İMAN (HUZUR İSLAM'DA)
İMAN YOKSA HUZUR YOK!
KALBİN ALLAHSIZSA, HUZUR ARAMA!
HUZURU YANLIŞ YERDE ARAYAN, HUZURSUZLUĞA MAHKÛMDUR!
İSLAM’IN DIŞINDA HUZUR YOKTUR!
KUR’AN’DAN UZAKLAŞAN, HUZURDAN UZAKLAŞIR!
İMANINI KAYBEDEN, HER ŞEYİNİ KAYBETMİŞTİR!
KUR’AN’SIZ HAYAT, KARANLIK BİR MEZARDIR!
ALLAH’I BULAN HERŞEYİ BULUR, ONU BULMAYAN HİÇBİR ŞEY BULAMAZ!
İMAN HEM NURDUR HEM KUVVETTİR!
HAKİKİ İMANI ELDE EDEN, KÂİNATA MEYDAN OKUR!
İMAN İNSANI İNSAN EDER, HATTA SULTAN EDER!
اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي جَعَلَ الْإِيمَانَ حَيَاةَ الْقُلُوبِ، وَذِكْرَهُ رَاحَةَ النُّفُوسِ، وَالْقُرْآنَ نُورًا لِلطُّرُقِ
وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ، الَّذِي دَلَّنَا عَلَى حَلَاوَةِ الْإِيمَانِ وَطَرِيقِ الطُّمَأْنِينَةِ
“Türkçe”
Hamd; imanı kalplerin hayatı, zikrini ruhların huzuru, Kur’an’ı yolların nuru kılan Allah’a mahsustur.
Salât ve selâm; bize imanın lezzetini ve gerçek huzurun yolunu gösteren Efendimiz Muhammed’e olsun.
HUZURUN ADRESİ VE NEFSİN ALDATICI SERAPLARI.
AZİZ MÜMİNLER, DEĞERLİ MÜSLÜMANLAR!
“Ey huzuru İslam’ın dışında, şeytanın karanlık dehlizlerinde ve nefsinin bitmek bilmeyen arzularında arayan bedbaht! Aklını başına al! Şunu iyi bil ki; kalbin huzuru, ruhun sükûneti ve aklın selameti sadece ve sadece İslamiyet’in nurlu iklimindedir. Rabbimiz, kalplerin ancak Kendi zikriyle tatmin olacağını ferman buyururken, sen hangi bataklıkta çiçek açacağını sanıyorsun?
“İman, hem nurdur hem kuvvettir. Evet, hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir.” (Sözler)
Bu izzeti bırakıp, haram lokmalarda, masiyet dolu eğlencelerde ve Allah’ın haram kıldığı fani zevklerde saadet arayan kişi; susuzluğunu tuzlu suyla gidermeye çalışan birine benzer. İçtikçe yanar, koştukça yorulur ve sonunda bir serabın ortasında ruhu can çekişir. Helal dairesi geniştir, keyfe kâfidir; harama girmeye hiç lüzum yoktur. Helal yollarda huzur arayıp, nefsinin peşine takılarak harama meyl edenlerin sonu, dünyada huzursuzluk, kabirde karanlık ve ahirette cehennemdir.
“İman, insanı insan eder; belki insanı sultan eder.” (Sözler)
İman öyle bir nimettir ki, insanı "ahsen-i takvim" sırrıyla meleklerden daha üstün bir mertebeye çıkarır. Ancak bu nurdan mahrum kalan ve huzuru başka kapılarda dilenen kişi, kâinatın en şerefli mahluku iken, hayvandan daha aşağı bir dereceye düşmeye mahkûmdur. Zira akıl, iman nuruyla aydınlanmazsa, sadece insanın acılarını artıran bir alet haline gelir.
“Allah’ı bulan neyi kaybeder? Allah’ı bulmayan neyi bulur?” (Sözler)
Ey nefis! Ölüm varken, her an bu dünya misafirhanesinden terhis tezkeresi alma ihtimalin varken, hala hangi geçici lezzetin peşindesin? Gel, hakkıyla Allah’a imanını göster. Kur’an’ı tefekkür et ki ruhun nefes alsın. Zira Kur’an’sız bir hayat, ışıksız bir mezardan farksızdır. “İman, insanı hem bu dünyada hem ahirette mesut eder.” Bu saadete sırt çevirme! Unutma ki; Allah’tan uzak aranan her teselli, sonunda bir azaba ve ebedi bir pişmanlığa dönüşecektir.
KONU: KALPLERİN TEK İLACI: ZİKRULLAH VE HUZUR
1. AYET
اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّٰهِۜ اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ
“Onlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ı zikretmekle huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur! (Ra’d, 28)”
1. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَثَلُ الَّذِي يَذْكُرُ رَبَّهُ وَالَّذِي لَا يَأْمَنُ رَبَّهُ، مَثَلُ الْحَيِّ وَالْمَيِّتِ
“Rabbini zikredenle zikretmeyenin misali, diri ile ölünün misali gibidir! (Buhârî, Deavât, 66)”
NÜZUL SEBEBİ: Müşriklerin baskıları ve dünya hayatının hengamesi içinde daralan müminlerin, "Ruhumuz nasıl sükunete erer?" arayışları üzerine; huzurun dış dünyada değil, kalbin sahibiyle kurulan bağda olduğunu ilan etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: "Kalbin Allahsızsa, huzur arama! Çünkü yanlış yerde arıyorsun!" Dünya seni yorduğunda, insanlar kalbini kırdığında, mal ve mülk ruhundaki boşluğu doldurulmadığında anla ki; senin kalbin ancak vatanına, yani Allah’ın zikrine döndüğünde nefes alacaktır. Zikirsiz kalp, bedende taşınan bir mermer parçasıdır; zikirle dolan kalp ise kainatın sığmadığı bir saraydır. Allah’ı unutan, kendini unutur; kendini unutan ise ebedi bir huzursuzluğa mahkum olur.
SAHABE KISSASI: Hazreti Bilâl-i Habeşî (Hz.), kızgın kumların üzerinde, göğsüne dev kayalar konulmuşken "Ehad! Ehad!" (Allah birdir) diye inliyordu. O işkence altında bile yüzünde garip bir huzur vardı. Çünkü onun kalbi Allah ile meşguldü. Cellatları kan ter içinde kalmış, ruhları daralmışken; Bilâl, imanın lezzetiyle adeta bir cennet bahçesindeydi. Ona bu acıyı unutturan, kalbindeki zikrullahın verdiği o tarifsiz Îmân lezzetidir.
KISSADAN HİSSE: "Suyu çölde, huzuru tenhalarda arama; O sana şah damarından daha yakındır."
2. AYET
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَاِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ اٰيَاتُهُ زَادَتْهُمْ ا۪يمَانًا
“Müminler ancak onlardır ki; Allah zikredildiği zaman kalpleri titrer, onlara O’nun ayetleri okunduğunda imanları artar! (Enfâl, 2)”
2. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ثَلَاثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ حَلَاوَةَ الْإِيمَانِ أَنْ يَكُونَ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِوَاهُمَا
Üç şey kimde bulunursa imanın lezzetini alır: Allah ve Resûlü’nü her şeyden çok sevmek, sevdiğini Allah için sevmek, küfre dönmekten ateşe atılmak gibi nefret etmek! (Buhârî, Îmân, 9)
NÜZUL SEBEBİ: Bedir Savaşı sonrasında ganimet ve dünya malı hırsının kalplere girmesinden endişe edilmesi üzerine; asıl kazancın ve tadın eşyada değil, kalpteki iman coşkusunda olduğunu hatırlatmak için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: "İmanın lezzetini alan, daha bu dünyada cenneti yaşar!" İman sadece bir söz değil, bir tadıştır. Allah ve Resulü’nü her şeyin (evladın, malın, nefsin) önüne koymayan, bu tadı alamaz. Sevdiğini makam için, para için değil, sadece Allah rızası için sevenin kalbi kederden emin olur. Günahı ateşe atılmak gibi gören bir ruh, kirlenmekten kurtulur. Bu lezzeti tadan için zindan saray, fakirlik zenginliktir. İman varsa imkan vardır; iman varsa huzur vardır!
SAHABE KISSASI: Hazreti Mus'ab b. Umeyr (Hz.), Mekke’nin en zengin ve en yakışıklı genciydi. Ailesi onu her türlü lüks içinde yaşatıyordu. İslam ile şereflenince her şeyini elinin tersiyle itti. Uhud’da şehit olduğunda üzerindeki hırka boyuna çekilse ayakları, ayaklarına çekilse başı açık kalıyordu. Ama o, imanın tadını o kadar derinden almıştı ki, ne eski zenginliğini aradı ne de yokluğa yerindi. Mus'ab, dünyanın geçici lezzetini verip imanın ebedi tadını satın almış bir kahramandı.
KISSADAN HİSSE: "Dünyayı kalbine değil, eline alan; imanın lezzetine talip olandır."
3. AYET
وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْر۪ي فَاِنَّ لَهُ مَع۪يشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَعْمٰى
Kim benim zikrimden (Kur'an'dan) yüz çevirirse, şüphesiz onun için sıkıntılı (dar) bir hayat vardır ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz! (Tâhâ, 124)
3. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اَلَّذِي لَيْسَ فِي جَوْفِهِ شَيْءٌ مِنَ الْقُرْآنِ كَالْبَيْتِ الْخَرِبِ
“İçinde Kur'an'dan hiçbir şey (eser) bulunmayan kimse, harap olmuş bir ev gibidir! (Tirmizî, Sevâbü’l-Kur’ân, 18)”
NÜZUL SEBEBİ: İlahî rehberliği reddedip huzuru sadece madde ve bedeni hazlarda arayan, Kur'an'ın nurlu ikliminden kaçan bedbahtların, dünyada neden her şeye sahip olmalarına rağmen mutlu olamadıklarını açıklamak için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: "Kur’an’sız hayat, ışıksız bir mezardır!" İstediğin kadar lüks içinde yaşa, istediğin kadar eğlen; eğer ruhun Kur'an'ın nuruyla yıkanmıyorsa göğsünde bir daralma, iç dünyanda bitmek bilmeyen bir huzursuzluk olacaktır. Kur'an kalbin gıdasıdır; gıdasız kalan ruh ölür. Allah'tan uzaklaşan insan, kendi içindeki zindana hapsolur. Dünyada Kur'an'ın nuruna gözünü kapayan, ahirette de ışığa hasret kalacaktır.
SAHABE KISSASI: Hazreti Ömer (Hz.), İslam ile şereflenmeden önce kalbi katı, ruhu karanlık bir adamdı. Kız kardeşinin evinde okunan Tâhâ Suresi’nin ayetlerini duyduğunda; "Bu ne kadar güzel, ne kadar şerefli bir söz!" dedi ve kalbindeki o meşhur daralma bir anda inşiraha dönüştü. Kur'an, koca bir devin ruhunu fırtınadan kurtarıp sükunete erdirdi. Ömer (Hz.), huzuru kılıcında ararken Kur'an'ın bir ayetinde buldu.
KISSADAN HİSSE: "Hayatını vahy ile inşa etmeyen, harabesinde kalmaya mahkumdur."
4. AYET
وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ
“Gevşemeyin, hüzünlenmeyin! Eğer (gerçekten) iman ediyorsanız, üstün olan sizsiniz! (Âl-i İmrân, 139)”
4. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اَلْمُؤْمِنُ الْقَوِيُّ خَيْرٌ وَأَحَبُّ إِلَى اللّٰهِ مِنَ الْمُؤْمِنِ الضَّعِيفِ
“Kuvvetli mümin, (iman ve azim bakımından) zayıf müminden daha hayırlı ve Allah katında daha sevimlidir! (Müslim, Kader, 34)”
NÜZUL SEBEBİ: Uhud Savaşı’nda müslümanların aldığı ağır darbe ve yaşadıkları sarsıntı üzerine; zahiri yenilginin değil, imandaki kalitenin gerçek üstünlük olduğunu ilan etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “İman, hem nurdur hem kuvvettir. Evet, hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir.” İman, insanın sırtını Kadîr-i Zülcelâl’e dayamasıdır. Bu bağa sahip olanın, ne dünyevi bir korkusu kalır ne de geleceğe dair bir kaygısı. Mümin bilir ki; O istemedikçe bir yaprak dahi kıpırdamaz. Allah’a kul olan, başka hiçbir şeye köle olmaz. İman nuruyla bakan, kainatın bir tesadüf yığını değil, muntazam bir saray olduğunu görür. Hakiki iman, korkak bir bedenden bir aslan, aciz bir koldan bir kahraman çıkarır!
SAHABE KISSASI: Hazreti Sa’d b. Ebî Vakkas (Hz.), İran saraylarına girdiğinde karşısındaki debdebe ve kalabalığa bakıp zerre miktar sarsılmadı. "Bizleri buraya Allah gönderdi; insanları insanlara kul olmaktan kurtarıp, tek olan Allah’a kul etmek için geldik!" dedi. Elinde kılıcı, sırtında eski hırkasıyla koskoca bir imparatorluğun karşısında dimdik duran o izzet, kalbindeki imanın verdiği kuvvetti.
