zorunlu olan ve bütün övgülere layık bulunan yüce varlığın adıdır… Dikkat ederseniz burada varlığı zorunlu olan ifadesi geçiyor… İkinci olarak da bütün övgülere sahip olan ifadesi geçiyor…
Varlığı zorunlu olan demek, Allah'ın yokluğunun asla düşünemeyeceğini, var olmak için de başka hiçbir varlığın varlığına yahut da desteğine ihtiyacı olmadığını, onun varlığının bizzat kendisinden olduğunu, bunun için hiçbir kimseye muhtaç olmadığını ifade eder…
Bu aynı zamanda, varlığı zorunlu olan ve bütün kainatın yaratıcısı ve yöneticisi olan bir Allah'ın bulunduğunu ifade eder…
Hem varlığı zorunlu olan, hem de en yüce niteliklerle vasıflı olan Allah kelimesi, sadece Allah'a özgü olan bir isimdir… Allah'tan başka hiçbir kişiye, hiçbir varlığa bu adın verilme mümkün değildir, caiz de değildir… Çünkü Allah ismi Cenab-ı Allah için özel bir isim olmuştur… Allah lafzının çoğulu da yoktur… Var olan, bir olan ve bütün noksan sıfatlardan münezzeh olan en yüce, en öğülmüş sıfatlarla da muttasıf olan Allah-u Teâlâ için verilmiş bir isimdir bu…
Allah kelimesi başka hiçbir varlığa verilemez, ama Allah'ın başka isimleri de vardır…
Mesela Allah'ın Âlim sıfatı, yani bilen sıfatı vardır… Bunun yanında Allah'ı ifade eden başka isimler de var… Mesela İlah gibi, Mevla gibi… Ama Allah isminin yerine başka hiçbir ifade kullanılamaz ve Allah ismi başka hiçbir varlığa veremez…
Değerli Mü’minler!.. Allah’a iman; Allah'ın var olduğuna ve bir olduğuna, bütün üstünlük sıfatlarıyla nitelenmiş bulunduğuna ve bütün noksan sıfatlardan da uzak ve yüce olduğuna inanmak anlamına geliyor…
Allah'a iman bütün iman esaslarının en temelini oluşturur… Her şeyi bilen her şeye gücü yeten bir Allah'a inanmak buluğ çağına gelmiş olan, her akıllı insan üzerine en önemli ve öncelikli bir yükümlülük ve sorumluluktur…
Biraz önce Allah-u Teâlâ ile ilgili ifadelerden de gördüğümüz gibi, Allah'ın varlığı ve birliği İslam inancının yani Tevhid inancının en temelini oluşturur…
Aslında Allah inancı doğal fıtratı bozulmamış olan her insanda fıtrî olarak doğuştan mevcuttur… Yani eğer bir insanın fıtratı bozulmamışsa, başka ideolojilerden, çevreden gelen yahut da zamanla oluşan ideolojilerden, fikirlerden etkilenmemişse, normal bir akl-ı selime sahip olan, akıllı olan ve duyu organlarına sahip bir kişi yani kainatı görme-inceleme şansına sahip olan herkesin Allah'a inanması, başka hiçbir bilgi olmasa bile, hiç peygamber gelmemiş bile olsa, hiç kitap indirilmemiş bile Allah'ın varlığını ve birliğini kendi aklıyla kavrayıp bulması mümkündür…
Ama insanlık realitesini dikkate aldığımızda bütün insanlar da bu özelliklerin mevcut olmadığını görürüz… Gerek zamanın getirmiş olduğu tortular, gerekse kendi fıtratında meydana gelen bozulmalar, her toplumda Allah'a inanmayan insanların bulunacağını gösteriyor…
Allah bizi görür, idrak eder, ama biz Allah'ı idrak edemeyiz… Bu bize ayet-i kerimede şöyle bildiriyor… 6.103*************
لَا تُدْرِكُهُ الْاَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الْاَبْصَارَ
