İNSAN, İMAN VE HAYATIMIZ
Muhterem Müslümanlar! Gözümüzle gördüğümüz âlem içerisinde niçin var olduğunu, hayatın ne anlama geldiğini, burada niçin bulunduğunu, nereden gelip nereye gittiğini soran tek varlık insandır… Başka hiçbir mahlûkta bunu görmüyoruz… Yine kâinatta gözümüzle gördüğümüz varlıklar içerisinde anlam ve değer üreten, hüküm ve yargıda bulunan tek varlık insandır… Bu iyidir, bu kötüdür, bu güzeldir, bu çirkindir diye yargıda bulunan, değer üreten tek varlık insandır…
Mesela televizyonda bazen belgesel izleriz; bir aslanın bir ceylanı parçaladığını gördüğümüzde aslanı yargılamayız… Ne zalim bir hayvan, ne kadar vahşice gaddarca davranıyor diye onu yargılamayız… Çünkü biliriz ki; onda iyi ve kötüyü, güzeli ve çirkini, doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırt etme kabiliyeti yoktur… Onda akl-ı selim yoktur Vicdan dediğimiz o yüksek meleke yoktur…
Ama bir insan bir kötülük yaptığında, bir başkasına zulüm ettiğinde, başkasının malına, canına, ırzına, iffetine namusuna göz diktiğinde onu yargılarız… Çünkü biliriz ki onda; iyi ve kötüyü birbirinden ayırt etme, güzel ve çirkin, doğru ve yanlış arasındaki farkı görme kabiliyeti, melekesi vardır…
İşte bu özellikleri dolayısıyla insan, yeryüzündeki varlıklar içerisinde en üstün mertebede yer almıştır… Hatta meleklerin bile kendisine saygı duyduğu bir varlık olma bahtiyarlığına erişmiştir insan… Ancak insanın bunu idrak edebilmesi, kavrayabilmesi için düşünmesi ve fıtratına yönelmesi gerekmektedir…
Evet; insan birazcık düşündüğünde, sorguladığında niçin sorusunu sorduğunda, ben burada niçin varım, asıl görevim nedir, beni var eden niçin var etmiştir sorusunu sorduğunda birtakım şeyler söyleyebilir… Doğru davranması, güzel davranması, kendisine bunca nimetleri veren Cenab-ı Rabbil Alemine şükretmesi gerektiğinin farkına varabilir… Ama burada hakiki vazifesinin, gerçek anlamda ödevinin, görevinin ne olduğunu tam manasıyla bilemez…
İşte bu noktada ona din yardımcı olur, vahiy yardımcı olur… Peygamberler bize bu hususta rehberlik etmiş, ne yapmamız gerektiğini öğretmişlerdir… İşte onların öğretilerini, bize Allah-u Teâlâ'dan getirdikleri mesajları kabul edip, yüreğimizle tereddütsüz, şeksiz-şüphesiz bir şekilde kabul ettiğimiz zaman, iman dediğimiz o yüksek meleke, manevi güç ve kuvvet kalbimizde oluşur…
İman; Allah-u Teâlâ'nın peygamberleri aracılığıyla bize gönderdiği bütün buyruklara inanmak, onları tasdik etmek ve onların gereği üzere hareket etmek için Allah-u Teâlâ’ya söz vermek demektir… İşte imanın hayatımızda bir karşılığının olması, bir yansımasının bulunması için öncelikle insanı tanımamız gerekiyor…
Değerli Mü’minler!.. Hiçbir felsefe, hiçbir filozof, insana ve hayata dair hiçbir kitap, insanı Kur’an-ı Kerim kadar basit, sade ve gerçekçi bir şekilde anlatamamıştır
