Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İmtihan ve Akıbet

İsmail Sezkin

İMTİHAN VE AKIBET


Muhterem Mü’minler!.. İnsanlık âlemi zor dönemlerden geçiyor… Bir tarafta küresel sömürü… Savaşlar… Sıkıntılar… Ve salgın hastalık… Bunların sebep olduğu sosyal değişmeler içerisinde insanlık acılar çekiyor…

İşte burada tam Din-i Mübin-i İslam ve onun kitabı Kur’an-ı Kerim, 14 asır önce geldiği ilk günkü gibi, taptaze mesajlarıyla karşımızda duruyor… Kur’an-ı Kerim taptaze karşımızda dururken bizim yorgun fıtratlarımız, hem kişisel, hem de içtimai olarak, birçok saldırı altında bulunuyor… Bu saldırıların en büyüğünü de, sanayi devriminden bu yana, dünyevileşmenin karşısında verdiğimiz sancıların mücadeleleriyle yaşıyoruz…

İnsan özünü yitiriyor… Benliğinden uzaklaşıyor ve değerlerinden sıyrılıyor… Ve bunun en büyük ilacı, merhemi Kur’an-ı Kerim’in vahiy mesajıdır…

Değerli Kardeşlerim!.. Cenab-ı Allah dünya hayatını ve onun karşısındaki durumumuzu şöyle anlatıyor… (Hadid; 20)

اِعْلَمُوا اَنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ

“Dünya hayatı insan için bir oyun, bir eğlenceden ibarettir…”

وَزٖينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِى الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ

“Çoğalttığınız mallar ve evlatlarla dünya hayatında eğlenir, övünür gidersiniz…”

İnsan için görünen yönü budur dünya hayatının… Bunun misali şöyledir…

كَمَثَلِ غَيْثٍ اَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ

“Yağan bir yağmur gibidir… Yağmur yağdığı zaman bitkiler yerden fışkırır Bu çiftçilerin çok hoşuna gider…”

ثُمَّ يَهٖيجُ فَتَرٰیهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا

“Ama bir bakar ki, her şey sararmış-solmuş, ondan sonra kurumuş, ondan sonra da çerçöp olmuş gitmiştir…”

وَفِى الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ شَدٖيدٌ

“Ama ahirette şiddetli bir azabın yanında…”

وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانٌ

“Allah’ın bağışlaması ve rızası vardır…”

وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ

“Dünya hayatı sadece aldatıcı bir metadan başka bir şey değildir…”

Değerli Mü’minler!.. Bu yaşadıklarımızın hepsi bir oyun sahnesi gibi… Burada biz kendi irademizle bu oyuna yön veriyoruz… Bu oyunun kuralları Kur’an-ı Kerim’le ve Peygamber Efendimizin sünneti seniyyesi ile belirleniyor…

Hayat; iman ve ceht ile müteşekkildir… Eğer insanın kalbinde iman yoksa… Eğer insanın hayatında salih amel yoksa… Eğer insanın yaşantısında mücadele yoksa… O insanın ottan-odundan hiçbir farkı kalmaz

Değerli Mü’minler!.. İnsanoğlu özellikle son ikiyüz yıldan beri günden güne dindarlıktan, dini değerlerden uzaklaşıyor… Özellikle batı dünyasının oluşturduğu küresel sömürü ile birlikte, İslam dünyası daha büyük acılar çekiyor…

Bakınız; bu gün malımız-mülkümüz eskisinden daha çok… İmkânlarımız daha fazla… Ama bununla birlikte, infakımız, ahlakımız, hukukumuz, erdemlerimiz ve değerlerimiz ne durumda… Hepimiz bunu ciddi ciddi sorgulamamız gerekiyor…