Gözler O'nu idrak edemez ama O, gözleri idrak eder…”
وَهُوَ اللَّطٖيفُ الْخَبٖيرُ
O, en gizli şeyleri bilendir, her şeyden hakkıyla haberdar olandır…”(ENAM;103)
Biz bu ayetlerden şunu alıyoruz; Allah-u Teâlâ her şeyi görür, her şeyi bilir… Bizler onu ancak birtakım sıfatları veya kainattaki bir takım delillerden, alametlerden anlayabilir, idrak edebiliriz…
Evrende hiç şaşmayan bir nizam, bir düzen var… Böyle bir evrenin, böyle bir düzenin mutlaka bir yaratıcısının olması gerekir… Aklımız bize bunu söylüyor… Bu da insana Allah’ın varlığını ve birliğini ispat ediyor…
Bunlarla ilgili çok ayet var Kur’an’da… Özellikle İslam’ın ilk yıllarında Mekki dediğimiz Mekke’de inen ayetlerde bu inanç esaslarını pekiştiren, insanın kendisine ve çevresine, evrene bakarak düşünmesini sağlayan çok ayet var… Mesela bu ayetlerden birisinde şöyle buyuruluyor…
سَنُرٖيهِمْ اٰيَاتِنَا فِى الْاٰفَاقِ وَفٖى اَنْفُسِهِمْ
““Varlığımızın delillerini, (kâinattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki,”
حَتّٰى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ اَنَّهُ الْحَقُّ
““O Kur'an'ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun…”
اَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ اَنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ شَهٖيدٌ
“Rabbinin, her şeye şâhit olması yetmez mi? ”(FUSSİLET;53)”
Bu ayet de gösteriyor ki; bizim gerek kendi yaratılışımızda, gerekse evrene tarafsız şekilde objektif olarak bakmamız halinde, buradaki şaşmaz düzenden, bir yaratıcının var olduğunu ve onun aynı zamanda da tek olduğunu anlamış oluruz… Eğer bunu yaratan tek olmamış olsaydı böyle bir düzenin, böyle bir sistemin olması mümkün olmazdı… Eğer birden fazla Tanrı olacak olsaydı, onlar arasında bir görüş ayrılığı olurdu ve âlemdeki bu nizam, bu düzenli sistem olmazdı… Nitekim Kur’an’da da bu şöyle bildiriliyor…
لَوْ كَانَ فٖيهِمَا اٰلِهَةٌ اِلَّا اللّٰهُ لَفَسَدَتَا
“ğer yerde ve gökte Allah'tan başka ilâhlar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu…”(ENBİYA;22)”
Bu anlamda hepimizin mutlaka bildiği İhlas Suresi; Cenab-ı Allah’ın varlığını ve birliğini bize en net ifadelerle anlatır ve ispat eder…
قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌ
“e ki: ‘O, Allah'tır, bir tektir…’”
اَللّٰهُ الصَّمَدُ
“Allah Samed'dir. Yani her şey O'na muhtaçtır; O, hiçbir şeye muhtaç değildir…””
لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ
“'ndan çocuk olmamıştır, yani kimsenin babası değildir Kendisi de doğmamıştır, yani kimsenin çocuğu değildir ””
وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ
“Hiçbir şey O'na denk ve benzer değildir…”(İHLAS;1-4)”
Dolayısıyla Tevhid ilkesi, yani Allah'ın birliği ilkesi İslam inancının en temel ilkesini oluşturuyor… Bu anlamda biz Allah'ın varlığını ve birliğini işte bu şekilde delillerle düşünerek, kainatı inceleyerek, onun sıfatları ve kendisinin bize bildirmiş olduğu isimleriyle tanıyabiliyoruz… Biz Allah-u Teâlâ'yı ancak sıfatları ve isimleriyle tanıyabiliriz…