Öncelikle; insan olmadan varlığın, hatta kâinatın hiçbir anlamı ve değeri yok demektir… Yeryüzünde hiçbir insanın olmadığını, ama onun dışındaki bütün varlıkların, mahlûkatın yaşadığını düşünelim şöyle bir an… Milyarlarca galaksileri ve yıldızları ile birlikte, milyonlarca türleri ile birlikte bütün mahlûkatın hiç bir anlamı kalmaz, insan olmayınca… İnsan yoksa her şey boş… İşte insan bu kadar önemli ve anlamlı bir varlık…
Öyleyse; onu bu kadar önemli ve anlamlı kılan; varlığa dair düşünmesi ve varlığı değerlendirmesi, anlaması, kavraması… Oradan hareketle bütün bu mahlûkatın, varlığın sahibine ulaşmak kabiliyetine sahip olmasıdır…
İşte; Cenab-ı Hakk bu kabiliyetinden, bu özelliğinden dolayı, insana çok büyük önem verir… Cenab-ı Hakk onun hakkında söylediği şeyleri, başka hiçbir varlık hakkında söylememiştir Kur’an’da…
لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ فٖى اَحْسَنِ تَقْوٖيمٍ
ثُمَّ رَدَدْنَاهُ اَسْفَلَ سَافِلٖينَ
اِلَّا الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ
““Kuşkusuz biz insanı en güzel surette yarattık…”(TİN;4,5,6)”
Ayakta duran, el becerisi olan, aklıyla-zekâsıyla taşa-toprağa, demire şekil veren tek varlık insandır… Mesela; bütün uygarlıklar, medeniyetler bu el sayesinde kurulmuştur… Hayatımızı kolaylaştıran bütün teknolojik ürünler bu el sayesinde icat edilmiştir… En güzel kitaplar bu el sayesinde yazılmıştır… Ama maalesef, yeryüzünde insana yakışmayan, onun onuruna, izzetine, şerefine yakışmayan işler de bu el sayesinde yapılıyor…
Değerli Mü’minler!.. Cenab-ı Allah’ın kendisine verdiği değere layık bir varlık olabilmesi için, insanın gönlünde bir değer taşıması gerekiyor… İşte o değerin adı imandır… Eğer kalbinde iman yoksa insan bomboş, saçma ve anlamsız bir varlık demektir…
Eğer yeryüzünde tek bir insan kalmamışsa, bırakın gezegenimizi bütün kâinat anlamını yitirmiş demektir… Çünkü anlam üreten tek varlık sensin… İnsana bu değeri veren de işte kalbindeki imandır… Eğer kalbimizde iman dediğimiz o yüksek duygu yoksa bizim de diğer canlılardan hiçbir farkımız yok demektir…
İman yoksa eğer, insanoğlunun kurduğu bütün medeniyetlerin, uygarlıkların hepsi çöp demektir… Eğer iman olmazsa, şu dünya hayatı bomboş demektir… Yaptığımız her şey boşa gitmiş demektir…
İnsan aynı zamanda öldükten sonra yaşama arzusu duyan, bunu çok isteyen tek varlıktır yeryüzünde… Bunun şuurunda ve bilincinde olan tek varlıktır insanoğlu…
Görüyorsunuz; şu dünyada birçok kötülük işleniyor, birçok zulümler yapılıyor… Bunun karşılığında birçok iyilik, güzellik, hayır da işleniyor… Ama çoğu zaman bunların karşılığı tam olarak görülmüyor dünyada… Zalimler, gaddarlar mazlum insanları, masum insanları öldürdüler, onlara işkence ettiler, haksızlık ettiler… Ama hiçbir hesap vermeden bu dünyadan çekip gittiler…
Ama biz iman ediyoruz… Bunun bir hesabı olmalı diyoruz… Bu dünyadan herkesin yaptığı yanına kar kalarak göçüp gitmek olamaz diyoruz… Ama insan iman etmezse, bütün bunların ahirette bir hesabının olduğuna inanmazsa, yani hesabı inkâr ettiği zaman boşluğa düşüyor… Sıradan basit bir varlıkla eşitleniyor…