Peygamber Efendimiz (SAV) sahabeyi hep uyarırdı Öyle bir zaman gelecek, Allah’ın kâfir kulları şeker tabağına üşüşen sinekler gibi sizin üzerinize çullanırlar, hiç korkmazlar diye… Sahabeyi kiram; neden korkmazlar Ya Rasulallah?.. Sayımız mı az olacak?.. diye sorduğu zaman… Hayır, sayınız çok olacak da, özünüz olmayacak… Onlar sizden hiç korkmayacaklar… Sizi önemsemeyecekler… Neden?.. Çünkü ölümden korkacaksınız ve bütün yatırımı dünyaya yapacaksınız ve kaybolacaksınız…

Değerli Kardeşlerim!.. Şu dünya öyle boşu boşuna dönmüyor… “Ed-dünya mezraatül ahirah” “Dünya ahiretin tarlasıdır” Dünya kötülenecek bir şey de değildir… Tapılacak bir şey de değildir… İmtihan için, içinde yaşanılacak bir yerdir… Onun için biz;

رَبَّنَا اٰتِنَا فِى الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى الْاٰخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

““Ya Rabbi!.. Bize hem dünyada, hem de ahirette iyilik ver… Bizi cehennem azabından muhafaza et” deriz…”

Biz bu dünyada hint fakiri gibi sürünelim, aş-ekmek bulamayalım, dünyanın öbür insanları bizi sömürsün diyemeyiz… Bizim dinimizde böyle bir anlayış yok… Hem dünyada iyiliği, hem de ahirette iyiliği talep etmek zorundayız… Allah bizi bu dünyada zulüm çekelim diye, küresel sömürücülerin oyuncağı olalım diye de göndermedi…

Bu dünyaya adaletle, hikmetle, akılla, bilimle, hukukla, adaletle, merhametle nizam verelim diye gönderdi… Bu duygu ve düşünce olduğu zamanlar, Müslümanlar geçmiş dönemde hakikaten medeniyetler kurdular… Mimarileri, sanatları, kültürleri, medreseleri, mektepleri, camileri de güzel oldu… Hayatları da hep güzel oldu…

Biz bu dünyada hayatı güzelleştirmek, ahiret için de bu dünyadan güzel işler götürmek zorundayız…

Müslüman hayatında güzel işler yapması lazım… Hayatı güzel yaşamak lazım… Kulluğu güzel yapmak lazım… İnsanların kalbine, yüreğine dokunmak lazım…

O zaman dünyanın bir oyun ve eğlence olmadığının farkına varırsın… Yoksa Cenab-ı Allah’ın vermiş olduğu bütün nimetleri hoyratça tüketirsek, ahirette de;

وَفِى الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ شَدٖيدٌ

“Şiddetli bir azap bizi yakalar…”

Değerli Mü’minler!.. Bu dünya hayatı bir imtihandır malumunuz… (Al-i İmran;14)

زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنٖينَ وَالْقَنَاطٖيرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْاَنْعَامِ وَالْحَرْثِ

Bu dünya hayatında insana şehvet sevdirilmiştir… Evlatlar sevdirilmiştir… Altın-inci sevdirilmiştir… Soylu atlar sevdirilmiştir… Dünyanın bütün ziynetleri insanlara sevdirilmiştir…

ذٰلِكَ مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا

“Ama aslolan meta’, gerçek zenginlik, gerçek değer ahiret hayatıdır…”

وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَاٰبِ

“Bunların hepsi dünyanın süsüdür… Ve gerçek zenginlik ve güzellik Allah’ın yanındadır…”

Değerli Kardeşlerim!.. İnsan zenginleştikçe maalesef gönlü fakirleşiyor… Alak Suresi’nde, İsra Suresi’nde, Kur’an’ın birçok yerinde; insan zenginleştikçe Allah’tan uzaklaşır diyor…(ALAK;7)

اَنْ رَاٰهُ اسْتَغْنٰى

İnsan kendisini müstağni sayar, zengin sayar… Gerçekten de imkânı yükseldikçe isteyene ‘git Allah versin’ der… Hâlbuki kendisinin bir şeyi olmadığını bilir…

