Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İnsan ve Kur'an İkizdir

İsmail Sezkin

İNSAN VE KUR’AN İKİZDİR


Değerli Mü’minler!.. Kur’an-ı Kerim Cenab-ı Allah tarafından insanlık için gönderilmiş son uyarı ve son çağrının adıdır Son Peygamber Hz. Muhammed Mustafa (SAV) vasıtasıyla bize sunulan bu mesaj,

اَلَّذٖى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًا

ayetinde(MÜLK;2) buyurulduğu üzere bize verilen hayat nimetini kimin daha güzel amel edeceğini sınamak için yaşadığımız bu hayatta, bizim için bir kılavuz görevi görüyor

Kur’an-ı Kerim öncelikli olarak mü’minler ve muttakiler için bir rahmet vesilesi, daha geniş anlamda ise bütün insanlık için bir rahmet vesilesidir Kur’an-ı Kerim’in muhatabı biziz… İşte bunu anlatmak için “İnsan ve Kur’an, ikizdir” denilir

Kur’an-ı Kerim, bize dünya hayatını anlatırken;

وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا فِى الْاٰخِرَةِ اِلَّا مَتَاعٌ

““Dünya hayatı ise, ahiret hayatı yanında, geçici bir doyum ve avunmaktan ibarettir” buyurarak dünyanın bir geçimlik meta olduğunu söylüyor…”

زُيِّنَ لِلَّذٖينَ كَفَرُوا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا

““Dünyanın insana süslü gösterildiği” buyuruluyor…”

فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا

“ayetinde de “Dünyanın bir aldatıcı olduğunu ve her an bizleri aldatabileceğini” haber veren Kur’an”

الَّذٖينَ اشْتَرَوُا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا بِالْاٰخِرَةِ

““Kimi insanların bu sınavda dünyayı ahiret karşılığında satın alarak” (BAKARA;86) ve ya”

اَلَّذٖينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ

“Ahirete karşılık dünyayı tercih ederek” (İbrahim,3) bu sınavı kaybedeceğini bildiriyor… Halbuki Cenab-ı Allah;”

اَلَّذٖى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًا

““Hayatı da, ölümü de bizim hangimizin daha güzel amel edeceğini denemek için yaratmış…””

Değerli Kardeşlerim!..

وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبٖينَ

ayetinde bildirildiği üzere “Yeri-göğü ve ikisi arasındaki hiçbir şeyi başıboş yaratmamış” olan Cenab-ı Allah insanı da başıboş yaratmamış Çünkü kâinatta küreden zerreye her şey anlamlı ve her şey bir amaç için yaratılmış İnsanın da bu hayatı yaşamasının bir gayesi var, bir amacı var O da kulluk etmek Bu da bize;

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ

“ayetinde “Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” diye bildiriliyor”

Bizim şu dünya hayatını yaşarken hiç unutmamamız gereken bir gerçek daha var… O da bu hayatın sonunda yine Rabbimize döneceğimiz gerçeği O’na geri döndüğümüzde de, Rabbimizin bize soracağı en başta gelen sorulardan birisi de, gönderdiği kitabı ile bağımızın ne olduğu sorusu olacak

Ahiret gününü bize anlatan Kur’an’ın değindiği konular arasında, bir de peygamberin kavmini Cenab-ı Allah’a şikâyet edeceği gerçeği var

وَجِئْنَا بِكَ عَلٰى هٰؤُلَاءِ شَهٖيدًا

““Bizim için o gün lehte ya da aleyhte tanık olacak” olan Peygamberimizin, bizler şefaatini beklerken karşılaşmamız muhtemel olan bu şikâyet, dünyada iken Kur’an’ı terk etmekle alakalı olacak “Peygamberimiz o gün:”

يَا رَبِّ اِنَّ قَوْمِى اتَّخَذُوا هٰذَا الْقُرْاٰنَ مَهْجُورًا

“Ya Rabbi!.. Kavmim bu Kur’an’ı terk edilmiş bir obje haline getirdi” diyecek…”

İslam âlimlerinden İbn-i Teymiyye bu ayetin sonundaki “

مَهْجُورًا

“” ifadesini izah ederken veciz bir ifade ile “Kur’an’ı okumayan onu terk etmiştir Kur’an’ı okuduğu halde onun anlamlarını düşünmeyen onu terk etmiştir Kur’an’ı okuyup anlamını düşünse de muhtevası ile amel etmeyen onu terk etmiştir” diyor…”