Eğer hesap düşüncen yoksa… Eğer bu dünyada yapılan bütün iyiliklerin ve kötülüklerin karşılığının mutlaka bir gün görüleceğine inanmıyorsan… Şu dünyadaki en değersiz varlıkla senin aranda hiç bir fark kalmıyor Bunu düşünmemiz, tefekkür etmemiz gerekiyor…
Değerli Mü’minler!.. Sözlerime başlarken dediğim gibi; insana ve hayata dair hiçbir kitap insanı Kur'an-ı Kerim'den daha güzel bir şekilde anlatamaz… Mesela; Şems Suresi insanı şöyle anlatıyor…
فَاَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوٰیهَا
Cenab-ı Allah; ben size doğruyu ve yanlışı, güzel ve çirkini, iyi ve kötüyü birbirinden ayırt etme kabiliyeti, melekesi verdim… Bu sadece sende var diyor…(ŞEMS;8)
قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰیهَا
“Nefsini, benliğini bütün kötülüklerden arındıran… Arındırmak için gayret eden…(ŞEMS;9)”
لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا
Cenab-ı Allah bize gücümüzün üstünde bir yük yüklemez…(BAKARA;286) Gücümüz nispetinde, iyi niyetli bir şekilde buna çalışırsak; mutlaka karşılığını göreceğiz…
İşte
قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰیهَا
nefsini, benliğini bütün kötülüklerden, çirkinliklerden, yanlışlıklardan arındırırsa kurtuluşa erer… İşte insan olmanın onurunu hazzını, lezzetini, o yüreğinde ki iman sayesinde tadar…
وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰیهَا
Bunun için çalışmayan, uğraşmayan, önemsemeyen.. Ben de diğer canlılardan biriyim diyen, kendini en değersiz varlıkla eşitleyen insanlar ise kaybetmişlerdir… Çünkü hayat bize verilen bir nimettir…(ŞEMS;9)
Cenab-ı Hakk bizi yaratmak mecburiyetinde değildir… Ama bize lütuf buyurdu, kerem buyurdu bizi yarattı… Hayat Allah-u Teâla’nın bize bir ikramıdır… Hiç birimiz kendi isteğimizle bu dünyaya gelmedik… Annelerimiz-babalarımız, onların ataları… Hiç birisi kendi isteğiyle bu dünyaya gelmedi…
Öyle birilerinin iddia ettiği gibi; bu kör madde, şuursuz, akılsız, zekâdan yoksun tabiat; insan gibi düşünce üreten, duygulanan, felsefe yapan, yargılayan, değer üreten bu insanı meydana getiremez… İnsanlık şu mikrofonu icat edebilmek için bile, elinizdeki telefonu icat edebilmek için bile 15 bin yıl bekledi… Yeryüzündeki tek akıllı varlık, en zeki varlık olan insan; bir sineğin kanadıyla kıyaslandığında bir hiç olan şu mikrofonu icat edebilmek için bile 15 bin yıl bekledi…
Birileri şimdi kalkmış, gören, duyan, seven, tefekkür eden, yargılayan insanı bu kör, şuursuz madde meydana getirmiştir diyor… Bunu akl-ı selim sahibi bir insan söyleyemez…
Kur’an-ı Kerim baştan sona bize tefekkürü tavsiye ediyor… Bu Kur’an’ı okuyalım, anlayalım, üzerinde tefekkür edelim artık… Bu hayat bize bir fırsat, bir nimet… Bakın bu tefekkür melekesini herkese vermemiş Cenab-ı Allah… Cenab-ı Hakk bizi -çok affedersiniz- bir solucan olarak da yaratabilirdi… Bir böcek olarak da yaratabilirdi… Ama bize insan olma onurunu tattırdı, bu hazzı, bu şerefi, bu izzeti tatma bahtiyarlığına erdirdi bizi Allah-u Teâla… Kur’an’ı okumamak, onu anlamadan, tefekkür etmeden şu dünyada yaşayıp gitmek bütün bunlara nankörlüktür…