Ama Kur’an-ı Kerim’de çok güzel örnekler var bu konuda… Dünyanın bu zevkinin, süsünün, bütün zenginliğinin bir imtihan olduğunu bize öğreten çok güzel örnekler var…

Hz.Süleyman Peygamber var… Hz.Yusuf Peygamber var… Hem zenginlik ve hem bela karşısında imtihan veren Hz.Davut Peygamber var… Hz.Musa Peygamber var… Bizim Peygamberimiz var…

Süleyman Peygamber her sabah o muazzam atlara, sürülere, altına-inciye, servetine baktığı zaman şöyle dermiş… “Ya Rabbi!.. Seni tesbih ederim… Her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederim… Bu malları bana verdiğin için şükrederim… İmtihan olduğu için hamd ederim… Farkındayım Ya Rabbi!..” dermiş…

Ama bunun yanında Karun’u da örnek verir Cenab-ı Allah… Firavun’u da örnek verir… Onlar da azmış, yoldan çıkmış insanlardır… İşte hayat böyle; insana denge örnekleri sunar… Kur’an bize bunu anlatıyor işte

Herkesin kendine göre bir imtihanı var… Ailesiyle… Vereceğiyle… Vermeyeceğiyle… Eşiyle, dostuyla, çevresiyle… Hiç kimsenin imtihanı da basit değil… Çok ciddi imtihanlar bunlar…

Değerli Mü’minler!.. Dünya hayatı ötelenecek bir şey değildir… Ama tapılacak bir şey de değildir… Osman bin Maz’un geceleri namaz kılar, gündüzleri de oruç tutarmış… Hanımı Havle bir gün Peygamberimize gelir ve “Ya Rasulallah!.. Biz Osman’la evlendik, ama Osman’ın işi-gücü gece namaz kılmak, gündüz oruç tutmak… Bana bir faydası yok” der… Peygamber Efendimiz (SAV) bunun üzerine ona şöyle der… “Osman!.. Lâ rahmâniyete fil İslâm” “İslam’da nefsi tamamen öldürmek, insani özelliklerden çıkmak yoktur… Hanımının ve çoluk-çocuğunun hakkını da vereceksin… Orucun hakkını da, namazın hakkını da, bedenin hakkını da, kulluğun hakkını da, dünyanın hakkını da vereceksin… İnfak edeceksin… Evlenip çoluk-çocuk sahibi olacaksın, ağlayacaksın-güleceksin, mücadele edeceksin… Zengin olunca şımarmayacaksın… Fakir olunca isyan etmeyeceksin… Kul olacaksın” dedi…

Lâ rahmâniyete fil İslâm… Bizim dinimizde güzel örnekler vardır… Ama Hıristiyanların din adamları gibi ruhban sınıfı yoktur…

Bizim başımızda bizim gibi insan olan bir Peygamber var… Muhammed Mustafa (SAV) işte ne güzel örnek veriyor sahabeye… Yani hayatı insanca dengeleyin demiş… Her hak sahibine hakkını verin demiş Peygamberimiz (SAV)…

Muhterem Müslümanlar!.. Ne saçıp-savurup müsrif olacaksın… Ne de elin sımsıkı cimri olacaksın…

Bu gün bütün dünyada ve ülkemizde, maalesef biraz bunu yaşıyoruz… Şimdi komşun açken, kardeşin muhtaç iken, aş-ekmek bulamazken orada dursa ne olur, durmasa ne olur… Vermiyorsan ne olur biliyor musunuz…

وَفِى الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ شَدٖيدٌ

“olur…”

Biriktir, biriktir, biriktir… Ondan sonra ahirette yakıt ve yakacak olarak karşımıza çıkıyor… Fazlasını verin diyor Kur’an-ı Kerim… Peygamber Efendimiz vermeyi tavsiye etmiş… Bizim Peygamberimiz infak peygamberidir… Onu al, bunu al, şunu biriktir… Bunun sonu yok Değerli Cemaati Müslimin!..

