Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İnsan Hakları: Kul ve Kamu Hakkı

İsmail Sezkin

İNSAN HAKLARI KUL VE KAMU HAKKI


Peygamberimizin eğitim metotlarından birisi insanlarla sohbet etmekti… Peygamberimiz bu konuda farklı metotlar uygulamış… Bu metotlarından birisi de soru sormakmış… Bazen hiç olmadık yerde, bir anda, ashabına soru sorarak onların dikkatini çekermiş… Bu metodu Kur'an’da da görüyoruz…

Değerli Kardeşlerim!.. Peygamberimiz bir gün ashabına şöyle bir soru soruyor…

أَتَدْرُونَ مَا الْمُفْلِسُ؟

“Müflis kimdir?..” Yani iflas etmiş kişi kimdir diye soruyor ashabına… Ashab-ı Kiram Peygamberimizin bu sorusuna “Müflis kimse, yani iflas etmiş kişi; malı-mülkü kalmamış, ticareti zarara uğramış olan kişidir” diye cevap verir…”

Bu gün bize de sorsalar, biz de böyle cevap veririz… Ama Peygamberimiz bunu sormuyor ashabına… Ashabı böyle cevap verince, Peygamberimiz neyi kast ettiğinin cevabını şöyle anlatıyor…

Gerçek müflis; namazı tam, orucu tam, zekâtı vermiş, hacca gitmiş… Yani ibadetlerini yapmış… Ancak falancanın hakkında konuşmuş, falancaya iftira etmiş, falancaya kötü söz söylemiş… Yani hak yemiş… Sonra gelmiş mahşere… Mahşer ödeşme yeri… Ama mahşerde para yok, pul yok… Dünyadayken belki gidip hakkını ödeyebiliriz… Ama mahşerde böyle bir ödeşme şekli yok… Dünyadayken birilerinin hakkını yemiş… Orada hak sahiplerinin hakkını vermesi için mutlaka bir ödeme yapması gerekiyor…

Oranın sermayesi sevap haznesi… Sevap haznesi dolu… Namaz kılmış sevap elde etmiş… Oruç tutmuş sevap elde etmiş… Zekât vermiş sevap elde etmiş… Hacca gitmiş sevap elde etmiş… Hâsılı ibadetlerini yapmış, sevap elde etmiş…

Ama birilerine iftira etmiş… Gıybet etmiş… Yalan söylemiş Dedikodu yapmış… Suizanda bulunmuş… Bunlar gibi kul hakkı yemiş… Ve ya kamuda ihaleye zarar getirmiş… Devletin malını çarçur etmiş… Memur olmuş, mesaiye riayet etmemiş… Kendine emanet verilen şeyi yerine tam getirmemiş… Bunlar da kamu hakkı… Bunları da yemiş… Yani hak yemiş…

Şimdi gelmiş mahşere ve ödeşme başlamış… Kıldığı namazların sevaplarını vermiş bitmemiş… Tuttuğu orucun sevaplarını vermiş, borcu bitirememiş… Zekât sevaplarını vermiş bitirememiş… Haccı vermiş bitirememiş… Abdesti vermiş bitirememiş… Okuduğu Kur'an’ın, yaptığı hatimlerin sevabını vermiş bitirememiş…

Hâlâ hakkını alamayanlar var… Ama sevaplar bitti… Peki nasıl ödeşeceğiz?.. İşte iş bu duruma geldiğinde; hakkına girdiği kişilerin günahlarını alarak ödeşecek… O hakkına girdiği kişilerin günahlarını alınca, hiç aklına gelmeyen günahları yüklenerek cehenneme gönderilir… İşte bu duruma düşen kişi, gerçek anlamda iflas etmiştir…

Değerli Müminler!.. Kul ve kamu hakkı… Yani insan hakları… Bu gün maalesef; bir şey olmaz, herkes yapıyor, zamanın-çağın şartları böyle diyerek çok da umursamadığımız şeyler oldu artık… Ama Allah muhafaza; ahirette başımıza büyük dertler açacak olan, günümüzdeki en tehlikeli hususlar bunlar…