Değerli Kardeşlerim!.. Yarın huzur-u mahşerde böyle bir şikâyetle yüz yüze gelmemek için, Kur’an ile olan bağımızı yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor Bize verilen bu dünya hayatında, neyi nerede ve niçin yapmamız gerektiğini öğrenmenin en kolay yolu Kur’an ile olan bağımızı kurmak ve ona göre bir hayatı tanzim etmekten geçer Çünkü verilen hayatın tekrarı ve yeniden yaşanması mümkün değil… Malumunuz; ömür sermayemiz sürekli eriyor, hayat ölüme doğru hiç durmadan devam ediyor

Gönderdiği Peygamber ile bize tenezzülde bulunan Cenab-ı Mevla’nın son mesajı olan bu Kur’an, bizim için kendisine tutunacağımız bir kulp, bir ip ve bir kılavuz hükmünde Bu Kur’an bize;

اَفَبِهٰذَا الْحَدٖيثِ اَنْتُمْ مُدْهِنُونَ وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ اَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ

iz, bu sözü küçümsüyor musunuz ve Allah’ın verdiği rızka O’nu yalanlayarak mı şükrediyorsunuz” diyor…

اِلَّا تَذْكِرَةً لِمَنْ يَخْشٰى مَا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ لِتَشْقٰى

“Kur’an-ı Kerim bize “Güçlük ve sıkıntı olsun diye indirilmedi…””

فَاِنْ تَنَازَعْتُمْ فٖى شَیْءٍ فَرُدُّوهُ اِلَى اللّٰهِ وَالرَّسُولِ

“Bizim şu dünyadaki sorunlarımıza bir çözüm ve hakem olma amacıyla gönderildi ” Bu da, öncelikle ona iman etmekle ve şu dünya hayatını Kur’an’a göre yaşamakla mümkün”

Değerli Mü’minler!.. Şu Cuma vaktinde hepimiz şöyle dönüp kendi hayatımıza bir bakalım… Yaşadığımız hayata baktığımızda; acaba Kur’an’ın yeri neresi?.. Acaba onu hangi amaçla okuyoruz?.. Aileden eğitime, toplumsal olaylara kadar; bizim gündelik işlerimizde Kur’an’ın konumu acaba nerede?.. İşimizi-gücümüzü yaparken “Cenab-ı Allah bu hususta ne diyor?” ifadesinin karşılığı olarak “Kur’an bu konuda bizden ne istiyor?” sorusunu kendimize hiç sorabiliyor muyuz?.. İşte bunlara doğru cevap verebilmek için Kur’an ile aramızdaki bağın çok iyi olması gerekiyor

Gerçekten onu niye okuyoruz?.. Ve ya ne kadar okuyoruz?.. Ve ya nerede ve hangi zamanlarda ve kimler için okuyoruz?.. Hayatımızda hiç onu kendimiz için okumayı deneyebildik mi?.. Günün ve ayın belirli zamanlarından, dinî gün ve gecelere ait özel ibadetlerimizin arasına sıkıştırdığımız birtakım okumalar dışında, Cenab-ı Allah’tan bizzat bize iniyormuş gibi bu ilahî vahiyle yüzleşmeyi hiç denedik mi şimdiye kadar?.. Acaba Kur’an’ı ne kadar tanıyoruz?.. Tanınmayan bir şey ne kadar anlaşılabilir ve ya ne kadar sevilebilir?..

Değerli Kardeşlerim!.. Eğer Kur'an’ı tanınmazsak, neye inanacağımızı, bu inancımızı nasıl yaşayacağımızı bilemeyiz Bu durum bizi çözemeyeceğimiz, altından kalkamayacağımız bir sürü problemle karşı karşıya bırakır Görüyorsunuz İslam âleminin halini… Cenab-ı Allah,

لَوْ اَنْزَلْنَا هٰذَا الْقُرْاٰنَ عَلٰى جَبَلٍ لَرَاَيْتَهُ خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِ

“u Kur’an bir dağa indirilmiş olsaydı, o dağlar Allah korkusundan dolayı paramparça olurdu” diyor… Bize de; “Gönderilen bu vahiy ile kalplerimizin ne zaman ürpereceğini soruyor…””