Sonu olmadığı için, dünyada değişik insanlar, büyük firmaların, şirketlerin vs. sahipleri, yöneticileri bakın bir süre sonra münzerih bir hayatı tercih edip çekip gidebiliyor… Çünkü bunlar insanı mutlu eden şeyler değildir… Evet; dünya için gereklidir… Faydalıdır… Ama temel hedef olursa ahiret için büyük sıkıntıdır…

Onun için dünya ve ahiret dengesini iyi kurmamız gerekiyor… Bu dünyaya yapışıp kalmamak gerekiyor… Yarına çıkıp çıkmayacağımızın, hatta şu camiden çıkıp çıkmayacağımızın hiçbir garantisi yok…

Bolluk ve huzur dolu memleketimiz var elhamdülillah… Şöyle çevremize baktığımız zaman, bizim memleketimiz İbrahim Peygamber’in atıldığı ateşin ortasındaki gül bahçesi gibi… Kadim bir medeniyetin sahibiyiz… Biz bu medeniyeti şu dünyada Allah’ın misafir kulları olma şerefiyle kurduk… Topraktan çıkan ekini-bostanı paylaştık… Ekmeği bölüştük… Bu hale geldik…

Dünyanın kölesi olmanın en büyük örneklerinden bir tanesi, Karun’dur… Kasas Suresi’nde Cenab-Allah bize Karun’u anlatıyor ve sonra şöyle buyuruyor…(KASAS;77)

وَابْتَغِ فٖيمَا اٰتٰیكَ اللّٰهُ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ وَلَا تَنْسَ نَصٖيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَاَحْسِنْ كَمَا اَحْسَنَ اللّٰهُ اِلَيْكَ وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِى الْاَرْضِ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدٖينَ

“Allah’ın sana verdiği gibi sen de, Allah’ın sana vermiş olduğu güzellikleri ve nimetleri paylaş… Cimrilik etme… Dünyadan da nasibini unutma diyor…”

Ama Karun böyle yapmadı malumunuz… Bütün iyiliği ve güzelliği kendinden bildi… Cenab-ı Mevla da onu ve saltanatını yerin dibine batırdı… Çünkü sen nankörsün dedi… Cenab-ı Allah bütün nankörleri cehennem azabının dibine batıracaktır…

Bakın tarihte güzel Müslüman örnekler de var… Mesela; Malili Musa yaşadığı devirde, bu gün dünyanın en zengin dolar milyarderleri gibi, altın ve gümüş milyarderidir… Develerine altınlarını yükler, Mekke’ye ve Medine’ye kadar dağıtarak gider, dağıtarak dönermiş… Karun varsa; Malili Musa da var yani…

İşte denge böyle… Kötü bir örnek varsa, mutlaka karşısında da bir iyi ve iyilik var… Dünya hayatı iyi ile kötünün arasında bir mücadeledir… Ne büsbütün kötüye teslim olur, ne de büsbütün iyiye teslim olur… Allah’ın kanunu iyiliğin ve kötülüğün temsilcileri olan Peygamberlerle şeytanın arasında bir mücadeledir…

Günahtan sonra tövbe vardır… Zenginlikten sonra infak vardır… Zekât vardır… Her şeyin hakkını vermek vardır… İşte bunu idrak edebilirse birisi, o zaman insan olur…

Onun için Kur’an-ı Kerim bize masal anlatmıyor… 1400 yıldan beri olduğu gibi; bu günde gerçeğin taa kendisini gözlerimizin içine sokuyor… Görün, duyun, hissedin diyor… Ama maalesef biz kendi ellerimizle fıtratı bozduk… Hayatı bozduk… Bozduğumuz için de anlamıyoruz… Yanlış te’vil ve yollarla değerlerimizi kirletiyoruz… Dünyevileşiyoruz… Efendim; zengin Müslüman fakir Müslümandan evlâdır diye vaaz ediyoruz… Ama zenginleşince fakiri-fukarayı gözümüz görmüyor…