Değerli Kardeşlerim!.. Kur’an bize insanı tanıtıyor… Kur’an bize bizi anlatıyor… Kur’an’ı okuyup anlamadığımız için, tefekkür etmediğimiz için insanı yani kendimizi tanımıyoruz… Ondan sonra kim ne derse ona inanıyoruz… Şimdi devam ediyoruz Kur'an'ın dilinden insanı tanımaya…
Başka bir ayet-i kerimede yine insanı şöyle anlatıp tanıtıyor Kur’an bize… Adiyat Suresi…
اِنَّ الْاِنْسَانَ لِرَبِّهٖ لَكَنُودٌ
““Kuşkusuz insan Rabbine karşı çok nankördür…” Bunca nimetlerini görmezlikten gelir… Anlamazlıktan, bilmezlikten gelir…”
Bakınız; şu telefonun içerisindeki bütün malzemeleri, bu telefon hangi şartlarda çalışır, ne zaman bozulur; bunu en iyi mühendisi, ustası bilir…
Bir insanı da en iyi onu Yaratan bilir… Kendi isteğiyle bu dünyaya gelemeyen, kendi kaderine hâkim olamayan bir varlık, kendisini ne kadar bilirse bilsin; kendisini Yaratandan daha iyi tanıyamaz… İşte bizi bizden daha iyi tanıyan Rabbimiz, bizi bize anlatıyor ve nankör bir varlıktır insan diyor…
Bakınız, sayamayacağımız kadar çok nimet vermiş bize… Size birisi küçük bir şey hediye etse, ona teşekkür etmeye unuttuğunuz zaman yüzünüz kızarır, mahcup olur, utanırsınız… Cenab-ı Hakk’ın sana dünyevi hiçbir nimet vermediğini farz et; evin yok-barkın yok, araban yok, şunun yok-bunun yok… Ama dimdik ayakta duruyorsun, sapasağlamsın, gören iki gözün var, işiten iki tane kulağın var, hepsinden önemlisi düşünen bir aklın var, seven bir gönlün var… Bunlar az bir nimet midir?.. Peki, buna nasıl teşekkür etmez insan?..
Biliyor musunuz; yeryüzünde kibirlenen, kendisini beğenen tek varlık da insandır… Çünkü akleden, düşünen, iş üretme melekesi olan bir varlıktır insan… Onun için kibirlenir insan… Bunları hep kendinden sanır… Oysa neden yaratıldığını unutmasa, düşünse kibirlenemez insan… Bunu bilelim ve unutmayalım, öyle kendi kendimize kibirlenmeyelim diye Cenab-ı Hakk bizi değersiz bir nutfeden yarattığını defalarca söylüyor Kur’an-ı Kerim'de… Cenabı Hak bunu boş boşuna söylemiyor… Aslına bak, neden-nasıl meydana geldiğini bil, kimin ilmi, hikmeti ve kudreti sayesinde var olduğunu ve yaşadığını bil, kibirleneceksen ondan sonra kibirlen diyor Cenab-ı Allah…
Değerli Kardeşlerim!.. İnsanoğlunun bunları düşünebilmesi için, işte yüreğimizdeki o yüksek melekenin bulunması gerekiyor… İman… İşte nankör olmamanın yolu da imandan geçiyor…
Eğer bu hayatı sadece başkaları ile rekabet etmek için yaşarsan… Sadece daha çok kazanmak için, daha lüks yaşamak için, bu dünya nimetlerinden daha fazla istifade etmek için yaşarsan… Hayatı her şey benim olsun duygusuyla hareket etmek olarak algılarsan… Aklını, zihnini, gönlünü sadece dünya zevk-ü sefasına odaklarsan… Diğer güzellikleri göremezsen… Bir yetimin başını okşamanın… Bir yoksula yardım etmenin güzelliğini göremezsen… Hayat senin için o noktadan ibarettir… Zaman hızla akıp gider, son nefesin gelir ve sana verilen fırsatı kaçırmış olursun… Elinde kalan kocaman bir hiç olur ve şu dünyadan bir hiç olarak çeker gidersin…