اَلَمْ يَاْنِ لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا اَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللّٰهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّ

Günümüzde bütün Müslümanların bu çağrıya kulak vermesi artık her zamankinden daha elzem gözüküyor Bizler, ondan uzaklaştıkça gün yüzü görmedik ve görmüyoruz… Biraz önce dediğim halimiz ortada… Başımıza ne geldi ise; Kur’an’a karşı duyarsızlaşmamız sebebiyle geldi Hâlbuki Kur’an’a yaklaştıkça hakikate yaklaşmanın huzurunu bulur insan… Ama ondan uzaklaştıkça, zanların, vehimlerin, erdemsizliklerin bataklığına saplanıyoruz maalesef

Değerli Mü’minler!.. Dolayısıyla; bütün Müslümanlar olarak, yapmamız gereken tek şey, kendimizi Kur’an’a açmak ve vahye koşup Kur’an’ın önünde diz çökmek Her türlü şeytani ve nefsani niyet ve düşüncelerden, hem aklımızı, hem de kalbimizi arındırarak yeniden Euzü besmele çekmek

Kendimizi vahyin karşısında bir öğrenci gibi telakki ederek, ondan mezun oluncaya kadar sürecek olan bir eğitime katılmak Vahyi her okuyuşumuzda ilk defa okuyormuş gibi bir hassasiyet göstererek, günün bir vaktini ona ayırmamız gerekiyor… Kur’an’ı her okuduğumuzda, sanki bize o an iniyormuş gibi okumak gerekiyor…

Kur’an’ı okurken bütün varlığımızla vahye kulak vermemiz lazım… Şahsî görüşlerimizi ya da kanaatlerimizi geri plana çekmemiz lazım Kur’an’ı belirli aralıklarla, kendimiz için en uygun bölümler halinde, az da olsa devamlı bir okursak eğer, hem Kur’an’ı anlarız, hem de bu anladıklarımızı zihnimizde ve kalbimizde pekiştirmiş oluruz hayatımızda Ayrıca Kur’an’dan feyiz alabilmek için, onu bir yaşam kitabı haline getiren bir anlayışla okumamız gerekiyor

Kısaca Kur’an’ı anlamak ve anladıklarımızı hayatımızda yaşamak için, onu okumamız gerekiyor… Yani sadece dilimizle iman ettiğimizi söyleyerek Kur’an’a olan sorumluğumuz bitmiyor… Kur’an’ı hayatımıza taşıyarak, hayatımızı onun istediği şekilde yaşayarak iman etmemiz gerekiyor…

Değerli Mü’minler!.. Kur’an-ı Kerim’de Firavun’un sihirbazları anlatılarak; işte bize bu hakikat hatırlatılıyor İman etmenin bir insanı nasıl ve ne kadar değiştirebileceğini, ruhlarda nasıl bir inkılaba yol açacağını anlatıyor

Malumunuz; Hz. Musa(AS) peygamber olarak Firavun’un yanına gidip mucizelerini gösterince, Firavun’un saraydaki adamları, Musa’nın bu yaptığının sihirden başka bir şey olmadığını, sihire ancak sihirle karşılık verilebileceğini söyleyerek Firavun’a, en maharetli sihirbazlarını Hz. Musa’nın karşısına çıkarmasını tavsiye ederler O da ülkenin dört bir yanından en bilgili ve maharetli sihirbazları getirtir

وَجَاءَ السَّحَرَةُ فِرْعَوْنَ قَالُوا اِنَّ لَنَا لَاَجْرًا اِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِبٖينَ

“Sihirbazlar, “Musa’yı yenmeleri hâlinde kendilerine bir ücret, maddî menfaat verilip verilmeyeceğini” sorunca,”

Firavun

نَعَمْ وَاِنَّكُمْ اِذًا لَمِنَ الْمُقَرَّبٖينَ

abi ki, ayrıca galip gelmeniz hâlinde bundan böyle benim yanımda ve yakınımda olacaksınız”(ARAF 113/ŞUARA 41) der Bu müjdeyi alan sihirbazlar, Hz. Musa ile düelloya girerler… Ancak Hz. Musa’nın asasının gerçek anlamda yılana dönüşmesi, sihirbazların yaptıkları göz boyama türünden numaraları geçersiz kılar Bunun sihir olmadığını en iyi onlar anlar Bu sebeple hemen orada Hz. Musa’nın gerçekten Allah’ın elçisi olduğuna inanırlar ve secdeye kapanırlar