İşte toplum olarak, Ümmet-i Muhammed olarak, bu gün yaşadığımız esas sıkıntı maalesef bu… Her şeyimiz çok güzelleşti, ama gönlümüz çoraklaştı…

En önemlisi de zamanla daha kötüye gidiyoruz… Bu gidişat iyi değil maalesef… Onun için çocuklarımıza gönül zenginliğini, infakı öğretelim… Bu dünya hayatına tamahlarını engelleyelim… Gözleri maldan-mülkten, paradan-puldan başka bir şey görmeyen sömürgeciler olmasınlar… Bizzat onlara verdirerek zekâtı, sadakayı öğretelim… Hak etmedikleri bir şeyi de vermeyelim… Bu gün bakıyorsunuz toplumda; çocuk hiçbir şey kazanmıyor, hiçbir değer üretmiyor… Ama aile son model imkânları kendisine seferber ediyor… Onun için hiçbir şeyin kıymetini bilmeyen bir nesil yetişiyor… Bırak biraz kazansın, insan olmayı öğrensin Hayatın zorluklarını görüp öğrensin…

Peygamber Efendimiz (SAV) genç sahabelere iş öğretmiş, meslek öğretmiş… İlme teşvik etmiş… Alın teriyle kazanmanın zevkini tattırmıştır… “Alnı terlemeden yiyen adamın karnı ağrır, karnı şişer” dermiş eskiler…

Bu makamlar, mevkiler, Allah’ın verdiği bütün her şey bizim için birer imtihan vesilesidir… Bizim için şımarma vesilesi değildir… Bunların hepsinin bize sadece tevazuyu, adaleti, hakkaniyeti öğretmesi lazım…

Bu konularda Hz.Ömer’i kendimize örnek almamız lazım mesela… Kamunun hakkını korumada, devletin hakkını korumada, milletin hakkını korumada, karşılıklı hukuk ve hakka riayet etmedeki en büyük örnek Hz.Ömer’dir… Kısaca şu dünyada nasıl adam gibi yaşanacağının ölçüsü ve timsalidir Hz.Ömer…

İşte böyle olunca insan, medeniyet olur… Eğer değeriniz yüce ve ulvi ise Firavunların karşısında kazanan siz olursunuz… Firavunun malı-mülkü, saltanatı, her şeyi Hz.Musa Peygamberin karşısında hezimete uğramıştı… Çünkü hakikat her zaman çok güçlüdür… Batıl selin üzerindeki köpük gibidir…

Ne zaman hak ve hakikati anlar yaşarsak, Allah’ın izniyle, dünyayı fesada veren bu batıl zihniyeti yeniden yok edebiliriz…

Bunu engellemenin tek yolu kolektif bilinç ve şuurdan geçiyor… Hepimiz birimiz için, düşüncemiz-ideolojimiz ne olursa olsun, birimiz açsa ekmeğimizi bölmek için, hepimiz birimizi, birimiz hepimizi yaşatmak için, gökten düşen bir tek yağmur damlası olabilmek için, hep birlikte nehirler olup denizlere akmak için, medeniyet olmak için, Kur’an-ı Kerim’in yaşayan bireyleri olmak için varız…

Gayemiz milletin gönlüne düşmek olmalıdır… Milletimizi, ülkümüzü, devletimizi muasır medeniyetler seviyesine çıkarmak için malımızla-mülkümüzle, canımızla gayret etmek olmalıdır…

Onun için Kur’an-ı Kerim hâlâ dipdiri mesajlarıyla önümüzde duruyor… Peygamberler hayatlarıyla bizlere mesaj veriyor… Yeniden uyanıp ayağa kalkmanın yolu da Kur’an’dan ve sünnetten geçiyor…