Bir insanın hakkını gasp etmek… Başkalarının hakkını yemek… Hak ettiği halde hakkını vermemek… Bunlar aramızdaki kul hakkını doğurur… Bir kimsenin arkasından konuşmak, gıybetini yapmak kul hakkını doğurur… Dedikodu yapmak… Suizan beslemek… Bunlar da kul hakkını doğurur… Allah muhafaza; iftira etmek kul hakkını doğurur… Esnafa borcu var; parası var ama ödemiyor… ‘Boş ver, benim paramla mı batacak’ diyor; bu da kul hakkını doğurur… Esnaf yapması gereken makul kâr yerine; ‘hazır fırsat eldeyken, ekonomi bu durumdayken; biraz da biz fazla kazanalım’ diyorsa; bu kul hakkını doğurur… Vs…Vs…

Değerli Müminler!.. Her insanın üzerinde bir takım hak ve sorumluluk bulunur İnsanın üzerindeki bu haklar, 1- Hukukullah dediğimiz Allah’ın hakları… 2- Hakku’l-ibad denilen yaratılmışların haklarıdır

Namazımız, orucumuz, zekâtımız Allah’ın hakları… Cenab-ı Allah emretmiş yaptın, mükâfatını alırsın… Yapmadıysak eğer; vebalini, borcunu Allah'a ödeyeceğiz… Neden namaz kılmadın diye Cenab-ı Hakk'ın sorusuna muhatap olacağız… Sağlıklıyken niçin oruç tutmadın, muhatap olacağız… Malın varken niçin zekât vermedin, muhatap olacağız… İyiliği niçin yapmadın, yerine getirmedin; kötülükten niçin kaçınmadın, muhatap olacağız… Bu konularda muhataplık Cenabı Hakk'a karşı… Bunların hesabını ona vereceğiz…

Kul ve kamu hakkında ise; Cenab-ı Allah adil olacak ve aramızda hüküm verecek… Ama biz hesabımızı birbirimize vereceğiz… Hakkı ve hukuku birbirimize sunacağız… Helalleşmek de ancak ve ancak; ya sevap vermekle, ya günah almakla olacak…

Değerli Müminler!.. Hakkını yediğimiz kişi bize hakkını helal etmezse… Cenab-ı Hakk'ın affetmeyeceği bir durumla karşı karşıya kalacağız…

Dünya telaşesinde ibadet yapmak kolay bir mesele değil… Abdest almak, namaz kılmak, oruç tutmak… Malın varken zekât vermek… İmkân varken hacca gitmek… Kur'an okumak, zikir çekmek… Ticarette helal ve meşru kazancı elde etmek için çaba göstermek… Zor işler bunlar…

Bir malı, bir parayı kazanmak; bir taşı dağın tepesine çıkarmaya benzer… Onu kaybetmek ise; o taşı dağın tepesinden aşağı yuvarlamaya benzer… Yukarı çıkartmak için bin çeşit meşakkat çekersiniz, aşağı düşmesi için bir iteleme yeter… Sevap defterimizi doldurmak da, bir taşı bir dağa çıkarmaya benzer… Günah denizine dalarak, o biriktirdiğiniz sevapları kaybetmek de; o taşı aşağıya itmeye benzer…

Değerli Müminler!.. Sıkıntı ve meşakkatlerde nefsin vesvesesine aldanmamak… Şeytanın hilelerinden kaçınmak… Böylelikle Cenab-ı Allah'a yönelmek… İmani ilkeleri, ibadetleri yerine getirmek… Güzel ahlak kuşanmak kolay değil… Bin bir zahmetle kazanmış olduğumuz, meşakkatle elde etmiş olduğumuz sevaplarımızı; günlük, basit, sıradan gördüğümüz şeylere harcıyor muyuz, harcamıyor muyuz?.. Bunu hepimiz kendimize sormamamız lazım…

Çünkü ölüm hak… Bundan yüz yıl önce olanlardan şu anda neredeyse hiç kimse, hiçbir şey yok… Belki yarın, belki yarından da yakın olan gelecekte biz de olmayacağız…