KISSADAN HİSSE: "Allah’ı bulan neyi kaybeder? Allah’ı bulmayan neyi bulur?"
5. AYET
وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَن۪ٓي اٰدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ
“Andolsun, biz insanoğlunu şerefli (mükerrem) kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık, kendilerine temiz rızıklar verdik (İsrâ, 70)”
5. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الدُّنْيَا مَلْعُونَةٌ مَلْعُونٌ مَا فِيهَا إِلَّا ذِكْرَ اللّٰهِ وَمَا وَالَاهُ وَعَالِمًا أَوْ مُتَعَلِّمًا
Dünya ve içindekiler (Allah için olmayan her şey) kıymetsizdir; ancak Allah'ın zikri, O'na yaklaştıran şeyler, alimler ve talebeler müstesnadır! (Tirmizî, Zühd, 14)
NÜZUL SEBEBİ: İnsanın kendi değerini sadece maddiyatta, makamda ve soyda aradığı; kendisini eşyanın kölesi yaptığı bir dönemde, insana asıl şerefini iade etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “İman, insanı insan eder; belki insanı sultan eder.” İmansız bir insan, hayvandan daha aşağı (esfel-i safilîn) bir dereceye düşerken; iman eden bir insan, kainatın nazlı bir misafiri, mülkün halifesi ve Allah'ın muhatabı olur. İman, insanı karanlık mizaçtan çıkarıp melekleri hayrette bırakacak bir makama taşır. Kendi acziyetini anlayıp sonsuz bir Kudret'e teslim olan kul, aslında kainatın sultanı olmuştur. Çünkü o, Sultan-ı Ezelî'nin has hizmetkârıdır.
SAHABE KISSASI: Hazreti Hubeyb b. Adiy (Hz.), idam sehpasına götürülürken müşrikler ona; "Senin yerine Muhammed’in burada olmasını ister miydin?" diye sordular. Hubeyb, "Vallahi, benim canımın kurtulması pahasına O'nun ayağına bir dikenin batmasına bile razı olmam!" dedi. Ölümün eşiğinde, zincirler içindeyken bile düşmanlarına acıyan o yüce ruh, imanın insanı nasıl "sultan" kıldığının en muazzam ispatıdır.
KISSADAN HİSSE: "Nefsine köle olan rezil, Allah’a kul olan azizdir."
6. AYET
مَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيٰوةً طَيِّبَةًۚ
“Erkek veya kadın, kim mümin olarak salih amel işlerse, elbette ona hoş (güzel) bir hayat yaşatacağız! (Nahl, 97)”
6. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَجَبًا لِأَمْرِ الْمُؤْمِنِ، إِنَّ أَمْرَهُ كُلَّهُ خَيْرٌ
“Müminin durumu ne şaşırtıcıdır! Her hali onun için hayırdır. Nimete erer şükreder hayır olur, musibete uğrar sabreder hayır olur! (Müslim, Zühd, 64)”
NÜZUL SEBEBİ: İbadet etmenin dünya hayatını zorlaştıracağını, fakirlik ve sıkıntı getireceğini sananlara karşı; imanın hem dünya lezzetini artırdığını hem de ahiret saadetini hazırladığını bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “İman, insanı hem bu dünyada hem ahirette mesut eder.” Sanma ki dindarlık dünyayı zehir eder! Bilakis, iman gözlüğüyle bakan bir mümin için; hastalık bir tasfiye, ölüm bir terhis tezkeresi, musibet ise bir uyarıcıdır. İman, dünya zindanını bir bekleme salonuna, ahiret azabını ise bir cennet bahçesine çevirir. İmanı olmayanın dünyası darlık, ahireti karanlıktır. İmanı olanın ise her anı bir ibadet, her nefesi bir şükür lezzetidir.
SAHABE KISSASI: Hazreti Zeyneb binti Cahş (Hz.), el emeğiyle kazanır ve hepsini fakirlere dağıtırdı. Vefat edeceği zaman; "Ben kefenimi hazırladım, ama Ömer bir kefen gönderirse birini sadaka verin" dedi. Dünya malına zerre kıymet vermeyen ama kalbi mutmain olan bu yüce hanım, imanın verdiği saadetle hem dünyasını bereketlendirmiş hem de ahiretine azık hazırlamıştır.
KISSADAN HİSSE: "Gönlünde Allah olanın, hüzne vakti olmaz."
7. AYET
اَفَمَنْ شَرَحَ اللّٰهُ صَدْرَهُ لِلْاِسْلَامِ فَهُوَ عَلٰى نُورٍ مِنْ رَبِّه۪ۜ فَوَيْلٌ لِلْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ مِنْ ذِكْرِ اللّٰهِۜ
Allah kimin göğsünü İslam’a açmışsa, o Rabbinden bir nur üzerinde değil midir? Allah’ın zikrinden kalpleri katılaşmış olanların vay haline! (Zümer, 22)
7. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الدُّنْيَا سِجْنُ الْمُؤْمِنِ وَجَنَّةُ الْكَافِرِ
“Dünya müminin zindanı, kafirin ise cennetidir! (Müslim, Zühd, 1)”
NÜZUL SEBEBİ: İslam ile müşerref olanların yaşadıkları fakirlik ve sıkıntılara rağmen yüzlerindeki nuru ve huzuru gören müşriklerin; "Biz refah içindeyken neden daralıyoruz, onlar yokluktayken neden bu kadar mutmainler?" hayretleri üzerine nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “İman varsa dar ev saraydır, iman yoksa saray bile zindandır!” İman, daralan göğüslere inşirah veren ilahi bir anahtardır. Eğer kalbinde Allah varsa, dört duvar arasında bile olsan kainat senin için bir mescit, yıldızlar ise birer kandildir. Ancak iman nurundan mahrum bir kalp, altından saraylarda da yaşasa ebedi bir karanlığa, yalnızlığa ve korkuya mahkumdur. İman, dünyayı bir misafirhaneye çevirir; imansızlık ise dünyayı bir mezara dönüştürür.
SAHABE KISSASI: Hazreti Habbâb b. Eret (Hz.), İslam olduğu için kızgın korların üzerine yatırılmış, etleri eriyene kadar işkence görmüştü. Yıllar sonra halife olan Ömer (Hz.) onun sırtını görünce dehşete düşmüş ve "Bu ne hal?" diye sormuştu. Habbâb (Hz.) ise o işkence anlarını anlatırken; "Kalbimin lezzeti bedenimin acısını bastırıyordu" demiştir. O kor yatağını iman nuruyla bir gül bahçesine çevirmişti.
KISSADAN HİSSE: “Allah’ı bulan neyi kaybeder? Allah’ı bulmayan neyi bulur?”
8. AYET
كَلَّا بَلْۜ رَانَ عَلٰى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
“Hayır! Doğrusu onların işleyip durdukları (günahlar) kalplerini paslandırmıştır! (Mutaffifîn, 14)”
8. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَا يَزْنِي الزَّانِي حِينَ يَزْنِي وَهُوَ مُؤْمِنٌ
“Zina eden kişi, zina ettiği sıra (kamil manada) mümin olduğu halde zina etmez (Buhârî, Mezâlim, 30)”
NÜZUL SEBEBİ: Bazı kimselerin "Hem günah işlerim hem de imanın tadını alırım" yanılgısına kapılarak kalplerini karartmaları ve ibadetten aldıkları zevki kaybetmeleri üzerine bir ihtar olarak nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “Günah, imanın tadını çalan bir hırsızdır!” İman, pırıl pırıl bir ayna gibidir; her günah ise o aynaya atılan bir siyah lekedir. Lekeler çoğaldıkça ayna kararır ve artık güneşin nurunu yansıtamaz olur. Günahın cazibesine kapılan, imanın o yüksek ve saf lezzetini kaybeder. Ağzı zehirli bir suyla dolu olanın tatlı sudan lezzet alamayacağı gibi, kalbi haramla dolan da secdeden lezzet alamaz. Huzur istiyorsan, huzuru kaçıran kirlerden (günahlardan) temizlenmelisin!
SAHABE KISSASI: Hazreti Mâiz b. Mâlik (Hz.), bir anlık nefsine mağlup olup bir günah işlemişti. Fakat kalbindeki iman o kadar kuvvetliydi ki, bu günahın verdiği huzursuzlukla yaşayamadı. Defalarca Efendimiz S.a.v'in huzuruna gelerek; "Ya Resulallah, beni temizle!" diye yalvardı. Ölümü göze alarak tövbe etmesi, imanın hırsızı olan günahı kalbinden söküp atma gayretiydi. Efendimiz onun için; "Öyle bir tövbe etti ki, tüm Medine halkına paylaştırılsa yeterdi" buyurdu.
KISSADAN HİSSE: “Kalbin kapısını günaha açan, huzurun penceresini kapatmış demektir.”
9. AYET
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَعْمَالُهُمْ كَسَرَابٍ بِق۪يعَةٍ يَحْسَبُهُ الظَّمْاٰنُ مَٓاءًۜ
İnkar edenlere gelince; onların amelleri ıssız bir çöldeki serap gibidir. Susayan kimse onu su sanır; ama yanına vardığında hiçbir şey bulamaz! (Nûr, 39)
9. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ تَعِسَ عَبْدُ الدِّينَارِ، تَعِسَ عَبْدُ الدِّرْهَمِ
“Altının (paranın) kulu olan kahrolsun! Gümüşün (eşyanın) kulu olan kahrolsun! (Buhârî, Cihâd, 70)”
NÜZUL SEBEBİ: Saadet ve huzuru sadece servette, mevkide ve şöhrette arayan; bu uğurda ebedi hayatını hiçe sayanların, sonunda ellerinin boş kalacağını ve hayal kırıklığına uğrayacaklarını bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “İslam dışında huzur arayan, suyu çölde arayan (seraba koşan) gibidir!” İnsanın kalbi sonsuzluk için yaratılmıştır; bu yüzden fani olan hiçbir şey o kalbi tam manasıyla doyuramaz. Dünyalık hazlar, susayan birine tuzlu su içirmek gibidir; içtikçe susuzluğun artar. İslam'ın dışında aranan her teselli, sonunda hüzne ve hiçe dönüşmeye mahkumdur. Kalbin anahtarı Allah’tadır; anahtar yanlış yere sokulduğunda ne kapı açılır ne de ruh sükunet bulur.
SAHABE KISSASI: Hazreti Sa’d b. Ebî Vakkâs (Hz.)’ın annesi, oğlu Müslüman olunca onu dinden döndürmek için "Açlık grevi" yapmaya başlamıştı. Sa’d (Hz.) annesini çok sevmesine rağmen ona şöyle dedi: "Anne, yüz tane canın olsa ve her gün biri çıksa, ben yine de bu dinden dönmem. İster ye, ister yeme!" Sa’d, annesinin sevgisini bile Allah sevgisinin arkasına koymuştu; çünkü hakiki huzurun ve sadakatin ancak İslam'da olduğunu idrak etmişti.
KISSADAN HİSSE: “Fani olanda baki huzur arayanın ömrü serap peşinde geçer.”
10. AYET
اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَلَمْ يَلْبِسُٓوا ا۪يمَانَهُمْ بِظُلْمٍ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ الْاَمْنُ وَهُمْ مُهْتَدُونَ
“İman eden ve imanlarına zulüm (şirk) bulaştırmayanlar var ya; işte güven (huzur) onlar içindir ve doğru yolu bulanlar da onlardır! (En'âm, 82)”
10. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ذَاقَ طَعْمَ الْإِيمَانِ مَنْ رَضِيَ بِاللّٰهِ رَبًّا وَبِالْإِسْلَامِ دِينًا وَبِمُحَمَّدٍ رَسُولًا
“Allah’ı Rab, İslam’ı din, Muhammed’i S.a.v peygamber olarak benimseyip onlardan razı olan kişi, imanın tadını almış demektir! (Müslim, Îmân, 56)”
NÜZUL SEBEBİ: Sahabe efendilerimizin, "İmanımıza zulüm bulaştırmak" ifadesinden korkup "Hangimiz nefsine zulmetmez ki?" diye endişelenmeleri üzerine; buradaki zulmün "şirk" olduğunu ve tam teslimiyetin mutlak bir iç huzur (emniyet) getireceğini müjdelemek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “İman, insanı hem bu dünyada hem ahirette mesut eder.” İman, kalbe girdiği an korku ordularını dağıtan ilahi bir ordudur. Rabbinden razı olanın, rızık kaygısı, gelecek endişesi ve ölüm korkusu kalmaz. Çünkü o, her şeyin dizginini elinde tutan bir Zât'a dayanmıştır. İman, hadiselerin boğucu dalgaları arasında sarsılmayan bir gemidir. Bu gemiye binen, fırtınanın ortasında bile huzurla uyuyabilir. Allah’tan razı olanın hayatı, cennetin bir şubesi haline gelir.
SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Zer el-Gıfârî (Hz.), Rebeze çölünde yapayalnız yaşarken yanına gelenler onun bu yalnızlığına üzülmüşlerdi. O ise tebessüm ederek; "Ben yalnız değilim, Rabbimle beraberim. O’nun takdirinden razı olanın yanında dünya bir mülk, yalnızlık ise bir dosttur" demiştir. Ebû Zer, imanın tadını aldığı için ıssız çölü kendine bir huzur sarayı eylemişti.
KISSADAN HİSSE: “Rabbinden razı olmayanı, dünya razı edemez.”
11. AYET
وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْاِسْلَامِ د۪ينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُۚ وَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ
Kim İslam’dan başka bir din (hayat tarzı) ararsa, bilsin ki bu kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır! (Âl-i İmrân, 85)
11. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَا تَرِدُ عَلَى الْقَلْبِ فِتْنَةٌ إِلَّا نَكَتَتْ فِيهِ نُكْتَةً سَوْدَاءَ
Kalbe bir fitne (günah) uğradığında orada siyah bir leke bırakır. Eğer kalp onu reddederse cilalanır, eğer kabul ederse o leke büyür ve kalbi kaplar! (Müslim, Îmân, 231)
NÜZUL SEBEBİ: Bazı ehl-i kitabın ve müşriklerin, İslam'ın getirdiği nizamı ağır bulup eski batıl inançlarına ve dünyevi hazlarına dönmek istemeleri, huzuru İslam'ın dışında aramaya yeltenmeleri üzerine nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “İman, insanı insan eder; belki insanı sultan eder.” İnsan, ancak İslam’ın kalıbına girdiğinde gerçek insanlık şerefine ulaşır. İslam’ın dışındaki her yol, nefsin köleliğine açılır. Köle ise asla huzur bulamaz. Allah’tan başkasına boyun eğen, binlerce sahte ilahın (para, makam, elalem ne der korkusu) kahrı altında ezilir. İslam, insanı bu sahte prangalardan kurtarıp sadece Allah’a muhatap kılarak ruhunu özgürleştirir.
SAHABE KISSASI: Hazreti Ömer (Hz.), Şam seferine giderken ayağındaki yamalı çizmeleri çıkarıp dereden geçerken omuzuna almıştı. Ordu komutanı Ebû Ubeyde; "Ya Ömer, Şam halkı seni böyle görmesin, itibarımız sarsılır" deyince Ömer (Hz.) o meşhur cevabı verdi: "Biz en zelil bir kavimdik, Allah bizi İslam ile aziz kıldı. Eğer huzur ve izzeti İslam’dan başka yerde ararsak, Allah bizi tekrar zelil eder!"
KISSADAN HİSSE: “Allah’ı bulmayan neyi bulur? Bulsa bulsa bela bulur!”
12. AYET
اَلَّذ۪ينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ اِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ ا۪يمَانًا وَقَالُوا حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ
O müminler ki, insanlar onlara: 'Düşman size karşı ordu topladı, onlardan korkun!' dediklerinde, bu onların ancak imanını artırdı ve 'Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!' dediler. (Âl-i İmrân, 173)
12. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّ َ أَشَدُّ النَّاسِ بَلَاءً الْأَنْبِيَاءُ ثُمَّ الْأَمْثَلُ فَالْأَمْثَلُ
İnsanların belası (imtihanı) en şiddetli olanları peygamberlerdir, sonra onlara en çok benzeyenlerdir. Kişi dini (imanı) oranında imtihan edilir! (Tirmizî, Zühd, 57)
NÜZUL SEBEBİ: Uhud Savaşı’ndan sonra müşriklerin tekrar saldıracağı haberi yayıldığında, müminlerin sarsılmak yerine daha büyük bir azimle Allah’a tevekkül etmeleri ve bu iman kuvvetiyle düşmana korku salmaları üzerine nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “Hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir.” İman, korkunun bittiği yerdir. Ölümü bir "terhis tezkeresi" ve "dostlara kavuşma anı" olarak gören birine, hangi dünya gücü diz çöktürebilir? İman kuvveti, küçücük bir kalbe kainatı sığdırır. Yıldızların çarpışmasından korkmayan, gök gürültüsünü tesbih olarak duyan bir ruh, ancak iman nuruyla yetişir. Bu kuvvet, zayıfı güçlüden, mazlumu zalimden üstün kılar.
SAHABE KISSASI: Hazreti İbrahim (Hz.) ateşe atılırken melekler yardımına geldiğinde; "Rabbim halimi biliyor, sizin yardımınıza ihtiyacım yok!" demişti. Ateşi gül bahçesine çeviren, işte bu sarsılmaz iman kuvvetiydi. Sahabe efendilerimiz de bu mirasla, azgın orduların karşısına "Hasbünallâh" (Allah bize yeter) kalkanıyla çıktılar ve kainata meydan okudular.
KISSADAN HİSSE: “Sırtını Allah’a yaslayanın, önünde hiçbir dağ duramaz.”
13. AYET
وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ
“İman edip salih ameller işleyenlere müjdele: Onlar için altlarından nehirler akan cennetler vardır! (Bakara, 25)”
13. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا مَرَرْتُمْ بِرِيَاضِ الْجَنَّةِ فَارْتَعُوا قَالُوا وَمَا رِيَاضُ الْجَنَّةِ؟ قَالَ حِلَقُ الذِّكْرِ
Cennet bahçelerine uğradığınızda oralardan istifade edin. "Cennet bahçeleri nedir ya Resûlallah?" diye sorulunca; "Zikir halkalarıdır!" buyurdu. (Tirmizî, Daavât, 82)
NÜZUL SEBEBİ: Dünyanın geçici ve aldatıcı süslerine kapılıp mahzun olan müminlere; asıl saadet yurdunun ve ruhu teskin eden asıl mekanların Allah yolunda bir araya gelinen anlar olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “İmanın lezzetini alan, daha bu dünyada cenneti yaşar!” Sanma ki cennet sadece ölümden sonradır. Allah’a tam teslim olan bir ruh için dünya, ahiretteki cennetin bir bekleme salonu ve manevi bir bahçesidir. İman nuruyla her şeye bakan göz, her varlıkta Allah’ın cemalini görür ve bu seyir ona en büyük lezzeti verir. Kalbinde iman olanın dünyası, güllerle bezeli bir saraydır; zira o, her nefeste Sevgili’nin rızasını solumaktadır.
SAHABE KISSASI: Hazreti Enes b. Nadr (Hz.), Uhud Savaşı’nda müslümanların dağıldığı bir anda ileri atılmış ve yanından geçen Sa’d b. Muâz’a şöyle haykırmıştır: "Ey Sa’d! Vallahi ben Uhud’un arkasından cennetin kokusunu duyuyorum!" Enes (Hz.), imanın lezzetiyle daha dünyadayken o ebedi saadet yurdunun kokusunu almış ve seksen küsur yara alarak o kokuya doğru koşmuştur.
KISSADAN HİSSE: “İmanı olmayanın burnu cennet kokusuna kapalıdır; imanı olan ise dünyada o kokuyu solur.”
14. AYET
مَا عِنْدَكُمْ يَنْفَدُ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ بَاقٍۜ
“Sizin yanınızdaki (dünyalıklar) tükenir, Allah katındaki ise kalıcıdır! (Nahl, 96)”
14. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اللّٰهُمَّ لَا عَيْشَ إِلَّا عَيْشُ الْآخِرَةِ
“Allah’ım! Gerçek hayat (ve huzur) ancak ahiret hayatıdır! (Buhârî, Cihâd, 33)”
NÜZUL SEBEBİ: Müslümanların Mekke’de mallarını ve mülklerini bırakıp hicret etmeleri, dünyalık her şeylerini kaybetmeleri üzerine; en büyük kazancın Allah’ın rızası ve O’na yakınlık olduğunu teyit etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “Allah’ı bulan neyi kaybeder? Allah’ı bulmayan neyi bulur?” Bütün dünya senin olsa ama Allah ile aran açık olsa, sen aslında en büyük fakirsin. Elinde hiçbir şeyin olmasa ama kalbin "Allah" diyerek çarpsa, kainatın sultanı sensin. Çünkü fani olan her şey gitmeye, tükenmeye ve yok olmaya mahkumdur. Baki olan Allah’a bağlanan kalp ise asla batmayan bir güneş bulmuştur. O’nu bulan, huzuru bulmuştur; O’nu kaybeden, bütün kainat emrinde olsa yine huzursuzdur.
SAHABE KISSASI: Hazreti Suheyb-i Rûmî (Hz.), hicret ederken müşrikler yolunu kesti ve "Tüm malını bırakırsan gidebilirsin" dediler. Suheyb, hiç düşünmeden tüm servetini onlara verdi. Efendimiz S.a.v bunu duyunca; "Suheyb kazandı, Suheyb kazandı!" buyurdu. Dünyalık her şeyini kaybeden Suheyb, Allah’ın rızasını bularak aslında her şeyi kazanmıştı.
KISSADAN HİSSE: “Sahibi Allah olanın, hiçbir kaybı hüsran değildir.”
15. AYET
وَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِه۪ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ وَلٰكِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ
“Asıl izzet (üstünlük, güç ve onur) Allah’ındır, O’nun Resûlü’nündür ve müminlerindir. Fakat münafıklar bunu bilmezler! (Münâfikûn, 8)”
15. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اَلْإِسْلَامُ يَعْلُو وَلَا يُعْلَى عَلَيْهِ
“İslam daima üstündür; hiçbir şey ona üstün gelemez! (Dâre-kutnî, III, 252)”
NÜZUL SEBEBİ: Münafıkların başı Abdullah b. Übey’in; "Şehre döndüğümüzde aziz olanlar (kendileri), zelil olanları (müslümanları) oradan çıkaracaktır" diyerek güç ve izzeti kendi sahte kudretlerinde görmeleri üzerine nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “İman, insanı insan eder; belki insanı sultan eder.” İman, insana öyle bir haysiyet kazandırır ki, o kul Allah’tan başka hiçbir gücün önünde eğilmez. Zalime boyun eğmeyen, kula kul olmayan bir ruh, yeryüzünün gerçek sultanıdır. İman, insanın değersiz bir mahluk olmadığını, aksine Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğunu ihtar eder. Bu izzeti taşıyan mümin, saraylarda yaşayan bir köleden çok daha hür ve sultandır.
SAHABE KISSASI: Hazreti Rabî b. Âmir (Hz.), dönemin süper gücü İran’ın komutanı Rüstem’in huzuruna girdiğinde, altından tahtlara ve ipek halılara zerre kıymet vermedi. Mızrağını kıymetli halılara saplayarak yürüdü ve dedi ki: "Allah bizi, insanları kula kul olmaktan kurtarıp Allah’a kul etmek için gönderdi." O yamalı elbiseli sahabi, heybetiyle koca imparatoru titretmişti. İşte bu, imanın insanı sultan kılan izzetiydi.
KISSADAN HİSSE: “Zalimlerin karşısında 'Allah büyüktür' diyen, kainatın en hür sultanıdır.”
16. AYET
هُوَ الَّذ۪يٓ اَنْزَلَ السَّك۪ينَةَ ف۪ي قُلُوبِ الْمُؤْمِن۪ينَ لِيَزْدَادُٓوا ا۪يمَانًا مَعَ ا۪يمَانِهِمْۜ
“O, müminlerin kalplerine; imanlarını bir kat daha artırsınlar diye "sekînet" (huzur ve güven duygusu) indirendir (Fetih, 4)”
16. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الْمُؤْمِنُ مَنْ أَمِنَهُ النَّاسُ عَلَى دِمَائِهِمْ وَأَمْوَالِهِمْ
“Mümin, insanların canları ve malları konusunda kendisinden emin olduğu kimsedir! (Tirmizî, Îmân, 12)”
NÜZUL SEBEBİ: Hudeybiye’de müslümanların zahirde aleyhte görülen maddeler yüzünden kalplerinin daraldığı, fırtınalı bir ruh haline büründükleri o kritik anda; Allah’ın kalplere bir sükunet indirerek onları teskin etmesi üzerine nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “İman, insanı hem bu dünyada hem ahirette mesut eder.” Huzur, dış şartların mükemmelliği değil, kalbin Allah ile olan irtibatının kalitesidir. İman, insanın ruhuna öyle bir "sekînet" indirir ki, dışarıda fırtınalar kopsa, dünya yerinden oynasa o kulun iç dünyasında bir yaprak bile kıpırdamaz. Allah’a tam itimat eden, en dar vakitte bile genişliktedir. İman, korkunun zehrine karşı ilahi bir panzehirdir.
SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Bekir (Hz.), Sevr Mağarası’nda düşman kapıya dayandığında endişelenince, Efendimiz S.a.v ona; "Üzülme, Allah bizimle beraberdir!" buyurmuştu. O an Ebû Bekir’in kalbine inen o huzur, imanın verdiği sarsılmaz emniyetin zirvesidir. Müşriklerin ayaklarını görecek kadar yakın oldukları o anda, iman onları bir huzur kalesine hapsetmişti.