Tabii, bu yaşananlarla Firavun’un itibarı sarsılır ve bunu cezasız bırakamaz Onlara tehditler yağdırır Bu olay iki farklı surede şu şekilde anlatıyor:

“Firavun

اٰمَنْتُمْ بِهٖ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْ

“"Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz?” der…”

اِنَّ هٰذَا لَمَكْرٌ مَكَرْتُمُوهُ فِى الْمَدٖينَةِ لِتُخْرِجُوا مِنْهَا اَهْلَهَا

“Bu, , halkını bu şehirden çıkarmak için kurduğunuz bir tuzaktır” der…”

فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ

“Ama yakında başınıza gelecekleri göreceksiniz” der…”

لَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ ثُمَّ لَاُصَلِّبَنَّكُمْ اَجْمَعٖينَ

“Mutlaka ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım” der… Onlar da”

اِنَّا اِلٰى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَ

“''Biz zaten Rabbimize döneceğiz" derler”

وَمَا تَنْقِمُ مِنَّا اِلَّا اَنْ اٰمَنَّا بِاٰيَاتِ رَبِّنَا لَمَّا جَاءَتْنَا

“Sen sadece Rabbimizin ayetleri bize geldiğinde, onlara inandığımız için bizden intikam alıyorsun…””

رَبَّنَا اَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَتَوَفَّنَا مُسْلِمٖينَ

“Rabbi!.. Bize bol bol sabır ver, Müslüman olarak canımızı al” derler… (A’raf;123-126)”

Bir başka surede ise Firavun’un tehdidine karşı sihirbazların cevabı şu şekilde anlatılır:

“Dediler ki:

لَنْ نُؤْثِرَكَ عَلٰى مَا جَاءَنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالَّذٖى فَطَرَنَا

Seni, bize gelen açık açık mucizelere ve bizi yaratana tercih edemeyiz…

فَاقْضِ مَا اَنْتَ قَاضٍ

Öyle ise yapacağını yap!..

اِنَّمَا تَقْضٖى هٰذِهِ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا

Sen, ancak bu dünya hayatında hükmünü geçirebilirsin

اِنَّا اٰمَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَايَانَا وَمَا اَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ السِّحْرِ

Biz, hatalarımızı ve senin bize zorla yaptırdığın büyüyü bağışlaması için Rabbimize iman ettik…

وَاللّٰهُ خَيْرٌ وَاَبْقٰى

Allah, mükâfatı en hayırlı ve cezası en sürekli olandır” derler… (Taha 72-73)

Değerli Kardeşlerim!.. Bu âyetler üzerine çok şey söylenebilir… Ben burada sadece bir noktaya dikkat çekmek istiyorum…

Biraz öncesine kadar dünyevî menfaat peşinde koşan, “bize ücret vereceksin değil mi?” diye Firavun’un gözünün içine bakan, Firavun’a yakın olmak için bütün maharetlerini ortaya koymaya hazır olan sihirbazlara ne oldu da, bir anda bütün menfaatleri ellerinin tersiyle ittiler acaba?.. Bırakın menfaatlerden vazgeçmeyi, Firavun’un işkence ederek öldürme tehditlerine bile prim vermediler “Elinden geleni ardına koyma!.. Senin hükmün bu dünyada geçer… Biz nasıl olsa Rabbimize döneceğiz” dediler

Bakın bu sihirbazlar aylarca ya da yıllarca dinî bir eğitim almadılar, mektep medrese okumadılar, Hz. Musa ile daha önce hiç bir araya gelmediler Peki; nasıl oldu da, bir anda menfaatlerinden vazgeçip, musibetlere razı hale geldiler?.. Nasıl oldu da Firavun’un işkence tehdidine kulak asmadılar?.. Başları yukarı kalkık bir halden secde haline nasıl döndüler?..