Bütün geçmişlerimize Cenab-ı Hakk rahmet eylesin… Anadan-babadan, kardeşten, evlattan, eşten-dosttan; bütün geçmişlerimizi kendi ellerimizle defnettik… Tahtalarını bile kendi ellerinizle yerleştirdiniz… Kendi ellerimizle o mezar denen çukura koyduk… Hatta üzerine toprak atmak için birbirimizle yarıştık… Üç kürek attın, arkadan biri geldi; dur ben de evladıyım, ben de kardeşim dedi, üç kürek de o attı… Sonra bir Yasin okuduk, bir dua ettik… Helalleşme oldu… Bu bir kaç saatlik merasimden sonra geldik evlerimize… Hepsi bu kadar…

Cenab-ı Allah herkese hayırlı ömürler nasip etsin… Allah geçinden versin… Ama bizim geçmişlerimize yaptıklarımız, bizim de başımıza gelecek Aynı şeyleri birileri de bizim için yapacak…

Değerli Kardeşlerim!.. Burada şunu anlatmaya çalışıyorum… Hiç birimiz geçmişlerimizi; altınıyla, parasıyla-puluyla, malıyla-mülküyle koymadık mezara… Hatta üzerindeki elbiselerini bile çıkartıp bir beyaz kefene sarıyoruz… Çarşıda-pazarda o beyaz beze sarınıp gezen birisini görsek, delirmiş deriz herhalde… Böyle bez parçasıyla dolaşılır mı deriz… Ama geçmişlerimizi hep o bez parçasına sardık Onların hepsini mezarlarında sadece amelleriyle baş başa bıraktık…

فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ

وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ

““Zerre kadar hayır işlemişse” o onunla beraber kaldı… “Zerre kadar şer işlemişse” o da onunla beraber kaldı…(ZİLZAL;7-8)”

Değerli Müminler!.. Kul ve kamu hakkı; insanın ahiretini perişan edecek en kötü hasletlerdendir… Bin bir zahmetle elde ettiği sevapları bitirecek… İşlemediği günahları yüklenip, Allah muhafaza, insanı cehenneme götürecek en kötü hasletlerdir… Bir mümin için, Müslüman için, ahiret hayatında en tehlikeli şey, kul ve kamu hakkı yemektir…

Bizim dinimiz insanları ırkına, rengine, cinsine göre değerlendirmez… Allah katında en değerlimizin, ondan en çok sakınanımız olduğunu belirler…

يَا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثٰى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰیكُمْ

““Biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık… Sonra tanışasınız diye, sizi ayrı ayrı kabilelere ayırdık… Allah katında en değerliniz, Allah'tan en çok sakınınızdır”(HUCURAT;13) der bizim dinimiz…”

Değerli Müminler!.. Kul hakkı derken; biz hep başkalarına bakmayacağız… Hep el âlemi anlamayacağız… Kul hakkı meselesinde işe önce evimizden başlayacağız… Eşimiz, çoluk-çocuğumuz da Allah'ın birer kulu… Annemiz-babamız da Allah’ın kulu… Dedemiz-ninemiz de kul… Torunlarımız da kul… Komşumuz da kul…

Yani kul hakkı derken en yakından başlayacağız… Eşler de birbirinin hakkına girebilir… Burada ince bir çizgi var… Hassas bir nüans var… Eşler de mahşer günü birbirinden hakkını alacaklar… Anne-baba evladından aldığı gibi, evlatlar da anne-babasından hakkını alacak… Torunu da ninesinden-dedesinden hakkını alacak… Dede-nine de torunundan hak iddia edecek… Çünkü hepsi kul…

Benim eşim değil mi, benim çoluk-çocuğum değil mi; istediğimi yaparım, hiç kimse karışamaz diyemeyiz… Evet, hepsi senin… Ama Allah çoluk-çocuğumuzu, ailemizi dünya ve ahiret mutluluğunu elde ettirmek için emanet vermiş…

المسلمُ من سَلِمَ المسلمونُ من لسانهِ ويَدِهِ

““Müslüman elinden ve dilinden diğer Müslümanların emin olduğu kimsedir…” Kadın için erkek, erkek için kadın; emin olduğu kimse olacak… Eşiniz sizin için “benim eşimin elinden-dilinden ne zaman ne çıkacağı belli olmaz” diyorsa bizim Müslümanlığımızda sorun var demektir bu… Çünkü Peygamberimiz öyle buyuruyor, ben demiyorum…”