KISSADAN HİSSE: “Allah ile beraber olanın, korkuyla işi olmaz; O'ndan uzak olanın ise her anı korkudur.”
17. AYET
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ نَسُوا اللّٰهَ فَاَنْسٰيهُمْ اَنْفُسَهُمْۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
“Allah’ı unutan, bu yüzden Allah’ın da kendilerini kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayın! İşte onlar, yoldan çıkmış kimselerdir. (Haşr, 19)”
17. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ لِكُلِّ شَيْءٍ صَقَالَةً وَصَقَالَةُ الْقَلْبِ ذِكْرُ اللّٰهِ
“Her şeyin bir cilası vardır; kalbin cilası ise Allah’ı zikretmektir! (Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, I, 396)”
NÜZUL SEBEBİ: Münafıkların ve dünyaya tapanların, dışarıdan neşeli görünmeye çalışmalarına rağmen iç dünyalarındaki derin mutsuzluğu ve kimlik bunalımını teşrih etmek, gerçek huzurun ancak Yaratıcıyı hatırlamakla mümkün olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “Kalbın Allah’sızsa, huzur arama! Çünkü yanlış yerde arıyorsun!” İnsan kalbi bir fabrika ayarı gibi sadece Allah ile tatmin olacak şekilde programlanmıştır. Sen o kalbe dünyayı, parayı, şöhreti, şehveti doldurdukça o sadece daralır ve paslanır. Cilasız ayna ışık yansıtmadığı gibi, zikirsiz kalp de huzur yansıtmaz. Allah’ı unutan, aslında en çok kendine zulmeder; çünkü ruhunun gıdasını kesmiş olur.
SAHABE KISSASI: Hazreti Abdullah b. Revâha (Hz.), bazen arkadaşlarının elinden tutar ve "Gelin, bir müddet oturup Rabbimize imanımızı (zikirle) tazeleyelim" derdi. O, kalbin pasının ancak Allah’ı anarak silineceğini ve o meclislerden çıkan bir ruhun dünyaya karşı nasıl bir izzet kazandığını en iyi bilenlerdendi.
KISSADAN HİSSE: “Mülkün sahibini tanımayan, mülkün içinde garip ve mutsuzdur.”
18. AYET
اَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا فَاَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْش۪ي بِه۪ فِي النَّاسِ كَمَنْ مَثَلُهُ فِي الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِنْهَاۜ
Ölü iken (hidayetle) dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürürken önünü aydınlatacak bir nur (Kur’an/İman) verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp oradan hiç çıkamayan kimse gibi olur mu? (En'âm, 122)
18. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَوِّرُوا مَنَازِلَكُمْ بِالصَّلَاةِ وَقِرَاءَةِ الْقُرْآنِ
“Evlerinizi namazla ve Kur’an okumakla nurlandırın! (Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, II, 413)”
NÜZUL SEBEBİ: Cahiliye karanlığında ruhları can çekişen insanların, İslam’ın gelişiyle nasıl bir hayatiyet kazandıklarını, Kur’an’ın sadece bir kitap değil, bir "ruh" ve "nur" olduğunu beyan etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “Kur’an’sız hayat, ışıksız bir mezardır!” Kur’an, ruhun nefes borusudur. Kur’an’dan kopan bir hayat, biyolojik olarak devam etse de manen bir kadavradır. Karanlık bir odada el yordamıyla yolunu arayan insan gibi, vahiysiz insan da hayatın gayesini, acıların tesellisini ve ölümün hakikatini bulamaz. Kur’an varsa ışık vardır, istikamet vardır, gerçek saadet vardır.
SAHABE KISSASI: Hazreti Üseyd b. Hudayr (Hz.), gece vakti Kur’an okurken atının şahlandığını, başının üzerinde kandiller gibi nurların dalgalandığını görmüştü. Sabah Efendimiz’e sorduğunda; "Onlar meleklerdi, seni dinliyorlardı!" cevabını aldı. Kur’an okunan bir gönül ve bir ev, meleklerin ziyaretgahı, huzurun membaı olur.
KISSADAN HİSSE: “Rehberi Kur’an olmayanın, yoldaşı şeytan, sonu hüsran olur.”
19. AYET
تِلْكَ الدَّارُ الْاٰخِرَةُ نَجْعَلُهَا لِلَّذ۪ينَ لَا يُر۪يدُونَ عُلُوًّا فِي الْاَرْضِ وَلَا فَسَادًاۜ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّق۪ينَ
İşte ahiret yurdu! Biz onu, yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk çıkarmayanlara veririz. Hayırlı akıbet (huzur), takva sahiplerinindir. (Kasas, 83)
19. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَيْسَ الْغِنَى عَنْ كَثْرَةِ الْعَرَضِ وَلَكِنَّ الْغِنَى غِنَى النَّفْسِ
“Zenginlik eşyanın çokluğu değildir; asıl zenginlik gönül zenginliğidir (ruhun huzurudur). (Buhârî, Rikâk, 15)”
NÜZUL SEBEBİ: Karun gibi servetiyle büyüklük taslayanların aslında ruhlarındaki o derin fakirliği ve huzursuzluğu gizlemeye çalışmalarına karşılık; gerçek izzetin mülke sahip olmakta değil, mülkün sahibine teslim olmakta olduğunu ihtar için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “İman, insanı insan eder; belki insanı sultan eder.” Hakiki sultan, emrinde binlerce hizmetçi olan değil, nefsini Allah’a ram etmiş olandır. İman, insanı eşyaya köle olmaktan kurtarıp, eşyayı insanın emrine veren bir iksirdir. Allah’ı bulan, kainatın efendisi olur; O’nu bulmayan ise bir kuruşun, bir makamın, bir rütbenin önünde eğilen aciz bir dilencidir. Mümin, imanın verdiği o "manevi sultanlık" ile kimseye el açmaz, kimseden korkmaz.
SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Ubeyde b. Cerrah (Hz.), Şam valisiyken halife Hz. Ömer evine geldiğinde; evde sadece bir kılıç, bir kalkan ve bir deri yaygıdan başka bir şey göremeyince ağladı. Ebû Ubeyde ise tebessüm ederek; "Ya Ömer, bunlar bizi menzile ulaştıracak kadar yeterlidir" dedi. O koca vali, gönül zenginliğiyle dünyanın tüm şatafatına galip gelmiş bir sultandı.
KISSADAN HİSSE: “Gönül tahtında Allah oturanın, dünyada kimseye ihtiyacı olmaz.”
20. AYET
فَاْوُٓا اِلَى الْكَهْفِ يَنْشُرْ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ رَحْمَتِه۪ وَيُهَيِّئْ لَكُمْ مِنْ اَمْرِكُمْ مِرْفَقًا
(O gençler dediler ki:) Haydi mağaraya sığının ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın ve bu işinizde size bir kolaylık (bir huzur) hazırlasın. (Kehf, 16)
20. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَبْشِرُوا وَأَمِّلُوا مَا يَسُرُّكُمْ، فَوَاللّٰهِ مَا الْفَقْرَ أَخْشَى عَلَيْكُمْ
Müjdeler olsun! Sizi sevindirecek nimetleri ümit edin. Vallahi sizin için fakirlikten korkmuyorum; aksine dünyanın size serilip birbirinizle yarışmanızdan (ve huzurunuzun kaçmasından) korkuyorum! (Buhârî, Rikâk, 7)
NÜZUL SEBEBİ: Putperest bir toplumda sıkışıp kalan ve canlarını kurtarmak için karanlık bir mağaraya sığınan Ashab-ı Kehf’in; imanları sayesinde o dar mağarayı nasıl bir rahmet sarayına çevirdiklerini anlatmak için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “İman varsa dar ev saraydır, iman yoksa saray bile zindandır!” Huzur binanın ihtişamında değil, içindekinin itminanındadır. İmanlı bir kalp için küçücük bir kulübe, pencereleri cennete açılan bir köşk hükmündedir. Allah’tan uzak bir ruh için ise kristal avizeli saraylar, nefesin kesildiği karanlık birer hücredir. İnsan dünyasını değil, kalbini inşa etmelidir; çünkü insan dünyada değil, kalbinde yaşar.
SAHABE KISSASI: Hazreti Fâtıma (Hz.) ve Hz. Ali’nin evinde günlerce ocak yanmaz, yiyecek bulunmazdı. Bir gün Efendimiz S.a.v onları ziyaret ettiğinde yorgunluktan bitkin olduklarını gördü. Onlara dünyalık bir hizmetçi değil, "Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahuekber" zikirlerini hediye etti. O günden sonra o ev, imanın lezzetiyle kainatın en huzurlu yuvası oldu.
KISSADAN HİSSE: “Kalbin genişliği, evin darlığını unutturur.”
21. AYET
وَمَنْ يَعْشُ عَنْ ذِكْرِ الرَّحْمٰنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَانًا فَهُوَ لَهُ قَر۪ينٌ
“Kim Rahman’ın zikrini (vahyini) görmezlikten gelirse, biz ona bir şeytanı musallat ederiz; artık o, onun (ayrılmaz) arkadaşıdır. (Zuhruf, 36)”
21. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ تَعِسَ عَبْدُ الْخَمِيصَةِ، تَعِسَ عَبْدُ الْقَطِيفَةِ
“Lüks giysilerin kulu olan kahrolsun! Gösterişli kumaşların kulu olan kahrolsun! (Buhârî, Cihâd, 70)”
NÜZUL SEBEBİ: Allah’ın vahyinden yüz çevirenlerin, kendilerine sığınacak sahte dostlar ve fani eğlenceler aramalarına rağmen; kalplerindeki o müthiş boşluğu ancak şeytani vesveselerin doldurduğunu beyan etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “Allah’ı bulan neyi kaybeder? Allah’ı bulmayan neyi bulur?” Allah’ı kaybeden insan, her şeyi olsa da aslında koca bir "hiç"e sahiptir. O’ndan mahrum olanın bulduğu tek şey; bitmek bilmeyen endişeler, tatmin olmayan arzular ve ebedi bir yalnızlıktır. Hayatın merkezine Allah’ı koymayan, kainatın yükünü kendi zayıf omuzlarına almış demektir. Oysa O’nu bulan, her şeyi O’nun mülkünde ve O’nun adına severek gerçek huzura ermiştir.
SAHABE KISSASI: Ebû Cehil gibi Mekke’nin en zengin ve güçlü adamları, İslam'a karşı kibirleriyle övünüyorlardı. Ama geceleri korkularından uyuyamıyor, Kur’an’ın o büyüleyici sesini gizlice dinlemekten kendilerini alamıyorlardı. Her şeye sahiptiler ama Allah’ı bulamadıkları için iç dünyaları birer cehennem çukuruydu.
KISSADAN HİSSE: “Sahibini tanımayan it, her kapıda tekmelenmeye mahkumdur; Rabbini tanıyan kul ise her kapıda azizdir.”
22. AYET
فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقٰى
“Kim benim hidayetime (kitabıma) uyarsa, o artık ne (dünyada) sapar ne de (ahirette) bedbaht olur! (Tâhâ, 123)”
22. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَدْ أَفْلَحَ مَنْ أَسْلَمَ وَرُزِقَ كَفَافًا وَقَنَّعَهُ اللّٰهُ بِمَا آتَاهُ
Müslüman olan, kendisine yetecek kadar rızık verilen ve Allah’ın kendisine verdiğiyle kanaat ettirdiği kimse kesinlikle kurtulmuştur (huzuru bulmuştur)! (Müslim, Zekât, 125)
NÜZUL SEBEBİ: İnsanların mutluluğu çok kazanmakta, her arzusuna ulaşmakta ve fani zevklerde aradığı; ancak ulaştıkça daha çok daraldığı bir vasatta, gerçek saadet haritasını çizmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “İman, insanı hem bu dünyada hem ahirette mesut eder.” Mesut olmak, dertsiz olmak değil; dertlerin sahibi olan Allah’a teslim olmaktır. İman gözlüğüyle bakan biri için; rızkın azı bereket, hastalığın ağrısı keffaret, ölümün kendisi ise bir vuslat vaktidir. Allah’ın taksimine razı olanın kalbinde sarsılmaz bir huzur kalesi kurulur. Dünyanın bütün orduları o kalbe hüzün sokamaz. Çünkü o kul, saadetini eşyaya değil, Bâkî olan Allah’a bağlamıştır.
SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Talha (Hz.), en sevdiği bahçesi olan Beyruhâ'yı "Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe birre (iyiliğe/huzura) eremezsiniz" ayeti inince hemen Allah yolunda bağışlamıştır. Elindeki en büyük dünya varlığını çıkarıp atınca yüzünde beliren o tarifi imkansız ferahlık, imanın insanı nasıl mesut ettiğinin en canlı şahididir.
KISSADAN HİSSE: “Kanaat tükenmez bir hazinedir; anahtarı ise imandır.”