Onun için etrafına bakacaksın… Bu güzelliklerin ortasında hayatı Cenab-ı Allah’ın rızasına uygun bir şekilde yaşamaya gayret edeceksin… İşte ancak bunu yaptığınız zaman insan olmanın onurunu, izzetini ve şerefini yaşamışsın demektir… Değilse hayat bomboş… İşte bu hayatı boşu boşuna yaşamamanın, şu dünyadan elin bomboş çekip gitmemenin yolu imandan geçiyor…
Değerli Mü’minler!.. Cenab-ı Hakk insanın büyük bir sorumluluk yüklendiğine dikkat çekiyor Kur'an’da…
اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ
““Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk… Bunu al yerine getir dedik…”(Ahzap;72) diyor… Bu emanetin ne olduğunu ayetin devamından anlıyoruz…”
فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا
““Onlar o emaneti yüklenmek istemediler, ondan çekindiler…””
Seni göklerin, yerin ve dağların üstüne çıkaran sende bir değer var… Kur'an bunu çok veciz bir ifade ile dile getiriyor… Hiçbir filozof böyle bir söz söylememiştir… Hiçbir kitap insanı bu kadar güzel anlatamaz… Ama okumuyoruz kitabımızı maalesef…
Gökler, yer ve dağlar bu emaneti yüklenmekten kaçınıyor, korkuyor… Ama insan ona cür’et ediyor…
وَحَمَلَهَا الْاِنْسَانُ
““İnsan o emaneti yükleniyor…” Aslında burada bir teşbih var… Bize, bizi çok veciz bir şekilde anlatıyor Cenab-ı Hakk… İnsanoğlu bana akıl verdin, zeka verdin, el verdin, ayak verdin… Ben bu melekelerimle taşı, toprağı, demiri işlerim, kâinatta hiçbir varlığın yapamadığı işleri yapabilir, medeniyetler kurabilirim Ya Rabbi dedi ve yüklendi bu emaneti… Aynı insan kendisine verilen bütün bu nimetlerin bir karşılığının olacağını, bunun hesabının sorulacağını da biliyordu…”
İşte; insan bu emaneti yüklendi… Bu bir sorumluluktur Bu sorumluluğu yerine getirebilmesi için, insanın önce Rabbini tanıması gerekiyor… Rabbini tanıyabilmesi için de, önce kendisini tanıyacak… Onun için Rabbimizi tanımadan bu sorumluluğu yerine getirmemiz mümkün değil… Daha doğrusu bu sorumluluk duygusunu taşımamız mümkün değil…
Değerli Müslümanlar!.. Sen de öyle bir meleke, öyle güzel özellikler var ki; sen milyarlarca galaksilerden, yıldızlardan, bir bütün olarak kâinattan çok daha değerli bir konuma yükselebiliyorsun… İşte sendeki bu özellik akl-ı selim sahibi olman… Vicdan sahibi olman… İman sahibi olmandır…
Evet; insan sorumluluk sahibi bir varlık ve bunu anlayabilecek bir idrake, bir şuura, bilince sahip bir varlık… Ama bunu yapabilmesi için öncelikle düşünmesi gerekiyor… Ben burada niçin varım?.. Bu kadar nimet bana niçin verildi?.. Bunları düşünmesi gerekiyor…
اِنَّ الْاِنْسَانَ خُلِقَ هَلُوعًا
““İnsan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır.””
اِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ جَزُوعًا
““Kendisine kötülük dokunduğu zaman sızlanır ””
وَاِذَا مَسَّهُ الْخَيْرُ مَنُوعًا
““Ona bir hayır dokunduğunda da eli sıkıdır ””
اِلَّا الْمُصَلّٖينَ
““Ancak, namaz kılanlar başka…”(Meariç;19-20-21-22)”
Değerli Mü’minler!.. İnsan anlatılırsa ancak bu kadar anlatılır… Hangi psikoloji kitabını okursan oku, hangi felsefe kitabını okursan oku; insanı bu kadar sade, bu kadar basit, net ve gerçekçi bir şekilde anlatan başka bir kitap bulamazsın… Kur'an bana beni anlatıyor…
“İnsan hırsına düşkün bir varlıktır…” diyor… Ne kadar da doğru diyor; bir sürü malımız, servetimiz var… Ama yetinmiyoruz hiç birimiz… Hep daha fazlasını istiyoruz… Bütün dünya benim olsun istiyoruz… Oysa hiçbirimiz kendi isteğinizle bu dünyaya gelmedik ve hiçbirimiz kendi isteğimizle bu dünyadan gitmeyeceğiz…
İmanın insana kazandırdığı en yüksek değerlerinden birisi alçakgönüllülüktür… Ama iman yoksa birinde, işte o zaman Allah'ın verdiği akılla, zekâ ile kalkar Allah’a meydan okur, hâşâ… Hatta bazen iman edenler bile düşebiliyorlar bu hataya ve gaflete… Onun için Cenab-ı Hakk imanı anlatırken
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اٰمِنُوا
““Ey İman edenler! İman edin…” diyerek uyarıyor bizi… İman etmişsin zaten… Ama yine de iman edin, yani imanınız da devamlı olun diye uyarıyor bizi…”
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اٰمِنُوا
““Ey İman edenler! İman edin…” diye başlayan bu ayette “Allah’a, Resulüne, indirdiği kitaba, daha önce indirdiği kitaplara, meleklere, ahiret gününe iman edin” diye iman edenleri bile uyarıyor Cenab-ı Allah… Çünkü sinede iman yoksa hayatınız boş, anlamsız ve değersiz demektir…”
İşte kendisini unutmayalım diye Cenab-ı Hakk bize namazı emrediyor… Kendisini ve iman ettiğimizi unutmayalım diye bizi günde beş defa huzuruna çağırıyor Cenab-ı Allah… Çünkü insanın kendisini unutursa insanlığını unutacağını, hayatın bomboş geçip gideceğini biliyor Allah-u Teâla İnsan aldanır, aldanmasın diye lütuf ve kerem buyurdu bize, beş vakit namazı emretti… Namaz kılarken sen Allah’a bir söz veriyorsun; Senin emirlerine, Peygamberinin emirlerine, buyruklarına uygun hareket edeceğim, seni unutmayacağım diye söz veriyorsun… Böyle kılacaksın namazını… Ya Rabbi seni unutmadım geldim diyeceksin her vakit abdestini alıp namaza dururken… Çünkü Allah’ı unutan insanlığını unutur… İnsanlığını unutan da şu dünya hayatını boşu boşuna bitirir gider… Ondan sonra da ahirette zelil olur, rezil olur, ebedi azaba duçar olur…
Vel hasıl-ı kelam; niçin var olduğunu, hayatın ne anlama geldiğini, burada niçin bulunduğunu, nereden gelip nereye gittiğini soran tek varlık insandır… Bu iyidir, bu kötüdür, bu güzeldir, bu çirkindir diye yargıda bulunan, değer üreten tek varlık insandır… İşte bu özellikleri dolayısıyla insan, kâinattaki varlıklar içerisinde en üstün mertebede yer almıştır… Hatta meleklerin bile kendisine saygı duyduğu bir varlık olma bahtiyarlığına erişmiştir… Eşref-i mahlûk olmuştur… Yani kâinatta yarattığı bütün mahlûkatın en şereflisi olmuştur… Cenab-ı Allah’ın kendisine verdiği bunca değere layık olabilmesi için, insanın gönlünde bir değer taşıması gerekiyor… O değerin adı imandır…
Eğer insanın kalbinde iman yoksa bomboş, saçma ve anlamsız bir varlık olur… En yüksek mertebeden en aşağıya iner, esfel-i safilin olur…