İşte bütün bunlar samimi bir imanla oldu… Samimi iman ruhlarına yerleşince, Allah korkusu dışındaki korkular bir anda ruhlarından uçtu gitti Artık Firavun’un tehditleri vız gelir tırıs gider hale geldiler Samimi iman ruhlarına yerleşince; dünyevî arzuları, beklentileri, kazanç istekleri bir anda uçup gitti Bunun yerine ahirette Allah’ın rızasını kazanma isteği aldı Samimi iman ruhlarına yerleşince; kibir gitti, tevazu geldi… Burnu havaya kalkık olma hali gitti, secde hali geldi

İşte; sihirbazların bu samimi imana bir anda kavuşmasını sağlayan şey, Hz. Musa’ya bahşedilen mucizeydi Her şey onunla değişmişti Aynı mucizeyi Firavun ve askerleri de görmüştü; ama bu mucize onlarda aynı etkiyi yapmamıştı… Çünkü onlar, bu mucizenin gerçek değerini takdir edecek durumda değillerdi… Hz. Musa’ya bahşedilen bu mucizenin bir sihir, göz boyama, hokkabazlık olmadığını en iyi sihirbazlar bilir çünkü…

Değerli Mü’minler!.. Şimdi bize gelelim… Bizler elhamdülillah Müslümanız Elimizde de Rabbimizin bir mucizesi olan Kur’an var Ancak bu mucizenin hakkını sadece Kur’an’ı derinlemesine inceleyip, onunla ilgili bilgi sahibi olanlar anlayabiliyor Kur’an’ı okumayanlar, Kur’an’ı anlamayanlar, Kur’an üzerinde düşünmeyenler; o mucizeyi takdir edemiyor

Yıllar boyunca hak ve hakikati bulamamış, cahiliye bataklığında sürünmüş olan, ancak gidişatından rahatsız olan ruhlar, Kur’an mucizesi ile buluştuğunda bu mucize onların ruhunda, tıpkı Hz. Musa’nın mucizesinin sihirbazlar üzerinde yaptığı etkiyi yapıyor Kur’an okuyarak yeni Müslüman olmuş kimselerin gözlerindeki parıltıya, bedenlerine yansıyan sevince bir bakın Sonrasında daha önce sahip oldukları her şeyi ellerinin kenarıyla itmeleri ve tıpkı secdeye kapanan sihirbazlar gibi Allah’a ibadete kendilerini adamalarına bir bakın…

Demek ki; Kur’an’ı ne kadar çok anlarsak, imanın kıymetini o kadar iyi anlayacağız İman, işte o zaman ruhlarımızda büyük bir devrim meydana getirecek… Küfre işte o kadar güçlü şekilde meydan okuyacağız… Dünyevî nimetler bizi hiçbir şekilde yolumuzdan saptıramayacak İşte o zaman hayatımızda taşlar yerli yerine oturacak…

Değerli Kardeşlerim!.. Cenab-ı Hakk bütün kâinatı bizim için yaratmış… Yarattığı her şeyi bizim hizmetimize vermiş… Bu da yetmemiş; bizim için peygamberler göndermiş Ama maalesef bizler beşer olduğumuz için… Bazen Mevlâmız’dan uzak düştük… Şu geçici dünyaya aldandık Yaratılış ve kulluk amacından, samimi inançtan, ahlâkî değerlerden uzaklaşır olduk bazen Günübirlik telaşlar içerisinde bencillik ediyoruz… Bazen hırslarımıza yeniliyoruz… Sanki bütün kâinat bize amade yaratılmamış gibi… Bazen açgözlülük ettiğimiz zamanlar oluyor… Bazen değerlerimizi kaybediyoruz… Sonra da bu kaybettiklerimizi tekrar bulamaz oluyoruz…

Hani Nasreddin Hoca yüzüğünü samanlıkta kaybetmiş… Ama bahçede aramaya başlamış Nasreddin Hocanın bir şey aradığını gören komşusu…

-Hayırdır hocam… Bir şey mi kaybettin… Saatlerdir ne arıyorsun? diye sormuş hocaya… Hoca;

- Evet… Yüzüğümü kaybettim deyince… Komşusu da başlamış aramaya… Bulamayınca komşusu tekrar:

-Hocam yüzüğünü burada mı kaybettin? diye sormuş hocaya… Hoca;

-Hayır yüzüğü samanlıkta kaybettim? demiş.. Bunun üzerine şaşıran komşusu;

-Hocam o zaman yüzüğü niye samanlıkta değil de, bahçede arıyorsun? deyince…

-“Samanlık karanlık olduğu için bahçede ışıkta arıyorum” demiş

İşte İslam âlemi de bu gün aynı Nasreddin Hoca gibi, bir şeylerini kaybetmiş durumda… Ama kaybettiği değeri yerinde değil de, başka yerlerde arıyor sanki…