23. AYET
وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَكَاَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَٓاء
“Pik”
َفَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ اَوْ تَهْو۪ي بِهِ الرّ۪يحُ ف۪ي مَكَانٍ سَح۪يقٍ
Kim Allah’a ortak koşarsa (huzuru O'ndan başkasında ararsa), o sanki gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere savuruyormuş gibidir! (Hac, 31)
23. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ جَعَلَ الْهُمُومَ هَمًّا وَاحِدًا هَمَّ الْمَعَادِ كَفَاهُ اللّٰهُ هَمَّ دُنْيَاهُ
“Kim dertlerini tek bir dert (Allah’ın rızası) yapar da ona odaklanırsa, Allah onun dünya dertlerine kâfi gelir! (İbn Mâce, Zühd, 2)”
NÜZUL SEBEBİ: Kalplerini parçalara bölen, her bir arzusunu bir put haline getiren ve huzuru bin bir çeşit fani kapıda arayan müşriklerin düştüğü manevi perişanlığı ve kimlik parçalanmasını beyan etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “İslam dışında huzur arayan, suyu çölde arayan (seraba koşan) gibidir!” Allah’tan kopan ruh, boşlukta savrulan bir yaprak gibidir. O kapıdan bu kapıya savrulur, her dert onu hırpalar, her korku onu esir eder. Kalbini tek bir merkeze, yani Allah’a bağlamayan; binlerce endişenin, geçim derdinin ve insan beklentisinin kölesi olur. Tek bir kapıya (Allah’a) kul olan, binlerce kapıda dilenmekten kurtulur. Huzur; parçalanmış kalbi Tevhid ile birleştirmektir.
SAHABE KISSASI: Hazreti İkrime b. Ebî Cehil (Hz.), Mekke fethinde kaçarken gemide fırtınaya yakalanmış ve tayfaların "Burada putlar fayda vermez, sadece Allah'a yalvarın!" dediğini duyunca irkilmiştir. "Denizde beni sadece Allah kurtarıyorsa karada da O kurtarır!" diyerek iman etmiş ve ömrü boyunca aradığı huzuru o tek kapıya teslimiyette bulmuştur.
KISSADAN HİSSE: “Kıblesi tek olanın, yolu şaşmaz; derdi tek olanın, huzuru kaçmaz.”
24. AYET
قُلْ لَنْ يُص۪يبَنَٓا اِلَّا مَا كَتَبَ اللّٰهُ لَنَاۚ هُوَ مَوْلٰينَاۚ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
De ki: 'Allah’ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez. O bizim Mevlâ’mızdır (gerçek dostumuzdur).' Müminler yalnız Allah’a tevekkül etsinler! (Tevbe, 51)
24. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ احْفَظِ اللّٰهَ يَحْفَظْكَ، احْفَظِ اللّٰهَ تَجِدْهُ تُجَاهَكَ
“Sen Allah’ın dinini koru ki Allah da seni korusun. Allah’ı her an hatırla ki O’nu her an yanında (yardımcın) bulasın! (Tirmizî, Kıyâme, 59)”
NÜZUL SEBEBİ: Münafıkların, müslümanları zorluklarla ve düşman kalabalığıyla korkutmaya çalışarak morallerini bozmak istemeleri üzerine; müminin arkasındaki ilahi kudreti hatırlatmak için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “Hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir.” Çünkü mümin bilir ki; bütün dünya birleşse Allah istemedikçe ona bir zarar veremez, bütün dünya engel olsa Allah dilerse ona bir hayır ulaştırır. Bu iman kuvvetine sahip bir kalp için; hapis bir medrese, idam bir terhis, musibet ise bir ilahi hediyedir. İmanlı adam, kainatın dizginini elinde tutan Sultan’a intisap etmiştir. Sultan’ın dostu olanın, kimseden pervası olmaz!
SAHABE KISSASI: Hazreti Abdullah b. Huzâfe (Hz.), Bizans imparatoruna esir düştüğünde imparator ona "Hristiyan olursan seni mülküme ortak ederim, yoksa seni kaynar kazana atarım" demiştir. Abdullah (Hz.) tebessüm ederek; "Mülkünün tamamını versen de Muhammed'in dininden bir an bile dönmem!" demiştir. İşte bu, kainata meydan okuyan iman kuvvetidir.
KISSADAN HİSSE: “Korkusunu Allah’a feda eden, kainatın efendisi olur.”
25. AYET
فَمَنْ يُرِدِ اللّٰهُ اَنْ يَهْدِيَهُ يَشْرَحْ صَدْرَهُ لِلْاِسْلَامِۚ
“Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam’a (huzur ve inşiraha) açar! (En'âm, 125)”
25. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اَللّٰهُمَّ اجْعَلْ نَفْسِي مُطْمَئِنَّةً، تُؤْمِنُ بِلِقَائِكَ، وَتَرْضَى بِقَضَائِكَ، وَتَقْنَعُ بِعَطَائِكَ
Allah’ım! Nefsimi sana kavuşacağına inanan, takdirine razı olan ve verdiğine kanaat eden "mutmain" (huzurlu) bir nefis kıl! (Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, VIII, 99)
NÜZUL SEBEBİ: Hakikati arayan ama batılın karanlığında boğulan ruhların, İslam ile tanıştıklarında hissettikleri o büyük ferahlığın ve "göğüs genişlemesinin" ilahi bir lütuf olduğunu beyan etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “İman, insanı insan eder; belki insanı sultan eder.” Allah bir kulunu sevdi mi, onun kalbine İslam’ın genişliğini verir. Dünya daralsa da onun ruhu daralmaz. Göğsü İslam’a açılan kişi, kainatı bir kardeşlik sofrası gibi görür. İman nuruyla aydınlanan bir kalp için karanlık yoktur. İnsan, ancak bu hidayetle fıtratındaki o yüksek makama, yani "ahsen-i takvim" sırrına ulaşır. İslam’ın dışındaki her yol, ruhu sıkan birer cendere iken; İslam, ruhun sonsuzluğa açılan kanatlarıdır.
SAHABE KISSASI: Hazreti Hamza (Hz.), Müslüman olmadan önce Mekke’nin en güçlü avcılarından biriydi. Ancak Efendimiz S.a.v’e yapılan eziyetler karşısında İslam ile şereflendiği an, kendi ifadesiyle; "Sanki üzerimden koca bir dağ kalktı ve nefes aldığımı hissettim" demiştir. O heybetli aslan, asıl huzuru ve kuvveti okunda değil, İslam’ın kalbine verdiği o muazzam inşirahta bulmuştur.
KISSADAN HİSSE: “Kalbin kapısını İslam’a açana, Allah cennetin kapılarını dünyada açar.”
26. AYET
وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ فَهُوَ حَسْبُهُۜ اِنَّ اللّٰهَ بَالِغُ اَمْرِه۪ۜ
“Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine kâfidir. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir! (Talâk, 3)”
26. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَوْ أَنَّكُمْ تَوَكَّلْتُمْ عَلَى اللّٰهِ حَقَّ تَوَكُّلِهِ لَرَزَقَكُمْ كَمَا يَرْزُقُ الطَّيْرَ
Eğer siz Allah’a hakkıyla tevekkül etseydiniz, sabah aç çıkıp akşam tok dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırırdı! (Tirmizî, Zühd, 33)
NÜZUL SEBEBİ: Maddi imkansızlıklar ve geçim kaygısı içinde boğulan, rızkı sadece kendi çabasından ibaret sanıp huzuru kaçan müminlere; her şeyin dizginini elinde tutan Rezzâk-ı Zülcelâl’i hatırlatmak için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “Hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir.” Tevekkül, gemide olup fırtınaya aldırmadan Kaptan’a güvenmektir. Allah’a dayananın sırtı yere gelmez. Yarın ne yiyeceğim, başıma ne gelecek gibi vesveseler, imanın zayıflığından sızar. Allah’ı "Vekil" tayin eden kul, kainatın yükünü omuzlarından indirmiş olur. En büyük özgürlük ve en derin huzur, sadece O’na muhtaç olduğunu bilip başkasına el açmamaktır. O’nu bulan için hiçbir eksiklik yoktur.
SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Ubeyde b. Cerrâh (Hz.), İslam orduları komutanıyken vefatı yaklaştığında; "Beni dünya dertlerinden kurtaran Allah’a hamdolsun" demiştir. Emri altında binlerce asker ve hazineler varken, o kalbini sadece Allah’a bağlamış, gerçek zenginliğin tevekkülde olduğunu her haliyle göstermiştir.
KISSADAN HİSSE: “Allah’ı bulan neyi kaybeder? Allah’ı bulmayan neyi bulur?”
27. AYET
اَلَّذ۪ينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ اِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ ا۪يمَانًا
“İnsanlar onlara: "Düşman size karşı ordu topladı, onlardan korkun!" dediklerinde, bu onların ancak imanını artırdı! (Âl-i İmrân, 173)”
27. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا سَأَلْتَ فَاسْأَلِ اللّٰهَ، وَإِذَا اسْتَعَنْتَ فَاسْتَعِنْ بِاللّٰهِ
“Bir şey isteyeceksen Allah’tan iste, yardım dileyeceksen Allah’tan dile! (Tirmizî, Kıyâme, 59)”
NÜZUL SEBEBİ: Bedir ve Uhud sonrası müminleri korkutmaya çalışan çevrelerin propagandalarına karşı; müminlerin sarsılmaz bir kale gibi sadece Allah’a sığınmalarını ve bu duruşun imana iman kattığını tescillemek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “İman, hem nurdur hem kuvvettir.” Korku, kalpteki Allah sevgisinin azlığından doğar. Kimden korkuyorsan, o senin putundur. Mümin, korkularını Allah’ın azametinde eriten kimsedir. İman nuruyla bakan mümin için; karşısındaki ordular, dalgalar veya ateşler ancak Allah’ın emriyle hareket eden birer memurdur. Memurdan değil, amirden korkan ruh huzura erer. İman varsa zindan bile bir ibadethaneye dönüşür; çünkü iman, mekanın darlığını kalbin genişliğiyle yok eder.
SAHABE KISSASI: Hazreti Abdullah b. Revâha (Hz.), Mute Savaşı’na giderken düşman sayısının çokluğu karşısında tereddüt edenlere şöyle haykırmıştır: "Biz düşmanla sayımızla veya gücümüzle savaşmıyoruz; biz onlarla Allah’ın bize lütfettiği şu din (iman) kuvvetiyle savaşıyoruz!" Bu şuurla düşmana atılan o yüce ruh, imanın kainata nasıl meydan okuduğunun en büyük nişanesidir.
KISSADAN HİSSE: “Kuvvetini imandan alanın, yenilgisi de zaferdir.”
28. AYET
فَاذْكُرُون۪ٓي اَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا ل۪ي وَلَا تَكْفُرُونِ
“Öyleyse yalnız Beni anın ki, Ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin! (Bakara, 152)”
28. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ اللّٰهُ تَعَالَى أَنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِي بِي، وَأَنَا مَعَهُ إِذَا ذَكَرَنِي
“Allah Teâlâ buyuruyor ki: Ben kulumun Beni sandığı gibiyim. Beni andığı her an Ben onunla beraberim! (Buhârî, Tevhîd, 15)”
NÜZUL SEBEBİ: Kıblenin değişmesiyle beraber müminlerin hissettiği o muazzam birlik ve beraberlik ruhunu pekiştirmek; Allah ile beraber olanın hiçbir zaman yalnız ve huzursuz kalmayacağını bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “Allah’ı bulan neyi kaybeder? Allah’ı bulmayan neyi bulur?” Kainatın Sahibi seni anıyorsa, sen artık kimsesiz değilsin demektir. Huzur, bir kulun "Ya Rabbi" dediğinde, ilahi rahmetin ona "Buyur kulum" cevabını verdiğini hissetmesidir. Kalbin anahtarı Allah’tadır; O’nu zikreden kalp kilitlerinden kurtulur. Sen O’nu andıkça, O da senin içindeki daralmaları giderir, göğsüne inşirah verir. Allah’sız bir zihin karmaşa, Allah’sız bir kalp ise fırtınalı bir denizdir.
SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Zer el-Gıfârî (Hz.), İslam’ın ilk yıllarında Kâbe’nin yanında açıkça Müslüman olduğunu haykırdığında müşrikler tarafından bayılana kadar dövülmüştü. Ayıldığında ilk işi yine Rabbini anmak olmuştu. "Bedenim acıyor ama ruhum bayram ediyor" diyerek, zikrin verdiği huzurun fiziksel acılardan daha üstün olduğunu göstermiştir.
KISSADAN HİSSE: “Dili Allah diyenin, yolu yokuş olsa da sonu huzurdur.”