المسلمُ من سَلِمَ المسلمونُ من لسانهِ ويَدِهِ

““Müslüman elinden yani davranışlarından ve dilinden yani konuştuklarından diğer Müslümanların emin olduğu kimsedir…””

Çocuklarımız bizim için ‘benim annemin-babamın sağı-solu belli olmaz… Birdenbire vurur, birdenbire kırar-döker, birdenbire söver-küfreder’ diyorsa biz hak yiyoruz demektir… Kul hakkına giriyoruz demektir… Yani bu kul hakkı meselesi önce evimizden başlıyor… Çünkü evimizdekiler de Allah’ın kulu ve onların hakları da kul hakkı…

Değerli Kardeşlerim!.. Komşuluk ilişkisi de böyle… Ev benim değil mi, istediğimi yaparım diyemezsiniz… Günümüzde olduğu gibi evler birbirine bitişikse ve ya üst üsteyse bunu hiç diyemezsiniz… İslam'ın bu konuda hükümleri var… Güneşini kesemezsin… Suyunu engelleyemezsin… Pis suyunu ona veremezsin… Ses çıkartıp onu rahatsız edemezsin… Ortak alanları istediğin gibi kullanıp, kirletemezsin… Komşu da bir kuldur, onun da hakkı var…

Namaz kıldık… Oruç tuttuk… Zekât verdik… Hacca gittik diye işin bittiğini zannetmeyelim… İnsan-ı kamil olmaya lazım olan irfan imiş derler… Marifetullah yani Allah'ı görüyormuşçasına hareket etmek… Namaz kıldı ama televizyonu son ses açtı, beni ilgilendirmez dedi… İşte o zaman kıldığı namazın sevabını komşuya verdi gitti…

Ondan sonra hak vaki oldu, mahşere vardı… Bir bakacak ki; ne namaz kalmış, ne abdest kalmış… ‘Ya Rabbi!.. Ben bu kadar namaz kılmıştım nerede bunların sevapları?..’ Alacağı cevap; komşunun hakkını yemişsin, eşinin hakkını yemişsin… İşte şimdi dağıtma zamanı olacak… Allah muhafaza o kadar çok hakka girmiş ki; sevaplar da bitmiş… O zaman da günahlar alınacak…

Bugün toplumumuzun en büyük sıkıntılarının başında şiddet problemi geliyor mesela… Bu gün bakıyoruz şiddet olaylarının altında bazen çok basit meseleler olduğunu görüyoruz… Ama bunları hiç kul hakkı olarak umursamıyoruz… Umursamamazlık, insan için çok tehlikeli bir şey… Umursamamak, boş vermişlik, nemelazımcılık… Bunlar Müslümanda olmayacak… Yani Müslüman umursuz olmayacak…

Değerli Müminler!.. “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” diyen Hz.Muhammed Mustafa (SAV)’in ümmeti olarak; biz bize düşenin en iyisini yapmakla mükellefiz… Çünkü Cenab-ı Allah her işte en iyisini yapmayı emrediyor bize Peygamber Efendimiz de “Allah size her şeyde ihsanı emretti… Savaşta öldürürken bile ihsanla öldürünüz Hayvanı keserken de ihsanla kesiniz” diyor

İhsan, bir şeyi İslami kurallara göre en güzel şekilde yapmaktır Allah'ı görüyor gibi ona kulluk etmektir