İşte, bu gün bütün insanlığın arayıp da bulamadığı, kaybettiğimiz o değer; Kur’an-ı Kerim…

Kur’ân-ı Kerim, bizim için bir hidayet rehberi Onun için, Kur’an’a sarılmamız lazım… Hayatımızı Kur’an’a göre yaşamamız lazım… Anacak bu şekilde hidayet ve istikâmet üzere olabiliriz şu dünyada… İnsanlık şu dünyada ancak Kur’an’ın sayesinde sapıtmadan yaşayabilir… İşte bu gün bütün İslam aleminin İslâm ve Müslüman kimliğini kaybetmemesi bununla mümkün… Allah-u Teâlâ:

وَاتَّبِعُوا اَحْسَنَ مَا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ

““Rabbinizden size indirilen Kur’ân’a uyun”(Zümer 55) buyuruyor…”

Yaşadığımız şu çağda insanlık maalesef Kur’an-ı Kerim’in değerlerini kaybetmiş durumda Oysa;

اِنَّ هٰذَا الْقُرْاٰنَ يَهْدٖى لِلَّتٖى هِىَ اَقْوَمُ

“u Kur'an bizi en doğru yola, saadet yoluna iletir… Ulaştırır ” ( İsra 9 )”

Ama bizler bu yolu Cenab-ı Allah’ın bize gönderdiği Kur’an’da aramıyoruz Başka yerlerde arıyoruz… Ama bu aradığımızı başka adreslerde aramaya devam ettiğimiz sürece… Nasreddin Hoca gibi bulamayız… Zaten bulamıyoruz İşte bütün İslam âleminin çırpınışı bu yüzden İşte bütün İslam âleminin zulme uğraması bu yüzden Bugün Cenab-ı Allah’ın kitabı Kur’an; inanın, İslam âleminden intikam alıyor Kur’an’a yüz mü çevirdiniz… Kur’an’a sırtınızı mı döndünüz… O zaman durum budur… Buyurun yaşayın diyor…

Peygamberimiz;

إِنَّ الَّذِى لَيْسَ فِى جَوْفِهِ شَىْءٌ مِنَ الْقُرْآنِ كَالْبَيْتِ الْخَرِبِ

““Eğer Kur’an’dan bir şey yoksa, kalbiniz harap olmuş bir ev gibidir” diyor… Kur’an-ı Kerim Peygamberimizin bize en büyük emaneti…”

Peygamberimiz veda haccında; “Size iki emanet bırakıyorum… Onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız O emanetler; Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim ve benim sünnetimdir” diyordu Peygamberimizin bu emanetini ve vasiyetini yerine getirmek zorundayız

Peygamberimiz bir gün ashabıyla otururken arkadaşlarına:

“-Sizden sonra dünyada bir takım bozulmalar, fitneler, yozlaşmalar, kaoslar, kavgalar, gürültüler meydana gelecek” diyor… Ashab-ı Kiram:

“-Ya Resulüllah!.. O kavgalardan, kaoslardan, fitnelerden nasıl kurtulacağız?” diye soruyor Peygamberimize… Peygamberimiz;

- Sizi kurtaracak olan Kur’andır Çünkü o kitapta sizden öncekilerin haberi vardır Ad kavmi, Lut kavmi, Semud kavmi gibi çeşitli milletlerin, peygamberlerin haberi vardır… Yine sizden sonrakilerin de haberi olduğu gibi… Sizinle ilgili hükümler vardır onun içerisinde” diyor… Sonra şu ayetleri okuyor Kur’an’dan:

اِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌ

““O Hakkı batıldan iyiyi kötüden ayırt eden bir kitaptır…”

وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِ

“O asla bir şaka eğlence değildir…”(Tarık 13-14)”

Ve’l-hasıl-ı kelam; “Allah’a kul olma” görevine sahip olan hiçbir Müslüman… Gerekçesi ne olursa olsun… Kur’ân’dan uzaklaşma hakkına sahip değildir… Çünkü Kur’anî bir hayattan sapan insan… Ne bu dünyada ne de öbür dünyada huzur bulamaz…

Rabbimiz Kur’an’ı hakkıyla anlamayı, imanı ruhlarımıza sindirmeyi bizlere nasip eylesin

Bizleri gaflet uykusundan uyandırsın inşallah