29. AYET
لَا يَسْتَو۪ٓي اَصْحَابُ النَّارِ وَاَصْحَابُ الْجَنَّةِۜ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمُ الْفَٓائِزُونَ
“Cehennemliklerle cennetlikler bir olmaz. Asıl kurtuluşa (ve huzura) erenler, cennetlik olanlardır! (Haşr, 20)”
29. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اَلْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ
“Müslüman, diğer insanların onun elinden ve dilinden emin olduğu (huzur bulduğu) kimsedir! (Buhârî, Îmân, 4)”
NÜZUL SEBEBİ: Müslümanların Medine’de kurdukları o emniyet ve huzur toplumunun, cahiliye dönemindeki o vahşi ve huzursuz toplumla asla bir olamayacağını ilan etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “İman, insanı hem bu dünyada hem ahirette mesut eder.” İslam sadece senin iç huzurun değil, çevrene verdiğin huzurdur da. Kalbi Allah ile mutmain olan bir mümin, çevresine de selamet saçar. Kin, nefret ve haset gibi ruhu kemiren hastalıklardan kurtulmayan kişi asla huzur bulamaz. Cennetliklerin vasfı, dünyada da cennet ahlakıyla yaşayıp gönül kırmamaktır. İman varsa merhamet vardır; merhamet varsa gerçek saadet vardır.
SAHABE KISSASI: Hazreti Zeyd b. Desinne (Hz.), idam edilmeden hemen önce müşriklerin "Ölmek mi istersin, yoksa evinde huzurla oturmak mı?" sorusuna; "Vallahi benim kurtulmam pahasına Efendimiz S.a.v'in ayağına bir dikenin batmasına bile gönlüm razı olmaz" demiştir. Ölümün eşiğinde bu kadar huzurlu olabilmek, ancak bir "cennet ehli" kalbiyle mümkündür.
KISSADAN HİSSE: “Başkasına huzur vermeyene, Allah huzur vermez.”
30. AYET
اَللّٰهُ وَلِيُّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِۜ
“Allah, iman edenlerin dostudur (Velîsidir); onları karanlıklardan nura (huzura) çıkarır! (Bakara, 257)”
30. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ اللّٰهَ إِذَا أَحَبَّ عَبْدًا نَادَى جِبْرِيلَ إِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ فُلَانًا فَأَحِبَّهُ
Allah bir kulu sevdiğinde gök ehline "Ben onu seviyorum, siz de sevin" der. Sonra o kul için yeryüzünde bir kabul (ve huzur) rüzgarı estirilir! (Buhârî, Bed'ü'l-Halk, 6)
NÜZUL SEBEBİ: Batıl inançların, putperestliğin ve günahların karanlığında boğulan ruhlara; imanın nasıl bir ışık olduğunu ve Allah’ı dost edinenin asla karanlıkta kalmayacağını beyan etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “İman, hem nurdur hem kuvvettir.” Karanlıkta kalan insan korkar, tökezler ve huzursuz olur. İman ise hayat yolunu aydınlatan ilahi bir projektördür. Allah’ı dost edinen bir kulun hayatında "tesadüf" yoktur, "eyvah" yoktur; sadece "hikmet" ve "tevekkül" vardır. Nurun olduğu yerde gölgeler ve korkular kaybolur. Allah seni nura çıkardıysa, artık dünyanın hiçbir zulmeti seni korkutamaz. Çünkü senin Velî’n (dostun), kainatın Sahibi’dir.
SAHABE KISSASI: Hazreti Sümeyye (Hz.), İslam’ın ilk şehidesi olarak işkence altında can verirken, yüzünde en ufak bir pişmanlık veya korku yoktu. O, karanlık bir müşrik toplumundan imanın nuruna çıkmıştı bir kere. Bedeninin parçalanması, kalbindeki o nurlu huzuru söndürmeye yetmemişti. O, Allah’ı dost edinmenin bedelini canıyla öderken aslında ebedi bir nura yürüyordu.
KISSADAN HİSSE: “Dostu Allah olanın, karanlığı aydınlıktır; dostu nefsi olanın, gündüzü bile gecedir.”
31. AYET
فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ رَبِّه۪ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّه۪ٓ اَحَدًا
“Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih amel işlesin ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın! (Kehf, 110)”
31. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَا يَجِدُ عَبْدٌ حَلَاوَةَ الْإِيمَانِ حَتَّى يَعْلَمَ أَنَّ مَا أَصَابَهُ لَمْ يَكُنْ لِيُخْطِئَهُ
Bir kul, başına gelenin asla kendisinden sapmayacağını, kendisinden sapanın da asla başına gelmeyeceğini (kaderi) bilmedikçe imanın lezzetini alamaz! (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 317)
NÜZUL SEBEBİ: Müslümanların amellerine riyanın karışmasından endişe etmeleri ve "Gerçekten Allah’a nasıl ulaşırız?" sualleri üzerine; huzurun tek şartının samimiyet ve O’na tam teslimiyet olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “İman, insanı hem bu dünyada hem ahirette mesut eder.” İman lezzeti, her şeyi Allah’ın elinde görmektir. Başına gelen musibetlerin tesadüf olmadığını, bir hikmetle gönderildiğini bilen ruh, sarsılmaz bir sükunete erer. "Neden ben?" sorusunun bittiği yerde huzur başlar. Eğer ameline rıza-i ilahiden başka bir gölge düşürmezsen, kâinat senin için bir vuslat sofrasına döner. Allah’ı razı edenin, kâinattan razı olmama şansı yoktur.
SAHABE KISSASI: Hazreti Amr b. Cemuh (Hz.), topal olduğu halde Uhud’a katılmak istemişti. Oğulları engel olmaya çalışınca Efendimiz S.a.v'e gelip; "Ya Resulallah! Ben bu sakat ayağımla cennete basmak istiyorum!" dedi. Şehit olup o arzusuna kavuştuğunda yüzünde bir tebessüm vardı. Çünkü o, imanın lezzetiyle acıyı ve engeli çoktan aşmıştı.
KISSADAN HİSSE: “Kaderine rıza gösterenin, kederi huzura dönüşür.”
32. AYET
اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۙ اَعْظَمُ دَرَجَةً عِنْدَ اللّٰهِۜ
İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenlerin Allah katındaki mertebeleri en büyüktür. İşte onlar asıl huzura (ve kurtuluşa) erenlerdir! (Tevbe, 20)
32. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الْمُؤْمِنُ الْقَوِيُّ خَيْرٌ وَأَحَبُّ إِلَى اللّٰهِ مِنَ الْمُؤْمِنِ الضَّعِيفِ
Kuvvetli mümin, Allah katında zayıf müminden daha hayırlı ve sevimlidir. Sana faydalı olan şeye hırs göster (çalış), Allah’tan yardım dile ve sakın acizlik gösterme! (Müslim, Kader, 34)
NÜZUL SEBEBİ: Sadece Kâbe’yi ziyaret etmekle veya hacılara su dağıtmakla övünenlere karşı; asıl üstünlüğün ve iç huzurun "iman, hicret ve fedakarlık" üçgeninde olduğunu beyan etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “İman, insanı insan eder; belki insanı sultan eder.” Pasif bir bekleyiş değil, aktif bir teslimiyet huzur getirir. Allah için yola çıkan, konforunu feda eden ama imanını koruyan kişi, dünyadaki en büyük "dereceye" yani manevi tatmine ulaşır. Acizlik ve tembellik ruhun pasıdır; gayret ve dua ise ruhun cilasıdır. İmanlı bir kalp, zorluklar karşısında "Keşke şöyle olsaydı" diyerek şeytana kapı açmaz, "Allah’ın takdiri budur" diyerek huzur kalesine sığınır.
SAHABE KISSASI: Hazreti Umeyr b. Humâm (Hz.), Bedir'de Efendimiz S.a.v'in "Genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!" müjdesini duyunca; "Bah! Bah!" dedi ve elindeki hurmaları "Bunları yiyecek kadar yaşarsam bu uzun bir hayattır" diyerek fırlatıp savaşa atıldı. Şehadetle buluştuğunda, dünyanın en lezzetli hurmasından daha büyük bir lezzeti, imanıyla tadıyordu.
KISSADAN HİSSE: “Dünya lezzetini feda eden, ebedi izzeti satın alır.”
33. AYET
وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪يٓ اَذْهَبَ عَنَّا الْحَزَنَۜ اِنَّ رَبَّنَا لَغَفُورٌ شَكُورٌۙ
“Onlar derler ki: 'Bizden hüznü gideren Allah’a hamdolsun. Şüphesiz Rabbimiz çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir!' (Fâtır, 34)”
33. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ أَصْبَحَ مِنْكُمْ آمِنًا فِي سِرْبِهِ، مُعَافًى فِي جَسَدِهِ، عِنْدَهُ قُوتُ يَوْمِهِ، فَكَأَنَّمَا حِيزَتْ لَهُ الدُّنْيَا
“Sizden kim ruhu huzurlu, bedeni sağlıklı ve günlük azığı yanında olarak sabahlarsa, sanki bütün dünya ona verilmiş gibidir! (Tirmizî, Zühd, 34)”
NÜZUL SEBEBİ: Dünya hayatının bitmek bilmeyen endişeleri altında ezilen müminlerin, cennete girdiklerinde söyleyecekleri o muazzam "huzur" nidasını haber vererek, dünyadaki hüzünlere karşı sabrı telkin etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “İman, hem nurdur hem kuvvettir.” Mümin için hüzün kalıcı değildir, ancak bir geçit törenidir. Allah’ı "Vekil" ve "Şekûr" olarak tanıyan bir kalp, elindekinin kıymetini bilir. Yarın korkusuyla bugünü zehir etmez. Eğer iman nurun varsa; sabah güvenle uyanman, nefes alabilmen ve bir lokma ekmeğin olması, seni kainatın en zengin sultanı yapmaya yeter de artar bile. Asıl hüzün Allah’tan uzaklıktır; asıl sürur ise O’nun rızası dairesinde sabahlamaktır.
SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Ubeyde b. Cerrâh (Hz.), Şam’da veba salgını çıktığında yanındakilere; "Bu bir rahmet ve şehadet vesilesidir, hüzne kapılmayın" diyerek sükunet telkin etmiştir. Ölümün kol gezdiği bir yerde bu sarsılmaz huzur, ancak "Hüznü gideren Allah’a" imanla mümkündür.
KISSADAN HİSSE: “Allah’ı bulan neyi kaybeder? O’nun olduğu yerde hüzün ancak bir misafirdir.”
34. AYET
لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا الْحُسْنٰى وَزِيَادَةٌۜ وَلَا يَرْهَقُ وُجُوهَهُمْ قَتَرٌ وَلَا ذِلَّةٌۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ
Güzel iş yapanlara (ihsan mertebesinde yaşayanlara) daha güzeli ve bir de fazlası (Allah’ın cemalini seyretmek) vardır. Onların yüzlerine ne bir kara leke bulaşır ne de bir zillet! (Yûnus, 26)
34. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اَلْإِحْسَانُ أَنْ تَعْبُدَ اللّٰهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ، فَإِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ
“İhsan; Allah’ı görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Sen O’nu görmesen de O seni mutlaka görmektedir! (Buhârî, Îmân, 37)”
NÜZUL SEBEBİ: İbadeti bir yük olarak görenlere ve hayatı sadece görünen alemden ibaret sananlara karşı; her an ilahi bir huzurda (ihsan makamında) yaşamanın insana vereceği o sarsılmaz izzeti ve iç aydınlığını müjdelemek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “İman, insanı hem bu dünyada hem ahirette mesut eder.” Huzurun zirvesi "İhsan" makamıdır. Bir kul, her an Allah’ın gözetiminde olduğunu, O’nun şefkatli nazarlarının üzerinde olduğunu hissettiği an; yalnızlık biter, korku silinir, zillet gider. Allah’ın gördüğünü bilen, insanların kınamasından veya övmesinden azade olur. Bu bilinçle yaşayanın yüzünde "ihsan nuru", kalbinde ise "sekînet" vardır. O’nun huzurunda olduğunu bilene, dünya zindan olsa ne yazar?
SAHABE KISSASI: Hazreti Harise (Hz.), Efendimiz S.a.v'in "Nasılsın ey Harise?" sorusuna; "Gerçek bir mümin olarak sabahladım ya Resulallah! Sanki Rabbimin arşını açıkça görüyor gibiyim, cennetliklerin sevincini, cehennemliklerin feryadını duyuyor gibiyim" demiştir. Harise, imanın nuruyla perdeleri kaldırmış ve daha dünyadayken o ebedi huzurun seyrine dalmıştı.
KISSADAN HİSSE: “Gözü Allah’ta olanın, gönlü dünyada kalmaz.”