Mesela; simit mi yapıyorsun?.. En güzel simidi yapacaksın Çay mı yapıyorsun?.. En güzel çayı yapacaksın Lokanta mı işletiyorsun?.. Yemeğini güzel ve temiz yapacak, temiz bir sunum yapacaksın Araba mı sürüyorsun?.. Kurallara uyacak, dikkatli davranacak ve hem kendi canını, hem başkasının canını tehlikeye atmayacaksın Okulda ders mi veriyorsun?.. İhsanla ders anlatacaksın Güzel bir giriş yapacaksın Kendini geliştireceksin Bu gün Z kuşağı denilen, yeni nesli tanıyacaksın Güzel örnekler vereceksin Esnaf mısın?.. Ölçüyü güzel ve doğru alacaksın İşini vaktinde yapacaksın Siparişini zamanında teslim edeceksin İmam mısın?.. Ezana dikkat edeceksin Kılık-kıyafetine dikkat edeceksin Namazı usulüne göre kıldıracaksın Hutbeyi önceden bir kaç defa okuyarak cumaya hazırlanacaksın Kendini geliştireceksin Görev yaptığın yerde her zaman bir ağırlığın olacak… Evinde anne-baba mısın?.. Çoluk-çocuğuna ve eşine iyi ve güzel muamelede bulunacaksın Onları ihsanla seveceksin Satıcı mısın?.. Ürünü iyi pazarlayacaksın Sattığın ürünü bilecek ve tanıyacaksın Kısaca; her işini Allah'ı görüyormuş gibi yapacaksın… Sen Onu görmesen de Onun seni gördüğünü unutmayacaksın

Değerli Kardeşlerim!.. Müslüman umursamaz olmayacak dedik… Bu vesileyle Gazze'de, Filistin'de zalimlerin, katillerin, canilerin insafsızların… Hak ve hukuk tanımayan insanlığı öldürmeye yemin etmişlerin kustuğu… Mazlumlara yağdırdığı bombalar altında inim inim inleyen insanlar varken; Müslüman umursamaz bir tavır takınamaz… Bunun sadece Müslümanlıkla da alakası yok aslında… Bu insanlıkla alakalı bir mesele… Çünkü mazlumun dini, dili, ırkı, rengi olmaz… Bütün insanlık mazlumun lehine olmak, lehine davranmak, lehine söylem geliştirmekle mükelleftir… Dini ne olursa olsun, bütün insanlar zalimin karşısında durup ona göre tavır almakla mükelleftir… Ama özellikle de ‘el-hamdülillah Müslümanım’ diyen kişi, zalimin karşısında durmazsa kul hakkına girmiş olur…

Ayrıca Peygamberimiz “Her kim bir Müslümanın ırzının çiğnendiği ve namusuna el uzatıldığı bir yerde onu yardımsız bırakırsa, Allah-u Teâlâ da onu, yardım beklediği bir anda yardımsız bırakır” buyuruyor…

Değerli Müminler!.. Peygamberimiz bir de “Mescid-i Aksa'ya gidin namaz kılın… Eğer gidemiyorsan; oraya destek olun, yardım gönderin” diyor…

Bu konuda elimizle ve dilimizle bir şey yapamamışız… Kalbimizle buğz da etmemişiz… Benim Filistin diye, Gazze diye bir derdim yok demişiz… Şimdi mahşere vardık; Allah muhafaza, Gazze’li çocuk karşımıza çıktı, hak istedi… Elimizle-dilimizle bir şey yapamıyorsak, kalbimizle buğz etmiyorsak… Mahşerde bu da kul hakkı olarak karşımıza çıkacak ve o Gazze’li çocuk hakkını alacak… İşte bu günlerde bunun da, kul hakkı olduğunun bilincinde olmak; İslam ve insan olma vasfımızdır bizim…

Değerli Müminler!.. Sırat köprüsü için; kıldan ince, kılıçtan keskin derler… Aynen sırat köprüsü gibi; kul ve kamu hakkı da kıldan ince, kılıçtan keskin… Dikkat etmek lazım…

مَنْ غَشَّنَا فَلَيْسَ مِنَّا

““Bizi aldatan bizden değildir” diyor Peygamberimiz… Bizi aldatan bizden değildir demek; aldatan Müslüman değildir demektir… Allah muhafaza… Öyle söylenip geçilecek bir söz değil bu… Eğer bu söz bizi titretmiyorsa; kendi nefis terazimizde Müslümanlığımızı yeniden tartmamız gerekiyor demektir…”