35. AYET
قُلْ بِفَضْلِ اللّٰهِ وَبِرَحْمَتِه۪ فَبِذٰلِكَ فَلْيَفْرَحُواۜ هُوَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ
De ki: Ancak Allah’ın lütfuyla ve rahmetiyle (İslam ile) ferahlasınlar! Bu, onların toplayıp durdukları (dünya malından) çok daha hayırlıdır! (Yûnus, 58)
35. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَسْأَلُكَ نَعِيمًا لَا يَنْفَدُ، وَأَسْأَلُكَ قُرَّةَ عَيْنٍ لَا تَنْقَطِعُ
(Dua ederim ki) Allah’ım, Senden tükenmeyen bir nimet ve bitip tükenmeyen bir gönül huzuru (göz aydınlığı) isterim! (Nesâî, Sehiv, 62)
NÜZUL SEBEBİ: Müslümanların kazandıkları zaferler veya elde ettikleri ganimetler karşısında; asıl sevinç ve huzur kaynağının madde değil, hidayet ve Kur’an olması gerektiğini hatırlatmak için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “Allah’ı bulan neyi kaybeder? Allah’ı bulmayan neyi bulur?” İnsanoğlu yığdığı mallarla, yükseldiği makamlarla huzur bulacağını sanır; halbuki toplanan her şey bir gün dağılmaya mahkumdur. Gerçek ferahlık, Allah’ın seni kendine kul seçmesidir. İslam nimeti, senin bitip tükenmeyen tek sermayendir. İman varsa, en büyük zenginlik sendedir. Dünyalıklar sevinç verir ama huzur vermez; huzur ancak Allah’ın rahmetine yaslanmakla mümkündür.
SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Zer el-Gıfârî (Hz.), kendisine gelen maaşın ve dünya malının fazlasını aynı gün yoksullara dağıtırdı. "Neden kendine bir şeyler ayırmıyorsun?" diyenlere; "Dostum Muhammed S.a.v bana, yatağında altın ve gümüş varken ölenin huzur bulamayacağını söyledi" derdi. O, gerçek ferahlığı mal toplamakta değil, Allah yolunda harcamakta bulmuştu.
KISSADAN HİSSE: “Biriktirdiğin senindir sanma; ancak verdiğin ve iman ettiğin seninle kalır.”
36. AYET
اَللّٰهُ نَزَّلَ اَحْسَنَ الْحَد۪يثِ كِتَابًا مُتَشَابِهًا مَثَانِيَ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْۚ ثُمَّ تَل۪ينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ اِلٰى ذِكْرِ اللّٰهِۜ
Allah, sözün en güzelini (Kur’an’ı) indirmiştir. Rablerinden korkanların, ondan dolayı derileri ürperir; sonra hem derileri hem de kalpleri Allah’ın zikriyle yumuşar (huzur bulur)! (Zümer, 23)
36. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَا اجْتَمَعَ قَوْمٌ فِي بَيْتٍ مِنْ بُيُوتِ اللّٰهِ يَتْلُونَ كِتَابَ اللّٰهِ إِلَّا نَزَلَتْ عَلَيْهِمُ السَّكِينَةُ
Bir topluluk Allah’ın evlerinden birinde toplanıp Allah’ın kitabını okurlarsa, üzerlerine mutlaka "sekînet" (huzur) iner ve onları melekler kuşatır! (Müslim, Zikir, 38)
NÜZUL SEBEBİ: Kalplerin katılaştığı, ruhların daraldığı ve kelimelerin tesirini yitirdiği bir devirde; Kur’an’ın nasıl bir şifa ve "yumuşatıcı" güç olduğunu, en sert kalpleri bile nasıl sükunete erdirdiğini beyan için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “Kur’an’sız hayat, ışıksız bir mezardır!” Kalp, ancak kendi dilini konuşan Kur’an ile yumuşar ve sükunete erer. Taş gibi kaskatı kesilmiş bir ruhu ancak vahy eritebilir. Kur’an okunduğunda kalpte bir ürperti, ardından gelen bir ferahlık varsa; o iman hayattadır demektir. Gönül evini Kur’an’la inşa eden, sarsılmaz bir sekînete kavuşur. Kalbin Allah’sızsa, hiçbir müzik, hiçbir ses, hiçbir eğlence o içindeki boşluğu dolduramaz.
SAHABE KISSASI: Hazreti Cübeyr b. Mut’im (Hz.), henüz Müslüman değilken Mescid-i Nebevî’de akşam namazında Efendimiz S.a.v’den Tûr Suresi’ni dinlemişti. "Göklerin ve yerin yaratılışından" bahseden ayetlere gelince; "Neredeyse kalbim yerinden çıkacaktı, İslam kalbime ilk o an girdi" demiştir. O katı müşrik kalbi, Kur’an’ın sesiyle huzura teslim olmuştur.
KISSADAN HİSSE: “Kalbin pasını silmeyen Kur’an, mahşerde aleyhine delil olur; huzuru onda arayan ise kurtulur.”
37. AYET
وَمَنْ يُسْلِمْ وَجْهَهُٓ اِلَى اللّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۜ
“Kim ihsan sahibi olarak (iyilik yaparak) özünü Allah’a teslim ederse, o kuşkusuz en sağlam kulpa (kopmaz bir huzur bağına) yapışmıştır! (Lokmân, 22)”
37. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اَلْإِيمَانُ صَبْرٌ وَسَمَاحَةٌ
“İman; (zorluklara karşı) sabır ve (insanlara karşı) hoşgörüdür! (Deylemî, Firdevs, I, 137)”
NÜZUL SEBEBİ: Hayatın fırtınaları karşısında neye tutunacağını bilemeyen, sahte dayanakları her seferinde elinde kalan insanlara; asla kopmayacak ve sarsılmayacak tek dayanağın "tam teslimiyet" olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “İman, insanı hem bu dünyada hem ahirette mesut eder.” Huzur, sağlam bir yere tutunmaktır. Dünyevi rütbeler, mallar ve dostluklar birer çürük iptir; koptuğunda insanı uçuruma yuvarlar. Ama özünü Allah’a teslim eden, en sağlam kulpa yapışmıştır. Bu kulpa tutunanı ne fakirlik sarsar, ne hastalık yıkar, ne de ölüm korkutur. Sabırla direnip hoşgörüyle çiçek açan bir iman, ruhu dünyanın bütün ağırlıklarından azade kılar.
SAHABE KISSASI: Hazreti Hanzala (Hz.), bir gün ağlayarak "Hanzala münafık oldu!" diye sokaklara çıkmıştı. Sebebi ise Efendimiz’in yanındaki o yüksek huzur halini dışarıda koruyamamaktı. Efendimiz S.a.v ona; "Ya Hanzala, eğer o hal üzere devam etseydiniz melekler sizinle yollarda musafaha ederdi" buyurdu. Bu, imanın insana melekleri kıskandıracak bir huzur verdiğinin ispatıdır.
KISSADAN HİSSE: “Yalnız Allah’a dayanan, kainata yük olmaz; kainatı omuzlarında taşır.”
38. AYET
وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذ۪ي لَا يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِه۪ۜ
“Asla ölmeyecek olan o ebedi Hayy (Diri) olan Allah’a tevekkül et ve O’nu hamd ile tesbih et! (Furkân, 58)”
38. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ أَصْب َ وَهَمُّهُ غَيْرُ اللّٰهِ فَلَيْسَ مِنَ اللّٰهِ
Kim sabahladığında tek derdi Allah’tan başkası (dünya) olursa, o Allah’ın (himayesinden ve huzurundan) uzaklaşmış demektir! (Hâkim, Müstedrek, IV, 353)
NÜZUL SEBEBİ: Sevdiklerini ve güvendiklerini ölümle kaybeden, bu yüzden derin bir karamsarlığa ve huzursuzluğa düşenlere; sığınılacak gerçek sahibin "ölümsüz" olması gerektiğini ihtar için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “Allah’ı bulan neyi kaybeder? Allah’ı bulmayan neyi bulur?” Fani olanı sevenin huzuru, o faninin ölümüyle biter. Oysa ölmeyecek olana kalbini bağlayan, ebedi bir huzura erer. Sabah kalktığında "Rabbim benden razı mı?" derdine düşenin diğer bütün dertlerini Allah satın alır. Ama derdi sadece dünya olanın, huzuru da dünyanın vefasızlığı kadardır. İman, insanı ölümlü olandan koparıp Ölümsüz Olan’a bağlayan muazzam bir vuslat bağıdır.
SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Bekir (Hz.), Efendimiz S.a.v vefat ettiğinde sarsılan kalplere o muazzam hakikati haykırmıştı: "Kim Muhammed’e tapıyorsa bilsin ki o vefat etmiştir; kim Allah’a kulluk ediyorsa bilsin ki O Hayy’dır, asla ölmez!" İşte bu şuur, imanın verdiği en büyük metanet ve huzur kaynağıdır.
KISSADAN HİSSE: “Ölüye bağlanan ağlar, Diri’ye (Hayy) bağlanan şad olur.”
39. AYET
اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّل۪ينَ
“Şüphesiz ki Allah, Kendisine tevekkül edenleri (sırtını O’na yaslayanları) sever! (Âl-i İmrân, 159)”
39. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اَللّٰهُمَّ رَحْمَتَكَ أَرْجُو فَلَا تَكِلْنِي إِلَى نَفْسِي طَرْفَةَ عَيْنٍ
“Allah’ım! Sadece Senin rahmetini umuyorum. Beni göz açıp kapayıncaya kadar bile olsa nefsime (kendi acziyetime) bırakma! (Ebû Dâvûd, Edeb, 101)”
NÜZUL SEBEBİ: En zor anlarda, hatta savaş meydanlarında bile istişare edip ardından Allah’a güvenerek yola devam etmenin; ruhu her türlü neticeye karşı nasıl bir itmi'nan içinde tutacağını beyan için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “İman, hem nurdur hem kuvvettir. Evet, hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir.” İnsanın en büyük huzursuzluk kaynağı, her şeyi kendi halledecekmiş gibi nefsine güvenmesidir. Oysa nefs acizdir, fakirdir. Mümin ise; "Ben acizim ama Rabbim Kadîr’dir" diyerek huzur bulur. Allah’ın sevdiği bir kul olmaktan daha büyük bir saadet var mıdır? Tevekkül, kalbi kaygılardan temizleyip yerine ilahi sevgiyi doldurmaktır.
SAHABE KISSASI: Hazreti Sa’d b. Muâz (Hz.), Hendek’te yaralandığında; "Allah’ım, eğer Kureyş ile yapılacak bir savaş kaldıysa beni yaşat, kalbim onlarla cihadda huzur buluyor; eğer savaş bittiyse beni yanına al" diye dua etmişti. O, kendi canının derdine değil, imanın izzetinin derdine düşmüştü. Vefatında Arş’ın titremesi, bu imanın göklerdeki yankısıydı.
KISSADAN HİSSE: “Kendine güvenen yolda kalır, Allah’a güvenen dağı aşar.”
40. AYET
يَٓا اَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُۗ اِرْجِع۪ٓي اِلٰى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةًۚ فَادْخُل۪ي ف۪ي عِبَاد۪يۙ وَادْخُل۪ي جَنَّت۪ي
Ey huzura kavuşmuş (mutmain) nefis! Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön! Kullarımın arasına gir ve cennetime dahil ol! (Fecr, 27-30)
40. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَطْيَبُ الطِّيبِ الْإِيمَانُ
“Kokuların en güzeli (ve en temizi) imandır! (Müslim, Îmân, 330)”
NÜZUL SEBEBİ: Dünya hayatının imtihanlarını başarıyla vermiş, kalbi Allah zikriyle doymuş ve artık ebedi vuslat vakti gelmiş müminlerin; ölüm anında melekler tarafından nasıl bir huzurla karşılanacağını müjdelemek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “İman, insanı insan eder; belki insanı sultan eder.” Bu madde, huzur yolculuğunun zirvesidir. İmanla geçen bir ömrün son durağı "Mutmain bir nefis" olmaktır. Rabbinden razı olanı, Rabbi de razı eder. İman, insanın ruhuna öyle bir koku sindirir ki, o koku dünyayı güzelleştirir, kabri nurlandırır, mahşerde ise cennetin müjdecisi olur. Huzuru İslam’da bulan, ebedi cennetin kapısını daha dünyadayken aralamış demektir.
SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Zer (Hz.) vefat ederken eşi ağlıyordu. Ebû Zer sordu: "Neden ağlıyorsun?" Eşi: "Seni kefenleyecek bir bezimiz bile yok, ona ağlıyorum" dedi. Ebû Zer tebessüm ederek; "Ağlama! Resulullah S.a.v bana, mümin bir cemaatin benim cenazemde bulunacağını müjdelemişti. Ben huzurla gidiyorum" dedi. Hiçbir şeyi yoktu ama her şeyi olan Allah’ı vardı.
KISSADAN HİSSE: “İmanla ölenin ölümü, aslında gerçek doğumudur.”
41. AYET
وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْر۪ي فَاِنَّ لَهُ مَع۪يشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَعْمٰى
Kim benim zikrimden (vahyimden/Kur’an’dan) yüz çevirirse, şüphesiz onun için dar (sıkıntılı ve huzursuz) bir hayat vardır! Biz onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz. (Tâhâ, 124)
41. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَا يَزْنِي الزَّانِي حِينَ يَزْنِي وَهُوَ مُؤْمِنٌ
Zina eden (haram yollarda huzur arayan) kişi, bu haramı işlediği sırada (kamil manada) mümin değildir. (Yani o an imanın nuru ve huzuru onu terk etmiştir). (Buhârî, Mezâlim, 30)
NÜZUL SEBEBİ: İslam’ın getirdiği saadet nizamını bırakıp, eski cahiliye alışkanlıklarına, nefsin süfli arzularına ve şöhret tutkusuna dönmek isteyenlerin; dışarıdan ne kadar müreffeh görünseler de iç dünyalarındaki o "daralma" ve "manevi körlük" gerçeğini yüzlerine vurmak için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “Huzursuzluğun sonu cehennemdir!” Ayette geçen "dar hayat", sadece fakirlik demek değildir. Milyonları olan ama kalbi Allah’sız olanın dünyası dardır. Haram lokma ile beslenen, haram bakışla ruhunu kirleten kişi; kalbindeki o ilahi huzuru kendi elleriyle boğmuştur. İnsan, kainata sığmayacak kadar geniş bir kalp ile yaratılmıştır; bu kalbi fani ve haram zevklerle doldurmaya çalışmak, bir okyanusu bir bardağa sığdırmaya çalışmak gibi imkansız ve sancılıdır. Huzur; Kur’an’ın nuruyla kalbi genişletmekte, Allah’ın sınırlarına riayet etmektedir.
SAHABE KISSASI: Hazreti Mus’ab b. Umeyr (Hz.), İslam’dan önce Mekke’nin en zengin, en yakışıklı ve en lüks yaşayan genciydi. Ancak kalbindeki boşluğu o ipek elbiseler ve parfümler dolduramıyordu. Efendimiz S.a.v’i dinleyip iman ettiğinde, ailesi onu tüm servetinden mahrum bıraktı. Mus’ab, eski hırkalar içinde şehit düştüğünde, yüzünde dünyadayken sahip olduğu hiçbir servetin veremediği o muazzam "iman sultanlığının" huzuru vardı.
KISSADAN HİSSE: “Haram yolda huzur arayanın yolu, hüsranla biter.”
42. AYET
اَفَمَنْ يَمْش۪ي مُكِبًّا عَلٰى وَجْهِه۪ٓ اَهْدٰٓى اَمَّنْ يَمْش۪ي سَوِيًّا عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ
Şimdi, yüzüstü sürünerek yürüyen (huzuru yerde ve nefsin süfli arzularında arayan) mi daha doğru gider, yoksa dosdoğru bir yol üzerinde dimdik yürüyen (izzetli mümin) mi? (Mülk, 22)
42. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ تَعِسَ عَبْدُ الدِّينَارِ وَالدِّرْهَمِ إِنْ أُعْطِيَ رَضِيَ، وَإِنْ لَمْ يُعْطَ سَخِطَ
“Dinarın ve dirhemin (paranın ve eşyanın) kulu olan kahrolsun! Ona verilirse razı olur, verilmezse öfkelenir (huzuru biter)! (Buhârî, Cihâd, 70)”
NÜZUL SEBEBİ: İnsani melekelerini kaybedip sadece mide ve şehvet peşinde koşanların, izzetli müminlerle kıyaslanamayacak kadar bedbaht ve istikametsiz olduklarını beyan etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “İman yoksa huzur başka yerde arıyorsan, hayvanlardan daha aşağı mertebeye düşersin!” Yüzüstü sürünen kişi sadece önündeki çamuru görür, semayı ve yıldızları fark edemez. Nefsine kul olan da sadece anlık zevkini düşünür, ruhunun ebedi ihtiyacını göremez. Para ve madde üzerine kurulan huzur, pamuk ipliğine bağlıdır; mal gidince huzur da gider. Halbuki iman; insanı ayağa kaldırır, başını arşa değdirir ve onu kainatın en şerefli misafiri yapar.
SAHABE KISSASI: Hazreti Sa’d b. Ebî Vakkâs (Hz.), İran ordularının komutanına elçi gönderdiğinde, karşı tarafın ipekler içindeki debdebesine zerre kıymet vermemiştir. "Biz dünyaya kul olmaya değil, dünyayı tek olan Allah’a kul etmeye geldik" demiştir. O izzetli duruş, yüzüstü sürünen saray sakinlerini titretmiştir.
KISSADAN HİSSE: “Paraya kul olanın huzuru piyasaya, Allah’a kul olanın huzuru rızaya bağlıdır.”
43. AYET
زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَٓاءِ وَالْبَن۪ينَ وَالْقَنَاط۪يرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ ذٰلِكَ مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَاٰبِ
Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe duyulan aşırı tutku (nefsin istekleri) insanlara süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçici menfaatidir. Oysa asıl varılacak güzel yer (ve huzur) Allah katındadır! (Âl-i İmrân, 14)
43. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَوْ كَانَ لِابْنِ آدَمَ وَادِيَانِ مِنْ مَالٍ لَابْتَغَى ثَالِثًا، وَلَا يَمْلأُ جَوْفَ ابْنِ آدَمَ إِلاَّ التُّرَابُ
“Âdemoğlunun iki vadi dolusu altını olsa üçüncüsünü ister. Onun gözünü (nefsinin açlığını) ancak toprak doyurur! (Buhârî, Rikâk, 10)”
NÜZUL SEBEBİ: Dünyalık hazların cazibesine kapılıp asıl vatanını unutanların, bu "süslü" oyuncaklarla asla tam tatmin olamayacaklarını ihtar etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “Haram yollarda huzur arayanın huzuru biter!” Nefis, doymak bilmeyen bir canavar gibidir; verdikçe daha fazlasını ister. Harama el uzatan, aslında ruhuna zehirli bir bal yedirmektedir. Tadı bir an sürer ama sancısı bir ömür devam eder. Allah'ın haram kıldığı her şeyde bir "huzursuzluk" gizlidir. Çünkü kalp, haramla beslenemez; haram kalbi boğar, ruhu daraltır. Hakiki saadet, bu geçici süslere takılıp kalmakta değil, onları veren Mü’min-i Hakiki’yi bulmaktadır.
SAHABE KISSASI: Hazreti Abdurrahman b. Avf (Hz.), Mekke’nin en zenginiyken her şeyini bırakıp Medine’ye sadece imanıyla hicret etmişti. Orada tekrar zengin olduğunda ise; "Korkarım ki dünya nimetleri bana burada verildi de ahirete bir şey kalmadı" diye ağlayarak sofrasından kalkmıştır. O, huzuru yığmakta değil, Allah korkusuyla titremekte bulmuştu.
KISSADAN HİSSE: “Nefsini doyurmaya çalışan aç kalır, ruhunu doyuran sultan olur.”
44. AYET
اَلَمْ يَعْلَمُوا اَنَّهُ مَنْ يُحَادِدِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَاَنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدًا ف۪يهَاۜ ذٰلِكَ الْخِزْيُ الْعَظ۪يمُ
Bilmezler mi ki; kim Allah’a ve Resûlü’ne karşı gelirse (haram yollara saparsa), onun için içinde ebedi kalacağı cehennem ateşi vardır. İşte büyük rüsvaylık (en büyük huzursuzluk) budur! (Tevbe, 63)
44. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الْبِرُّ حُسْنُ الْخُلُقِ، وَالإِثْمُ مَا حَاكَ فِي صَدْرِكَ وَكَرِهْتَ أَنْ يَطَّلِعَ عَلَيْهِ النَّاسُ
“İyilik güzel ahlaktır; günah ise kalbini tırmalayan ve insanların bilmesini istemediğin şeydir! (Müslim, Birr, 14)”
NÜZUL SEBEBİ: Allah’ın çizdiği sınırları (helal-haram dairesini) aşarak saadet bulacağını sanan bedbahtların, aslında kendi felaketlerini hazırladıklarını bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “O huzursuzluğun sonu cehennem olur, ölüm olur!” Günahın ilk cezası, kalpte bıraktığı o rahatsız edici tırmalamadır. Huzursuzluk, Allah’ın kuluna "Yanlış yoldasın" ihtarından başka bir şey değildir. Haram lokma alanın secdesi ağırlaşır, harama bakanın gönül aynası kararır. Şeytanın yollarında saadet arayanın sonu, tıpkı karanlık bir uçurum gibidir. İman nurundan kaçan, cehennemin ateşine koşuyor demektir.
SAHABE KISSASI: Hazreti Ka’b b. Mâlik (Hz.), Tebük seferine geçerli bir mazereti olmadan katılmadığı için elli gün boyunca bütün Medine ona dar gelmişti. "Yeryüzü bütün genişliğine rağmen bana daraldı" demiştir. Ta ki tövbesi kabul edilene kadar Bir sahabi için bile haram (itaatsizlik), dünyayı bir hapisane yapmaya yetmişti.
KISSADAN HİSSE: “Vicdanın tırmalanıyorsa, ruhun haramla yaralanıyor demektir.”
45. AYET
فَفِرُّٓوا اِلَى اللّٰهِۜ اِنّ۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۚ
(De ki:) "Öyleyse (başka yerlerde huzur aramayı bırakın da) Allah’a firar edin (O’na koşun)! Şüphesiz ben, size O’nun katından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım!" (Zâriyât, 50)
45. HADİS
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ تَعِسَ عَبْدُ الدُّنْيَا إِنْ أُعْطِيَ رَضِيَ وَإِنْ لَمْ يُعْطَ سَخِطَ، تَعِسَ وَانْتَكَسَ وَإِذَا شِيكَ فَلَا انْتَقَشَ
Dünyanın kulu olan kahrolsun! O, kahrolmuş ve yüzüstü serilmiştir. Vücuduna bir diken batsa da (Allah o dikeni) çıkarmasın! (Yani huzuru İslam dışında arayanın en küçük derdi bile devasız kalır). (Buhârî, Cihâd, 70)
NÜZUL SEBEBİ: İnsanın başına gelen her türlü bela ve huzursuzluğun temelinde Allah’tan kaçmak olduğu; kurtuluşun ise ancak fani olandan Baki olan Allah’a sığınmak (firar etmek) olduğu hakikatini vurgulamak için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR: “Ölüm gelmeden uyan!” Ayetteki "Allah’a firar edin" emri, insanın ruhunun tek güvenli limanıdır. Haramda huzur arayanın sonu "kahrolmak ve yüzüstü serilmektir." Çünkü haram, insanı sadece dünyada perişan etmekle kalmaz; ahiretini de birer azap mahzenine çevirir. İman bir kuvvettir, iman bir nurdur; bu nurdan kaçan ise hayvanlardan daha aşağı bir mertebenin karanlığına düşer. Ey kardeşim, yol yakınken dön! Secde seni bekliyor, tövbe seni bekliyor, Rabbin seni bekliyor!
SAHABE KISSASI: Hazreti Vahşi (Hz.), İslam’ın en büyük düşmanlarından biriyken ve bir peygamber amcasını şehit etmişken; içine düştüğü o müthiş vicdan azabından ve ruh daralmasından ancak Allah’a firar ederek, yani İslam’ın o geniş kucağına atılarak kurtulmuştur. O’nun tövbesi kabul olduğunda duyduğu o huzur, dünyanın bütün hazinelerinden daha büyüktü.
KISSADAN HİSSE: “Allah’a koşan yorulmaz; O’ndan kaçan ise huzur bulamaz.”
EBEDİ HÜSRAN MI, EBEDİ BAYRAM MI?
AZİZ KARDEŞLERİM.
””Ey Müslüman! Allah’a iman ettiğini söyleyip de, kâinatın en yüksek şerefini göğsünde taşıdığı halde; huzuru fani paranın sahte parıltısında, haram bakışların zehirli lezzetinde ve dünyanın geçici çöplüklerinde aramaya çalışan nefis! Kur’an ve hadis nuruyla baktığımızda artık ayan beyan anladık: Huzur ancak ve ancak İslam’dadır! Kalbin itminanı ancak Kur’an’dadır!
Şunu kulaklarına küpe yap ey kardeşim: İslam’ın dışında kurulan hiçbir hayalin sonu bayram değildir. Allah’tan kopuk yaşanan her sözde saadet, aslında insanın dünyasını zindan, ahiretini ise berbat eden birer manevi zehirdir. Seni, o sahte vahalardan hicret edip; huzuru secdelerde, gözyaşlarında ve alemlerin Rabbi olan Allah’a yalvarmakta aramaya davet ediyorum!
“Bir kere o alnın secdeye değdiğinde ruhuna yayılan o ilahi huzuru tatsan, bir kere Allah’ın huzuruna çıkıp kalbini O’na açmanın lezzetini alsan, vallahi bir daha bu dünyayı önüne serseler o secdeyi bırakamazsın!”
Ey bedbaht nefis! Huzuru başka yerlerde arama; çünkü aradığın şey, seni Yaratan’ın avucundadır. Sahibi tanımadan sarayda yaşasan ne çıkar? Sahibi tanıyınca zindan bile birer gülistana döner. Rabbim bizleri huzuru; Allah’a itaat etmekte, Kur’an’ın nuruyla hemhal olmakta ve O’na hakkıyla kulluk etmekte bulanlardan eylesin. Bizleri; geçici zevklerin peşinde rüzgâra kapılmış yaprak gibi savrulan, nefsini haram bataklıklarında helak eden o talihsizlerden eylemesin!
MEHMET ERÇELİK