Dünya malının cazibesi çoktur, hoş gelir insana… Ama hesabı da ağır olur ahirette… Bu gafletle şu dünyada belki basite aldığımız, bir sürü kul ve kamu hakkı var… Ahirette o hakkı nasıl ödeyeceksin diye… Kaç rekât namazını vererek ödeyeceksin acaba diye; bunların muhasebesini yapmak zorundayız…

Bir gün mutlaka öleceğiz hepimiz… Hiç kimsenin ölüsü ortada kalmamış, bizimki de kalmaz… Birileri bizim de mezarımızı kazar ve oraya koyup üzerimizi kapatırlar toprakla… Zengin de olsan, fakir de olsan akıbet aynı… Mesele bu değil… Mesele, o kabre neyle gireceksin meselesi… Mesele, mahşere neyle çıkacaksın meselesi… Bu mesele iman meselesi… İman meselesi de; sadece namaz, oruç, hac, zekât meselesi değil… Bunlar imanın olmazsa olmaz şartları zaten…

Değerli Müminler!.. İman; kişinin dünya menfaati ile dini çatıştığında tercihinin ne olduğuna bağlıdır… Kul ve kamu hakkı da işte tam burada ortaya çıkıyor… Dünyalık menfaatinle dinin çatıştığında, her ne olursa olsun imanımız bizi koruyabiliyor mu, koruyamıyor mu meselesi bu…

بِئْسَمَا يَاْمُرُكُمْ بِهٖ اٖيمَانُكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ

““Eğer iman etmişseniz, şu imanınız size ne kadar da kötü şeyler emrediyor?” [Bakara;93] diyor Cenab-ı Allah…”

Eğer iman; sahibine söz geçiremiyorsa ya cılız bir imandır, ya pusturulmuş bir imandır, ya da faydasız bir imandır… İmanın, bize sözü geçecek, bizi koruyacak, bize cesaret verecek, bizi her yerde bir adım öne çıkaracak

Bir insanı, dünya menfaatlerine karşı imanı korumuyorsa; hangi namazı onu kurtarabilir?.. Hangi orucu onu kurtarabilir?.. Hangi haccı, hangi umresi onu kurtarabilir?.. Onun için kul ve kamu hakkına da; menfaatimizle din çatıştığında, tercihimizle alakalı bakmak lazım…

Değerli Kardeşlerim!.. Şu dünyada kıldığımız namazların, tuttuğumuz oruçların, zekâtlarımızın, haccımızın, ibadetlerimizin, Kur'an okumalarımızın, hayır-hasenatlarımızın; mahşer gününde elimizden kayıp gitmesini istemiyorsak… Mahşer gününde; şu dünyada hakkını yediğimiz insanların günahlarını alıp da cehenneme gitmek istemiyorsak… Kul hakkına çok dikkat edelim… Varsa helallik alalım…

Aynı şekilde; kamu hakkına da, gücümüz yettiği kadar, dikkat edelim… Ne milyonlarca insana sevaplarımızı versek bitirebiliriz… Ne de insanların günahını almakla şu dünyadaki üç kuruşluk menfaati ahirete taşıyabiliriz… Bu gün masal gibi okuduğumuz ve ya dinlediğimiz Hz. Ömer’in halifeliği döneminde, devletin mumunu söndürmeden verilen selamı almaması; Hz. Ebu Bekir’in kamu hakkı endişesiyle maaş almak istememesi bize garip gelebilir Ama kamu mallarına hıyanet etmenin Cenab-ı Allah'ın affetmeyeceği günahlardan olduğunu herkes biliyor Kamu malına hıyanet ederek kul hakkına giren birisi dünyada hak sahipleriyle helâlleşip tevbe etmeden ölüp giderse, ahirette hak sahipleri onlardan haklarını alacak ve Allah'ın huzurunda hesaplaşacaklar Şunu da çok iyi bileceğiz, kamu malından çalmanın vebali ve günahı sadece bu işi yapanların değil, böyle kişileri yok efendim bu bizdendir, bizim adamımızdır diye koruyup gözetenlerin ve ya göz yumanların da üzerinedir… Bizden söylemesi… Çünkü Peygamberimiz, "Kim aşıranı gizlerse, o da ondandır" diyor